Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar
TT

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus, peygamberlerin atasının doğum yeri olan Irak'a geldi. Bu, tüm etnik köken ve milletten Iraklılar için mutluluk ve oldukça önem arz eden bir durum. Diğer yandan Irak’ta en az üç gündür Papa’nın ziyareti nedeniyle zor ve karmaşık koşullar hâkim.
Onlarca yıldır acı çeken bu ülkeye yapılan ziyaret, Hıristiyan dünyasındaki en yüksek manevi statü tarafından gerçekleştiriliyor. Irak’a dair dilekler barış ve güvenlik olarak sıralanıyor. Bu nedenle Iraklıların Papa ziyaretinin ardından ilk beklentisi destek ve güvence olacak. Söz konusu ziyaret uzun zamandır nadiren sağlanan güvenlik ve huzuru destekliyor.
Ziyaretten memnun olanlar arasında görüş ayrılıkları da var. Hatta Papa’nın ziyareti hususunda davetkar olan kesimlerde dahi görüş ayrılıkları mevcut. Iraklılar, en uzlaşmacı durumlarda bile farklılık gösteriyorlar. Meseleyi daha az önemli kılan, belki de farklılık oklarının genellikle yetkililere ve ülkenin genel olarak misafirin manevi ağırlığından ve benzeri görülmemiş tarihi ziyaretinden yararlanma kabiliyetine yöneltilmiş olmasıdır.
Resmi karşılama kaçınılmazken gayri resmi eğilimler, Papa'nın ziyaretinden duyulan memnuniyeti gösterdi. Kufa Üniversitesi’nde görev yapan akademisyen Ahmed el-Alyavi, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada Papa'nın ziyaretinin önemine ilişkin şunları söyledi:
 “Ruhlara işleyen mutlak bir çaresizlik hakimken, Hristiyanların liderinin Irak ziyareti düşünmeyi gerektiriyor. Bu ziyaret, kırk yıldır çatışmalardan ve savaşlardan bunalan, hatta neredeyse dünya haritasından silinme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bu ülke için bir başlangıç noktasının kapısını açıyor. Papa’nın ziyareti, Irak'ı on yıllardır çevreleyen dumanı da ortadan kaldırıyor. Çünkü artık tüm dünyanın Mezopotamya'ya ziyaret düzenleyebileceğine dair bir umut var.”
Siyaset bilimi profesörü Haris Hasan, Papa’nın ziyareti ile ilgili "belirli dini, milliyetçi ve ulusal yaklaşımlardan” etkilenen dört farklı Irak eğilimi hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Hasan, bazı gençlerin de desteklediği "Irak ulusu fikrini canlandırma" düşüncesinin yanında yer aldı. Bazı gençler, özellikle "Irakçılığın" dine karşı bir kimlik olmadığını daha çok dine ve dinin çeşitli ifadelerine uyum sağladığını vurgulamayı başarırlarsa Papa’nın ziyaretinin projelerine yakınlaşabileceğine inanıyorlar. Papa Francis'in ziyaretiyle ilgili Irak kamuoyunda yapılan tartışmalarda Irak ve İran arasındaki, daha doğrusu İran'daki Necef ve Kum havzaları arasındaki ilişki üzerine herhangi bir tartışma ise yer almadı. Bazı İran destekçileri ise ziyareti hafife aldılar. Nitekim, Hizbullah Tugayları Sözcüsü Ebu Ali el-Askeri, Twitter hesabından şunları söyledi:
“Papa'nın ziyareti ve evlerimizi sakin ve huzurlu hale getireceği konusunda iyimser olmamalıyız. Papa önce, büyüklüğü Bağdat'taki Sadr bölgesinin hacmini aşmayan ülkesini ıslah etmelidir.”
İran’daki Velayet’i Fakih rejiminin vesayetine ve Irak'taki etkisine karşı çıkan eğilimlere gelince…
Ziyaretin, özellikle de Papa'nın Necef'teki, ülkenin en büyük Şii dini otoritesi Ayetullahuzma Ali es-Sistani ziyaretiyle ilgili kısmını, genel olarak Irak'ın ve dünyanın ilk Şii başkentinin önemine yönelik “bir teyit” olarak görüyorlar. Iraklı gazeteci Muntazar Nasır, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminin İran Kültür ve İrşad Bakanı Ataullah Muhacerani tarafından paylaşılan bir Twitter mesajından alıntı yaptı. Muhacerani, İranlı bir araştırmacının Papa’nın Irak’ı ziyareti hakkında yaptığı açıklamaya yorum olarak şunları yazdı:
“Necef Havzası, gelenekçiliği bakımından derindir, Kum Havzası ise modernliği bakımından yüzeyseldir.”
Irak’ta adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı Ekim 2019'da bir protesto hareketi başlatıldı. Bir yıldan fazla süren bu gösterilerde ağır can kayıpları yaşandı. Yetkililer şimdiye kadar protestocuların taleplerine kayıtsız kalmış olsa da Papa’nın "desteği ve sempatisi" belki bir çözüm olabilir. Papa'nın ziyareti protestocuların seslerini dünyaya duyurması için bir fırsat oldu. Necef, Nasiriye ve Bağdat'taki gruplar taleplerini, hedeflerini ve şikayetlerini Papa’ya iletecekler. Söz konusu gruplar taleplerini, içerisinde "şehitlerin" fotoğraflarının yer aldığı yüzlerce pankart ve "afiş" hazırlayarak ve Papa Francis'in geçtiği sokaklarda ve yollarda protesto gösterilerinde bulunarak gösterecekler.
Papa'nın ziyaret edeceği bazı cadde ve mekanların hazır hale getirilmesiyle ilgili hükümet hazırlıkları ve önlemleri halen sürüyor. Iraklıların hüzünlü yönleri olduğu gibi nüktedan ve mizahi yönleri de vardır. Birçok Iraklı meseleye mizahi açıdan yaklaşarak, Katolik Papa’ya gösterilerle ilgili soruşturmalara müdahale talebinin yanı sıra çoğu hizmet niteliğinde olan "acil ve komik" istekler de sundular. Örneğin bir Iraklı, Kerbela vilayetindeki Teavun mahallesinde on yıllardır ihmal edilen sokakların yenilenmesini ya da Bağdat'taki Ez-Zaferaniye mahallesindeki çukurların onarılmasını istedi. Bir başa Iraklı da Diyala ve Kerkük vilayetlerini birbirine bağlayan ve neredeyse her gün felaketle sonuçlanan kazalara neden olan yolun onarılmasını istedi. Iraklılar, Papa’nın ziyaretinde kullanacağı yolların onarılmasının ardından bu taleplerini nükteli bir biçimde dile getiriyorlar.
Örneğin son günlerde Başkent Belediyesi, Papa’nın ziyareti sırasında ayin yaptığı El-Kerade mahallesindeki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi'ne giden yolların temizliğini ve onarımını gerçekleştirdi. Kilisenin yakınında oturan yönetmen Nebil Joy, Bağdat Belediyesi'nin yıllarca ihmalinden sonra rekor sürede "altyapıyı" onarmaya yönelik çalışmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Nasıriye, Ziggurat ve İbrahim peygamberin yaşadığı Ur kentinde yetkililer, Papa'nın uğrayacağı sokakları yenilediler. 4 yıllık bir karanlığın ardından Ziggurat kentinde aydınlatma sorunları giderildi. Necef'te de sokaklarda ve caddelerde yenileme çalışmaları yapıldı.
Necefli bir vatandaş alaylı bir şekilde şu açıklamada bulundu:
“Birçok Cadde ve 1920 Irak Devrim Meydanı rekor sürede onarıldı. Papa'nın ziyaretine devam etmesini umuyoruz. Ninova vilayetinde de Papa’nın uğraması planlanan caddelerde, yollarda ve mahallelerde benzer yenileme çalışmaları yapıldı. Kürt bölgesinde de  Papa için hoş geldin pankartları asıldı ve basit yenileme çalışmaları yapıldı.



Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
TT

Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)

İbrahim Hamidi yazdı...

Geçtiğimiz hafta, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman arasında, Türkiye sınırına yakın kuzey Suriye'deki Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik hava saldırısından önce birden fazla telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu ilk temas değildi. Elde ettiğiiz bilgilere göre eski Mossad başkanı David Barnea ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Gil Reich, ABD'nin himayesinde, aralarında Londra ve Paris'in de bulunduğu çeşitli başkentlerde, Şeybani ve eski Suriye istihbarat şefi Hüseyin Selame'nin katıldığı Suriye-İsrail müzakerelerine katıldı.

Söz konusu saldırı, Washington'un üç ortağı olan İsrail, Türkiye ve Suriye arasında gerginliğe yol açtı. Trump, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını büyük bir başarı olarak görüyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişki sürdürüyor. Tel Aviv ile özel bir ilişkiye ve sürekli desteğe rağmen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisi ise son aylarda gerginleşti.

2024 yılının sonunda Esed'in devrilmesinden sonra İsrail, yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek stratejik varlıkları imha etti. Golan Tepeleri'ndeki "tampon bölgeyi" işgal etti, ileri askeri üsler kurdu ve Süveyda'daki Dürzileri destekledi. Ancak, Ebu Zuhur Havaalanı’nın vurulması, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olması nedeniyle ilave bir önem taşıyor.

Suriyeli ve Batılı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, İsrail istihbaratının İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havaalanında Türk ve Suriye hareketliliğine dair raporlarının ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 6 Ocak'ta Paris'te yapılan son müzakerelerde kararlaştırıldığı üzere “çatışmayı önleme” mekanizmasını devreye sokmaya çalıştı.

Şam, komşularından herhangi birine tehdit oluşturma niyetinde olmadığını ve odak noktasının yeniden inşa ve Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek olduğunu ısrarla belirtiyor

Barrack'ın katıldığı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bir kısmında yer aldığı Suriye ve İsrail arasındaki Paris müzakerelerinde Washington, istihbarat paylaşımı, gerilimi azaltma ve diplomatik ilişkiler için kullanılacak bir “ortak entegrasyon mekanizması” ve “daimî iletişim hücresi” kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. Şam, anlaşmanın uygulanması ve bu tür olayları yönetmek, gerilimin yükselmesini önlemekle görevli bir “ortak koordinasyon merkezi”nin Ürdün'de kurulması için baskı yaptı. Ancak İsrail, koordinasyon merkezini aktif hale getirmeyi reddetti ve bunun yerine güney Suriye'ye yönelik askeri operasyonlarını artırdı. Sonuç olarak, taraflar arasında askeri konular, silah kaçakçılığı ve terörizmle ilgili bilgi alışverişini ve diyaloğu kolaylaştırmak için bir Amerikan mekanizması devreye sokuldu.

Buna dayanarak, geçen hafta Şeybani, Gofman ve Barrack arasında birkaç temas gerçekleşti. Açıklamada bulunan bir Batılı yetkiliye göre, Mossad Başkanı Ebu Zuhur Havaalanı'ndaki hareketlilik hakkında bilgi aldı. Şam, üsle ilgili İsrail endişelerinin bir süredir farkındaydı ve Amerikalılar aracılığıyla İsraillilere pistin rehabilitasyonunun nedenlerini açıklayan ve herhangi bir düşmanca niyetin olmadığını vurgulayan mesajlar göndermişti. Ayrıca komşu ülkelere herhangi bir tehdit oluşturma niyetinde olmadığını, odak noktasının yeniden inşa, Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek, sınırları, tehditlere ve kaçakçılığa karşı güvence altına almak olduğunu da vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)

Suriye'nin cevabında, Türk Bayraktar insansız hava araçları ve diğer uçakların konuşlandırılacağı Ebu Zuhur Havaalanı’nın, DEAŞ ve diğer milislere karşı operasyonları desteklemeyi, Irak ve Lübnan ile olan sınırları güvence altına alarak silah ve milislerin sızmasını önlemeyi amaçladığı belirtildi. İsrail tarafı ise İsrail'in bunu bir Türk tehdidi olarak gördüğünü ve pistleri bombalayarak uçakların gelişini ve bölgede üs kurulmasını engelleyeceğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre, Şeybani ile Gofman arasındaki temasların (bunlardan biri ilk olarak 14 Ağustos'ta Reuters tarafından bildirildi) ve Şeybani ile Barrack arasında 17 Ağustos'ta İstanbul'da görüşme yapıldı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmenin ardından Amerikalılarla devam eden iletişim sırasında,18 Ağustos'ta İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı’nı bombalamasıyla Şam şaşkınlığa uğradı. Yine bu bilgilere göre Netanyahu, Washington'un havaalanını bombalamama ve meseleyi “çatışmayı önleme kanalları aracılığıyla” çözme talebini “yerine getirmedi.” Trump çarşamba günü, ayrıntı vermeden İsrail hava saldırısı hakkında bilgilendirildiğini belirtti.

İsrail'in hava saldırısı Arap ve Türk kınamaları ile karşılandı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Şeybani'ye saldırıyı kınayan “ortak bir açıklama” yapma teklifinde bulundu.

Katz, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasının ardından Suriye'nin güneyini ziyaret etti. Suriyeli bir kaynak, “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor” ifadelerini kullandı.

Peki, Ebu Zuhur'da gerçekten bir Türk üssü kurma planı var mıydı?

Suriyeli bir kaynağa göre, Ankara ile güçlü bağlarına rağmen Şam, “Türkiye ve İsrail arasında bir çatışma alanı haline gelmemeye” çalışıyor. Axios'a konuşan Şeybani, “Orada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya Türk kuvvetlerini konuşlandırma niyeti yoktu” dedi. Şeybani ayrıca, “Aslında üs neredeyse boştu. Henüz tamamen rehabilite edilmemişti ve tam olarak faaliyete geçmemişti; oradaki çalışmalar hâlâ rehabilitasyon aşamasındaydı” diye belirtti.

İsrail ise Trump yönetimine son saldırısının “potansiyel bir Türk askeri yığınağını önlemeyi amaçladığını” bildirdiğini açıkladı. Netanyahu “X” platformundan yaptığı açıklamada, İsrail'in hava saldırısından önce Suriye'yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını belirterek, “Mesajımız çok açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” dedi. Netanyahu'nun ofisi, İsrail'in Suriye'yi söz konusu üste bir Türk konuşlanmasının güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyardığını ve Şam'ın bu uyarıları görmezden geldiğini söyledi.

Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Buna karşılık, bir Türk yetkili üste Türk varlığı olmadığını belirterek, İsrail'i komşu ülkeleri bombalamak ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için bahaneler uydurmakla suçladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Netanyahu gibi figüranların, bölgemizdeki barış ve istikrarı baltalama oyunlarına gelmeyecek kadar da tecrübe sahibiyiz” dedi.

Barrack ise Türkiye'nin saldırıdan önceden haberdar olmadığını söyledi ve “bu nedenle İsrail uçaklarının kuzeye, topraklarına doğru ilerlediğini tespit ettiğinde aslında askeri bir karşılık için hazırlık yapabilirdi” dedi. Durumun kötüleşmesini önlemede “soğukkanlılığın” başarılı olduğunu da ifade etti.

Geçtiğimiz ay Şeybani, “İsrail'in askeri operasyonları ve 1974 sınırının ötesindeki topraklarımızın yasadışı işgalinin devam etmesi, bölgenin güvenliğine doğrudan bir tehdit ve ulusal kaynaklarımızı tüketmektir” diyerek, İsrail'in “koşulsuz” geri çekilmesini talep etmişti.

 İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da
İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da

Bu arada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz geçen hafta İsrail'in Suriye topraklarındaki güçlerini koruma niyetinde olduğunu vurguladı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Ebu Zuhur Havaalanı saldırısının ardından Suriye'nin güneyinde İsrail tarafından işgal edilen bölgeleri inceledi.

Suriyeli bir kaynak şunları söyledi: “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor.” Sözlerine şöyle sürdürdü: “İsrail'in Ebu Zuhur'da bir Türk üssünün olduğuna dair bahanesi gülünç. Türk üsleri Türk topraklarının içinde sadece 70 kilometre uzakta; Suriye içinde bir üs kurmanın stratejik olarak ne gibi bir faydası var ki?”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün Lübnan ordusunun güneydeki varlığının “yalnızca askeri bir konuşlanma değil, devletin varlığı” olduğunu söyledi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın aktardığına göre Selam, helikopterle Sur kentine gelerek Savunma Bakanı Tümgeneral Mişel Menessa tarafından karşılandığı Benva Berakat Kışlası’na geçerken yaptığı açıklamada, “Ülke anayasasının gerektirdiği şekilde dayanışma içindeki bir hükümet olarak verdiğimiz söze bağlıyız. Hükümetimiz, ordunun insan gücünü geliştirmek, teçhizatını modernize etmek ve mensuplarının yaşam ve sosyal koşullarını iyileştirmek için mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmeye devam ediyor” dedi.

Selam askerlere hitaben, “Karşı karşıya olduğunuz zorlukların boyutunun farkındayım. İsrail saldırıları sürerken üzerinizdeki yükün de farkındayım. Ancak egemenliğin yeniden tesis edilmesinin ancak güçlü bir devlet inşa edilmesiyle mümkün olduğunu da biliyorum. Güçlü bir devlet ise tek ve güçlü bir ordu olmadan var olamaz” ifadelerini kullandı.

Selam, “Güneyin de Lübnan’ın tamamı gibi tek devletin otoritesi altında olmasını istiyoruz. Lübnan vatandaşının kendisini koruyacak bir ordusu olduğu için güvende olmasını ve devletin savaş ve barış kararındaki yetkisini yeniden tesis etmesiyle ülkenin istikrara kavuşmasını istiyoruz” diye konuştu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)

Başbakan, “Ordunun konuşlandığı her nokta, devletin egemenliğini, otoritesini ve itibarını yeniden tesis ettiği bir noktadır. Hükümetimiz açısından orduyu güçlendirmek programımızda ikincil bir madde ya da teknik bir mesele değildir; devletin yeniden tesis edilmesine yönelik projemizin merkezinde yer alan stratejik bir tercihtir” dedi.

Hükümetin mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmek için çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Selam, “ordu kurumunun birliğinin korunması” ve “siyasi hesapların aralarına nifak sokmasına izin verilmemesi” çağrısında bulundu.

Selam ayrıca mezhepçiliğin kötülüklerinin askerlerin saflarına sızmasına izin verilmemesini isteyerek, “Sizin için referans olarak yalnızca anayasayı ve yasayı kabul edin” dedi. Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre Lübnan ordusunun gücünün yalnızca silahları, teçhizatı ve personel sayısından kaynaklanmadığını belirten Selam, asıl gücün birlikten geldiğini ifade etti. Selam, “Ordu, Lübnanlıların mezhep ve bölge mensupları olarak değil, tek bir vatanın evlatları olarak bir araya geldiği az sayıdaki kurumlardan biridir” dedi.

Savunma Bakanı Mişel Menassa da Sur’da yaptığı açıklamada, “Devletin egemenliğini ve topraklarımızın her karışını geri alma konusundaki değişmez tutumumuzu teyit ediyoruz. Lübnan’ın içine girdiği müzakerelerin amacı da budur ve bu müzakereler, 7yxçıkmazdan kurtulmanın en iyi yoludur” ifadelerini kullandı.

Menassa, “Ordu hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadı; üstlendiği her görevi büyük bir titizlikle yerine getirdi... Güney Lübnan’a dönene ve sizler başınız dik şekilde topraklarınıza dönene kadar içimiz rahat etmeyecek” dedi.


Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
TT

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)

Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kadim bölgesine 21 yıl sonra geri döndü.

BBC'nin yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre 30 aile, perşembe günü Kadim'e ulaştı. Bazı aileler askerler eşliğinde, araçlarına İsrail bayrakları asarak Filistinlilere ait köy ve tarım arazilerinden geçti.

Yerleşimcilerin yatak, mobilya ve inşaat malzemeleri taşıyan römorklarla birlikte geldiği de aktarılıyor.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Kadim'deki yerleşim için düzenlenen açılış töreninde bölgenin 21 yıl önce hükümet tarafından boşaltılmasını "sürgün suçu" diye niteleyerek, "Bu yanlışı düzelttik ve Kadim yerleşimine geri döndük" dedi.

Törene, Batı Şeria'nın kuzeyinde çok sayıda yasadışı Yahudi yerleşim birimini bünyesinde bulunduran Şomron Bölge Konseyi'nin lideri Yossi Dagan da katıldı.

Dagan, konuşmasında "bölgenin geleceğini yeniden şekillendirdiklerini" savunurken, Yahudi yerleşimcilerin bir gün Gazze'ye de geri döneceğini de ileri sürdü.

Kadim, 2005'te İsrail'in tek taraflı geri çekilme planı kapsamında boşaltılmıştı. Plan çerçevesinde Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimciler ve askerler bölgeden çekilirken, Batı Şeria'nın kuzeyinde Kadim dahil 4 yerleşim bölgesi de terk edilmiş, İsraillilerin buralarda ikamet etmesi yasaklanmıştı.  

Ancak Binyamin Netanyahu hükümeti Kadim, Ganim, Sanur ve Homeş'e yönelik bu yasağı Mart 2023'te kaldırmıştı.

Ganim, Sanur ve Homeş'in ardından Kadim, 2005'te boşaltılan yerleşimler arasında yeniden İsraillilerin ikametine açılan son bölge oldu.

İsrailli insan hakları örgütü Peace Now'dan Hagit Ofran, Cenin çevresindeki hızlı inşaat faaliyetlerinin, ekimdeki İsrail seçimleri öncesinde hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimleri mümkün mertebe genişletme politikasının parçası olduğunu vurguluyor.

Yahudi yerleşimcilerin kurduğu Emek Dotan bölgesinin yakınında yaşayan Filistinli Samir Cebir, evlerin buldozerlerle yıkıldığını, ardından karavanlarla yerleşimcilerin getirildiğini anlatıyor:

Hepimiz korkuyoruz, tamamen savunmasızız. Hepsinin elinde silah var.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı da büyük tepki çekmişti.  

İsrail hükümeti, E1 adlı proje kapsamında 1234 konut inşası için bu hafta ihale ilanı yayımladı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki gösterdi.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" dendi.

Independent Türkçe, BBC, Ynet, Times of Israel