Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
TT

Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)

Abduh Vazen
Şarku'l Avsat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Gassan Şerbil, Riad el-Rayyes Books yayınlarından çıkan yeni kitabı ‘Ziyarat li- Curuh Irak’ta (Irak’ın Yaralarına Ziyaretler), Irak tarihindeki modern dönemi belgelemeye devam ediyor. Bunu yapmaya ‘el-Irak min Harbin ila Harb: Saddam marra min huna’ (Savaştan Savaşa Irak: Sadam Buradan Geçti) kitabında başlamıştı. Şerbil söz konusu kitabında Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas sonrası dönemi ve önceki rejimin kalıntıları üzerine inşa edilen yeni rejimin karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Yeni kitapta ise bir önceki kitabın devamı olarak konuya siyasi, jeopolitik ve askeri açılardan yaklaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ve içerisinde bulunduğumuz bu asrın ilk 20 yılı boyunca Irak sahnesini oluşturan şeyleri ele alıp panoramik resmi neredeyse tamamlıyor. Elbette ki Gassan Şerbil tarih yazımı konusundaki yaygın anlamda bir tarihçi değil ancak bir gazeteci-tarihçi rolü oynuyor. Tarih yazma konusundaki ana ilke olan ister eski ister yeni olsun tarih oluşturmak için referans olan gerçek ve sahte olmayan belgeleri toplamaya dayanıyor. Şerbil’in benimsediği bu yöntem, Şimdi veya daha sonra herhangi bir tarihsel çalışma için güvenilir bir referans sağlar. Siyasi işlerdeki derin bilgi birikimlerini ve hükümetin sırları ve perde arkası hakkındaki bilgilerinin farkında olarak yönetimin içinden tanıklardan, gizlice kurulan oyunların inceliklerini ortaya koyan gerçekler, olaylar, hatta anektodlar aktarır.  En önemlisi de Şerbil’in röportaj yaptığı isimlerin hepsi, tanıklık ve iddia edip ortaya çıkardıkları her şeyden sorumlu olmalarıdır. Ne kadar tehlikeli ve cesaret gerektirse de sözlerinin sorumluluğunu alıyorlar.

Tarih ve belgeleme
Modern Irak tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan bu kitaplar, Irak’ın bu dönemi ile ilgili bilgi almak isteyenler için zengin materyaller sağlayan belgelere dayanan tarihi bir referans oluşturdu. Kitaplar geçerliliğine itiraz edilemeyen veya göz ardı edilemeyen gerçeklere, olaylara ve sözlere dayanıyor. Burada, bir gazetecinin özellikle çeşitli düzeylerde bilgi ve kültür gerektiren diyaloglar aracılığıyla tarih kitaplarını ve araştırmayı desteklemede oynayabileceği önemli rol ön plana çıkıyor. Şerbil’in yıllardır yapmaya devam ettiği röportajları karakterize eden de budur. Şerbil, soruyu sorduktan sonra ikinci soruya geçmek için yanıt bekleyen bir gazeteci değil. Bunun yerine diyalog kurup, tartışabileceği bazen müdahale edip bazen yorumlar yapabileceği muhataplar seçer. Referans, bilgi ve sonuçlarla donanmış bir şekilde gerçekleri, ortaya çıkarması gereken ayrıntıları araştırır. Şerbil'in röportajlarını okuyan herkes, taşıdıkları sözler, görüşler ve bakış açılarının bir sonucu olarak röportajların genellikle nasıl ilginç ve heyecan verici tartışma ve keşiflere dönüştüğünü fark eder.
‘Savaştan savaşa Irak’ kitabında Şerbil, Hazım Cevad, Salah Ömer, Nizar el-Hazreci ve Ahmed el-Celbi gibi Baas Partisi’nin önde gelen liderleriyle röportaj yaptı. Yeni kitabında ise dönüşümleri ve son aşamanın ‘iniş çıkışlarını’ yaşamış ve bunlara yakından tanık olmuş isimler; cumhurbaşkanı, bakan, general ve politikacılarla konuştu: Celal Talabani, Hoşyar Zebari, Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi, Hamid el-Ceburi, Abdulgani er-Ravi, İbrahim ed-Davud ve Aziz Muhammed.

Iraklı politikacılarla röportajlar içeren yeni kitap (Riad el-Rayyes)
Şerbil, kitabının giriş bölümünde ‘Irak’ın Yaralarına Ziyaret’ başlığını boyutlarıyla açıklıyor. Saddam Hüseyin, rejiminin geride bıraktığı ağır yaraların ABD işgalinin yaralarıyla daha da şiddetlendiğini düşünüyor. Daha sonra bu yaralara mezhep çatışmaları ve DEAŞ kanlı bakış açısının açtığı yaraların eklendiğini söylüyor. Şerbil, ayrıca karar verme birimlerinde İran yönetiminin etkisinin açık bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaraları daha da arttıran şeyin ‘rejim ve kurumlarının kırılganlığını ortaya çıkaranın, benzeri görülmemiş bir yağma operasyonunda birçok gücün iktidara saldırısı olduğuna inanıyor. Bunlar Irak'ın ‘sonucunu kestirmek zor olan kanlı bir emek’ gibi görünen olaylara yeniden tanıklık etmesine neden olan yaralardır.

Vatan bulamamak
Irak meselesine genel bir çerçeveden bakan yazar, Iraklıların sorununun ‘2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından aramaya başladıkları’ vatanı henüz bulamamış olmalarından kaynaklandığı sonucuna varıyor. Şerbil’e göre Baas rejiminin düşüşünü takip eden yıllar, diktatörlüğün çöküşünün halka güvenlik ve emniyet koşullarını sağlama konusunda yeterli olmadığını ortaya koydu. Iraklıların birçok seçim gerçekleştirmesi istikrarın yeniden sağlanması konusunda başarısız olunduğunu gösteriyor. Amerikan işgalinden önce gölgesinde yaşamaya söz verdikleri Irak, kalkınma fırsatı bulamadı. Yani, ‘bileşenlerin hukukun üstünlüğü gölgesinde, haklar ve görevlerde eşitlik temelinde bir arada var olduğu demokratik, federal bir Irak’ olamadı.
Şerbil, Iraklıların, Baas rejiminin düşmesinden sonraki ilk yıllarda Saddam iktidarının devlet ve topluma zarar veren uygulamaların sorumluluğunu üstlenebildiklerine dikkat çekiyor. Ancak artık ülkenin nefes alma imkanı bulamaması nedeniyle bunu yapamadıklarını söylüyor. Belki de İran ve Suriye'nin dışarıdan ‘Batı ile müttefik bir Irak hükümeti kurma girişimini engelleme’ operasyonunu sürdürmeye çalıştıkları bir zamanda ABD işgaline karşı yapılan iç direniş, El Kaide ve benzerlerine mensup gezgin militanları cezbetmeye de katkıda bulundu.
Şerbil’e göre başta Irak ordusu olmak üzere ülkedeki kurumları etkisiz hale getiren ABD işgali gölgesinde Irak modern tarihinde benzeri görülmemiş bir Sünni-Şii çatışması yaşanması kaçınılmazdı. Gassan Şerbil, bu çatışmanın bir sonucu olarak galip gelen ve mağlup olan tarafların yaptıkları iki ölümcül hata nedeniyle bol miktarda kan aktığını söylüyor. Gerçekte galibin ‘zaferini rasyonelleştirmede’, mağlubun ise ‘kayıplarını kontrol altına alma konusunda’ başarısız olduğuna işaret ediyor. Yazarın analizine göre bazı Şii güçlerin zaferi uygulamaya dökme yöntemi, denklemin dayanma gücünden daha büyüktü. Şerbil’e göre aynı şey, ‘geçmişin denklemlerini yeniden canlandırmakta ısrar eden, demografik gerçekleri ve bunların bölgesel güç dengesiyle örtüşmesini reddeden’ bazı Sünni güçler için de geçerli. Bu, ancak Irak sorununun bu açıdan bakıldığında anlaşılabileceği doğru yaklaşımdır.
Şerbil, Amerikalıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’da yaptıkları gibi Irak ordusunu dağıtma ve sıfırdan yeni bir Irak inşa etme konusunda ölümcül bir hata yapmakla suçladı. Şerbil’e göre Amerikalılar, toplumsal, kültürel ve dini farklılıkları bunun yanısıra Irak’ın içinde bulunduğu coğrafi çerçeveyi yanlış değerlendirdiler. Daha sonra Barack Obama döneminde İran’ın uzun vadeli hesaplarının gözetiminde Saddam’ın yükünden kurtardıkları ülkeyi terk ederek güçlerini geri çekmeyi seçtiler.

Gizli ve açık öğeler
Yazar gelişmeleri gözden geçirmeye, bunların görünen ve gizli unsurlarının analiz eden bir okuma yaparak devam ediyor. Şerbil’e göre ordunun dağılması, çok sayıda Iraklı subay ve askerin El Kaide ve DEAŞ’ın kucağına düşmesine neden oldu. Ülke, intihar saldırıları ve ‘vahşet, intikam ve temizlik’ uygulamalarından kaynaklanan trajedilerden uzun süre acı çekmek zorunda kaldı. Ardından siyasi ve askeri yıkım sahnelerine tanık oldu. 10 Haziran 2014’te Musul DEAŞ’ın eline düştü. Daha sonra Ebubekir el-Bağdadi liderliğinde Hilafet Devleti adı verilen şey ortaya çıktı. Parçalanmış iki ülke olan Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal altına aldı. Öte yandan Şerbil, Musul’da Irak askeri birliklerinin çöküşü skandalının İran’ın eski Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin dokunuşlarıyla paralel bir orduya dönüşen Haşdi Şabi’nin doğuşuna yol açtığını düşünüyor. İran, ‘gürültülü Irak tiyatrosunun başrol oyuncusu olduktan sonra’ ABD’nin ülkedeki etkisi geriledi.

 Irak’ı nasıl bir kader bekliyor? (Independent Arabia)
Kitabın girişi, Irak’ın Saddam rejiminin düşüşünden sonra tanık olduğu koşulları özetliyor. Daha sonra ne olduğunu anlamak için de temel bir giriş noktası temsil ediyor. Ayrıca rejimin düşüş mekanizması ve zaten parçalanmış bunun yanısıra ideolojik ve askeri güçlerle çatışan ‘rejimlerin’ yükselişine bir ışık tutuyor. Giriş, kitabın ruhunu ve Şerbil'in iki kitabında değindiği Irak ‘meselesine’ çeşitli aşamalarındaki kapsamlı aşinalığa dayanan tarihi ve belgesel misyonunu gerçekten ifade ediyor. Şerbil, daha sonra kendini gazetecinin bazen ‘acısı peşinden gelen ülkeleri sevme’ derdine düşmesi olarak adlandırdığı durumda buluyor. Kendisinin de söylediği gibi, bir Arap gazetecinin, ‘doğal kaynaklar ve insan enerjisi bakımından zengin’ olan ve ‘onu birçok kez intihar girişimine sürükleyen’ rejimden kurtulduktan sonra ‘Arap uyanışı için bir lokomotif’ olmaya mahkum edilen Irak’a aşık olması çok da şaşırtıcı değildir.
Şerbil, gazetecilik mesleğinin kendisine Irak’ın Bağdat, Erbil ve diğer başkentlerdeki dönüşümlerini takip etme fırsatı verdiğini itiraf ediyor. Basının ‘hafızanın koruyucusu’ olabileceğine olan inancından dolayı, Iraklı ‘oyuncular’ ile gerçekleştirdiği röportajların ufkunu, onlar ve aktif oldukları sahne hakkında bir imaj sunmak için genişletmeye çalışıyor.

Oyunculara sorular sormak
Önceki kitabı ‘Saddam Buradan Geçti’yayınladıktan sonra Irakla ilgili sancıların devam etmesi üzerine sonraki süreçte neler olduğunu anlatan röportajlar gerçekleştirme fikrine kapıldı. Bu röportajlar, Saddam sonrası dönem dahil olmak üzere farklı aşamalara ait. Şerbil’in söylediğine göre bu röportajların birinci amacı, ‘önde gelen oyuncuları rolleri ve diğerlerinin rolleri hakkında sorular sorup cevap almaktır.’ Böylece okuyucu aralarında karşılaştırma yapma fırsatı ve gerekli bilgileri edinerek haklarında fikir edinme olanağı elde ediyor. İkinci amaca gelince ‘sahipleri ulaşılabilir halde iken bu tecrübeleri kayda almaktır.’ Bu da söz konusu tecrübeleri oyuncuların kendi dillerinden alınan gerçek belgeler ve tanıklıklar haline getiriyor. Şerbil’e göre üçüncü hedef ise röportajların bu sonucunu gazetecilerin, hatta Irak meselesiyle son zamanlarda ilgilenmeye başlayan ve mevcut duruma yol açan sıkıntılara tanık olmayan araştırmacı ve yazarların hizmetine sunmak.
Görüştüğü politikacılara gelince, çeşitli meşrep ve pozisyonlara sahipler. Her biri çeşitli toplumsal sınıf ve hassasiyetlere sahip bulunuyor. Bazılarının rolü, Saddam döneminin sonunda veya öncesinde sona erdi. Bazıları Saddam sonrası dönemde ortaya çıktı ve çeşitli seviyelerde çok önemli roller oynadı.
Saddam sonrası Irak döneminin ilk cumhurbaşkanı olan merhum Celal Talabani, Irak, Kürt, Arap sahnesinin eski ve köklü bir oyuncusuydu. Şerbil ile geçmişe bir yolculuk yaparak, meselelerin bilinmeyen yönlerine değindi. Bunlar arasında uçak kaçırma operasyonlarını yöneten Filistinli lider Vedi Haddad’ın, Filistin direnişiyle ilgili faaliyetleri sırasında kendisine iki tehlikeli görev vermesi de bulunuyor. Talabani'nin Washington ve Tahran'ı Irak'ın sırları konusunda diyaloğa teşvik etmede kilit rol oynadığı biliniyor.
Saddam sonrası dönemin önde gelen dışişleri bakanlarından biri olan Hoşyar Zebari, bölgesel sahnede önemli bir oyuncu. Kürt bir dışişleri bakanı olma ve işgal altındaki bir ülkeyi temsil etmek gibi birçok zorlukla karşılaştı. Zebari, röportajda, Irak’ın Amerikan işgalinden sonra Arap dünyasına dönüş sürecinden bahsediyor. Ayrıca Mesud Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokratik Partisi lideri olarak yaşadığı deneyime atıfta bulunarak işgal öncesi meselelere de değiniyor.
Kitapta ayrıca politikanın önemli isimlerinden biri ve Davet partisinin bir üyesi olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile de bir röportaj bulunuyor. Maliki konusundaki görüşler, ikiye bölünmüş durumda; destekçileri Irak’ı milis egemenliğinden kurtaran zor kararlar aldığını söylüyor. Muhalifleri ise kabinenin kararlarına müdahale etmek ve ‘Baas’ın kökünü kazıma kampanyası da dahil olmak üzere kategorik politikalar izlemekle suçluyor. Okuyucu, Malik’nin röportajının Saddam’ın idamı ile ilgili bölümünde duraksayacaktır. Maliki söz konusu bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Saddam’ın idam edilmesini istememiştim. Çünkü bu onun için bir kurtuluş olacaktı. İdam edildikten sonra cesedinin önünde yarım dakika kadar durup şöyle dedim: ‘İdam edilmenin ne faydası var? Yıktığın ülke ve şehitlerimiz bize geri dönecek mi?’ Kitapta ayrıca yine Davet partisi mensuplarından eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile de bir röportaj yer alıyor. İbadi röportajda, Irak’ın bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerinin geliştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Irak’a, Şii ve İran’a tabi olarak bakılmasını eleştirdi. Şerbil, bu röportajlar arasında ‘sansasyonel’ bir asker olan eski Başbakan Yardımcısı Abdulgani er-Ravi hikayesini de kaydetmeye önem verdi. Ravi, yetmişli yılların başında İran menşeili ‘SAVAK’ aygıtının desteği ve Şah Rıza Pehlevi’nin bilgisi dahilinde ‘Baas’ rejimini devirmek için bir komplo yönettiğini itiraf ediyor. Ancak Saddam’ın komplocuların planını bozduğunu ve komplosuna bir idam furyası ile karşılık verdiğini belirtiyor. Ravi ayrıca lider Abdulkerim Kasım’ın Bağdat’taki radyo binasında infaz edilmesi emrini nasıl verdiğinden de bahsediyor. Bunun yanısıra iki azılı düşman olan Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif arasındaki son konuşmadan bahsediyor. Komünistleri öldürdüğünü inkar etmeyen Ravi, bunu bir din adamının fetvasına dayanarak yaptığını ifade ediyor.

Baas ve Komünistler arasında
Kitapta 17 Temmuz 1968 tarihinde Baas’ın iktidara dönüşünün hemen ardından Savunma Bakanı ve Devrim Komuta Konseyi üyesi olarak görevlendirilen ancak daha sonra aynı ayın 30’unda Baas tarafından öldürülecek olan müttefiki Abdurrezzak en-Nayef ile sürgüne gönderilen İbrahim ed-Davud ile de bir röportaj yer alıyor.
Eski Irak Dışişleri Bakanı Hamid el-Ceburi’ye gelince o, eski cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir ve Saddam Hüseyin ile yakın çalıştı. İki ana ofisi yönetmesi nedeniyle el-Bekir’den makamının esiri olduğu için istifa edemediğini itiraf ettiğini duyabildi.
Şerbil, Irak’ın hikayesinin Baas Partisi ve Komünist Parti arasındaki acı ve kanlı ilişkiye odaklanılmadan tamamlanamayacağına inanıyor. Bu nedenle de 1964 yılından yani Baas iktidara dönmeden yaklaşık dört yıl öncesinden itibaren neredeyse 30 yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi sekreterliğini yürüten Aziz Muhammed ile röportaj yapmaya önem verdi. Muhammed, verdiği röportajda partinin Ulusal İlerici Cephe’ye katılımını, ardından bu deneyimin çöküşü ve partinin yeraltı çalışmalarına dönüşünü anlatıyor. Ayrıca Komünistlerin rejim hapishanelerinde ödedikleri ağır bedeller üzerinde duruyor.
Şerbil, giriş bölümünün sonunda Irak'ın hala kendisini, yerini ve Iraklıları olduğu kadar Arap ve bölgesel dengeleri de ilgilendiren kaderini aradığını düşünüyor. Bölümü şu ifadeleri kullanarak sonlandırıyor: “Abartısız söylüyorum; Irak geleceğe giden yolu takip edemezse Arap geleceği eksik ve kusurlu kalacak.”
 Şerbil, röportajları da makalelerini kaleme aldığı gibi tutkuyla, kararlılıkla yazıyor. Metanetli ve basit, nabzı atan bir dil kullanıyor. Röportajlarında kendinizi akıcı bir metin okurken bulursunuz. Röportajlarda çetrefilli ve heyecan verici konulara gelindiğinde anlatım pürüzsüzleşir ve gerilim hissedilir. Belki de bu diyalogları karakterize eden şey, çok sayıda gerçek, anlatı ve sırrın gerçek gazeteciliğin kalbinde çok önemli olan okuma sevinciyle birleşimidir.

 


İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
TT

İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 

Axios sitesinin İsrailli ve Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre İsrail, Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi kontrol altına almak ve “Hizbullah”ın askeri altyapısını çökertmek amacıyla Lübnan’daki kara operasyonunu büyük ölçüde genişletmeyi planlıyor.

Üst düzey bir İsrailli yetkili “Axios”a, “Gazze'de yaptığımızı yapacağız” dedi. Bu sözlerle, İsrail'in “Hizbullah”ın silah depolamak ve saldırılar düzenlemek için kullandığını iddia ettiği binaların yıkılmasına atıfta bulundu.

2006'dan sonra olası en büyük kara harekatı

Bu operasyon, 2006'dan bu yana Lübnan'da gerçekleştirilen en büyük İsrail kara harekatı olabilir ve bu durum, ülkeyi İran'la savaşla bağlantılı artan bölgesel gerginliğin merkezine yerleştirebilir.

Siteye göre bu büyüklükteki bir operasyon, İsrail'in Lübnan'ın güneyini uzun süreli olarak işgal etmesine yol açabilir.

Lübnan hükümeti, “Hizbullah”ın İsrail'e roket atmasının ardından yeniden alevlenen savaşın ülkede geniş çaplı yıkıma yol açmasından derin endişe duyuyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)

Axios'un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için büyük bir İsrail operasyonunu desteklerken, aynı zamanda Lübnan devletine verilebilecek zararı sınırlamaya çalışıyor. Trump yönetimi, savaş sonrası bir anlaşmaya varmak için İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da teşvik ediyor.

İsrail’in hesaplarında değişiklik

İsrailli yetkililere göre İsrail hükümeti birkaç gün öncesine kadar İran’la olan çatışmaya odaklanabilmek için Lübnan’daki gerginliği kontrol altına almaya çalışıyordu.

Ancak bu hesaplar çarşamba günü, “Hizbullah”ın “Yenilen Fırtına” adını verdiği operasyonda 200'den fazla roket fırlatmasıyla değişti. Bu, İran'ın da onlarca roket fırlattığı geniş çaplı koordineli bir saldırıydı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bu saldırıdan önce Lübnan'da ateşkes yapmaya hazırdık, ancak saldırıdan sonra geniş çaplı bir operasyondan geri dönüş yolu kalmadı” ifadelerini kullandı.

Askeri Hareketler

İsrail ordusu, İran ile savaşın patlak vermesinden bu yana Lübnan sınırına 3 zırhlı ve piyade tümeni konuşlandırmış, bazı birlikler ise son iki hafta içinde küçük çaplı sınır ihlalleri gerçekleştirmişti.

Ordu, dün kara operasyonunun genişletilmesine hazırlık amacıyla sınıra takviye güçler gönderildiğini ve daha fazla yedek askerin çağrıldığını duyurdu.

Bir İsrailli yetkili Axios'a verdiği demeçte, hedefin “bölgeleri kontrol altına almak, (Hizbullah'ı) sınırdan uzak kuzeye itmek ve köylerdeki askeri mevzilerini ve silah depolarını imha etmek” olduğunu söyledi.

İsrail, Washington ile «durum bazında» istişarede bulunuyor

ABD yönetimi, dün İsrail’den operasyon sırasında Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı veya Lübnan devletine ait tesisleri bombalamamasını istedi. İsrail tarafı havalimanını hedef almaktan kaçınmayı kabul etti, ancak devlet altyapısını korumaya tam olarak uymadı.

İsrail ordusu dün, “Hizbullah”ın askerlerini ve silahlarını taşımak için kullandığını söylediği Güney Lübnan'daki bir köprüyü bombaladı.

Bir İsrailli yetkili “Axios”a, İsrail'in Washington ile “duruma göre” istişare edeceğini belirterek, “Bu operasyon için ABD'den tam destek aldığımızı hissediyoruz” dedi.

Öte yandan, bir ABD'li yetkili siteye yaptığı açıklamada, “İsrailliler, (Hizbullah'ın) bombardımanını durdurmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmalıdır” ifadesini kullandı.

İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)

Netanyahu, Ron Dermer'i görevlendirdi

Buna ek olarak, Netanyahu, savaş süresince Lübnan dosyasını yönetmesi için eski bakan Ron Dermer'i görevlendirdi. Axios'un aktardığına göre Dermer, önümüzdeki haftalarda doğrudan görüşmeler başlarsa, Trump yönetimi ile iletişimi ve Lübnan hükümeti ile olası müzakereleri yürütecek.

Washington Boulos'u görevlendiriyor

ABD tarafında ise bu konuyu, Başkan Trump'ın danışmanı ve ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi olan Lübnan asıllı Massad Boulos yönetiyor.

“Axios”un haberine göre Boulos son günlerde İsrailli, Lübnanlı ve Arap yetkililerle temas kurarak İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırmaya çalıştı.

Son günlerde Lübnan hükümeti, ateşkes şartları konusunda İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya istekli olduğunu belirtti.

Axios'a göre, Trump yönetimi bu müzakereleri, 1948'den beri süregelen İsrail ve Lübnan arasındaki savaş halini resmen sona erdirebilecek daha geniş bir anlaşma için temel olarak kullanmayı umuyor.

Dün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile devam eden savaşını durdurmaya yönelik bir girişim kapsamında bu hafta önerdiği müzakere teklifine henüz bir yanıt almadığını açıkladı.

ABD'li “Axios” sitesi kaynaklara dayandırdığı salı günkü haberinde, İsrail'in Lübnan'ın önerisini reddettiğini aktardı ve ABD ile İsrail'in tepkilerinin “soğuk ve oldukça şüpheci” olduğunu ifade etti.


Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
TT

Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)

İsrail ile “Hizbullah” arasında 13 gün önce başlayan savaşın ardından Lübnan'a yönelik devam eden İsrail hava saldırıları sonucunda 26 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 51 kişi ise yaralandı. Diğer yandan İsrail, “Hizbullah”ı ambulansları askeri amaçlarla kullanmakla suçladı.

Sağlık ekiplerinin kayıpları: 26 ölü, 51 yaralı

Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 Mart'tan bugüne kadar hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin toplam sayısı 26, yaralıların sayısı ise 51 kişidir. Bu rakamlar, düşmanın şiddet içeren uygulamalarının en açık kanıtıdır” ifadeleri yer aldı. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Burç Kalavay’a düzenlediği hava saldırısında bir sağlık merkezinde 12 sağlık görevlisinin öldüğü bildirilen bir başka açıklamanın sonrasında yapıldı.

Güney Lübnan'da bir sağlık merkezi hedef alındı

Bu açıklama, Güney Lübnan'ın Burç Kalavay kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezini hedef alan İsrail saldırısında 12 sağlık çalışanının öldürüldüğünün duyurulmasının ardından geldi.

Sağlık Bakanlığı, merkezin ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış sağlık merkezleri ağının bir parçası olduğunu ve bakanlığın denetimi altında sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalıştığını belirterek, eylemin “Lübnan'daki bir sivil sağlık tesisine yönelik doğrudan saldırı” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, saldırının merkezde görev yapan doktorlar, sağlık görevlileri ve hemşirelerden oluşan bütün personeli vurduğunu; sadece ağır yaralanan bir sağlık görevlisinin hayatta kaldığını, 4 kayıp kişinin aranmasına ise devam edildiğini belirtti.

İsrail ordusu sözcüsü Avihay Adraee, bugün “Hizbullah”ı “ambulansları geniş çapta askeri amaçlarla kullanmakla” suçlamış ve İsrail'in, “Hizbullah”ın ambulansları kullanarak gerçekleştirdiği “herhangi bir askeri faaliyete karşı uluslararası hukuka uygun olarak” hareket edeceği uyarısında bulunmuştu.

Sağlık Bakanlığı İsrail'in iddialarını yalanladı

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun suçlamalarını reddetti ve ambulansların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasının «İsrail ordusunun insanlığa karşı işlediği suçları meşrulaştırma çabasından başka bir şey olmadığını» belirtti.

Bakanlık, tıbbi ekiplerin ve sağlık tesislerinin hedef alınmasının, silahlı çatışmalar sırasında tıbbi hizmetlerde çalışanların ve sağlık tesislerinin korunması gerektiğini belirten uluslararası yasalara ve Cenevre Sözleşmelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Bakanlık ayrıca, son saldırıların Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Lübnan Kızılhaçı'nı da kapsadığını belirterek, bunun sağlık sektörüne yönelik saldırıların kapsamının genişlediğini gösterdiğini ifade etti.