Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Mevcut gerilimler, bölge ülkeleri arasında iletişim kurulmasını gerektiriyor

Bakan Hüseyin, son yıllarda Suudi Arabistan ile Irak arasında birçok köprü inşa edildiğini söyledi

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Fotoğraf: Abdulaziz en-Numan)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Fotoğraf: Abdulaziz en-Numan)
TT

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Şarku’l Avsat’a konuştu: Mevcut gerilimler, bölge ülkeleri arasında iletişim kurulmasını gerektiriyor

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Fotoğraf: Abdulaziz en-Numan)
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Fotoğraf: Abdulaziz en-Numan)

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Irak'ın bugünkü durumunu, “Bizler Irak'ta savaşların neden olduğu bir yıkımın kurbanlarıyız” cümlesiyle özetledi. Ülkesinde güvenlik ve siyaset alanında yaşanan gerilimlerin Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere tüm bölgeyi etkilediğini belirten Bakan Hüseyin, aynı zamanda Suriye gibi diğer ülkelerdeki gerilimlerin de Irak üzerinde etkisi olduğunu belirtti. Hüseyin, Irak'taki güvenlik ve siyaset alanındaki son durumdan memnun olmadığını da sözlerine ekledi. Irak Dışişleri Bakanı, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bölge ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için iletişim kurmalarının ve sorunları açıkça dile getirmelerinin gerektiğini ifade etti. Bazı saldırıların başta Körfez ülkeleri olmak üzere yatırımcıların bölge ülkelerine gelişini etkilediğini vurgulayan Hüseyin,  son terör saldırıları dışında bugün güvenlik durumunun istikrarlı olduğunun da altını çizdi.
Suudi Arabistan ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkilere ve bunların nasıl geliştirileceğine yönelik çeşitli gündem maddelerine sahip olduğunu belirten Bakan Hüseyin, ziyaretinin iki ülke arasındaki onlarca mutabakat muhtırası ve anlaşmanın etkinleştirilmesinin, bölgedeki son durum ve bunun Irak, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleri üzerindeki etkisini ele almanın yanı sıra bölgesel gerilimler ve bunlarla nasıl başa çıkılacağı, bu krizleri yönetmek için ne gibi adımlar atılacağını incelemek gibi önemli başlıkları olduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan ile Irak arasındaki ilişkinin geçmişte dönem dönem kesintilere uğradığını, ancak son yıllarda iki ülke arasındaki uçurumun kapatıldığını ve birçok köprünün inşa edildiğini vurgulayan Irak Dışişleri Bakanı, Irak'ın Körfez ülkeleriyle hem ayrı ayrı hem de Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) aracılığıyla iletişim halinde ve iş birliği içerisinde olduğunu söyledi. Yatırım projelerinin siyasi durum, siyasi ilişkiler ve güvenlik durumu ile ilgili olduğunu ifade eden Bakan Hüseyin, Körfez ülkeleri ile petrol politikasında yüksek bir koordinasyon sağlandığını ve halen elektrik enerjisine ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin röportajının tam metni:

Bölgede bir takım zorlu şartlarla karşı karşıya olan Suudi Arabistan’ın Dışişleri Bakanı ile görüşmenizden başlayalım. Görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kardeşim (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı) Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah ile görüşmekten büyük mutluluk duydum. Daha önce Bağdat'ta ve diğer yerlerin yanı sıra toplantılarda sık sık görüştüğümüzden bu ilk görüşmemiz değildi. Görüşmede öncelikle iki ülke arasındaki ilişkilere, bunların nasıl geliştirileceğine ve çeşitli alanlardaki iş birliğine odaklandık. Ayrıca, bazıları eski olan onlarca mutabakat muhtırası ve anlaşmalarımız var. Ekonomi, enerji, bankacılık veya yatırım gibi çeşitli alanlardaki ortak çalışmaları ele aldık. Görüşmedeki diğer konular ise bölgesel durum ve bunun Irak, Suudi Arabistan ya da çevre ülkelerin iç durumları üzerindeki etkisinin yanı sıra bölgesel gerilimler ve her ülkenin kapasitesi ve politikasına göre bunlarla nasıl başa çıkılacağı ve bu krizlerin yönetilmesi için ne gibi adımların atılacağını inceledik. Ancak bu krizleri yönetmeye ve gerilimi bölgeden uzak tutmaya devam etmek için iş birliği yapmaya ve iletişim kurmaya ihtiyacımız var.

Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinde son yıllarda kayda değer bir gelişmeye tanık olundu. İki ülke arasındaki ilişkilerin bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki ülke arasındaki ilişkide geçmişte dönem dönem kesintiler oldu. Fakat son yıllarda aralarındaki uçurum kapatıldı ve birçok köprü inşa edildi. Yapılan ziyaretler de bu ilişkinin geliştiğinin kanıtıdır. İki ülkenin, halklarının ve bölgenin menfaatine olan ilişkiler gibi somut şeyler de oldu. İlişkide bir ilerleme kaydedildiğini ve gelişme halinde olduğunu değerlendiriyoruz.

İki ülke arasında, başta siyasi, güvenlik, ticaret, yatırım ve turizm olmak üzere tüm alanlarda iş birliği imkanlarını artırma isteği ve kararlılığı söz konusu. Sizce söz konusu alanlarda ortaklıklar ne zaman etkinleştirilir?
Bu ortaklıkları şimdiden etkinleştirmeye başladık. Bugün Riyad'dayım. Ziyaretimden iki gün önce Irak İçişleri Bakanı, büyük bir heyetle Suudi Arabistan'ı ziyaret ederek Suudi yetkililerle sınır meseleleri, güvenlik ve ticari ilişkiler hakkında görüştü. Benim ziyaretim de bu çerçevede gerçekleşiyor. Aynı zamanda iki ülke tarafından kurulan Ortak Koordinasyon Konseyi var. Bu konsey birkaç komiteye ayrılıyor. Bu yüzden çok sayıda ziyaret ve toplantı gerçekleşiyor.

İki taraf arasındaki en önemli gündem maddelerinden biri bölgenin güvenliği ve istikrarıdır. İki ülkenin bölge için önemli bir konuma sahip oldukları göz önüne alındığında, bölgeyi gerginliklerden uzak tutmaya ve sürdürülebilir güvenlik sağlamak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Bölgedeki gerilimler, ister bazı ülkeler arasındaki bir anlaşmazlık, ister bölgesel anlaşmazlıklardan kaynaklansın, Irak'ın, Suudi Arabistan’ın ve diğer ülkelerin iç durumunu da etkiliyor. Gerginliği ortadan kaldırmak için samimi diyaloglara ve tartışmalara ihtiyacımız var. Bölgesel güvenlik sağlanmadan, ulusal güvenlik sağlanamaz. Eğer bölge gerginlik içindeyse tüm ülkelerin iç durumunu etkiler. Aynı şekilde belirli bir ülkenin gerginlikleri, anlaşmazlıkları ve kavgaları varsa çevresini de etkiler. Suriye'de olanlar Irak'ı, Irak'ta olanlar ise Körfez ülkelerini ve diğer ülkeleri etkiledi. Bu yüzden, güvenlik durumu diğer ülkeler ile bağlantılıdır. Sorunun köklerinin belirli bir coğrafi bölgede bulunabilir, ama dalları diğer ülkelere uzanabilir. Bu nedenle, bir diyalog mekanizmasının nasıl kurulacağını bilmenin yanı sıra bu sorunu çözmek için bölgedeki ülkeler arasında doğrudan iletişim kurulmasına ihtiyacımız var.

Peki, bu iletişimi kurmak mümkün mü ve bazı ülkeler arasında gerginlikler var mı?
Anlaşmazlıkların şiddet seviyesine yükselmesi, çatışmalara ve savaşlara yol açar ve bunun sonucu da yıkımdır. Irak’ta bizler sosyal, kültürel veya ekonomik alanlarda ve altyapıda büyük zarara sebep olan silahlı çatışmaların neden olduğu bir yıkımın kurbanıyız. Bu yüzden sağlıklı bir ortam için güvenliğin sağlanmasına ihtiyacımız var. Bunu başarmak için de bir diyalog ortamı oluşturmamız gerekiyor.

İki ülke arasındaki sınırları güvence altına almak için iş birliği ne olacak?
Irak İçişleri Bakanı’nın Suudi Arabistan ziyaretinin gündem maddelerinden biri, sınır meselelerini koordinasyonuydu. (Suudi Arabistan-Irak arasındaki) Arar Sınır Kapısı yıllarca kapalı kaldıktan sonra ortak sınır kontrolü çerçevesinde yeniden açıldı.

KİK ile ortak eylem mekanizmalarının aktifleştirilmesi gerektiğini vurguladınız ve Irak bugün, Körfez ülkelerine her zamankinden daha yakın. Bu durumun bölgeye ve özellikle Irak'a ne gibi yansımaları oldu?
Riyad ziyaretim sırasında KİK Genel Sekreteri ile görüşme onuruna eriştim. Kısa bir süre önce Bağdat'ta da bir araya gelmiştik. KİK aracılığıyla Körfez ülkeleriyle ayrı ayrı iletişim kuruyor ve iş birliği yapıyoruz. Öncelikle başarılı bir zirve olan El-Ula zirvesinde Körfez uzlaşmasını destekledik ve bundan memnunuz. Zirvenin yansımaları ve sonuçları, Körfez ülkelerini ve Irak dahil bölge ülkelerini olumlu etkileyecektir. Ayrıca, KİK’in her bir üyesi arasındaki ilişkilerde iş birliği ve ilerleme için köprüler kurduk. Tüm Körfez ülkeleriyle iyi ilişkilerimiz var.

Suudi Arabistan ve Irak arasında, büyük projeler olduğundan bahsedildi. Duyurulmaya hazır projeler var mı?
Etkinleştirilmelerinden bahsettiğimiz mutabakat muhtıralarının bazıları bu projelerle ilgilidir. Enerji, elektrik, petrokimya, tarım, konut, müteahhitlik ve diğer alanlarla ilgili yatırım projeleri var. Ancak bu yatırım projeleri siyasi durum ve siyasi ilişkilerin yanı sıra güvenlik durumuyla da bağlantılılar. Bir bölgede güvenlik durumuna yönelik bir tehdit varsa o bölgeye yatırımlar girmez ve yatırımcılar durumun düzelmesini bekler. Fakat Irak’taki güvenlik durumu 2014-2017 yılları arasındaki döneme kıyasla iyileşme gösterdi. Ancak son zamanlarda farklı bölgelerde bazı terör saldırıları yaşandı. Bu da iç ekonomik durumu ve yurt dışından fon girişini etkiliyor. Bu konular dikkate alınmalı. Çevre ülkelerle yapılan iş birliğinin içeride durumu istikrarsızlaştıran olumlu bir etki yaratması hedefleniyor.

Cedide Arar Sınır Kapısı'nın açılmasından sonra bugün Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden yatırımcıların Irak’ta yaptıkları yatırımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazı saldırıların yatırımcıların, özellikle de Körfez ülkelerinden yatırımcıların Irak’a gelişini etkiliyor. Güvenlik durumu ne kadar iyi olursa, yatırımlar ve dış fonlar da o oranda artar. Son terör saldırıları dışında bugün güvenlik durumu istikrarlı hale geldikçe Körfez'den yatırım yapmaya hazır birçok şirket ve yatırımcı olduğunu görüyorum. Tarım, turizm, enerji ve petrokimya sektörlerinde, gayrimenkul ve diğer alanlar olmak üzere Irak'taki geniş yatırım alanları ve bu alanlara yatırım yapılmasına ihtiyacımız var. Başta Körfez ülkelerinden olmak üzere yatırımcıların, yatırım yapmak ve sermaye getirmek için Irak'ta tam bir istikrar beklediğine ve Körfez şirketlerinin Irak ekonomisinin inşasında rol oynayabileceğine inanıyorum.

Enerji arzı konusunda koordinasyon sağlanması, bugün petrol piyasalarının istikrarı için acil bir ihtiyaçtır. Bu konuda Suudi Arabistan ile aranızdaki koordinasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’deki petrol ülkeleri ile gerek ikili gerek Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) çerçevesinde olsun petrol politikasında üst düzey bir koordinasyon söz konusu. Suudi Arabistan ve Irak, OPEC’te önemli bir role sahipler. Ülke ekonomisi için hayati öneme sahip bir konu olan enerjiyle ilgili tüm alanlarda iki ülke arasında koordinasyon devam ediyor.
-Irak’ın elektrik enerjisine ihtiyacı olduğu biliniyor. Suudi Arabistan üzerinden gelen Körfez hattından 400 megavatlık elektrik enerjisi almak için bir anlaşma yapıldı. Bu konuda başka projeler de var mı?
Körfez hattından 400 megavat elektrik ithal etmek için bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu konuda en üst seviyede koordinasyon söz konusu, ama halen elektrik enerjisine ihtiyacımız var. Irak ve Körfez ülkeleri arasında, sadece elektrik satın almak için değil, Irak’ta elektrik santrallerinin nasıl destekleneceği konusunda görüşmeler yapılıyor. Elektrik üretiminin yanı sıra dağıtımı konusunda da sorunlar var. Bu sebeple elektrik dağıtım ağları için altyapı oluşturmamız gerekiyor. Körfez şirketleri bu alanda rol oynayabilir.



Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
TT

Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’a atfedilen girişim karşısında sessizliğini bozdu. Dibeybe, ‘önce anayasa’ yaklaşımına bağlılığını ve ‘askeri yönetime’ karşı olduğunu vurgulayarak söz konusu girişime örtülü biçimde karşı çıktı. Gözlemciler, bu tutumu ‘Batı Libya’daki dış kaynaklı dayatılmış çözümlere yönelik halk öfkesini yatıştırmaya dönük bir manevra’ olarak değerlendiriyor. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizi çözmeye yönelik çabalarının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Dibeybe’nin hafta ortasında yaptığı açıklamalar, kendisi ile Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Menfi ve Takala’nın, başından bu yana Amerikan girişimine ve 4+4 Komitesi üzerinden yürütülen BM sürecine mesafeli yaklaştığı belirtildi.

Libya, yıllardır iki rakip hükümet arasında siyasi bölünmüşlük yaşıyor. Bunlardan ilki Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve doğuda faaliyet gösteren Usame Hammad başkanlığındaki yönetim. Doğu merkezli yönetim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Halife Hafter tarafından destekleniyor.

Bu çerçevede DYK üyesi Muhammed Maazeb, DYK ile UBH arasında bir ‘ittifak’ bulunmadığını belirtti. Maazeb, “Batı bölgesindeki yürütme organı ile danışma konseyi arasında yalnızca gerekli bir koordinasyon söz konusu” dedi. Takala ile Dibeybe arasında ‘sınırlı bir gerilim’ olduğunu kabul eden Maazeb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki isim arasındaki temasların sürdüğünü söyledi.

Maazeb ayrıca, Dibeybe ile Menfi arasındaki ilişkinin, ‘Boulos girişiminin gündeme gelmesinden ve Menfi’nin görevden uzaklaştırılma riski hissetmesinden bu yana en fazla zarar gören ilişki olduğunu’ ifade etti. ABD Başkanı’nın danışmanına atfedilen girişim, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in, Menfi’nin yerine yeni bir başkanlık konseyinin başına geçmesini; buna karşılık Dibeybe’nin Trablus ve Bingazi yönetimlerini birleştirecek ortak hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)

Maazeb, konseyinin mevcut siyasi süreçlere, özellikle geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da ilk toplantısını yapan BM destekli 4+4 Komitesi’ne yönelik muhalefetinin, bu sürecin anayasal çerçeveleri aştığı gerekçesiyle ortaya çıktığını belirtti. Maazeb, bu girişimin Libya halkının zamanını daha da tüketerek başarısızlığa mahkûm olduğunu savunarak, bunun siyasi süreçte dışlanma korkusundan kaynaklanmadığını ifade etti.

Sadeq Institute Direktörü Enes el-Kamati yaptığı değerlendirmede, Dibeybe’nin başlangıçta mevcut ittifaklarından uzaklaşıp yalnızca Trablus’taki silahlı grupların desteğiyle Boulos girişimine yönelik itirazları bastırmayı planlamış olabileceğini, ancak bunun mümkün olmadığını fark ettiğini söyledi.

El-Kamati, özellikle Misrata kentindeki çeşitli aktörlerin ve Saddam Hafter’e yönelik reddin etkisiyle Dibeybe’nin kısa sürede dolaylı bir karşıtlık pozisyonu aldığını belirtti.

Buna karşılık siyasi analist Salah el-Bakkuş, Dibeybe’nin son haftalarda Menfi ile yaşadığı gerilim nedeniyle ciddi bir kayıp yaşamadığını savundu. Bakkuş, Menfi’nin sahadaki etkisinin sınırlı olduğunu ve iki ismin de 2021 başından bu yana yetki paylaşımı ve siyasi çekişmeler nedeniyle sık sık gerilim yaşadığını hatırlattı.

Bakkuş ayrıca, Dibeybe ile DYK arasında daha derin bir anlayış bulunduğunu ve 4+4 Komitesi kapsamında temsilcilerin belirlenmesinde DYK’ye resmen danışılması hâlinde gerilimin yönetilebileceğini ifade etti.

Bakkuş, Dibeybe’nin Boulos girişimini desteklediğine ya da buna açıkça yaklaştığına dair herhangi bir açıklama yapmadığını, bunun da tarafların süreci kendi lehine kullanmasını engellediğini belirtti.

Bakkuş’a göre, ABD’nin bu planı zorlaması durumunda Dibeybe, toplumdaki geniş karşıtlığı kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilirdi.

Son olarak Bakkuş, BM Libya Destek Misyonu’nun süreci Boulos girişimine yaklaşacak şekilde kademeli adımlarla ilerlettiğini, müzakerelerin ise Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasındaki karmaşık anlaşmazlıklardan uzak, sınırlı sayıda aktörle yürütülmeye başlandığını söyledi.

Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kamati, Boulos’a atfedilen girişimin aslında ‘sokaktaki nabzı ölçmek ve BM uzmanlar komitesinin ülke genelindeki siyasi ve askeri isimleri kapsayan yolsuzluk şüphelerini ortaya koyan raporunu gölgelemek amacıyla gündeme getirildiğini’ savundu.

El-Kamati’ye göre Dibeybe, Amerikan girişimini reddederek ve ‘önce anayasa, ardından siyasi çözüm’ söylemini öne çıkararak sokak tepkisini yatıştırmaya çalıştı. Ayrıca Dibeybe’nin ‘askeri yönetimi reddetme’ vurgusu yaptığını belirten el-Kamati, buna karşın doğudaki etkili güçlerle ekonomik ilişkilerin perde arkasında sürdüğünü ve bunun BM uzmanlar komitesi raporlarında da işaret edildiğini ifade etti.

Açıklamasının sonunda el-Kamati, Dibeybe’nin Takala ve Menfi ile ilişkilerini onarmaya öncelik vermeyeceği kanaatinde olduğunu belirtti. Ona göre Dibeybe, Batı Libya’daki kendisine bağlı silahlı grupların desteğine ve doğudaki ekonomik temaslara dayanmayı sürdürüyor. Öte yandan, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin komutanı Halife Hafter, Boulos girişimine ve BM destekli 4+4 Komitesi aracılığıyla yürütülen çözüm sürecine daha olumlu yaklaşan taraflar arasında yer alıyor.


Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
TT

Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin müzakereleri geçici olarak askıya alma seçeneğini değerlendirdiğini bildirdi. Kaynaklardan biri, bu adımın gerekçesini ‘İsrail’in, Gazze Şeridi’nde her gün sürdürdüğü operasyonlarını durdurmaya yönelik herhangi bir adıma bağlı kalma konusunda ciddi davranmaması’ olarak ifade etti.

İsrail ile Hamas arasında geçtiğimiz ekim ayında uygulanmaya başlanan ateşkes anlaşmasına yönelik müzakereler ise yeni komplikasyonlarla karşı karşıya bulunuyor. İnsani yükümlülükleri içeren birinci aşama maddelerinin uygulanmasına ilişkin mekanizma konusunda anlaşma sağlanamazken, İsrail özellikle Gazze Şeridi’nin ‘silahsızlandırılması’ maddesini içeren ikinci aşamanın devreye alınması için baskı yapıyor.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)

İsrail, arabulucuların, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un ve ABD Başkanı’nın danışmanı Jared Kushner ekibinden bir Amerikalı yetkilinin talebi üzerine sağlanan görece sakinliğin ardından son üç gün içinde Gazze Şeridi’nde suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Hamas dün yaptığı açıklamada, Halil el-Hayye’nin oğlu Azzam el-Hayye’nin, çarşamba akşamı Gazze kentinde hedef alındığı İsrail saldırısında ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini doğruladı. Saldırıda ayrıca, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Şucaiyye mahallesindeki seçkin birliğinin saha komutanlarından Hamza eş-Şarbasi de öldürüldü.

Azzam el-Hayye (X)

Azzam el-Hayye (X)

İsrail’in dün öğleden sonra düzenlediği hava saldırılarında, Gazze kentinin batısındaki merkezin giriş kapısının hedef alınması sonucu Hamas’a bağlı İç Güvenlik Birimi’nden üç kişi yaşamını yitirdi.

Hamas tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Azzam el-Hayye’nin hedef alınmasının, işgal güçlerinin Filistinli liderlerin ailelerini ve sivilleri hedef alma politikasının devamı olduğu’ belirtildi. Açıklamada, bunun ‘direnişin iradesini ve siyasi tutumunu terör, öldürme ve psikolojik baskı yoluyla etkilemeye yönelik başarısız girişimlerin parçası’ olduğu ifade edildi.

Hamas ayrıca, ‘Siyonist anlatıda saldırıya ilişkin ortaya çıkan çelişki ve karmaşanın, işgal hükümetinin yaşadığı büyük şaşkınlığı ortaya koyduğunu’ savundu. Açıklamada, söz konusu saldırının ‘işgal güçlerinin şartlarını dayatmada ve ilan ettiği hedeflere ulaşmada başarısız olmasının ardından, direniş liderliği ve müzakere heyeti üzerinde baskı kurma girişimi’ olduğu kaydedildi.

Azzam el-Hayye’nin vefatıyla birlikte Halil el-Hayye ayrı olaylarda dört oğlunu kaybetmiş oldu. Daha önce Azzam’ın ikiz kardeşi Hammam el-Hayye, Eylül 2025’te Doha’da babasını hedef alan bir saldırıda hayatını kaybetmişti.

Bu bir seçenek... bir cevap değil

Filistin toprakları dışında yaşayan Hamas kaynakları, hareketin müzakereleri askıya alma yönünde henüz nihai bir karar almadığını belirtti. Ancak kaynaklardan biri, “Arabulucuların, aralarında Mladenov ve ABD’nin de bulunduğu tarafların, İsrail’i günlük ihlallerini durdurmaya zorlamakta açık biçimde yetersiz kalması nedeniyle bu seçeneğin güçlü şekilde gündemde olduğunu” söyledi. Aynı kaynak, geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana yaklaşık bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Kaynaklar, ayrı ayrı yaptıkları değerlendirmelerde, müzakerelerin askıya alınmasının Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesine doğrudan bir yanıt olarak değerlendirilmesini reddetti. Her iki kaynak da bu seçeneğin daha önce müzakere heyetinin gündeminde bulunduğunu, ancak ‘arabulucuların talebi ve Filistinli gruplarla yapılan istişareler doğrultusunda ertelendiğini’ belirtti. Kaynaklardan biri, “Yoğun suikastların ve bu şekildeki öldürme operasyonlarının yeniden başlamasıyla konu tekrar masaya geldi” dedi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)

Filistinli gruplardan kaynaklar, ‘her hâlükârda, Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesinin ardından en az üç günlük taziye ve yas süreci nedeniyle müzakere temaslarının fiilen askıya alınacağını’ belirtti.

Müzakerelerde ilerleme sağlandığına ilişkin daha önce yapılan ‘olumlu’ açıklamalara rağmen, Filistinli grupların, Mladenov’un geçtiğimiz salı günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından henüz bir yanıt almadığı ifade edildi.

Mladenov, geçtiğimiz hafta cuma günü Kahire’den ayrılarak, Mısır’ın Hamas ile yürüttüğü müzakerelerde varılan sonuçlara ilişkin İsrail’in yanıtını almak üzere Tel Aviv’e geçmişti. Netanyahu ile görüşen Mladenov, temasların ardından yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 maddelik planının uygulanmasını garanti altına alacak gelecekteki sürece ilişkin olumlu ve kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini” söyledi.

Mladenov’un yanıtı gecikti

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mladenov çarşamba akşamı İsrail’den ayrılarak Dubai’deki ofisine geçti.

Gazze Şeridi’nde bulunan Hamas kaynaklarından biri, Mladenov’u ‘tarafsız olmak yerine İsrail’in şartlarıyla örtüşmekle’ suçladı. Kaynak, “Müzakere heyetinin Mladenov’dan veya toplantılara katılan bazı Amerikalı yetkililerden duyduğu ‘olumlu’ mesajların ardından, İsrail’e baskı yapılması ya da olumlu yanıtlar getirilmesi bekleniyordu. Ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

Mladenov ise İsrail merkezli i24NEWS kanalına verdiği röportajda, Barış Kurulu’nun tutumunu yineleyerek, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve İsrail’in bölgeden çekilmesinin temel olarak tam silahsızlanmaya bağlı olduğunu söyledi. Mladenov ayrıca, Gazze dosyasının İran veya Lübnan’daki jeopolitik gelişmelerle ilişkilendirilmesi çağrılarını ‘iki milyon insanın trajik koşullarını görmezden gelen sorumsuzluk’ olarak nitelendirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze Şeridi için hazırlanan ve İsrail ile Hamas’ın onay verdiği plan; İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, yeniden imar sürecinin başlamasını ve Hamas’ın silah bırakmasını öngörüyor. Ancak ‘silahsızlanma’ maddesi, planın uygulanması ve ateşkesin kalıcı hâle getirilmesine yönelik görüşmelerde temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Hamas’taki üst düzey kaynaklara göre hareket, Mladenov’a, İsrail’in birinci aşamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeden ikinci aşamanın uygulanmasına yönelik ciddi müzakerelere girmeyeceğini bildirdi.


İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
TT

İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)

Lübnan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Raşaya el-Fuhar merkezi kadrosuna bağlı Hafız Ali Yahya isimli personelin, Raşaya- Keferşuba yolu üzerinde bir İsrail hava saldırısında hedef alınarak hayatını kaybettiği bildirildi.

Saha çatışmaları sürerken, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili görüşmelerin çerçevesini belirlemek üzere ilk müzakere turunun önümüzdeki hafta Washington'da başlaması planlanıyor.

Lübnan'ın ABD'den, İsrail'in ateşkes anlaşmasına uyması için müdahale etmesini talep ettiği bu süreçte, müzakerelerin Lübnan'ın öne sürdüğü beş temel nokta üzerinden yürütülmesi bekleniyor.

Lübnan resmi kaynakları Şarku'l Avsat’a, gelecek hafta Washington'da yapılması planlanan toplantıya Lübnan müzakereler heyetinin başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın katılacağını ve İsrail Başbakanı'nın danışmanı ve eski Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'in de katılmasının beklendiğini bildirdi.

Bu görüşme, taraflar arasındaki en tartışmalı konuları çözüme kavuşturmak için oluşturulacak uzun vadeli bir çalışma çerçevesinin ilk adımı olma özelliğini taşıyor.