İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İsrailli Bakan: Esed’in düşürülmemesi, İran'ın lehine kaydedilen stratejik bir hataydı

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
TT

İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)

Köklü bir güvenlik geçmişine sahip üst düzey İsrailli bir Bakan, Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin ve ordu liderliğinin Suriye meselesinin iç savaş patlak verdiğinden bu yana ele alınmasında ciddi anlaşmazlıklara tanıklık ettiğini ifade etti. Bazılarının Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’i devirme fırsatını değerlendirmeyi, bir diğerlerinin ise bunu reddederek Esed’in hayatta kalmasını desteklediğini belirtti. Aynı zamanda “İsrail liderliğinde Esed’i destekleyenler, desteklemeyenlere ağır bastı. Bu, İran’ın lehine kaydedilen ciddi bir hatadır. Bugün bu hatanın bedelini ağır ödüyoruz” ifadelerini kullandı.
İsrailli Bakan, bir kısmının dün medyaya sızdırıldığı kısıtlı diyaloğunda, Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte Esad rejiminin devrilmesi konusunda İsrail askeri, güvenlik ve siyasi liderliklerinde şiddetli tartışmaların kaydedildiğini açıkladı. Bazı liderlerin bu savaşı Esed rejiminin devrilmesi yönünde hazır bir fırsat olarak değerlendirdiğini söyleyen Bakan, bu yöndeki oldukça güçlü muhalefetin Suriye savaşına müdahalede bulunmamayı savunduğunu belirtti. Aynı zamanda, İsrail’in desteği olmadan söz konusu fırsatın gerçekleştirilemeyeceğini de ekledi.
Lübnan tecrübesi yüzünden Esed desteklendi
Özgür Suriye Ordusu’na ve İsrail ile temasa geçme girişiminde bulunan muhalefetteki bazı unsurlara da değinen Bakan, bunlardan bazılarının Tel Aviv ziyaretinde bulunduğunu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ni 20 veya 30 otuz yıl süreyle kiralayarak burayı bir ‘barış bölgesi’ haline getirme temelinde İsrail ile barışa hazır olduklarına dair açıklamalar yaptıklarını, aynı zamanda İsrail'den lojistik ve silah desteği talep ettiklerini söyledi. Bu tartışmaların DEAŞ’ın yenilgilerinin başladığı 2014-2015 yılında Esed'in artık devrilmeyeceğine karar verildiği zamana kadar birkaç yıl sürdüğünü söyleyen Bakan, şöyle ekledi:
“İsrail hükümeti Cihatçı/İslamcı olmayan Suriyeli direnişçilere yardım etme kararı almış, nasıl yapılacağını çok iyi bildiği gizli kanalları aracılığıyla kendi başına hareket etmiş olsaydı, rejimin çaresiz ve tereddütlü göründüğü Suriye gerçeğinden yararlansaydı, Esed rejimi düşer, yerini ABD ve ılımlı Arap ülkeleri tarafından desteklenen başka bir rejim alırdı. İşte o zaman Golan'dan çekilmeden bir barış anlaşması imzalamak mümkün olabilirdi. Bugün, özellikle de radikal Şii ekseni karşısında Lübnan ve Suriye cephesindeki mevcut durumdan bin kat daha iyi bir güvenlik durumunda olurduk. İran ahtapotunun merkez kolunu, pratik ve lojistikteki oksijen tüpünü ve kollarını kesmiş olurduk. Hiç kimse, Esed'in yerine iktidara gelecek siyasi örgüt ve kuruluşlardan oluşan taraf veya koalisyonun İran'dan daha az düşman ve tehlikeli olacağını garanti edemez. O dönemde Suriye'de beliren radikal alternatifin tehdit teşkil etme açısından İranlı ayetullahlardan aşağı kalır yanı yoktu. Daha sonra ise İsrail’in Lübnan'da başarısız deneyimi oldu. Nitekim Savunma Bakanı Ariel Şaron ve İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan, Lübnan'ın ve Beyrut'un bir kısmının işgali ardından 1982’de, Ketaib’in lideri Beşir Cemayel’i orada başkan olarak görevlendirme ve sonrasında bir barış anlaşması imzalamayı denedi. Bu plan başarısız oldu, Cemayel ise bir suikasta kurban gitti. Buna paralel olarak, İsrail işgaline karşı bir direniş kolu olarak kurulan Hizbullah, Lübnan'ın kontrolünü ele geçirdi.”
Esed’i devirmeyi reddeden tarafın üstün geldiğini söyleyen İsrailli Bakan, zira bu tarafın yanında duran Başbakan Netanyahu’nun çoğu general tarafından hazırlanan gizli stratejik raporu benimsediğini bildirdi. Nitekim söz konusu raporda İsrail’in Suriye'deki rejimi devirmek için askeri bir operasyon veya savaş başlatmayacağı, Suriye iç savaşındaki dengeyi bozmak için müdahale etmeyeceğinin yazdığını belirtti. İsrail hükümetinin ulusal güvenliği için hayati öneme sahip kırmızı çizgiler koyma ve İsrail'in Suriye veya Lübnan'da bir savaşa sürüklenmeden gerekli hücum operasyonlarını yürütme yönünde tüm stratejik, askeri, istihbarat ve siyasi enerjisiyle çalışma kararı verdiğini de ekledi.
Diğer yandan Yediot Ahronot gazetesine göre, İsrail'in son 10 yılda bazı değişikliklerin kaydedildiği kırmızı çizgilerinde son olarak şu ifadeler geçiyor:
“İsrail egemenliğine ve vatandaşları güvenliğine yönelik herhangi bir hedef alma; saldırganları, aynı zamanda onlara koruma veya çalışma sağlayanları caydırma yönünde acı verici bir yanıtla karşı karşıya kalacaktır. Suriye'nin geleneksel olmayan (kimyasal) silahların kullanımını ve bu tür silahların Lübnan'a transferini önleme, belirli silahların İran'dan Suriye ve Lübnan'a naklini yasaklama veya zorla kesintiye uğratma, aynı zamanda belirli silahların Suriye ordusu ve askeri sanayiden Lübnan’a transferini önleme yönünde çalışılacak.”
Söz konusu strateji, Lübnan'da İran'ın yardımıyla Hizbullah'ın kurulduğu gibi Suriye'de de İsrail karşıtı bir İran cephesinin kurulmasını önlemeye dayanıyor. Aynı zamanda İsrail’e düşman İran'ın Şii kolları ve radikal Sünnilerin terörist ordularının aniden sınır ve sınır ötesi terörizmine olanak sağlayacak şekilde İsrail sınırı yakınlarında konumlandırılmasıyla mücadele edileceği de belirtiliyor. İran'dan başlayarak Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a kadar uzanan, İran veya kollarının projelerine, lojistik ve operasyonel hizmetlerine hizmet eden bir kara koridorunun kurulmasını önlemek de söz konusu strateji kapsamında yer alıyor.
Gazete, İsrail'in dört farklı hedefe ulaşmak için özellikle Golan Tepeleri yakınlarındaki Suriye topraklarında rejime karşı çıkan bazı güçlerin desteğiyle Suriye'ye sınırlı yönde müdahale etme kararı aldığını da ekliyor. Bu hedeflerden ilki, bu topraklarda insani bir felaketin önüne geçilmesi sayılıyor. Böylece, Suriyeli ve Filistinli mültecilerin Ürdün, Lübnan ve Türkiye'de olduğu gibi İsrail'den sığınma talep etmek için Golan sınırlarına, belki de Lübnan'a akışını önlemek amaçlanıyor. İkinci hedefin terör örgütleri ve İran güçlerinin sınırların yakınında konuşlanmasını önleme yönünde İsrail sınırına yakın bölgelerdeki köy ve kasabaların savunulması, Suriye'de faaliyet gösteren düşmanları ile İsrail arasında bir tampon bölge oluşturmak için yerel milislerin az da olsa silahlandırılması olduğu biliniyor. Üçüncü hedefin ise Suriye'de İsrail'e karşı başka bir İran cephesinin kurulmasının engellenmesi, DEAŞ, El Kaide, Hizbullah gibi cihatçı örgütlerin ve İran’ın desteklediği milislerin sınırları terörize etme girişimlerini bozguna uğratarak bu konuda uyarı verilmesi olduğu belirtiliyor. Diğer yandan Suriye halkından gruplarla iyi niyetli, pozitif, duygusal, ideolojik ve politik ilişkiler kurmanın gelecekte Suriye'de kurulacak rejim ile sivil ilişki ve iş birliğinde zemin oluşturacağı söyleniyor.
İsrail ile Rusya’nın ‘bir tarafın diğerini hedef almadığı’ yönünde Suriye'deki iş birliğine atıfta bulunan gazete, Suriye'deki Rus varlığının İsrail'in orada faaliyet gösterme özgürlüğünü kısıtlayarak İsrail’i daha ihtiyatlı hale getirdiğini öne sürdü. Suriye iç savaşını kendi ürettiği füze ve mühimmatları denediği bir sahaya çeviren Rusya’nın ‘Suriye ordusuna modern silah sağladığını, bunların bir kısmının Hizbullah için Lübnan'a sızdırıldığını’ da ekledi. Gazetede aynı zamanda “İsrail ve hassas tesisleri ile Suriye'deki Rus kuvvetleri arasındaki coğrafi yakınlık, Rusların İsrail hakkında istihbarat toplamasına olanak sağlıyor. Böylece belki de İsrail'e karşı saldırı amaçlı siber operasyonları daha kolay gerçekleştiriyorlar” ifadeleri kullanıldı.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe