BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen Şarku'l Avsat'a konuştu: 'Suriye trajedisini durduramayışımızdan hepimiz utanmalıyız'

Geir Pedersen: 'Çözüme yönelik yeni faktörler var. Görevimin önümüzdeki başkanlık seçimleriyle hiçbir ilgisi yok'

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
TT

BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen Şarku'l Avsat'a konuştu: 'Suriye trajedisini durduramayışımızdan hepimiz utanmalıyız'

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Suriyelilerin ‘sonsuz savaş tuzağına düştüğünü’ ve Suriye trajedisini durdurmadaki başarısızlıktan ötürü herkesin ‘utanması’ gerektiğini söyledi.
Pedersen, Suriye’de 15 Mart 2011'de başlayan protesto gösterilerinin onuncu yıldönümünde verdiği röportajda, sahadaki ihtiyatlı sakinlik, Suriye’nin tüm bölgelerini vuran ekonomik kriz, Suriye hükümeti, muhalefet, Astana grubu ve ABD’nin çözümü tek başlarına tekelleştiremeyecekleri ve müzakere edilmiş bir sonuç (çözüm) olması gerektiğine inanmaları gibi Suriye'de çözüme yönelik ilerleme olabileceğine dair umutları yeşerten ‘yeni faktörler’ olduğunu söyledi. Washington, Moskova, Arap ve Avrupa ülkelerinin başkentleri, Tahran ve Ankara'daki başlıca muhataplarla sürekli temas halinde olduğunu söyleyen Pedersen, “Herkesin çözümü tekelleştirebilecek bir tarafın olmadığını anladıklarını hissediyorum” dedi.
ABD ve Rusya’nın aralarındaki ‘mevcut durum’ nedeniyle Suriye konusunda kısa bir müzakere gerçekleşmesine ihtimal vermeyen BM Özel Temsilcisi, ancak, ‘Suriye'de iki ülke arasında terörle mücadele, istikrarın sağlanması ve mülteci krizine çözüm getirilmesi gibi ortak çıkarlar’ olduğuna dikkat çekti.
Pedersen ayrıca Suriye konulu bir konferans düzenlemek amacıyla ‘sessiz diplomasi’ yürüttüğünü ve ABD’nin bu konferansın bir parçası olması gerektiğini söyledi.
Pedersen bir soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:
“Suriye’de bu yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimleri, ‘seçimlerin yeni bir anayasa çerçevesinde yapılmasını öngören’ BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca görevimin bir parçası değil. Bu seçimler, diasporadaki Suriyelilerin katılımıyla en yüksek uluslararası standartlara göre yapılmalıdır.”

Şarku’l Avsat’ın BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen röportajının tam metni:

Dün, Suriye’de protesto gösterilerinin başlamasının onuncu yıldönümüydü. Son on yıl nasıl geçti? Suriyelilere hangi mesajı vermek istersiniz?
Öncelikle BMGK’ya söylediğim gibi, Suriye trajedisi uzun sürdü. Neredeyse Birinci ve İkinci Dünya Savaşı kadar uzundu. Suriyeliler sonu olmayan bir savaş tuzağına düşmüş durumdalar. Bu bir trajedidir. Onlara, bu trajedinin modern çağın en karanlık bölümlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Bundan hepimiz utanmalıyız. Geçtiğimiz yüzyılda savaşlara en fazla kurban veren Suriye halkıdır. Hepimiz başarısız olduk. Bu çatışmanın sona ermesine katkıda bulunamadığımız için duyduğum derin üzüntüyü ifade ediyorum. En büyük sorumluluğun Suriyeli taraflara ve uluslararası oyunculara ait olduğunu biliyoruz. BM Genel Sekreteri'nin açıklamasını okudunuz mu bilmiyorum.

Antonio Guterres'in Suriye'deki iç savaşın 10'uncu yılı dolayısıyla gazetecilere yaptığı açıklamaları mı kastediyorsun?
Evet. Suriye çatışmasına çözüm bulunamamasının uluslararası toplumun elindeki mevcut güvenlik mekanizmasının (BMGK) etkili olmamasından kaynaklandığını söyledi.

Suriyeli tarafların sorumluluklarından bahsettiniz, sizce trajedideki en büyük sorumluluk kime ait?
Benim için önemli olan, Suriye halkına ne olduğunu dikkatlice anlatmaya odaklanmaktır. Daima ihtiyatlı olunması gerektiğini vurguladım. Eğer durumlar değişmezse birtakım riskler vardır. Bir yıl, iki yıl veya birkaç yıl sonra, mevcut durum aynı şekilde devam edebilir. Dolayısıyla bugün Suriyeli taraflara ve uluslararası topluma vereceğim başlıca mesajım şu; her zaman bir fırsat ve bir olasılık vardır.

Neden bu mesaj, fırsat nerede?
Geçtiğimiz yıl İdlib'deki askeri saldırıların durmasının ardından göreli bir sakinlik yaşandı. Bu, herhangi bir ölüm veya ihlal olmamasına rağmen, halen kırılgan seyreden bir sakinliktir.

On yıldır çekilen sıkıntıların ardından mağdurların, yerlerinden edilenlerin ve mültecilerin ailelerine ve tüm Suriyelilere ne demek istersiniz? Suriye'nin bir çözüme her zamankinden daha yakın olduğunu düşünüyor musunuz?
Onlara şunu söyleyebilirim: Pes etmeyeceğiz. Suriyelilerin bu tür sözleri duyduklarında bazı şüphelere kapılmalarını anlıyorum. Ancak yeni faktörler var.

Nedir onlar?
Sahada göreceli bir sakinlik hâkim ve Suriye'nin tüm bölgelerini vuran bir ekonomik kriz yaşanıyor. Bu yüzden ne Suriye hükümetinin, ne muhalefetin, ne Astana grubunun ne de ABD’nin çözümü tek başlarına ele almaya muktedir olmadıklarına inanıyoruz.  Müzakere edilmiş bir sonuç (çözüm) olmalıdır. Bu, üzerine ilerleme kaydedilecek yeni bir faktördür. Bu, tüm tarafların yeni bir bakış açısı ve siyasi irade edinmelerini gerektiriyor. Bu da mümkün ve yapılabilirdir.

Bunu böyle olmasını umduğunuz için mi yoksa sahadaki aktörlerle yaptığınız görüşmeler sonucu elde ettiğiniz verilere dayanarak mı söylüyorsunuz?
Bu, birincil muhataplarımla yaptığım tartışmalara dayanan bir inançtır. Bildiğiniz gibi Washington, Moskova, Arap ve Avrupa ülkelerinin başkentleri, Tahran ve Ankara'daki başlıca muhataplarla sürekli temas halindeyim. Bence çözümü tekelleştirebilecek, herhangi bir tarafın olmadığını anlıyorlar.

Çözüm tasarlanabilseydi nasıl olurdu ve hangi özellikleri taşırdı?
Bu soruyu cevaplamak için siyasi sürecin ilerlemesini sağlamalıyız. Önemli olan, tüm tarafların gerçekçi olduğunu düşündüklerini belirtmeleri ve müzakere için masaya neyin konması gerektiğini tanımlamalarıdır. Bazı sorunların çözülmesi gerektiğini biliyoruz. Örneğin, kayıp kişiler ve tutuklular dosyası. Bu benim üzerinde çalıştığım bir dosya ve ciddi bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Ayrıca, yerlerinden edilenler ve mültecilerle ilgili sorunlar da masaya yatırılmalıdır. Yaptırımlar konusu ve yeniden yapılanma konusu da masada olmalıdır. Masada olması gereken çok sayıda konu var. Yalnızca bir müzakere süreci, bunların son şeklini tanımlayabilir.

Kimse bir siyasi geçişten bahsetmiyor. Gerçekten görüşmeler, siyasi bir süreç ve BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasıyla mı ilgili?
Genelde şunu söylüyorum; Suriye anlaşmazlığına çözüm getiren tüm gerekli unsurlar BMGK’nın 2254 sayılı kararında yer almaktadır. Bildiğiniz üzere Aralık 2015'te kararın çıkarılmasından bu yana, sahadaki durumda köklü değişiklikler meydana geldi. Ancak bana göre çözüme 2015'teki kadar yakın değiliz. O dönem nasıl bir ilerleme kaydedeceğimiz belliydi. Aslında bizi çözüme doğru ilerlemeye yaklaştıran, sahadaki durumdu.

Yani sahadaki durumun, çözümün şeklini belirlememesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?
Siyasi çözümün, çeşitli tarafların önemli olduğunu düşündüklerini masaya yatırdığını bildiği bir müzakere ve  bir alıp-verme sürecine dayanması gerektiğini söylüyorum. Ayrıca kimsenin nihai çözümü tekeline alamayacağına dair derin bir anlayış olmalı. Suriye halkını barışçıl bir şekilde yeni bir sürece taşıyan bir çözüm bulunmalıdır.

Sürekli Suriye’deki beş ordudan bahsediliyor. Ani bir gerilim yaşanması konusunda endişeli misiniz? Bu konuda hangi mesajı vermek istersiniz?
Suriye'de çeşitli orduların olmasının, bir takım kazalara yol açabileceği ve işlerin kontrolden çıkacağı anlamına gelmesinden endişe ediyoruz. Ayrıca Suriye’nin kuzeybatısındaki ateşkesin kırılganlığından bahsettim. Suriye'nin kuzeydoğusundaki mevcut düzenlemeler de son derece kırılgan. Bu, uluslararası aktörlerin masaya oturup nasıl bir ilerleme kaydedileceğine dair önemli tartışmalar başlatmaları için kullanılabilecek bir faktördür.

O halde Suriye’yi çözüme ulaştıracak uluslararası bir şemsiye mi oluşturmak istiyorsunuz?
Şu an başlıca uluslararası muhataplarla temaslarda bulunuyorum. Biden yönetiminin ilk günlerindeyiz. ABD’nin süreci ilerletecek tüm çalışmaların parçası olmasını istiyoruz. Şu an bu konuların tartışıldığı bir ‘sessiz diplomasi’ yürütüyorum. Umarım birkaç ay içinde bu süreci nasıl ilerleteceğimi belirleyebilirim.

Tıpkı Libya konulu Berlin Konferansı gibi Suriye konulu bir Berlin konferansı mı düzenlemeyi planlıyorsunuz?
Nasıl ilerleyeceğimizi açıklamadan önce ciddi adımlar atmayı bekliyoruz.

Rusya ile ABD arasında bir ‘adım adım’ yaklaşımı vardı. İki ülke, Viyana'da birkaç kez bir araya geldi. Siz de adım adım yaklaşımı için çağrıda bulunuyorsunuz. Sizce mevcut durum, Washington ile Moskova arasında bu yaklaşıma dayalı bir diyalog için uygun mu?
Sadece güven kaybı yüzünden olmasa da hepimiz bunun zor olacağını biliyoruz. Aynı zamanda Suriye'de terörle mücadele, istikrarın sağlanması, mülteci krizine çözüm bulunması gibi ortak çıkarlar olduğuna inanıyorum. Bu konular, çözümün kimsenin tekelinde olmadığı ve herkes arasında iş birliği yapılması gerektiği inancının yanı sıra, Rusya ile ABD arasında Suriye konusunda iş birliği yapılması ihtimalini de desteklemektedir.

ABD ve Rusya arasındaki tartışmalı konulardan biri de, Suriye’de bu yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimleridir. Siz bu seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Söz konusu seçimler, 2012 tarihli Suriye’nin mevcut anayasasına göre yapılıyor. Bu yüzden benim görevimin bir parçası değil. Benim görevim, seçimlerin yeni bir anayasa kapsamında yapılmasını öngören BMGK’nın 2254 sayılı kararıyla tanımlandı. Bu seçimler 2254 sayılı karar uyarınca ve diasporadaki Suriyelilerin katılımıyla en yüksek uluslararası standartlara göre yapılmalıdır. Suriye'deki başkanlık seçimlerinde herhangi rolüm yok.

Batılı ülkeler ve Avrupa Birliği (AB), seçimlerin Şam'la normalleşmenin önünü açamayacağına dair açıklamalar yaptılar. Rusya neden bu seçimleri meşru görüyor?
Daha önce de dediğim gibi, benim için önemli olan siyasi süreci başlatmak için neler yapılabileceğime odaklanmaktır. Önümüzdeki seçimlerin yaptığımız işler üzerinde olumsuz bir etkisi olmamasını umuyorum. Tekrar söylüyorum, bu seçimler benim görevimin bir parçası değil.

Rejim ve muhalefet heyetleri arasında Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmaları hakkında yazılı bir anlaşma imzalamaya ve Komitenin altıncı tur toplantılarını düzenlemeye yakın olduğunuz söylenebilir mi?
İki heyetin başkanlarıyla önümüzdeki günlerde nasıl bir ilerleme kaydedileceğini görüştüm. Bildiğiniz üzere, aralarında evrak alışverişini kolaylaştırıyoruz. Onlardan olumlu şeyler duyuyorum. Teklifleri tartışmaya hazırlar. İki taraf da ilerleme kaydetmek için (Anayasa Komitesi çalışmalarında) kesin bir anlaşmaya varılması gerektiğini biliyor. Umarım fazla ileri olmayan bir tarihte böyle bir anlaşmaya varırız.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ve Katar dışişleri bakanlarıyla gerçekleştirdiği üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye Anayasa Komitesi’nin altıncı tur toplantılarının Ramazan ayından önce gerçekleşmesini umduğunu söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum. BM, heyet başkanları arasında bir anlaşmaya varır varmaz, derhal Anayasa Komitesi toplantısını düzenleyecek.

Anayasa Komitesi toplantıları ile Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimleri arasında bir bağlantı yok gibi görünüyor. Doğru mu?
BMGK’nın 2254 sayılı kararı yeni bir anayasa oluşturulmasını ve özgür ve adil seçimlerin bu yeni anayasa çerçevesinde düzenlenmesini öngörüyor. Odaklandığım konu bu. Anayasa Komitesi üyelerinin de buna odaklanacaklarını umuyorum.

Birkaç gün önce bazı Batı ülkeleri Suriye'de hesap verebilirlik hakkında açıklamalarda bulundular. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
BM Genel Sekreteri, bir kaç gün önce yaptığı açıklamada, Suriye’de hesap verebilirliğin önünde birtakım engeller ve güçlükler olabileceğini söyledi. Ancak siyasi bir çözüm olduğunda Suriyelilerin adaleti ve uzlaşmayı sağladıklarını da ifade etti. Ben de, bunun altını çiziyorum.

Peki ya yaptırımlar meselesi? İngiltere, dün Şam'daki yetkililere yönelik yeni bir yaptırım listesi açıkladı. Tüm bu yaptırımlara nasıl bakıyorsunuz?
Bu yaptırımlar, BM’nin uyguladığı yaptırımların bir parçası değil. Sanırım benim için önemli olan, söylediklerimi defalarca tekrarlamak. Yine Suriye'deki mevcut ekonomik sorunlar çerçevesinde, herhangi bir yaptırım, Suriye'nin dört bir yanına gönderilen insani yardımları etkilememelidir. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılması çerçevesinde yaptırımların, Suriyelilerin gıda ve sağlık desteğine erişimini etkilemesinden kaçınmalıyız. Yardımların Suriye'nin tamamına ulaşması gerektiğini vurgulamalıyım.

ABD’de artık yeni yönetim var. ABD yetkilileri sizinle iletişim kurdu mu? Onlardan neler duydunuz?
Yeni ABD yönetimiyle ilk görüşme gerçekleşti. Washington ile görüşmelerimize önümüzdeki günlerde devam edeceğiz. Hepimiz Suriye'nin yeni yönetimin başlıca önceliği olmadığını biliyoruz. Çin, Rusya ve İran gibi üzerinde çalışmak istedikleri bir takım zorlukların olduğunu anlıyoruz. BMGK brifinginde ve tartışmalarımda da söylediğim gibi, ABD’nin, çatışmaya çözüm bulunması çabalarının bir parçası olması önemli. Bunun için Washington'daki en üst düzeydeki yetkililerin konuya dikkat kesilmeleri gerekiyor.

Son soru: Bir yıl sonra, yani 15 Mart 2022’de çabalarınızın nereye ulaştığını görüyorsunuz? Barış sürecinin başlamış olabileceğini öngörüyor musunuz?
Sakinliğin devam etmesini sağladığımızı, bu sakinliği tüm ülkede ateşkes haline getirdiğimizi ve siyasi süreci ciddi bir şekilde başlattığımızı görmek istiyorum. Bu amaçla dünyanın kilit ülkeleriyle iş birliği yapıyoruz. Suriye'ye istikrar getirmek amacıyla adım adım yaklaşımını uygulamaya başladık. Dürüst olmamız gerekirse bu başladıktan sonra süreç zaman alacaktır. İşler, bir gecede değişebilir. Ama önemli olan, süreci bir yıl içinde başlatmış ve Suriyelilerin kendilerini daha iyi hissedecekleri bir yola girmiş olmamızdır.

 


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.


Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.