Buz Devri'nden bugüne mamutların yeryüzü macerası: En eski DNA keşfinin ardındaki ODTÜ’lü ekip anlattı

Mamut kalıntılarının keşifleri 15. asra kadar uzanıyor. Kalıntıların filden farklı, soyu tükenmiş bir hayvan olduğunun belirlenmesi ise 1796'da karşılaştırmalı genetikçi Baron George Cuvier'in çalışmalarıyla mümkün oldu (Wikimedia Commons)
Mamut kalıntılarının keşifleri 15. asra kadar uzanıyor. Kalıntıların filden farklı, soyu tükenmiş bir hayvan olduğunun belirlenmesi ise 1796'da karşılaştırmalı genetikçi Baron George Cuvier'in çalışmalarıyla mümkün oldu (Wikimedia Commons)
TT

Buz Devri'nden bugüne mamutların yeryüzü macerası: En eski DNA keşfinin ardındaki ODTÜ’lü ekip anlattı

Mamut kalıntılarının keşifleri 15. asra kadar uzanıyor. Kalıntıların filden farklı, soyu tükenmiş bir hayvan olduğunun belirlenmesi ise 1796'da karşılaştırmalı genetikçi Baron George Cuvier'in çalışmalarıyla mümkün oldu (Wikimedia Commons)
Mamut kalıntılarının keşifleri 15. asra kadar uzanıyor. Kalıntıların filden farklı, soyu tükenmiş bir hayvan olduğunun belirlenmesi ise 1796'da karşılaştırmalı genetikçi Baron George Cuvier'in çalışmalarıyla mümkün oldu (Wikimedia Commons)

Bundan yaklaşık 12 bin yıl öncesine kadar yeryüzünde kılıç dişli kediler, dev tembel hayvanlar ve yünlü mamutlar geziyordu. Bu manzara, ünlü animasyon serisi Buz Devri'ni (Ice Age) izleyenlere muhtemelen tanıdık gelecektir.
Gerçekten de o dönemde yeryüzünde, sıcaklıkların bugünkünün 5 ila 10 derece altında seyrettiği, yağışlarınsa bugünkü ortalamanın yarısı kadar olduğu bir buz devri hüküm sürüyordu. Bilim insanlarının Pleistosen Çağ diye adlandırdığı jeolojik dönem, 2,6 milyon yıl önce başlamış ve 11 bin 700 yıl önce sona erdi. Bu esnada yeryüzü insanların gördüğü tek, gezegenin gördüğü son buz devrine sahne oldu.
Dünya'nın yaklaşık 4,6 milyar yıllık yaşamında belgelenen 5 büyük buzul çağı var. Bunların çoğu insanın tarih sahnesine çıkmasından önce meydana geldi. Sonuncusunda ise insanlarla yünlü mamutlar bir arada yaşadı ve insanın gezegende egemenlik kurması, yünlü mamutlar gibi büyük memelilerinse yok olmasıyla sonuçlandı.
Pleistosen Çağ'a ve çağın simgesi haline gelen yünlü mamutlarına dair bu ayrıntılı bilgileri günümüzde giderek gelişen araştırma teknolojilerine borçluyuz. Genetikte ve paleontolojideki atılımlar şaşırtıcı boyutlara ulaşıyor. Örneğin kısa süre önce Stockholm'deki Paleogenetik Merkezi'nden araştırmacıların liderliğinde dünyanın en eski DNA'sı keşfedildi. Bu DNA bir mamuta aitti ve iki yeni mamut soyunu ortaya koydu.
Dahası, saygın akademik dergi Nature'da yayımlanan araştırmada Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden (ODTÜ) üç bilim insanı da yer aldı. Ekin Sağlıcan, Fatma Rabia Fidan ve Mehmet Somel'in katkı koyduğu keşif, Pleistosen'in yünlü mamutlarının evrimine dair bilinmeyen birçok noktayı aydınlattı. Bizler de ODTÜ'lü araştırmacılarla keşfin detaylarını, yünlü mamutların evrimini ve mamutları tanımanın bugün insanlığa neler kazandırabileceğini konuştuk.

Yeni mamut soyları ortaya çıktı: Fillerin yakın kuzenlerine kısa bir bakış
"En eski DNA" unvanını kazanan gen, yaklaşık 1,2 milyon yaşında. Devrin simgesi haline gelecek yünlü mamutlar ve bunların yakın akrabası Kolombiya mamutları o dönemde henüz ortaya çıkmamıştı.
Bugünkü ABD'den Kosta Rika'ya uzanan topraklarda yaşayan Kolombiya mamutlarının yaklaşık 500 bin yıl önce yünlü mamut ve bir başka mamut soyunun melezleşmesiyle ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Yünlü mamutlar da Doğu Asya'da yaklaşık 800 bin yıl önce bozkır mamutundan ayrılmaya başladı. Yeni araştırmada bulunan DNA ise bahsi geçen mamut türlerinin atalarının, yani bozkır mamutlarının yaşadığı dönemden kaldı.
Bu araştırmada bilim insanları, Sibirya'da bulunan, üç mamuta ait dişleri genetik açıdan analiz etti. Her dişten küçük toz örnekleri alındı ve bu örnekler başka mamutlara ait DNA dizileriyle karşılaştırıldı. Böylece dişlerin ait olduğu mamutların yaşı belirlendi. Analizler, yaklaşık 1,2 milyon yıllık en eski numunenin daha önce keşfedilmemiş bir mamut soyuna ait olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, numunenin bulunduğu konuma dayanarak bu hayvanı Krestovka mamutu diye adlandırdı. Diğer iki azı dişiyse yaklaşık 1 milyon yıllık Adycha isimli bir mamuta ve 500 ila 800 bin yıllık Chukochya adlı bir yünlü mamuta aitti. 

Araştırmacılar, genetik analizde üç eski mamutun bilinen diğer örnekler ve türlerle nasıl ilişkili olduğunu da inceledi. 1,2 milyon yaşındaki Krestovka mamutu, önceden bilinen hiçbir türe uymayan benzersiz bir mamut soyundan geliyordu. Adycha mamutundan alınan diğer milyon yıllık genom ise Adycha'nın yünlü mamutun atası olabileceğini ortaya koydu. Kıl uzaması, yağ katmanı, soğuğa tolerans gibi Kuzey Kutbu yaşamıyla ilişkili gen çeşitliliklerinin, yünlü mamutun kökeninden çok daha öncesine dayanan bu mamut türünde mevcut olduğu ortaya çıktı.
Independent Türkçe'ye ortak açıklamada bulunan ODTÜ'lü araştırmacılar, "Genetik profillerini incelediğimizde Adycha ve Krestovka'nın Erken Buz Çağı'nda Sibirya'da yaşamış iki ayrı mamut grubu olduğunu tahmin ediyoruz" ifadelerini kullandı:
"Adycha'nın içerisinde bulunduğu popülasyon, son 1 milyon yıl içinde Sibirya'da evrilen yünlü mamutların ataları gibi görünüyor. Krestovka'nın genetiğine baktığımızda onun popülasyonunun genetik açıdan Adycha'dan ve yünlü mamutlardan daha farklı olduğunu görüyoruz. İki popülasyon uzun süre boyunca izole kalırlarsa genetik olarak bu şekilde farklılaşıyorlar. Krestovka'nın ataları da Adycha'nın atalarından bir süre izole kalmış olmalı."

Kolombiya mamutunun şaşırtıcı kökeni
Daha önceki analizlerden elde edilen veriler, son buzul çağında Kuzey Amerika'da yaşayan Kolombiya mamutunun bir melez olduğunu göstermişti. Evrim Ağacı'nın aktardığına göre yeni araştırma, Kolombiya mamutunun genomunun yaklaşık yarısının Krestovka soyundan ve diğer yarısının da yünlü mamuttan geldiğini ortaya koydu.
Bulguların şaşırtıcı niteliğini vurgulayan ODTÜ'lü araştırmacılar, "İlginç biçimde Krestovka mamutu, fosilleri Kuzey Amerika'da bulunan Kolombiya Mamutu'na genetik açıdan özel bir yakınlık taşıyor" dedi ve ekledi:
"Analizlerimiz gösteriyor ki Kolombiya Mamutu, kökenini bahsettiğimiz Adycha soyu ile Krestovka soyunun Orta Buz Çağı'nda karışmasından almış. Buna biyolojide hibritleşme deniyor. Farklı bulguları bir araya getirdiğimizde, bu hibritleşmenin yaklaşık 500 bin yıl önce ve Kuzey Amerika'da yaşandığını tahmin ediyoruz. Yeni bulgularla bu tablo daha da netleşecektir."

ODTÜ'lü araştırmacılar ayrıca yünlü mamutlar ve Kolombiya mamutları arasında daha yakın dönemde ikinci bir karışma daha yaşandığını ifade etti. Bu karışmanın yünlü mamutlardan Kolombiya mamutlarına tek taraflı bir aktarıma sahne olduğunu belirten ekip, bunu şöyle açıkladı:
"Birbirlerinden bir süre ayrı kalıp genetik açıdan farklılaşan grupların, birinin diğerinin yaşam alanına göç etmesiyle yeniden karışmaları doğada çok yaygın karşılaşılan bir durum. Modern insan ve Neandertal arasında yaşanan da buna bir örnek."

Bir bilimkurgu efsanesi: "Pleistocenic" Park mümkün mü?
Ünlü yönetmen Steven Spielberg'ün Jurassic Park serisinde bir DNA örneği sayesinde 66 milyon yıl önce yeryüzünden silinen dinozorlar, yeniden hayata dönüdürülüyor. Seride bilim insanları, kehribar içindeki sivrisineklerin midelerinde emilmiş kandan 80 milyon yıllık dinozor DNA'larını çıkarıyor.
Aslında DNA'nın bu kadar uzun bir süre boyunca korunabilmesi, yalnızca bilimkurguda görülebilir. Evrim Ağacı'nın aktardığına göre, DNA'nın 65 milyon yıl önce yok olmuş dinozorlardan günümüze kadar ulaşması teorik açıdan imkansız. Araştırmalar, kusursuz şartlar altında bile DNA bağlarının en fazla 6,8 milyon yıl içerisinde tamamen yok olacağını gösteriyor. Yani 6,8 milyon yıl, DNA'nın teorik olarak korunabileceği maksimum süre.
Ancak bilim insanları, dinozorlar olmasa da binlerce yıl önce yok olan başka hayvanları yeniden hayata döndürmeye çabalıyor. En popüler çabalar arasında da mamutlar yer alıyor. Örneğin, Harvard Üniversitesi'nde Prof. George Church'ün liderliğindeki bir grup araştırmacı, nesli binlerce yıl önce tükenen yünlü mamutları genetik mühendisliğinden yararlanarak geri getirmeyi hedefliyor.
Prof. Church, araştırma ekibinin mamutlara ait özelliklerin bir Asya filine eklendiği melez bir embriyo oluşturmaya yaklaştıklarını ifade ediyor:
"Amacımız, melez bir fil-mamut embriyosu üretmek. Mamut özellikleri taşıyan bir dizi fil gibi düşünün. Henüz o noktada değiliz ama birkaç yıl içinde ulaşabiliriz."
Diğer yandan, Rus ve Japon bilim insanlarından oluşan bir ekip de mamutları geri getirmek için farklı bir yöntem izliyor. Bu araştırmacılar, 28 bin yıllık bir mamut yavrusunun sol arka bacak kemiğinden canlı hücre çıkarmayı başardı.
Daha sonra bu hücrenin çekirdeği bir fareye aktarıldı ve biyolojik aktivitelerde bulunduğu görüldü. Projenin üyeleri hala daha yok olmuş bir canlının geri getirilmesi için zaman olduğunu düşünse de bunun yakın gelecekte mümkün hale geleceğine inanıyor.
Yuka ismi verilen 28 bin yaşındaki mumyalanmış yünlü mamut kalıntısından alınan hücreler, 2010'da Sibirya'daki donmuş toprak tabakası içinde bulundu. 7 yaşında öldüğü tespit edilen hayvanın şu ana kadar bulunan en iyi korunmuş mamutlardan biri olduğu biliniyor.

En eski DNA, mamutların dirilişinde rol oynayacak mı?
Dünyadaki en eski DNA'nın bir mamuta ait olması, akla Jurassic Park'ın dinozorlarını getirse de uzmanlar, mamut dişinden elde edilen DNA'nın bu hayvanları geri getirmede etkili olacağını düşünmüyor.
Çalışmanın başyazarı, İsveçli genetikçi Dr. Tom van der Valk, The Salon'a yaptığı açıklamada "Bu son keşif, yünlü mamutun geri getirilmesine ciddi bir katkıda bulunmayacak. Çünkü bu araştırmadan önce de önemli miktarda mamut genomumuz vardı. Yani bir mamut genomunun nasıl olduğuna dair fikrimiz var" diyor.

Araştırmaya katkı koyan ODTÜ'lü biyologlar da keşfedilen bu eski genomların mamutları geri getirme çabasına fayda sağlamayacağını ifade ediyor:
"Bu konuda bir faydası yok çünkü çok eski oldukları için elde edilebilen DNA aşırı derecede parçalı ve az miktarda (tüm bir genom bile değil). Buna karşın daha yakın döneme ait mamutlardan elde edilmiş yüksek kalitede genomlar var."
Çalışmanın ortak yazarı, Stockholm Üniversitesi'nden İsveçli zooloji profesörü Dr. Love Dalén ise CRISPR-Cas9 teknolojisini kullanan genetikçilerin bu keşiften yararlanabileceğini aktarıyor. Söz konusu teknoloji genetikçilerin, genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkarma yapmasına ya da DNA dizilimininde değişiklikler meydana getirmesine olanak tanıyan özgün bir araç. Genetik bileşeni olan (kanser, hepatit B ve hatta yüksek kolesterol) gibi çok sayıda tıbbi rahatsızlığın tedavisinde CRISPR-Cas9 teknolojisini kullanmak mümkün.
 Dr. Love Dalén, mamut keşfinin bu teknolojide oynayabileceği rolü şöyle açıklıyor:
"Eğer birileri, herhangi biri bir fil genomunu düzenlemek için Crispr-Cas9 yöntemine başvurmak ve yalnızca yünlü mamuta özgü, benzersiz genleri kullanmak isterse bulgularımız yararlı olabilir. Çünkü yünlü mamutun doğrudan atasına ait genomun büyük bir bölümünü diziledik. Bu da artık bu benzersiz genleri tanımlayabileceğimiz anlamına geliyor."
Bazı bilim insanları bu tür çabaların niteliğinden şüphe duyuyor. O bilim insanları arasında, konuştuğumuz ODTÜ'lü biyologlar da yer alıyor. "Fikrin eğlenceli olduğuna katılıyoruz ama mevcut teknolojiyle gerçekçiliği konusunda ciddi şüphelerimiz var" diyen ekip, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Elde ettiğimiz DNA'yla mamut yavrusu üretmek bugünün şartlarında mümkün değil. Bunun birkaç sebebi var: Birincisi, döllenmiş bir fil yumurtasının DNA'sını tamamen mamutlaştırmak bugünkü CRISPR teknolojisiyle pratikte zor görünüyor çünkü iki tür arasında milyonlarca DNA dizisi farkı var. İkincisi, bu tip bir genom editleme mümkün olsa bile tam bir mamut yapabilmek için, filin yumurtasındaki DNA dizisi dışında, içindeki DNA'ya bağlı proteinleri ve DNA metillenmelerini de mamutlaştırmak gerekir. Ancak mamutun döllenmiş yumurtasındaki bu özellikleri bilmiyoruz."
Ekibe göre, teorik açıdan mamut gibi yünlü ve uzun dişli bir fil üretilebilir. Ama bu da aşırı emek isteyen bir süreç. Bu nedenle ekip, hamilelik süresi iki yıla yakın olan fillerle bu tür deneyler yapmayı pek makul bulmuyor. Ayrıca bu tip bir çabayla file zarar da verilebilir. Bu da akla mamutları "diriltmenin" etik yönlerini getiriyor.

Mamutları diriltmenin etik yanı
Bilim camiasının bir kısmı, mamutların geri dönüşünün bugün gezegenemizin karşı karşıya kaldığı iklim krizinin etkilerini hafifletebileceğini düşünüyor. Bu fikri savunan uzmanların başında Harvard Üniversitesi'ndeki fil-mamut melezi çalışmasının lideri Prof. George Church geliyor. 
Church, mamutların otlama alışkanlıklarıyla şekillenen eski kuru ve çimenli "mamut bozkırı" ekosisteminin yeniden ortaya çıkarılabileceğini öne sürüyor. Araştırmacıya göre bu yeni ekosistem donmuş bataklık topraklarının yerini alabilir ve örneğin ısıyı emen koyu renkli bitkilerin oranını azaltarak Kuzey Kutbu'ndaki erimeyi geciktirebilir. 

Bunun yanında Church, "soğuğa adapte olmuş filleri" geri getirmenin, fil ailesini de kurtarabileceğini savunuyor. Zira uzmanlar, fillerin neslinin tehlikede olduğuna dair uyarılarını uzun süredir dile getiriyor. Örneğin ABD'deki Colorado Üniversitesi'nden araştırmacılar, 2014'te yürüttükleri bir araştırmada Afrika'da her yıl ölen fil sayısının, doğan fil sayısını geçtiğini belirlemiş ve fil neslinin 100 yıl içinde tükenebileceği sonucuna ulaşmıştı. 
Church'e göre kaçak avcılık nedeniyle Afrika'daki fillerin nesli tehlikeye atılırken, mamutların klonlanması sayesinde en azından bazıları, Kuzey Kutbu'nda nispeten güvenli bir bölgeye sığınabilir. Bilim insanı CBS televizyonuna verdiği bir röportajda "Hayatta kalan son fillerin Kuzey Kutbu'ndaki yeni filler olması mümkün" açıklamasında bulunuyor.
Mamutları geri getirmeye yönelik çalışmalar sürerken, bilim dünyasının bazı kesimleri bu fikre şüpheyle yaklaşıyor. Örneğin Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi Profesör Adrian Lister, "Paramızı, nesli tükenmiş büyük bir memeliyi diriltebilecek projelere yatırmamalıyız. Bugün yok olmanın eşiğindekileri korumaya çalışmalıyız. Paramızı koruma çalışmalarına yatırmak en iyi yol olacaktır" diyor.
En eski DNA keşfinin ardındaki ODTÜ'lü ekip de "Bizce bilim insanlarının bu tip gerçekdışı iddialarla kamuoyunu oyalaması çok mantıklı değil. Bunun yerine akademik ve sosyal imkanlarını koruma faaliyetlerine, günümüz türlerinin yok olmasının engellenmesine yoğunlaştırabilirler" ifadelerini kullanıyor.

Ekibin üyelerinden ve ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü'nden Doç. Dr. Mehmet Somel, "Hem Afrika hem de Asya filleri bugün tehdit altında. Mamut araştırmalarının fillere ilgiyi artırması güzel ama sorunun basit bir bilinçsizlik olduğunu iddia etmek saçma olur" diyor ve ekliyor:
"Bu tehdidin başlıca kaynağı bilinçsizlik değil eşitsizlik. Bir yanda dünya zenginlerinin fildişi sevdası veya avlanma sevdası, diğer yanda karnını doyurmaya çalışan Afrikalı ve Asyalı çiftçiler ve yoksullar var. Fillerin korunmasının başlıca yolunun bu eşitsizliklerin yok edilmesi olduğunu vurgulamak gerekiyor. Zengin çocuklarını bilinçlendirmeye çalışmaktansa zenginleri mülksüzleştirmek daha gerçekçi bir çözüm gibi görünüyor."
Fikre şüpheyle yaklaşan bilim insanları, yeniden hayata döndürülecek bir mamutun çevreye nasıl adapte olacağını da sorguluyor. Örneğin, Sheffield Üniversitesi'nden Profesör William Holt, konuyla ilgili şüphelerini şöyle dile getiriyor:
"Bir türü diriltmeyi ve onun mutlu bir şekilde yaşamasını, hatta çevreyi milyonlarca yıl öncesine benzetmesini beklemek bende şüphe uyandırıyor. Klonlama, özellikle de mamut gibi bir hayvanı klonlama, dünyaya gelen hayvanın birçok zararlı gen taşımasına neden olabilir. Bu da tıpkı akraba evliliğindeki gibi sağlıksız bireylerin doğmasına yol açabilir.
Ayrıca klonlanmış o hayvanı ne yapacaksın? Onu nerede tutacaksın? O bir mamut olduğunu nasıl bilebilir? Başka memelilerden oluşan bir aileyle nasıl etkileşim kuracak? Zira bunu yapması gerekiyor."

Sahi mamutlar niye yok olmuştu ki?
Bilim insanları mamutların neden yok olduğuna dair mutabakat sağlayabilmiş değil. Ancak genel eğilim, iklim değişikliğinin bu hayvanların yaşamına elverişli bölgeleri önemli ölçüde azalttığından yana. Bu eğilim, son buz çağının ardından gezegenin ısınmaya başlamasıyla birlikte iklim değişikliğinin mamutları yok ettiğini ileri sürüyor.
Bir diğer eğilimse mamutların yok oluşunda insanın oynadığı role dikkat çekiyor. Son araştırmalar da insanın mamutlar üzerinde kurduğu avlanma baskısının, yok oluşta düşünüldüğünden daha etkili olduğuna işaret ediyor. Bazı bilim insanlarıysa mamutların soyunu hem iklim değişikliğinin hem de insanların tükettiği görüşünde.

Son buz çağının ardından gezegen ısınırken yünlü mamutlar, kuzeye göç etmeye başladı. Türün büyük kısmı yaklaşık 11 bin yıl önce ölse de bazı küçük gruplar, yalıtılmış alanlarda birkaç bin yıl daha hayatta kaldı. Bu son kalanların soyunun da yaklaşık 4 bin yıl önce tükendiği düşünülüyor.
Uluslararası bir araştırma ekibinin internet sitesi bioRxiv'de erişime açtığı yeni bir araştırmaya göre en muhtemel senaryo, iklim değişikliğinin mamutları daha kısıtlı çevrelere ittiği ve avcıların da bu hayvanların soylarını tükettiğina işaret ediyor. Araştırmacılar, "İnsan avcılar olmasaydı mamutlar 4 bin yıl daha yaşayabilirdi" diyor.
Doç. Dr. Mehmet Somel ve ekibi de bu tür çalışmaların mamutların nasıl yok olduğunu anlamada önemli rol üstlendiğini dile getiriyor. Ekip, "Mamutların ve başka büyük memelilerin son 100 bin yıl içinde yok olması sürecinde hem iklim değişikliği hem de Afrika'dan çıkan insan gruplarının yoğun avlanmasının rol oynadığı düşünülüyor" ifadelerini kullanıyor:
"Ancak iki sürecin göreli katkılarına dair kesin kanıya varmak da kolay değil. Öte yandan bu tipte modelleme çalışmaları insan rolüne dair daha elle tutulur bir fikir sunduğu için değerli."

Mamutlar ve insanların tarihsel ilişkisi: Zekamızı onlara mı borçluyuz?
Mamutların ve diğer iri memelilerin tarih sahnesinden silindiği Pleistosen Çağ, insanın dünyada hakimiyet kurmasının önünü açtı. Uzmanlar, iklim değişikliklerinin kazananlarının ve kaybedenlerinin olduğunu sıklıkla dile getiriyor. İşte son buz devrinin kaybedenleri mamutlar olurken, kazananları da insanlar oldu.
Zira evrimbilimciler, Pleistosen Çağ'da insan beyninin büyüdüğünü söylüyor. Üstelik bugünkü beyinlerimizi ve zekamızı mamutlara borçlu olabiliriz. İsrail'deki Tel Aviv Üniversitesi'nden araştırmacılar, söz konusu dönemde insanların daha küçük ve hızlı avların peşine düştüğünü, böylece beyinlerinin büyüdüğünü öne sürdü.
Bu hipoteze göre ilk insanlar, kendilerine bol yağlı yiyecekler sağlayan, fil gibi büyük hayvanları avlamakta uzmanlaşmıştı. Ancak daha büyük beyinli insanlar, küçük ve hızlı avları yakalamada daha iyiydi. Bu nedenle büyük hayvanların sayısı azalırken büyük beyinli insanlar avantaj elde etti.
İşte bunun sonucunda 2 milyon yıl önce ortalama 650 santimetreküp boyutundaki insan beyni, 10 bin yıl önce tarım devriminin zirvesindeyken yaklaşık bin 500 santimetreküpe ulaştı.
Söz konusu araştırmanın bulguları, insanlar ve mamutlar arasındaki süregelen ilişkiyi de çarpıcı biçimde gösteriyor. Mamutların yok oluşu, insanları daha zeki kılarken, zeki insan da binlerce yıl sonra mamutları tarih sahnesine yeniden çıkarmak için çalışıyor.

Independent Türkçe
 



Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir
TT

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Yeni bir araştırma, yapay zekanın ruh sağlığımıza verdiği zararı en aza indirmeye yönelik kritik yöntemlerden birinin aslında durumu daha da kötüleştirebileceği uyarısı yapıyor.

Sohbet botlarının ruhsal sıkıntı ve hatta psikozda nasıl payı olabileceğiyle ilgili yaygın endişeler sürerken önerilerden biri de sohbet botlarının, insan olmadıklarını ve karşı tarafın bir sohbet botuyla konuştuğunu kullanıcılara düzenli şekilde hatırlatması.

Ancak araştırmacılar bu önerinin, halihazırda savunmasız kişilerin ruhsal sıkıntılarını artırarak durumu daha da kötüleştirebileceğini savunuyor.

Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi'nden halk sağlığı araştırmacısı Linnea Laestadius yaptığı açıklamada, "Zaten sohbet etmek için bilerek sohbet botu tercih eden kullanıcıların karşılaştığı riskleri, zorunlu hatırlatmaların kayda değer derecede azaltacağını varsaymak hata olur" diyor. 

Halihazırda yalnız hisseden birine, destek gördüğünü ve yalnız olmadığını hissettiren tek şeyin bir insan olmadığını hatırlatmak, onu daha da yalnız hissettirerek ters tepebilir.

Bu uyarı, sohbet botlarını cinayet ve intiharla ilişkilendiren haberlerin ardından geldi. Sistemlerin yardımsever doğası ve hâlâ nispeten bilinmeyen ve öngörülemeyen yapıları nedeniyle, yapay zeka sohbet botları insanlara yardım etmek yerine onların sanrılarını veya zihinsel sağlık sorunlarını teşvik etmekle suçlanıyor.

Bazıları bu tür durumlarda insanlara bir sohbet botuyla konuştuklarını ve botun insan duygularını hissedemediğini hatırlatmanın yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Ancak yeni çalışmanın yazarları, araştırmaların bunu göstermediğini savunuyor.

Laestadius, "Kullanıcılara bir insanla değil, sohbet botuyla konuştuğu hatırlatılsa bota bu kadar bağlanmayacakları ve algoritma tarafından manipüle edilmeyecekleri düşüncesi kulağa mantıklı gelse de mevcut kanıtlar bu fikri desteklemiyor" diyor.

Araştırmacılar ayrıca kullanıcıların, sırf insan olmadıkları için bu sistemlere ruhsal sıkıntılarını anlatıyor olabileceğini öne sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi'nde medya ve teknoloji araştırmacısı olan yazar Celeste Campos-Castillo, "İnsan olmayanların, insanların aksine yargılamayacağı, alay etmeyeceği veya tüm okulu ya da işyerini onlara karşı kışkırtmayacağı inancı, sohbet botlarına içini dökmeye ve dolayısıyla bağlanmaya teşvik ediyor" ifadelerini kullanıyor.

Dahası, hatırlatmalar mevcut endişelerine ek olarak daha fazla sıkıntı yaratabilir. Kullanıcılar, kendilerini sohbet botuyla konuşmaya iten nedenlerin yanı sıra güvendikleri şeyden kökten farklı ve ayrı olduklarını hatırlamaktan dolayı da üzülebilir.

Laestadius, "Sohbet botlarının insan olmadığını kullanıcılara en iyi nasıl hatırlatabileceğimizi keşfetmek, kritik bir araştırma önceliği" diyor. 

Kullanıcıların ruh sağlığını en iyi şekilde korumak için hatırlatmaların ne zaman gönderilmesi ve ne zaman duraklatılması gerektiğini belirlememiz gerekiyor.

Çalışma, hakemli dergi Trends in Cognitive Sciences'ta yayımlanan "Reminders that chatbots are not human are risky" (Sohbet botlarının insan olmadığını hatırlatan bildirimler risk taşıyor) başlıklı yeni bir makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe


‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news