Beşşar Esed... Bombardımanlardan ve izolasyondan yeni devlet başkanlığına

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed (AP)
TT

Beşşar Esed... Bombardımanlardan ve izolasyondan yeni devlet başkanlığına

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed (AP)

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, ülkesini vuran ve halen varlığını koruyan yıkım, ölüm ve göçlere rağmen devrime, izolasyona, savaşa ve öfkeye direndi.
Fransız Haber Ajansı (AFP) Beyrut muhabirinin haberine göre, Esed, kendisine karşı patlak veren halk hareketlerinden on yıl sonra, sonuçları hükmen lehine görünen başkanlık seçimlerine aylar kala tekrar aday olmaya hazırlanıyor.
On yıl önce, bazı Arap ülkelerinde otoriterliğe, baskıya ve yoksulluğa karşı halk devrimleri başladı. Öfke, arzu edilen özgürlüğü ve refahı her zaman getirmese de, ülkelerini on yıllardır demir yumrukla yöneten diktatör başkanları ve rejimlerini yerinden etti.
Pek çokları Esed’e karşı Mart 2015’te halk ayaklanmasının başlamasından haftalar sonra sokak baskısı altında düşeceği yönünde haberler yaparken, konumunu koruyan ise sadece Esed oldu. Uzmanlar ve politikacılar, Esed’in koltuğunda kalmayı sürdürmek amacıyla iç faktörler (bunların en önemlisi Esed’in güvenlik ve askeri güçler üzerindeki kontrolüydü) ile dış faktörlerin (bu faktörlerin başında da İran ve ardından Rusya’nın Esed’e sunduğu kararlı askeri destek karşısında Batı’nın güç kullanma konusundaki isteksizliği geliyordu) kesişiminden faydalandı. Buna ek olarak, 1970’lerin başından bu yana Suriye'yi yöneten Esed ailesinin sabır ve zaman faktörleri konusundaki deneyimleri bilinen bir durum.

Protestolar ve radikaller
Barışçıl protestolar başladığında, Esed bu protestoları güç ile bastırmayı seçti. Esed’in bu kararı vermesiyle ülkedeki durum, radikal örgütlerin etkisinin artması sonucu daha da derinleşen yıkıcı bir çatışmaya hızla evrildi ve bazı dış aktörlerin de müdahale etmesi, durumun daha da karmaşıklaşmasına yol açtı. Esed böylece kendisine silah yönelten herkesi ‘terörist’ olarak sınıflandırdı.
Suriye’de 10 yıldır süren savaşta 380 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi tutuklandı, altyapı imha edildi, ekonomi kan kaybetti ve nüfusun yarısından fazlası yerinden oldu. Suriye hükümet güçleri bugün ülke topraklarının üçte ikisini kontrol ederken, halk, devlet kaynaklarının tükenmesi ve rejim ile çevresine uygulanan uluslararası yaptırımların yansıması sonucu ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya.
Analistler, 2000 yılında hayatını kaybeden babası Hafız Esed'in yerini alan Esed'in, ondan soğuk ve gizemli bir kişilik miras aldığına, onun elinde sabırlı olmayı öğrendiğine ve bu faktörlerin ‘direnmesinde’ temel rol oynadığına inanıyorlar.
Lübnanlı deneyimli siyasetçi Karim Pakradouni, “Bütün dünya yıllar önce gitmesini talep ettikten ve düşeceğini zannettikten sonra bugün onunla bir çözüm bulmak istiyor. Esed, zaman faktörüne nasıl yatırım yapacağını biliyordu” ifadelerini kullandı.
Esed, çatışmanın patlak vermesinden bu yana, en savunmasız anlarında bile zafere olan büyük güvenini ifade etmekte tereddüt etmedi.
Suriye ve Lübnan’ın krizlere sahne olduğu günlerde Suriye rejimi ile Lübnanlı taraflar arasında uzun bir dönem arabuluculuk rolü üstlenen Pakradouni, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Esed herhangi bir geri adım atmadı. Bütün pozisyonlarına hiçbir değişiklik yapmadan bağlı kaldı ve askeri güç ile Suriye topraklarının çoğunu geri alabildi. Suriye ordusu, varlığını sürdüren, rejimi en kötü durumlarda koruyan, başka ülkelerde olduğu gibi onu (Esed’i) devirmeyen düzenli ve inançlı bir ordu olduğunu ispatladı. Bu da Arap Baharı olarak bilinen devrimlerde Esed’in istisnai bir örnek olmasını sağladı.”
Suriye ordusu -ki ordular diktatör rejimlerin en önemli silahlarından biridir-, çatışmanın başlarında on binlerce kişinin ayrılmasına rağmen Esed rejiminin yanında durdu. Bu durum, istifa eden, firar eden veya sokağın baskısı altında öldürülen diğer Arap liderlerin aksine Esed’e direnmek için altın bir fırsat sundu.

Ordunun sadakati
Arap ve İslam Dünyası Araştırma ve İnceleme Enstitüsü’nden araştırmacı Thomas Pierret, Esed’in yönetimde kalmasını sağlayan iç faktörlerin tek başlık altında toplanabileceği görüşünde. Pierret bu başlığı “Esed’in akrabaları (kendisinin de mensubu olduğu Alevi mezhebinden) ve takipçileriyle doldurulan ordu komutanlığının sadakatinin sürmesi” şeklinde ifade ediyor. Pierret’e göre, 2011 yılına gelindiğinde, ordudaki subayların neredeyse yüzde 80’inden fazlası Esed’in akrabaları ve takipçilerinden oluşuyordu. Bu subaylar ordu içindeki tüm etkili pozisyonları almış durumdaydı.
İsminin gizli kalması kaydıyla AFP’ye konuşan Suriyeli bir araştırmacı, “Esed’in kalmasında, ısrarcı ve sert kişiliğinin rolü inkar edilemez. O, tüm kararları elinde toplayabildi ve ordunun kendisiyle beraber olmasını sağladı” dedi.
Esed, özellikle cihatçı ve İslamcı örgütlerin tırmanışa geçtiği bir ortamda Araplar ve Kürtler arasındaki etnik bölünme ile Sünni, Alevi ve Hristiyanlar başta olmak üzere azınlıklar arasındaki mezhep bölünmelerini kendisi için bir koruma faktörü olarak gördü.
Suriyeli araştırmacı, “Esed, insanların kaos korkusundan ve çevresinin (Alevilerin) kendisinin düşmesi halinde varlıkları için endişe etmesinden faydalandı. (Alevilerin, varlıklarını sürdürmek için Esed’in düşmemesi gerektiğini düşünmeleri) onları varlıklarını savunur gibi Esed’i savunmaya sevk etti. Esed ayrıca etkili siyasi güçlerin ve muhalefet umudunun olmayışından faydalandı” diye konuştu.
Şubat 2012'de Esed güçleri toprak kaybederken, Suriye muhalefetini destekleyen Batılı ve Arap ülkelerinin yer aldığı "Suriye’nin Dostları" grubu kuruldu. Ardından yüzden fazla ülke, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nu Suriye halkının tek meşru temsilcisi olarak tanıdı.
O sıralarda Esed, Arap Birliği’nin Suriye'nin üyeliğini dondurduğu ve uyguladığı baskılar sebebiyle Suriye rejimine Batı ülkeleri tarafından yaptırımların uygulandığı, görevi bırakması yönündeki çağrıların giderek arttığı izole edilmiş bir başkan görüntüsü çiziyordu. Esed o dönem düşmek üzereymiş gibi görünüyordu. Ancak muhalifleri Esed’e karşı ne yurt içinde ne de yurt dışında ortak bir cephe oluşturabildi.
Çekişmenin askeri bir boyut kazanmasıyla birlikte, özel gündemlere sahip olan dış ülkeler ve gruplardan destek alan savaşçı gruplar çoğaldı. DEAŞ’ın ortaya çıkması ve ülke topraklarının geniş bir kısmına hakim olmasıyla beraber, özgürlük ve demokrasi talepleri korkunun arkasında dağıldı. Bu olay dolaylı yoldan Esed’e, kendisini ‘terörizme’ karşı savaşan biri olarak sunma imkanı verdi.
Aynı zamanda, ülkedeki siyasi muhalefet, uluslararası toplumun desteğini alacak alternatif bir liderlik oluşturamadı.
Muhalif gruplar, tıpkı NATO’nun Kaddafi rejimini devirmek için Libya’daki silahlı muhalif gruplara yardım ettiği gibi, müttefiklerinden silah ve askeri destek talep ederken, Batı ise bu talepler karşısında Libya tecrübesinin tekrarlanmasından endişe duyuyordu. Zira Libya’da kaos yayılmaya başlamıştı.
DEAŞ’ın, 2014 yılından itibaren binlerce yabancı savaşçıyı Suriye ve komşu Irak'a çekmesi ve çeşitli ülkelerde kanlı saldırılar düzenlemesi üzerine Washington liderliğindeki uluslararası toplum, Esed’in muhaliflerini desteklemek yerine cihatçılarla mücadelede Kürt gruplarını desteklemeye odaklandı.
Esed, 2013’te Suriye rejimini, Şam yakınlarında sarin gazı kullanarak bin 400 kişinin ölümüne neden olmakla suçlayan Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın cezalandırıcı hava saldırıları düzenlemekten geri adım atmasının ardından, ABD uçaklarının Şam semalarında uçmayacağına artık kesin bir biçimde kanaat getirdi.
Pierret, “Obama, Irak’tan çekilme vaadiyle seçildi. Bu nedenle Obama yönetimi (Suriye kapısından) Ortadoğu’ya geri dönmekte tereddüt etti. ABD yönetimi bölgedeki çıkarlarını dar bir kapsamda ve kendisini soyutlayarak tanımladı. Yani terörle mücadele. Buradan da DEAŞ örgütüne ve kitle imha silahlarına karşı bölgeye girdi” dedi.

İran’ın desteği
Esed, başta Lübnan Hizbullahı olmak üzere rejimi var gücüyle savunan silahlı grupları eğiterek rejimin hizmetine sunan İran’dan ciddi destek aldı. Rusya da aynı şekilde Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda (BMGK) rejimi savundu ve önce ekonomik sonra askeri açıdan ve özellikle de hava bombardımanlarıyla rejimi destekledi.
Pierret, “Özellikle Rusya, bir süper güç olarak kaybettiği statüyü yeniden kazanmak için Obama'nın bölgeden kısmen kopmasının geride bıraktığı stratejik boşluğu doldurarak, tarihi bir fırsattan faydalandı” dedi.
Washington başta olmak üzere Batılı ülkelerin Esed’in istifa etme zorunluluğunda ısrarcı oldukları dönemin geçmesinin ardından, uluslararası toplum tüm dikkatini, hükümet ve muhalefetten temsilcilerin yer aldığı ve 18 aydır Cenevre’de toplantılar düzenleyen Anayasa Komitesi üzerinden siyasi çözüme varmaya çevirdi.
BM, Suriye’de bu yılın ortalarında düzenlenmesi planlanan devlet başkanlığı seçimlerinin Anayasa Komitesi çalışmalarından çıkacak sonuçlara uygun ve kendi gözetiminde yapılmasını umuyordu. Ne var ki, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, bu ay gazetecilere verdiği demeçte, Anayasa Komitesi’nin son toplantısını “kaçırılan bir fırsat” ve “hayal kırıklığı” diye niteledi ve BMGK önünde yaptığı konuşmada “siyasi sürecin başarısızlığını” kabul etti.
AFP’ye konuşan bir diplomatik kaynak, ‘komedi’ye benzettiği Anayasa Komitesi toplantılarıyla Şam’ın kasıtlı bir biçimde ‘zaman kazandığını’ söyledi.
Kaynak, “Esed’in mevcut Anayasa’ya göre bu yaz seçimleri düzenleyeceğiniz göreceğiz. Rejim ve manevi babaları (Rusya ve İran) dünyaya şunu söylemek istiyorlar: Tamam, seçimler yapıldı ve oyun bitti, on yıldır bombaladığımız altyapının onarımı için çek ve fon defterlerini açmanızı rica edebilir miyiz?” ifadelerini kullandı.
Esed, pratikte seçimlerdeki tek aday olacak. Suriyeli kaynak, “Bugün, Suriye rejiminin uluslararası sistem tarafından kabul görmesi ve aynı zamanda bu sistemin dışında kalması imkansızdır. Suriye halkının bedelini ödediği yavaş yıpranma devam ederken, bu ‘imkansızlık denklemi’ bizi yıllarca seçeneksiz, çözümsüz ve istikrarsız bir aşamada tutacak” dedi.
Bugün geldiğimiz noktada, Esed’in yerinde kalmasını ve dördüncü dönemi kazanmasını engelleyecek hiçbir şey yokken, bir gün rejimin düşmesi için sokağa çıkmaya cesaret eden tüm aktivistler ya öldürüldü ya ülkeden kaçtı veya yerinden edildi, onların dışında kalan on binlerce aktivist ise hapishanelerde.

 


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.