AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
TT

Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)

İranlı yetkililer, ülkenin en büyük barajlarından birinde su seviyesinin önemli ölçüde düşmesi nedeniyle dün elektrik üretimini durdurdu.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'ya göre Karkheh Barajı ve ilgili santralinin müdürü Emir Mahmudi, "Karkheh Barajı rezervuarındaki düşük su seviyesi nedeniyle santralin üniteleri devre dışı bırakıldı" dedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Mahmudi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için barajın alt vanalarından su verildiğini belirtti.

Mahmudi, barajın rezervuarında şu anda yaklaşık bir milyar metreküp su depolandığını belirterek, "Şu an su seviyesi 180 metre olup, elektrik üretimi için normal işletme seviyesinden 40 metre daha düşüktür" dedi.

IRNA'ya göre Karkheh Barajı, dünyanın en büyük toprak barajlarından biri ve İran ile Ortadoğu'nun en büyüğü. Baraj, İran'ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinin Andimeşk şehrinin 22 kilometre kuzeybatısındaki Karkheh Nehri üzerine inşa edilmiş olup, suları İran ve Irak sınırında bulunan Hawizeh (El-Azim) bataklıklarına akmaktadır.

Baraj, ülkenin batısındaki nehirleri merkeze yönlendirmeyi amaçlayan birkaç projeden biri.

Bu gelişme, İran'ın altmış yıl önce kayıtları tutmaya başlamasından bu yana en kötü kuraklıklarından biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor.

İran medyası son haftalarda, yağış seviyelerinin bu yıl uzun vadeli ortalamaya kıyasla yaklaşık yüzde 90 oranında düştüğünü bildirdi.

Birçok ile su sağlayan barajlardaki su seviyeleri rekor seviyelerde düştü ve son birkaç haftadır birçok şehirde yağmur duası yapılıyor.

İranlı yetkililer ayrıca yağış sağlamak için bulut tohumlama operasyonları başlattı ve tüketimi azaltmak için periyodik su kesintilerine başvurdu. Büyük ölçüde kurak bir ülke olan İran, yıllardır kronik kuraklık ve sıcak hava dalgalarından muzdarip ve bu durumun iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmesi bekleniyor.


Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
TT

Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Telegraph’tan katardığı habere göre Afganistan'da bırakılan ‘hassas malzeme ve ekipmanlar’ Taliban'ın İngiliz ordusuyla çalışan Afganların izini sürmesini sağladı. Bu bilgi, casusların ve İngiliz özel kuvvetleri üyelerinin kimliklerini ortaya çıkaran veri sızıntısı ile ilgili devam eden resmi soruşturmada bir ihbarcının ifadesine göre ortaya çıktı.

Gazete, sadece ‘Şahıs E’ kod adlı ihbarcının, 18 Kasım’da kapalı bir oturumda Avam Kamarası Savunma Seçme Komitesi üyelerine, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerlerinin Taliban üyelerinin saldırılarından kaçmak için evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını söylediğini ve bu oturumun tutanaklarının cuma günü yayınlandığını bildirdi.

gynt
Kandahar vilayetinin Sipin Buldak ilçesinde hasar görmüş bir evin yanında duran bir Taliban güvenlik görevlisi, 16 Ekim 2025 (EPA)

İhbarcı, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerleri, Taliban'a karşı operasyonlarda İngiliz ordusuyla birlikte çalışmışlardı ve Taliban'ın artık onların peşine düşebilecek teknolojiye sahip olması nedeniyle kendilerini korumak için telefon numaralarını değiştirmek zorunda kaldıklarını da ekledi.

İhbarcı, 2022 yılında bir İngiliz deniz piyadesi yanlışlıkla paylaştığı için yaklaşık 33 bin kişinin isminin çevrimiçi olarak yayınlandığı veri sızıntısını İngiliz hükümetine ilk bildiren kişiydi. Sızıntı 2023 yılına kadar fark edilemedi. Bu olay hükümeti, yaklaşık 24 bin Afgan askeri ve ailelerine gizlice acil yeniden yerleştirme teklifinde bulunmaya itti. Bu hatanın sonucu olarak, İngiliz hükümeti, kimlikleri sızdırılan Afganları İngiltere’ye götürmek ve barındırmalarını sağlamak için beş yıllık bir plan çerçevesinde 7 milyar sterlin harcadı.

Gazetenin aktardığına göre İhbarcı şöyle dedi:

“Taliban'ın bizim sahip olduğumuz yeteneklere sahip olmadığına dair bir yanılgı var gibi görünüyor. Afganistan'da her şeyi geride bıraktık ve onlar da buna sahip. Telefon numaranız varsa, sizi bulabilirler.”

İngiltere Avam Kamarası Üyesi Jesse Norman, ihbarcıya Taliban'ın verilerin şifresini çözme ve kullanma kapasitesine sahip olup olmadığını sorduğunda, ihbarcı “Her şeye sahipler” şeklinde kısa ve öz bir şekilde cevap verdi. Norman, “Bu, onlara bize karşı kullanılan hassas malzemeleri ve ekipmanları bıraktığımız anlamına mı geliyor?” diye açıklığa kavuşturması istendiğinde, tek kelimeyle “Evet” yanıtını verdi. Taliban, 2021 yılının ağustos ayında Kabil'in düşüşünün ardından Afganistan'ın kontrolünün tamamını yeniden ele geçirdi ve daha sonra, 2022'deki sızıntının hemen ardından İngiltere Savunma Bakanlığı'na ait hassas verileri ele geçirdiğini duyurdu.

sdfrg
Sipin Buldak ilçesinde Taliban güvenlik devriyesi, 15 Ekim 2025 (EPA)

Avam Kamarası üyeleri bu olayı ve geçtiğimiz ay ortaya çıkan kanıtları soruşturuyor. Savunma Seçme Komitesi’ne sızıntının, bundan etkilenen kişilerden 49’unun ölümüne yol açtığının tahmin edildiği bildirildi.

Ağustos 2023'te, sızıntı ile ilgili herhangi bir bilginin bu yılın temmuz ayına kadar yayınlanmasını yasaklayan bir mahkeme kararı çıkarıldı ve ihbarcı, korumaya çalıştığı Afganlara sızıntı konusunda uyarıda bulunması da yasaklandı.

İngiltere Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Vakaya ilişkin bağımsız bir inceleme sonucunda, sızan verilerde isimlerin bulunmasının tek başına bir kişiyi hedef almaya neden olmasının olası olmadığı sonucuna varıldı” dedi.


30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
TT

30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)

Ahmed Abdulhakim

Akdeniz için Birlik (AiB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ve temsilciler cuma günü Barselona'daki Akdeniz için Birlik 10. Bölgesel Forumu'na katılarak güney Akdeniz'i etkileyen jeopolitik krizler, siyasi ve güvenlik sorunları ile güney ve kuzey arasındaki büyüme oranlarındaki eşitsizlikler çerçevesinde ortak sorunları ele alma ve Avrupa-Akdeniz ortaklığını derinleştirme konusundaki taahhütlerini yenilemeyi görüştüler. Bölge halkları, ekonomileri ve ülkelerini birbirine bağlamaya odaklanan forum, Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak destekleyen yeni bir stratejik vizyon onaylandı.

Ancak, birçok Avrupa ve Kuzey Afrika ülkelerinin dışişleri bakanının da belirttiği üzere AiB’e Avrupa ve Akdeniz Havzası'ndan üye olan 43 ülkenin bu ‘tarihi’ yeni başlangıca verdiği siyasi desteğin ivmesine rağmen, siyasi ve güvenlikle ilgili zorluklar, Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasındaki ortaklığı derinleştirmek amacıyla başlatılan Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünde düzenlenen forumu gölgede bıraktı.

Yeni bir strateji ve Akdeniz Paktı

Barselona'da ‘Daha güçlü bir Avrupa-Akdeniz ortaklığı için birlik’ sloganı altında düzenlenen 10. Bölgesel Forumu'nda yapılan görüşme ve tartışmaların ardından, AiB yetkilileri yaptıkları açıklamalarda forumun ‘verimli’ geçtiğini söylediler. Akdeniz'in iki yakası arasında 2008 yılında kurulan ortaklığı teşvik etmek amacıyla 1995 yılında başlayan Barselona Süreci olarak da bilinen Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’ndan (EUROMED) doğan AiB’e üye üyelerin temsilcileri, ‘bölgesel zorluklar karşısında birlik olma’ çabası çerçevesinde aralarındaki iş birliği ve koordinasyonu derinleştirmek için ‘önemli bir adım’ attılar.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi başkanlığında, AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil ve AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica’nın katılımıyla gerçekleşen forumda katılımcılar, Akdeniz bölgesinin ‘barış, refah ve karşılıklı anlayış için ortak bir alan’ olarak kalmasının önemini vurguladılar. Ayrıca “Çok taraflılık bir seçenek değil, bir zorunluluktur” diyen katılımcılar, Barselona Süreci'nin ve sürekliliğinin öneminin altını bir kez daha çizdiler.

rfhy
AiB üyeleri, insanları, ekonomileri ve ülkeleri birbirine bağlamaya ve Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak desteklemeye odaklanan yeni bir stratejik vizyon benimsedi (AiB)

Forum katılımcıları, geniş kapsamlı bölgesel istişareler sonucunda geliştirilen ve önümüzdeki yıllarda AiB’in çalışmalarını yönlendirecek olan örgüt için yeni bir stratejik vizyonu onayladılar. Bu stratejik çerçeve, ‘eğitim, gençlerin hareketliliği, beceri geliştirme, cinsiyet eşitliği ve sosyal içerme yoluyla’ insanları, ‘gelişmiş diyalog, iklim direnci, su ve enerji güvenliği ve krizlere hazırlık yoluyla’ ülkeleri ve ‘gelişmiş ticaret, dijital iş birliği, sürdürülebilir altyapı ve yeşil yatırım yoluyla’ ekonomileri olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç temel unsur üzerine inşa edildi.

Forum çerçevesinde, AiB Genel Sekreteri Kamil ve İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, İspanya ile AiB arasında ‘AiB’in uluslararası bir kuruluş olarak statüsünü daha net hale getiren ve onu uluslararası en iyi uygulamalarla uyumlu hale getiren ve misyonunu yerine getirme kabiliyetini güçlendiren’ yeni bir genel merkez anlaşması imzaladılar.

AiB yetkililerine göre yeni stratejik vizyon ve genel merkez anlaşması, AiB’yi iklim değişikliği ve su kıtlığından gençler arasındaki işsizlik oranları ve kriz sonrası toparlanmaya kadar ortak zorluklara kolektif çözümler sunmak için kilit bir konuma yerleştiriyor. Akdeniz Paktı'nın resmi olarak yürürlüğe girmesi, AB ve güney Akdeniz ülkeleri tarafından yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, işgücü kaynağı ve bölgesel istikrar gibi ortak önceliklerin ilerletilmesi konusunda daha güçlü bir siyasi ve mali taahhüdü de yansıtıyor. Ayrıca, Akdeniz bölgesinin AB için stratejik önemi ve ortaklık ve entegrasyona dayalı ortak bir Akdeniz alanı oluşturmak için güney ülkeleriyle iş birliğini derinleştirme ihtiyacı da vurgulandı.

Anlaşma ayrıca, çatışmaların önlenmesi, arabuluculuk, organize suçla mücadele ve deniz güvenliği ve emniyeti dahil olmak üzere barış, güvenlik ve savunma alanlarında iş birliğinin kapsamının genişletilmesini öngörürken, Akdeniz ülkelerinde kapasite geliştirmeyi desteklemekte ve bölgesel alışverişi teşvik ediyor. Ayrıca, göç konusunda kapsamlı ve hak temelli bir yaklaşım çağrısında bulunan anlaşmada bu yaklaşım, düzensiz göçü azaltmak, göçmenleri, sığınmacıları ve mültecileri korumak ve etkili geri dönüş ve geri kabul politikalarını teşvik etmek amacıyla, tüm hükümet kademelerini ve göç sürecinin tamamını kapsıyor.

AB Konseyi, karşılıklı anlayışı derinleştirmek ve büyüme ve sürdürülebilir kalkınma için fırsatlar yaratmak amacıyla halklar ve ülkeler arasındaki bağların güçlendirilmesinin önemini vurgularken ekonomik entegrasyonu artırma, ticareti ve yatırımı kolaylaştırma, mavi ekonomi ve enerjiyi geliştirme ve Avrupa ile güneydeki ortakları arasındaki bağlantıları iyileştirme yoluyla istihdam yaratılmasına ve ekonomik dayanıklılığa katkıda bulunma konusunda önemli bir potansiyel olduğunun altını çizdi.

EUROMED’in temel taşı

Şarku’l Avsat’ın  Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil, “Barselona Süreci, otuz yıl sonra, halen EUROMED’in temel taşı olmaya devam ediyor. Bugün, barış, refah ve dayanışma içinde bir Akdeniz bölgesi için ortak vizyonumuzu yeniliyoruz” dedi.

cfrgt
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil (AiB)

AiB’in yeni vizyonunun, daha dinamik ekonomiler inşa etme gibi temel hedeflerini korurken, halklar, devletler ve ekonomiler arasındaki karşılıklı bağımlılık ilkesine dayandığını belirten Genel Sekreter Kamil, ayrıca, ticareti teşvik etmenin, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukları ele almanın, kadınların işgücüne katılımını artırmanın ve cinsiyet eşitliğini sağlamanın da hedefler arasında yer aldığını belirtti. Kamil, serbest ticaret ve yatırım yoluyla ekonomik bağları güçlendirmenin, üretim merkezlerini tüketime yaklaştırmanın ve Güney ülkelerindeki güneş ve rüzgar enerjisinin muazzam potansiyelini kullanarak ortak bir enerji pazarı oluşturmaya çalışmanın yanı sıra, halklar arasında eğitim, değişim ve işbirliğine dayalı etkili programları daha iyi uygulayabilecek bir organizasyon oluşturmaya dayandığını açıkladı.

Kamil'e göre son 30 yıl, Akdeniz'in iki yakası arasında ortak bir kimlik oluşturulmasına ve iş birliği, girişimler ve ortak projeler için geniş çerçeveler kurulmasına katkıda bulundu ve böylece Avrupa-Akdeniz kimliği hem Güney hem de Kuzey'deki sıradan vatandaşların bilincinde sağlam bir şekilde yer edindi. Ancak, projenin henüz tüm hedeflerine ulaşamadığını ve elde edilenlerin başlangıçtaki hedeflerin sadece bir kısmını temsil ettiğini kabul eden Kamil, “Kuzey ve güney arasındaki ekonomik uçurum devam ediyor. Her iki kıyının ekonomilerindeki büyüme dengesizlikleri, adil ve dengeli bir kalkınmaya dayalı daha uyumlu bir Avrupa-Akdeniz alanı oluşturmak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini yansıtmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica, forumun eğitim ve ekonomi alanlarında ortaklığın önemini vurguladığını, Kuzey Afrika'daki Avrupa ve Arap üniversiteleri arasında ortak projeler için temel oluşturduğunu, Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle yatırımları artırdığını, ayrıca yeni ve yenilenebilir enerji, göç, istihdam, güvenlik ve yeni proje ve girişimlerin geliştirilmesi alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirtti. Suica, AB’nin ‘Güney Akdeniz bölgesinde kilit bir oyuncu olmayı hedeflediğini’ de sözlerine ekledi.

Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünün kutlama için değil, Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki ortaklığı güçlendirme konusundaki ortak taahhüdü yenilemek ve bölge ülkeleri arasındaki uzun ortaklık tarihini hatırlamak için ‘özel bir an’ olduğunu söyleyen Suica, AiB çerçevesindeki onlarca yıllık deneyimin ‘yararlı ve verimli’ sonuçlar verdiğini belirtti. Farklı aşamalar ve isimlere rağmen, 43 üyeli birlik artık daha derinlemesine stratejik çalışmalara, fırsatların daha net bir şekilde belirlenmesi ve güvenlik, istikrar, ikili işbirliği ve bölgesel kalkınma düzeylerini yükseltmek için çalışmalara, ayrıca dayanıklılığı güçlendirmeye ve karşılıklı güveni artırmaya ihtiyaç duyuyor.

AiB’nin, Suriye'nin yaklaşık 13 yıllık bir aradan sonra birliğe geri dönmesini onaylaması da dikkat çekiciydi. Şam, Suriye Dışişleri Bakanlığı Avrupa İşleri Direktörü Muhammed Bera Şukri başkanlığındaki diplomatik heyetle Barselona'daki görüşmelere katıldı.

Gazze krizi ve İsrail'in ihlalleri gündemi domine etti

Forum sırasında görüşmelerin ve hatta Avrupalı ve Arap yetkililerin açıklamalarının gündeminin başındaki konular arasında Gazze'deki insani kriz ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının sonuçlarının yanı sıra Tel Aviv'in Lübnan ve Suriye'de sürdürdüğü ihlaller yer aldı. Yetkililer, tüm bunları Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasında arzu edilen iş birliği ve koordinasyonu engelleyebilecek ‘tehlikeli bir jeopolitik sorun’ olarak değerlendirildi.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, forumda yaptığı konuşmada, ‘iki devletli çözümün’ Ortadoğu'da kalıcı barışı sağlamanın tek yolu olduğunu söyledi. Albares, “Tüm bu acıları sona erdirip kalıcı barışı inşa etmenin zamanı geldi” şeklinde konuştu. Bölgedeki tüm halklar için ‘adil ve kapsamlı bir barışa ihtiyaç olduğunu’ vurgulayan İspanyol Bakan, “Filistin halkına adil bir çözüm sunulmadan Ortadoğu'da barışın geleceği olamaz” dedi.

ABD'nin Gazze’de barış planı ve bunu destekleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2803 sayılı kararının ‘iki devletli çözümün uygulandığının kanıtı’ olduğunu belirten Albares, AiB'nin ‘Filistinlilerle İsraillileri aynı masaya oturtan tek kuruluş’ olduğunu dikkate alarak, “Bu, Ortadoğu'daki tüm halklara barış ve güvenliği geri getirebilecek tek alternatiftir” şeklinde konuştu.

İspanya Dışişleri Bakanı, İsrail'i Gazze Şeridi'ne yeterli insani yardımın girmesine izin vermemesi ve Lübnan ve Suriye'yi ihlal etmeye devam ederek bölgedeki istikrar ve güvenliği tehdit etmesi nedeniyle eleştirdi.

Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, İsrail'in Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlallerini eleştirdi. İsrail’in Gazze'de işlediği ‘soykırıma’ rağmen ‘uluslararası hukuku tanımayı reddetmesi ve cezasız kalmasına’ dikkati çeken Safadi, “Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edemeyiz” dedi. Filistinlilere karşı bir apartheid rejiminin kurulmasını asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Ürdünlü Bakan, iki devletli çözüm arayışının devam edeceğini ekledi.

Peki bu ivme devam edecek mi?

Güney Akdeniz ülkelerindeki karmaşık jeopolitik ve güvenlik durumu göz önüne alındığında ve Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki bu ivmeye rağmen, AiB koridorlarında ‘tüm bu zorlukların nasıl aşılacağı ve ortaklık ve koordinasyonun derinleştirilmesi hedeflerine nasıl ulaşılacağı’ sorusu dolaşıyordu. Bu konuda farklı görüşler dile getirildi. Overseas Development Institute (ODI) kıdemli araştırmacısı, İnsani yardım sistemlerini iyileştirmeye yönelik Grand Bargain (Büyük Pazarlık) Girişimi Eşbaşkanı Büyükelçi Michael Köhler, yaptığı değerlendirmede, “Bunun AiB için kararlı bir an olduğuna şüphe yok, ancak siyasi liderlerin çözülmemiş zorlukları aşmak ve belirtilen hedeflere ulaşmak için daha fazla istekli olmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi Köhler, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Akdeniz'in iki yakası arasındaki ortaklığı güçlendirmek ve derinleştirmek için tüm Akdeniz ülkelerinin acil bir ihtiyacı ve doğrudan menfaati olduğuna inanıyorum ve bu ülkelerin, bu iş birliğini siyasi ve güvenlik açısından engelleyen her türlü zorluğu ve krizi çözmek için büyük bir potansiyeli ve yeteneği var.”

Aynı bölgede yaşadıklarını ve zorlukları birlikte çözmeleri gerektiğini vurgulayan Büyükelçi Köhler, “Bu ortaklığı derinleştirmek için yeni bir stratejimiz var, ancak bu strateji belge ve planların sayısı ile ilgili değil, daha çok bu planın hedeflerine ulaşma kararlılığı ve çabasıyla bağlantılı. Bu yüzden bunu başarmak için gerekli siyasi iradenin olmasını umuyorum. Jeopolitik sorunlar ve krizler, AiB’nin ortak çalışmalarını kesinlikle etkili oluyor. Zira güney Akdeniz bölgesi, Filistin ve İsrail arasındaki çatışma, İsrail'in Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlalleri, Fas ve Cezayir arasındaki çatışma ve krizler veya Libya ve diğer yerlerdeki karışıklıklar gibi siyasi ve güvenlik sorunlarıyla dolu. Ama tüm bu zorlukların esiri olmamalı, iş birliği için ortak bir zemin bulmalı ve hedeflerimize ulaşmalıyız” şeklinde konuştu.

Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi (CMCC) Veronica Casertelli ise forumun Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nı güçlendirmek için kesinlikle önemli bir an olduğunu ve bu ortaklığın söz konusu anın üzerine geliştirilmesi ve derinleştirilmesi gerektiğini söylerken, bunu engelleyen krizlere siyasi çözümler bulunmasının önemini vurguladı. Casertelli, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Herhangi bir ortak kolektif eylemin karşılaşabileceği krizleri ve zorlukları çözmek için toplumlar ve hükümetler arasındaki doğrudan iletişim kanallarını güçlendirmeye ihtiyacımız var” dedi.