AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı
TT

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

ABD-İran görüşmeleri İsviçre'de başladı

Katar, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki müzakerelerin bugün (Pazar) İsviçre'de, arabulucu ülkeler Pakistan ve Katar'ın katılımıyla başladığını duyurdu.

Katar, çarşamba günü Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakat zaptında ele alınan tüm başlıkları kapsayan kapsamlı ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşılmasını sağlayacak sonuçların bu toplantılardan çıkmasını umut ettiğini açıkladı.

İran ise, Washington'un taahhütlerini yerine getirmemesi halinde ABD ile varılan anlaşmanın "tehlikeye gireceği" uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, İran heyetinin mutabakat kapsamında karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmesini takip edeceğini ve bu konuda ısrarcı olacağını söyledi.

Öte yandan, Devrim Muhafızları'na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Lübnan'daki ateşkese tam olarak uyulmadığı ve İran petrolünün satışına izin verecek yaptırım muafiyetleri yürürlüğe girmediği sürece Hürmüz Boğazı'nın yeniden deniz trafiğine açılmayacağını aktardı.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim Haber Ajansı

  • Tesnim'in aktardığı kaynağa göre, ABD heyeti ile toplantının organizatörleri oturumun başında İran ve ABD heyetleri arasında tokalaşma ve aile fotoğrafı çekimi planladı.
  • Ancak İran heyetine başkanlık eden isim ve müzakere ekibi bu düzenlemeleri reddederek ABD heyetiyle ortak fotoğraf karesinde yer almayacaklarını organizatörlere bildirdi.
  • ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in açıklamaları
  • Başkan Donald Trump, çok sayıda soruna diplomatik çözüm bulunması için bize yetki verdi.
  • Asıl soru, Orta Doğu'daki ilişkileri kalıcı biçimde değiştirip değiştiremeyeceğimizdir.
  • İran, uzun yıllardır bölgesel istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri oldu.
  • Amacımız, diplomasi yoluyla birlikte çalışarak Orta Doğu'da gerçek bir değişim sağlamaktır.
  • Son birkaç saat içinde önemli ilerleme kaydettik.
  • Artık herkesin barış ve refahı güçlendirmek için birlikte çalışabileceği ortak bir gelecek görüyoruz.
  • Trump bizden İran halkıyla ilişkilerde "yeni bir sayfa açmamızı" istedi.
  • Son iki gün içinde Lübnan'daki ateşkesin sürdürülmesi konusunda önemli ilerleme sağlandı.
  • Bu tür ateşkes anlaşmaları her zaman "bir miktar karmaşık" olur.

Tesnim'e konuşan kaynak

  • Tahran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi ile İsviçre'de görüşmeyi planlamıyor.
  • Washington, Grossi'nin müzakerelere katılmasını önerdi ancak İran bu teklifi reddetti.
  • İran heyetinin öncelikli hedefi, mutabakat zaptının 13. maddesinin uygulanmasını sağlamak, dondurulan mali kaynakların serbest bırakılması ve İran petrolü için yaptırım muafiyetlerine odaklanmaktır.

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
TT

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)

Tarık Raşid

ABD Başkanı Donald Trump, yönetimini uzman isimler yerine güvendiği kişilerden oluşturma eğilimini sürdürüyor. Bu çerçevede milyarder dostu Bill Pulte'yi, aksi yönde yüzmeye çalışmasının ardından istifa eden Tulsi Gabbard'ın yerine on sekiz istihbarat birimini bünyesinde barındıran Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne geçici direktör olarak atadı. Pulte'nin sivil veya askeri istihbarat alanında herhangi bir deneyimi ya da birikimi bulunmuyor.

Yardımcılarının elinde birden fazla görevi yoğunlaştırmayı alışkanlık haline getiren Trump, Demokrat ve Cumhuriyetçi pek çok kongre üyesinin itirazlarına karşın Pulte'nin Federal Konut Finansmanı Ajansı (FHFA) direktörlüğü ile 10 trilyon doların üzerinde işlem hacmine sahip iki dev federal ipotek sigortası kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac başkanlığı görevlerini de sürdüreceğini açıkladı.

1988'de Florida'da varlıklı bir ailede dünyaya gelen Pulte, inşaat sektörünün milyarderi olan dedesinin tek varisi ve babasının ilk evliliğinden Noreen ile Mark Pulte'nin ilk çocuğu. Dedesi William Pulte, Pulte İnşaat Grubu'nun kurucusu. Lise yıllarında bir inşaat şirketinde çalışan Pulte, New Western Üniversitesi'nden radyo gazetecilik lisansıyla mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında kimya mühendisi olan eşiyle tanışan Pulte, mezuniyetin ardından çeşitli risk sermayesi şirketlerinde görev yaptı. Pulte’nin 2011 yılında kurduğu Pulte Capital şirketinin çalışan sayısı 200'ü aştı ve yıllık 30 milyon dolar gelir elde ederek Forbes'un 30 yaş altı girişimciler listesine girdi. 2016 yılında dedesinin yönetim kurulu başkanlığını sürdürdüğü Pulte Grubu'na yönetim kurulu üyesi olarak atanan Pulte, Forbes 500 listesindeki bu dev şirkette bu görevi üstlenen en genç isim oldu. Ancak 2020'de dedesinin vefatının ardından grubun internet sitelerine el koyarak bunları kendi sosyal medya projelerinde kullanması üzerine yönetim kurulu tarafından görevden uzaklaştırıldı.

Ardından sosyal medya platformu X’te bir hayır kurumu hesabı açan Pulte, üç milyondan fazla takipçi edindi. Trump, 2019 yılının temmuz ayında Pulte'yi öven bir paylaşımı retweet etme karşılığında iki gaziye araba vaat etmesinin ardından onu övdü. Pulte, Trump ile defalarca kez bir araya geldiğini ve Başkan’ın hayır kurumunun faaliyetlerinden haberdar olduğunu söyledi. Bu süreçten sonra Cumhuriyetçi Parti'ye, parti ulusal komitesine ve Trump'ın 2024 yılındaki başkanlık seçim kampanyasına cömert bağışlar yapmaya başlayan Pulte'nin serveti 200 milyon ile 3 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Sonunda Scott Turner'a verilen Konut ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı için Trump nezdinde girişimlerde bulunun Pulte, siyasi bir görev üstlenmesi halinde şirketlerinin yönetiminden çekileceğini açıkladı. Trump ise geçtiğimiz yılın ocak ayındaki yemin töreninin hemen ertesi günü onu FHFA başkanlığına aday gösterdi. Pulte, tüm Cumhuriyetçi üyeler ile üç Demokrat üyenin oyunu alarak Senato tarafından onaylandı.

Pulte, FHFA başkanlığına başlar başlamaz Fannie Mae ve Freddie Mac üzerindeki kontrolünü pekiştirdi. Her iki kurumun yönetim kurulundan 14 üst düzey yöneticiyi görevden aldı ve eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde alınan pek çok politika kararını iptal etti. İptal edilenler arasında ipotek sahtekarlığı ve haksız uygulamaların önlenmesine yönelik programlar da yer alıyordu. Bunların yanı sıra federal ipotek bankalarının konut politikalarında adil uygulamaların denetlenmesinden sorumlu birimi hedef alarak onlarca çalışanı önceden bildirimsiz olarak işten çıkardı.

Pulte ayrıca Biden yönetiminin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarının uygulanmasını engelleyen çok sayıda karar aldı. FHFA çalışanlarının yaklaşık yüzde 25'ini işten çıkardığını duyuran Pulte, Fannie Mae ile Freddie Mac'teki 100'den fazla yöneticiyi her iki kurumda etik dışı davranışla suçladı. Senato'daki Demokratlar, Pulte'nin gerçekleştirdiği işten çıkarmaların soruşturulması talebiyle FHFA genel müfettişine mektup gönderdi.

Pulte, geçtiğimiz yılın haziran ayında Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisi teminatı olarak kripto para birimlerini kabul etme talimatı verdi ve kredi derecelendirme ofislerinde kapsamlı bir inceleme başlattı. Bu gelişme söz konusu ofislerin borsa değerlerinin düşmesine yol açtı.

Pulte, Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisine başvurabilmek için kabul edilen teminatlar arasına kripto para birimlerinin dahil edilmesi talimatı verdi.

Wall Street Journal gazetesine (WSJ) göre Pulte, yetkililer ve uzmanlarla istişare etmeksizin X üzerinden ani politikalar açıkladı. Geleneksel kredi derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliğini sorguladıktan sonra Fannie Mae ve Freddie Mac'e alternatif derecelendirme ofisleriyle çalışma talimatı verdi. Pulte'nin politikaları, Trump'ın iktidara gelir gelmez kısa sürede çözüme kavuşturacağına dair söz verdiği konut krizini hafifletmek bir yana, başta orta ve alt gelirli kesimler olmak üzere krizi daha da derinleştirdi. Bloomberg News ise Pulte'yi Trump'ın vatandaşlara konut sağlama gündemine aykırı hareket etmekle suçladı.

Pulte, ipotek sahtekarlığı olarak nitelendirdiği uygulamaları ifşa etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitenin Trump'ın rakiplerini ve siyasi düşmanlarını hedef almaktan ibaret olduğu ortaya çıktı. Hedef alınanlar arasında New York Başsavcısı Letitia James de yer alıyordu. James'in asıl ikametgahının New York'tayken Virginia'ymış gibi gösterdiği iddia edildi. Trump bu iddiayı Truth Social platformunda James'i ‘dolandırıcı’ olarak nitelendirmek için kullandı. Pulte ise James'i ‘destekli konut kredisi belgelerini tahrif ettiği’ gerekçesiyle soruşturma başlatılmak üzere Adalet Bakanlığı'na sevk etti.

Pulte aynı aracı, Trump aleyhine yürütülen Kongre soruşturmalarına önderlik eden Kaliforniyalı Demokrat Temsilci Adam Schiff'i hedef almak için de kullandı. Bir ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) yönetim kurulu üyesini ve bir Virginia milletvekilini görevden alarak soruşturmaya sevk etmek ve Fed Başkanı Jerome Powell'ın istifasını talep etmek için de bu yöntemden yararlandı.

Şarku’l Avsat’ın Politico'dan aktardığı analize göre Pulte'nin tutumları pek çok Cumhuriyetçi yetkiliyi rahatsız etti. Hazine Bakanı Scott Bessent ise Pulte'nin Trump nezdinde kendisi hakkında olumsuz konuştuğunu öğrenmesinin ardından bir kulüpte onu yumruklamakla tehdit etti.

Trump, haziran ayında herkesi şaşırtarak CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı'nı da kapsayan Amerikan istihbarat servislerinin başına Pulte'yi geçici direktör olarak atadı. Eşinin kemik kanseri olduğu gerekçesiyle görevinden ayrılacak olan Gabbard'ın yerine geçecek olan Pulte, bu konumda cumhurbaşkanına güvenlik, istihbarat ve terörle mücadele konularında danışmanlık yapacak. Oysa bu alanların hiçbirine daha önce hiçbir şekilde dahil olmamıştı. Trump’ın sosyal medya paylaşımlarına göre Pulte diğer görevlerini de sürdürecek. Bu durum, Trump'ın tıpkı Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığı ve USAID yöneticiliğini aynı anda üstlenen Marco Rubio, Ulaştırma Bakanlığı ile NASA'nın geçici yöneticiliğini birlikte yürüten Sean Duffy ve hem Adalet Bakan Vekili hem de Kongre Kütüphanesi geçici direktörü olan Todd Blanche gibi isimler örneğinde olduğu gibi güvendiği isimlerin elinde giderek daha fazla yetkiyi toplamak istediğine işaret ediyor.

Pulte'nin bu göreve atanması Cumhuriyetçi ve Demokrat çevrelerde sert eleştirilere yol açtı. Ancak Trump, Senato onay sürecine karşın adayı üzerinde ısrarını sürdürüyor.

Pulte, İran'a karşı yürütülen savaş başta olmak üzere Trump'ın dış politikalarına desteğini açıklayarak onu bu göreve atanması için defalarca kez teşvik etmişti. Haberlere göre Trump, siyasi danışmanı Roger Stone ve kendisini ‘buldozer’ olarak tanımlayan diğer Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketi temsilcilerinin yönlendirmesiyle bu karara heyecanla sahip çıktı. Söz konusu isimler Pulte'nin hassas gizli bilgileri kamuoyuyla paylaşma cesaretine dikkati çekti. Steve Bannon ise Pulte'nin atanmasını alkışlayarak bunu Senato'ya indirilmiş bir tokat ve ‘derin devlete’ saplanmış bir hançer olarak nitelendirdi.

Trump daha sonra WSJ’ye yaptığı açıklamada, Pulte'den istihbarat biriminde çalışanları işten çıkarmasını istediğini ve birimin kapatılmasını desteklediğini söyledi. Beyaz Saray da Pulte'nin bu hassas göreve atanmasını savunarak onu “hassas bilgilerin korunması ve dev devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda deneyim kazanmış, güçlü bir liderlik karizmasına, dürüstlüğe ve ‘Önce Amerika’ ilkesine bağlılığa sahip bir reformcu” olarak nitelendirdi. Beyaz Saray ayrıca Pulte'nin sıkıntılı kurumları kurtarma, ABD’nin hassas varlıklarını koruma ve güç odaklarıyla mücadelede köklü bir sicile sahip olduğunu vurgulayarak bu niteliklerin Amerikalıları korumak ve küresel tehditlere karşı koymak için gerekli olduğunu açıkladı.

CNN'e göre Pulte henüz görevi için gerekli güvenlik iznini alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili, istihbarat alanındaki deneyimsizliğinin ve Trump'a körü körüne bağlılığının onu yetkilerini kötüye kullanmaya yönlendireceği endişesini dile getirdi. Teksaslı Senatör John Cornyn gibi bazı Cumhuriyetçi isimler ve yönetim yetkilileri de adaylığa şüpheyle yaklaştı. Senato Cumhuriyetçi çoğunluk lideri John Thune ise bu konumun siyasi hesap soruşturmak için kullanılmasına karşı olduğunu açıkladı. İstihbarat çevrelerinde de Pulte atamasına ilişkin ciddi kaygılar baş gösterdi. Demokratların Trump, Pulte adaylığını geri çekmedikçe yenilemeyi reddedeceklerini ilan etmesi üzerine Pulte'nin adaylığı, Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası'nın 702. maddesi kapsamındaki yetkilerin yenilenmesini de sekteye uğrattı. Senato İstihbarat Komitesi başkan yardımcısı görevini yürüten Virginialı Demokrat senatör ise istihbarat topluluğunun Pulte'ye herhangi bir bilginin açıklanması ihtimalinden büyük korku duyduğunu söyledi.

fvb
Pulte (en solda), Başkan Trump ve diğer yetkililerin Washington’daki FED Kurulu’na yaptığı ziyarete katıldı (AP)

Pulte, görevi için gerekli güvenlik iznini henüz alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili ise istihbarat alanındaki deneyimsizliği ve Trump'a körü körüne bağlılığı konusundaki endişelerini dile getirdi.

Trump, Pulte’nin adaylığına karşı çıkanları, bazı güçlü Cumhuriyetçi isimlerin de aynı karşı çıkışı paylaştığını bilmesine karşın ‘partizan güdümlü aşırı sol Demokratlar’ olarak nitelendirdi. ABD federal yasasının ‘Ulusal İstihbarat Direktörü'nün ulusal güvenlik alanında geniş deneyime sahip olması gerektiğini’ öngörmesine karşın Trump'ın Pulte'yi Senato onayı aranmaksızın 210 güne kadar geçici olarak bu göreve atama yetkisi bulunuyor.

Demokrat Senatör Mark Warner, güvenlik izni bulunmayan Pulte'nin son derece hassas bilgilere erişim sağlayacağını ve farkında olmadan bu bilgileri ifşa etmeye yönlendirilebileceğini belirterek onun bu kritik göreve gelmesinin ağır zararlara yol açabileceğine dikkat çekti. İstihbarat birimlerinin üst yönetiminin ve yabancı hükümetlerin de kaygılarını dile getirdiğini aktaran Warner, Pulte hakkında kesin olarak bildiği tek şeyin onun Federal Konut Finansmanı Ajansı'nı Trump'ın rakiplerine karşı kullandığı örnekte de görüldüğü gibi Trump'ın her istediğini yapacağı olduğunu söyledi. Warner, bu atamanın ulusal güvenlik açısından bir felaket ve tehlike olacağı uyarısında bulundu.

Trump ise X platformundaki bir paylaşımında "Geçici görev üstlenecek Pulte'den Demokratlar neden bu kadar korkuyor? Ne saklıyorlar? Mutlaka ciddi bir şey var" diye sordu.

Pulte atamasına yönelik bu fırtınanın ortasında Trump, New York'un güney bölgesi savcısı ve eski Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu başkanı Jay Clayton'ı Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne kalıcı direktör olarak aday gösterdiğini açıkladı. Clayton, her iki partiden pek çok kongre üyesinin takdirini kazanmış bir isim. Bununla birlikte Trump, Senato Clayton'ın atamasını onaylamadan önce Pulte'nin geçici direktör olarak görev yapması konusundaki ısrarını sürdürüyor.

Trump, Clayton'ın kalıcı istihbarat direktörlüğüne aday gösterilmesinden bir gün önce Kongre'den hükümetin yurt içi ve yurt dışındaki yabancı hedefleri izinsiz olarak takip etmesine olanak tanıyan yabancı istihbarat gözetim yasasının süresinin uzatılmasını talep etti. Trump, Pulte'nin kısa bir süre için geçici direktör olarak görev yapacağını belirtti; ancak bu süreyi netleştirmedi.

Bununla birlikte Pulte'nin görevi geçici de olsa üstlenmesi, yasal süre boyunca kalıcı bir direktörün sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasına engel teşkil etmiyor. Pulte'nin bu göreve gelmesinden duyulan kaygının ardında şaşılacak bir şey yok; zira o, cumhurbaşkanına aşırı yaltaklığı ve onu taklit etmesiyle tanınıyor. Yakın çevresindeki bazı isimler, aşırı partizanlığı ve sosyal medyayı kontrolsüzce kullanması nedeniyle ona ‘Trump Jr.’ (küçük Trump) lakabını taktı.

Bu kaygılar, Trump'ın iki haftadan uzun süre önce Pulte'nin ‘seçim sahtekarlığıyla’ ilgili konuları araştıracağını açıklamasıyla daha da derinleşti. Bu açıklama, Trump’ın adaylığına dair komplo teorilerini körükledi.


G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
TT

G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)

Maneli Mirkhan

G7 ülkeleri, 23 yıl sonra, 15 Haziran 2026'da Évian'a geri döndü; aynı kasaba - ve yine Fransa cumhurbaşkanlığı altında - Haziran 2003'teki G8 toplantısında İran'ın nükleer dosyasını ilk kez uluslararası gündeme taşımıştı. Évian'ın Batı doktrininin yapısal olarak düşman bir aktöre karşı dördüncü anlaşmasına sahne olması gerekiyordu. Ancak imza başka bir yerde atıldı. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, Versay'da aceleyle ve G7 Zirvesi sırasında, Tahran'a 20 yıldır talep ettiklerini veren bir mutabakat zaptı imzaladı; tüm yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş tüm varlıkların serbest bırakılması ve iktidar aygıtının karşılıksız olarak İran devleti olarak tanınması.

2003'te nükleer silahların yayılmasının önlenmesi meselesi olarak ele alınan husus, 2026'da dönemin temel mücadelesinin yapısal normalleşmesi olarak pekiştirildi. Bu, 28 Şubat'tan 2026 Mayıs sonuna kadar süren İsrail-Amerikan savaşının 20 yıl öncesinde yaşanan bir mücadele. Savaş ise şunu yaptı; Batı'da, adı konulmadan bu mücadelenin maliyetinin üstünü tam 20 yıl boyunca örten retorik örtüyü kaldırdı. Versay'a gelince, savaş analizlerinin dolaşımından daha hızlı bir şekilde ve Évian'ın üretmesi gereken hizalanmayı aşan bir platform aracılığıyla bu örtüyü yeniden inşa etti. Bunun bedelini Avrupa ve küresel düzen ödedi ve sonraki on yıl da aynı koşullarla bunun bedelini peşinen ödemiş olabilir.

İslam Cumhuriyeti, yapısı Batı'nın Sovyetler Birliği'ne karşı yarım yüzyıldır yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimine meydan okuyan bir nükleer ve füze programı var ve ve füzeleri şu anda Batı topraklarını vurabilecek durumda; 1 Mart 2026'da İran'a ait bir Şahed insansız hava aracı, Avrupa Birliği topraklarına yönelik ilk doğrudan İran saldırısında, Kıbrıs topraklarındaki Akrotiri'deki (Ağrotur) İngiliz üssünü vurdu. Lübnan'daki Hizbullah'tan Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Haşdi Şabi Güçlerine kadar bölgesel vekillerden oluşan bir ağ, ortakların istikrarını bozmak, küresel seyrüsefer üzerinde inkâr edilemez bir baskı oluşturmak için tasarlandı. Bir de küresel finans sisteminin yaptırımlarından kaçmak için tasarlanmış altyapısı tarafından tükenmiş, devlet tarafından yönetilen bir suç ekonomisi, 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi tarafından hazırlanan çapraz raporlar ile belgelenmiş, Batı bölgelerinde faaliyet gösteren bir siber korsanlık aygıtı, ayrıca sürekli Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb'e oynanan bahisler var.

Ağustos 2024'te, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, Londra'da kayıtlı ZedSix kuruluşunu, yaptırımlara tabi İranlı oluşumlarla bağlantılı 94 milyar doların üzerinde işlem gerçekleştirdikten sonra yaptırımlar listesine dahil etti. Son on yılda dört Avrupa bankası İran ile ilgili ihlaller nedeniyle 12 milyar avrodan fazla para cezası ödedi. Bu iki örnek, Avrupa Ekonomik Alanı, Birleşik Krallık, Arap Körfezi ve ötesindeki yüzlerce aracı yoluyla gerçekleşen bir yaptırımları atlatma yapısının yalnızca görünen kısmıdır. Bunun maliyetini, uyumu sağlayan Avrupa finans sistemi, düzenleyici baskıyı absorbe eden Körfez ülkeleri ve yaptırım çerçevesi yapısal olarak zayıflayan bölgesel ekonomiler ödüyor.

Versay Mutabakat Zaptı, ABD'nin İslam Cumhuriyeti'ne yönelik birincil ve ikincil tüm yaptırımlarını sona erdiriyor. Uygulandığı takdirde, yaptırımları atlatma yapısını meşrulaştıracak, uyumun maliyetini karşılıksız bırakacak ve Soğuk Savaş'ın mali cephesini gelecek on yıla kadar genişletecektir.

defvrbthyjn
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada Başbakanı Mark Carney, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 16 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesi sırasında fotoğraf çekiminin yapılacağı yerde (AFP)

İslam Cumhuriyeti, Batı'nın yarım asırdır Sovyetler Birliği'ne karşı yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor

Güvenlik tarafında ise İran'da üretilip Ukrayna şehirlerine karşı kullanılmak üzere Rusya Federasyonu'na tedarik edilen Şahed-136 insansız hava aracının maliyeti 50 bin dolar civarında.  Onu düşürebilecek Patriot önleme füzesinin maliyeti ise 1 milyon doları aşıyor. Aradaki fark yirmi kat ve stratejik düzeyde işe yarıyor: Bir harekat alanına tahsis edilen her Batı bataryası diğer bir alan için kullanılamaz hale geliyor ve her önleme operasyonu, hedefin kendisinden yirmi kat daha değerli bir mühimmatı harcıyor. Aynı dengesizlik nükleer dosyada da geçerli; İslam Cumhuriyeti'ni 2026'nın başlarında nükleer silah üretme eşiğine birkaç hafta kadar yaklaştıran hızlanma, Suudi, Türk ve Mısırlı yetkilileri orijinal nükleer silahların yayılmasını önleme çerçevesinin korumayı amaçladığı bölgesel dengeyi yeniden değerlendirmeye sevk etti. Versay Mutabakat Zaptı İran'ı nükleer programını mevcut aşamada tutmakla yükümlü kılıyor ve bu aşama tam olarak bölgesel dengeyi tehdit ediyor, çünkü eşik hâlâ sadece birkaç hafta içinde aşılabilir.

Yirmi yıl boyunca Süleymani'nin vekil arenalar aracılığıyla derinlemesine savunmaya dayanan doktrini, İran ile mücadelenin maliyetini 1982'den beri Lübnan'da Hizbullah, 1992'den bu yana Filistin'de Hamas, 2003'ten bu yana Iraklı milisler, 2009'dan bu yana Yemen'de Husiler ve 2012'den 2024'teki devrilişine kadar desteklenmeye devam eden Esed rejimi ile bölgesel çevreye yükledi. Her arena, Körfez ve Avrupa ekonomilerinin insani yardım, yeniden inşa çağrıları, yerinden edilmiş sakinler ve aksayan ticaret yoluyla özümsediği bölgesel bir fatura üretti. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, tam tersi yönde tasarlanmış bir süreç dahilinde İran'ın bölgesel baskısını dengeledi. Mısır'a gelince, Süveyş Kanalı gelirleri Husi eylemlerinin başlamasından bu yana keskin bir düşüş yaşadı. Bu bölgesel cephenin denizdeki ifadesi, onun en açık tezahürü olmaya devam ediyor; dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün yüzde 30'u Hürmüz Boğazı'ndan geçerken, Babu’l Mendeb, Asya ile Avrupa arasındaki konteyner trafiğinin büyük bir kısmını Ümit Burnu'nun etrafından dolanmaya zorluyor. Versay Mutabakat Zaptı Hürmüz'ü yeniden açıyor ancak İran Devrim Muhafızları'nın kontrolü ve yönetimi altında.

Bu savaşın iç cephesi, G7'nin eylem için en net araçlara sahip olduğu alan. 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi, İslam Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin çapraz raporlar yayınladı. Bu raporlar beş koordineli düzenlemeyi belgeliyor; sürgündeki muhaliflere karşı sınır ötesi baskı, Avrupa kurumları hakkında istihbarat toplama, derneksel ve akademik kanallar aracılığıyla siyasi nüfuz elde etme, Devrim Muhafızları ile bağlantılı gruplara atfedilen siber operasyonlar, inkar edilebilir operasyonlar gerçekleştirmek için aracıların kullanılması. Aynı yapı, Körfez'e de uzanıyor ve İran'ın muhalif isimlere, gazetecilere ve diaspora ağlarına yönelik eylemleri Riyad, Abu Dabi, Doha ve İstanbul'da yaşanan vakalar ile belgelendi. Farklı yargı bölgelerinde münferit olaylar gibi görünen hadiseler, operasyonel açıdan, maliyetleri ayrı bütçeler aracılığıyla karşılanan tek bir yapıdır. Bunları yöneten aygıtsa, mutabakat zaptı ile İran devleti olarak tanındı; dondurulmuş varlıkları serbest bırakıldı, ona yönelik yaptırımları kaldırıldı, ama operasyonel araçları öylece bırakıldı.

vbthyn
Zirveye katılan liderlerden hatıra fotoğrafı (Reuters)

Bu maliyet, sınırların ötesinde işleyen, devlet boyutunda bir stratejik doktrin inşa etti. Aynı boyutta koordineli bir Batı hizalanması dışında küçültülemez. G7, Batı'nın artık karşılayamayacağı bir maliyetle karşı karşıya olduğu anlarda daha önce de bu tür bir yapısal hizalanmayı sağlamıştı. Mayıs 1986'da Tokyo'da, ABD'nin Libya'ya saldırısının ardından devlet başkanları Trablus'u terör sponsoru bir devlet olarak deklare etmiş ve silah satışlarına ve Libyalı diplomatlara karşı somut önlemler almıştı. Mart 2014'te Lahey'de 72 saat içinde Kırım'ın ilhakından sonra Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların yapısı yeniden oluşturulmuştu. Haziran 2022'de Elmau'da, daha önce hiçbir kılavuzda bulunmayan bir araç olan Rusya petrolüne tavan fiyatı uygulaması icat edilmişti. Tokyo karar vermiş. Lahey yeniden oluşturmuş. Elmau icat etmişti. Versay ise maliyeti on yıl daha uzatacak bir belgeye imza attı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Versay Mutabakat Zaptı’nın başlattığı süreci düzeltmek hâlâ mümkün. 2009'dan bu yana beş seferberlik turu ile rejim sayfasını kapatma kararlılığını dile getiren İran halkı ile İran rejimi, tüm bu süreçte dil ve siyaset açısından iki farklı taraftır. Batı'nın gelecekte rejime vereceği her taviz, yalnızca rejimin kendisinden somut bir getiri karşılığında verilmeli. Yaptırımların sona erdirilmesi, yeniden inşa için 300 milyar dolar ödenmesi ve Hürmüz'ün yeniden açılmasına ilişkin operasyonel ayrıntılara ilişkin uygulama aşamaları, mutabakatın dokunulmadan bıraktığı dört cepheden en az birinde doğrulanabilir bir davranış değişikliğine bağlı olmalı. Avrupa'nın “İran Devrim Muhafızları”nı paramiliter bir terör örgütü olarak tanımlamasına gelince, yıllar süren kurumsal tartışmalardan sonra, bu tanımlama bozulmadan kalmalı ve mutabakata eşlik eden bir referans olarak hafifletilmesine yönelik her türlü baskıya dayanmalı. Zira bu, rejimi davranışını değiştirmeye zorlayabilecek tek ideolojik dayanak. O olmadan, normalleşmeye yönelik diğer tüm araçlar çöker.

2026’daki G7 Zirvesi'nin hatırlanacağı sınav budur. Versay Mutabakat Zaptı önümüzdeki aylarda Batı hizalanmasının ideolojik disiplini yoluyla İran rejimine davranış değişikliği dayatacak bir araca dönüştürülürse, 2026 yılı, Batı'nın yapısal olarak düşman bir aktörle mücadele becerisini gecikmeli ama kararlı bir şekilde yeniden kazandığı bir yıl olarak hatırlanacaktır. Ama mutabakatın yazıldığı gibi uygulanması, tüm tavizlerin koşulsuz verilmesi, Devrim Muhafızları’nın terör örgütü tanımının aşınması ve ideolojik hizalanmanın süresiz olarak ertelenmesi halinde, 2026’daki G7 Zirvesi, Tahran'ın dünyaya dayattığı ve Batı'nın 20 yıllık inkarın ardından mücadele yerine normalleştirmeyi seçtiği soğuk savaş karşısında Batılı güçlerin başarısızlığı olarak tarihe geçecektir.