Bilim insanları, ahtapotun kollarının ışığa duyarlı olduğunu ortaya koyduhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2822921/bilim-insanlar%C4%B1-ahtapotun-kollar%C4%B1n%C4%B1n-%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9Fa-duyarl%C4%B1-oldu%C4%9Funu-ortaya-koydu
Bilim insanları, ahtapotun kollarının ışığa duyarlı olduğunu ortaya koydu
İstanbul/Şarkul Avsat
TT
TT
Bilim insanları, ahtapotun kollarının ışığa duyarlı olduğunu ortaya koydu
Ahtapot kemiksiz ve eklemsiz olmasıyla meşhur 8 kolunun beladan nasıl uzak tutuyor? İsrail'deki Ruppin Akademi Merkezi'nden bilim insanları bu soruya bir yanıt vermiş olabilir. Zira bu kafadanbacaklıların kollarıyla ışığı algılayabildiği ve onu gözleriyle görmediğinde bile tepki verdiği ortaya çıktı. Bilim insanları, hayvanların bu sayede kollarını koruyabildiğini ifade etti.
Araştırma ekibinden Nir Nesher, ünlü kollara dair şöyle konuştu:
"Ahtapotların kolları aklınıza gelebilecek her yere uzanabiliyor. Yani bir tek kol bile sınırsız serbestlik anlamına falan geliyor. Ahtapot, ışığı koluyla görebiliyor ve hissedebiliyor. Bunun için göze ihtiyacı yok."
New York Times'ın haberine göre tespit, bilim insanlarından Itamar Katz'in ışığın ahtapotun derisinin rengini nasıl değiştirdiğini incelerken yapıldı. Zira Katz, bu ilginç canlının ışığı algılama yeteneğini fark etti.
Hakemli bilim dergisi Journal of Experimental Biology'de yayımlanan araştırmalarına devam eden bilim insanları, hayvanın uyurken bile ışığa tepki verdiğini ve kollarını çektiğini tespit etti.
İleri deneyler, ahtapotun gözlerinin göremediği ışıktan kollarını kaçırdığını gösterdi.
Bilim insanları ahtapotun, bu yetenekle uzuvlarını yemek sanabilecek diğer canlılardan koruduğunu düşünüyor. Tal Shomrat, "Bu refleksin kolları korumak ve katlanmış halde tutmak için olduğunu düşünüyoruz. Böylece kolu solucan sanan yengeç veya balıklar onu ısıramıyor" dedi.
Ayrıca, hayvanların ışığa koluyla verdiği tepki koşullara göre değişiklik gösterdi. Ahtapotlar bir hafta veya bir ay karanlıkta kaldığında kolu ışıktan kaçırma refleksi hızlandı. Ancak bu tepkiyi harekete geçirmek için daha parlak ışığa ihtiyaç duyuldu.
Bilim insanları, ışığı algılama ve değişen koşullara uyum sağlamanın çok fazla enerji gerektirebileceğine dikkat çekerek bu davranışın ahtapotun hayatta kalması için önemli arz ettiğini söyledi.
Ahtapotun uzuvlarının ışığı nasıl algıladığı ve ona nasıl tepki verdiği gizemini koruyor. Katz'e göre, deride ışığa duyarlı reseptörlerin mevcudiyetine dair kanıtlar var. Ancak bunların söz konusu davranışa neden olup olmadığı belli değil.
Bilim insanları anestezi altındaki bir ahtapot üzerinde cerrahi deneyler yaptı. Bulgular, hayvanın uyuşturulduğunda ya da kol vücuttan ayrıldığında refleksin durduğunu gösterdi. Bu, tepkinin gerçekleşmesi için görme gerekmese de sağlam bir beyne ihtiyaç duyulduğu anlamına geliyor.
Işıktan kaçınmanın kol kasına bağlı olduğu düşünülüyor. Çünkü deneyde deri kesildiğinde refleks devam ederken kas kesildiğinde durdu.
Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyorhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/medya/5279459-gazeteler-ile-yapay-zek%C3%A2-aras%C4%B1nda-%E2%80%9Car%C5%9Fiv-sava%C5%9F%C4%B1%E2%80%9D-b%C3%BCy%C3%BCyor
Gazeteler ile yapay zekâ arasında “arşiv savaşı” büyüyor
The New York Times binası önünden bir görünüm (AP)
Medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasındaki “arşiv savaşı”, bazı gazetelerin çevrim içi arşivlerini kapatma eğilimine girmesiyle giderek büyüyor. Bu adımın arkasında, arşiv içeriklerinin yapay zekâ araçlarının eğitilmesinde ücretsiz şekilde kullanılmasına yönelik endişeler bulunuyor. Uzmanlar ise bu tür yasakların yalnızca geçici bir çözüm olduğunu belirterek, fikri mülkiyet hakları ile bilgiye erişim hakkı arasında denge kuracak kuralların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.
Gazetecilik araştırmaları alanında uzmanlaşmış Nieman Lab tarafından yakın zamanda yayımlanan bir analizde, ABD’de 340’tan fazla yerel haber sitesinin çevrim içi arşivlerine erişimi engellemeye veya kısıtlamaya başladığı belirtildi. Analize göre bu süreç, geçen ocak ayında The New York Times ve USA Today gibi gazetelerin arşivlerini kapatmasıyla başladı. Söz konusu kuruluşlar, arşiv içeriklerinin yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanıldığını açıklamıştı.
Ücretsiz Kullanım Endişesi
Nieman Lab analizine göre bu girişim, arşivleme fikrine karşı bir tutumdan değil; teknoloji şirketlerinin ücretsiz arşivleri kullanarak yapay zekâ sistemlerini eğitmesi ve bunun karşılığında içerik üreticilerine herhangi bir ödeme yapmamasına yönelik artan kaygılardan kaynaklanıyor. Raporda ayrıca, fikri mülkiyet haklarını koruma amacıyla benzer uygulamaların İngiltere ve Brezilya’daki bazı gazetelere de yayıldığı ifade edildi.
May Abdulgani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede arşivlerin kapatılmasının kısa vadede bazı hukuki hakları koruyabileceğini, ancak şeffaflığı zayıflattığını, dijital hafızayı aşındırdığını ve büyük platformların veri üzerindeki tekelleşmesini güçlendirdiğini söyledi.
Abdulgani’ye göre internet arşivleri, yapay zekâ dil modellerinin beslendiği tek kaynak değil. Ticari veriler, sosyal medya platformları, açık arşivler, lisanslı veri tabanları, insan etkileşimleri ve sentetik veriler de yapay zekâ ekosisteminin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Araştırmacı, görünürdeki çatışmanın aslında veri mülkiyeti ve dijital bilgi üzerindeki kontrol mücadelesini gizlediğini belirterek, yapay zekâ altyapısının ve kamuya açık verilere erişim hakkının bu tartışmanın merkezinde bulunduğunu ifade etti.
Yapay zekâ uygulamalarının kullanımındaki artış (arşiv fotoğrafı)
Abdulgani’ye göre çözüm, “dijital hafızanın dengeli yönetişimi” yaklaşımının benimsenmesinde yatıyor. Bu yaklaşım kapsamında içeriklerin tamamen engellenmesi yerine seçici kaldırma yöntemleri uygulanabilir, içerik kullanımına yönelik düzenli lisanslama sistemleri kurulabilir ve dış arşivlere bağımlılığı azaltacak kurumsal medya arşivleri oluşturulabilir.
Bunun yanında, kamuya açık erişim, akademik ve gazetecilik amaçlı erişim ile ücretli erişimi birbirinden ayıran çok katmanlı erişim modellerinin geliştirilmesi öneriliyor. Yapay zekâ şirketleriyle yapılacak anlaşmalarda ise lisans sözleşmeleri, eğitim verilerinin şeffaf şekilde açıklanması ve uygun mali tazminat mekanizmalarının yer alması gerektiği belirtiliyor.
Akademisyenler ve Tarihçiler İçin Riskler
Abdulgani, dijital arşivlerin kapatılmasının akademisyenlere ciddi zarar vereceğini de vurguladı. Bilimsel araştırmaların ham veri kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten araştırmacı, geçmiş kaynaklara erişimin engellenmesinin sosyal ve beşerî bilimlerde olguların tarihsel gelişiminin anlaşılmasını zorlaştıracağını söyledi.
Ona göre dijital arşivlerin kaybı yalnızca medya içeriklerinin veya tarihî belgelerin kaybolması anlamına gelmiyor; aynı zamanda araştırmacıların olayları zaman içindeki gelişim süreçleriyle inceleme kapasitesini de zayıflatıyor.
Araştırmacı ayrıca bu durumun modern çağın dijital hafızasını silme riski taşıdığını, tarihçiler için dijital boşluklar oluşturabileceğini ve olayların anlaşılmasında ciddi çarpıklıklara yol açabileceğini belirtti. Bunun da tarih yazımının giderek platformların kontrolüne girmesi sonucunu doğurabileceğini ifade etti.
“Dijital Hafızanın Geleceği” Tartışması
Gazeteler fikri mülkiyetlerini ticari kullanım karşısında korumaya çalışırken, bu girişim dijital hafızanın geleceği konusunda yeni soruları da gündeme getiriyor. Özellikle gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler açısından arşivlere erişimin kısıtlanmasının etkileri tartışılıyor.
Hasan Abdullah ise yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte gazetecilik içeriklerinin korunmasına ilişkin tartışmaların her zamankinden daha önemli hâle geldiğini söyledi.
Abdullah’a göre fikri mülkiyet haklarının korunması büyük önem taşısa da asıl soru, arşivlerin yasaklanmasının kalıcı bir çözüm olup olmadığıdır.
Akademisyen, yapay zekâ sistemlerinin gelişebilmek için çok büyük miktarda veriye ihtiyaç duyduğunu, profesyonel gazeteciliğin de en güvenilir bilgi kaynaklarından biri olduğunu belirtti. İçeriklerin herhangi bir düzenleme veya adil bir karşılık olmadan kullanılmasının medya kuruluşlarının ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini ifade eden Abdullah, buna rağmen dijital arşivlerin tamamen kapatılmasının bilgiye erişimi ve bilimsel araştırmaları olumsuz etkileyeceğini vurguladı.
Hukuki ve Etik Çerçeve Çağrısı
Abdullah, son dönemde gazeteler ile yapay zekâ şirketleri arasında eğitim verilerinin kullanımı nedeniyle hukuki anlaşmazlıkların arttığını, buna karşın bazı medya kuruluşlarının teknoloji şirketleriyle veri kullanımını düzenleyen anlaşmalar imzaladığını hatırlattı.
Ona göre gerçek çözüm, medya kuruluşlarının haklarını korurken kamuoyunun bilgiye erişim hakkını da güvence altına alan dengeli bir hukuki ve etik çerçeve oluşturulmasıdır. Bu çerçeve kapsamında gazetecilik içeriklerinin adil ve şeffaf bir ücretlendirme karşılığında kullanılmasını sağlayacak lisans sistemleri geliştirilmeli, ayrıca yapay zekâ şirketleri eğitim verilerinin kaynaklarını açıklamakla yükümlü tutulmalıdır.
Abdullah ayrıca medya kuruluşları ile teknoloji şirketleri arasında stratejik ortaklıklar kurulmasını önerdi. Böylece sürekli çatışma yerine iki tarafın da yarar sağlayacağı iş birliği modelleri geliştirilebilir.
Gazetecilik ve Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar
Akademisyene göre dijital arşiv hizmetlerine erişimin kaybedilmesi uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir. Günümüzde elektronik arşivler, modern dünyanın dijital hafızası ve olayların izlenmesi, açıklamaların doğrulanması ve siyasi-sosyal gelişmelerin zaman içindeki dönüşümünün analiz edilmesi için temel araçlar hâline gelmiş durumda.
Araştırmacı gazeteciler, çelişkileri ortaya çıkarmak, silinen bilgileri tespit etmek veya resmî anlatılardaki değişimleri izlemek için arşivlenmiş içeriklere ihtiyaç duyuyor. Tarihçiler ve akademisyenler ise çağdaş tarihi doğru biçimde inşa etmek için bu kaynaklardan yararlanıyor.
Bu nedenle dijital arşivlere erişimin sınırlandırılması, şeffaflığı ve kamusal denetimi zayıflatabilir; gelecek nesiller için ciddi bir bilgi boşluğu yaratabilir.
Abdullah, değerlendirmesini şu görüşle özetledi:
“Gerçek mesele teknolojiyi engellemek değil, onu düzenlemektir. Amaç hem gazetecilik üretimini korumak hem de toplumun bilgiye erişim hakkını güvence altına almaktır. Gelecek, yapay zekâyı engellemeyi başaranların değil; yenilikçilik, telif hakları ve bilgiye erişim özgürlüğü arasında denge kurabilenlerin olacaktır.”
Dijital hafızanın geleceği ve arşivlere erişimin gazeteciler, araştırmacılar ve tarihçiler üzerindeki etkileri konusundaki tartışmalar ise giderek daha fazla önem kazanıyor.
Böcek kovucular sivrisinekleri kendine çekmeye başladıhttps://turkish.aawsat.com/teknoloji%CC%87/5278637-b%C3%B6cek-kovucular-sivrisinekleri-kendine-%C3%A7ekmeye-ba%C5%9Flad%C4%B1
Böcek kovucular sivrisinekleri kendine çekmeye başladı
Yeni bir araştırmaya göre böcekler, kovucuların kokusunu ödülle ilişkilendirmeye başladı (Unsplash)
Rebecca Whittaker
Her yaz milyonlarca kişi sivrisinekleri uzak tutmak için kendilerine böcek kovucu sıkıyor ancak bir araştırma, kan emici böceklerin bu kovucuları yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrenebildiğine işaret ediyor.
Böcek kovucularda geniş çapta kullanılan DEET (kimyasal adı N,N-dietil-meta-toluamid) Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı tarafından da tavsiye ediliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre sivrisinek kaynaklı hastalıklar her yıl yaklaşık 700 bin kişinin ölümüne neden olduğundan, sivrisinek ısırıklarının sıtma, Zika virüsü, dang humması ve Japon ensefaliti yayabileceği ülkelerde kovucular hayati önem taşıyor.
Ancak yeni araştırma, böceklerin zamanla kovucunun kokusunu ödülle ilişkilendirmeye başladığını ve bazı durumlardaysa bu kokuya çekildiğini öne sürüyor.
Virginia Tech'ten Doçent Clément Vinauger, "Birisi DEET uyguladıktan sonra yoğunluk zamanla azalıyor ancak sivrisinek yine de beslenmeyi başarıyorsa, böcek bu kokuyu ödülle ilişkilendirmeye başlayabilir" diyor.
Kovucuların gerçek dünyada nasıl kullanıldığını düşünürsek bu ihtimali ciddiye almalıyız.
Bulguları Journal of Experimental Biology'de yayımlanan çalışmada araştırmacılar dang humması, Zika, sarıhumma ve chikungunya gibi her yıl on milyonlarca kişiyi etkileyen hastalıkları yayan türlerden sarıhumma sivrisineğine (Aedes aegypti) odaklandı.
Araştırmacılar, Ivan Pavlov'un köpeklere zil sesini yemekle ilişkilendirmeyi öğrettiği ünlü deneylerindeki öğrenme prensibi olan Pavlov koşullanması yönteminden faydalanarak sivrisinekleri eğitti.
Sivrisinekler, ulaşamayacakları bir mesafeye yerleştirilmiş bir torba ılık kanla birlikte kumaş bir ağın arkasında tutuldu. Sivrisinekler kanla beslenmeye başladıktan sonra araştırmacılar DEET kokusunu ortama yaydı.
Deneyi 4 kez tekrarladıktan sonra böceklerin yüzde 60'ından fazlası DEET kokusunu alınca beslenmeye çalıştı.
Ardından sivrisineklere biri temiz, diğeri de normal yoğunlukta DEET'le kaplanmış iki insan eli arasında seçim yapma şansı verildi. Eğitimsiz sivrisinekler DEET sıkılmış elden kaçınırken, eğitilenler bu ele çekildi.
Virginia Tech Tarım ve Yaşam Bilimleri Fakültesi'nden Doçent Clément Vinauger (Virginia Tech)
Vinauger, "Yaygın kanı her zaman kovucuların kimyasal yapıları sayesinde işe yaradığı yönündeydi; yani DEET'in kokusu sivrisineklere kötü geldiği için kaçtıkları ya da kimyasal yapısının sivrisineklerin bizi koklamasını engellediği düşünülüyordu" diyor.
Ancak sivrisinek beyninin, deneyimlerine dayanarak bu tepkiyi yeniden belirleyebildiğini gösteriyoruz. Böceğin öğrenme mekanizması, kimyasallar kadar rol oynuyor. Bence burada bir paradigma değişimi var.
Vinauger, bu bulguların insanların DEET kullanmayı bırakması gerektiği anlamına gelmediğini söylüyor. DEET hâlâ piyasadaki en etkili kovuculardan biri.
Araştırmacı "Gerçek bir hastalık riskinin olduğu tropikal bölgelerdeyseniz kullanmalısınız" diyor.
Ancak çalışma, zamanlama ve yoğunluğun daha önce sanılandan daha önemli olabileceğini gösteriyor.
Vinauger "Bir kerede çok miktarda uygulamak yerine, her zaman aktif kalması ve sürekli koruma sağlaması için düzenli olarak yeniden uygulayabilirsiniz" ifadelerini kullanıyor.
Independent Türkçe, independent.co.uk/news
NASA, Artemis görevi için şair arayışındahttps://turkish.aawsat.com/teknoloji%CC%87/5277766-nasa-artemis-g%C3%B6revi-i%C3%A7in-%C5%9Fair-aray%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda
NASA, Ay'a yönelik Artemis görevi ve diğer çalışmalarına destek olacak şairler ve başka yaratıcı hikaye anlatıcıları arıyor.
Uzay ajansı, yürüttükleri görevleri paylaşacak "sinemacılar, belgeselciler, şarkı yazarları, hikaye anlatıcıları, şairler ve diğerleriyle" çalışmak istiyor.
Bunlar arasında insanları Ay'a geri götürecek Artemis programının yanı sıra başka görevler de var. 2028'de Mars'a nükleer reaktör gönderme planları, Ay yüzeyinde üs inşa etme çalışmaları ve test uçuşları da bunlar arasında.
Ajans kamuoyuna yaptığı çağrıda bu çalışmaların, "NASA'nın görevlerine dair hikayeleri mümkün olduğunca geniş bir kitleyle paylaşmasını ve yeni nesil kaşiflere ilham vermesini" hedeflediğini belirtti.
Açıklamada başarılı içerik üreticilerinin, NASA'nın program tesislerine davet edileceği, "program ve görevler hakkında bilgi edineceği, personelle röportaj yapacağı ve programın içeriği ve onun bir parçası olmanın nasıl bir şey olduğunu birkaç gün boyunca deneyimleyeceği" söylendi.
Çalışma öncelikle ABD'deki içerik üreticilerine odaklansa da Amerikan ekiplerindeki uluslararası işbirlikçilerin de değerlendirmeye alınacağı ifade edildi. İlk turda en fazla 10 kişi veya ekibin yer alması bekleniyor ancak uzay ajansı daha fazla fırsatın ortaya çıkmasının muhtemel olduğunu belirtti.
İçerik üreticilerine çalışmaları karşılığında ödeme yapılmayacak. Bunun yerine NASA, çalışmanın "karşılıklı fayda" sağlayacağını umduğunu ve uzay ajansıyla üreticilerin kendi masraflarını kendilerinin karşılayacağını ifade etti.
NASA, ilgilenen herkesten haziran sonuna kadar tekliflerini sunmalarını istedi. Ajans, ilgilenenlerin tam olarak ne göndermesi gerektiğine dair bilgiler gibi ayrıntıları içeren bir teklif çağrısını internet sitesinde yayımladı.
Independent Türkçe,independent.co.uk/space
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة