Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Rusya Dışişleri Bakanı ile bölgedeki gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan ateşkes anlaşmasının geciktirilmesinden Husileri sorumlu tutuyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden bir kare (AFP)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden bir kare (AFP)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Rusya Dışişleri Bakanı ile bölgedeki gelişmeleri görüştü

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden bir kare (AFP)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden bir kare (AFP)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile dün Riyad’da bir görüşme gerçekleştirdi.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Rus Bakan Lavrov arasındaki görüşmede, bölgesel ve uluslararası gelişmelerin yanı sıra iki dost ülke arasındaki ilişkiler ve çeşitli alanlardaki iş birliğini geliştirme yolları gözden geçirildi.
Suudi Arabistan ve Rusya, Suriye, Yemen, Libya ve Filistin gibi bazı Arap ülkelerinde yaşanan kriz ve sorunlara karşı çözümlere ulaşmak ve enerji piyasalarının istikrarını sağlamak için çalışma ve çabaları sürdürmek gerektiğini vurguladı.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan da, Rus mevkidaşı Lavrov ile bir görüşme gerçekleştirdi.
Prens Faysal söz konusu görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, gerçekleştirdikleri ‘verimli’ görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği, koordinasyon ve ortaklığı güçlendirecek bir dizi ortak ilgi konusunu ele aldıklarını söyledi.
Bu alanlardaki en önemli iş birliği alanlarından birinin de, iki ülkenin 2020’de yaşanan zorlu dönemde, enerji piyasalarının istikrarına katkıda bulunan OPEC + çatısı altında olan iş birliği olduğuna dikkat çekti.
Suudi Bakan, Rus mevkidaşı ile yaptıkları toplantıya ilişkin, “Bölgesel ve uluslararası meselelerdeki gelişmeleri tartıştık. Radikalizm ve terörle mücadele, sivilleri ve sivil nesneleri uluslararası insancıl hukuk ve teamül kurallarına uygun olarak koruma konusundaki ortak taahhüdümüzü yeniledik” dedi.

“Husilerin saldırıları küresel ekonominin merkezini hedefliyor”
Prens Faysal bin Ferhan, Husi milislerin Ras Tanura Limanı ve Saudi Aramco’nun Zahran’daki tesislerini hedef alan başarısız saldırı girişimlerinin, sadece Suudi Arabistan’ın güvenlik ve ekonomik yeteneklerini değil, aynı zamanda petrol kaynakları, küresel enerji güvenliği ve küresel ekonominin merkezini hedeflediğini söyledi.
Bu saldırının uluslararası toplum tarafından geniş bir şekilde kınandığını söyleyen Prens Faysal, İran’ın Husi milislere SİHA ve baslitik füzeler de dahil sürekli gelişmiş silah tedarikinde bulunduğunu vurgulayarak, BM’nin İran’a silah ambargosunu genişletmesi gerektiğini dile getirdi.

“Suudi Arabistan gerekli tüm caydırıcı tedbirleri alacak”
Suudi Bakan, ülkesinin ulusal yetenek ve kazanımlarını korumanın yanı sıra enerji kaynaklarının istikrarı, petrol ihracatının güvenliğini sağlamak, deniz trafiği ve küresel ticareti garanti altına almak ve bu tür terörist saldırıları durdurmak için gerekli tüm caydırıcı tedbirleri alacağını vurguladı.

“Suudi Arabistan Yemen’de siyasi çözümü destekliyor”
Yemen krizine değinen Prens Faysal, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki krize karşı siyasi bir çözüme ulaşma konusunda verdiği desteği bir kez daha dile getirerek, “Riyad Anlaşması’nın uygulanması ve yeni Yemen hükümetinin kurulması, krize entegre bir siyasi çözümün önünü açmada önemli bir adımdır” dedi.
Ülkesi ve Arap Koalisyonu’nun, Yemen’deki operasyonları bir yıldan fazla bir süre önce durdurduğunu hatırlatan Prens Faysal, “Askeri operasyonlar, artık ön cepheleri korumak ve balistik füzeler ve SİHA’lardan gelen tehdit kaynaklarını ele almak için savunma operasyonlarıyla sınırlı. Ateşkes anlaşmasının gecikmesinin sorumluluğu, şimdiye kadar ateşkesi kabul etmekten kaçınan Husi milislerinin sorumluluğundadır” diye konuştu.
Bununla birlikte, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in ateşkese ulaşma ve kapsamlı bir siyasi süreç başlatma çabalarına verdiği desteğin altını çizdi.

“İran konusundaki uluslararası çabaları destekliyoruz”
Prens Faysal İran hakkında ise, “Suudi Arabistan, İran’ın nükleer silah ve balistik füze sistemi geliştirmemesini ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmamasını sağlamanın yanı sıra Körfez bölgesini tüm kitle imha silahlarından kurtarmayı amaçlayan uluslararası çabaları destekliyor” dedi.
“Dost Rusya ile stratejik ittifakımıza değer veriyoruz”
Bölgede güvenlik konusunda ‘Rusya’daki dostlar’ ile diyalog ve istişareyi sürdürmeyi dört gözle beklediklerini dile getiren Prens Faysal, “Dost Rusya ile stratejik ittifakımıza değer veriyoruz ve iki dost ülke arasında koordinasyon, danışma ve iş birliğinin en üst düzeyde var olduğunu teyit ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Suriye krizine siyasi bir çözümden başka bir çözüm yok”
Prens Faysal Suriye konusunda ise, “Suudi Arabistan, Suriye halkının güvenliğini garanti altına alacak ve onları terör örgütleri ile mezhepçi milislerinden koruyacak şekilde, Suriye krizinin çözümüne yönelik çabaları desteklemeye devam etmenin önemini vurguluyor” dedi.
Suriye krizine karşı siyasi bir çözüm gerektiğinin altını çizen Prens Faysal, Suriye rejimi ile muhalefetin siyasi bir çözüm üzerinde anlaşması konusunda umudunu dile getirdi.
Prens Faysal, ortak basın toplantısında Şarku’l Avsat’ın bu konudaki bir sorusuna ise şöyle yanıt verdi;
“Suudi Arabistan, krizin başından beri çözüm çağrısında bulunuyor. Kardeş bir ülkede meydana gelen kanamayı durdurmanın bir yolunu bulma konusunda Rusya da dahil olmak üzere tüm taraflarla koordinasyon sağlama isteği var. Suudi Arabistan, Suriye’deki durumun çözümüne ve istikrarına katkıda bulunan bir siyasi yol bulması konusunda Rusya ile hemfikir. Çünkü Suriye krizine siyasi bir çözümden başka bir çözüm yok.”
Suudi Arabistan ve Rusya’nın, tüketiciler ve üreticiler için adil bir petrol fiyatı istediğini belirten Prens Faysal, “OPEC + mekanizmasının temeli budur. Bu çerçevede iyi bir koordinasyon var ve küresel ekonomi için gerekli olanı yapmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Lavrov: İki ülkenin ticareti 1,7 milyar dolara çıktı
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ise basın toplantısındaki konuşmasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ekim 2019’daki ziyareti ve diğer ikili temaslar bağlamında üzerinde mutabık kalınan konuların başarıldığını söyleyerek, geçen yıl iki ülke arasındaki ticaretin 1,7 milyar dolara çıktığını bildirdi.

Suudi Arabistan ile iş birliği
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu ile Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu arasındaki işbirliğini teyit ettiklerini söyleyen Lavrov, “Rus Sputnik V aşısının klinik denemelerinin üçüncü aşamasının Suudi Arabistan’da organize edilmesi ve üretiminin yapılması olanakları da dahil olmak üzere, yeni tip koronavirüsün yayılmasıyla mücadelede işbirliği konularına ortak ilgi duyuyoruz” dedi.
Rusya Dışişleri Bakanı, enerji piyasalarında iki ülke arasındaki işbirliğine ilişkin olarak, küresel petrol piyasalarında işbirliğini sürdürme kararlılığını vurguladıklarını ve bu işbirliğini sürdürme niyetine zarar verebilecek herhangi bir olay görmediklerini vurguladı.

“Rusya Körfez diyaloğunu harekete geçirmeye hazır”
Suudi mevkidaşıyla bölgesel ve uluslararası gelişmeleri tartıştıklarını belirten Lavrov, öncelikli olarak, bölge ülkeleri arasında doğrudan diyalog başlatılarak, tehditlere ve zorluklara cevap verecek ortak mekanizmalar oluşturulması yoluyla Körfez bölgesinde uzun vadeli istikrarın sağlanmasına büyük önem verdiklerini ifade etti.
Dünya için büyük önem taşıyan bu bölgede güvenliğin sağlanması için Rusya’nın bu diyaloğu harekete geçirmeye hazır olduğunu da vurguladı.

Lavrov’un Libya, Filistin, Yemen ve Suriye yorumu
Libya’da çözümün ve kamu kurumlarının oluşumunun hızlandırılması için BM çatısı altında uluslararası çabaların harekete geçirilmesi gerektiği konusunda anlaştıklarını söyleyen Lavrov, Filistin-İsrail krizini Arap Barış Girişimi temelinde çözme ihtiyacını tartıştıklarını da ekledi.
Yemen’deki gelişmelerden endişe duyduklarını söyleyen Lavrov, diyaloğun ve Yemen’deki tüm siyasi partilerin çıkarlarının dikkate alınmasının önemine işaret etti.
Lavrov, ABD’nin Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarmasını, ‘Yemen’deki siyasi sürecin bir parçası olmaları için’ destekleyen  (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in çabalarını desteklediklerini belirtti.
Suudi mevkidaşı ile Suriye’deki durumu tartıştıklarını söyleyen Lavrov, “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve Suriyelilerin kendi akıbetini tayin etme hakkına bağlıyız” dedi.
Bakanlar arasındaki toplantıya her iki ülkeden de bakanlar ve üst düzey isimler katıldı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.