Büyük Şii- Sünni savaşı

İran’a bağlı Husi çeteleri Yemen’deki tüm savaşı bitirme ve barış girişimlerini reddetti (AFP)
İran’a bağlı Husi çeteleri Yemen’deki tüm savaşı bitirme ve barış girişimlerini reddetti (AFP)
TT

Büyük Şii- Sünni savaşı

İran’a bağlı Husi çeteleri Yemen’deki tüm savaşı bitirme ve barış girişimlerini reddetti (AFP)
İran’a bağlı Husi çeteleri Yemen’deki tüm savaşı bitirme ve barış girişimlerini reddetti (AFP)

Saad bin Tifle el-Acmi
O, yüzyıllardır bütünüyle barışı veya bir arada yaşamayı bilmeyen bu bölgede iyilik, bir arada yaşama ve barış düşmanlarının dilediği şeydir. Tüm gösterge ve gelişmeler, büyük bir Sünni-Şii savaşının, Körfez ülkeleri ve Ürdün tarafından temsil edilen Arap Doğu ülkelerinin geri kalanını yok etme hayali ve hedefi olduğu sonucuna varıyor. Irak paramparça oldu, Suriye yıkıldı, Lübnan telef oldu ve Yemen rüzgârın gönündeki bir yaprak gibi savrulmaya başladı. Bunlar öncelikle aptal diktatörlükler, tiranlık ve zorbalıklar nedeniyle yaşandı. Üzerine bir de geçmişin derinliklerinde kalan arkaik ideolojiler ile halkı harekete geçirmek ve kitleleri bir araya getirip girenin mağlup ya da zafer sanrısına kapıldığı tarihi savaşları sürdürmeye iten siyasal dinin saçmalıklarının bir karışımı olan İnsan unsuru eklendi. “Onlar bir ümmetti gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz” (Bakara/134)
İran, 14 asır önce Kureyş'in, iktidar için verdiği savaşları çağrıştırıyor. Basit ve çaresiz olan demagogları, dönüşleri ancak O’na olan Rablerine yüzlerini dönen savaş kurbanı insanları seferber ediyorlar. Bölgemizdeki mezhepsel seferberliğin bir karışımı olarak resmi İran görüşü ile karıştırılan siyasi-dinsel söylem, Pakistan ve Afganistan’ın, Lübnan’ın güneyindeki küçük köyler ve hatta modern tarihinde mutluluğu bilmeyen bedbaht Yemen’in fakir, basit ve sıradan halkını silah altına almakla en açık ve en çirkin boyutuna ulaştı. Tıpkı milislerin Veliyy-i Fakih’in sloganlarını yüceltmek için uğraşıp durduğu paramparça haldeki Irak’ta olduğu gibi. Çoğu daha dün gibi ‘Saddam ismin Amerika’yı salladı!’ sloganlarıyla içinize sirayet edip aklınızı karıştırıyordu. Aynı şey ülke ve halkı yakan, her şeyi yakıp yıkmak ve ondan kurtulmayı düşünen ve düşünmeyen herkesi öldürmek için İran ve Rusya’dan yardım alan tiranlık nedeniyle harap olan Suriye için de geçerliydi.
Lübnan lirası çöküyor. Yeşil Lübnan’da insanlık açlıktan ölecek seviyeye geldi. Hükümet, İran’ın üçte bir engeli nedeniyle kurulamıyor. Siz hiç üçte birlik kısmın üçte ikilik kısma egemen olduğu bir demokratik rejim duydunuz mu? Ben duydum Velayet-i Fakih sistemi. Kim aksini söylerse akıbeti özgür, seküler, vatansever ve Şii bir kökene sahip olan ve Hizbullah tarafından suikasta uğrayan Lokman Selim’inki gibi olur: “Ses kesen şeref sahibi olurken, sesini duyurmaya çalışan öldürülür!”
Nitekim İran’a bağlı Husi çeteleri Yemen’deki tüm savaşı bitirme ve barış girişimlerini reddetti. Bu girişimlerin sonuncusu geçtiğimiz Pazartesi günü kapsamlı bir ateşkes ve Yemenli taraflar arasında barış müzakerelerinin başlatılması çağrısında bulunan Suudi girişimi oldu. Tüm bunlar arasında Yemen halkı, yoksulluk, açlık, hastalık, derbederlikten muzdarip durumda. Ancak heyhat, Veliyy-i Fakih, Mekke ve Medine’nin kurtuluşu için ‘’Hüseyin İntikamı’ adı altından Arap olan her şeye beslediği kara nefretin akıttığı kanı çiğniyor.
İran ve ona bağlı olan Husiler dışında Birleşmiş Milletler (BM) ve tüm dünyanın Suudi barış ve Yemen’deki savaşı sonlandırma girişimini memnuiyetle karşıladığını unutmayın!
İran, 2019 yılının Eylül ayında Abqaiq (Abkayk) ve Hurays’ı hedef alarak İran’dan, İranlı milisler tarafından Irak’tan ve Riyad’ı hedef alarak Saada’dan Suudi topraklarına fırlatılan füzelerle, Suudi Arabistan’a savaş açtı. Savaşı durdurmayın çünkü doğuda Tahran’dan, batıda da Eritre’deki İran deniz üssü üzerinden Mekke ve Medine’ye doğru ilerliyoruz.
Peki ya Kudüs? Cevap: Akıllım iyi anla. O Haremeyn-i Şerifeyn’in üçüncüsü, ilki değil ki!
Paylaşılan bir videoda Irak Haşdi Şabi Güçleri Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in yanında bulunan bir arkadaşını DEAŞ’a karşı elde ettikleri zafer nedeniyle kutluyorlar. O da cevaben şu ifadeleri kullanıyor: “Darısı Kudüs’ün başına! Mühendis Farsça konuşarak şunları söylüyor: “Hayır, Suudi Arabistan ve Riyad’ın başına!”
Mühendis, geçtiğimiz yıl Ocak ayında Bağdat Havaalanı’nda ABD tarafından gerçekleştirilen bir saldırı sonucunda Kasım Süleymani ile öldürülmesi de dikkate şayandır.
Tahran’daki kamuya mâl olmuş liderler, ne yazık ki rejimin devamlılığı ve kanlı müdahalelere karşı yürütülen dış politikalarının gerekçesi, İran'daki baskı ve yoksulluğun bahanesi olarak çoğu yurtdışında olan siyasi Şiilik hezeyanı ve İran ırkçılığının bir karışımını tekrarlamaya devam ediyor. Gözlemciler, ufukta Tahran’dan çıkıp genelde Araplara özelde de Suudi Arabistan’a doğru yayılan bir akıl ve mantık parıltısı göremiyor. İran Araplar hariç tüm dünyaya pragmatik yaklaşabilir. Büyük Şeytan (ABD) ile anlaşabilir ve nükleer anlaşmalar yapabilir. Tıpkı 1985 yılında ‘Iran Contra Gate’ anlaşmasında olduğu gibi İsrail aracılığıyla ondan silah satın alabilir. Hatta tüm korkaklık ve zelilliği ile her gün Suriye ve Irak’taki takipçilerini vuran İsrail tarafından saldırıya da uğrayabilir. Ancak acı içinde kıvranan Yemen halkının kanını bağışlamayı kabul asla kabul etmez. Maran dağları ve Saada’da Husileri provoke etmeye devam eder.
İran, 1980 yılında Irak'la şiddetli bir savaş başlattı. İran, zorba Saddam Hüseyin tarafından İran’a karşı kapsamlı bir düşmanlığa dönüştürülen bu savaşı, sekiz açlık senesi boyunca sürdürme konusunda ısrarcı davrandı. Bütünüyle yakıp yıkıp bir milyondan fazla insanın ölümüne neden oldu. Ardında yaralı, sakat, yetim ve evsizler bıraktı. Her iki halkın da fakirlerinin payına düşen mallardan yüzlerce milyar doları çarçur etti. Bunu ta ki Basra, Muhammarah, Abdan, Dezful ve Fao'nun yıkılmasından sonra o dönemki lideri Humeyni ‘zehri içip’ ateşkesi onayladığı 1988 yılına kadar devam ettirdi. Ancak Humeyni İran’ı, Saddamcılığın Saddam’ın ölümüyle sona ermesi gibi bitip gitmedi. Bilakis Irak’ın ötesine uzanan tüm Arap bölgesinde yeniden savaşlar başlatmak üzere sekiz yıllık savaşın zehrinden kurtulup hızlıca toparlandı. Bu savaşları da çoğunlukla ayak takımı ve cahillerden oluşan ona bağlı milisleri tarihi aşan sıkıcı mezhepçi dili ile harekete geçirerek vekaletle yaptı.
Bugün gözlemciler, İran’ın mezhepçi sloganlarla ülkelerine karşı seferber etmeye çalıştığı Arap Şiilerin, Arap ve Müslüman vatanseverliği ile ayaklanıp ülkelerine karşı yapılan müdahalelere direniş gösterdiklerine tanık oluyor. Bölgesel versiyonu olan Hizbullah’ın uyguladığı terörizm ve çevrelerindeki faaliyetlerine göz yumup onlar adına karar verilmesi ve kaderlerinin Tahran’ın elinde olmasını reddediyorlar. Mezhep partileri Tahran’daki Velayet-i Fakih tarafından yönetilen Arap Şii toplumlarına ne olduğunun farkına vardılar. Aralarına yoksulluk, yıkım ve açlık girdiğinin, yaşam ve gelişme koşullarının her düzeyde çöktüğünün farkındalar.
Körfez ülkeleri olarak bize düşen, İran'ın körüklediği mezhepçi tahrifata karşı yenilmez bir kalkan ve aşılamaz bir engel gibi bölgemizdeki vatandaşlarımızın bağlılığını güçlendirmektir. Bunu da mezhepleri ne olursa olsun tüm vatandaşların haklarını güvence altına alarak yapmalıyız. Şii vatandaşlarımız arasındaki ulusal Şii sesinin gerçek azığı budur. Aksi takdirde, vatandaşlar arasında mezhep temelinde ayrımcılık yapan herhangi bir politika, İran'ın etki ve sonuçlarını ortaya çıkaran bir günahtır. Sıradan insanları İran tarafından önderlik edilip yönetilen siyasi mezhepçiliğe iten de budur.
Bu makale, siyah sarıklıların bize eziyet etmekten vazgeçmesi için İran'daki bilge insanlara hitap eden makale dizisinden bir parçadır. Allah şahit, bu tutum size de bize de karanlık günler ve üzerinde karakargaların öttüğü harabeler dışında bir şey getirmeyecek. İran’dan tek beklenen uluslararası hukuk kurallarına ve iyi komşuluk politikalarına göre bir devlet olarak ülkelerimizle komşuluk ilişkilerinde bulunup, geri dönüşü olmayan tarihi dehşet ve trajedileri bir kenara bırakmak.
Tarihi ve olayları, günümüz söylemlerinin yakıtı olarak hatırlatmak ve anlamaya çalışmak, gericiliktir. Siyasi dinin sarıklarının müdahalede bulunup egemenlik kurduğu ülkeleri yıkıma sürükleyen de budur. Bu ülkelerden ilki de İran'ın ta kendisidir.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.