İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İsrailli Bakan: Esed’in düşürülmemesi, İran'ın lehine kaydedilen stratejik bir hataydı

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
TT

İsrail iç savaş boyunca Esed’i desteklemiş

İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)
İşgal altındaki Suriye'ye ait Golan Tepeleri’nde geçtiğimiz ay askeri eğitim alan bir İsrail askeri (EPA)

Köklü bir güvenlik geçmişine sahip üst düzey İsrailli bir Bakan, Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin ve ordu liderliğinin Suriye meselesinin iç savaş patlak verdiğinden bu yana ele alınmasında ciddi anlaşmazlıklara tanıklık ettiğini ifade etti. Bazılarının Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed’i devirme fırsatını değerlendirmeyi, bir diğerlerinin ise bunu reddederek Esed’in hayatta kalmasını desteklediğini belirtti. Aynı zamanda “İsrail liderliğinde Esed’i destekleyenler, desteklemeyenlere ağır bastı. Bu, İran’ın lehine kaydedilen ciddi bir hatadır. Bugün bu hatanın bedelini ağır ödüyoruz” ifadelerini kullandı.
İsrailli Bakan, bir kısmının dün medyaya sızdırıldığı kısıtlı diyaloğunda, Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte Esad rejiminin devrilmesi konusunda İsrail askeri, güvenlik ve siyasi liderliklerinde şiddetli tartışmaların kaydedildiğini açıkladı. Bazı liderlerin bu savaşı Esed rejiminin devrilmesi yönünde hazır bir fırsat olarak değerlendirdiğini söyleyen Bakan, bu yöndeki oldukça güçlü muhalefetin Suriye savaşına müdahalede bulunmamayı savunduğunu belirtti. Aynı zamanda, İsrail’in desteği olmadan söz konusu fırsatın gerçekleştirilemeyeceğini de ekledi.
Lübnan tecrübesi yüzünden Esed desteklendi
Özgür Suriye Ordusu’na ve İsrail ile temasa geçme girişiminde bulunan muhalefetteki bazı unsurlara da değinen Bakan, bunlardan bazılarının Tel Aviv ziyaretinde bulunduğunu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ni 20 veya 30 otuz yıl süreyle kiralayarak burayı bir ‘barış bölgesi’ haline getirme temelinde İsrail ile barışa hazır olduklarına dair açıklamalar yaptıklarını, aynı zamanda İsrail'den lojistik ve silah desteği talep ettiklerini söyledi. Bu tartışmaların DEAŞ’ın yenilgilerinin başladığı 2014-2015 yılında Esed'in artık devrilmeyeceğine karar verildiği zamana kadar birkaç yıl sürdüğünü söyleyen Bakan, şöyle ekledi:
“İsrail hükümeti Cihatçı/İslamcı olmayan Suriyeli direnişçilere yardım etme kararı almış, nasıl yapılacağını çok iyi bildiği gizli kanalları aracılığıyla kendi başına hareket etmiş olsaydı, rejimin çaresiz ve tereddütlü göründüğü Suriye gerçeğinden yararlansaydı, Esed rejimi düşer, yerini ABD ve ılımlı Arap ülkeleri tarafından desteklenen başka bir rejim alırdı. İşte o zaman Golan'dan çekilmeden bir barış anlaşması imzalamak mümkün olabilirdi. Bugün, özellikle de radikal Şii ekseni karşısında Lübnan ve Suriye cephesindeki mevcut durumdan bin kat daha iyi bir güvenlik durumunda olurduk. İran ahtapotunun merkez kolunu, pratik ve lojistikteki oksijen tüpünü ve kollarını kesmiş olurduk. Hiç kimse, Esed'in yerine iktidara gelecek siyasi örgüt ve kuruluşlardan oluşan taraf veya koalisyonun İran'dan daha az düşman ve tehlikeli olacağını garanti edemez. O dönemde Suriye'de beliren radikal alternatifin tehdit teşkil etme açısından İranlı ayetullahlardan aşağı kalır yanı yoktu. Daha sonra ise İsrail’in Lübnan'da başarısız deneyimi oldu. Nitekim Savunma Bakanı Ariel Şaron ve İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eitan, Lübnan'ın ve Beyrut'un bir kısmının işgali ardından 1982’de, Ketaib’in lideri Beşir Cemayel’i orada başkan olarak görevlendirme ve sonrasında bir barış anlaşması imzalamayı denedi. Bu plan başarısız oldu, Cemayel ise bir suikasta kurban gitti. Buna paralel olarak, İsrail işgaline karşı bir direniş kolu olarak kurulan Hizbullah, Lübnan'ın kontrolünü ele geçirdi.”
Esed’i devirmeyi reddeden tarafın üstün geldiğini söyleyen İsrailli Bakan, zira bu tarafın yanında duran Başbakan Netanyahu’nun çoğu general tarafından hazırlanan gizli stratejik raporu benimsediğini bildirdi. Nitekim söz konusu raporda İsrail’in Suriye'deki rejimi devirmek için askeri bir operasyon veya savaş başlatmayacağı, Suriye iç savaşındaki dengeyi bozmak için müdahale etmeyeceğinin yazdığını belirtti. İsrail hükümetinin ulusal güvenliği için hayati öneme sahip kırmızı çizgiler koyma ve İsrail'in Suriye veya Lübnan'da bir savaşa sürüklenmeden gerekli hücum operasyonlarını yürütme yönünde tüm stratejik, askeri, istihbarat ve siyasi enerjisiyle çalışma kararı verdiğini de ekledi.
Diğer yandan Yediot Ahronot gazetesine göre, İsrail'in son 10 yılda bazı değişikliklerin kaydedildiği kırmızı çizgilerinde son olarak şu ifadeler geçiyor:
“İsrail egemenliğine ve vatandaşları güvenliğine yönelik herhangi bir hedef alma; saldırganları, aynı zamanda onlara koruma veya çalışma sağlayanları caydırma yönünde acı verici bir yanıtla karşı karşıya kalacaktır. Suriye'nin geleneksel olmayan (kimyasal) silahların kullanımını ve bu tür silahların Lübnan'a transferini önleme, belirli silahların İran'dan Suriye ve Lübnan'a naklini yasaklama veya zorla kesintiye uğratma, aynı zamanda belirli silahların Suriye ordusu ve askeri sanayiden Lübnan’a transferini önleme yönünde çalışılacak.”
Söz konusu strateji, Lübnan'da İran'ın yardımıyla Hizbullah'ın kurulduğu gibi Suriye'de de İsrail karşıtı bir İran cephesinin kurulmasını önlemeye dayanıyor. Aynı zamanda İsrail’e düşman İran'ın Şii kolları ve radikal Sünnilerin terörist ordularının aniden sınır ve sınır ötesi terörizmine olanak sağlayacak şekilde İsrail sınırı yakınlarında konumlandırılmasıyla mücadele edileceği de belirtiliyor. İran'dan başlayarak Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a kadar uzanan, İran veya kollarının projelerine, lojistik ve operasyonel hizmetlerine hizmet eden bir kara koridorunun kurulmasını önlemek de söz konusu strateji kapsamında yer alıyor.
Gazete, İsrail'in dört farklı hedefe ulaşmak için özellikle Golan Tepeleri yakınlarındaki Suriye topraklarında rejime karşı çıkan bazı güçlerin desteğiyle Suriye'ye sınırlı yönde müdahale etme kararı aldığını da ekliyor. Bu hedeflerden ilki, bu topraklarda insani bir felaketin önüne geçilmesi sayılıyor. Böylece, Suriyeli ve Filistinli mültecilerin Ürdün, Lübnan ve Türkiye'de olduğu gibi İsrail'den sığınma talep etmek için Golan sınırlarına, belki de Lübnan'a akışını önlemek amaçlanıyor. İkinci hedefin terör örgütleri ve İran güçlerinin sınırların yakınında konuşlanmasını önleme yönünde İsrail sınırına yakın bölgelerdeki köy ve kasabaların savunulması, Suriye'de faaliyet gösteren düşmanları ile İsrail arasında bir tampon bölge oluşturmak için yerel milislerin az da olsa silahlandırılması olduğu biliniyor. Üçüncü hedefin ise Suriye'de İsrail'e karşı başka bir İran cephesinin kurulmasının engellenmesi, DEAŞ, El Kaide, Hizbullah gibi cihatçı örgütlerin ve İran’ın desteklediği milislerin sınırları terörize etme girişimlerini bozguna uğratarak bu konuda uyarı verilmesi olduğu belirtiliyor. Diğer yandan Suriye halkından gruplarla iyi niyetli, pozitif, duygusal, ideolojik ve politik ilişkiler kurmanın gelecekte Suriye'de kurulacak rejim ile sivil ilişki ve iş birliğinde zemin oluşturacağı söyleniyor.
İsrail ile Rusya’nın ‘bir tarafın diğerini hedef almadığı’ yönünde Suriye'deki iş birliğine atıfta bulunan gazete, Suriye'deki Rus varlığının İsrail'in orada faaliyet gösterme özgürlüğünü kısıtlayarak İsrail’i daha ihtiyatlı hale getirdiğini öne sürdü. Suriye iç savaşını kendi ürettiği füze ve mühimmatları denediği bir sahaya çeviren Rusya’nın ‘Suriye ordusuna modern silah sağladığını, bunların bir kısmının Hizbullah için Lübnan'a sızdırıldığını’ da ekledi. Gazetede aynı zamanda “İsrail ve hassas tesisleri ile Suriye'deki Rus kuvvetleri arasındaki coğrafi yakınlık, Rusların İsrail hakkında istihbarat toplamasına olanak sağlıyor. Böylece belki de İsrail'e karşı saldırı amaçlı siber operasyonları daha kolay gerçekleştiriyorlar” ifadeleri kullanıldı.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.