Lübnan'da siyasi partiler bakanlıkları paylaşamıyor

Hükümet istişareleri, başlangıç noktasına geri döndü. Hizbullah, müttefiki üzerinde baskı uygulamıyor

Hariri ve Lavrov, geçen hafta bir araya geldi (Twitter)
Hariri ve Lavrov, geçen hafta bir araya geldi (Twitter)
TT

Lübnan'da siyasi partiler bakanlıkları paylaşamıyor

Hariri ve Lavrov, geçen hafta bir araya geldi (Twitter)
Hariri ve Lavrov, geçen hafta bir araya geldi (Twitter)

(Şii) Hizbullah, müttefiki (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket Genel Başkanı Cibran Basil’i, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’ye bir şans verme hususunda ikna edemedi. Berri, yeni hükümetin doğumunu geciktiren engelleri aşma umuduyla, çıkmaza giren hükümeti kurma istişareleri hattına dahil olmuştu. Basil’in İçişleri Bakanlığı’nın Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın payına verilmesi şartıyla, ‘yeni hükümetteki bakanlıkların üçte birini alma’ ısrarı devam ederken süreç başlangıç noktasına geri döndü.
Şarku’l Avsat’ın ilgili siyasi kaynaklardan edindiği bilgilere göre Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın siyasi danışmanı Hüseyin Halil, geçen cumartesi günü Basil ile bir araya geldi. Kaynaklar, görüşmede Halil’in Basil’i Temsilciler Meclisi Başkanı Berri’nin ortaya koymaya hazırlandığı girişime destek vermesi için ikna etmeye çalıştığını açıkladı. Ancak kaynaklara göre 18 bakandan oluşacak hükümette İçişleri Bakanlığı’na ilişkin anlaşmazlığa yönelik çözümün kendisine bırakılmasına rağmen, Berri’nin girişiminde ‘bakanlıkların üçte birinin’ partisine verilmemesi nedeniyle Halil, Basil’i yumuşatmayı başaramadı.
Kaynaklara göre Halil, Başkan Berri’ye ‘başlatmayı düşündüğü girişim hakkında’ Basil’den onay alamadığı bilgisi verdi. Hükümeti kurmakla yetkili Saad Hariri ise Nebih Berri’nin söz konusu girişimi karşısında ‘Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Lübnan’ı kurtarmak üzere önerdiği girişime’ engel teşkil etmediği sürece esneklik gösteriyor.
Hizbullah’ın, müttefiki Basil’e baskı yapma niyetinde olmadığını belirten kaynaklar, Berri’nin ortaya koymaya hazırlandığı girişimle sürece dahil olmasından da memnun olduğunu ifade etti. Kaynaklar, Hizbullah’ın, müttefikinin tepkisinden rahatsız olduğunu, ancak bunu dile getirmekten kaçındığını söylerken, “Hizbullah, Hristiyan sokaklarında siyasi bir örtüyü güvence altına alacak bir alternatifin olmaması nedeniyle Özgür Yurtsever ile ilişkilerini tehlikeye atmak istemiyor” dedi.
Aynı kaynaklar Hizbullah’ın, Basil’in görüşünde en üst düzeyde ısrar ettiğini belirtirken, “Berri’nin girişimini destekleyerek Basil’den ayrılmak sadece, müttefiki kendisini terk ettiği için ÖYH’de bir sıçrayışa neden olacak” dedi. Bu terk edilişin, başkanlık süresi biter bitmez Avn’ın yerine aday olma ümidi tıkanana kadar cumhurbaşkanlık yarışına uzayabileceği ifade edildi. Basil’in, Hariri’nin bir hükümet kurmasına karşı olduğunu söyleyen kaynaklar, hükümet istişarelerinde bir taraf olmaktan uzak dursa bile Avn ile aynı tavrı paylaştığını vurguladı.
Kaynaklara göre Basil, hükümeti krizden kurtarma kapısını açacak tüm siyasi pencereleri kapatıyor. Cibran Basil’in Hariri karşısında tırmanışını sürdürdüğünü söyleyen kaynaklar, Hristiyan sokaklarında kaybetmeye başladığı şeyi geri kazanacağına dair bahis oynadığını ifade etti.
Kaynaklar, Avn için önemli olan durumun ise cumhurbaşkanlığı döneminde geriye kalanları kurtarmak olduğunu belirtirken, Cumhurbaşkanının şu anda müzakerelerde kendi adına hareket eden siyasi varisi Basil’i genelleştirmeye çalıştığını vurguladı. Aynı kaynaklar, Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim’in üstlendiği arabuluculuğa da dikkati çekerek, İbrahim’in Avn’ın ilk onayını aldıktan sonra bir dizi fikir önerdiğini söyledi.
Kaynaklar, Hariri ile İbrahim arasında bir sorun olmadığını, ancak uzlaşılarının da yeterli olmadığını belirtirken, Avn’ın da daha önce hükümetin 18 bakandan oluşması ve ‘hiçbir tarafın bakanlıkların üçte birini alması’ yönünde ısrarcı olmadığı konularında uzlaşı sağladığını hatırlattı. Aynı şekilde kaynaklar, Avn’ın daha sonra ise tavrından geri adım attığını ve hükümetin 20 bakandan oluşmasında ısrar ettiğini vurguladı. Kaynaklar ayrıca, Abbas İbrahim’in görüşmelerinde Avn’dan herhangi bir resmi öneri taşımadığını ve bu durumun, arabuluculuğuna engel koyduğunu vurguladı.
Öte yandan Müstakbel Hareket içerisinden kaynaklar, Hariri’nin İbrahim’den herhangi bir girişim hakkında bir bilgi almadığını belirtti. Saad Hariri’nin İbrahim ile iki haftadan uzun bir süredir görüşmediğini söyleyen kaynaklar, “Öncelikle, bize sunulmamış bir öneriyi nasıl reddedelim? Hükümet düğümünün Basil’in ‘yeni hükümetteki bakanlıkların üçte birini alma’ ısrarından kaynaklandığını ve Avn’ın da onu tüm önerilerinde selamladığını görüyorsunuz” şeklinde konuştu.
Siyasi kaynaklar, sorunun İçişleri Bakanlığının kendi belirlediği bir isme verilmesinde ısrar eden Avn ve ‘bakanlıkların üçte birinin’ kendisine verilmemesi halinde hükümete güven vermeyi reddeden Basil arasında rol dağılımı olduğunu vurguladı.
Aynı şekilde ülkede siyasi sınıf bataklığa gömülürken siyasi kriz ise tırmanıyor. Ülkede yaşamsal ve toplumsal koşulların bozulmasını protesto etmek için sokaklara dökülen vatandaşların çığlıkları göz ardı edilerek hükümeti kurma süreci karşısındaki engeller de devam ediyor.
Bu bağlamda Hizbullah, Basil’in şartlarına teslim olmaya karar verdi. Hizbullah heyetinin bugün Moskova’ya yapmayı planladığı ziyareti, onu müttefikine dair konumunu yeniden gözden geçirmeye itecek herhangi bir etki sağlamayacak. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki Rus isimlerden, Fransız girişimini ve Hariri’nin bakış açısını destekleyen sözler duyacak olmasına rağmen ziyareti, Suriye’de Moskova ile güvenlik ve askeri işbirliğinin siyasi bir uzantısı olarak gelişti.
Öte yandan geçen cumartesi günü (Dürzi) Lübnan Demokrat Partisi (LDP) Genel Başkanı Talal Arslan ile bir araya gelen (Dürzi) İlerici Sosyalist Parti (İSP) Genel Başkanı Velid Canbolat, ülkenin bir boşluğa sürüklendiğine karşı uyardı. Canbolat, Dürzilerin bir anlaşmazlığa düşmemesi için hükümetin 20 bakandan oluşmasına itiraz etmiyor.



İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
TT

İsrail, Lübnan'da dört askerinin öldüğünü açıkladı... Ben Gvir: Lübnan'ın tamamı yanmalı

İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)
İsrail askerleri, bir tank eşliğinde Güney Lübnan'dan geçiyor. (AP)

İsrail ordusu, cuma sabahı Güney Lübnan'da yürütülen askeri operasyonlarda dört askerinin öldüğünü açıkladı. Bu, Washington ile Tahran arasında Orta Doğu'daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptının imzalanmasının ardından İsrail'in açıkladığı ilk askeri kayıp oldu.

Daha sonra İsrail ordusu, dört askerinin hayatını kaybetmesinin ardından Güney Lübnan'da Hizbullah'a ait hedefleri vurduğunu duyurdu.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ise, "Lübnan'ın tamamı yanmalı" ifadelerini kullandı.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi müttefiki ve İsrail aşırı sağının önde gelen isimlerinden Ben Gvir, "Amerikalılara duyduğumuz tüm saygıya rağmen İsrail, evlatlarımızın kanı ve vatandaşlarımızın güvenliği konusunda hiçbir pazarlık yapmayacağını tüm dünyaya açıkça göstermelidir. Lübnan'ın tamamı yanmalı." dedi.

scdfgth
İsrail tarafından görüldüğü üzere, İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor. 17 Haziran 2026. (EPA)

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in gece saatlerinde Güney Lübnan'daki Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 18 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, kesinleşmemiş verilere dayanan bu can kaybının, Tahran ile Washington arasında Lübnan'ı da kapsayan Orta Doğu savaşını durdurma anlaşmasına varılmasından bu yana yaşanan en kanlı saldırı olduğunu belirtti.


Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
TT

Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan anlaşmayı yönetme biçimine yönelik İsrail'deki tepki, son dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington, Tel Aviv'in İran ile imzalanacak mutabakat zaptını inceleme talebini reddederken, askerî kaynaklardan sızan bilgiler Trump'ın son anda İsrail'in İran'a yönelik kapsamlı bir saldırısını engellediğini ortaya koydu.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray ile gerilimin daha da artmasını önlemek amacıyla Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınsa da kendisine yakın bakanların açıklamaları ile İsrail medyasındaki yorumlar, siyasi ve güvenlik çevrelerinde artan rahatsızlığa işaret ediyor. İsrailli yetkililer arasında, Netanyahu'nun Trump'a neredeyse tamamen dayanan stratejisinin siyasi ve stratejik açıdan ters tepmeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail'in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Tel Aviv yönetimi, ABD'den İran ile yapılan mutabakat zaptının içeriğini görmek istedi, ancak Washington bu talebi geri çevirdi. İsrail medyası, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinde İsrail'in dışarıda bırakıldığını ve bunun ülkede "büyük hayal kırıklığı" yarattığını bildirdi.

Öte yandan İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Omer Tişler, personeline gönderdiği mesajda, 8'inde İran'a yönelik geniş çaplı bir saldırının planlandığını ancak operasyona bir saatten az süre kala Trump'ın doğrudan müdahalesiyle iptal edildiğini açıkladı.

Tişler mesajında, "Bütün hava kuvvetleri geniş kapsamlı bir bombardıman görevi için havalanmaya hazırdı. İran'ın merkezinde yüzlerce hedef belirlenmişti. Filolara görev detaylarını anlattığımız sırada, kalkıştan yalnızca bir saat önce operasyon durduruldu" ifadelerini kullandı.

The Times of Israel gazetesi de Netanyahu'nun, savaş uçakları kalkış hazırlığında iken Trump'ın İran ile gerilimin artırılmaması yönündeki talimatı üzerine saldırıyı iptal ettiğini yazdı.

İsrailli bazı bakanlar da İran anlaşması nedeniyle Trump'a doğrudan ve dolaylı eleştiriler yöneltti. İsrail Miras Bakanı Amihay Eliyahu, anlaşmadan memnun olmadığını belirterek, "Umarım Trump bizi şaşırtır ve son sözünü gerçekten söylememiştir" dedi. Eliyahu, Trump'a "görevi tamamlaması" ve "tarihin doğru tarafında yer alması" çağrısında bulundu.

Eliyahu ayrıca, "Litani Nehri'ne kadar ilerlemeli ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Çevre Koruma Bakanı İdit Silman ise İsrail'in Trump ile İran arasındaki anlaşmanın tarafı olmadığını vurgulayarak, Tel Aviv'in "İsrail devleti için doğru olanı yapacağını" söyledi.

Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısına ilişkin soruya Silman, "Arayabilir ve istediğini söyleyebilir" yanıtını verdi. Netanyahu'nun bu baskılara direnmesinden gurur duyduğunu da ifade etti.

İsrail'in fiilen ABD'nin İran'la vardığı mutabakata bağlı olup olmadığı sorusuna ise "Biz bu anlaşmanın tarafı değiliz. Kendini bağlamak isteyen bağlansın" şeklinde cevap verdi.

Silman'ın açıklamaları, İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN'ın, Netanyahu'nun kapalı bir toplantıda "İsrail bu anlaşmanın tarafı değil" dediğini aktarmasının ardından geldi. Yerel medya bu ifadeleri, Washington'un müzakereleri yürütme biçimine yönelik örtülü bir tepki olarak değerlendirdi.

cdfvgth
İsrail ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in geçen mart ayında operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izliyor

Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, İran ile varılan anlaşmanın ayrıntılarını fiilen bilmediğini söyledi. İsrailli yetkililer ise ABD ile ilişkilerde "ciddi bir kriz" yaşandığını savunarak, Washington'un "İran'ın taleplerine boyun eğdiğini" öne sürdü.

Maariv gazetesi askerî yorumcusu Avi Aşkenazi, İsrail güvenlik kurumlarındaki hayal kırıklığının zirveye ulaştığını yazdı. Aşkenazi, İsrail ordusu, Şin Bet ve Mossad'ın 7 Ekim'den bu yana tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptığını, ancak siyasi liderliğin "felç olmuş ve etkisiz" durumda olduğunu savundu.

Aşkenazi'ye göre bazı güvenlik yetkilileri, Trump'a aşırı bağımlılığın riskleri konusunda daha önce uyarılarda bulunmuştu.

İsmi açıklanmayan bir kaynak, "Donald Trump'a bütünüyle güvenmenin tehlikeli olduğunu söyledik. Kişiliğini ve bir anda sabrını kaybedip tavrını değiştirebileceğini anlattık. Ancak kimse bizi dinlemedi" diyerek, "Trump'ın anlaşmanın tüm maddelerini gerçekten bildiğinden de şüpheliyim" ifadelerini kullandı.

Yedioth Ahronoth yazarı Ben Dror Yemini ise kaleme aldığı makalede, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zayıflık" sergilediğini savundu. Yemini, "Söz artık söz değil, güç artık güç değil, ambargo da artık ambargo değil" değerlendirmesinde bulundu.

Anlaşmanın basına sızan maddelerini "bir fantezi" olarak nitelendiren Yemini, "Dünyanın en büyük süper gücünün, tamamen yenilgiye uğradığı varsayılan bir ülke karşısında böylesine ürkütücü bir zayıflık sergilediğine daha önce hiç tanık olmadık" ifadelerini kullandı.