BM Libya Destek Misyonu Temsilcisi Vekili Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: 'Libya hükümetinin önünde büyük bir fırsat var ancak zenginlik arzusu büyük bir zorluk'

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams. (EPA)
BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams. (EPA)
TT

BM Libya Destek Misyonu Temsilcisi Vekili Williams, Şarku’l Avsat’a konuştu: 'Libya hükümetinin önünde büyük bir fırsat var ancak zenginlik arzusu büyük bir zorluk'

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams. (EPA)
BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams. (EPA)

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Vekili Stephanie Williams, Libya’da 24 Aralık’ta bir seçim gerçekleştirilmesi ve ulusal diyalogdan çıkan ‘yol haritasının’ uygulanması için ülkedeki yeni hükümetin ‘büyük bir fırsata’ sahip olduğuna söyledi. Williams, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda en büyük zorluğun ise zenginlik arzusu olduğunu vurguladı.
Williams, söz konusu fırsata dair şunları söyledi:
“Libya’da hükümetin gücü ve zayıflığı görecelidir. Mevcut hükümet, Trablus'un merkez sınırları içindeki bir bölgede güç kullanıyor. Yeni hükümette en azından tüm Libya’yı ve dünyayı gezen Başbakan Abdulhamid Dibeybe ve ülkenin doğusundan temsilciler de bulunuyor. Ayrıca yeni düzenlemeleri onaylayan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Halife Hafter ve yeni hükümete destek vereceğini duyuran Meclis Başkanı Akile Salih de var. Diğer bir deyişle, yapılanlara karşı çıkmayacak etkili güçler mevcut. Bunun için uluslararası toplumdan ve bölge devletlerinden de destek söz konusu. Dolayısıyla öncekine göre çok daha fazla fırsata sahip.”
Williams, BM ekibinin en son 23 Ekim’de süreci ateşkese götürmek için ‘askeri durgunluktan’ yararlandığını söyledi. Libya diyalogunun başarısındaki önemli faktörlerden birinin, ‘Libyalıların ülkelerindeki yabancı varlığı reddetmeleri’ olduğunun altını çizen Williams, “Libya’da 6 bini Suriyeli olmak üzere 17 ila 20 bin arasında paralı asker var” dedi.
BM’de görevlendirilene kadar ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde çalışmalar yürüten Stephanie Williams, eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un Trablus saldırısından yaklaşık dört gün önce Hafter’e yeşil ışık yaktığını söyledi. Williams’a göre Bolton, Hafter’e şunları söyledi: Bunu yapmak istiyorsanız çabuk davranın ve sivil kayıpları azaltın.
General Hafter’in ne cevap verdiğini bilmediğini söyleyen Williams, ancak Bolton’a Trablus’ta kolayca ilerleyebileceği intibası uyandırdığını ifade etti. BM misyonunun eski ABD Başkanı Donald Trump ile Hafter arasındaki temas hakkında daha önceden herhangi bir bilgi sahip olmadığını belirten Williams, gerçekleştirilen iki görüşmenin Hafter’in ABD’nin onunla birlikte olduğunu düşünmesini sağladığını kaydetti.
Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Vekili Stephanie Williams, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Libya’daki sürece dair merak edilen soruları cevapladı:

2018 yılında ABD’li bir diplomat olarak Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac ile görüşmek için Trablus'a geldiniz. Buluşma yerinde Libya’nın eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi zamanından kalma bir tablo vardı. Bu tablonun hikayesi ve anlamı nedir?
Bildiğiniz gibi ABD’li diplomatlar, 2014’ten bu yana Trablus’a askeri uçakla gitmek zorunda. Söz konusu ziyareti AFRICOM ile koordine ettik. Serrac ile görüşmek için Trablus’taki deniz askeri üssüne uçtuk. Her şey güzeldi. Orada, girdiğimiz odanın duvarlarına baktım. Trablus Limanı’nda yanan Philadelphia askeri gemisinin resmi vardı. Bu ABD’nin ilk askeri deniz konuşlandırılmasıydı. Söz konusu savaş gemisi korsanlarla savaşmak için görevlendirilmişti. Resim, geminin 1804 yılında limanda yerlilerin eline düştüğündeki manzarayı gösteriyordu. Geminin donanma tarafından el konulmaması için yakılmasına karar verilmişti. Etkileyici bir hikaye. Düşünsenize; ABD’li bir subay, yanmakta olan bir Amerikan gemisinin resminin olduğu bir odada oturuyor. Serrac’ın odasının duvarındaki resmin çizilmesini Kaddafi istemişti. Yıllarca da duvarda kaldı.

Toplantıda bunun hakkında konuştunuz mu?
Konuyu daha sonra Serrac’ın yardımcılarıyla konuşurken gündeme getirdim. Bir dahaki sefere bunun ne anlama geldiğine dikkat etmeleri gerektiğini söyledim. Yanlış bir siyasi anlam çıkarılabilir. Sanırım bunu hiç düşünmediler. Kasıtlı bir hareket değildi. Resim yıllardır mevcuttu. ABD’lilerin Libya’da olmasını istiyorlar. Amerikalı bir diplomat olarak rejimle ilişkiler iyileştiğinde, 2008 ve 2009 yıllarında Libya’ya gittim, Trablus'u ziyaret ettim. 2018 yılındaki Libya temaslarım da devrimden sonraki ilk ziyaretim oldu.

Daha sonra BM misyonuna katılmaya mı karar verdiniz?
BM’nin eski Libya Temsilci Gassan Selame’nin bir yardımcı, siyasi bir ortak aradığını biliyordum. İş başvurusunda bulunmak isteyip istemediğimi sordu. Kesinlikle istediğimi söyledim. Her şey hızla gerçekleşti. 2018 yılının haziran ayında ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevimden istifa ettim. Bundan birkaç gün sonra da New York’taki BM misyonuna katıldım. Ardından Tunus’a bir uçuş gerçekleştirerek Libya’ya geçtim. 13 Temmuz’da Trablus’taydım.

Suriye’den Libya’ya
ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye dosyası üzerinde çalışıyordunuz. BM’de ise Libya dosyasına geçtiniz…
Evet. Libya’da çalışmaya başladığımda Selame’nin bir eylem planı vardı. Libya Siyasi Anlaşması’nı değiştirmek ve 2017 yılının sonunda toplantılar yapmak için Başkanlık Konseyi ve Parlamento ile çalışmaya gayret gösterdi. Ancak çabalar, değişmeyi reddeden katı statükonun yaptırımlarıyla çarpıştı.

Ya referandum önerisi?
Bu, planın ikinci aşamasıydı. Referandum gerçekleştirme prosedürleri karmaşıktı. Çünkü referandum taslağı Temsilciler Meclisi’nden geçmek zorundaydı. Ulusal Kongre de ikinci aşamadaydı. Kongre’nin gerçekleştirilebilmesi için yer arıyorduk. Söz konusu dönemde merkezi Cenevre’de olan ‘İnsani Diyalog Merkezi’, diasporadaki Libyalılarla bile temas kurdu. Siyasi durumu anlamanın temeli buydu.

BM’nin geri çekildiğini mi düşünüyorsunuz?
Evet; 2014 yılında. İletişim 2017 yılının sonu, 2018’in başında başladı. Ancak 2019 yılının ocak ayına kadar tam bir dönüş gerçekleşmedi. Teorik olarak tüm taraflar Tunus’ta ikamet ediyordu. Biz Libya’yı ziyaret ediyorduk. Buna karşılık İnsani Diyalog Merkezi, sahadaki durumu koruyor ve ulusal kongrenin gerçekleştirilmesi için teşvikte bulunuyordu. Toplantılar önemliydi. Çünkü eski rejimin destekçileri ilk kez siyasi bir sürece katılıyordu. Ulusal bir konferans düzenleme fikrini kabul etme isteğini görmeye başladık. Ortada birçok durum vardı. Bir ekonomik kriz söz konusuydu. Örneğin karaborsa ve döviz kurlarındaki farklılık likidite sorunu yaratıyordu. Libyalıların para için girdikleri uzun kuyrukları kendi gözlerimle gördüm. Bazıları 12 ila 14 saat bekliyordu.

Sonra ekonomik birimin çalışmalarına mı başlandı?
Gassan politik ekonomiye odaklanmayı önerdi. Çünkü ekonomik konular siyasi dosyalara bağlanmalıdır. Zira ekonomik çatışma faktörleri söz konusuydu. Birimi oluşturdum. Döviz kuru sorununu çözmesi için Merkez Bankası’na baskı yapmaya çalıştım. Ancak şansım pek yaver gitmedi. Hafter'in petrol ablukası sorununu çözmenin yollarından biri olarak Serrac'ın talep ettiği küresel mali denetim meselesi üzerinde çalıştık. Selame bu konu üzerinde durdu. Hafter’i geri tutmayı başardı.
Karaborsa
-Sonra Trablus saldırısı mı gerçekleşti?
Hafter’in ikinci saldırısını anlamak için bu saldırının anlaşılması gerekiyor. İlk saldırı, 2018 yılının Ağustos ayında başlayıp aynı yılın Eylül ayının ortalarına kadar devam etti. Bazı Libyalıların “Libya’nın George Washington’u” olarak adlandırılan fakat gerçekte öyle olmayan Salah Badi’nin Mısrata’daki gruplarından bazıları ve Tarhuna milisleri Trablus’a saldırdı. Ancak Trablus’taki gruplar, başkenti savundu. Biz o zamanlar ateşkes sağlamak için çalışıyorduk. Salah Badi dışında tüm taraflar ateşkes anlaşmasını imzaladı. Badi’ye bağlı gruplar, Trablus’a işlerin gidişatından ve yolsuzluktan memnun olmadıkları için saldırdıklarını söylediler.
Ateşkes anlaşmasında döviz kuru reformlarını hükümet ve Merkez Bankası’nın yapması gerektiğini söyledik. Resmi piyasa ile karaborsa arasında bir miktar boşluk oluştu. Ayrıca, Serrac hükümetinde yapısal güvenlik reformlarına ve değişikliklere duyulan ihtiyacı söylemek için ateşkes anlaşmasını kullandık.
-O dönemde İçişleri Bakanı Fethi Başağa da katıldı mı?
Kesinlikle. Başağa da Maliye Bakanı olarak atanan Ferec Bumatari de katıldı. Başağa, güvenlik sektöründeki reformlar üzerinde çalıştı. Bununla birlikte, aynı zamanda, Sayın Hafter 2019 yılının başında Libya'nın güneyine taşınarak büyük bir askeri operasyon başlattı.
- Ancak daha geniş kapsamlı saldırı Nisan ayında gerçekleştirildi. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Başkan Donald Trump'la yapılan görüşmeler bunda etkili miydi?
Edindiğim bilgiler kadarıyla Bolton’dan gelen ilk aramanın ‘yeşil ışık’ olarak yorumlanmasının bu konuda etkili olduğunu düşünüyorum. Hafter grubundan da aramanın saldırıdan 4 veya 5 gün önce gerçekleştirildiğini öğrendik. Bolton, Hafter’e, “Bunu yapmak istiyorsanız. Çabuk yapın ve sivil kayıpları azaltın” dedi, General Hafter’in ne dediğini bilmiyorum. Ancak Bolton’a Trablus’ta kolayca ilerleyebileceği intibası uyandırmıştı. Şubat ve Mart ayları önemliydi.
-Neden?
Mart çok önemliydi. Şubat ayının sonunda bir görüşme gerçekleştirildi. Belki de 27 Şubat’tı. Abu Dabi’de Serreac ile Hafter arasında bir görüşme gerçekleşti. Toplantı iyi anlaşılmadı. Gassan Selame’yi BM temsilcisi olarak toplantıya tanıklık etme, uluslararası boyutları ve Libya siyasi anlaşmasını açıklamaya ve her türlü soruyu yanıtlamaya davet ettiler. Meclis Başkanı Akile Salih ve Dışişleri Bakanı Halid el-Mişri’nin katılımı ile ikili ya da dörtlü görüşmelerde ve uluslararası konferans ile ilgili konuşmalarda Selame’nin de hazır bulunmasını istediler.  Bu görüşmeler gerçekleştirilmedi. Gerçekleşen tek toplantı Serrac ve Hafter arasındaydı.
-Toplantıyı kim düzenledi?
Ben buradaydım. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kesinlikle müdahale etmedi. Yalnızca buluşma yerini ayarladılar. Görüşmelere katılmadılar. Ancak Selame, görüşmedeydi. İki lider arasındaki görüşme 20 dakika sürdü. Bu toplantıda resmi bir anlaşma yapmadılar, daha ziyade ileriye dönük bir anlayış vardı. Planımız bundan sonra üzerinde çalıştığımız Ulusal Konferansın ana plan olarak düzenlenmesiydi. Bundan önce başka yerlerde sivil ve askeri kontrol hakkında konuşmak üzere iki liderin danışmanlarıyla görüşmelerde bulundum. Toplantıdan döndüğümüzde herkesin bir görevi vardı.
-Neydi o görevler?
Bu iki adamın görevi, anlaşmaları uygulamak ve bunlara saygı duymaktı. Bizim görevimiz ulusal konferansı organize etmekti. Bazı adımlar attım. Tarih ve davetleri belirleyip, Libyalılarla Ulusal Konferans hakkında konuştum. Ama anladığımız şey, bu iki adamın pek bir şey yapmamış olduğuydu.
-Ardından Hafter, Trablus’a saldırma kararı aldı. Neden?
Bunun birçok sebebi var. Birincisi; Hafter ve Serrac arasından bir güven söz konusu değildi. Abu Dabi’de tek bir toplantı yapıldı. Mart sonunda bir takip toplantısı yapmaya çalıştık. Ancak gerçekleştiremedik. Mart ayında Libya’nın batısında ve Trablus’taki silahlı gruplar arasında bir görüşme olduğunu düşünüyorum. Görüşmenin içeriği şöyle olabilir: “Trablus’a gelmek istersen ortada herhangi bir sorun yok. Saldırmayacaksınız. Ancak Hafter ve Serrac arasında bazı düzenlemelere karşı çıkmayacağız.” Bunun bir anlaşma olduğunu sanmıyorum.
Yeşil Işık
-Bolton ve Trump’ın telefon görüşmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hafter, kararını Bolton’la gerçekleştirdiği görüşmeden sonra verdi. Kendine çok güveniyordu. Ortada başka bir şey vardı. Olaylar durduk yere meydana gelmez. Hafter, LUO’yu Libya’nın güneyine taşıdığında orada büyük bir boşluk vardı. Bu adımı 2019 yılının Ocak ayında başlattı. Kimse ona tek kelime etmedi. Kimse ona ne yapıyorsun demedi. Trablus bile hiçbir şey söylemedi. Aslında bazıları bunu memnuniyetle karşıladı. Güneyde bir miktar güvenlik olduğunu söyledi. Bazıları Sebha’da mutluydu. Bu arada, Trablus'ta hükümette bakanlarımız vardı. “İyi en azından bölgemizde biraz güvenliğimiz var” diyorlardı. Sanırım yanlış hesaplama ve okumalar yapıyordu.
-Sonra Trump ile bir görüşme mi gerçekleştirildi?
Bildiğim şey, Trump ve Hafter arasındaki görüşme ve açıklama arasında yalnızca dört gün olduğu. Bu konuda hiçbir fikrimiz yoktu. Bolton’un aramasından haberdardık. Ancak Trump’ın görüşmesinden açıklanana kadar haberimiz olmadı.
- Saldırıyı terörle savaşın bir parçası olarak mı düşünüyorsunuz?
Evet. Bolton ve Trump’la gerçekleştirilen görüşmeler, Hafter’e ABD’nin yanında olduğunu düşündürdü.
-  Amerikan kurumları neredeydi?
Amerikan kurumları arasında bazı anlaşmazlıklar oldu. Dışişleri Bakanlığı'nın Trump ile Hafter arasındaki temastan memnun olmadığını biliyorum.
- Belki de Suriye'de olduğu gibi, 2019 yılının Ekim ayında Trump Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a diğer kurumların bilgisi olmadan Fırat'ın doğusuna saldırması için yeşil ışık yakmıştır ne dersiniz?
Evet. Doğru. Diğer kurumlara danışılmadı. Ardından olanlara uyum göstermek zorunda kaldılar.
- BM, arabuluculuğu desteklemek için Hafter'in saldırısını nasıl kullandı?
Yaptığımız şey buydu. Bakın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bir faydası olmadı. Selame, “Hadi uluslararası bir operasyon gerçekleştirelim. Ardından Libya’da bir operasyon yapalım. Yalnızca BMGK’ya başvuramayız. Güvenlik Konseyi'nin daimî üyelerinin uluslararası şemsiyesini sağlamak ve ardından çatışmaya doğrudan dahil olan ülkeleri ve uluslararası örgütleri dahil etmek istiyoruz. Tarafsız görülen ve uluslararası ilişkileri güçlü olan bir ülke istiyoruz. Bunun için en bariz aday Almanya’ydı. 2019 yılının Eylül ayından 2020 yılının Ocak ayındaki Berlin Konferansı'na kadar beş tur müzakere yaptık.
-Berlin sürecini harekete geçirirken sahadaki durumdan nasıl yararlandınız?
Sahadaki durgunluk 2020 yılının Haziran ayına kadar devam etmedi. Öncesinde bir diplomatik faaliyet dönemi söz konusuydu. Libya sürecini çatışmalar devam ederken başlattık. Ancak daha sonra olan şeylerde, Türkiye’nin UMH’ye verdiği destek Suriyeli paralı askerler ve insansız hava araçları kullanılması belirleyici bir nitelik taşıdı. Bunlar bölgedeki dengeyi değiştirebilirdi. Hafter, Vattiye üssünü kaybettiğinde, Batı Libya’dan çekilmesinin an meselesi olduğunu biliyorduk. Sonra Tarhuna ve Trablus’un güneyinden çekildi. Trablus’un merkezine girmedi. Sonra Sirte ve Cufra arasında bir temas hattı belirdi.
-Bu, Mısır’ın UMH ile Türkiye’nin aşamadığı ‘kırmızı çizgi’ olarak ilan ettiği temas hattı mı?
UMH’nin Sirte-Cufra hattını geçmemesinin sebebi, Libya’nın büyük bir ülke olması ve onu herhangi bir yerden kontrol etmenin zor olmasıdır.
 - Kahire bunun ‘kırmızı çizgi’ olduğunu mu söyledi?
Olabilir. Hiç şüphe yok ki bu, düşünmedeki ana faktörlerden biridir. Ayrıca sahadaki gerçek… Belki de Türkler, Libya'daki Ruslar ve Mısırlılar ile çatışmada değildi.
Paralı askerler
-Paralı askerler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Libya’da 17 ila 20 binden fazla paralı asker bulunuyor. Bunlardan büyük çoğunluğu Sudanlılar. Sayıları 11 bini bulan Sudanlı paralı askerlerin büyük çoğunluğu Hafter’in yanında yer alıyor. Hafter’in yanında yer alan yaklaşık 10 bin Sudanlı paralı asker vardır. UMH’ye destek veren Çadlı paralı askerlerin yanısıra yaklaşık 700 paralı asker bulunuyor.
-Peki ya Suriyeliler?
Çeşitli uyruklara sahip altı bin paralı asker bulunuyor. Suriyeliler de var. Wagner grubundan da paralı askerler bulunuyor. Bazıları tercümanlık yaparken bazıları petrol tesislerini koruyor. Wagner’in varlığı geçtiğimiz Eylül ayından beri belirgin durumda.
-2020 yılının başında bir takım gelişmeler yaşandı: Berlin Konferansı, Gassan Selame’nin istifası, askeri çıkmaza ek olarak koronavirüs (Kovid-19) salgını,  bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çıkmaz, Libya sürecini aktive etmemize olanak verdi.  Politik, askeri ve ekonomik olmak üzere üç rotalı bir süreç başlattı. En kolayı, ekonomik rota oldu. Askeri rota bağlamında, salgın öncesi Cenevre’de toplantılar gerçekleştirdik. Ancak taraflar yüz yüze görüşmedi. İlkbahar ve yaz aylarında görüşmeleri tamamladık. Daha sonra Cenevre’de yüz yüze görüşmeye hazır olduklarını söylediler. Bu, Cenevre'de anlaşmaya ve 23 Ekim'de ateşkese yol açtı.
O sırada siyasi rota olgunlaşıyordu. İkinci rota toplantıları yazın gerçekleştirildi. Daha sonra Sayın Serrac görevinden ayrılacağını söyledi. Bu yüzden yeni bir yürütme organı oluşturmak için siyasi müzakereleri hızlandırdık. Politik ve askeri rotaları izledik. Ateşkes kararlaştırıldı. Askeri liderler bir araya gelerek ‘paralı askerler’ ve yabancı işgale karşı açıkça konuştular ve hepsini ülke dışına çıkarmak istediklerini söylediler. Bu bize siyasi rotada bir ivme kazandırdı.
-Yabancı askerlerin varlığı ve durgunluğun bir sebep olduğunu söylüyorsunuz. Salgın hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu doğru. Savaşmaktan yorgun düşmüşlerdi. Ancak ülke aynı zamanda koronavirüs (Kovid-19) salgınının ortasındaydı. Birçoğu hastalandı ve acı çekti. Yazın gösteriler gerçekleştiriliyordu. İnsanlar yorgun, savaşmak istemiyor. Yeter diyorlar. Doğu Libya’da Hafter askeri zafer elde etmeye çalıştı ama olmadı. Siyasi bir çözüm denemek için çağrılar yapıldı. Ulusal uzlaşı söylemi tırmandı.
-Bütün bunlar, ülkeyi 24 Aralık'ta seçimlerin yapılmasını da içeren siyasi bir anlaşmaya götürdü. Ancak daha önce de seçim tarihleri açıklandı. Bu kez nasıl bir yenilik var?
Farklı olabilirler. Bir fırsat söz konusu. Bunun nedeni, Kasım ayında Tunus'ta ilk turda bir ‘yol haritası’ üzerinde anlaşmaya varılması, 24 Aralık'ta seçimlerin yapılması ve birleşik bir hükümetin ülkeyi seçimlere götürecek olmasıdır. Libya'nın karşılaşacağı sorun, her şey iki kuruma bağlı: Temsilciler Meclisi ve Yüksek Danıştay. Siyasi kesim, politik bir intihara sürüklenmek istemiyor. Meclis onlara elveda diyecek bir yasa çıkaracak. Çok yararlandılar ve çokça seyahatlerde bulundular. Ancak şimdi ‘yol haritası’, gerekliliklerin yerine getirilmemesi durumunda,  diyaloğa geri dönülmesini zorunlu kılıyor. Şimdi heyecan verici bir aşamadayız. Seçimlerin anayasal temeli sağlamak için 60 gün vardı. Bu zaman aşımı aşıldı. Bu kurumlar, yapmaları gerekeni yapmadılar.
-Paralı asker, istenildiği gibi geri çekilmedi. Yabancı ve paralı askerlerin varlığı devam ederken seçimler yapılabilir mi?
Evet. Bağımsız yerel gözlemcilerin huzurunda seçimler söz konusu. Bir dizi güzel yerel seçim yapıldı. Bence halkın seçime aday ve seçmen olarak katılma isteği var.
- Seçimlere hazırlanacak olan hükümet sahadaki milis ve gruplardan daha mı zayıf?
Bu, mevcut hükümetin güçlü olduğu anlamına gelmez. Libya'daki hükümetin gücü ve zayıflığı görecelidir. Mevcut hükümet, Trablus'un merkez sınırları içindeki bir bölgede güç kullanıyor. Yeni hükümette en azından tüm Libya ve dünyayı gezen Başbakan Abdulhamid Dubeybe var. Doğulu temsilciler var. Yeni düzenlemeleri onaylayan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Halife Hafter var.  Yeni hükümete destek vereceğini söyleyen Meclis Başkanı Akile Salih var. Başka bir deyişler, yapılanlara karşı çıkmayacak etkili güçler var. Bunun için uluslararası toplumdan ve bölge devletlerinden de destek söz konusu. Dolayısıyla öncekine göre çok daha fazla fırsata sahip. Yine de büyük zorluklar var. Kolay olduğunu söylemiyorum.
-Servet mücadelesi hakkında ne söylersiniz?
En büyük zorluk, güç arzusunu kontrol altına almaktır. Güç, servete erişim demektir. Şu anki hedef seçimler.
-ABD hükümetinin tutumu ne olacak?
Amerikan yönetiminin dış politikasını yeniden düzenlediğini düşünüyorum. Ancak ABD’nin büyük bir şekilde müdahale etmesine gerek yok. Sadece önceki durumdan daha fazla müdahil olması gerekiyor. Aktif bir ABD büyükelçiliği var. Büyükelçi, tüm taraflarca saygı görüyor ve mükemmel bir şekilde hareket ediyor.
-2510 sayılı kararın dayatılması ve ateşkes anlaşması kapsamında yabancı milislerin çıkarılması dahil mi?
Bu taraflar, BM kararlarını ve Berlin Konferansı’nda vaat ettikleri kendi taahhütlerini ihlal ediyorlar. Ayrıca bu, Libya halkına saygı da içermiyor. Çantalarını toplayıp Libya’dan ayrılmalılar.
-Bu, gerçekçi mi?
Elbette. Libya’ya kırmızı halıyla gelmediler. Uçakla geldiler. Aynı şekilde ger dönerler.
-Rusya ve Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu iki ülke üç sahnede yer alıyor: Libya, Suriye ve Dağlık Karabağ. Ortada bir çatışma veya işbirliği var mı? Bu sahneler arasında bir bağ var mı? Böyle bir şey hissettiniz mi?
Doğrudan bir bağlantı söz konusu değil. Ama Suriye'de olanlar, iki tarafın da jeopolitik emelleri olduğu düşünüldüğünde, Libya'da olanları kesinlikle besliyor. Ancak Libya’daki durum farklı. Çıkarlarına hizmet edecek olan, istenmedikleri bir yerde olmamak. Libyalılar yabancıların varlığından hoşlanmazlar. İş, ziyaret, turizm ve sözleşmeler sorun değil ancak kalıcı bir askeri varlık başka bir konudur.
Libya çok zengin bir ülke ve her ülkenin payını alması için yeterli alan var. Ancak Libya'nın önemli bir ortak olduğundan emin olmanın tek yolu, çatışmayı sona erdirmek ve Libyalıları, ülkelerine liderlik etmeleri ve seçimlerini yapabilecek egemen bir hükümeti seçmeleri için desteklemektir. Libyalılar, ülkelerinde yabancı güçlerin bulunmasını istemediklerini açıkça ortaya koydular.
Suriye trajedisine son vermek için ‘Libya dersleri’
-Neden Libya'da başarılı olunurken diğer elçiler Suriye'de başarılı olamadı?
Birincisi, iki ülkedeki uluslararası dinamikler farklı. İkincisi, Libya'da bir süre sahada işleri idare edebildik. Üçüncüsü, Libyalıların bir araya gelme isteklerinden faydalandık. Abartmıyorum. Ulusal bir uzlaşma söylemi yarattılar. Ekim ayında ateşkes anlaşması imzalayabildiler. Bir dönüm noktasıydı. Birbirleriyle konuşma biçimleri dikkat çekiciydi. Ayrıca eski rejimin destekçilerini kapsamlı bir sürece getirdiğimiz için bundan faydalandık. Ayrıca koronavirüs salgını, gençleri, kadınları, muhafazakarları ve diğerlerini de kapsayacak şekilde diyaloğu genişletmenin yolunu açan sanal sohbetlere olanak sağladı. Bütün bunları siyasi sınıfa baskı yapmak için kullandık.
-Peki, bu neden Suriye’de olmadı?
2018 öncesi Suriye dosyası üzerinde çalıştığım zamanlar gibi Suriye'yi takip etmiyorum. Karşılaştırmak istemiyorum. Ama gerçekçi olalım. Suriye'deki cinayetin boyutu daha da kanlı. Trajik bir mücadele. Libya'da da bir trajedi var. Ancak acının boyutu Suriye'deki durumla aynı değil.
- Libya'dan alınan dersler nelerdir?
Paralel rotalar oluşturduk. Her yolu, ilerlemeyi burada ve oradaki rotayı ilerletmek için kullandık. Ayrıca genç Libyalılar olmasından da faydalandık. Siyasi elitlere ‘dinozorlar’ adını verdim. Libya'da çoğunluk yirmili yaşlarındaki gençler ve çatışmanın başlangıcı hakkında bek bir şey hatırlamıyorlar. Ayrıca ülkelerini geri isteyen Libyalılar da var. Özetle, arabuluculukta sahip olduğunuz her aracı ve bir pencerenin genişlediğini ve onun üzerine inşa edildiğini gördüğünüzde kullanmalısınız. Örneğin, Tunus diyaloğunda üzerine inşa ettiğimiz bir boşluk vardı. İki aylık bir sallantıdan sonra Cenevre toplantıları için hazır olduklarını söylediler. Onları günde 12 saat çalıştırdığımızı hatırlıyorum. Önemli olan dinamizmi kaybetmemek için iş ve faaliyetin etkinliğini korumaktı.
-Çeşitli boyutlardaki sınır dışı ilişkiler nasıl olacak: uluslararası, bölgesel ve yerel?
Bu önemli. Uluslararası konferans, uluslararası ve bölgesel destek sağlar. Gassan Selame’nin tasarlayıp uyguladığı modelin başarılı olduğunu düşünüyorum. Yani, uluslararası şemsiyeyi sağlar ve Güvenlik Konseyi kararıyla taahhütleri yerine getirmek için büyük devletleri çeker. Yerel rota bu şemsiyenin altında izlenir.
Yaptıklarımızla eski BM elçisi Bernardino Leon'un 2015'teki Suheyrat anlaşmasında yaptıkları arasındaki fark, anlaşmanın imzalandığı anda uluslararası toplumun, “Selametle. Görüşme sona erdi. Libyalılara bol şans. İşler yoluna girecek” demesiydi. Gerçekte bu olmadı. Şimdi ise Berlin süreci Libya’yı desteklemek için çalışıyor.  Uluslararası çalışma gruplarından Libya sürecine doğru mesajları göndermelerini istedik. Yani, yardım sağlamak için tüm taraflar masada.
 



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.