Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar
TT

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Papa’nın Irak ziyareti ve yapılan hazırlıklar

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus, peygamberlerin atasının doğum yeri olan Irak'a geldi. Bu, tüm etnik köken ve milletten Iraklılar için mutluluk ve oldukça önem arz eden bir durum. Diğer yandan Irak’ta en az üç gündür Papa’nın ziyareti nedeniyle zor ve karmaşık koşullar hâkim.
Onlarca yıldır acı çeken bu ülkeye yapılan ziyaret, Hıristiyan dünyasındaki en yüksek manevi statü tarafından gerçekleştiriliyor. Irak’a dair dilekler barış ve güvenlik olarak sıralanıyor. Bu nedenle Iraklıların Papa ziyaretinin ardından ilk beklentisi destek ve güvence olacak. Söz konusu ziyaret uzun zamandır nadiren sağlanan güvenlik ve huzuru destekliyor.
Ziyaretten memnun olanlar arasında görüş ayrılıkları da var. Hatta Papa’nın ziyareti hususunda davetkar olan kesimlerde dahi görüş ayrılıkları mevcut. Iraklılar, en uzlaşmacı durumlarda bile farklılık gösteriyorlar. Meseleyi daha az önemli kılan, belki de farklılık oklarının genellikle yetkililere ve ülkenin genel olarak misafirin manevi ağırlığından ve benzeri görülmemiş tarihi ziyaretinden yararlanma kabiliyetine yöneltilmiş olmasıdır.
Resmi karşılama kaçınılmazken gayri resmi eğilimler, Papa'nın ziyaretinden duyulan memnuniyeti gösterdi. Kufa Üniversitesi’nde görev yapan akademisyen Ahmed el-Alyavi, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada Papa'nın ziyaretinin önemine ilişkin şunları söyledi:
 “Ruhlara işleyen mutlak bir çaresizlik hakimken, Hristiyanların liderinin Irak ziyareti düşünmeyi gerektiriyor. Bu ziyaret, kırk yıldır çatışmalardan ve savaşlardan bunalan, hatta neredeyse dünya haritasından silinme tehlikesi ile karşı karşıya kalan bu ülke için bir başlangıç noktasının kapısını açıyor. Papa’nın ziyareti, Irak'ı on yıllardır çevreleyen dumanı da ortadan kaldırıyor. Çünkü artık tüm dünyanın Mezopotamya'ya ziyaret düzenleyebileceğine dair bir umut var.”
Siyaset bilimi profesörü Haris Hasan, Papa’nın ziyareti ile ilgili "belirli dini, milliyetçi ve ulusal yaklaşımlardan” etkilenen dört farklı Irak eğilimi hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Hasan, bazı gençlerin de desteklediği "Irak ulusu fikrini canlandırma" düşüncesinin yanında yer aldı. Bazı gençler, özellikle "Irakçılığın" dine karşı bir kimlik olmadığını daha çok dine ve dinin çeşitli ifadelerine uyum sağladığını vurgulamayı başarırlarsa Papa’nın ziyaretinin projelerine yakınlaşabileceğine inanıyorlar. Papa Francis'in ziyaretiyle ilgili Irak kamuoyunda yapılan tartışmalarda Irak ve İran arasındaki, daha doğrusu İran'daki Necef ve Kum havzaları arasındaki ilişki üzerine herhangi bir tartışma ise yer almadı. Bazı İran destekçileri ise ziyareti hafife aldılar. Nitekim, Hizbullah Tugayları Sözcüsü Ebu Ali el-Askeri, Twitter hesabından şunları söyledi:
“Papa'nın ziyareti ve evlerimizi sakin ve huzurlu hale getireceği konusunda iyimser olmamalıyız. Papa önce, büyüklüğü Bağdat'taki Sadr bölgesinin hacmini aşmayan ülkesini ıslah etmelidir.”
İran’daki Velayet’i Fakih rejiminin vesayetine ve Irak'taki etkisine karşı çıkan eğilimlere gelince…
Ziyaretin, özellikle de Papa'nın Necef'teki, ülkenin en büyük Şii dini otoritesi Ayetullahuzma Ali es-Sistani ziyaretiyle ilgili kısmını, genel olarak Irak'ın ve dünyanın ilk Şii başkentinin önemine yönelik “bir teyit” olarak görüyorlar. Iraklı gazeteci Muntazar Nasır, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminin İran Kültür ve İrşad Bakanı Ataullah Muhacerani tarafından paylaşılan bir Twitter mesajından alıntı yaptı. Muhacerani, İranlı bir araştırmacının Papa’nın Irak’ı ziyareti hakkında yaptığı açıklamaya yorum olarak şunları yazdı:
“Necef Havzası, gelenekçiliği bakımından derindir, Kum Havzası ise modernliği bakımından yüzeyseldir.”
Irak’ta adaletsizlik ve yolsuzluğa karşı Ekim 2019'da bir protesto hareketi başlatıldı. Bir yıldan fazla süren bu gösterilerde ağır can kayıpları yaşandı. Yetkililer şimdiye kadar protestocuların taleplerine kayıtsız kalmış olsa da Papa’nın "desteği ve sempatisi" belki bir çözüm olabilir. Papa'nın ziyareti protestocuların seslerini dünyaya duyurması için bir fırsat oldu. Necef, Nasiriye ve Bağdat'taki gruplar taleplerini, hedeflerini ve şikayetlerini Papa’ya iletecekler. Söz konusu gruplar taleplerini, içerisinde "şehitlerin" fotoğraflarının yer aldığı yüzlerce pankart ve "afiş" hazırlayarak ve Papa Francis'in geçtiği sokaklarda ve yollarda protesto gösterilerinde bulunarak gösterecekler.
Papa'nın ziyaret edeceği bazı cadde ve mekanların hazır hale getirilmesiyle ilgili hükümet hazırlıkları ve önlemleri halen sürüyor. Iraklıların hüzünlü yönleri olduğu gibi nüktedan ve mizahi yönleri de vardır. Birçok Iraklı meseleye mizahi açıdan yaklaşarak, Katolik Papa’ya gösterilerle ilgili soruşturmalara müdahale talebinin yanı sıra çoğu hizmet niteliğinde olan "acil ve komik" istekler de sundular. Örneğin bir Iraklı, Kerbela vilayetindeki Teavun mahallesinde on yıllardır ihmal edilen sokakların yenilenmesini ya da Bağdat'taki Ez-Zaferaniye mahallesindeki çukurların onarılmasını istedi. Bir başa Iraklı da Diyala ve Kerkük vilayetlerini birbirine bağlayan ve neredeyse her gün felaketle sonuçlanan kazalara neden olan yolun onarılmasını istedi. Iraklılar, Papa’nın ziyaretinde kullanacağı yolların onarılmasının ardından bu taleplerini nükteli bir biçimde dile getiriyorlar.
Örneğin son günlerde Başkent Belediyesi, Papa’nın ziyareti sırasında ayin yaptığı El-Kerade mahallesindeki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi'ne giden yolların temizliğini ve onarımını gerçekleştirdi. Kilisenin yakınında oturan yönetmen Nebil Joy, Bağdat Belediyesi'nin yıllarca ihmalinden sonra rekor sürede "altyapıyı" onarmaya yönelik çalışmasından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Nasıriye, Ziggurat ve İbrahim peygamberin yaşadığı Ur kentinde yetkililer, Papa'nın uğrayacağı sokakları yenilediler. 4 yıllık bir karanlığın ardından Ziggurat kentinde aydınlatma sorunları giderildi. Necef'te de sokaklarda ve caddelerde yenileme çalışmaları yapıldı.
Necefli bir vatandaş alaylı bir şekilde şu açıklamada bulundu:
“Birçok Cadde ve 1920 Irak Devrim Meydanı rekor sürede onarıldı. Papa'nın ziyaretine devam etmesini umuyoruz. Ninova vilayetinde de Papa’nın uğraması planlanan caddelerde, yollarda ve mahallelerde benzer yenileme çalışmaları yapıldı. Kürt bölgesinde de  Papa için hoş geldin pankartları asıldı ve basit yenileme çalışmaları yapıldı.



Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
TT

Irak... 5 milis grubu silah bırakmaya hazırlanırken, 2 grup ABD’nin şartlarını reddediyor

Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)
Bağdat’ta, Suriye sınırındaki el-Kaim’de Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi, 2 Mart 2026. (Reuters)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, çatı yapısı altında faaliyet gösteren beş silahlı grubun silahlarını bırakıp Irak hükümetine teslim etmeye karşı çıkmadığını, buna karşın iki grubun bu adıma sıcak bakmadığını belirtti. Bu gelişme, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve temsilcilerinin Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğindeki yeni hükümette üst düzey görevlere getirilmemesine yönelik ABD şartlarına bir yanıt olarak değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre silah bırakmaya yönelen gruplar arasında, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehli’l Hak, Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda, Ketaib Saarallah ve Ketaib İmam Ali yer alıyor. ABD yaptırımları bu grupların tamamını kapsarken, Bedir Örgütü yaptırım listesinde bulunmuyor.

Silah bırakmayı reddeden gruplar arasında ise Nuceba Hareketi ile Ketaib Hizbullah öne çıkıyor. Her iki yapı da ABD’nin yaptırım ve terör listelerinde yer alıyor.

Irak Sağlık Bakanı Abdulhuseyin el-Musevi cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, bazı grupların silah bırakmayı kabul ettiği yönündeki haberleri doğruladı.

Eski CIA Direktörü David Petraeus’un yaklaşık 10 gün önce Irak’ı ziyaret ederek, silahlı grupların silahlarıyla ilgili olduğu düşünülen görüşmeler gerçekleştirdiği belirtildi. Petraeus’un, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi, İçişleri Bakanı ve diğer yetkililerle bir araya geldiği aktarıldı.

Bazı grupların silah bırakmaya hazır olduğuna ilişkin açıklamalara rağmen, sürecin nasıl yürütüleceğine dair belirsizlik sürüyor. Çünkü grupların büyük bölümü Halk Seferberlik Güçleri yapısıyla bağlantılı bulunuyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sürecin silahlı grupları temsil eden taraflarla ABD arasında yürütülecek açık ve belirli müzakerelerle bağlantılı olabileceğini söyledi. Kaynaklar, Washington’ın bu grupların hükümete katılmasına karşı çıktığını, buna karşılık silah bırakılması şartıyla siyasi süreçte kalmalarına ve devlet kademelerinde görev almalarına izin verilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Yardımcı faktörler grubu

Şii siyasal İslam grupları konusunda araştırmacı ve uzman olan Nizar Haydar, silahsızlandırma dosyasının ‘kesinlikle kolay görünmediğini’ söyledi. Haydar, konunun uzun yıllar boyunca biriken nedenler nedeniyle karmaşık hale geldiğini, bunun da devlet ve anayasal kurumlar aleyhine silahlı grupların aşırı güç kazanmasına yol açtığını belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Haydar, Tahran’ın bu dosyadaki güçlü ve derin etkisine dikkat çekerek, İran’ın nüfuzundan kolayca vazgeçmeyeceğini ifade etti. Buna rağmen Haydar, silahlı grupların silahlarıyla ilgili karmaşık dosyanın çözümüne yardımcı olabilecek birçok unsur bulunduğunu söyledi. Bu unsurlar arasında, Necef dini merciinin konuya ilişkin açık ve net tutumunun da yer aldığını belirten Haydar, bunun hükümet ve devlete destek sağlayabileceğini ifade etti. Haydar’a göre bu yaklaşım, silahlı grupların devlet otoritesi dışında silah bulundurmalarını meşrulaştırmak için kullandıkları sözde dini meşruiyetin geri çekilmesine katkı sunabilir.

dfgthyuı
Halk Seferberlik Güçleri, ülkenin güneyindeki Kerbela çölünde bir güvenlik operasyonu başlattı, 12 Mayıs 2026. (Kurumun internet sitesi)

Haydar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nın hükümet programında silahların yalnızca devletin elinde toplanması ve hukukun uygulanması konusunun öncelikli başlık olarak yer aldığını belirtti. Haydar, bu yaklaşımın hükümet programının temel unsurlarından biri olduğunu ve parlamentonun güvenoyunun da bu esas üzerine verildiğini söyledi.

Haydar ayrıca, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın da konuya ilişkin net açıklamalar yaptığını ifade etti. Zeydan’ın silahların yalnızca devletin kontrolünde olması gerektiğini savunduğunu belirten Haydar, bu ilkeye karşı çıkanlara yönelik tüm yasal adımların atılacağı yönünde mesaj verildiğini kaydetti.

Bu unsurlara ek olarak Haydar, ABD’nin dosyanın çözümüne yönelik kararlı tutumuna dikkat çekti. Washington’ın Irak hükümetine silahlı gruplar meselesini sonuçlandırma konusunda destek verme isteği gösterdiğini ifade eden Haydar, ABD’nin özellikle bu grupların silah bırakıp silahlı yapılanmalarını dağıtmadan Zeydi hükümetinde yer almalarına kesin biçimde karşı çıktığını söyledi.

Aşamalı taktik

Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemmari ise silahlı grupların silah bırakmayı kabul etmesini ‘geçici bir taktik’ olarak değerlendirdi.

Şemmari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların tasfiyesi ya da bırakılmasının hangi başlık altında gerçekleştiğinden bağımsız olarak, bunun silah olgusunun tamamen sona erdirilmesinden çok geçici ve taktiksel bir adım olarak görülmesi gerekir” dedi. Şemmari, grupların mevcut aşamada ABD ya da Başkan Donald Trump ile karşı karşıya gelmek istemediğini belirtti. Trump’ın gerek Lübnan gerek Irak’ta devlet dışındaki silahlı yapıları tasfiye etme konusunda büyük kararlılık gösterdiğini ifade etti.

Silahlı grupların bu adımı benimsemesinin kalıcı bir inançtan kaynaklanmadığını savunan Şemmari, bunun devlet, anayasa ve hukuk düzenine bağlılık göstergesi olmadığını söyledi. Şemmari’ye göre süreç, iç siyasi hesapların yanı sıra ABD-İran gerilimine bağlı bölgesel dengeler ve ‘en az kayıpla çıkış’ anlayışıyla bağlantılı.

Şemmari, İran’ın ABD şartları karşısında geri adım atmasının Irak’taki müttefik gruplar üzerinde de etkili olmuş olabileceğini belirtti. Bu durumun, söz konusu yapıların silah bırakmayı ve hükümet faaliyetlerinde varlıklarını sürdürebilmek için asgari koşulları kabul etmelerini teşvik ettiğini ifade etti.

İran’ın geçmişte benimsediği ‘ABD ile müzakere etmeme’ yaklaşımından geri adım atmasının Iraklı gruplara da yansıdığını söyleyen Şemmari, “Amaç İran’daki rejimin ve Irak’taki müttefiklerinin ayakta kalmasıdır” dedi.

Ali ez-Zeydi hükümetinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına ilişkin programını uygulama kapasitesine değinen Şemmari, hükümetin grupların bu düşünce yapısının farkında olduğunu belirtti. Şemmari, hükümetin bu süreci zorunluluktan kabul ettiğini ve Tahran çizgisine yönelmek zorunda kalabileceğini söyledi. İran’ın, silahlı gruplar ve onların silahları üzerindeki belirleyici etkiye sahip olduğunu da sözlerine ekledi.


Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Siyasi gerilimlere rağmen, İsrail'den Mısır'a doğalgaz akışı "istikrarlı" olarak sürüyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin ifadesiyle, İsrail’in "saldırgan politikaları" nedeniyle ikili ilişkilerin zarar gördüğünün kabul edilmesine ve siyasi düzeydeki temasların durma noktasına gelmesine rağmen, bu durum İsrail gazının Mısır'a akışına engel teşkil etmedi. Hatta yaz aylarındaki yüksek tüketimi karşılamak amacıyla önümüzdeki dönemde bu sevkiyatın daha da artması bekleniyor.

Mısır Petrol Bakanlığı Sözcüsü Mahmud Naci, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "İsrail gazı tedariki, imzalanan sözleşmeler ve normal oranlar doğrultusunda istikrarlı bir şekilde devam ediyor" dedi. Naci, günlük pompalama oranlarının iki taraf arasındaki anlaşma takvimine uygun olarak seyrettiğini vurguladı.

Mısır Senatosu Enerji Komisyonu Başkanı ve eski Petrol Bakanı Usame Kemal ise sevkiyatın artma ihtimaline değindi. Şarku’l Avsat’a konuşan Kemal, artış anlaşmasının hayata geçirilmesinin bölgedeki istikrara, özellikle de İran ile yapılması muhtemel bir anlaşmaya bağlı olduğunu ifade etti.

Ancak Petrol Bakanlığı Sözcüsü, İsrail gazı tedarikinde yakın zamanda bir artış olup olmayacağı konusunda net bir bilgi vermekten kaçınarak, "Sabit olan tek şey, gaz ithalatının iki taraf arasındaki ticari anlaşmalara uygun olarak normal seyrinde ilerlediğidir" ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, 2017 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirdi (Mısır Dönem Başkanlığı)

Milyarlarca dolarlık anlaşmalar ve tarihsel süreç

İsrail’in Mısır’a gaz akışı, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle verilen bir aylık aranın ardından geçen ay neredeyse tamamen eski seyrine döndü.

Geçtiğimiz aralık ayında İsrail, Mısır ile 15 yıllık dönemi kapsayan ve değeri 35 milyar doları bulan tarihindeki en büyük gaz anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma uyarınca, yaklaşık 600 milyar metreküp rezerve sahip olan "Leviathan" sahasından Mısır'a 130 milyar metreküp doğalgaz ihraç edilecek.

Mısır ve İsrail, gaz alanında uzun yıllara dayanan bir iş birliğine sahip. Mısır, 2005 yılında el-Ariş - Aşkelon boru hattı üzerinden İsrail'e gaz ihraç etmek için bir anlaşma imzalamış, ancak Sina Yarımadası'ndaki hata yönelik tekrarlanan saldırılar nedeniyle 2012'de sevkiyat durmuştu. İki ülke arasındaki gaz tedariki ancak 2020 yılında yeniden başlayabildi.

Resim  Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)Doğu Akdeniz'deki Zohr doğalgaz sahası (Mısır Başkanlığı)

Siyaset ve ekonomi ayrımı

Kahire Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Cemal e-Kalyubi, Mısır’ın belirgin siyasi görüş ayrılıklarına rağmen İsrail gazı meselesine tamamen ekonomik bir perspektiften yaklaştığı görüşünde. El-Kalyubi, gaz dosyasının "tamamen ticari ve ekonomik ilişkiler ile anlaşmalar tarafından yönetildiğini" belirterek, "Mısır siyasetinin temel ilkelerinden, özellikle de Filistin halkı dahil olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırganlığın reddedilmesinden taviz verilmesi mümkün değildir" dedi.

Geçtiğimiz salı günü bir televizyon mülakatında konuşan Mısır Dışişleri Bakanı, "İki ülke arasındaki ilişkiler, İsrail'in başta Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Lübnan olmak üzere Arap ülkelerine yönelik saldırgan politikalarından etkilenmiştir" açıklamasında bulundu.

İki ülke arasındaki ilişkiler, barış anlaşmasından bu yana bugünkü kadar gerilimli bir döneme sahne olmamıştı. Bu gerilim; İsrail'in barış antlaşmasını ihlal ederek Mısır sınırındaki " Selahaddin Koridoru”nu (Filadelfiya Koridoru), ardından Mısır ara buluculuğuyla Ocak 2025'te varılan ateşkesi bozarak "Morag Koridoru"nu ve Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafını işgal etmesiyle arttı. Ekim ayında varılan mutabakat ise her gün ihlal edilmeye devam ediyor.

Coğrafi avantaj ve alternatifler

Ortak sınır ve coğrafi yakınlık, Mısır ile İsrail arasındaki gaz anlaşmalarına rekabet avantajı sağlıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Mısır Petrol Bakanı Kerim Bedevi yaptığı basın açıklamasında, "İsrail gazının, diğer bölgelerden ithal edilen gaza kıyasla daha ucuz olduğunu" belirtmişti.

El-Kalyubi’ye göre İsrail, gaz üretiminde genişlemeci bir plana sahip ve ihracatını artırmak için Mısır'daki sıvılaştırma tesislerine güveniyor. Ancak el-Kalyubi, Mısır’ın iç tüketimi karşılamak için ithalat kaynaklarını çeşitlendirdiğini ve tamamen İsrail gazına bağımlı olmadığını vurgulayarak, "Bu nedenle, gaz akışının kesilmesi ya da sürmesi Mısır’ı büyük ölçüde etkilemeyecektir" değerlendirmesinde bulundu.


Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki 3 kışla ve bir askeri tesisi hedef aldığını duyurdu

 İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AFP)
TT

Hizbullah, İsrail'in kuzeyindeki 3 kışla ve bir askeri tesisi hedef aldığını duyurdu

 İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AFP)

Lübnan merkezli Hizbullah grubu dün yaptığı açıklamada, İsrail’in ateşkesi ihlal ettiği gerekçesiyle kuzey İsrail’deki üç askeri kışla ile bir askeri noktaya yönelik art arda saldırıların sorumluluğunu üstlendi. İsrail ise Lübnan’a yönelik saldırılarını “yoğunlaştıracağını” açıkladı.

Hizbullah, peş peşe yayımladığı açıklamalarda, Şomira Kışlası’nı insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alan en az dört saldırının yanı sıra, kuzey İsrail’deki iki farklı yerleşimde bulunan askeri kışlalara ve Misgav Am yerleşimindeki bir askeri noktaya yönelik saldırılar düzenlediğini bildirdi. Saldırıların öğle saatlerinde kısa aralıklarla gerçekleştirildiği belirtildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in Hizbullah’a yönelik operasyonlarını artıracağını söyledi. Bir ABD’li yetkili ise Lübnanlı grubun, ateşkes uyarılarını dikkate almayarak İsrail’e saldırılar düzenlediğini ve bunun ABD ile İran arasındaki müzakereleri riske atabileceğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ile Hizbullah arasındaki karşılıklı saldırılar, 16 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkese rağmen devam etti. Ateşkesin, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın bölgesel etkilerini sınırlandırmayı amaçladığı belirtildi.

Tahran yönetimi ise ABD ile yürütülen görüşmelerde, Lübnan’daki İsrail saldırılarının durdurulmasını şartlarından biri olarak öne sürdü.

ABD ile İran’ın olası bir anlaşmaya yaklaşmasıyla birlikte Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail’in tüm cephelerde tehdit olarak gördüğü unsurlara karşı harekete geçme hakkını koruyacağı konusunda mutabık kaldıklarını söyledi.

Resim İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, (AFP)

Netanyahu, “Hizbullah ile savaş halindeyiz ve saldırılarımızı yoğunlaştıracağız” dedi. İsrail ordusunun operasyon temposunu düşürmeyeceğini belirten Netanyahu, aksine hızın artırılması talimatı verdiğini ifade etti.

İsrail ordusu, 16 Nisan’da başlayan ateşkesten bu yana Güney Lübnan’ın geniş bir bölümünde varlığını sürdürüyor. İsrail hava kuvvetleri, Hizbullah’a ait olduğunu öne sürdüğü hedefleri vururken, kara birlikleri de örgütün kontrolünde olduğunu iddia ettiği bazı kasabalarda operasyonlar düzenliyor.