Pandemide buzdolabı kapağını defalarca açanlar! Yalnız değilsiniz… Online diyetlere talep artışı yüzde 100'ü geçti

Pandemide buzdolabı kapağını defalarca açanlar! Yalnız değilsiniz… Online diyetlere talep artışı yüzde 100'ü geçti
TT

Pandemide buzdolabı kapağını defalarca açanlar! Yalnız değilsiniz… Online diyetlere talep artışı yüzde 100'ü geçti

Pandemide buzdolabı kapağını defalarca açanlar! Yalnız değilsiniz… Online diyetlere talep artışı yüzde 100'ü geçti

ABD'nin Louisiana eyaletinde yer alan Pennington Biyomedikal Araştırma Merkezi'nin 50 ülkede 8 bin yetişkin üzerinde yaptığı araştırmaya göre pandemi ve karantinalar süresince sağlıklı beslenmekten uzaklaşmak hemen her coğrafyada görülen bir sorun oldu. 
Yani tok olmamıza rağmen bir şeyler yemek isterken, 10 dakika önce kapısını açtığımız buzdolabının kendi kendine sufle yapmasını ümit ederken, pandemi stresini yemeklerden çıkarırken yalnız değiliz. 
Ankete katılan kişilerin yüzde 27'si kilo aldığını söylerken, her 100 kişiden 17'si ise kilo kaybettiğini dile getirdi. 
Ankete göre pandemi boyunca uyku düzeni bozulanların oranı yüzde 44.
Endişe kontrolü yaşamakta zorlananlar ise yüzde 20 olarak ölçüldü.

"Eve depolanan hazır gıdalar, besin değil" 
Independent Türkçe'ye konuşan Diyetisyen Emre Uzun'a göre pandemi boyunca en fazla artan şikayet de duygusal yeme bozukluğu. 
Evde kalan, canı sıkılan, psikolojik olarak kendini kötü hisseden, strese giren, yoksulluk duygusuna giren, korkan kişilerini kendini yemeğe verdiğini söyleyen Uzun, marketlerin erken kapanıyor olmasının da kişiyi depolamaya yönelttiğini belirtti.  
"Evde depolanan hazır gıdalara besin denmez" diyen Emre Uzun, "Besin, bizim için fayda sağlayan, içinde vitamin ve mineraller barındıran gıdalardır. İngilizcede "Junk Food" dediğimiz atıştırmalıkları da besin olarak değerlendirmek de doğru değil. Ancak evin içindeki stres arttıkça bunları tüketim arttı. Fizikselden ziyade duygusal yeme bozukluklarıyla karşı karşıya kalmaya başladık" ifadelerini kullandı. 
Kişilerin hobi edinmesinin, gerekiyorsa bir psikologla görüşmesinin, açık havada yürüyüşlerin önemli olduğunu söyleyen Uzun, evlere alınan kalorili ürünlerin de kişinin sinirli ya da kötü anında ilk tüketilen gıda olduğunu hatırlattı. 

"Eskiden yüzde 70 oranında olan birebir görüşmeler, yüzde 20'ye kadar geriledi" 
Pandemide evden çıkamayan ancak daha fazla kilo alımının da önüne geçmek isteyen kişilerin başvurduğu ilk adres ise online diyetisyenlik hizmetleri. 
Özellikle pandeminin ilk aylarında oluşan "yokluk psikolojisi" ile insanların ekmek, makarna, pirinç, bulgur gibi bozulmayan ve kalorisi yüksek gıdaları depolamaya başladığını söyleyen Uzun'a göre bu dönemde online diyet taleplerinde de bir patlama oldu: 
"Pandemiden önce benim online seanslarım yüzde 30, yüz yüze seanlarım yüzde 70 civarındaydı. Pandemiyle birlikte bu tam tersine döndü. Hatta birebir görüşmeler yüzde 20'ye kadar indi. 
Çok az insan evden çıkma konusunda rahattı. Birebir görüşmeleri haftada bir gün ile sınırlı tutuyordum. 
Mart, nisan, mayıs aylarında böyle devam etti. Haziranda sokağa çıkma yasaklarının kalkmasıyla birlikte insanlar tatile gidince bizim işlerimiz bir miktar düştü. 
Hem insanlar evde durmaktan sıkılmıştı hem de tatilde oldukları için diyete devam etmediler. Hükümetin başlattığı tatil için kredi verilmesi kampanyası da etkili oldu. 
Online diyetler de bir tık azaldı ama devam etti. Sonrasında ise birebir görüşmeler yeniden artmaya başladı. Gelinen noktada yüz yüze görüşmeler yüzde 60- yüzde 70 oranında. Online yüzde 30-40. Evde kalan sayısı çok çok azaldı. 
İstanbul'da olup online danışanım iki elin parmaklarını geçmeyecek vaziyette. Şehir dışından ve yurt dışından online diyetlerimiz ise devam ediyor."
"Orta sınıfın giderek kaybolduğu sistemde biz de o sınıftaki müşterilerimizi kaybediyoruz" 
Pandemiyle birlikte online diyet taleplerinin yüzde 100'e yakın arttığını söyleyen Diyetisyen Emre Uzun'a göre diyetisyenlik, her zaman halkın refah seviyesine göre değişim gösteren bir sektör oldu. 
"Kişinin refah seviyesi yüksek olmalı ki kendine ve sağlığına dikkat etsin" diyen Uzun, ekonomik sıkıntısı yüksek olanın "ben kendi başıma yaparım" düşüncesinde olduğunu söylüyor ve ekliyor: 
"Zenginin daha çok zenginleştiği, yoksulun daha fazla yoksullaştığı ve orta sınıfın kaybolduğu bir sistem var. Makas giderek açılıyor. Üst tabaka çok etkilenmedi ama biz orta seviyedeki müşterilerimizi kaybediyoruz. Kendine dikkat etmek isteyen beyaz yakalıları kaybediyoruz."
 
Dövizin yükselmesiyle online ve yüz yüze diyetisyenlik ücretleri eşitlendi 
Haftalık seanslarda danışanlarıyla ayda dört kez görüşen Emre Uzun'un aktardığına göre pandemi öncesi online ve yüz yüze görüşmelerde fiyat farklılığı oluşuyordu. 
Ancak pandemiyle birlikte hem fiyat artırımına hem de fiyat eşitlemesine gidilmek zorunda kalındı. Zira, dövizin yükselmesi, ofisin kira masrafının devam etmesi gibi nedenlerle hem online hem de birebir diyetisyenlik hizmeti 1500 liraya kadar çıktı. 
Kendisinin genel diyetisyen ücretleri ortalamasını yansıtmadığını kabul eden Uzun, online diyetlerde yağ-kas ölçümünün nasıl yapıldığını sorduğumuzda ise şu yanıtı verdi: 
"Online diyetisyenlik hizmetlerinde yağ-kas ölçümü için kişiler dilerse bu ölçümleri yapan tartıları alabilir. Ya da bir eczane ya da spor salonunda bu ölçümü yapabiliri. Ancak online olunca yağ-kas ölçümü çok güvenilir olmuyor. Hele ki ucuz tartıların yağ ölçümüne hiç güven olmuyor. O nedenle biz kilo kaybını takip ediyoruz. Benim uyguladığım diyetler, kişiye özgü ve sağlıklı diyetler olduğu için çoğunlukla yağdan kaybettiren cinsten. Basen, bel gibi yerler mezura ile ölçüldüğünde ya da kan tahlillerinde de bu kendini gösteriyor zaten."

"Son üç ayda, marttaki psikolojiye geri dönüldü"
Diyetisyen Seçil Kenar da online diyetisyenliği, sokağa çıkma yasaklarının başladığı ilk günden bu yana devam ettiren beslenme uzmanlarından. 
Ofisinin de bir süre kapalı kaldığı o günlerdeki belirsizliğin medyadaki felaket senaryolarıyla daha da tetiklendiğini, insanların korkarak daha çok evde kaldığını hatırlatan Kenar, "Mart, nisan, mayıs aylarında herkes inanılmaz kilo aldı. Psikolojik yemeler çok başladı" diye konuştu. 
Kenar'ın aktardığına göre normalleşme sürecinin başladığı hazirandan ekime kadarki süreçte insanların psikolojisi biraz olsun toparlayınca danışan sayısı da arttı. 
Son üç ayda ise vakaların artmasıyla korkunun yeniden mart dönemine benzemeye başladığını söyleyen Seçil Kenar, "Son üç aydır insanlarda çok ciddi bunalım var. Umutsuzluk, sıkılmışlık… Dışarı çıkamamanın ve sosyalleşememenin verdiği yeme bozukluklarını görüyoruz. Psikolojik yeme bozuklukları çok arttı. Elbette danışanlar devam ediyor diyetisyene ancak diyete devam etme direnci çok düştü" dedi ve ekledi: 
"İnsanlar üç aşağı beş yukarı gün içerisinde idare edebiliyorlar. Çocuklarıyla ilgileniyorlar, ofise gidenler var… Ancak burada problem hafta sonları ve akşamları. Sürekli oturuyoruz, sürekli bir şeyler izliyoruz, sürekli hareketsiziz. İnsanlarda ciddi kas kayıpları ve aşırı yağlanma problemleri var. Gece atıştırmaları çok arttı." 

Kötü psikolojiyle mücadele için: Sağlıklı tarifler, hobi edinme, diyet yapan grupları 
Seçil Kenar'ın da bu soruna farklı çözümleri var. 
Bunlardan biri pandemiyle birlikte mutfakta daha fazla zaman geçirenlere sağlıklı yemek tarifi önerileri. 
Canı börek çekene, yufkasız kabak böreği, paket paket çikolata almak isteyen hurmalı tatlı tarifleri, bu önerilerin arasında. 
Danışanlarına pandemi sürecinin geçici olduğunu ve yemek yerine konulabilecek bir terapi sistemi bulunması gerektiğini her seferin hatırlatan Seçil Kenar, insanları farklı hobilere de yönlendirdiğini söylüyor. 
Online yoga, pilates, zumba gibi dersler evdeki stresi azaltırken, birbiriyle bağlantılı birkaç danışanın kurduğu Whatsapp grupları da grubun üyelerinin motive olması için önemli bir araç haline geliyor. 

"Yüzde 70 kapasiteyle çalışıyordum, yüzde 110'a çıktı" 
Seçil Kenar ise en "ben online sistemde yapamam" diyen danışan bile çevirimiçi hizmet almaya başladıklarını aktardı. 
Beş günün 2 buçuk gününde online, kalan yarısında da yüz yüze danışmanlık hizmeti veren Kenar, 2-3 yıl içerisinde de sektörün tamamen online olacağını öngördü. 
Emre Uzun gibi online diyetisyenlikte danışanlarının kas-yağ ölçümünü hassas tartılar, mezura, spor salonu ya da eczanelerde ölçüm ile yürüten Seçil Kenar, 2019'da yüzde 70, şimdi ise yüzde 110 kapasite ile çalıştığını belirtiyor. 
"Online diyeti 100 liraya yapan da var 500 liraya yapan da" diyen Kenar şöyle konuştu: 
"Online diyetlerin maliyeti daha düşük çünkü çoğu diyetisyen ofisini kapattı. Benim ofisin maliyeti ayda 10 bin lira. Giderlerle 12 bin lirayı buluyor. Benim giderim azalmadı. Alet kullanılmıyor, geç kalma problemi yok.. Her şey tıkır tıkır işliyor online'da. En az 100-150 TL kadar düşük seans başı." 
"Gelecekte beslenme problemleriyle ilgili bizi ne gibi hastalıklar bekliyor?" sorusuna Seçik Kenar, şu yanıtı verdi:
"Hareketsizlik çok ciddi problem. Hareketsizliğimizin bize ağır bir bedeli olacak. Kaslarımızda çok ciddi problemler çıkmaya başladı. Kas, kemik, sırt, eklem problemleri olacak. 
Hareket etmek her yerden kesildi. Spor salonuna gidilemediği gibi insanlar arkadaşının yanına bile gidemiyor. 
Bu tür hastalıklar çok öne geçecek. "

Online hizmet de Youtube kanalı da pandemide başladı
Özel bir tıp merkezinde diyetisyen olarak görev yapan Melek Sona ise mart ayında salgının başlaması ve yüz yüze randevuların birer birer iptal edilmesiyle öncelikle ücretsiz izne çıkmak durumunda kaldı. 
Ancak karamsarlığa düşmeyen Sona için pandemi bir nevi "fırsat" oldu. Çünkü kendisinin anlatımıyla çok istediği ama bir türlü cesaret edemediği online diyetisyenliğe nisan ayında başladı.
Mayıs ve haziran aylarını, danışanlarıyla internet ortamında görüşerek geçiren Sona, haziranda ise işine tekrar geri döndü. 
Sona için pandemiyle gelen bir yenilik daha vardı: YouTube kanalı 
"Hızlı yaşam bizi içine hapsetmişken odaklanamadığım YouTube işine sonunda girişmiştim" diyen Melek Sona bu durumdan hayli memnun. 
Zira Sona, hiç tanımadığı evlere girip hiç tanımadığı insanlara dokunabilmenin kendisini çok motive ettiğini söylüyor: Beni YouTube'dan görerek online diyete başlamak isteyen birçok kişi ile tanıştım. Bu benim yaptığım işin doğru kişilere ulaştığını gösteriyor. Çok minnettarım.
Sona'nın açıklamasına göre online diyetisyen görüşmelerine başlamak ilk başlarda, kendisi kadar danışanları için de bir belirsizlik taşıyordu. 
"Online diyet nedir? Ben bile tanımını doğru düzgün yapamazken insanların online diyete sıcak bakması beklenilemezdi ama bir ihtiyaçtan doğduğu için artık sıkça tercih edilen bir alan haline geldi" diyen Sona için artık online seansların yüz yüze seanslardan hiçbir farkı yok. 

Online diyetin avantajları
Hatta online diyetin evden çıkmamak, hastaneye gitmemek, trafiğe takılmamak, arabayı park etmekle uğraşmamak gibi avantajları olduğunu söylen Sona, kilo takiplerini ise evdeki tartıla ve mezura ile yapıyor. 
Bel ve kalçanın mezura ile ölçümlenmesiyle kilonun yağdan gidip gitmediğini anladıklarını söyleyen Sona'nın anlattığına göre çalıştığı tıp merkezinde seans ücretleri de uygun: 
"Yüz yüze hizmet alan danışanlarıma genellikle iki haftada bir gelmelerini öneriyorum. Ancak online da danışanlarımla sürekli iletişim halindeyiz. O yüzden online seanslarımın ücreti, yüz yüze seanslarıma göre biraz daha fazla diyebilirim. Online diyet yapan danışanlarımı bir miktar daha avantajlı görüyorum. Çünkü kendileri ile hemen her gün birebir iletişimdeyim. Sağlıklı beslenmeyi ilk ağızdan kişisel olarak göstermeye çalışıyorum." 
Görüştüğümüz diğer diyetisyenler gibi Melek Sona da pandemi sürecinde en sık rastlanan problemin duygusal yeme bozukluğu olduğunu söylüyor. 
Sona, "Çoğu kişi duygularını kontrol edemediği için bunu yemek yeme ile kapatmaya çalışıyor. Yemekten aldığı haz ile duygusal açıklarını kapatmak istiyor. Bu da doğru orantılı olarak kilo artışına sebep oluyor" değerlendirmesini yaptı. 
Pandemi psikolojisi ile mücadele etmenin bazı kişiler için daha zor olabileceğinin altını çizen Sona, başından beri koronavirüsle mücadele için sıraladığı tavsiyeleri, Independent Türkçe için yineliyor: 
"- Sağlıklı beslenelim, 
- Yeteri kadar uykumuzu alalım, 
- Bol su içelim,
- Hareketimizi artıralım.
Bunların sonucunda bağışıklığımızın kuvvetlenmesi kaçınılmaz.  Böyle bir durumda da koronavirüs bizden korkmalı, biz ondan değil."

Independent Türkçe

 



Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttu

Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
TT

Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttu

Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)

Bilim insanları binlerce yıl önce ölen bir yavru kurdun midesindeki yünlü gergedan kalıntılarını kullanarak türün neslinin tükenme hikayesine ışık tuttu.

Sibirya'daki Tubat köyünde 2011'de yapılan çalışmalarda donmuş bir kurdun midesinin yünlü gergedanla dolu olduğu bulunmuştu. 

Yavru hayvanın yaklaşık 14 bin 400 yıl önce bir toprak kayması sonucu yuvasının çökmesiyle öldüğü düşünülüyor. 

Soğuk koşullar hayvanın cesedinin son derece iyi bir şekilde korunmasını sağlarken, muhtemelen son yemeğini kısa süre önce yediği için midesindeki kalıntılar da varlığını sürdürdü.

Binlerce yıl önce ölen hayvan kalıntılarından elde edilen DNA, genellikle tam genomu çıkarmaya elverişli olmuyor. Ancak donmuş topraktan çıkarılan örnekler genetik veriyi daha iyi koruyor.

İsveç'teki Paleogenetik Merkezi'nden araştırmacılar, kurdun midesindeki kalıntılardan yünlü gergedanın genomunu elde ederek yaklaşık 14 bin yıl önce soyu tükenen bu türün son birkaç yüzyılı hakkında bilgi edindi. Başka bir hayvanın midesindeki bir Buzul Çağı hayvanının tüm genomu ilk kez dizilendi.

sdfrgt
Yavru kurt, donmuş toprak sayesinde son derece iyi korundu (Mietje Germonpré)

Bilim insanları bir tür yok olmadan hemen önce yaşamış hayvanların genomuna ulaşmanın da zorlu bir iş olduğunu söylüyor. Ancak bu veri, nesillerinin neden tükendiği hakkında önemli bilgiler sunabilir.

Bir türün yok oluş süreci uzun bir zamana yayılırsa çiftleşilebilecek hayvan sayısı da zamanla azalır. Bu durum akrabaların birbiriyle çiftleşmesine ve genetik çeşitliliğin azalmasına yol açar.

Bulguları hakemli dergi Genome Biology and Evolution'da dün (14 Ocak Çarşamba) yayımlanan çalışmada bütün genomu elde edilen yünlü gergedanın genetik verisi, biri 18 bin 500 ve diğeri de 48 bin 500 yıl önce ölmüş diğer iki yünlü gergedanla karşılaştırıldı.

Araştırmacılar türün yok olmasından önce genetik açıdan istikrarını kaybettiğine dair kanıt bulamadı.

Çalışmanın yazarlarından Edana Lord şöyle diyor: 

Analizlerimiz, yünlü gergedanların yok olmasından önceki onbinlerce yıl boyunca akrabalarıyla çiftleşme seviyelerinde hiçbir değişiklik olmadığını, şaşırtıcı derecede istikrarlı bir genetik model sergilediğini gösterdi.

Bulgular, yünlü gergedanların nispeten hızlı bir şekilde, 300-400 yılda yok olduğuna işaret ediyor.

Araştırmacılar bu nedenle hayvanların, insanların avlamasından ziyade çevresel koşullar sonucu yok olduğunu düşünüyor.

Makalenin bir diğer yazarı Love Dalén, "Sonuçlarımız, Sibirya'nın kuzeydoğusuna ilk insanların gelmesinden sonra yünlü gergedanların 15 bin yıl boyunca sürdürülebilir bir nüfusa sahip olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor: 

Bu da neslinin tükenmesine insan avcılığının değil, iklimin ısınmasının yol açtığına işaret ediyor.

Independent Türkçe, Guardian, Science Alert, Genome Biology and Evolution


Beyindeki Alzheimer proteinleri ses terapisiyle temizlendi

12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
TT

Beyindeki Alzheimer proteinleri ses terapisiyle temizlendi

12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)

Bilim insanları, beynin belirli bir frekansta invaziv olmayan bir şekilde sesle uyarılmasının, Alzheimer hastalığıyla bağlantılı toksik proteinleri temizleyebileceğini gösterdi. Bu da düşük maliyetli bir tedaviye önayak olabilir.

Alzheimer hastalığının hafıza kaybıyla dil ve düşünme sorunları da dahil belirtileri, beyinde amiloid adı verilen anormal proteinlerin yüksek seviyeleriyle bağlantılı. Bu proteinler hücrelerin etrafında plak oluşturuyor.

Bu proteinler beyinde kademeli olarak birikerek sinaps diye bilinen sinir hücreleri arasındaki bağlantıları öldürebilir, sonunda nöronları boğarak beyin dokusunun ölümüne neden olabilir.

Mevcut tedaviler bazı semptomları iyileştirse de bu zayıflatıcı durum için uzun vadeli bir tedavi yok.

Şimdiyse ilk kez, bilim insanları 40 Hz'lik işitsel uyarımın, yaşlı rhesus maymunlarının beynindeki amiloid protein seviyelerini önemli ölçüde değiştirebileceğini ve bu etkinin 5 haftadan fazla sürdüğünü gösterdi.

Bulgular, 40 Hz uyarımının Alzheimer hastaları için invaziv olmayan bir fizik tedaviye dönüştürülebileceğine işaret ediyor.

thyuı8
Yaşlı maymunlarda 40 Hz işitsel uyarımının illüstrasyonu (KIZ)

Çalışmada, Çin Bilimler Akademisi'nden araştırmacılar, 26 ila 31 yaşındaki 9 rhesus makak maymununda işitsel uyarım tekniğini test etti.

Maymunların beyinlerinde yaygın spontan amiloid-β (Aβ) protein kümeleri gelişmişti. Bu da insan Alzheimer hastalığının patolojik özelliğini bilfiil taklit ederek onları ideal bir hayvan araştırma modeli haline getiriyordu.

Çalışmadaki bir grup maymun, 7 gün boyunca günde 1 saat 40 Hz işitsel uyarım aldı.

Araştırmacılar, ses uyarımından sonra maymunların beyin-omurilik sıvısındaki (BOS) temel amiloid proteinlerinin seviyelerinin başlangıç ​​seviyelerinin üç katına çıktığını buldular.

PNAS adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "7 günlük uyarım, BOS'taki Aβ'da yüzde 200'den fazla hızlı bir artışa neden oldu" diye yazdılar.

Bilim insanları, sonuçların farelerden elde edilen önceki bulgularla da tutarlı olduğunu ve 40 Hz ses uyarımının, Alzheimer'la ilişkili toksik amiloid proteinlerinin beyinden beyin-omurilik sıvısına taşınarak temizlenmesini kolaylaştırdığını öne sürüyor.

Bilim insanları, uyarım sona erdikten 5 hafta sonra bile omurilik sıvısındaki amiloid protein seviyelerinin yüksek kaldığını ve tedavinin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir etkisinin olduğunu buldu.

Araştırmacılar, erken evre Alzheimer hastalığını yavaşlatmak için kullanılan mevcut antikor tedavilerine kıyasla, ses uyarımının invaziv olmayan, düşük maliyetli bir fiziksel müdahale olarak geliştirilebileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, "Bu çalışma, 40 Hz işitsel uyarımın beyindeki Aβ metabolizmasını sürdürülebilir bir şekilde düzenleyebileceğine dair ilk primat kanıtını sunarak, invaziv olmayan bir Alzheimer tedavi yöntemi olarak potansiyelini destekliyor" diye yazdı.

Independent Türkçe


T-rex'lerin sanılandan çok daha yavaş büyüdüğü ortaya çıktı

Yetişkin T-rex'lerin kilosu 8 tona varıyordu (Wikimedia Commons)
Yetişkin T-rex'lerin kilosu 8 tona varıyordu (Wikimedia Commons)
TT

T-rex'lerin sanılandan çok daha yavaş büyüdüğü ortaya çıktı

Yetişkin T-rex'lerin kilosu 8 tona varıyordu (Wikimedia Commons)
Yetişkin T-rex'lerin kilosu 8 tona varıyordu (Wikimedia Commons)

T-rex'lerin sanılandan çok daha yavaş büyüdüğü ve nihai boyutlarına yaklaşık 40 yılda ulaştığı tespit edildi.

Dinozor kemiklerinin tıpkı ağaçlar gibi büyüme halkaları var. Ancak bunları okumak her zaman çok kolay olmayabiliyor.

Ayrıca T-rex kemikleri çoğu zaman yalnızca 10 ila 20 yıla ait büyüme izlerini koruduğu için gelişim sürecini çözmek zorlaşıyor.

Daha önce yapılan çalışmalarda bu meşhur türün üyelerinin 25 yaşında büyümeyi bıraktığı öne sürülmüştü. 

Ancak Oklahoma Eyalet Üniversitesi'nden Holly Woodward ve ekibinin yeni tekniklerle yaptığı analizler, önceki hesaplamaların yanlış olabileceğini gösterdi.

Bilim insanları yavrulardan devasa boyutlardaki yetişkinlere kadar 17 Tyrannosaurus örneğini inceledi. 

Araştırmacılar yeni analizde, gelişmiş istatistiksel algoritmalar kullandı ve önceki çalışmalarda gözden kaçan gizli büyüme halkalarını gösteren özel bir ışık altında kemikleri inceledi. 

Bulguları hakemli dergi PeerJ'de dün (14 Ocak Çarşamba) yayımlanan çalışmaya göre T-rex, 40 yıl boyunca büyümeye devam ediyor ve bu süreç son yıllarda yavaşlıyordu. 

Woodward "Bu, Tyrannosaurus rex için şimdiye kadar derlenmiş en büyük veri seti" diyerek ekliyor:

Fosilleşmiş kemiklerde korunan büyüme halkalarını incelemek, hayvanların büyüme öykülerini yıl yıl takip etmemizi sağladı.

Yeni istatistiksel analizi yürüten Nathan Myhrvold da şu ifadeleri kullanıyor:

Farklı örneklerden elde edilen büyüme kayıtlarını bir araya getiren yeni bir istatistiksel yaklaşım geliştirdik. Bu yaklaşım, T-rex'in tüm yaşam aşamalarındaki büyüme eğrisini, önceki çalışmalardan daha ayrıntılı bir şekilde tahmin etmemizi sağladı.

Bilim insanları veri setindeki iki dinozorun diğerleriyle aynı büyüme eğrisine sahip olmadığını da saptadı. Bunun nedeni henüz bilinmiyor ancak bu iki örneğin başka bir türe ait olabileceği düşünülüyor.

Kısa süre önce yapılan bir çalışmada da bu iki dinozorun aslında yavru T-rex'ler değil, Nanotyrannus adlı başka bir cinsin yetişkin üyeleri olduğu sonucuna varılmıştı. 

T-rex'lerin hızla yetişkinliğe ulaşmadan yavaş ve istikrarlı bir büyüme sergilemesi, yaşamları boyunca farklı roller üstlendikleri anlamına gelebilir.

Makalenin bir diğer yazarı Jack Horner "40 yıllık bir büyüme evresi, genç T-rex'lerin çevrelerinde çeşitli ekolojik roller üstlenmesine olanak sağlamış olabilir" diyerek ekliyor:

Bu, süper avcılar olarak Kretase Dönemi'nin sonuna hükmetmelerini sağlayan faktörlerden biri olabilir.

Independent Türkçe, IFLScience, Phys.org, PeerJ