AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
TT

Putin’in yaşlanmayla mücadele projesinin maliyeti 26 milyar dolar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de gerçekleştirilen bir görüşme sırasında. (EPA)

The Wall Street Journal gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaşam süresini uzatma konusuna duyduğu ilgiyi mercek altına aldı. Gazete, Putin’in yaşlanma karşıtı araştırmaları Kremlin’in en önemli önceliklerinden biri hâline getirdiğini yazdı.

Haberde, açık kalan bir mikrofonun Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki konuşmayı kaydettiği ve Putin’in organ değişimi yoluyla ölümsüzlüğün mümkün olabileceğine işaret ettiği meşhur olaya dikkat çekildi. Bu konuşma, bazı çevrelerce yalnızca yaşlı liderler arasındaki sıradan bir sohbet olarak değerlendirilmişti.

Gazete, gerçekte ise Putin’in geçen yıl eylül ayında Pekin’de düzenlenen askeri törende yaptığı konuşmada, Kremlin destekli yaşam uzatma girişimini anlattığını ve bunun bugün Rusya’nın en dikkat çekici bilim projelerinden biri hâline geldiğini belirtti.

Haberde, Putin’in uzun süredir yaşlanma karşıtı araştırmalara ilgi duyduğu, bunun da Silikon Vadisi milyarderleri arasında yaygın bir eğilim olduğu ifade edildi. Jeff Bezos ve Sam Altman gibi isimlerin de benzer çalışmalara yatırım yaptığı belirtilirken, Rusya’da Putin’in bu arayışı devlet politikası hâline getirdiği kaydedildi. Kremlin’in bu kapsamda minyatür domuzların kullanımı ve aşırı düşük sıcaklıklara maruz bırakma gibi çeşitli yöntemlere başvurduğu ifade edildi.

fgthyj6
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Zafer Günü kutlamalarına katıldı (EPA)

Rus hükümeti geçen ay, bilim insanlarının hücre yaşlanmasını yavaşlatmayı hedefleyen bir gen tedavisi üzerinde çalıştığını açıkladı. Bu çalışma, Putin’in 26 milyar dolarlık “Yeni Sağlık Koruma Teknolojileri” girişimi kapsamında yürütülüyor.

Rusya Bilim Bakan Yardımcısı Denis Sekirinskiy, 23 Nisan’da yaptığı açıklamada söz konusu ilacın “yaşlanmayla mücadelede en umut verici yollardan biri” olduğunu söyledi.

Bir diğer umut vadeden alanın ise laboratuvar ortamında insan organı üretimi olduğu belirtildi. Putin de Pekin’de yaptığı konuşmada yaşam süresini uzatmaya yönelik bu teknolojilere değinmişti.

Bu çalışmaların, Putin’in 2024 yılında açıkladığı ulusal yaşam uzatma girişiminin bir parçası olduğu ifade edildi. Projenin amacı, on yılın sonuna kadar 175 bin kişinin hayatını kurtarmak. Ancak bu rakamın, Ukrayna savaşı döneminde rahatsız edici bir çağrışım yaptığı; çünkü bağımsız tahminlere göre Rus ordusunun kayıplarına yakın olduğu belirtildi.

Putin tarafından görevlendirilen Rus devlet bilim insanlarının iki temel teknolojiye odaklandığı aktarıldı: canlı dokuların üç boyutlu yazıcılarla üretilmesi anlamına gelen biyobaskı ve hayvanlardan organ nakli. İkinci yöntemde, insan organlarının genetik olarak insanlarla uyumlu kabul edilen cüce domuzlar içinde büyütülmesi hedefleniyor.

Devlet kurumlarıyla çalışan Rus bilim insanları, insan kıkırdak dokusu ile bir fare için tiroit bezi basmayı başardıklarını ileri sürüyor. Amaç, 2030 yılına kadar insan organlarının değiştirilebilmesini sağlamak. Benzer bir takvimin domuzlar içinde organ yetiştirme projeleri için de konuşulduğu ifade edildi.

Kremlin Basın Ofisi, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Rusya Federasyonu’nda bu alanda geniş kapsamlı bilimsel programlar yürütülüyor. Bu projeler devlet tarafından destekleniyor ve çok sayıda bilimsel araştırma kurumu sürece katılıyor” ifadelerini kullandı.

Rusya’daki yaşam uzatma girişimine Putin’e yakın iki isim öncülük ediyor: Devlet destekli genetik programlarını denetleyen endokrinoloji uzmanı kızı Maria Vorontsova ve Sovyet döneminden kalma nükleer araştırma merkezi Kurchatov Enstitüsü’nün başkanı fizikçi Mikhail Kovalchuk.

frgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Mayıs 2026'da Kremlin'de düzenlenen bir törende (AP)

Haberde, Putin’in yakın müttefiki ve medya yatırımcısı Yuri Kovalçuk’un kardeşi olan Mihail Kovalçuk’un Kremlin’in yaşam uzatma çalışmalarının beyin takımını yönettiği ifade edildi. Kovalçuk’un, bilimin yakında insan organlarını süresiz olarak onarma ve değiştirme imkânı sağlayacağını savunduğu belirtildi.

Kovalçuk, Rus medyasına yaptığı açıklamada, “Ölümsüzlükten söz etmek zor, ancak insanı onarma kapasitesinin kesinlikle artacağına şüphe yok” dedi.

Gazete, Bezos ve Altman’ın finanse ettiği benzer Batılı araştırmaların aksine, Putin’e yakın isimlerin desteklediği projelerin uluslararası büyük bilim dergilerinde yayımlanan sınırlı sayıda hakemli çalışma ürettiğini yazdı.

Rusya’nın önde gelen biyobaskı uzmanlarından Aleksandr Ostrovskiy ise, “Araştırmalar yayımlanmıyorsa gerçek sonuç yok demektir. Açıklamaları, hayal değilse bile birer temenni olarak görmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna’nın işgalinden sonra Rusya’dan ayrılan ve şirketini daha sonra hükümetle çalışmaya devam eden bir yapıya satan Ostrovskiy, Batı yaptırımlarının Rus bilim dünyasını izole ettiğini belirterek, “Bilimsel araştırma başkalarından kopuk şekilde yürütülemez. Belki de finansman sağlamak için Putin’e duymak istediği şeyleri söylüyorlar” dedi.

Haberde, Kovalçuk’un yaşlanmayı geciktirme bilimi ile Kremlin’in Batı’ya karşı “medeniyet çatışması” söylemini de birleştirdiği belirtildi. 2015 yılında yaptığı bir konuşmada Batı’nın “köle insanlar” yaratmaya yöneldiğini savunduğu, ayrıca ABD’nin Kovid-19 pandemisinin arkasında olduğuna dair imalarda bulunduğu kaydedildi.

Putin’in de benzer düşüncelere sempati duyduğu ifade edildi. Kovalçuk’un kamuoyu önünde övdüğü 1968 yapımı Sovyet filmi Dead Season, eski Nazi doktorlarıyla iş birliği yapan CIA’in insanlığı kontrol etmeye çalışmasını konu alıyordu. Putin ise bu filmin kendisine Sovyet gizli servisi KGB’ye katılma ilhamı verdiğini söylemişti.

Rus medyasının “Putin’in yaşlılık tıbbı uzmanı” olarak tanımladığı Vladimir Khavinson da projedeki en etkili isimlerden biri olarak öne çıktı. Khavinson, dana dokularından elde edilen peptitlere dayalı yaşlanma karşıtı tedavileri savunuyordu.

Kas gelişimi, iyileşme ve yaşlanma karşıtı etkiler sağladığı öne sürülen peptitlerin, ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. gibi isimler arasında da popüler olduğu, ancak faydalarını destekleyen bilimsel kanıtların sınırlı kaldığı belirtildi.

Putin tarafından tıp alanındaki başarıları nedeniyle Rusya’nın en yüksek nişanlarından biriyle ödüllendirilen Khavinson, röportajlarında “ölümünün Rusya’yı krize sürükleyebileceği bir liderin” ömrünü uzatmaya çalıştığını söylemiş, ayrıca dini metinlere dayanarak insanların 120 yaşına kadar yaşayacak şekilde yaratıldığını iddia etmişti.

Putin, 2017 yılında Kremlin’de düzenlenen törende, St. Petersburg Biyoregülasyon ve Gerontoloji Enstitüsü Direktörü Khavinson’a Dostluk Nişanı vermişti. Khavinson, 2024 yılında 77 yaşında hayatını kaybetti.

Haberde, yöntemleri alışılmışın dışında olsa da Khavinson ve Kovalçuk’un saygın bilim insanları olarak görüldüğü ifade edildi. Putin’in daha az bilimsel yöntemlere de açık olduğu belirtildi.

Örneğin Putin, 2018’de Kremlin’de yaptığı bir görüşmede dönemin Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’a kriyoterapi odasını denemesini tavsiye etmişti. Vücudun eksi 170 Fahrenheit dereceye kadar soğuğa maruz bırakıldığı bu yöntem için Kurz, Putin’in çıplak şekilde düzenli olarak “dondurma odasında” durmanın faydalarını heyecanla anlattığını görünce şaşırdığını daha sonra dile getirmişti.

73 yaşındaki Putin, yıllardır fiziksel güç imajını öne çıkarıyor. Çıplak göğüsle avlanması, buz hokeyi oynaması ve siyah dar kıyafetlerle Harley-Davidson motosikletlerine binmesi gibi gösterilerle yaşlanmayan güçlü lider imajını pekiştirmeye çalıştığı ifade edildi.

Buna karşın Rusya’nın hâlâ gelişmiş ülkeler arasındaki en yüksek ölüm oranlarından bazılarına sahip olduğu kaydedildi. Resmî verilere göre Rus erkeklerinin ortalama yaşam süresi yaklaşık 68 yıl seviyesinde bulunurken, bu rakam ABD’de yaklaşık 76 yıl, Batı Avrupa’nın büyük bölümünde ise 80 yılın üzerinde seyrediyor.


Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
TT

Lübnan’dan Somali’ye... Gerginlik odaklarının artması ve finansman yetersizliği barış misyonlarını zorluyor

Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)
Güney Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) mensupları (Reuters)

Afrika ve Ortadoğu’daki birçok barışı koruma misyonu, artan çatışma odakları ve derinleşen finansman krizleri nedeniyle giderek büyüyen baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Bu durumun, çatışma bölgelerinde görev yapan güçlerin güvenlik ve insani misyonlarını yerine getirme kapasitesini tehdit ettiği belirtiliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayımladığı raporda, jeopolitik gerilimler ile finansman yetersizliğinin, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen küresel barışı koruma operasyonlarını riske attığı uyarısında bulunuldu.

Enstitünün yayımladığı son rapora göre, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası barışı koruma görevlerinde konuşlandırılan personel sayısı 79 binin altına geriledi. Bu rakamın son 25 yılın en düşük seviyesi olduğu kaydedildi.

Bir askeri uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, raporun barışı koruma misyonlarının geleceği konusunda alarm niteliği taşıdığını belirtti. Uzman, söz konusu görevlerin krizlere hızlı müdahale kapasitesi, istikrar programlarının uygulanması ve görev bölgelerinde güvenin yeniden tesis edilmesi açısından ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti. Ayrıca bunun terörle mücadele çabalarını da zayıflatabileceğini vurgulayan uzman, artan tehditlerle başa çıkılabilmesi için güçlü siyasi irade ve yeterli uluslararası desteğin şart olduğunu söyledi.

Rapora göre 2025 yılında toplam barışı koruma misyonu sayısı 58 olarak kaydedildi. Böylece görev sayısı, 2016’dan bu yana ilk kez 60’ın altına düştü. Barışı koruma personelinin yaklaşık dörtte üçünün ise Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Somali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Lübnan olmak üzere beş ülkede görev yaptığı belirtildi.

SIPRI araştırmacılarından Claudia Pfeifer Cruz, çok taraflı çatışma yönetiminin sürdürülebilirliği için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklamalarıyla yetinmemesi gerektiğini belirterek, “Etkili ve çok taraflı müdahalelerin mümkün olabilmesi için sürdürülebilir finansman sağlanmalı ve yeterli siyasi alan oluşturulmalı” ifadesini kullandı.

dffd
Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti İstikrar Misyonu’nda (MONUSCO) görevli bir Nepal askeri (Reuters)

Raporda, finansman krizinin özellikle BM öncülüğündeki operasyonları olumsuz etkilediği vurgulandı. En büyük bağışçı ülkelerin mali yükümlülüklerini tamamen ya da kısmen yerine getirmediği belirtilirken, 2024-2025 bütçesi için ayrılan 5,6 milyar doların yaklaşık 2 milyar dolarlık kısmında açık oluştuğu kaydedildi.

Finansman sorunlarının yanı sıra siyasi engellerin de dikkat çektiği raporda, örneğin ABD’nin, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes ihlallerine rağmen Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) sona erdirilmesini talep ettiği ifade edildi. Uzlaşı kapsamında ise BM Güvenlik Konseyi’nin, UNIFIL görev süresini Aralık 2026’ya kadar son kez uzatma kararı aldığı belirtildi.

Alarm zili

Mısırlı askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu uluslararası raporun ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti. Ferec, dünyanın farklı bölgelerinde artan çatışma odaklarının, güvenlik risklerini büyüterek ve görev kapsamını genişleterek barışı koruma misyonlarının etkinliğini önemli ölçüde zayıflattığını ifade etti. Artan görev yükünün insan kaynağı ile lojistik kapasite üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyleyen Ferec, bunun sivillerin korunması ve çatışmaların kontrol altına alınması konusundaki kabiliyeti de olumsuz etkilediğini kaydetti. Finansmandaki gerilemenin büyük bir sorun teşkil ettiğini vurgulayan Ferec, bu durumun barış gücü birliklerinin görev yaptığı ülkelerde güvenlik ve istikrar ortamını doğrudan etkilediğini belirtti. Somali örneğini veren Ferec, ülkedeki misyonun faaliyetlerini sürdürebilmesi için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Uyarılar

Uluslararası raporda geniş çaplı bir güvenlik krizine karşı da uyarıda bulunuldu. SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı Direktörü Jair van der Lijn, “Mevcut gidişatın sürmesi halinde, çok taraflı çatışma yönetiminde ciddi bir zayıflama ve BM gibi kurumların neredeyse tamamen etkisizleşmesiyle karşı karşıya kalabiliriz” ifadesini kullandı. Van der Lijn, finansman eksikliği ile siyasi ve jeopolitik etkenlerin birleşiminin bu süreci hızlandırdığını belirterek, bunun sonucunda daha fazla çatışmanın ortaya çıkabileceğini ve siviller üzerindeki etkilerin daha ağır hale gelebileceğini söyledi. Ayrıca devletlerin yerleşik uluslararası normlardan uzaklaşmasının da riskleri artırdığını vurguladı.

Ferec ise BM’nin barışı koruma misyonlarının etkinliğini artırmak için görev yapılarını yeniden düzenlemesi, finansman mekanizmalarını geliştirmesi ve bölgesel güçlerle koordinasyonu güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Ancak Ferec, özellikle terörle mücadele alanında büyüyen tehditlerle başa çıkılabilmesi için bu adımların başarısının yeterli siyasi irade ve güçlü uluslararası desteğe bağlı olduğunu kaydetti.


İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
TT

İsrail, Kassam liderlerini hedef almaya devam ediyor

Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)
Filistinli bir çocuk, dün gece Gazze şehrinde 10 kişinin ölümüne neden olan İsrail hava saldırısının hedef aldığı noktada oturuyor (AFP)

İsrail yaptığı açıklamada, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları'nın iki önemli merkezî ismini hedef aldığını duyurdu. Gelen ilk bilgiler, doğrudan Kuzey Tugayı'nın yeni komutanı İzzeddin el-Beyk ile Gazze Tugayı Komutan Yardımcısı İmad İslim'in hedef alındığı yönünde oldu.

Şarku'l Avsat'ın Hamas kaynaklarından edindiği bilgiye göre, İslim'in suikast sonucu hayatını kaybettiği doğrulanırken, el-Beyk'in durumu hakkında ise farklı iddialar ortaya atıldı. Bazı kaynaklar el-Beyk'in yaralandığını ancak hayati tehlikesinin boyutunun henüz bilinmediğini aktarırken, farklı kaynaklar ise saldırı sırasında hedef alınan bölgede bulunmadığını ve suikasttan kurtulduğunu belirtti.

Söz konusu saldırı, savaş uçaklarının Gazze kent merkezindeki Belediye Parkı yakınlarında yer alan bir binadaki daireyi çok sayıda füzeyle vurması sonucu gerçekleşti. Saldırıda, aralarında 5 çocuğun da bulunduğu en az 10 Filistinli hayatını kaybetti.

Suikast operasyonunda hedef alınan her iki ismin de Gazze Şeridi genelinde ve özellikle kuzey bölgesinde Kassam Tugayları'nın en önde gelen saha liderleri arasında yer aldığı biliniyor.