Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar
TT

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus, peygamberlerin atasının doğum yeri olan Irak'a geldi. Bu, tüm etnik köken ve milletten Iraklılar için mutluluk ve oldukça önem arz eden bir durum. Diğer yandan Irak’ta en az üç gündür Papa’nın ziyareti nedeniyle zor ve karmaşık koşullar hâkim.
Onlarca yıldır acı çeken bu ülkeye yapılan ziyaret, Hıristiyan dünyasındaki en yüksek manevi statü tarafından gerçekleştiriliyor. Irak’a dair dilekler barış ve güvenlik olarak sıralanıyor. Bu nedenle Iraklıların Papa ziyaretinin ardından ilk beklentisi destek ve güvence olacak. Söz konusu ziyaret uzun zamandır nadiren sağlanan güvenlik ve huzuru destekliyor.
Ziyaretten memnun olanlar arasında görüş ayrılıkları da var. Hatta Papa’nın ziyareti hususunda davetkar olan kesimlerde dahi görüş ayrılıkları mevcut. Iraklılar, en uzlaşmacı durumlarda bile farklılık gösteriyorlar. Meseleyi daha az önemli kılan, belki de farklılık oklarının genellikle yetkililere ve ülkenin genel olarak misafirin manevi ağırlığından ve benzeri görülmemiş tarihi ziyaretinden yararlanma kabiliyetine yöneltilmiş olmasıdır.
Resmi karşılama kaçınılmazken gayri resmi eğilimler, Papa'nın ziyaretinden duyulan memnuniyeti gösterdi. Kufa Üniversitesi’nde görev yapan akademisyen Ahmed el-Alyavi, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada Papa'nın ziyaretinin önemine ilişkin şunları söyledi:
 “Ruhlara işleyen mutlak bir çaresizlik hakimken, Hristiyanların liderinin Irak ziyareti düşünmeyi gerektiriyor. Bu ziyaret, kırk yıldır çatışmalardan ve savaşlardan bunalan, hatta neredeyse dünya haritasından silinme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bu ülke için bir başlangıç noktasının kapısını açıyor. Papa’nın ziyareti, Irak'ı on yıllardır çevreleyen dumanı da ortadan kaldırıyor. Çünkü artık tüm dünyanın Mezopotamya'ya ziyaret düzenleyebileceğine dair bir umut var.”
Siyaset bilimi profesörü Haris Hasan, Papa’nın ziyareti ile ilgili "belirli dini, milliyetçi ve ulusal yaklaşımlardan” etkilenen dört farklı Irak eğilimi hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Hasan, bazı gençlerin de desteklediği "Irak ulusu fikrini canlandırma" düşüncesinin yanında yer aldı. Bazı gençler, özellikle "Irakçılığın" dine karşı bir kimlik olmadığını daha çok dine ve dinin çeşitli ifadelerine uyum sağladığını vurgulamayı başarırlarsa Papa’nın ziyaretinin projelerine yakınlaşabileceğine inanıyorlar. Papa Francis'in ziyaretiyle ilgili Irak kamuoyunda yapılan tartışmalarda Irak ve İran arasındaki, daha doğrusu İran'daki Necef ve Kum havzaları arasındaki ilişki üzerine herhangi bir tartışma ise yer almadı. Bazı İran destekçileri ise ziyareti hafife aldılar. Nitekim, Hizbullah Tugayları Sözcüsü Ebu Ali el-Askeri, Twitter hesabından şunları söyledi:
“Papa'nın ziyareti ve evlerimizi sakin ve huzurlu hale getireceği konusunda iyimser olmamalıyız. Papa önce, büyüklüğü Bağdat'taki Sadr bölgesinin hacmini aşmayan ülkesini ıslah etmelidir.”
İran’daki Velayet’i Fakih rejiminin vesayetine ve Irak'taki etkisine karşı çıkan eğilimlere gelince…
Ziyaretin, özellikle de Papa'nın Necef'teki, ülkenin en büyük Şii dini otoritesi Ayetullahuzma Ali es-Sistani ziyaretiyle ilgili kısmını, genel olarak Irak'ın ve dünyanın ilk Şii başkentinin önemine yönelik “bir teyit” olarak görüyorlar. Iraklı gazeteci Muntazar Nasır, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminin İran Kültür ve İrşad Bakanı Ataullah Muhacerani tarafından paylaşılan bir Twitter mesajından alıntı yaptı. Muhacerani, İranlı bir araştırmacının Papa’nın Irak’ı ziyareti hakkında yaptığı açıklamaya yorum olarak şunları yazdı:
“Necef Havzası, gelenekçiliği bakımından derindir, Kum Havzası ise modernliği bakımından yüzeyseldir.”
Irak’ta adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı Ekim 2019'da bir protesto hareketi başlatıldı. Bir yıldan fazla süren bu gösterilerde ağır can kayıpları yaşandı. Yetkililer şimdiye kadar protestocuların taleplerine kayıtsız kalmış olsa da Papa’nın "desteği ve sempatisi" belki bir çözüm olabilir. Papa'nın ziyareti protestocuların seslerini dünyaya duyurması için bir fırsat oldu. Necef, Nasiriye ve Bağdat'taki gruplar taleplerini, hedeflerini ve şikayetlerini Papa’ya iletecekler. Söz konusu gruplar taleplerini, içerisinde "şehitlerin" fotoğraflarının yer aldığı yüzlerce pankart ve "afiş" hazırlayarak ve Papa Francis'in geçtiği sokaklarda ve yollarda protesto gösterilerinde bulunarak gösterecekler.
Papa'nın ziyaret edeceği bazı cadde ve mekanların hazır hale getirilmesiyle ilgili hükümet hazırlıkları ve önlemleri halen sürüyor. Iraklıların hüzünlü yönleri olduğu gibi nüktedan ve mizahi yönleri de vardır. Birçok Iraklı meseleye mizahi açıdan yaklaşarak, Katolik Papa’ya gösterilerle ilgili soruşturmalara müdahale talebinin yanı sıra çoğu hizmet niteliğinde olan "acil ve komik" istekler de sundular. Örneğin bir Iraklı, Kerbela vilayetindeki Teavun mahallesinde on yıllardır ihmal edilen sokakların yenilenmesini ya da Bağdat'taki Ez-Zaferaniye mahallesindeki çukurların onarılmasını istedi. Bir başa Iraklı da Diyala ve Kerkük vilayetlerini birbirine bağlayan ve neredeyse her gün felaketle sonuçlanan kazalara neden olan yolun onarılmasını istedi. Iraklılar, Papa’nın ziyaretinde kullanacağı yolların onarılmasının ardından bu taleplerini nükteli bir biçimde dile getiriyorlar.
Örneğin son günlerde Başkent Belediyesi, Papa’nın ziyareti sırasında ayin yaptığı El-Kerade mahallesindeki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi'ne giden yolların temizliğini ve onarımını gerçekleştirdi. Kilisenin yakınında oturan yönetmen Nebil Joy, Bağdat Belediyesi'nin yıllarca ihmalinden sonra rekor sürede "altyapıyı" onarmaya yönelik çalışmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Nasıriye, Ziggurat ve İbrahim peygamberin yaşadığı Ur kentinde yetkililer, Papa'nın uğrayacağı sokakları yenilediler. 4 yıllık bir karanlığın ardından Ziggurat kentinde aydınlatma sorunları giderildi. Necef'te de sokaklarda ve caddelerde yenileme çalışmaları yapıldı.
Necefli bir vatandaş alaylı bir şekilde şu açıklamada bulundu:
“Birçok Cadde ve 1920 Irak Devrim Meydanı rekor sürede onarıldı. Papa'nın ziyaretine devam etmesini umuyoruz. Ninova vilayetinde de Papa’nın uğraması planlanan caddelerde, yollarda ve mahallelerde benzer yenileme çalışmaları yapıldı. Kürt bölgesinde de  Papa için hoş geldin pankartları asıldı ve basit yenileme çalışmaları yapıldı.



Yeni Suriye Halk Meclisi... Sloganlar olmadan

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye Halk Meclisi'nin açılışında konuşma yapıyor (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye Halk Meclisi'nin açılışında konuşma yapıyor (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
TT

Yeni Suriye Halk Meclisi... Sloganlar olmadan

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye Halk Meclisi'nin açılışında konuşma yapıyor (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye Halk Meclisi'nin açılışında konuşma yapıyor (Cumhurbaşkanlığı hesabı)

Suriye Halk Meclisi tarihinde ilk kez, cumhurbaşkanının konuşması sloganlar ve popülist alkışlar olmadan sona erdi. Meclis üyeleri de ilk kez anayasal yemini, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın huzurunda toplu olarak etti. Şara, salona sakin bir şekilde girerek milletvekilleri sıralarında oturduktan sonra meclise kısa bir konuşma yaptı ve meclisin "sorumluluk ve liyakat konusunda örnek olmasını, diyalog kültürünün, hukukun üstünlüğünün ve kurumlara saygının güçlenmesine katkı sunmasını" istedi.

Milletvekilleri, eski muhalefetin önde gelen hukukçularından Abdulhamid el-Avvak'ı 99 oyla Meclis Başkanı seçti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Şara'nın görevlendirmesiyle geçici Anayasal Bildiri taslağını hazırlayan komisyona başkanlık eden el-Avvak, geçiş sürecinde devlet kurumlarının işleyişini düzenleyen metnin hazırlanmasında önemli rol üstlenmişti.

Meclis Başkanvekilliklerine ise İdlib İl Şura Meclisi'nin eski Başkanı Dr. Mustafa Musa birinci başkanvekili, Lazkiye Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi ve bölüm başkanı Dr. Madona Beşşara ise ikinci başkanvekili olarak seçildi.


Mısır’ın Rus yapımı S-300 hava savunma sistemine sahip olması neden İsrail’de endişe uyandırıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Octagon’un açılışında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Octagon’un açılışında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır’ın Rus yapımı S-300 hava savunma sistemine sahip olması neden İsrail’de endişe uyandırıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Octagon’un açılışında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Octagon’un açılışında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail medyasının, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda Rus yapımı S-300 hava savunma sistemine sahip olduğunu duyurarak Tel Aviv’in hava üstünlüğünü kaybetme riskine yönelik endişeleri gündeme taşıdığı dönemde, Mısırlı eski askeri yetkililerden yalanlama geldi. Askeri kaynaklar, söz konusu sistemin yıllardır Mısır ordusunun envanterinde bulunduğunu belirterek, Tel Aviv yönetiminin kendi özel hedeflerine ulaşmak amacıyla bu tür konuları periyodik olarak gündeme getirdiğini vurguladı.

Stratejik komuta merkezi Octagon’un 4 Temmuz’daki açılış töreni kapsamında düzenlenen askeri geçit töreninde, Mısır Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki S-300 hava savunma sistemi kamuoyuna gösterildi. İsrail basını ise bu gelişmeye geniş yer ayırarak, sistemin ilk kez görüntülendiğini iddia etti.

dfvfvbf
Mısır ordusunun tatbikatlarından bir kare (Mısır Askeri Sözcüsü)

İsrail merkezli Nziv.net platformu, birkaç gün önce yayımladığı raporda şu ifadelere yer verdi: “Antey-2500 olarak da bilinen S-300VM sistemi; uçakları, seyir füzelerini ve balistik füzeleri imha etmek üzere tasarlanmış, S-300 ailesinin oldukça gelişmiş bir versiyonu olan mobil, uzun menzilli bir hava ve füze savunma sistemidir. Mısır ordusunun Octagon karargahındaki resmi tanıtımı, sistemin tamamen aktif hale geldiğini doğrulamıştır.”

İbranice yayın yapan platformun raporuna göre, “Sabit hava savunması için tasarlanan standart modellerin aksine, orijinal olarak Rus kara kuvvetleri için geliştirilen bu sistem, yüksek zırhlı hareket kabiliyetine sahip. Tüm bileşenlerinin ağır paletli araçlar üzerine monte edilmiş olması, karmaşık arazi koşullarını aşmasına, yaklaşık 6 dakika içinde hızla konuşlanmasına ve olası saldırılardan kaçınmak için sık sık yer değiştirebilmesine olanak tanıyor.”

Yeni değil

Mısır Eski Hava Savunma Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Tarık el-Mehdi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “S-300 hava savunma sisteminin görüntülere yansıması resmi olarak bir ilktir, ancak sistem yıllardır Mısır ordusunun envanterinde bulunmaktadır. İsrail, Rusya ile yapılan satın alma sözleşmesinden bu yana bu sistemin varlığından haberdardır. Ancak Tel Aviv, tehditlerle karşı karşıya olduğu yönündeki iddialarını tekrarlamak için bu sistemin kamuoyuna gösterilmesini fırsat bilmektedir.”

El-Mehdi, söz konusu sistemin S-300 ailesinin en gelişmiş modeli ve temel olarak füze savunma odaklı olduğunu belirterek, “S-400 sisteminden biraz daha eski bir modeldir. Mısır, bu sistemi tatbikatlarda test ederek etkinliğini kesin olarak doğrulamıştır. Hava savunma menzilinin oldukça geniş olması, İsrail’in endişelenmesinin temel nedenidir” ifadelerini kullandı.

El-Mehdi açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Mısır, hava savunması için özel kuvvetler kuran ve bu yapıyı sürekli geliştiren ilk ülkelerden biri olduğu için İsrail, Mısır hava savunma yeteneklerinin son derece farkındadır.”

dsvbgtb
Mısır ordusundaki gelişmeler İsrail medyasında ilgi görüyor. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Hava Savunma Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Yasir et-Tudi’nin yerel medyaya yaptığı açıklamalara göre, hava savunma sistemlerinin karşı karşıya kaldığı en belirgin tehditleri; yüksek manevra, rota değiştirme, çoklu harp başlığı ve yapay zekâ teknolojilerine sahip uzun menzilli silahlar ile balistik ve hipersonik füzeler oluşturuyor. Et-Tudi, bağımsız veya sürü halinde keşif ve saldırı görevleri icra edebilen insansız hava araçlarının (İHA) yaygınlaşmasına ve modern çatışma alanlarının en önemli unsurlarından biri haline gelen siber savaş risklerinin artışına dikkat çekti.

Bu meydan okumalara karşı koymanın, uzay tabanlı sensör ağlarıyla desteklenen gelişmiş radar sistemlerine sahip olmayı gerektirdiğini vurgulayan et-Tudi; hızlı hareket ve reaksiyon kabiliyetine sahip çok katmanlı hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi, yapay zeka uygulamalarının entegre edilmesi, yönlendirilmiş enerji silahları ile lazer teknolojilerinden yararlanılması, elektronik harp yöntemlerinin kullanılması, kuvvet komutanlıkları arası iş birliğinin artırılması ve siber güvenlik önlemlerinin tahkim edilmesi gerektiğini belirtti.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid ise Mısır’ın S-300 sistemine uzun süredir sahip olmasına rağmen, İsrail’in son dönemde -özellikle de Gazze savaşının başlamasından bu yana- Mısır’ın başta Sina olmak üzere tüm askeri hareketlilikleri üzerinden kasıtlı olarak gündem yarattığını ifade etti. Abdulvahid, Tel Aviv’in bu hamlelerle İsrail kamuoyunun algısını yönetmeyi, ordunun bütçesini artırmayı ve ABD’den daha modern silahlar tedarik etmek için baskı unsuru oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdulvahid, “İsrail’i asıl endişelendiren husus, uzun menzilli bir savunma sistemi olan S-300’ün tam olarak Sina’da konuşlu olmasıdır” dedi. Bununla birlikte, barış antlaşmasıyla sınırları belirlenen Sina’daki stratejik bölgelerdeki her türlü askeri hareketliliğin Mısır, İsrail ve ABD arasında Müşterek Güvenlik Koordinasyon Komitesi aracılığıyla koordine edildiğini hatırlatan Abdulvahid, İsrail tarafının iddialarının temelsiz olduğunu vurguladı.

cdebyju
Mısır ve Çin arasında gerçekleştirilen askeri tatbikatlardan (Mısır ordusu)

Mısırlı askeri uzman Tümgeneral Semir Ferec ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “S-300 sistemi en az 10 yıldır Mısır’da bulunuyor. Resmi duyuru, İsrail’in tehdit altında olduğuna dair iddialarını yinelemesi için kaçırmayacağı bir fırsattı. Ayrıca Rusya’nın en iyi hava savunma sistemlerini ürettiği bilinmektedir. Mısır’ın elindeki bu sistem, balistik füzelerle ve çok uzak menzilli farklı hedeflerle mücadele edebilecek kapasitededir” dedi.

İbranice yayın yapan mecraların raporlarına göre, söz konusu sistemin Mısır’da, özellikle Süveyş Kanalı çevresi ve Kahire’de bulunması, İsrail savaş uçakları için bir ‘erişim engelleme bölgesi’ oluşturuyor. Yüksek irtifalarda hava sahasını kapatan bu durum; geniş radar izleri nedeniyle yoğun destek almadan sistemin yakınında operasyon yürütmekte zorlanacak olan F-15 ve F-16 gibi dördüncü nesil savaş uçaklarının hareket serbestisini kısıtlıyor. Sistem ayrıca; keşif, erken uyarı ve tanker uçakları gibi stratejik destek uçakları için de büyük bir risk teşkil ederek, bu unsurları Mısır sınırlarından oldukça uzaklaşmaya zorluyor.


Türkiye, Suriye'de yeni İran mı?

Suriyeli kalabalıklar, Esed rejiminin düşüşünü kutlamak için Şam'da bağımsızlık bayrağını taşıyorlar (AFP)
Suriyeli kalabalıklar, Esed rejiminin düşüşünü kutlamak için Şam'da bağımsızlık bayrağını taşıyorlar (AFP)
TT

Türkiye, Suriye'de yeni İran mı?

Suriyeli kalabalıklar, Esed rejiminin düşüşünü kutlamak için Şam'da bağımsızlık bayrağını taşıyorlar (AFP)
Suriyeli kalabalıklar, Esed rejiminin düşüşünü kutlamak için Şam'da bağımsızlık bayrağını taşıyorlar (AFP)

İbrahim Hamidi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Washington'un Ankara'ya F-35 savaş uçakları satması olasılığına itirazı, sadece gelişmiş bir silah anlaşması konusundaki bir anlaşmazlık değildi. Keza ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı övmesi de sadece bir nezaket gösterisi değildi. İki mesaj da daha büyük bir gerçeği ortaya koydu; Türkiye ve İsrail bölgede yeni bir rekabet aşamasına girdiler ve ikisi arasında uzanan Suriye, bunun başlıca arenası haline geldi.

Türkiye “yeni İran” mı oldu?

Bu karşılaştırma birçok kişiye kışkırtıcı gelebilir, ancak Tel Aviv'deki derin bir değişimi yansıtıyor. İran'a karşı savaştan, Esed rejiminin devrilmesinden, Hizbullah'ın ve onunla birlikte “direniş ekseninin” zayıflamasından sonra, Türkiye, bölgede ve özellikle de “yeni Suriye”de, İsrail'in “yeni düşmanı” olmaya aday.

“Esed Suriyesi”, Tel Aviv ve Tahran arasındaki çatışmanın arenasıydı ve Ankara, kuzey Suriye ve Kürt sorunuyla meşguldü. Ancak bugün harita değişti ve “yeni Suriye”, Türk-İsrail rekabetinin arenası haline geldi. Her iki taraf da savaş istemiyor ve her ikisi de doğrudan bir çatışmanın maliyetli olacağının farkında; Trump da iki dostu Netanyahu ve Erdoğan arasında bir çatışma istemiyor. Fakat sorun şu ki, iki taraf da birinin kuzeyinde, diğerinin güneyinde bulunan bu stratejik ülke için farklı vizyonlara sahip.

Ankara, Suriye'yi stratejik bir derinlik ve göz ardı edemeyeceği bir komşu olarak görüyor. Güvenliğinin, Suriye devletinin istikrarı ve topraklarının birliği, güney sınırında bir oluşumunun kurulmasının önlenmesiyle başladığına inanıyor. Ayrıca Suriye'yi ekonomik entegrasyona açılan bir kapı, enerji ve ticaret koridoru ve bölgesel nüfuzunu yeniden şekillendirmenin anahtarı olarak görüyor. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni yönetimi başından beri destekledi ve onunla uzun vadeli siyasi, güvenlik ve ekonomik ortaklık kurmayı hedefliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Tel Aviv ise Suriye'ye farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. İlke olarak istikrarlı bir devletin kurulmasına karşı değil, ancak bu istikrarın hareket özgürlüğünü kısıtlayan bir askeri güce dönüşmesine izin vermeyi reddediyor. Bu nedenle, Esed'in devrilmesinin ardından, Suriye'nin stratejik askeri varlıklarını imha etti ve önleyici saldırılarını devam ettiriyor. Ayrıca güneydeki işgalini genişletti, Suveyda'daki Dürzilere destek sağladı ve Türk askeri üsleri, hava savunma sistemleri veya Suriye ordusunun sınırlarında güç dengesini değiştirebilecek şekilde yeniden inşası hakkındaki her türlü bahse aşırı hassasiyet gösterdi. Netanyahu, Şam'a gelişmiş hava savunma sistemleri ve silah satışını engellemek için Putin nezdinde de girişimlerde bulundu.

Suriye üzerindeki rekabet, Doğu Akdeniz'deki daha geniş bölgesel çatışmanın küçük bir parçası ve enerji kaynaklarını, deniz rotalarını ve savunma sanayilerini kapsıyor

İki vizyon arasındaki çatışma işte burada yatıyor; Türkiye'nin desteklediği Suriye devletinin istikrarı, egemenliği ve birliği; İsrail ise bunları bir tehdit olarak görüyor. Tel Aviv'in “savunma önlemleri” olarak tanımladıkları, Şam ve Ankara tarafından egemenliğin ihlali ve yeni devletin istikrar şansının baltalanması olarak değerlendiriliyor.

Suriye üzerindeki rekabet, Doğu Akdeniz'deki daha geniş bölgesel çatışmanın küçük bir parçası ve enerji kaynaklarını, denizcilik rotalarını ve savunma sanayilerini kapsıyor. Türkiye yükselen bir bölgesel güç ve NATO ile G20 üyesi. İsrail, bölgesel hakimiyetini korumak ve eylemlerini kısıtlayabilecek veya İran ve müttefiklerinin yaşadığı gerilemelerden kaynaklanan potansiyel boşluğu doldurabilecek herhangi bir gücün yükselişini engellemek istiyor.

Amerikan faktörü, bu sahneyi şekillendirmede en etkili unsur olmaya devam ediyor. Ancak Ortadoğu'da sorun, savaşların her zaman siyasi bir kararla başlamayıp, genellikle bir yanlış hesapla başlamasıdır

Türkiye, Suriye'de “yeni İran” mı olacak? Belki de hayır, çünkü projesi, araçları ve ittifakları İran projesinden farklı. Önemli olan nokta, “yeni Suriye” ve bölgenin Türk ve İran projelerine karşı farklı tutumlarıdır. Dahası, Suriye halkı kuzey ve güneydeki iki komşusuna karşı önemli ölçüde farklı görüşlere sahiptir.

Ancak İsrail'in Türkiye'yi kuzey sınırındaki bir sonraki stratejik meydan okuma olarak görmeye başladığı açık. Amerikan faktörü bu sahneyi şekillendirmede en etkili faktör olmaya devam ediyor. Ancak Ortadoğu'da sorun, savaşların her zaman siyasi bir kararla başlamayıp, genellikle bir yanlış hesapla başlamasıdır. Bir hava saldırısı, askeri bir konuşlandırma veya sahadaki bir yanlış değerlendirme, kimsenin istemediği bir krizi alevlendirmek için yeterli olabilir.