AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Katz, uzaydan saldırı yetenekleri geliştirme planını açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
TT

Katz, uzaydan saldırı yetenekleri geliştirme planını açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, hükümetinin uzayda askeri yetenekler geliştirmeyi hedeflediğini açıkladı. Katz, İsrail'i dünyada uzay savaşı yürütebilecek ilk ülke konumuna getirmek amacıyla, bu yeteneklerin "sistemleri çökertme/kesintiye uğratma" ve uzaydan yeryüzüne "kinetik saldırı" gerçekleştirmeyi içerdiğini belirtti.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Katz'ın bu ifadeleri, Perşembe akşamı bakanlık bünyesindeki "Terörle Ekonomik Mücadele Ulusal Karargahı" tarafından düzenlenen "Ekonomik Savaş" konferansının açılışında geldi. Konferansa Şin Bet (İç İstihbarat) Başkanı David Zini, Mossad (Dış İstihbarat) Başkanı Roman Gofman ve İsrail güvenlik teşkilatından üst düzey yetkililer katıldı.

Katz, güvenlik teşkilatının uzaydaki yeteneklerini güçlendirmek için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. Bakan Katz, "Başbakan Binyamin Netanyahu, önümüzdeki on yıl içinde savunma bütçesine (normal savunma bütçesinin üzerine) 350 milyar şekel eklenmesine karar verdi. Buradaki amaç, tüm düşmanlara karşı İsrail lehine farklı bir korku dengesi yaratacak devasa bir askeri güç inşa etmektir. Bu sadece liderlik düzeyinde alınmış operasyonel bir karar değil, aynı zamanda inşa edilen ekonomiye ve (uçaklar hariç) güvenlik ihtiyaçlarının çoğunu İsrail içinde üretme kapasitesine duyulan güvenin bir ifadesidir" dedi. Başbakan ile kendisinin belirlediği ve İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bu doğrultuda talimat verdiği öncelikli hedeflerden birinin "uzay" olduğunu da sözlerine ekledi.

dbfdrbfr
Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında hareket halindeki İsrail Merkava tankları (Arşiv - AFP)

Katz açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Uzay; aşağıda kontrol ettiğiniz alanın büyüklüğünün, nüfus yoğunluğunun ve diğer pek çok konunun önemini yitirdiği bir yerdir. İsrail'in hedefi sadece 'uzayda var olmak' ya da 'oraya yerleştirdiklerimizi koruyup başkalarının hamlelerini boşa çıkarmak' ile sınırlı değil; aynı zamanda 'oradan aşağıya doğru (yeryüzüne) operasyon yapabilmeyi' de kapsıyor."

"Dünyada uzaydan saldırı yeteneğine sahip hiçbir ülke yok"

Bunun saldırı yetenekleri geliştirmeyi içerdiğini açıklayan Katz, kendi ifadeleriyle "Sistemleri çökertmek —ki bu oldukça erken bir aşamada gerçekleşecek— ve kinetik saldırı" unsurlarına değindi. İsrail'in şu anda bu alandaki "en parlak beyinleri" bünyesine kattığını belirten Katz, "Bugün dünyada hiçbir ülkenin uzaydan saldırı yeteneği bulunmuyor. Bu nedenle İsrail, bu kabiliyette dünyada lider ülke olmalıdır" şeklinde konuştu.

Katz, İsrail'in bu güce sahip olması durumunda, bunun "büyük kaynaklara sahip düşmanlar karşısında caydırıcılıkta, saldırı ve imha kapasitesinde üstünlük sağlayacağını" iddia etti.

İsrail hükümetinin, son aylarda İran, Hizbullah ve hatta Gazze Şeridi'ndeki Hamas ile olan savaşları kesin bir askeri zaferle sonuçlandıramadığı yönünde ülke içinde ve dışındaki eleştirilere yanıt olarak sık sık yeni savaş planları açıkladığı biliniyor.

sdbtryj
Savunma Bakanı Israel Katz (ortada), 2025 yılı savunma ihracatı raporunu teslim alıyor (İsrail Savunma Bakanlığı)

Katz'ın uzay yarışı ve uçuşlarından bahsettiği bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD desteği olmasaydı İsrail 15 dakika içinde yok olurdu yönündeki açıklamalarının yankıları sürüyor. Netanyahu da bizzat İsrail'in 7 Ekim'de yok olmanın eşiğine geldiğini ifade etmişti.

Hoşen planı: Ordunun yeniden inşası

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısında başarısızlığa uğrayan orduyu yeniden yapılandırmak amacıyla Ocak ayında yeni bir plan ortaya koymuştu. 2026 ile 2030 yılları arasındaki 4 yıllık dönemi kapsayan bu plan, Hamas saldırısı ve ardından gelen savaşa ilişkin soruşturmaların sonuçlarına dayanarak hazırlandı. Tevrat'tan esinlenerek "Hoşen" adı verilen plan iki temel hat üzerine kuruldu: Yoğun operasyonel faaliyetlerin sürdürülmesi ve askeri gücün yeniden inşası.

İsrail’in Kanal 13 televizyonuna göre plan; Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşlardan çıkarılan dersler ışığında, askeri teşkilatın durum değerlendirmesi ve siyasi kanadın yönlendirmesiyle oluşturuldu. Plan; İnsan, Savaşa Hazırlık, Yeteneklerin Geri Kazanılması ve Rehabilitasyon, Sınırlar, Hava Savunma ve Yere Yakın Tehditler gibi 12 ana başlığı içeriyor.

fdefbr
8 Aralık 2025'te Gazze Şeridi'nin Refah kentinde bir tünel girişinde bekleyen İsrail askerleri (AP)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth (Yedioth Ahronoth / Israel Hayom) gazetesine göre plan, aynı zamanda ordunun saldırı amaçlı manevra yeteneklerini geliştirmeyi, birliklerin yoğun ve hassas ateş altında çalışmaya devam edebilmesini güvence altına almayı, istihbarat kapasitesini artırmayı, robotik ve otonom sistem projelerini desteklemeyi, uzay alanındaki yetenekleri genişletmeyi ve bu alandaki askeri operasyonlara hazırlık amacıyla kapsamlı kurumsal değişiklikler yapmayı hedefliyor.

Mali boyut

Kanal 13'ün haberine göre, Hoşen planı mali açıdan, on yıllık bir süre zarfında yaklaşık 350 milyar şekel (yaklaşık 111 milyar dolar) tutarında uzun vadeli bir askeri güçlendirme programına dayanıyor. Bu devasa bütçe, İsrail Parlamentosu'nun (Knesset) 24 Mart 2026'da askeri kurumlar için kabul ettiği 143 milyar şekellik (yaklaşık 38,6 milyar dolar) bütçeye ek olarak geliyor. Bu miktara ayrıca ABD'den sağlanan yaklaşık 22 milyar şekellik (yaklaşık 5,9 milyar dolar) askeri yardım da dahil ediliyor.

Boğazda yeni bir güzergah

Uzmanlar, mutabakat zaptında da belirtildiği üzere bu durumun, İran ve Umman arasında su yolunun gelecekteki yönetimine ilişkin görüşmelerle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekiyor. Görüşmelerde hizmetlerin "maliyeti" (harç/ücret) fikri ortaya atılırken, ABD herhangi bir harç ya bir vergi uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyor.


Hürmüz’de gemiye saldırı sonrası trafik yavaşladı

26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz’de gemiye saldırı sonrası trafik yavaşladı

26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

Gemi takip verilerine göre, Tayvanlı bir şirket tarafından işletilen gemiye İran tarafından ateş açılmasından saatler sonra Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısı bu hafta başındaki seviyelere kıyasla düşüş gösterdi.

Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), Umman yakınlarında düzenlenen saldırıda geminin hasar görmesinin ardından, Körfez'de mahsur kalan yüzlerce gemi ve binlerce denizciyi tahliye etmek amacıyla yürütülen gönüllü programı askıya aldı.

Buna rağmen, Londra Borsası Grubu (LSEG) ve "MarineTraffic" tarafından Cuma günü yayınlanan veriler, her biri 2 milyon varile kadar petrol taşıma kapasitesine sahip 3 süper tanker dahil olmak üzere en az 4 tankerin yükleme yapmak üzere Körfez'e giriş yaptığını ortaya koydu.

Ayrı nakliye verileri, 2 süper tankerin İran petrolü yüklemek üzere boğaza girdiğini gösterirken, enerji analiz şirketi Kpler'in verilerine göre başka bir tanker de 2 milyon varil petrol yüküyle Hürmüz Boğazı'nın Umman tarafını kullanarak çıkış yaptı.

Petrol alıcıları, Washington ile Tahran arasında varılan ateşkes anlaşmasının ardından, İran savaşı nedeniyle aylardır süren kesintilerin ardından tedarikin istikrara kavuşmasını umuyordu.

115 Gemi tahliye edildi

Öte yandan Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD-İran mutabakat zaptı sonrasında başlatılan tahliye operasyonu kapsamında 115 gemi ve yaklaşık 2 bin 500 denizcinin Hürmüz Boğazı üzerinden Körfez'den çıkarıldığını duyurdu. IMO Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, "Bir gemiyi hedef alan saldırının ardından tahliye operasyonlarını askıya almış olsak da bazı gemiler Hürmüz Boğazı'nın güney kesiminden geçmeye devam ediyor" dedi.

Çatışmalar başlamadan önce boğazdan günlük ortalama 125 gemi geçiyordu. Şarku’l Avsat’ın Kpler’den aktardığı verilere göre ham petrol, petrol ürünleri ve kimyasal madde taşıyan tankerlerin gidiş-dönüş sefer sayısı Çarşamba günü çatışma öncesinden bu yana en yüksek seviye olan 27'ye, Perşembe günü 24'e ulaşırken, Cuma günü ise 13'e geriledi.

AXSMarine şirketi tarafından yapılan ayrı bir analiz ise, kuru yük gemileri de dahil olmak üzere boğazdaki toplam çift yönlü deniz trafiğinin 24 Haziran'da 62 sefere ulaştığını ve bunun çatışmanın başından bu yana bir günde kaydedilen en yüksek rakam olduğunu gösterdi. Şirket, bu rakamın geçen yılın aynı günündeki trafiğin yüzde 53'üne tekabül ettiğini belirterek, Trafik henüz tamamen normale dönmüş değil değerlendirmesinde bulundu.

Gemiye ateş açıldı

Tayvanlı Evergreen Marine şirketi, Umman yakınlarında bir gemilerine bilinmeyen bir nesnenin" isabet ettiğini açıkladı. Amerikalı yetkililer ise Perşembe günü Reuters'a yaptıkları açıklamada, gemiye İran tarafından ateş açıldığını belirtti.

Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO) Güvenlik ve Emniyet Müdürü Jakob Larsen, "Bu saldırı, gemilerin tahliyesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki trafiğin yeniden başlaması planlarına bir darbe indirdi, ancak yine de bazı geçişlerin yapılması bekleniyor" dedi. Larsen ayrıca, "Bu durum, ABD ile İran arasında boğazdaki deniz seyrüseferinin yeniden başlatılması konusunda net ve kesin anlaşmalar yapılmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Tahran ile koordinasyon sağlanmadan Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin garanti edilemeyeceğini savundu. İran devlet televizyonu da Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin uyarılarının ardından, Hürmüz Boğazı'nı "yetkisiz" şekilde geçmeye çalışan 3 yabancı petrol tankerinin geri döndüğünü duyurdu.

İran: Hürmüz'de kontrol hakkı bizim

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak İran, Cuma günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'ndaki deniz seyrüseferini kontrol etme hakkını yineledi. Umman yakınlarında bir gemiye düzenlenen saldırıdan bir gün sonra gelen bu açıklama, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ön anlaşmanın kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Kazım Garibabadi, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı paylaşımda, "Boğaza kıyıdaş bir ülke olarak İran'ın rolünü göz ardı eden muğlak düzenlemeler, alternatif rotalar veya kararlar altında Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçiş garanti edilemez" dedi.

Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının beşte birinin geçtiği boğazdaki trafiğin yavaşlamasına ve İran ile ABD arasında geçen hafta varılan geçici anlaşmaya ilişkin çelişkili yorumlara rağmen, petrol fiyatları Cuma günü düşüşünü sürdürdü.

Anlaşma konusunda endişeli olan bölgesel müttefiklere güvence vermek üzere Körfez turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (metindeki isim karışıklığı düzeltilerek: Antony Blinken / Marco Rubio) Perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran'ın boğazdaki gemileri tehdit etmesi veya geçişlerini engellemesi durumunda "sorun yaşanacağını" söyledi.

Yayınlanan ortak bildiride, ABD ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı'nda "koşulsuz ve kısıtlamasız seyrüsefer özgürlüğü" vurgusu yaparak, her türlü harç, vergi veya boğaz üzerinde kontrol sağlama girişimini reddetti. Bildiride ayrıca, bölgede kalıcı barış ve güvenliğin sağlanmasının, İran'ın balistik füzeleri, insansız hava araçları ve bölgedeki vekillerine verdiği destek dahil olmak üzere her türlü tehdidine karşı koymayı gerektirdiği belirtildi.

İran'dan yanıt

İran Dışişleri Bakanlığı Cuma günü verdiği yanıtta, geçici anlaşma hükümlerine göre Hürmüz Boğazı'nın kendi idaresi ve Umman Sultanlığı altında olması gerektiğini vurguladı. Bakanlık, düşmanca politikaların sürdürülmesi ve bölge işlerine müdahale edilmesi konusunda uyarıyoruz açıklamasında bulundu.

İran, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta kendisine karşı başlattığı savaşın ardından boğazı fiilen kontrol altına almış, bu durum petrol akışını sekteye uğratarak küresel enerji piyasalarında ve genel olarak dünya ekonomisinde çalkantılara yol açmıştı.

İran tarafından boğazdan geçiş taleplerini yönetmek üzere kurulan Körfez Boğazı Yönetim Otoritesi, yetkisiz rotaların kullanılmasından doğacak sorumluluğun gemi sahibine, işletmecisine ve kaptanına ait olacağını duyurdu. ABD hükümetinden konuya ilişkin henüz bir yorum gelmedi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, İran'ın boğazın yeniden açılmasını da içeren geçici anlaşmaya uymaması halinde ABD'nin İran'ı yeniden vurabileceği uyarısında bulunmuştu.

Boğazda güney rotası

Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Umman, bu hafta savaş nedeniyle mahsur kalan yüzlerce gemiyi tahliye etmek amacıyla boğazda yeni bir güney rotası duyurmuş, bu adım Tahran'ın tepkisini çekmişti. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung Cuma günü yaptığı açıklamada, Okyanuslar Bakanlığı'nın 8 geminin ayrıldığını bildirmesinin ardından, 3 Güney Kore gemisinin daha hafta sonu Hürmüz Boğazı'ndan ayrılacağını belirtti.

Bu durum, mutabakat zaptında yer aldığı üzere İran ve Umman arasında su yolunun gelecekteki yönetimine ilişkin görüşmelerle aynı döneme denk geliyor. Görüşmelerde hizmet "maliyetleri" (harç/ücret) fikri gündeme getirilirken, ABD herhangi bir harç veya vergi uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyor.


Trump: İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere 4 İHA gönderdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere 4 İHA gönderdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere en az dört saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) gönderdiğini, bunlardan birinin bir yük gemisinin üst güvertesine isabet ettiğini söyledi.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Gemi hasar gördü ancak yoluna devam etmeyi başardı. Diğer üç İHA'yı ise düşürdük. Bu, varmış olduğumuz ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir." ifadelerini kullandı.