BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen Şarku'l Avsat'a konuştu: 'Suriye trajedisini durduramayışımızdan hepimiz utanmalıyız'

Geir Pedersen: 'Çözüme yönelik yeni faktörler var. Görevimin önümüzdeki başkanlık seçimleriyle hiçbir ilgisi yok'

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
TT

BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen Şarku'l Avsat'a konuştu: 'Suriye trajedisini durduramayışımızdan hepimiz utanmalıyız'

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye Anayasa Komitesi'nin 29 Ocak'ta Cenevre’de yapılan toplantısında salondakilere hitap etti (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Suriyelilerin ‘sonsuz savaş tuzağına düştüğünü’ ve Suriye trajedisini durdurmadaki başarısızlıktan ötürü herkesin ‘utanması’ gerektiğini söyledi.
Pedersen, Suriye’de 15 Mart 2011'de başlayan protesto gösterilerinin onuncu yıldönümünde verdiği röportajda, sahadaki ihtiyatlı sakinlik, Suriye’nin tüm bölgelerini vuran ekonomik kriz, Suriye hükümeti, muhalefet, Astana grubu ve ABD’nin çözümü tek başlarına tekelleştiremeyecekleri ve müzakere edilmiş bir sonuç (çözüm) olması gerektiğine inanmaları gibi Suriye'de çözüme yönelik ilerleme olabileceğine dair umutları yeşerten ‘yeni faktörler’ olduğunu söyledi. Washington, Moskova, Arap ve Avrupa ülkelerinin başkentleri, Tahran ve Ankara'daki başlıca muhataplarla sürekli temas halinde olduğunu söyleyen Pedersen, “Herkesin çözümü tekelleştirebilecek bir tarafın olmadığını anladıklarını hissediyorum” dedi.
ABD ve Rusya’nın aralarındaki ‘mevcut durum’ nedeniyle Suriye konusunda kısa bir müzakere gerçekleşmesine ihtimal vermeyen BM Özel Temsilcisi, ancak, ‘Suriye'de iki ülke arasında terörle mücadele, istikrarın sağlanması ve mülteci krizine çözüm getirilmesi gibi ortak çıkarlar’ olduğuna dikkat çekti.
Pedersen ayrıca Suriye konulu bir konferans düzenlemek amacıyla ‘sessiz diplomasi’ yürüttüğünü ve ABD’nin bu konferansın bir parçası olması gerektiğini söyledi.
Pedersen bir soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:
“Suriye’de bu yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimleri, ‘seçimlerin yeni bir anayasa çerçevesinde yapılmasını öngören’ BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca görevimin bir parçası değil. Bu seçimler, diasporadaki Suriyelilerin katılımıyla en yüksek uluslararası standartlara göre yapılmalıdır.”

Şarku’l Avsat’ın BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen röportajının tam metni:

Dün, Suriye’de protesto gösterilerinin başlamasının onuncu yıldönümüydü. Son on yıl nasıl geçti? Suriyelilere hangi mesajı vermek istersiniz?
Öncelikle BMGK’ya söylediğim gibi, Suriye trajedisi uzun sürdü. Neredeyse Birinci ve İkinci Dünya Savaşı kadar uzundu. Suriyeliler sonu olmayan bir savaş tuzağına düşmüş durumdalar. Bu bir trajedidir. Onlara, bu trajedinin modern çağın en karanlık bölümlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Bundan hepimiz utanmalıyız. Geçtiğimiz yüzyılda savaşlara en fazla kurban veren Suriye halkıdır. Hepimiz başarısız olduk. Bu çatışmanın sona ermesine katkıda bulunamadığımız için duyduğum derin üzüntüyü ifade ediyorum. En büyük sorumluluğun Suriyeli taraflara ve uluslararası oyunculara ait olduğunu biliyoruz. BM Genel Sekreteri'nin açıklamasını okudunuz mu bilmiyorum.

Antonio Guterres'in Suriye'deki iç savaşın 10'uncu yılı dolayısıyla gazetecilere yaptığı açıklamaları mı kastediyorsun?
Evet. Suriye çatışmasına çözüm bulunamamasının uluslararası toplumun elindeki mevcut güvenlik mekanizmasının (BMGK) etkili olmamasından kaynaklandığını söyledi.

Suriyeli tarafların sorumluluklarından bahsettiniz, sizce trajedideki en büyük sorumluluk kime ait?
Benim için önemli olan, Suriye halkına ne olduğunu dikkatlice anlatmaya odaklanmaktır. Daima ihtiyatlı olunması gerektiğini vurguladım. Eğer durumlar değişmezse birtakım riskler vardır. Bir yıl, iki yıl veya birkaç yıl sonra, mevcut durum aynı şekilde devam edebilir. Dolayısıyla bugün Suriyeli taraflara ve uluslararası topluma vereceğim başlıca mesajım şu; her zaman bir fırsat ve bir olasılık vardır.

Neden bu mesaj, fırsat nerede?
Geçtiğimiz yıl İdlib'deki askeri saldırıların durmasının ardından göreli bir sakinlik yaşandı. Bu, herhangi bir ölüm veya ihlal olmamasına rağmen, halen kırılgan seyreden bir sakinliktir.

On yıldır çekilen sıkıntıların ardından mağdurların, yerlerinden edilenlerin ve mültecilerin ailelerine ve tüm Suriyelilere ne demek istersiniz? Suriye'nin bir çözüme her zamankinden daha yakın olduğunu düşünüyor musunuz?
Onlara şunu söyleyebilirim: Pes etmeyeceğiz. Suriyelilerin bu tür sözleri duyduklarında bazı şüphelere kapılmalarını anlıyorum. Ancak yeni faktörler var.

Nedir onlar?
Sahada göreceli bir sakinlik hâkim ve Suriye'nin tüm bölgelerini vuran bir ekonomik kriz yaşanıyor. Bu yüzden ne Suriye hükümetinin, ne muhalefetin, ne Astana grubunun ne de ABD’nin çözümü tek başlarına ele almaya muktedir olmadıklarına inanıyoruz.  Müzakere edilmiş bir sonuç (çözüm) olmalıdır. Bu, üzerine ilerleme kaydedilecek yeni bir faktördür. Bu, tüm tarafların yeni bir bakış açısı ve siyasi irade edinmelerini gerektiriyor. Bu da mümkün ve yapılabilirdir.

Bunu böyle olmasını umduğunuz için mi yoksa sahadaki aktörlerle yaptığınız görüşmeler sonucu elde ettiğiniz verilere dayanarak mı söylüyorsunuz?
Bu, birincil muhataplarımla yaptığım tartışmalara dayanan bir inançtır. Bildiğiniz gibi Washington, Moskova, Arap ve Avrupa ülkelerinin başkentleri, Tahran ve Ankara'daki başlıca muhataplarla sürekli temas halindeyim. Bence çözümü tekelleştirebilecek, herhangi bir tarafın olmadığını anlıyorlar.

Çözüm tasarlanabilseydi nasıl olurdu ve hangi özellikleri taşırdı?
Bu soruyu cevaplamak için siyasi sürecin ilerlemesini sağlamalıyız. Önemli olan, tüm tarafların gerçekçi olduğunu düşündüklerini belirtmeleri ve müzakere için masaya neyin konması gerektiğini tanımlamalarıdır. Bazı sorunların çözülmesi gerektiğini biliyoruz. Örneğin, kayıp kişiler ve tutuklular dosyası. Bu benim üzerinde çalıştığım bir dosya ve ciddi bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Ayrıca, yerlerinden edilenler ve mültecilerle ilgili sorunlar da masaya yatırılmalıdır. Yaptırımlar konusu ve yeniden yapılanma konusu da masada olmalıdır. Masada olması gereken çok sayıda konu var. Yalnızca bir müzakere süreci, bunların son şeklini tanımlayabilir.

Kimse bir siyasi geçişten bahsetmiyor. Gerçekten görüşmeler, siyasi bir süreç ve BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasıyla mı ilgili?
Genelde şunu söylüyorum; Suriye anlaşmazlığına çözüm getiren tüm gerekli unsurlar BMGK’nın 2254 sayılı kararında yer almaktadır. Bildiğiniz üzere Aralık 2015'te kararın çıkarılmasından bu yana, sahadaki durumda köklü değişiklikler meydana geldi. Ancak bana göre çözüme 2015'teki kadar yakın değiliz. O dönem nasıl bir ilerleme kaydedeceğimiz belliydi. Aslında bizi çözüme doğru ilerlemeye yaklaştıran, sahadaki durumdu.

Yani sahadaki durumun, çözümün şeklini belirlememesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?
Siyasi çözümün, çeşitli tarafların önemli olduğunu düşündüklerini masaya yatırdığını bildiği bir müzakere ve  bir alıp-verme sürecine dayanması gerektiğini söylüyorum. Ayrıca kimsenin nihai çözümü tekeline alamayacağına dair derin bir anlayış olmalı. Suriye halkını barışçıl bir şekilde yeni bir sürece taşıyan bir çözüm bulunmalıdır.

Sürekli Suriye’deki beş ordudan bahsediliyor. Ani bir gerilim yaşanması konusunda endişeli misiniz? Bu konuda hangi mesajı vermek istersiniz?
Suriye'de çeşitli orduların olmasının, bir takım kazalara yol açabileceği ve işlerin kontrolden çıkacağı anlamına gelmesinden endişe ediyoruz. Ayrıca Suriye’nin kuzeybatısındaki ateşkesin kırılganlığından bahsettim. Suriye'nin kuzeydoğusundaki mevcut düzenlemeler de son derece kırılgan. Bu, uluslararası aktörlerin masaya oturup nasıl bir ilerleme kaydedileceğine dair önemli tartışmalar başlatmaları için kullanılabilecek bir faktördür.

O halde Suriye’yi çözüme ulaştıracak uluslararası bir şemsiye mi oluşturmak istiyorsunuz?
Şu an başlıca uluslararası muhataplarla temaslarda bulunuyorum. Biden yönetiminin ilk günlerindeyiz. ABD’nin süreci ilerletecek tüm çalışmaların parçası olmasını istiyoruz. Şu an bu konuların tartışıldığı bir ‘sessiz diplomasi’ yürütüyorum. Umarım birkaç ay içinde bu süreci nasıl ilerleteceğimi belirleyebilirim.

Tıpkı Libya konulu Berlin Konferansı gibi Suriye konulu bir Berlin konferansı mı düzenlemeyi planlıyorsunuz?
Nasıl ilerleyeceğimizi açıklamadan önce ciddi adımlar atmayı bekliyoruz.

Rusya ile ABD arasında bir ‘adım adım’ yaklaşımı vardı. İki ülke, Viyana'da birkaç kez bir araya geldi. Siz de adım adım yaklaşımı için çağrıda bulunuyorsunuz. Sizce mevcut durum, Washington ile Moskova arasında bu yaklaşıma dayalı bir diyalog için uygun mu?
Sadece güven kaybı yüzünden olmasa da hepimiz bunun zor olacağını biliyoruz. Aynı zamanda Suriye'de terörle mücadele, istikrarın sağlanması, mülteci krizine çözüm bulunması gibi ortak çıkarlar olduğuna inanıyorum. Bu konular, çözümün kimsenin tekelinde olmadığı ve herkes arasında iş birliği yapılması gerektiği inancının yanı sıra, Rusya ile ABD arasında Suriye konusunda iş birliği yapılması ihtimalini de desteklemektedir.

ABD ve Rusya arasındaki tartışmalı konulardan biri de, Suriye’de bu yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimleridir. Siz bu seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Söz konusu seçimler, 2012 tarihli Suriye’nin mevcut anayasasına göre yapılıyor. Bu yüzden benim görevimin bir parçası değil. Benim görevim, seçimlerin yeni bir anayasa kapsamında yapılmasını öngören BMGK’nın 2254 sayılı kararıyla tanımlandı. Bu seçimler 2254 sayılı karar uyarınca ve diasporadaki Suriyelilerin katılımıyla en yüksek uluslararası standartlara göre yapılmalıdır. Suriye'deki başkanlık seçimlerinde herhangi rolüm yok.

Batılı ülkeler ve Avrupa Birliği (AB), seçimlerin Şam'la normalleşmenin önünü açamayacağına dair açıklamalar yaptılar. Rusya neden bu seçimleri meşru görüyor?
Daha önce de dediğim gibi, benim için önemli olan siyasi süreci başlatmak için neler yapılabileceğime odaklanmaktır. Önümüzdeki seçimlerin yaptığımız işler üzerinde olumsuz bir etkisi olmamasını umuyorum. Tekrar söylüyorum, bu seçimler benim görevimin bir parçası değil.

Rejim ve muhalefet heyetleri arasında Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmaları hakkında yazılı bir anlaşma imzalamaya ve Komitenin altıncı tur toplantılarını düzenlemeye yakın olduğunuz söylenebilir mi?
İki heyetin başkanlarıyla önümüzdeki günlerde nasıl bir ilerleme kaydedileceğini görüştüm. Bildiğiniz üzere, aralarında evrak alışverişini kolaylaştırıyoruz. Onlardan olumlu şeyler duyuyorum. Teklifleri tartışmaya hazırlar. İki taraf da ilerleme kaydetmek için (Anayasa Komitesi çalışmalarında) kesin bir anlaşmaya varılması gerektiğini biliyor. Umarım fazla ileri olmayan bir tarihte böyle bir anlaşmaya varırız.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ve Katar dışişleri bakanlarıyla gerçekleştirdiği üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Suriye Anayasa Komitesi’nin altıncı tur toplantılarının Ramazan ayından önce gerçekleşmesini umduğunu söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunun mümkün olabileceğini sanmıyorum. BM, heyet başkanları arasında bir anlaşmaya varır varmaz, derhal Anayasa Komitesi toplantısını düzenleyecek.

Anayasa Komitesi toplantıları ile Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimleri arasında bir bağlantı yok gibi görünüyor. Doğru mu?
BMGK’nın 2254 sayılı kararı yeni bir anayasa oluşturulmasını ve özgür ve adil seçimlerin bu yeni anayasa çerçevesinde düzenlenmesini öngörüyor. Odaklandığım konu bu. Anayasa Komitesi üyelerinin de buna odaklanacaklarını umuyorum.

Birkaç gün önce bazı Batı ülkeleri Suriye'de hesap verebilirlik hakkında açıklamalarda bulundular. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
BM Genel Sekreteri, bir kaç gün önce yaptığı açıklamada, Suriye’de hesap verebilirliğin önünde birtakım engeller ve güçlükler olabileceğini söyledi. Ancak siyasi bir çözüm olduğunda Suriyelilerin adaleti ve uzlaşmayı sağladıklarını da ifade etti. Ben de, bunun altını çiziyorum.

Peki ya yaptırımlar meselesi? İngiltere, dün Şam'daki yetkililere yönelik yeni bir yaptırım listesi açıkladı. Tüm bu yaptırımlara nasıl bakıyorsunuz?
Bu yaptırımlar, BM’nin uyguladığı yaptırımların bir parçası değil. Sanırım benim için önemli olan, söylediklerimi defalarca tekrarlamak. Yine Suriye'deki mevcut ekonomik sorunlar çerçevesinde, herhangi bir yaptırım, Suriye'nin dört bir yanına gönderilen insani yardımları etkilememelidir. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yayılması çerçevesinde yaptırımların, Suriyelilerin gıda ve sağlık desteğine erişimini etkilemesinden kaçınmalıyız. Yardımların Suriye'nin tamamına ulaşması gerektiğini vurgulamalıyım.

ABD’de artık yeni yönetim var. ABD yetkilileri sizinle iletişim kurdu mu? Onlardan neler duydunuz?
Yeni ABD yönetimiyle ilk görüşme gerçekleşti. Washington ile görüşmelerimize önümüzdeki günlerde devam edeceğiz. Hepimiz Suriye'nin yeni yönetimin başlıca önceliği olmadığını biliyoruz. Çin, Rusya ve İran gibi üzerinde çalışmak istedikleri bir takım zorlukların olduğunu anlıyoruz. BMGK brifinginde ve tartışmalarımda da söylediğim gibi, ABD’nin, çatışmaya çözüm bulunması çabalarının bir parçası olması önemli. Bunun için Washington'daki en üst düzeydeki yetkililerin konuya dikkat kesilmeleri gerekiyor.

Son soru: Bir yıl sonra, yani 15 Mart 2022’de çabalarınızın nereye ulaştığını görüyorsunuz? Barış sürecinin başlamış olabileceğini öngörüyor musunuz?
Sakinliğin devam etmesini sağladığımızı, bu sakinliği tüm ülkede ateşkes haline getirdiğimizi ve siyasi süreci ciddi bir şekilde başlattığımızı görmek istiyorum. Bu amaçla dünyanın kilit ülkeleriyle iş birliği yapıyoruz. Suriye'ye istikrar getirmek amacıyla adım adım yaklaşımını uygulamaya başladık. Dürüst olmamız gerekirse bu başladıktan sonra süreç zaman alacaktır. İşler, bir gecede değişebilir. Ama önemli olan, süreci bir yıl içinde başlatmış ve Suriyelilerin kendilerini daha iyi hissedecekleri bir yola girmiş olmamızdır.

 


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Silah gücüyle dayatılan fiilî duruma izin verilmeyecek

Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Silah gücüyle dayatılan fiilî duruma izin verilmeyecek

Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, aldığı son egemen kararların eksiksiz biçimde uygulanması gerektiğini vurgulayarak, bu kararların etrafından dolanılmasına ya da sahada uygulanmasının engellenmesine yönelik girişimlere karşı uyarıda bulundu. El-Alimi, söz konusu kararların “zorunlu ve sorumlu bir tercih” olduğunu, amacının sivilleri korumak, devletin hukuki konumunu muhafaza etmek ve silah gücüyle dayatılan fiilî durumların önüne geçmek olduğunu söyledi.

El-Alimi, salı günü 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan ederken, GGK’nin BAE desteğiyle Hadramut ve Mahra’da tırmandırdığı askerî faaliyetlerin ardından Birleşik Arap Emirlikleri güçlerine ülkeyi 24 saat içinde terk etme çağrısı yaptı. El-Alimi ayrıca, Vatan Kalkanı” güçlerine GGK’nin ele geçirdiği tüm askerî kamplar ve mevzilerin devralılması, GGK unsurlarının ise geldikleri yerlere geri dönmesi talimatını verdi.

El-Alimi, perşembe günü Devlet Danışmanları Kurulu ile yaptığı toplantıda, bu kararların bir tırmanma ya da intikam arzusunu yansıtmadığını, aksine devletin vatandaşlarını koruma ve egemenliğini savunma yönündeki hukuki ve ahlaki sorumluluğunun bir sonucu olduğunu belirtti. Gerginliği düşürme ve uzlaşı için tüm imkânların tüketildiğini, buna yetki devri ilanı ve Riyad Anlaşması’nın da dâhil olduğunu ifade etti.

dfvg
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)

Yeni miladi yılın zafer, barış, güvenlik ve istikrar yılı olmasını temenni eden El-Alimi, vatandaşların çektiği acıların sona ermesini, adaletli bir devlet yapısı içinde onurun korunmasını, hakların güvence altına alınmasını ve toparlanma ile kalkınma için gerçek ufukların açılmasını diledi.

Gelişmeler ve uyarılar

El-Alimi, Danışmanlar Kurulu’nu son gelişmeler hakkında bilgilendirerek, doğu vilayetlerindeki durumun normale döndürülmesi için verilen sürelerin Güney Geçiş Konseyi tarafından iyi değerlendirilmediğini söyledi. Buna paralel olarak Hadramut ve Mahra’ya ilave güçlerin sevk edildiğini, dış kaynaklardan askerî sevkiyatların ulaştığını ve bunun istikrar için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kaydetti. Bu durumun, krizin kontrol edilemez bir fiilî duruma dönüşmesini önlemek amacıyla, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile koordinasyon içinde kararlı adımlar atılmasını zorunlu kıldığını ifade etti.

dfg
Yemen’den ayrılmayı talep eden Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı askerler, Aden’de (AP)

Başkanlık Konseyi Başkanı, doğu vilayetlerindeki yerel yönetimlerin egemen tesisleri ve hayati altyapıyı güvence altına alma, temel hizmetlerin sürekliliğini sağlama yönündeki hızlı tepkilerini takdir etti. Ancak aynı zamanda, bu kararların etrafından dolanılmasına ya da sahada uygulanmasının engellenmesine yönelik her türlü girişime karşı uyarıda bulundu.

El-Alimi, Danışmanlar Kurulu’nun bu kritik aşamada ulusal karar alma süreçlerini destekleyen, siyasi ve kurumsal kapasitenin seferber edilmesine katkı sunan ileri bir “düşünce merkezi” rolü üstlenebileceğini vurguladı. Devlet dışı silahlı oluşumlara verilen desteğin kurutulmasının da bu çabanın parçası olduğunu dile getirdi.

Güney meselesinin adil bir dava olduğunu yineleyen El-Alimi, bu sorunun en yüksek hak ve özgürlük standartları çerçevesinde, güç ve dayatma mantığından uzak bir şekilde ele alınması gerektiğini, silahlı çatışmaların bu davaya zarar verdiğini söyledi.

Suudi Arabistan ile ortaklık

El-Alimi, Suudi Arabistan’ın Yemen için stratejik bir ortak olduğunu belirterek, bu ortaklığın korunmasının tarihî ve geleceğe dönük kazanımları nedeniyle ulusal bir sorumluluk taşıdığını ifade etti. Bu ortaklığın zedelenmesinin ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin askerî varlığının sona erdirilmesi kararının, ittifakın seyrini düzeltme amacıyla ve ortak komutanlıkla koordinasyon içinde alındığını belirten El-Alimi, bunun ikili ilişkilerin koparılması ya da ortak çıkarlara dayalı iş birliği mirasının inkârı anlamına gelmediğini vurguladı.

El-Alimi, bu aşamada alınan her egemen kararın nihai hedefinin, barış ya da savaş yoluyla devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Yemen halkının güvenlik, istikrar ve kalkınma beklentilerinin karşılanması olduğunu söyledi.

Son olarak tüm siyasi bileşenlere ve medya organlarına seslenen El-Alimi, hakaret ve kışkırtma dilinden kaçınılması, devlet ve sorumluluk dilinin öne çıkarılması çağrısında bulundu. Bunun ulusal birliği güçlendireceğini, barış şansını koruyacağını ve hesap verebilirlik ile hukukun üstünlüğü ilkesinden taviz verilmeden mümkün olacağını belirtti.


El-Burhan, Bağımsızlık Günü vesilesiyle: Uzlaşma kapıları ardına kadar açık

El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
TT

El-Burhan, Bağımsızlık Günü vesilesiyle: Uzlaşma kapıları ardına kadar açık

El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)

Geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Abdülfettah el-Burhan dün, "ulusal uzlaşma için kapıların hâlâ açık olduğunu" teyit etti.

Burhan'ın açıklamaları, Sudan'ın bağımsızlığının 70. yıldönümünü kutlayan bir konuşma sırasında geldi; bu konuşma, bir yanda ordu ve destekleyici güçleri, diğer yanda Güney Kordofan eyaletindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefikleri arasında şiddetli çatışmaların devam ettiği bir dönemde yapıldı.

Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde yapılan bir video kaydında Burhan, “Zafer geliyor… Biz Sudanlılar, isyancıların, hainlerin ve ülkemizde fitne çıkaranların kovulmasını kutlamak için burada tekrar toplanacağız” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Ulusal uzlaşma için kapılar açık kalmaya devam ediyor. Milletin ve gerçeğin sesine katılmak isteyen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Vatan, vatandaşlık, barış ve adalet devleti kurmak için gayretle çalışacağız.”

Aynı vesileyle, Hızlı Destek Kuvvetlerine bağlı paralel hükümetin Başbakanı Muhammed Hasan et-Taişi "seküler demokratik bir sivil anayasaya uygun olarak yeni bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması yoluyla gücü ve zenginliği adil bir şekilde yeniden dağıtan, merkezi olmayan bir yönetim sisteminin kurulmasının önemini" vurguladı.


Güney Geçiş Konseyi "şüpheli" bir geri çekilmeye başlıyor ve Al-Alimi bunun etrafından dolaşılmaması konusunda uyarıda bulunuyor

El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
TT

Güney Geçiş Konseyi "şüpheli" bir geri çekilmeye başlıyor ve Al-Alimi bunun etrafından dolaşılmaması konusunda uyarıda bulunuyor

El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)

Güney Geçiş Konseyi'ne (STC) bağlı güçler, Yemen hükümetinin Vatan Kalkanı güçlerine çeşitli askeri bölgeleri teslim etmeye başladı.

Bazı Yemenliler, STC'nin bu eylemlerini bir oyalama taktiği olarak görüp şüpheyle yaklaşırken, diğerleri geri çekilmeyi bir dizi sonraki adımın ilk aşaması olarak yorumluyor.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, kararın etrafından dolaşılmaması konusunda uyararak, aldığı kararların "gerilimi artırma arzusunu ifade etmediğini, aksine devletin vatandaşlarını koruma ve egemenliğini muhafaza etme görevine yönelik yasal ve ahlaki bir yanıtı temsil ettiğini, başta iktidarın devredilmesi ve Riyad Anlaşması olmak üzere, gerilimi azaltma ve uzlaşma için tüm fırsatların tüketilmesinin ardından alındığını" vurguladı.

Hadramut'taki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, "Vatan Kalkanı"nın "Geçiş Konseyi"nden bazı pozisyonları devraldığını doğruladı ve bu operasyonun iki taraf arasında yapılan görüşmelerin sonucu olduğunu belirtti.

Bu arada, Reuters'ın Suudi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, Yemenlilerin "yapay kriz" olarak nitelendirdiği durum nedeniyle Aden'deki hava trafiği durduruldu. Bu kriz, Geçiş Konseyi'ne bağlı bir bakanın, hükümetin Birleşik Arap Emirlikleri'ne gidiş-dönüş uçuşlarına kısıtlama getirme talimatı doğrultusunda aldığı önlemlerden kaynaklanmıştı.