AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Prens William, kardeşi Harry'ye kapıyı kapattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Prens William'ın kardeşi Prens Harry'yle bir araya gelmeye hiç niyeti olmadığı bildirildi. Bu durum, araları açık kardeşlerin barışma ihtimalini suya düşürebilir.

Sussex Dükü, GQ'nun bu hafta yayımladığı röportajda, eşi Meghan Markle ve çocukları Lilibet ve Archie'yle birlikte Birleşik Krallık'a geri taşınmasında ailesiyle "daha yakın" olma arzusunun da etkili olduğunu ve aralarındaki anlaşmazlığa yol açan sorunları "çözmeyi" umduğunu belirtti.

Öte yandan veliahta yakın kaynaklar The Mirror'a, kraliyet görevlerine odaklanmış durumdaki Galler Prensi'nin kardeşiyle barışabileceği bir senaryoyu gelecekte mümkün görmediğini söyledi.

Prens William'a yakın bir kaynak gazeteye, Prens'in Sussex Dükü tarafından kendisi ve diğer aile üyeleri hakkında kamuoyu önünde söylenen "pek çok şey" nedeniyle hâlâ derin bir kırgınlık duyduğunu ifade etti.

The Mirror, GQ röportajının yayımlandığı dönemde Galler Prensi'nin kraliyet görevleriyle meşgul olduğunu ve bu görevlerin Harry'yle kopukluktan daha öncelikli olduğunu belirtti.

Britanya Kral ve Kraliçesi, Umman Sultanı'nı devlet ziyareti kapsamında ağırladı. Prens William ise babasıyla birlikte Aberfan faciasını 60. yıldönümünde anmak üzere Galler'e gitti.

cdfvg
Kral ve Kraliçe, Umman Sultanı'nı bir devlet ziyareti kapsamında ağırladı (Reuters)

İki kardeşin arası, Sussex Dükü'nün 2020'de kraliyet ailesindeki aktif görevlerinden ayrılarak eşiyle birlikte Kaliforniya'ya yerleşmesinden bu yana açık. Dük, Yedek (Spare) adlı anı kitabında, Meghan'ın davranışlarıyla ilgili bir tartışma sırasında William'ın kendisini iterek bir köpek mama kabının üzerine düşürdüğünü iddia etmişti.

Prens Harry, 2024'te kanser teşhisi konan Kral'la iletişimini sürdürüyor.

GQ'ya konuşan Harry, ailesiyle ilişkisini düzeltme umudunu dile getirerek, "Bazıları düzelmesini istemiyor. Ben ise düzelmesini istiyorum" dedi.

"Yara izleri sonsuza dek kalır" diyen Harry, buna rağmen herkesi geçmişi geride bırakmaya teşvik edeceğini ekledi.
 

xdcvfghyj
Prens Harry, GQ'ya konuştu (GQ)​​

Harry, "Eğer geçmişten gelen ve günlük hayatınızı hâlâ etkileyen bazı şeyler varsa, bunları geride bırakmak daha zordur" ifadelerini kullandı.

Harry, babası ve kardeşiyle ilişkilerinin "yasını" tutup tutmadığı sorulduğunda, "Evet, elbette. Aile ilişkileri açısından bakınca, bu yine pek çok kişinin çok yakından aşina olduğu bir durum" dedi.

Kardeşler arasında anlaşmazlıklar olabilir, çocuklarla ebeveynleri arasında ya da çocuklarla ebeveynlerinden biri arasındaki ilişki kopabilir. Kiminle konuşsam bu konu gündeme geliyor. Dolayısıyla bunun ne kadar yaygın ve anlaşılabilir bir durum olduğunu biliyorum.

Sussex çiftinin sözcüsü, eylülde gerçekleştirilen röportajın salı günü yayımlanmasının GQ dergisinin tercihi olduğunu belirtti. Sözcü, Harry'nin ifadelerinin "kesinlikle kardeşine veya ailesinin başka bir üyesine yönelik bir iğneleme amacı taşımadığını, yorumun genel bir bağlamda yapıldığını ve hiçbir şekilde ailesini hedef almadığını" ifade etti.

Independent Türkçe


Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
TT

Yahudi yerleşimcilerin saldırdığı ABD'li gazeteci: Beni Filistinli gençler kurtardı

Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)
Levine, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un kendisini arayıp olaydan ötürü özür dilediğini belirtiyor (Reuters)

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğrayan Washington Post fotomuhabiri Heidi Levine, Filistinli gençlerin kendisini nasıl kurtardığını anlattı.

İşgal altındaki Batı Şeria'daki Ebu Falah köyünde Filistinlilerin zeytin hasadını takip eden Levine, 16 Ekim'de bölgeye baskın düzenleyen Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğramıştı.

Guardian'ın aktardığına göre gazetecinin omurgasında 4 kırık, kaburgasında iki kırık ve vücudunun çeşitli yerlerinde delici silahlarla açılmış 4 yara var.

64 yaşındaki fotomuhabiri, zeytin hasadının normal şekilde başladığını ancak bir süre sonra bölgeye gelen maskeli kişilerin Filistinli çiftçileri, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini uzaktan izlediğini belirtiyor.

Saldırının ancak İsrail ordusunun olay yerine gelmesinden sonra başladığını söyleyerek, yerleşimcilerin hızla hasat yapılan bölgeye inip etrafa saldırdığını ifade ediyor:

Bir anda ortalık cehenneme döndü. Bazı çiftçiler zeytinlerini koydukları brandalarla çuvalları toplamaya başladı. Sonra birdenbire bir makineli tüfek sesi duydum ve uzaktan gözyaşartıcı gaz atıldığını gördüm. Koşmaya başladım. Tam bir kaos vardı. Birdenbire onlarca kişiyi karşımda gördüm. Bana doğru hücum etmeye başladılar.

Gazeteci, saldırganların yerde kendisine yüzlerce kez sopalarla vurduğunu, hayatta kalmak için ölü taklidi yaptığını ancak bunun da işe yaramadığını belirtiyor.

O sırada Filistinli gençlerin, Yahudi yerleşimcilere sapanlarla saldırarak onları uzaklaştırmaya başladığını söylüyor:

Filistinli gençler kendilerini öne attı ve yerleşimcileri uzaklaştırmaya, etrafta koruyucu bir kalkan oluşturmaya çalıştılar. Gerçekten inanılmazdı. Kitab-ı Mukaddes'ten fırlamış bir savaş sahnesi gibiydi.

Filistinlilerin müdahalesi sayesinde Amerikalı gazeteci arkadaşı Jasper Nathaniel ve diğer kişiler araya girip Levine'i olay yerinden uzaklaştırmış.
 

Nathaniel de saldırıyla ilgili blog'unda kaleme aldığı yazısında şu ifadeleri kullanıyor:  

Filistinli gençler onu korumak için harekete geçmeseydi muhtemelen ölmüş olacaktı. Yalnızca taşlarla silahlanmış genç Filistinlilerin, Heidi Levine'in hayatını kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye attığını söylemek abartı olmaz.

Amerikalı gazeteci, yazısında İsrail askerlerinin saldırgan yerleşimciler yerine olaya müdahale eden genç Filistinlilerin peşine düştüğüne de dikkat çekiyor.

Yaklaşık 40 yıldır İsrail'de yaşayan Levine, iyileşir iyileşmez Batı Şeria'dan haber yapmaya devam edeceğini belirterek, "Yaptığım iş önemli. Bana zarar verdiler, bazı kemiklerimi kırdılar ama ruhum sağlam" diyor.

İsrail mahkemesi, Levine'e yönelik saldırıyla ilgili yakalanan 4 şüpheliyi, gözaltında tutulmaları için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle dün serbest bırakarak ev hapsine aldı.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
TT

WSJ: İran'ın gölge filoyla taşıdığı petrol tükendi

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)
Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz gerginliği sürerken, Amerikan medyası kasımdaki ara seçimlerin ardından ABD'nin İran'a kapsamlı saldırı düzenleme ihtimalinin arttığını yazıyor (Reuters)

İran'ın "gölge filosu" tarafından taşınan ham petrolün tükendiği öne sürülüyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Tahran yönetiminin, büyük kısmını Çin'e satarak önemli gelir elde ettiği petrol stokları tükendi. Analiz firması Kpler, ekim ortası itibarıyla Malezya ve Singapur açıklarında tankerlerde tutulan petrolün bittiğini aktarıyor.

İran, ABD yaptırımlarına rağmen yıllardır petrolünü Çin'e ulaştırmak için karmaşık bir sistem kullanıyor. "Gölge filo" diye adlandırılan İran'la bağlantılı tankerler ham petrolü Malezya ve Singapur açıklarına taşıyor, burada başka tankerlere aktarılan petrol Çin'deki rafinerilere gönderiliyor. Bu yöntem, petrol sevkıyatının takip edilmesini zorlaştırırken bölgeyi aynı zamanda önemli bir yüzer depolama alanına dönüştürüyor.

Kpler verilerine göre savaşın başladığı şubat ayında İran'ın yurtdışında yaklaşık 135 milyon varil petrolü bulunuyordu. Bunların çoğunun Malezya ve Singapur açıklarındaki tankerlerde tutulduğu, petrol fiyatlarındaki artışla stokların toplam değerinin 10 milyar doları aştığı tahmin ediliyordu.

Ancak Donald Trump yönetiminin nisanda ilk kez Hürmüz Boğazı'na tam abluka uygulamasıyla stoklar hızla azalmaya başladı. Tahran ve Washington arasında haziranda yapılan ateşkes görüşmeleri kapsamında ablukanın geçici olarak kaldırılması, İran'ın yeniden petrol sevk ederek rezervlerini artırmasını sağladı. Fakat temmuz ortasında ablukanın yeniden uygulanmasıyla stoklar tekrar erimeye başladı. Kpler verilerine göre, yaklaşık 90 milyon varile ulaşan rezerv, 5 Ekim'de 1 milyon varilin altına düştü ve ekim ortasında tamamen tükendi.

Petrol satışları, İran hükümetinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 30 ila 40'ını oluşturuyor ve ülkenin en büyük döviz kaynağı konumunda. Beyaz Saray ise ekonomik ablukayı sıkılaştırarak İran'ı nükleer anlaşmayı kabul etmeye zorluyor.

Enerji analiz şirketi FGE NexantECA'dan Iman Nasseri, İran yönetiminin ekonomik baskılara geçmişte de direndiğini hatırlatıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen ayki açıklamasında İran'ın Çin'e satabileceği petrolünün yakında tükeneceğini, Tahran'ın ekonomik zorluklar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu iddia etmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati ise geçen hafta Bangkok'ta düzenlenen IMF toplantısında İran ekonomisinin çökmenin eşiğinde olduğuna dair iddiaları yalanlayarak, "Tüm baskılara rağmen İran ekonomisi çok iyi bir direnç gösterdi" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Fox News, Mehr News