"Katil serçeler” savaşın kanunlarını yeniden yazıyor

Modern savaşlarda güç dengelerini değiştiren İHA sanayisi belli ülkelerin tekelinde değil

Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
TT

"Katil serçeler” savaşın kanunlarını yeniden yazıyor

Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)
Birçok ülke küçük hacimli ancak etkisi büyük olan İHA’lara yatırım yapıyor (Getty Images)

Ziyad el-Fifi
İngiliz Savunma Bakanı Ben Wallace’nin geçtiğimiz yılın sonlarında Londra’da yapılan bir savunma konferansına katılıp Libya savaşından söz etmesi, İngiltere’nin 2011’den beri bu ülkede devam eden krizle ilk kez ilgilenmesi değildi. Zira Akdeniz’in güney yakasında olup bitenler, İngilizleri 10 yıl önce Kaddafi’nin devrilmesine katkı sağladıklarından beri ilgilendiriyor.
Ancak Wallace’nin konuşmasında dikkat çeken şey, insansız hava araçlarının (İHA) ve bu İHA’ların silahlı versiyonları olan SİHA’ların Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile Hafter güçleri ve destekçileri arasındaki son savaşın seyrini değiştirmedeki rolüne değinmesi oldu.
Wallace savunma bütçesinin artırılması ve askeri sanayiye yatırım yapılması çağrısında bulunurken “Başka ülkelerden ders almalıyız. Modern teknoloji oyunun kurallarını değiştirdi ve biz de onun bir parçası olmalıyız. Türkiye son Libya savaşında yerli olarak geliştirdiği İHA’lar sayesinde istihbarat bilgileri topladı, gözlem ve hedefleri belirleme görevleri gerçekleştirdi ve düşmanlarının ön cephelerini ve lojistik üslerini hedef aldı” ifadelerini kullandı. İngiliz bakana göre bu durum, Türkiye’nin Trablus’ta etrafı sarılmış olan müttefikini kurtararak taraflar arasındaki güç dengesini değiştirmesini sağladı.
Bu konuşma küçük hacmi olan ancak büyük bir etki yaratan “robot serçelerin” liderlik ettiği ve savaşın seyrini değiştirdiği yeni nesil savaşlar hakkındaki bir tartışmanın kapısını aralıyor. Ancak sanayileşmiş “kuzey” güçleri her zaman yaptıkları gibi bu yeni nesil savaşlarda kontrolü elinde bulundurmuyor. Genelde aralarında uzlaşabilen ülkeler askeri teknolojiyi tekeli altına alır ve böylece üreticilerin sınırlamaları nedeniyle güç dengelerini idare etme becerisini kullanarak satış ve ambargo sürecini siyasi koşullara göre kontrol ederdi.

Üreticiler için sınırsız bir harita
Sanayileşmiş ülkelerin haritasına bakıldığında Libya savaşında SİHA’larındaki niteliksel özellikleri sergileyen Türkiye, köklü bir sanayi mirası olan Ukrayna’nın yanında karşımıza çıkıyor. Ukrayna modernleşmeyi engelleyen ekonomik unsurlardan dolayı geride kalmış olsa da bu durum SİHA’lar konusundaki gücüne gölge düşürmüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Körfez'de Riyad bu tür sanayilere büyük yatırımlar yapıyor. Science Technology firması tarafından Çinli bir ortakla 3 aşaama halinde geliştirilen ve son aşamasının da 1 milyar riyali aşan (266,6 milyar dolar) bir anlaşmayla Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’nın aldığı “Eagle” İHA ailesi tanıtıldı.
Çin’den bahsetmişken batı tecrübelerini klonladığı eski sanayi devrimi döneminden farklı olarak bu sanayiye yön vermedeki rolü göz ardı edilemez. Çin günümüzde İHA teknolojileri geliştirmek için bir kaynak sayılıyor.
Ancak bu tür silahlarda sanayi dengelerini dağıtma tehlikesi tek endişe kaynağını oluşturmuyor. Zira her zaman silah pazarında var olan Batı ülkeleri ve Rusya’nın yanı sıra Güney Amerika, Afrika ve bazı Orta Doğu ülkeleri ile Asya ve Doğu Avrupa’daki pek çok ülkenin bu silahları kopyalamadaki gelişmelerini dikkate alırsak milisler tüketicilerin haritasında değil de askeri sanayi haritasında görünüyorlar.
Askeri cephaneliğinin eski olmasından yakınan İran bu boşluğu savaş uçakları ve balistik füzeler gibi kendisine uzaktan hedef alma gücü sağlayan silahlara yatırım yaparak kapatmaya çalışıyor.
Bu durum dünyanın, Tahran’ın silahlarını ve teknolojisini aktardığı düzensiz gruplara silahların sızdırılmasını kontrol etmede başarısız olmasına yol açtı. Dolayısıyla bu alanda Hizbullah, Hamas ve Iraklı milislerin faaliyet göstermesinin yanı sıra Yemen’de Husiler ortaya çıktı. Husiler askeri yetenekleri ve ileri düzey teçhizatı bakımından kendisine üstün gelen Suudi Arabistan’ı hedef almak için bu teknolojiyi kullanıyor. Bununla birlikte Tahran, başta Husi ve Iraklı milisler olmak üzere bölgesel ve uluslararası kesimler tarafından kendisine yöneltilen bu suçlamaları reddediyor.
Suudi Arabistan sınırı ve Yemen’in bitişiğinde bulunan bölgelerde İHA’lar ile gerçekleştirilen eylemlerde bir artış görülüyor. Bu eylemlerin bazıları hayati sivil tesislerin zarar görmesiyle sonuçlandı. Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemleri saldırıların çoğunu engellemeyi başarsa da saldırıyı engellemenin maliyeti, etkisiz hale getirilen uçağın değerinden onlarca kat daha fazla oluyor.

Savaşta belirleyici avantaj
Bu ufak uçaklar, bazı sebeplerden ötürü savaşçıların gerçekleştiremeyeceği rolleri yerine getirebildikleri için yalnızca düşük maliyetlere indirgenemez.
Washington Ulusal Savunma Üniversitesi tarafından yayınlanan bir rapora göre savaş alanında her cihazın, motorlarının yaydığı ısıdan ötürü kendisini hedef haline getiren bir radar imzası bulunuyor.
Rapora göre her cihazın kendine has bir imzası bulunuyor ancak İHA’ların “özel bir avantajı bulunuyor o da tespit edilmesini zorlaştıran düşük bir radar imzasına sahip olmaları. Bu durum İHA’ların savaşçıların kolayca tespit edilebildiği alanlarda gizlice görev yapma şansını artırıyor.” Özellikle de karşı tarafın gözetleme gücü yeterli değilse.
Bu Türk uçakların çevik bir şekilde yapabileceği diğer bir görev de “daha az maliyete daha doğru ve etkili vuruşlar yapabilmesi. Bunu da operasyon sahasının yakınlarına zarar vermeden hayati yerleri etkili bir şekilde vurmasını sağlayan düşük radar imzasından ötürü üst düzey sızma kabiliyeti sayesinde gerçekleştirebiliyor.
Ancak en önemli özellik, halklar ve insan hakları örgütlerinde savaş karşıtı genel eğilimlerin artması ile ortaya çıkıyor. Zira askerlerin saflarında insani kayıpların olması ve uluslararası düzeyde istikrar bozucu bir üne sahip olması sonucu ülke başkanının popülaritesinin düzeyinde siyasi bir karşılığı olmadan sınır dışına asker gönderme kararı almak oldukça zorlaşmış durumda.

Düzensiz gruplara karşı savaş
İHA’lar başta milisler tarafından kullanılmak yerine kendilerine karşı kullanılıyordu. ABD’nin yaptığı gibi bu teknoloji siyasi rejimlere uluslararası savaşlarında bir alternatif sağladı.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında Irak ve Afganistan’daki savaşçıların saflarında ağır kayıplar yaşanmasının ardından ABD’de halkın Ortadoğu’ya asker gönderme karşıtı tutumunun gittikçe artması sonucu Washington, Yemen’deki el-Kaide örgütünü açık bir şekilde hedef almak için İHA’ları ile operasyonlar gerçekleştirmeye karar verdi. Bunun üzerinde Washington ülke içerisinde örgütün kamplarını hedef alacak şekilde “robot eşek arılarına” hava sahasının açılması için dönemin Yemen Başbakanı ile bir anlaşma imzalamıştı. Afganistan ve Irak’ta da bu operasyonlarını daha az dikkat çekici bir şekilde yürütmeye karar vermişti.
Sessiz katiller olan SİHA’lar, 2020 yılının Ocak ayında Irak’ta İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi hedef alırken de kullanıldı ve böylece dikkat çeken ekipmanların taşınmasına gerek kalmadı.
Türkiye kendi topraklarında PKK’ya karşı, Libya savaşında, Irak’ta DEAŞ örgütüne karşı, örgütün Nijerya’daki kolu Boko Haram’a karşı İHA’larını konuşlandırdı. Aynı şekilde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Yemen’de bunları kullanıyor.
Bu uçaklar, son düzenli savaşlardan birinde Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde çıkan çatışmalarda ortaya çıktı. Azerbeycan düşmanlarının ağır silahlarını hedef almak için SİHA’larını etkili bir şekilde kullandı ve çatışmalarda büyük bir zafer kazandı.

Çin’in ABD’ye üstünlüğü
Çin’in SİHA’ları başta ABD olmak üzere batılı rakiplerini gölgede bırakarak uluslararası silah pazarında daha fazla yer alıyor. Ancak bu durum Washington’un bu tür silahları geliştirme ve ihraç etmedeki gücünü azaltmıyor.
Sorun, “insan haklarını” ihlal eden ülkelere yönelik silah ihracatını denetleme yönetmeliklerinin yorumlanmasında yatıyor. ABD’nin 1987 yılında kurulan Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi’ni (MTCR) onaylamasının ardından SİHA’larını satma gücü ciddi oranda düşmüştü.
MTCR Soğuk Savaş sırasında füze teknolojisinin yayılmasını kontrol etmek için tasarlanmıştı. Hedef nükleer bomba taşıma gücü yüzünden o yıllarda neredeyse üçüncü dünya savaşının fitilini ateşlemek üzere olan bu ölümcül füzeyi kontrol altına almaktı.
MTCR, anlaşmada imzası bulunan ülkelerin 300 kilometreden fazla menzil ve 500 kilogramdan fazla savaş başlığı olan füzeleri satmasını yasaklıyor.
Füze teknolojisinin yayılmasını önlemek için çıkarılan bu yasalar, 1987 yılında görevleri açısından füzeleri andıran SİHA’ları da kapsayacak şekilde genişletildi. ABD merkezli Foreign Affairs dergisi tarafından yayınlanan ve bu kısıtlamaların açıklandığı bir makaleye göre benzerlik, yasanın o zamanlar hala başlangıç aşamasında olan SİHA’lar ile füzeleri tek bir yöne sahip insansız teçhizatlar olarak nitelendirmesi olabilir. Zira SİHA’lar füzelerin hassaslığını ölçmede ve yakından izleme görevlerinde kullanılıyorlardı. Makalede “Ancak modern İHA’lar havada zekice uçtukları ve ardından yerlerine geri dönebildikleri için uçak sınıfında değerlendiriliyor. Bu da SİHA’ların tek yönlü olma özelliğini geçersiz kılıyor. Bununla birlikte yine de 1987 yılında kurulan MTCR’ye bağlıdırlar” ifadeleri yer alıyor.
Bu istenen savaş ürünü, eski ABD Başkanı Donald Trump Çin’in kontrolü altında bulunan pazara atılmak için bu pazara yatırım yapmaya ve kuralları yeniden gözden geçirmeye karar verinceye dek bu kısıtlamalara tabi kaldı.

Sivil İHA’lar
Hayati görünen ve gittikçe gelişen “droneların” askeri alanda kullanımının yaygınlaşmasına rağmen sivil bir tarafı da bulunuyor. Fotoğrafçılıkta yaygın bir şekilde kullanılmasının yanı sıra, meteoroloji ve uzay bilimi ajansları rüzgar hızını ve sıcaklığını ölçmek gibi iklimle ilgili amaçlar için dronelara başvuruyor.
ABD’deki kargo şirketleri teslimatlarında bu teknolojiyi kullanmak üzere yatırım yapmaya başladı. Amazon, “siparişlerin hava yoluyla güvenli bir şekilde teslim edilme sürecini tamamlayabileceğinden emin olmak için sıkı testler” yaptığını duyurdu.
İnternet üzerinden satış yapan dev şirket, bu duyuruyu yapan son şirket oldu. Zira kendisinden önce posta hizmetleri UPS şirketi ve başka posta şirketleri dronelar kullanarak trafik sorununu aşmayı hedeflediklerini duyurmuştu.
Bununla birlikte, bu şirketlerin dronelarını hayati kurumların üzerinden geçmeden ya da başka uçaklarla çarpışmadan belli güzergahlarda kullanmak üzere ABD Federal Havacılık Otoritesi’nden (FAA) izin almak için katı prosedürlerden geçmeleri gerekiyordu.
İşte bu noktada droneların barışçıl amaçlar için kullanılmasının büyüyen ikilemi ortaya çıkıyor. Nitekim dünya çapında lisans verme ve özel yol yasaları henüz olgunlaşmış değil. Bu da teknoloji şirketlerinin askeri üretim alanlarına yatırım yapmasını daha anlamlı hale getiriyor.



Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir
TT

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Yeni bir araştırma, yapay zekanın ruh sağlığımıza verdiği zararı en aza indirmeye yönelik kritik yöntemlerden birinin aslında durumu daha da kötüleştirebileceği uyarısı yapıyor.

Sohbet botlarının ruhsal sıkıntı ve hatta psikozda nasıl payı olabileceğiyle ilgili yaygın endişeler sürerken önerilerden biri de sohbet botlarının, insan olmadıklarını ve karşı tarafın bir sohbet botuyla konuştuğunu kullanıcılara düzenli şekilde hatırlatması.

Ancak araştırmacılar bu önerinin, halihazırda savunmasız kişilerin ruhsal sıkıntılarını artırarak durumu daha da kötüleştirebileceğini savunuyor.

Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi'nden halk sağlığı araştırmacısı Linnea Laestadius yaptığı açıklamada, "Zaten sohbet etmek için bilerek sohbet botu tercih eden kullanıcıların karşılaştığı riskleri, zorunlu hatırlatmaların kayda değer derecede azaltacağını varsaymak hata olur" diyor. 

Halihazırda yalnız hisseden birine, destek gördüğünü ve yalnız olmadığını hissettiren tek şeyin bir insan olmadığını hatırlatmak, onu daha da yalnız hissettirerek ters tepebilir.

Bu uyarı, sohbet botlarını cinayet ve intiharla ilişkilendiren haberlerin ardından geldi. Sistemlerin yardımsever doğası ve hâlâ nispeten bilinmeyen ve öngörülemeyen yapıları nedeniyle, yapay zeka sohbet botları insanlara yardım etmek yerine onların sanrılarını veya zihinsel sağlık sorunlarını teşvik etmekle suçlanıyor.

Bazıları bu tür durumlarda insanlara bir sohbet botuyla konuştuklarını ve botun insan duygularını hissedemediğini hatırlatmanın yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Ancak yeni çalışmanın yazarları, araştırmaların bunu göstermediğini savunuyor.

Laestadius, "Kullanıcılara bir insanla değil, sohbet botuyla konuştuğu hatırlatılsa bota bu kadar bağlanmayacakları ve algoritma tarafından manipüle edilmeyecekleri düşüncesi kulağa mantıklı gelse de mevcut kanıtlar bu fikri desteklemiyor" diyor.

Araştırmacılar ayrıca kullanıcıların, sırf insan olmadıkları için bu sistemlere ruhsal sıkıntılarını anlatıyor olabileceğini öne sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi'nde medya ve teknoloji araştırmacısı olan yazar Celeste Campos-Castillo, "İnsan olmayanların, insanların aksine yargılamayacağı, alay etmeyeceği veya tüm okulu ya da işyerini onlara karşı kışkırtmayacağı inancı, sohbet botlarına içini dökmeye ve dolayısıyla bağlanmaya teşvik ediyor" ifadelerini kullanıyor.

Dahası, hatırlatmalar mevcut endişelerine ek olarak daha fazla sıkıntı yaratabilir. Kullanıcılar, kendilerini sohbet botuyla konuşmaya iten nedenlerin yanı sıra güvendikleri şeyden kökten farklı ve ayrı olduklarını hatırlamaktan dolayı da üzülebilir.

Laestadius, "Sohbet botlarının insan olmadığını kullanıcılara en iyi nasıl hatırlatabileceğimizi keşfetmek, kritik bir araştırma önceliği" diyor. 

Kullanıcıların ruh sağlığını en iyi şekilde korumak için hatırlatmaların ne zaman gönderilmesi ve ne zaman duraklatılması gerektiğini belirlememiz gerekiyor.

Çalışma, hakemli dergi Trends in Cognitive Sciences'ta yayımlanan "Reminders that chatbots are not human are risky" (Sohbet botlarının insan olmadığını hatırlatan bildirimler risk taşıyor) başlıklı yeni bir makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe


‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news