Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar
TT

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus, peygamberlerin atasının doğum yeri olan Irak'a geldi. Bu, tüm etnik köken ve milletten Iraklılar için mutluluk ve oldukça önem arz eden bir durum. Diğer yandan Irak’ta en az üç gündür Papa’nın ziyareti nedeniyle zor ve karmaşık koşullar hâkim.
Onlarca yıldır acı çeken bu ülkeye yapılan ziyaret, Hıristiyan dünyasındaki en yüksek manevi statü tarafından gerçekleştiriliyor. Irak’a dair dilekler barış ve güvenlik olarak sıralanıyor. Bu nedenle Iraklıların Papa ziyaretinin ardından ilk beklentisi destek ve güvence olacak. Söz konusu ziyaret uzun zamandır nadiren sağlanan güvenlik ve huzuru destekliyor.
Ziyaretten memnun olanlar arasında görüş ayrılıkları da var. Hatta Papa’nın ziyareti hususunda davetkar olan kesimlerde dahi görüş ayrılıkları mevcut. Iraklılar, en uzlaşmacı durumlarda bile farklılık gösteriyorlar. Meseleyi daha az önemli kılan, belki de farklılık oklarının genellikle yetkililere ve ülkenin genel olarak misafirin manevi ağırlığından ve benzeri görülmemiş tarihi ziyaretinden yararlanma kabiliyetine yöneltilmiş olmasıdır.
Resmi karşılama kaçınılmazken gayri resmi eğilimler, Papa'nın ziyaretinden duyulan memnuniyeti gösterdi. Kufa Üniversitesi’nde görev yapan akademisyen Ahmed el-Alyavi, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada Papa'nın ziyaretinin önemine ilişkin şunları söyledi:
 “Ruhlara işleyen mutlak bir çaresizlik hakimken, Hristiyanların liderinin Irak ziyareti düşünmeyi gerektiriyor. Bu ziyaret, kırk yıldır çatışmalardan ve savaşlardan bunalan, hatta neredeyse dünya haritasından silinme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bu ülke için bir başlangıç noktasının kapısını açıyor. Papa’nın ziyareti, Irak'ı on yıllardır çevreleyen dumanı da ortadan kaldırıyor. Çünkü artık tüm dünyanın Mezopotamya'ya ziyaret düzenleyebileceğine dair bir umut var.”
Siyaset bilimi profesörü Haris Hasan, Papa’nın ziyareti ile ilgili "belirli dini, milliyetçi ve ulusal yaklaşımlardan” etkilenen dört farklı Irak eğilimi hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Hasan, bazı gençlerin de desteklediği "Irak ulusu fikrini canlandırma" düşüncesinin yanında yer aldı. Bazı gençler, özellikle "Irakçılığın" dine karşı bir kimlik olmadığını daha çok dine ve dinin çeşitli ifadelerine uyum sağladığını vurgulamayı başarırlarsa Papa’nın ziyaretinin projelerine yakınlaşabileceğine inanıyorlar. Papa Francis'in ziyaretiyle ilgili Irak kamuoyunda yapılan tartışmalarda Irak ve İran arasındaki, daha doğrusu İran'daki Necef ve Kum havzaları arasındaki ilişki üzerine herhangi bir tartışma ise yer almadı. Bazı İran destekçileri ise ziyareti hafife aldılar. Nitekim, Hizbullah Tugayları Sözcüsü Ebu Ali el-Askeri, Twitter hesabından şunları söyledi:
“Papa'nın ziyareti ve evlerimizi sakin ve huzurlu hale getireceği konusunda iyimser olmamalıyız. Papa önce, büyüklüğü Bağdat'taki Sadr bölgesinin hacmini aşmayan ülkesini ıslah etmelidir.”
İran’daki Velayet’i Fakih rejiminin vesayetine ve Irak'taki etkisine karşı çıkan eğilimlere gelince…
Ziyaretin, özellikle de Papa'nın Necef'teki, ülkenin en büyük Şii dini otoritesi Ayetullahuzma Ali es-Sistani ziyaretiyle ilgili kısmını, genel olarak Irak'ın ve dünyanın ilk Şii başkentinin önemine yönelik “bir teyit” olarak görüyorlar. Iraklı gazeteci Muntazar Nasır, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminin İran Kültür ve İrşad Bakanı Ataullah Muhacerani tarafından paylaşılan bir Twitter mesajından alıntı yaptı. Muhacerani, İranlı bir araştırmacının Papa’nın Irak’ı ziyareti hakkında yaptığı açıklamaya yorum olarak şunları yazdı:
“Necef Havzası, gelenekçiliği bakımından derindir, Kum Havzası ise modernliği bakımından yüzeyseldir.”
Irak’ta adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı Ekim 2019'da bir protesto hareketi başlatıldı. Bir yıldan fazla süren bu gösterilerde ağır can kayıpları yaşandı. Yetkililer şimdiye kadar protestocuların taleplerine kayıtsız kalmış olsa da Papa’nın "desteği ve sempatisi" belki bir çözüm olabilir. Papa'nın ziyareti protestocuların seslerini dünyaya duyurması için bir fırsat oldu. Necef, Nasiriye ve Bağdat'taki gruplar taleplerini, hedeflerini ve şikayetlerini Papa’ya iletecekler. Söz konusu gruplar taleplerini, içerisinde "şehitlerin" fotoğraflarının yer aldığı yüzlerce pankart ve "afiş" hazırlayarak ve Papa Francis'in geçtiği sokaklarda ve yollarda protesto gösterilerinde bulunarak gösterecekler.
Papa'nın ziyaret edeceği bazı cadde ve mekanların hazır hale getirilmesiyle ilgili hükümet hazırlıkları ve önlemleri halen sürüyor. Iraklıların hüzünlü yönleri olduğu gibi nüktedan ve mizahi yönleri de vardır. Birçok Iraklı meseleye mizahi açıdan yaklaşarak, Katolik Papa’ya gösterilerle ilgili soruşturmalara müdahale talebinin yanı sıra çoğu hizmet niteliğinde olan "acil ve komik" istekler de sundular. Örneğin bir Iraklı, Kerbela vilayetindeki Teavun mahallesinde on yıllardır ihmal edilen sokakların yenilenmesini ya da Bağdat'taki Ez-Zaferaniye mahallesindeki çukurların onarılmasını istedi. Bir başa Iraklı da Diyala ve Kerkük vilayetlerini birbirine bağlayan ve neredeyse her gün felaketle sonuçlanan kazalara neden olan yolun onarılmasını istedi. Iraklılar, Papa’nın ziyaretinde kullanacağı yolların onarılmasının ardından bu taleplerini nükteli bir biçimde dile getiriyorlar.
Örneğin son günlerde Başkent Belediyesi, Papa’nın ziyareti sırasında ayin yaptığı El-Kerade mahallesindeki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi'ne giden yolların temizliğini ve onarımını gerçekleştirdi. Kilisenin yakınında oturan yönetmen Nebil Joy, Bağdat Belediyesi'nin yıllarca ihmalinden sonra rekor sürede "altyapıyı" onarmaya yönelik çalışmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Nasıriye, Ziggurat ve İbrahim peygamberin yaşadığı Ur kentinde yetkililer, Papa'nın uğrayacağı sokakları yenilediler. 4 yıllık bir karanlığın ardından Ziggurat kentinde aydınlatma sorunları giderildi. Necef'te de sokaklarda ve caddelerde yenileme çalışmaları yapıldı.
Necefli bir vatandaş alaylı bir şekilde şu açıklamada bulundu:
“Birçok Cadde ve 1920 Irak Devrim Meydanı rekor sürede onarıldı. Papa'nın ziyaretine devam etmesini umuyoruz. Ninova vilayetinde de Papa’nın uğraması planlanan caddelerde, yollarda ve mahallelerde benzer yenileme çalışmaları yapıldı. Kürt bölgesinde de  Papa için hoş geldin pankartları asıldı ve basit yenileme çalışmaları yapıldı.



Hamas, Gazze Şeridi’ndeki hükümetinin feshedildiğini duyurdu

Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
TT

Hamas, Gazze Şeridi’ndeki hükümetinin feshedildiğini duyurdu

Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)

Hamas, fiili Gazze yönetimi konumundaki Hükümet Acil Durum Komitesi’ni feshettiğini ve Komite Başkanı’nın istifa ettiğini açıkladı. Kararın, idari yetkilerin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesi amacıyla alındığı belirtildi.

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi tarafından bugün yayımlanan açıklamada, Gazze’deki resmi kurumların önceki süreç boyunca yönetimin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine hazır olduklarını defalarca ilan ettiği belirtilerek, bu taahhüdün artık sahada somut adımlarla hayata geçirildiği ifade edildi.

Açıklamada, Gazze’deki hükümet yapısının devralınması ve devredilmesine ilişkin tüm idari ve hukuki hazırlıkların tamamlandığı, bu düzenlemelerin Filistinli siyasi grupları temsil eden ulusal heyet, aşiretler ve kabileler yüksek komitesi, sivil toplum kuruluşları ile Birleşmiş Milletler’in (BM) gözlemci temsilcisinin katılımıyla resmi ve şeffaf biçimde paylaşıldığı kaydedildi.

Hamas kaynakları dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareket yönetiminin yaklaşık 20 yıldır Gazze’nin fiili hükümeti olarak görev yapan Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi’ni feshetmeye hazırlandığını doğrulamıştı.

Açıklamada ayrıca, Hükümet Acil Durum Komitesi Başkanı ve vekaleten Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı Muhammed Abdulhalik el-Ferra’nın görevinden resmi olarak istifa ettiği ve komitenin feshedildiği duyuruldu. Bu adımın, alınan kararların uygulanması ve idari geçiş sürecinin kolaylaştırılması amacıyla atıldığı ifade edildi.

Hükümet Medya Ofisi, hükümet yapısında görevine devam edenlerin yalnızca teknik ve mesleki düzeydeki personelden oluşacağını, bu personelin Filistin halkına hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesi ve idari ya da teknik boşluk oluşmasının önlenmesi amacıyla görevlerini sürdüreceğini bildirdi. Bunun, Filistinli grupların Kahire’de üzerinde uzlaştığı yol haritası doğrultusunda gerçekleştirileceği belirtildi.

Açıklamada, söz konusu kararın ulusal iradeye bağlılığın göstergesi olduğu, Gazze’deki yönetimin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine yönelik sürecin başarıya ulaşması amacıyla atıldığı ifade edildi. Ayrıca adımın, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları, yeniden imar sürecindeki gecikmeler, abluka ve sınır kapılarının kapalı tutulması ile İsrail ordusunun bölgeden çekilmemesi nedeniyle ağır insani koşullar altında yaşayan Filistinlilerin yaşadığı sıkıntıları hafifletmeyi hedeflediği kaydedildi.

Açıklamada, kamu hizmetlerinin sunulmasında görev yapan tüm personelin ‘devlet memuru’ statüsünde olduğu belirtilerek, söz konusu personelin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin sorumluluğu altında çalışmaya ve komitenin talimatları ile kararlarına uymaya hazır olduğu ifade edildi.

Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas da bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın Gazze’deki fiili hükümetini feshettiğini duyurmasının ardından komitenin Gazze Şeridi’nin yönetimini devralmaya hazır olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı açıklamada Şaas, “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin, görevini yerine getirebilmesi için gerekli imkânların sağlanmasının ardından ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu teyit ediyoruz” dedi. Şaas, açıklamasının, Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı’nın istifası, Hükümet Acil Durum Komitesi’nin feshedilmesi ve idari görevlerin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine yönelik hazırlıkların tamamlandığının ilan edilmesinin ardından yapıldığını belirtti.

Ekim ayında Gazze Şeridi’nde Hamas ile İsrail arasında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana Hamas, Gazze’nin yönetiminden çekilmeye ve idareyi bağımsız teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devretmeye hazır olduğunu birçok kez açıklamıştı.

Söz konusu adım, Hamas’ın 2007 yılında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki rakip Fetih Hareketi ile yaşanan silahlı çatışmaların ardından Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana attığı en dikkat çekici siyasi adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail’in Mart 2025’te Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı İsam ed-Daalis’i öldürmesinin ardından, daha önce Yerel Yönetimler Bakanlığı görevini yürüten Muhammed el-Ferra, 20 üyeden oluşan hükümet komitesinin başkanlığına getirilmişti.


Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Paris yönetimi ile Suriye makamları, Suriye’de bulunan ve birbirleriyle çatışan gruplara mensup son Fransız savaşçıları yakından izliyor. Şam yönetimi ise söz konusu kişileri kontrol altına alarak resmî yapılar bünyesine entegre etmeyi ve bu yolla uluslararası kamuoyunda olumlu bir imaj oluşturmayı hedefliyor.

DEAŞ’ın 2014-2019 yılları arasında Suriye ve Irak’ta kontrol ettiği bölgelerde ‘hilafet’ ilan etmesi ve 2011-2014 dönemindeki savaş sırasında El Kaide bağlantılı militanları saflarına çekmesinin ardından, Suriye 15 yıl boyunca binlerce yabancı savaşçının akınına sahne oldu. Bu kişilerden bir kısmı, Beşşar Esed’in devrilmesi ve Ahmed eş-Şera’nın yönetimi devralmasının ardından da ülkede kalmaya devam etti.

Güncel tahminlere göre, Suriye’de kalan Fransız savaşçıların sayısı kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 30- 40  kişiyi geçmiyor. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bu kişiler genel olarak üç gruba ayrılıyor.

vfvfebv
Suriye güvenlik güçleri, Şam’ın merkezindeki bir kafede meydana gelen patlamanın olduğu bölgeyi koruma altına aldı, 2 Temmuz 2026. (EPA)

Söz konusu grupların hiçbiri, Suriye’de düzenlediği saldırıları düzenli olarak üstlenmeye devam eden DEAŞ adına herhangi bir operasyon gerçekleştirmiyor. Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. Elysee Sarayı ziyareti doğrularken, tarihine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Bu gruplardan ilki, Ömer Diyabi (Ömer Omsen) liderliğindeki Firkatü’l Guraba. Grup, Harem kentinin eteklerinde bulunan bir kampta faaliyet gösteriyor. İkinci grubu ise Suriye hükümetine bağlı güvenlik teşkilatına entegre edilen savaşçılar oluşturuyor. Üçüncü grup ise daha önce Kürt yönetimindeki kamplarda tutulan, ancak daha sonra Şam yönetiminin kontrolüne geçen DEAŞ mensubu tutuklulardan oluşuyor.

Son grupta ağırlıklı olarak kadınlar ve çocuklar bulunuyor. Zira gruptaki yaklaşık 50 erkek, 2026 yılının başında Irak’a nakledildi.

Suriye ordusuna entegre edilen eski savaşçıların sayısının ise yaklaşık 20 olduğu belirtiliyor. Suriye’deki Fransız savaşçılara yakın bir kaynağa göre bu kişiler, yabancı savaşçıların görev yaptığı 84’üncü Tugay gibi 82’nci Tugay bünyesine dahil edildi.

dfvfrb
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz mayıs ayında Paris’teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşılarken (AP)

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) araştırmacısı Marc Hecker, “Bunlar, Heyet-u Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile bağlantılı az sayıda Fransız. Suriye devlet kurumlarına, görünürlükten uzak ve ikincil görevlere entegre edildiler” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker, “Bunun dışında tamamen gözlerden uzak yaşayan kişiler de var. Bunların DEAŞ’a ya da başka gruplara bağlı olmaları ihtimal dahilinde” ifadelerini kullandı.

Gerginlikler

Firkatü’l Guraba’nın, kadın ve çocuklarla birlikte yaklaşık 100 kişiden oluştuğu tahmin ediliyor. Grup ile Suriye hükümeti arasında ise gerginlik yaşanıyor.

Suriye makamları, Ekim 2025’te Ömer Diyabi’yi gözaltına almak amacıyla grubun kampını kuşattı. Çatışmalara dönüşen operasyon, ateşkesle sona erdi. Uzmanların ‘vaiz’ olarak nitelendirdiği Diyabi’nin, Esed’in devrilmesinden önce de HTŞ tarafından hedef alındığı ve bir yıldan uzun süre tutuklu kaldığı belirtiliyor.

Washington’daki Amerikan Üniversitesi araştırmacısı Aymenn Al-Tamimi Levy, “Bu, savaş tecrübesine sahip bir grup” değerlendirmesinde bulunarak, “Yabancı savaşçı gruplarının varlığı Ahmed eş-Şera açısından sorun teşkil ediyor. Çünkü bunlardan bazıları resmî yapılara entegre olmayı reddediyor ve bu durum gerilime yol açıyor” dedi.

Hecker ise Şera’nın iktidara geldikten sonra, yabancı ortaklarını rahatlatmak amacıyla iyi niyet mesajları vermek zorunda kaldığını belirterek, “Şera, Suriye’deki yabancı savaşçıların ülke dışına yönelik saldırılar planlamasına izin vermeyeceği konusunda uluslararası kamuoyuna güvence vermeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

Bir Fransız güvenlik kaynağı da Şam yönetiminin Batılı ülkelerle yürüttüğü iş birliğini genel olarak ‘iyi’ şeklinde nitelendirdi.

Levy’ye göre Şera, DEAŞ’a karşı askerî mücadeleyi sürdürmenin yanı sıra yabancı uyruklu isimlere yönelik operasyonlar da başlattı. Bu kapsamda, Ocak 2025’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’yi tehdit ettiği videolar yayımlayan Mısırlı Ahmed el-Mansur’un gözaltına alındığını hatırlattı.

Kırmızı çizgiler

Aşırılık yanlısı çevrim içi propagandaları analiz eden JOS Project platformunun kurucu ortaklarından Laurence Bindner, “Diyabi hâlâ aktif” değerlendirmesinde bulundu.

vfevfe
Suriye güvenlik güçleri, Halep’in doğusundaki es-Sefira köyünde bir DEAŞ üyesinin evine baskın düzenledi. (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bindner, son aylarda çok sayıda kişinin Diyabi’ye katılmaya çalışırken tespit edildiğini belirterek, “Grubuna bağlı medya kuruluşu 19 HH de kısa süre önce Arapça ve Fransızca yayımladığı 28 dakikalık bir videoda Fransa’yı hedef aldı ve özellikle Ekim 2025’te düzenlenen operasyon olmak üzere, kendilerine yönelik askerî operasyonların arkasında Paris’in bulunduğunu öne sürdü” dedi.

Diyabi’nin çevrim içi destekçilerinin Şera’ya karşı düşmanca bir tutum sergilediğini söyleyen Bindner, “Destekçileri, Şera’nın Firkatü’l Guraba’ya yönelik operasyonda Fransız baskısına boyun eğdiğini savunuyor. Ancak bunu, kendisine karşı silahlı mücadele çağrısına dönüştürmüyorlar” ifadelerini kullandı. Bindner ayrıca, “Telegramda Ömer Omsen yanlısı radikaller ile ona karşı çıkanlar arasında adeta bir hesaplaşma yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker ise, “Ömer Omsen’in Şam yönetiminin çizdiği kırmızı çizgilerin farkında olup olmadığını bilmiyoruz… Ancak geçmişte yaşanan gerilimler dikkate alındığında, zaman zaman bu sınırları test ettiği anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.


Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
TT

Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)

Lübnan’daki siyasi kriz, Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda Washington’da imzalanan ve savaşı sona erdirerek İsrail’in Güney Lübnan’da işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini amaçlayan çerçeve anlaşması nedeniyle tırmanış eğilimine girdi.

Anlaşma, bir yanda Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam, diğer yanda Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hizbullah tarafından temsil edilen Şii İkilisi olmak üzere ülkede keskin bir siyasi ayrışmanın odağı haline geldi.

Avn son günlerde yaptığı yüksek tondaki açıklamalarda, savaşı durdurmanın tek mümkün yolunun müzakere olduğunu savunarak, “Müzakereden başka seçeneği olan varsa ortaya koysun” çağrısında bulundu. Avn ayrıca, “Kahramanlık savaş çıkarmakta değil, onu durdurmaktadır” ifadesini kullandı.

Söz konusu açıklamalar, Hizbullah yönetimi ve destekçileri tarafından, son yıllarda Lübnan’ın yaşadığı savaşların, özellikle Gazze ve İran’a destek amacıyla yürütülen çatışmaların sorumluluğunun doğrudan Hizbullah’a yüklenmesi şeklinde değerlendiriliyor. Bu durum, Avn’a yönelik siyasi ve medya kampanyalarının dozunu artırırken, bazı durumlarda ihanet suçlamalarına kadar varan tepkilere yol açtı.

cdfvfrvb
26 Haziran’da ABD Dışişleri Bakanlığı binasında Lübnan, İsrail ve ABD temsilcileri çerçeve anlaşmasını imzalarken (Reuters)

Tırmanan gerilim karşısında Lübnan devleti, müzakere sürecine bağlılığını sürdürdüğünü vurguluyor. Resmî bir Lübnanlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Savaşlar sloganlarla ya da temennilerle sona ermez. Ateşkesi sağlayacak, İsrail’in çekilmesini temin edecek ve uluslararası hukuk çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis edecek siyasi bir süreçle son bulur” dedi. Kaynak, devlet yetkililerinin ‘Hizbullah’ın savaşı durduracak ve İsrail’i geri çekilmeye zorlayacak gerçekçi bir vizyona sahip olmadığına kanaat getirdiğini’ belirterek, sınırda kalıcı istikrarın ancak müzakere süreci ve Lübnan’ın taleplerini ortaya koymada siyasi cesaret gösterilmesiyle sağlanabileceğini ifade etti.

Kararlı bir duruş

Hizbullah ve müttefiklerinin Cumhurbaşkanı ile Başbakan’a yönelik yürüttüğü kampanyalar ise iki liderin tutumunda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Resmî kaynak, “Devletin tutumu nettir ve bundan geri adım atılması söz konusu değildir. Bu tutum, savaşı sona erdirmenin tek mümkün yolu olarak müzakerelerin sürdürülmesini esas alırken, Lübnan’ın egemenliğinden taviz verilmesini, ulusal hakları zedeleyecek herhangi bir düzenlemeyi veya İsrail işgalini fiilî bir duruma dönüştürecek adımları reddetmektedir” dedi.

Kaynak, bugün yaşanan siyasi mücadelenin ‘Lübnan’ın konumunu güçlendirmeyi ve ulusal karar alma bağımsızlığını pekiştirmeyi hedefleyen bir proje ile ülkenin bölgesel çatışmalar için açık bir saha olarak kalmasını isteyen başka bir proje arasındaki mücadele’ olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasına karşı çıkanların uygulanabilir herhangi bir alternatif sunmadığını ifade eden kaynak, bu kesimlerin savaşın uzamasına, özellikle Güney Lübnan halkı başta olmak üzere Lübnanlıların yaşadığı acıların derinleşmesine ve ülkenin bölgesel hesaplaşmaların sahası olarak kalmasına zemin hazırladığını söyledi.

Hizbullah’ın anlaşmayı baltalama girişimi

Buna karşılık Hizbullah, anlaşmaya karşı siyasi bir cephe oluşturmak amacıyla harekete geçerken, 1983 yılında imzalanan 17 Mayıs Anlaşması’nın iptal edilmesi sürecine benzer bir tablo oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu girişim, şu ana kadar iç siyasette kayda değer bir sonuç vermedi.

Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu blokun ‘çerçeve anlaşmasını hiçbir şekilde tanımayacağını, çünkü bunun İsrail lehine verilmiş bir taviz niteliği taşıdığını’ söyledi. Kaynak, Lübnan yönetiminin ‘İsrail’in çekilmesini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamayı kabul ederek işgalin sürmesini meşrulaştırdığını’ öne sürdü. Anlaşmanın ‘şehitlerin kanına ihanet olarak gören geniş bir Lübnanlı kesim bulunduğu sürece er ya da geç başarısızlığa mahkûm olduğunu’ da savundu.

efevb
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Şii İkilisi ise ABD ile İran arasında, Lübnan’ın da aralarında bulunduğu tüm cephelerde ateşkes öngören mutabakat zaptının krizin çözümü için daha elverişli bir fırsat sunduğu görüşünde. Ancak Şii İkilisi’ne yakın kaynak, söz konusu mutabakat zaptının ‘ikilinin elindeki tek koz olmadığını’ vurgulayarak, “Hizbullah savaşçılarının sahadaki direnişi ve İsrail’e ağır kayıplar verdirmesi, Lübnan devletinin mevcut yönetimin benimsediği doğrudan müzakere seçeneği yerine, İsrail ile dolaylı müzakerelere girmesi için kullanabileceği önemli bir güç unsuru olabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.