AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
TT

The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)

Yönetmen Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye zaman ayırması nedeniyle The Batman 2'nin (The Batman Part II) çekimlerine ara verildi.

Haberi ilk duyuran Deadline'a açıklama yapan DC Stüdyoları sözcüsü, şu ifadeleri kullandı:

Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye odaklanabilmesi için The Batman 2'nin çekimlerine geçici olarak durduruldu . DC Stüdyoları olarak Matt'e tam destek veriyoruz ve yakında bu yolculuğu sürdürmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

Hollywood Reporter'a konuşan kaynaklar da çekimlere ara verildiğini doğruladı.

Reeves ve senaryo ortağı Mattson Tomlin metin üzerinde çalışırken çekimlerin başlangıç tarihi birkaç kez ertelenmişti. Uzun hazırlık sürecinin ardından çekimler haziranda Londra'da başlamıştı.

Robert Pattinson'ın Bruce Wayne/Batman rolüne döndüğü devam filminin mevcut vizyon tarihi 18 Şubat 2028. 

Başlangıçta 3 Ekim 2025'te gösterime girmesi planlanan film, önce 2 Ekim 2026'ya, ardından 1 Ekim 2027'ye ve son olarak 18 Şubat 2028'e ertelenmişti.

Batman, DC'nin gişede başarısına en çok güvenilen karakteri. Bu nedenle The Batman 2, stüdyonun en önemli projelerinden biri olarak görülüyor.

Oyuncu kadrosunda Pattinson'a Colin Farrell, Andy Serkis ve Jeffrey Wright'ın yanı sıra seriye yeni katılan Scarlett Johansson ve Sebastian Stan eşlik ediyor.

Reeves imzalı The Batman, Mart 2022'de vizyona girmiş ve dünya genelinde 770,3 milyon dolar hasılat elde etmişti. 

Film, Colin Farrell'ın başrolünü üstlendiği yan dizi The Penguin'in de önünü açmıştı. 

Reeves, Batman'in düşmanlarından birini konu alan Clayface'in de yapımcılarından. DC yapımı film, 23 Ekim'de vizyona girecek.

Çekimlere verilen ara, Paramount Skydance'in Warner Bros. Discovery'yi devralma işlemini tamamlamaya hazırlandığı döneme denk geliyor. DC Stüdyoları da Warner Bros. bünyesinde bulunuyor. 

DC'nin başındaki James Gunn ve Peter Safran, yeni yönetim altında görevlerini sürdürecek isimler arasında. Warner Bros.'un sinema bölümünü yöneten Mike De Luca ve Pam Abdy ise stüdyodan ayrılıyor.

İlk ertelemenin ardından James Gunn, büyük bütçeli filmlerin devamlarının yıllar sonra gelmesinin olağan olduğunu savunmuştu. Threads'te paylaşım yapan Gunn, şöyle yazmıştı:

Dürüst olmak gerekirse, devam filmleri arasında 5 yıl veya daha uzun aralar olması son derece yaygın. Yaratık (Alien) ve Yaratık 2 (Aliens) arasında 7 yıl var. İnanılmaz Aile (Incredibles) filmleri arasında 14 yıl. İlk iki Terminatör'ün (Terminator) arası 7 yıl. Avatar'lar arasında 13 sene var. Top Gun'ların arası ise 36 yıl. Ve tabii ki Galaksinin Koruyucuları 2 (Guardians Of The Galaxy Vol 2) ve 3 arasında da 6 yıl var.

Pattinson ise yakın zamanda Collider'a verdiği röportajda The Batman 2'nin ilk filmden çok farklı bir yaklaşım sunacağını söylemişti:

Çok iddialı bir film. Sanırım geçen gün bir yerde de söyledim: İlk film Batman'e farklı bir bakış getiriyordu, bu da başka bir bakış sunuyor. İlkine göre beklenmedik bir yöne gidiyor ama bir şekilde onun atmosferinden bazı unsurları koruyor. Bana gerçekten çok iddialı geliyor ve ortaya nasıl bir film çıkacağını görmek için heyecanlanıyorum.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter, Variety, Collider


Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
TT

Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Reuters’a verdiği özel röportajda, İran’ın ABD’nin taleplerini karşılamak ve iki ülke arasında yedi aydan uzun süredir devam eden savaşı sona erdirmek için uranyum zenginleştirme kapasitesini «önemli ölçüde» azaltması gerektiğini söyledi. Vance, Washington’un Tahran’ın müzakerelerde kararları nasıl aldığı konusunda hâlâ emin olmadığını belirtti.

Vance, ABD’nin yurt dışındaki savaşlara müdahil olmasına uzun süredir kuşkuyla yaklaşsa da çatışmayı sona erdirmeye yönelik müzakerelerde başrol oynadı ve geçen haziran ayında geçici bir anlaşmaya varılmasına aracılık etti. Ancak anlaşma kısa süre içinde çöktü.

Savaş, küresel enerji piyasalarını sarstı ve gelecek kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için siyasi bir yük haline geldi.

Vance, pazartesi günü Alaska’daki seçim kampanyasının ardından verdiği röportajda, herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer zenginleştirme kapasitesini azaltmasını gerektireceğini söyledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Vance, İran’ın nükleer kapasitesini gelecekte azaltacağına dair güvence vermesinin yeterli olmayacağını belirtti.

Vance, «Nükleer silah istemiyorsanız, neden yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yakıta ihtiyacınız olsun? Nükleer silah üretmeyeceğinize dair taahhüdünüzü göstermek istiyorsanız, yüksek oranda zenginleştirilmiş yakıt üretmeyin. Bu son derece temel bir mesele» ifadelerini kullandı.

Vance, «Nükleer silah üretmeme konusundaki kararlılıklarını göstermek istiyorlarsa, zenginleştirme kapasiteleri konusunda somut adımlar atacaklarını düşünüyorum» diye konuştu.

İran ve ABD, son haftalarda savaşı sona erdirmeyi ve küresel enerji taşımacılığı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan öneriler sundu. Trump, Tahran’ın son teklifini reddetti ve askeri operasyonların Kongre ara seçimlerinin ardından artabileceği uyarısında bulundu.

Vance, ABD’nin hâlâ bir anlaşmaya varmaya açık olduğunu ancak bunun için İran’ın nükleer programına ilişkin somut tavizler vermesini şart koşacağını belirtti. “Sözleri eylemlerin yerine koymayacağız” dedi.

Washington Tahran’daki karar alma mekanizmasından emin değil

Vance, süreci daha da karmaşık hale getiren unsurlardan birinin Washington’un Tahran’da kararları kimin aldığı konusunda emin olmaması olduğunu kaydetti.

ABD’nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmeler yürüttüğünü belirten Vance, savaşın başında düzenlenen ortak ABD-İsrail saldırılarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından, iki ismin İran’daki güç yapısı içinde ne ölçüde yetkiye sahip olduğunun net olmadığını ifade etti.

Vance, «Ülkelerinin kararları nasıl aldığı tam olarak net değil. Fark ettiğimiz şeylerden biri bu» dedi.

Trump da dün yaptığı açıklamada, kendisi açısından «en büyük sorunun» İran’ı kimin yönettiğini kimsenin bilmemesi olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’li yetkililerin İran’daki muhataplarının kim olduğunu ve İran’daki karar alma mekanizmasının nasıl işlediğini çok iyi bildiklerini ifade etti.

Bekayi, haftalık basın toplantısında, «Asıl sorun tam tersidir; sorun, ABD’li yetkililerden gelen çelişkili tutumlar ve birbirleriyle örtüşmeyen mesajlardır» dedi.

Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)
Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)

Vance: İran Hürmüz Boğazı'ndan enerji ihracatını büyük ölçüde engelleyemiyor

Vance, Reuters’a yaptığı açıklamada, savaş alanındaki durumu değerlendirmek amacıyla sahadaki komutanlarla bizzat görüştüğünü söyledi.

Mühimmat konusunda yaşanan ciddi kıtlığa ilişkin endişeleri reddeden Vance, İran güçlerinin zaman zaman Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri vurabildiğini ancak enerji ihracatını bu su yolundan geçerek sürdürmeyi büyük ölçüde engelleyemediğini belirtti.

Beyaz Saray’ın baş müzakerecisi olarak sık sık anılmasına rağmen, bir anlaşmaya varılması amacıyla yürütülen görüşmelere liderlik edip etmediği sorusuna yanıt vermeyen Vance, “Elbette sürece dahiliz. Nihayetinde dümeni elinde tutan ABD Başkanı’dır” dedi.

Savaş seçim kampanyasının ana gündemlerinden biri

Aylık maliyeti 3 milyar dolara ulaşan savaş, seçim kampanyasının başlıca gündemlerinden biri haline geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, Trump ve Cumhuriyetçileri, Kongre’nin kontrolünü belirleyecek çekişmeli eyaletlerde seçmenlere karşı kendilerini savunmak zorunda bıraktı.

Vance, Trump’ın çatışmayı yönetme biçimine yönelik eleştirileri hafifletmeye çalıştı. Seçmenlere, bu meselenin gelecek ay yapılacak seçimlerde Cumhuriyetçilere destek vermelerine engel olmaması gerektiğini söyledi.

Vance, Alaska’da yeniden seçilmek için Demokrat rakibi Mary Peltola ile başa baş bir yarış yürüten Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan’a destek amacıyla miting düzenledi.

Trump, 2024’te Alaska’da yüzde 13 puan farkla kazanmıştı. Ancak günlük yaşam maliyetlerindeki artış, eyaletteki seçimin sonucunu belirsiz hale getirdi.

Vance, Reuters konuşmadan önce konuşmasının önemli bir bölümünü özellikle enerji fiyatları başta olmak üzere hayat pahalılığına ilişkin endişelere ayırdı. Alaska’nın uzak konumu tüketim mallarının daha pahalı olmasına yol açarken, enerji üretimi de eyalet ekonomisinin başlıca sektörlerinden biri.

Miting sırasında Sullivan, Vance’i yanlışlıkla başkan yardımcısı yerine ABD başkanı olarak tanıtmak üzereyken kalabalık tezahürat yaptı. Vance, Trump’ın Beyaz Saray’daki olası halefleri arasında öne çıkan Cumhuriyetçi isimlerden biri olarak görülüyor.

Vance, daha sonra Reuters’a yaptığı açıklamada 2028’de başkanlığa aday olup olmayacağına henüz karar vermediğini söyledi.

“Ben doğam gereği temkinli bir insanım. Aslında bu konu hakkında pek fazla düşünmedim” şeklinde konuştu.


Flydubai operasyonu: İsrail jetleri uçağı vurmaya hazırdı

İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
TT

Flydubai operasyonu: İsrail jetleri uçağı vurmaya hazırdı

İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Dubai-Tel Aviv seferini yapan Flydubai uçağını acil durum protokolünü takip ederek vurmaya hazırlanmış.

30 Eylül'deki FZ1073 seferinde yardımcı pilot Hemmam el-Hammami, kaptan pilot Smit Machchhar'a acil durum baltasıyla saldırmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan İsrailli yetkililer, kontrolü ele geçirmeye çalışan yardımcı pilotun uçağı İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'na düşürmek istediğini öne sürdü.

Kaynaklar, el-Hammami'nin Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) sorgusunun devam ettiğini ve Tel Aviv yönetiminin gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtiyor.

İsrail medyasındaki haberde iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet görevlilerinin de BAE'li yetkililerle Hammami'nin sorgusuna katıldığı aktarıldı.

Diğer yandan kimliklerinin gizli tutulması şartıyla CBS'e konuşan İsrailli yetkililer, İsrail Hava Kuvvetleri'nin, acil durum kodu veren uçakla irtibat kurmaya çalıştığını ancak yanıt gelmemesi üzerine acil durum protokolünün devreye alındığını söylüyor.

İsrail savaş jetlerinin havalandırıldığı ve ülkenin hava sahasının kapatıldığı belirtiliyor. Kaynaklar, FZ1073 sefer sayılı uçağın belirli bir mesafeye yaklaşması halinde İsrail ordusuna ait savaş jetlerinin Ürdün hava sahasına girerek olaya müdahale etmeye hazırlandığını aktarıyor.

Acil durum protokolüne göre İsrailli pilotların, kokpiti incelemek ve Flydubai pilotuyla görsel temas kurmak için uçağa yaklaşmaya çalışması gerekecekti.

Uçağın kaçırıldığının tespit edilmesi ve saldırganlarla iletişim kurulamaması halinde Savunma Bakanı Israel Katz ve Başbakan Binyamin Netanyahu'ya bilgilendirme yapılacaktı.

Protokol, İsrail'e yaklaşan kaçak bir uçağın vurulmasını öngörüyor ancak bu kararı yalnızca başbakan verebiliyor. Kaynaklar İsrail'deki "yüksek değerli hedeflere" çarpmasındansa çoğu İsrail vatandaşı 172 kişiyi taşıyan uçağın vurulmasının "daha iyi bir seçenek olarak değerlendirileceğini" belirtiyor.  

Ancak Tel Aviv yönetimi, uçağın Suudi Arabistan'a dönmeye başladığını fark edince savaş jetlerini geri çağırmış.

BAE menşeili havayolu şirketi Flydubai'nin bir uçağına düzenlenen saldırının nedeni henüz belirlenemedi. BAE Başsavcısı Hamed Seyf eş-Şamisi, 3 Ekim'deki açıklamasında ön soruşturmanın, yardımcı pilotun terör eylemi gerçekleştirmeye teşebbüs ettiğini ortaya koyduğunu duyurmuştu.

Şamisi, yardımcı pilotun uçuş sırasında kokpitte kaptan pilota acil durum baltasıyla saldırdığını ve uçağın kontrolünü ele geçirmeye çalıştığını belirtmişti.

30 saniyeden kısa süre içinde 14 bin feet (yaklaşık 4 bin 300 metre) irtifa kaybeden uçaktaki saldırıda, yolcular kokpite girerek yardımcı pilota müdahale etmişti. Daha sonra iki yedek Flydubai pilotunun kontrolü devralmasıyla uçak, Suudi Arabistan'ın Tebük Havalimanı'na acil inmişti.

Independent Türkçe, CBS News, Times of Israel, CNN