Libyalılar kaos ve umut arasında Şubat Devrimi’nin onuncu yıldönümünü kutluyor

İki hükümet, iki Temsilciler Meclisi ve dış müdahaleler, ülke için en belirgin olumsuzluklar olurken demokratik geçiş için tek olumlu gelişme son zamanlarda atılan adımlar oldu

Kaddafi rejimini yıkan Şubat Devrimi’ni kutlayan Libyalılar (AFP)
Kaddafi rejimini yıkan Şubat Devrimi’ni kutlayan Libyalılar (AFP)
TT

Libyalılar kaos ve umut arasında Şubat Devrimi’nin onuncu yıldönümünü kutluyor

Kaddafi rejimini yıkan Şubat Devrimi’ni kutlayan Libyalılar (AFP)
Kaddafi rejimini yıkan Şubat Devrimi’ni kutlayan Libyalılar (AFP)

Said Ferhan
Libyalılar, Muammer Kaddafi rejimini deviren Şubat 2011 ayaklanmasının onuncu yıl dönümünü, geçen yılların geride bıraktığı olumsuz ve olumlu sonuçlara dair fikir ayrılıkları içinde kutluyorlar.
Libya halen dış müdahaleyle daha da şiddetlenen siyasi ve güvenlik kaosu içerisinde. Bu durum tüm yaşananların ardından bitkin düşen Libyalıları,  ülkelerinin muazzam zenginliğinden mahrum bırakıyor.
Albay Muammer Kaddafi'nin rejimine karşı 17 Şubat 2011 tarihinde başlayan ayaklanmanın üzerinden on yıl geçse de ülke halen içeride çatışan taraflarla birlikte siyasi ve güvenlik kaosu yaşıyor. Ancak taraflar arasında birleşik bir hükümet kurma konusunda anlaşmaya varılmasının ardından yıl sonunda seçimlerin yapılması planlanıyor. Bu da ufukta şiddet, cinayet ve yerinden edilmelerle dolu bir sayfanın kapanıp yerine temiz bir sayfanın açılması umutlarını doğuruyor.
Şubat Devrimi’nin onuncu yıldönümü kutlamaları, Trablus’tan Bingazi’ye ve güneyde Sebha’ya kadar ülkenin farklı bölgelerinde, şehirlerin bazı cadde ve meydanları Libya bayraklarıyla süslenerek başladı. Yıldönümünün gelişiyle birlikte, Libyalıların ülkede baş gösteren kriz ve bundan kurtulmanın yolları ile ilgili farklı görüşleri olsa da herkes Libya-Libya çözümünün gerçekleşmesi gerektiği konusunda hemfikir.
Independent Arabia, Libya’da geçen on yıl ardından Şubat Devrimi’nin olumlu ve olumsuz yanlarına ilişkin çeşitli görüşler ve fikirler olduğunu gözlemledi.

“Vekil güçlerin peşinden başka vekil güçler geldi”
Libyalı yazar El-Emin Mazen, “Rüzgarın Tunus'un batısından estiği Şubat ayaklanmasının ilk on yılını geride bırakırken meydana gelen değişikliklerin tüm detaylarına değinemeyeceğiz. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali ülkesinden kaçarken ayaklanma kıvılcımı Mısır’a sıçradı. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek protestolar üzerine başkent Kahire’den ayrılıp ülkenin güneyindeki Şarm eş-Şeyh kentine uçtu. Kaddafi ise başına geleceklere ihtimal dahi vermedi. Bunun da bedelini, koltuğuyla, çocuklarıyla ve ülkesiyle ödedi. Artık sorunumuzun derin para sevgimizden kaynaklandığına daha fazla eminiz. 1960’lardan beri petrol üretiyoruz. Bu yüzden hep petrolün etrafında boğuştuk. Bir kriz içerisine düştük. Bu da ülkeye peş peşe vekil güçler getirdi. Maskelerin düşmesi, felaketin boyutlarının açıkça görülmesini sağladı. Bu da bugün her şeyin yıldırım hızıyla yayılmasına neden oluyor. Dahası, seyrüsefer güvenliğini ve Libya’nın müttefiklerini tehdit eden bu durumun, nüfuz sahibi güçlerin artık eli kolu bağlı durmalarına izin vermemesi ve Başkanlık Konseyi formülüyle siyasi geçiş süreci için atılan son adımlar, yeni hükümetin kurulması çabaları ve meşruiyet sağlamaktan sorumlu olan Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF), hainlerin, tacirlerin ve ülkenin düze çıkmasını engelleyenlerin ellerindeki fırsatı boşa çıkarabilir. Bizler uluslararası kararların sonuçlarıydık ve öyle olmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Şubat Devrimi, halkın halen acı çektiği krizler yarattı
Libya Devlet Yüksek Konseyi üyesi Saad bin Şerade, 2011'de yaşananların herkesin bir şeyler kaybetmesine neden olduğuna inanıyor. Şerade, “Dış müdahale, Libya'daki karmaşayı daha da artırırken istikrarsızlığın ana nedenleri arasında yer aldı. Son on yıldır yaşanan büyük krizlerle birikte dış müdahale de ülkeye girdi. Ancak bu yılın sonların seçimlerin yapılması planlanıyor. Yani demokratik geçiş yolunda ilk adımını atılmaya başlandı” ifadelerini kullandı. Şerade, Libya'nın ne kazananı ne de kaybedeni olan savaşlar döneminden daha istikrarlı bir döneme geçeceğini umduğunu söyledi.
Trablus Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Ebu Huşeym, Şubat devriminin Libyalıların güvenlik, siyaset ve ekonomik alanlarda çekmeye devam ettiği birçok güçlüğe neden olduğunu ve halen ülkeyi kasıp kavurduğunu söyledi. Ancak Ebu Huşeym’e göre tüm bu zorlukların yanında bir takım olumlu gelişmelerin olduğu da inkar edilemez. Bu olumlu gelişmeler arasında demokrasi kültürü, yönetimin barışçıl şekilde aktarımı, seçimler, halkın tercihi, ifade özgürlüğü ve sivil toplum kültürünün yer aldığını belirten Ebu Huşeym, “Ülkemizdeki demokrasi kültürü, henüz olgunlaşmadı ve iktidardakiler hâlâ, sanki hiçbir şey olmamış gibi koltuklarına ve tiranlığa yapışarak iktidarı bırakmamaya çalışan diktatörler gibi davranıyorlar. Herkes Libya için çalışmalı” diye konuştu.

Libya devrimi, en kötü devrim deneyimlerinden biridir
Gazeteci Ahmed eş-Şerif ise Libya devrimi deneyiminin, en kötü devrim örneklerinden biri olduğunu iddia ediyor. Şerif, “Herhangi bir devrim, bir rejimin devrildiğini ilan ederken devrim başarılı olursa peşinden yeni bir sistem kurulur. Başarısız olursa kapıyı bilinmeyene açık bırakır. Libya'da olan da budur” yorumunda bulundu. Devrimden sonra, başkalarına hükmetmek ve ötekileştirmek için devletin eklemlerine sızma hedefi olan siyasi bir grubun, oluşan bu boşluktan yararlandığını söyleyen Şerif, bu grubun, ülkeyi tek başına yönetmek ve ülkenin servetini yağmalamak istediğini ve kendilerine saldıranların kim olursa olsun vatan düşmanı olarak karşı konulmaları gerektiğini empoze ettiğini söyledi.
Ayaklamanın neden olduğu olumlu bir yön varsa onun da yönetimin barışçıl şekilde aktarılması olduğunu belirten Şerif,  ancak bunun sürekli olarak dış müdahale ile engellendiğini kaydetti.  Taraflar arasındaki çatışmaların yıllar süren ekonomik durgunluğa ve bu yıllar boyunca halkın sıkıntı çekmesine yol açtığının altını çizen Şerif, ülkenin iktidar mücadelesi nedeniyle ciddi bir hizmet sıkıntısı çektiğini ifade etti.
Öte yandan akademisyen ve insan hakları savunucusu Necad Mahfuz, ‘Şubat ayaklanmasının bir takım hedeflerle başladığını’ söyleyerek, “Şubat Devrimi'nin hedeflerinin çok azına ulaşıldı. Ayaklanmanın hedefleri arasında, şahısların hakimiyetine son vermek için Libyalılar arasında sosyal adalet, hak ve eşitlik sağlamak vardı. Kitlelere destek olma bahanesiyle dışarı çıkıp tribünlere oynayanlar, halkı ezen ve para mücadelesiyle ülkeyi yerle bir edenlerdi” dedi.
Mahfuz şöyle devam etti:
“Libya ayaklanması, dış güçler tarafından bolca kullanıldı. Bu da yüz binlerce Libyalı gencin hayatını mahvetti. Libya’daki ayaklanma ne Mısır ne de Tunus’taki gibiydi. Şubat ayaklanması sonrası geçen yıllar boyunca şiddet nedeniyle aşiret dokusu da kaybedildi. Çok sayıdaki dış müdahale, krizin uluslararasılaşmasına ve Libyalıların elinden çıkmasına neden oldu. Bu da egemenliğimizi kaybetmemize yol açtı.”
Dr. Eymen Salah da konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Gerek Libyalı siyasetçiler olsun gerek ayaklanma sonrası geçen yıllarda sahneyi yönetenler olsun halkı şoke ettiler. Tek endişelerinin milletin çıkarları değil, kişisel ve partizan çıkarları olduğu ortaya çıktı. Bu da silahlı mücadeleye yol açtı. Hatta dış güçlerden yardım istediler. Böylece ülkenin egemenliğini kaybetmesine neden oldular. Ülke teröristler için güvenilir bir sığınak haline geldi. Tüm bu yıllar boyunca vatandaşları öldürdüler, zenginlikleri yağmaladılar ve her şeyi mahvettiler.”
Dr. Salah, tüm tarafları, yeni bir yönetimin seçilmesi çerçevesinde ülkeyi kurtarmak için samimi olarak birlikte çalışmaya siyasi, askeri ve ekonomik bölünmeyi bir kenara bırakıp ülkenin birliği için yeniden bir araya gelmeye çağırdı.

Süreci yönetenlerin kırılgan vaatleri
Eski siyasetçi ve diplomat Halid Beşir en-Neccar ise, “Devrimden on yıl sonra Libya'nın muazzam ekonomik potansiyeli ve petrol zenginliği nedeniyle,  gelişmiş ülkeler arasında yer alacağını sanıyorduk. Ancak siyasi sürecin olmadı, ülkenin doğu ve batı olmak üzere ikiye bölündüğü, iki Temsilciler Meclisi’nin (TM) ortaya çıktığı ve güvenlik karmaşasının yaşandığı bu verimsiz on yıl boyunca iyi yönde herhangi bir ilerlemeye tanık olamadık. Libya, tüm ülkelerin elini kolunu sallayarak girdiği bir ülke haline geldi. Libyalılar arasında rejim yıllarının ardından iyi bir hayat sürme umudu vardı. Ancak Libyalıların çoğu, dış güçlerin eliyle gelen yıkımı, talanı, kaosu ve acıyı gördükten yıllar sonra Kaddafili yılları arar oldular” yorumunda bulundu. Uluslararası topluma güvenme konusunda uyaran Neccar, çünkü çözüm ancak Libyalı taraflar arasındaki çözümü olacaktır. Devrimin bir suçu yoktu” dedi.
Son olarak başkent Trablus’un önde gelen genç isimlerinden mühendis Necib Ahmed yaptığı değerlendirmede şunları dile getirdi:
“17 Şubat ayaklanması veya devriminin birçok olumsuz yönü vardı. Çünkü hedeflerine ulaşamadı. Tüm devrim hayalleri, Libya’yı sağılacak bir inek gibi gören ve bunun için verilen tüm vaatlere aldırış edilmediğine inanan bir grup tarafından çalındı. Ülkeyi güvenlik kaosuna, siyasi bölünmelere ve halkın halen sıkıntılarını çektiği bir ekonomik krize sürükledi. Ancak, yeni yönetimle Libya'nın halkına geri döneceğini ve on yılın acısının sona ereceğini umuyoruz.”



Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
TT

Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Libya Temsilciler Meclisi, Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin dosyayı, ülkedeki siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün yanı sıra 2011’den bu yana devam eden geçiş süreci nedeniyle “incelemede” tutmaya devam etti. Bu durum, deniz anlaşmalarının sonuçlandırılmasını ertelerken dosyanın hukuki ve teknik boyutların ötesine geçen iç uzlaşılar ve bölgesel hesaplamalara bağlı kalmasına yol açıyor.

Deniz sınırlarının belirlenmesi konusu, Libya parlamentosunun Dışişleri Komisyonu üyelerinin geçen hafta sonu Atina’da Yunan parlamenterlerle yaptığı görüşmeler sırasında yeniden gündeme geldi. Libya tarafı, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin anlaşmaların Bingazi’deki Temsilciler Meclisi bünyesinde hâlâ incelendiğini ve sınırları ilgilendiren tüm ülkelerin çıkarlarının ilgili hukuki çerçeveler doğrultusunda dikkate alındığını vurguladı.

Bu tutum, Libya’nın içinde bulunduğu geçiş sürecinin yanı sıra komşu ve Akdeniz ülkeleriyle sınırların belirlenmesine ilişkin meselelerin karmaşıklığı karşısında deniz sınırları dosyasının kurumsal bir süreç içinde tutulmasına yönelik parlamenter yaklaşımı yansıtıyor.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Yardımcısı Hasan el-Bergusi, meclisin yayımladığı açıklamada bu yaklaşımı şöyle ifade etti: “Bu dosyaların ele alınması, ülkenin bunları sonuçlandırmaya imkân verecek daha istikrarlı bir aşamaya ulaşmasına kadar diyalog ve sükûnet gerektiriyor.”

Çıkarların kesişmesi

Konu, Libya’nın Türkiye, Yunanistan ve Mısır’la kesişen çıkarları nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Dosya aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervleri ile yatırım güzergâhlarıyla da bağlantılı.

Ülke içindeki bölünmüşlük, Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasını daha da zorlaştırıyor. Libya’da yetki, Trablus’ta Abdülhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti ile doğuda Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen Usame Hammad hükümeti arasında bölünmüş durumda.

Bu çerçevede Temsilciler Meclisi üyesi Abdüsselam Nasıye, deniz sınırları dosyasının sonuçlandırılması ve Libya’nın kaynaklarının korunmasının “öncelikle iç bölünmüşlüğün giderilmesi, devlet kurumlarının ve egemenlik kararının birleştirilmesiyle” başlayacağı görüşünü savunuyor.

rgty
Libya Temsilciler Meclisi’nin önceki oturumundan (Meclis Başkanı Akile Salih’in Basın Merkezi)

Nasıye, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Uzun süren geçiş döneminde siyasi, güvenlik ve ekonomik koşulların kırılganlığı, Libya’yı bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir sahaya dönüştürdü” dedi.

Nasıye, Libya’nın Doğu Akdeniz konusundaki tutumunun Türkiye veya Yunanistan safında yer almaktan ziyade “Libya’nın yüksek ulusal çıkarları” temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguladı.

Nasıye’ye göre devlet kurumlarının birleştirilmesi ve sınırları koruyup kaynakları yönetebilecek ulusal kapasitenin oluşturulması, Libya’nın denizcilik alanındaki çıkarlarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmasını ve bölgesel gelişmelerle kendi kararını verebilen bir devlet olarak ilgilenmesini sağlayacak.

Hukuki ve siyasi karmaşıklıklar

Anlaşmazlığın kökeni, Trablus’taki savaşın sürdüğü 2019 yılında Libya’nın eski Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına dayanıyor. Anlaşmaya o dönemde Libya’nın doğusundaki yönetim karşı çıkarken Yunanistan da özellikle Girit olmak üzere Yunan adalarının haklarını etkilediğini savunarak mutabakatı reddetti. Ankara ise anlaşmanın hukuki sonuçlarının geçerli olduğunu savunuyor.

Son iki yılda doğu Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesine paralel olarak deniz sınırlarının nasıl hesaplanacağı konusunda anlaşmazlıklar daha karmaşık bir boyut kazandı. Özellikle Sirte Körfezi ve adaların hukuki statüsünün deniz yetki alanlarına etkisi tartışmaların merkezinde yer aldı.

Bu durum, Yunanistan’ın Girit’in güneyinde arama sahaları ilan etmesinin ardından Haziran 2025’te gerilimin yükselmesiyle daha belirgin hale geldi. Bu gelişme üzerine Hammad hükümeti itiraz ederek diyalog çağrısında bulundu ve anlaşmaların gözden geçirilmesini talep etti.

Dibeybe hükümeti ise daha önce deniz sınırları dosyasındaki anlaşmazlık noktalarını çözmek amacıyla Yunanistan tarafıyla bir dizi görüşmeye katılmıştı. Libya ve Yunanistan medyasında yer alan haberlerde bu görüşmelerin, müzakerelerin hızlı ilerlemesini engelleyen hukuki ve siyasi karmaşıklıklarla karşı karşıya olduğu belirtilmişti.

Hukuki açıdan deniz sınırlarının belirlenmesi, Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin nihai bir tutum almadan önce kapsamlı bir hukuki, teknik ve siyasi inceleme yapmasını gerektiren karmaşık dosyalardan biri olarak değerlendiriliyor. Diplomat ve uluslararası hukuk uzmanı Muhammed ez-Zübeydi de bu görüşü destekliyor.

Zübeydi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu karmaşıklıkların çözümünde temel adımın deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uluslararası deniz hukuku kurallarıyla, özellikle de 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle uyumunun incelenmesi olduğunu söyledi.

Zübeydi ayrıca anlaşmada yer alan koordinatların ve sınır çizgilerinin gözden geçirilmesi ve uluslararası hukuk ile deniz hukuku alanlarında uzmanlardan yararlanılması gerektiğini belirtti.

Zübeydi, deniz anlaşmalarının parlamentodan geçirilmesi senaryosunun “ülkeyi deniz anlaşmazlıklarına sürükleyebileceği ve bir ülkenin zarar görmesi halinde bu anlaşmazlıkların özellikle Uluslararası Adalet Divanı olmak üzere uluslararası yargı veya tahkim mercilerine taşınabileceği” uyarısında bulundu.

Jeopolitik boyutlar

Meselenin yalnızca hukuki boyutla sınırlı olmadığı görülüyor. Zübeydi’ye göre konu, Libya’nın Akdeniz’in merkezindeki konumu ve denizcilik alanındaki çıkarlarının bölge ülkeleriyle iç içe geçmesi nedeniyle siyasi ve jeopolitik boyutlar da taşıyor.

Özellikle Mısır, Yunanistan, Malta ve Türkiye ile denizcilik alanındaki çıkarların kesiştiğine dikkat çeken Zübeydi, “Libya ile Türkiye arasında yapılacak herhangi bir deniz düzenlemesi, diğer ülkelerin çıkarları üzerinde de etkiler yaratabilir” dedi.

Zübeydi, Türkiye’nin Libya’nın batısındaki askeri nüfuzu nedeniyle deniz mutabakatının parlamentodan geçirilmesi yönünde sürekli baskı bulunduğunu belirtti. Ancak kararın ertelenmesinin dosyanın kapatılması anlamına gelmediğini, aksine Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasına imkân verecek daha istikrarlı siyasi koşullar oluşana kadar dosyanın inceleme ve değerlendirme aşamasında tutulması anlamına geldiğini ifade etti.

Zübeydi ve Libyalı diplomatların değerlendirmelerine göre Libya’nın çıkarları, meselenin “günübirlik siyasi hesaplara indirgenmemesini”, hukuki ve teknik unsurların Libya’nın komşu ve Akdeniz ülkeleriyle ilişkileriyle birlikte dengelenmesini gerektiriyor.


Libya'da özel jeti alkollü kullandıkları şüphesiyle iki pilot gözaltına alındı

Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
TT

Libya'da özel jeti alkollü kullandıkları şüphesiyle iki pilot gözaltına alındı

Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)

İstanbul'dan Libya'ya giden özel jet Misrata Havalimanı’nda iniş sırasında pistten çıkarak alev almıştı. Libya Başsavcılığı, kazadan yara almadan kurtulan pilot ve yardımcı pilotun olay sırasında alkollü olduğunu açıkladı. İki pilotun gözaltına alınmasına karar verildiğini duyuran başsavcılık olayda can kaybının yaşanmadığı bildirildi.

Başsavcılık pilotların kimliklerini açıklamazken, özel Libya el-Ahrar televizyonu, uçağın kaptanının Alman, yardımcısının ise Türk olduğunu bildirdi.

Türkiye merkezli bir şirket tarafından işletilen özel uçağın, pazartesi günü Misrata Havalimanı’na iniş sırasında pistten çıktığı ve ardından alev aldığı bildirildi.

Televizyon kanalı, Türk vatandaşı bir kabin görevlisinin uçaktaki tek yolcu olduğunu aktardı.

Başsavcılık, soruşturmayı yürüten savcının iki pilotun uçağı “alkollü halde kullandıkları” yönündeki tespitiyle şüphelilerin tutuklu yargılanmasına karar verildiğini bildirdi.

gthyju
İtfaiye ekipleri, 14 Eylül 2026'da Misrata Uluslararası Havalimanı’nda düşen uçağın ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. Görüntü sosyal medyadan alınmıştır (Reuters)

Başsavcılık, iki pilotun “kendi can güvenlikleri ve uçağın güvenliği açısından kesin bir tehlike, havalimanı ve kullanıcıları açısından potansiyel bir tehlike oluşturduğunu” ve ayrıca “uçağın geçtiği hava sahasının güvenliğini tehdit ettiğini” kaydetti.

Açıklamada, soruşturmayı yürüten savcının, olayla ilgili incelemeleri “ulusal ve uluslararası ilgili kurallar doğrultusunda” sürdürdüğü belirtildi.

İnternette yayılan görüntülerde, uçağın kokpit bölümü dışında tamamının alevler içinde kaldığı görüldü.


Libya Yüksek Devlet Konseyi’nin yeni Başkanı Muhammed Takala oldu

Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
TT

Libya Yüksek Devlet Konseyi’nin yeni Başkanı Muhammed Takala oldu

Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)

Libya Yüksek Devlet Konseyi üyeleri, bugün yapılan ikinci turda Muhammed Takala’yı yeni başkanları olarak seçti.

Şarku’l Avsat’ın, Libya merkezli Al-Ahrar kanalından alıntı yapan DPA’dan aktardığı habere göre, Muhammed Takala, bugünkü oylamada Yüksek Devlet Konseyi eski Başkanı Halid Mişri’yi geride bırakarak yeni başkan olarak seçildi.

Yüksek Devlet Konseyi başkanlığı için her yıl seçimler düzenleniyor. Şu ana kadar, Abdurrahman Suveyhili ve Halid Mişri konseye başkanlık eden isimler oldu.

2015 tarihli bir siyasi anlaşmanın şartları uyarınca önemli siyasi konularda söz sahibi olan Yüksek Devlet Konseyi ve ülkenin doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi, başbakanı seçmek, önerilen bütçe hakkında yorum yapmak ve egemenlik pozisyonlarını seçmek dahil olmak üzere çeşitli yetkileri paylaşıyor.