AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Nükleer tehdit yetmezmiş gibi dünya bir de ‘algoritma savaşının’ eşiğinde

Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
TT

Nükleer tehdit yetmezmiş gibi dünya bir de ‘algoritma savaşının’ eşiğinde

Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)

Antoine el-Hac

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte, dünyanın yeni bir istikrar dönemine girdiği ve büyük güçler arasındaki gerek soğuk gerekse askeri çatışma çağının sona erdiği yönünde bir kanaat hâkim olmuştu. Dönemin siyasetçileri ve uzmanları, askeri harcamalar yerine mali kaynakların ekonomik ve sosyal kalkınmaya, yoksulluk, cahillik ve hastalıklarla mücadeleye aktarılmasına olanak tanıyacak bir barış payından söz ediyordu. Ancak bu umutlar uzun ömürlü olmadı; kısa süre içinde ortaya çıkan yeni jeopolitik sınamalar ve tırmanan bölgesel çatışmalar, askeri rekabeti Soğuk Savaş dönemindekinden çok daha karmaşık bir şekilde yeniden ön plana çıkardı.

Günümüzde dünya yalnızca nükleer caydırıcılık mantığına geri dönmekle kalmıyor, nükleer silahların yanı sıra hipersonik füzeleri, askeri yapay zekayı, siber savaşları ve uzayı da kapsayan çok boyutlu bir silahlanma yarışı ile karşı karşıya bulunuyor. Bazı uzmanlar bu dönüşümü, yazılımların ve yapay zekâ sistemlerinin uluslararası güç dengelerinin temel bir unsuru haline geldiği algoritmalar savaşının başlangıcı olarak nitelendiriyor.

Yapay zekâ, askeri yetenekleri geliştiriyor. (Reuters)Yapay zekâ, askeri yetenekleri geliştiriyor. (Reuters)

Rakamlar da bu dönüşümün boyutunu gözler önüne seriyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, küresel askeri harcamalar 2025 yılında, 2024 yılına kıyasla yüzde 2,9 artış göstererek yaklaşık 2,887 trilyon dolara ulaştı. Küresel askeri harcamaların yarısından fazlasını ABD, Çin ve Rusya’nın gerçekleştirmesi, askeri gücün büyük güçlerin elinde toplanmaya devam ettiğini gösteriyor.

Silahlanma yarışı

Başkan Donald Trump yönetiminin Ukrayna’ya yeni askeri yardımlar sağlamayı durdurması nedeniyle ABD’nin askeri harcamaları 2025 yılında 954 milyar dolara gerilemiş olsa da bu düşüşün geçici olduğu değerlendiriliyor. Washington, askeri üstünlüğünü korumak ve Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in artan nüfuzuna karşı koymak amacıyla konvansiyonel ve nükleer kuvvetlerini modernize etmeye yönelik büyük yatırımlarını sürdürdü. Tahminler, ABD’nin savunma harcamalarının önümüzdeki yıllarda yeniden yükselişe geçerek yıllık 1,5 trilyon doları aşacağına işaret ediyor.

Buna karşılık Avrupa, Ukrayna’da devam eden savaş ve Avrupa ülkelerinin Rusya kaynaklı güvenlik tehditlerine yönelik endişelerinin etkisiyle, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana askeri harcamalarındaki en büyük artışı kaydetti. SIPRI verilerine göre, Avrupa’nın askeri harcamaları 2026 yılında yüzde 14 artarak 864 milyar dolara ulaşırken, Rusya harcamalarını 203 milyar dolara yükseltti. Ukrayna ise gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 40’ını, yani yaklaşık 85 milyar dolarını askeri harcamalara ayırdı; bu durum, savaşın yol açtığı yıpranmanın boyutunu açıkça ortaya koyuyor.

 Colorado’da bir ABD askeri siber gözetim merkezi (Reuters)Colorado’da bir ABD askeri siber gözetim merkezi (Reuters)

Çin ise savunma harcamalarını 336 milyar dolara yükselterek iddialı askeri programını üst üste 31. yılında da sürdürdü. Bu yönelim, Pekin’in askeri kabiliyetlerini güçlendirmeyi, modernize etmeyi ve böylece kendisini ABD’ye rakip küresel bir güç olarak konumlandırmayı amaçlayan uzun vadeli stratejisini yansıtıyor.

Yeni silahlanma yarışının en belirgin tezahürlerinden birini, hipersonik füzelerin geliştirilmesine yönelik rekabet oluşturuyor. Ses hızının beş katını aşan hızlarda uçabilen ve uçuş esnasında manevra yapabilme kabiliyetine sahip olan bu silahlar, geleneksel füzelere kıyasla imha edilmelerinin çok daha zor olması nedeniyle askeri güç dengelerinde niteliksel bir kırılmayı temsil ediyor. Rusya, Çin ve ABD bu yarışta başı çekiyor. Rusya, Avangard ve Kinzhal gibi sistemleri konuşlandırırken, Çin ise deniz unsurlarını ve askeri üsleri yüksek hız ve hassasiyetle hedef almak üzere tasarlanan DF-17 gibi sistemler geliştirdi. ABD ise bu tehditleri tespit edip önleyebilecek yeni savunma kabiliyetleri ve gelişmiş hipersonik silah programları yoluyla rakipleriyle arasındaki teknolojik açığı kapatmayı hedefliyor.

Algoritmalar ve yapay zekâ

Ancak en büyük sınama füzelerin hızında değil, algoritmaların hızında ortaya çıkabiliyor. Yapay zekâ, insan kararından farklı derecelerde bağımsız olarak hedefleri belirleme ve onlara saldırma yeteneğine sahip muharebe sistemlerinin devreye girmesiyle birlikte, askeri gelişimin temel bir unsuru haline gelmiş bulunuyor. Bu sistemler arasında İHA sürüleri, dolanan mühimmatlar (hedefini bulana kadar havada seyredip ardından üzerine dalış yapan silahlar), otonom gözetleme ve muharebe sistemleri yer alıyor. Bu gelişme, öldürücü kararların sorumluluğuna ve bazen felaket boyutunda büyük can kayıplarına yol açabilecek hata risklerine ilişkin derin ahlaki ve hukuki soruları beraberinde getiriyor.

İnsansız hava aracı taşıyan bir Ukrayna askeri (Reuters)İnsansız hava aracı taşıyan bir Ukrayna askeri (Reuters)

Uzmanlar, yapay zekaya dayalı silahların yaygınlaşmasının siyasi açıdan savaşa başvurmayı daha kolay hale getirebileceği uyarısında bulunuyor. Savaş meydanlarında askerlere olan bağımlılık azaldıkça, savaşların doğrudan insani maliyeti ve dolayısıyla iktidarlar üzerindeki toplumsal baskı da azalıyor; bu durumun en önemli geleneksel caydırıcılık unsurlarından birini zayıflatabileceği belirtiliyor. Ayrıca, sivil yapay zekâ araştırmalarının askeri projelere dönüştürülmesinin, Soğuk Savaş döneminde nükleer fizik ve füze alanlarında yaşandığı gibi, uluslararası bilimsel iş birliğini kısıtlayabileceği, araştırmacılar ile akademik kurumlara yönelik sınırlamaları beraberinde getirebileceği ifade ediliyor.

Siber uzay

Bunun yanı sıra siber savaşlar, devletler arasında temel bir çatışma alanı haline gelmiş bulunuyor. Devletler artık sadece tank ve uçak kullanmak yerine, kritik altyapıları, iletişim ağlarını ve enerji sistemlerini felç etmek için kötü amaçlı yazılımlara ve siber saldırılara başvuruyor. İran’ın Natanz nükleer tesisindeki uranyum zenginleştirme santrifüjlerini hedef alan 2009 yılındaki Stuxnet saldırısı, yazılım kodlarının sanayi tesislerinde doğrudan fiziki hasara yol açabileceğini gösterdi. Devlet kurumlarından, askeri oluşumlardan ve büyük şirketlerden veri ile stratejik bilgi çalınması da modern uluslararası çatışmaların temel bir parçası haline geldi.

Aynı zamanda uzay da önemi giderek artan bir askeri rekabet alanına dönüştü. Modern ordular; seyrüsefer, iletişim, keşif ve füze saldırılarına karşı erken uyarı konularında büyük ölçüde uydulara bağımlı hareket ediyor. Bu sistemler olmadan silahlı kuvvetlerin hassas operasyonlar yürütme ve muharebe yönetme kabiliyeti ciddi şekilde sekteye uğruyor. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle birçok ülke uzayda, uydu savar silahlar, siber saldırılar ve gelişmiş sinyal karıştırma sistemlerini içeren taarruz ve savunma kabiliyetleri geliştiriyor. Hatta bazı büyük güçler, uzay operasyonlarını yönetmek ve yörüngedeki stratejik varlıklarını korumak amacıyla uzmanlaşmış askeri komutanlıklar kuruyor.

Kinzhal füzesi taşıyan bir Rus MiG-31 (Reuters)Kinzhal füzesi taşıyan bir Rus MiG-31 (Reuters)

Neden silah sesleri duyuluyor?

Mevcut silahlanma yarışının nedenleri, başta ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet, Rusya-Ukrayna savaşı, Hint-Pasifik ve Ortadoğu bölgelerinde tırmanan gerilimlerin yanı sıra geçmiş on yıllarda askeri rekabetin kontrol altında tutulmasında önemli rol oynayan silahların sınırlandırılması anlaşmalarının etkinliğini yitirmesi gibi birbiriyle bağlantılı bir dizi faktöre dayanıyor.

Birçok uzman, mevcut durumun Soğuk Savaş döneminden bile daha tehlikeli olabileceği görüşünü paylaşıyor. O dönemde rekabetin esas olarak ABD ile Sovyetler Birliği arasında geçmesi, caydırıcılık kurallarını daha net ve öngörülebilir kılıyordu. Günümüzde ise dünya; ABD, Rusya ve Çin arasında çok kutuplu bir rekabete sahne olurken, gelişmiş teknolojik kabiliyetlere sahip bölgesel güçlerin ve devlet dışı aktörlerin de rolü giderek büyüyor.

Ayrıca, bazı silahların sınırlandırılması anlaşmalarının yürürlükten kalkması ve uluslararası denetim sisteminin aşınması, hatalı hesaplama risklerini artırıyor. Bu duruma yapay zekâ, siber silahlar ve hipersonik füzeler gibi yeni teknolojilerin askeri denkleme dahil olması da eklenince, kriz anlarında karar alma süresi daralıyor ve fevri tırmanma olasılıkları güçleniyor.

Bu tablo karşısında dünyanın, caydırıcılığın yalnızca geleneksel nükleer dengeye değil, aynı zamanda bilgi üstünlüğüne, akıllı sistemler ile dijital ağlardan kaynaklanan riskleri yönetebilme kabiliyetine dayandığı ve algoritmik savaş olarak nitelendirilebilecek yeni bir döneme doğru ilerlediği görülüyor. Gelecekteki çatışmaların kaderini sadece nükleer başlık, tank ya da uçak sayısı değil; devletlerin algoritmalara, verilere, siber alana ve yakın uzaya hükmetme becerisi belirleyecek. Böylece silahlanma yarışı, kontrol ve dizginleme imkanlarının zayıfladığı, çok daha karmaşık ve hızlı gelişen araçlarla yeniden insanlığın gündemine oturuyor.


Çin perspektifinden İslamabad Mutabakat Zaptı: Hangi İran daha faydalı; izole edilmiş yoksa pragmatik mi?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping, Pekin, 2 Eylül 2025 (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping, Pekin, 2 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Çin perspektifinden İslamabad Mutabakat Zaptı: Hangi İran daha faydalı; izole edilmiş yoksa pragmatik mi?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping, Pekin, 2 Eylül 2025 (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping, Pekin, 2 Eylül 2025 (Reuters)

Şerbil Berakat

Mao Zedong'un 1960'ların sonlarında söylediği ünlü “Gökyüzünün altında büyük bir kaos var; durum mükemmel” sözünün üzerinden uzun zaman geçti. Mao, o dönemde dünyayı her yönden saran kriz ve kargaşanın Çin için yeni siyasi ve stratejik fırsatlar yarattığına işaret ediyordu.

Bugün, Mao'nun bu sözünün üzerinden geçen yaklaşık 60 yılın ardından, Çin'in konumu temelden değişti. Ekonomik açıdan birinci sıra için doğrudan rakip haline geldi ve onu neredeyse ABD'nin tek rakibi yapan askeri, teknolojik ve diplomatik güçlere sahip. Çin şimdi kendisini uluslararası düzenin istikrarına yatırım yapan “sorumlu bir büyük güç” olarak sunmaya önem veriyor. Bazı diplomatları belki de haklı olarak, son dönemde uzun bir dizi askeri müdahale geçmişine sahip olan ABD ve son on yıllarda peş peşe Çeçenistan'dan Gürcistan ve Suriye, şimdi de Ukrayna'ya uzanan bölgesel çatışmalara karışan Rusya'nın aksine, Pekin'in son on yıllar boyunca hiçbir savaşa girişmediğini belirtmekten çekinmiyorlar.

Yine de Mao'nun bu sözünün İran savaşı bağlamında bir önemi yok değil. ABD Başkanı Donald Trump'ın 28 Şubat'ta net bir strateji ile müttefiklerinin desteği ve onayı olmadan, İran'a karşı İsrail ile ortak savaş başlatma kararı sonucunda ABD'nin içine düştüğü kaos durumu, bazı üst düzey Çinli yetkilileri Mao'nun bu ünlü sözünü hatırlatmaya teşvik etmiş olabilir. Zira savaş bazı stratejik analiz çevrelerinde, Panama Kanalı'ndan başlayıp, Nijerya ve Venezuela petrolünden geçerek İran ve Hürmüz Boğazı'na kadar uzanan ABD ile arasındaki stratejik rekabette, Çin'e belirli yönlerde göreceli avantaj sağlayan güç noktalarını, deniz koridorlarını hedef alan daha geniş bir modelin parçası olarak tasvir edildi.

Birçok uzman, çatışma Pekin'in stratejik direncini güçlendirdiği ve enerji dosyasında manevra alanını genişlettiği için daha erken bir dönemde Çin'in açık kazanımlarından bahsetmeye başladı

Erken kazanımlar

Savaşın tozu dumanı henüz dinmeden bile birçok uzman, çatışma Pekin'in stratejik direncini güçlendirdiği, enerji dosyasında manevra alanını genişlettiği ve aynı zamanda petrol rezervlerini riskten korunma aracı olarak maksimize etmeye dayalı yaklaşımının doğruluğunu pekiştirmesi nedeniyle Çin'in açık kazanımlarından bahsetmeye başladı. Ayrıca, tüm taraflarla tek sesle konuşabilen bir taraf olarak Çin'in, uluslararası sahnede ve bölgede kilit bir oyuncu olarak diplomatik konumu da güçlendi. Bu durum, Pakistanlı arabulucu ile olan derin ilişkisi göz önüne alındığında, özellikle 8 Nisan’daki ateşkesin korunmasında ve ardından 17 Haziran'da ABD-İran Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasında oynadığı kritik rol ile yansıma buldu.

Savaş, ABD’nin güvenlik garantilerinin sağlamlığı ve sınırları konusunda birçok Körfez ülkesinde ciddi soruların ortaya çıktığı bir dönemde, bölgesel güvenlik denklemlerinde Çin'in daha belirgin rol oynaması için daha geniş bir alan yarattı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yankıları, alternatif enerji kaynaklarına ve yeşil dönüşüm süreçlerine olan ilgiyi yeniden canlandırdı. Bu da Çin’in temiz enerji pazarlarını ve özellikle de en önemli rekabet araçlarından biri haline gelen güneş enerjisi sektörünü genişletiyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Ortadoğu savaşını sona erdiren anlaşmanın imzalanması sırasında, 18 Haziran 2026 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Ortadoğu savaşını sona erdiren anlaşmanın imzalanması sırasında, 18 Haziran 2026 (AFP)

Çatışma ayrıca, ister hızlı çözümler ve yüksek kaliteli hizmet altyapısı gerektiren bazı Körfez ülkelerinde isterse Pekin'in ekonomisini uluslararası ticaret ve finans sistemine yeniden entegre etme yolunda en yetkin ülke olduğu İran'da olsun, yeniden inşa ve ekonomik rehabilitasyon projelerinde Çinli şirketler için ek fırsatlar sağladı.

Çin hangi İran'ı tercih ediyor?  

Anlaşmanın kırılganlığı, kendisini çevreleyen karmaşıklıklar ve beklenen müzakereler göz önüne alındığında, Çin, ateşkesi iki ay daha uzatan, Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine yeniden açan ve bazı İran limanlarına yönelik ABD kısıtlamalarını hafifleten, ABD-İran mutabakat zaptının imzalanmasını ihtiyatlı bir şekilde memnuniyetle karşıladı. Belge, Tahran ve Washington arasında nükleer mesele ve diğer konularda derinlemesine müzakerelerin önünü de açıyor.

Ancak, analistlerin Tahran için (bazıları hemen, bazıları ise müzakerelerin sonucuna bağlı olan), somut kazanımlar ve ekonomik teşvikler içerdiği konusunda hemfikir olduğu 14 maddelik belge, Çin'in İran içindeki siyasi ve ekonomik konumunu etkileyip etkilemeyeceği ile ilgili soruları da gündeme getirdi. Bu konum, esas olarak siyasi izolasyon ve yaptırımlar altında belirginleşti ve birikti. Başka bir deyişle, mutabakat zaptı, Çin'in hangi İran'ı tercih ettiği sorusunu gündeme getirdi: Pragmatik, açık bir İran mı, yoksa izole edilmiş devrimci bir İran mı?

Büyük olasılıkla Pekin, iki aylık ve yenilenebilir mutabakat zaptı boyunca İran petrolü alımlarında fiyat indirimlerinden yararlanmaya devam edecektir. Bu da Çin'e olası arz eksiklerini telafi etme fırsatı verecektir

Bu soruyu cevaplamak için öncelikle mutabakat zaptının Çin üzerindeki doğrudan etkisini değerlendirmek gerekir. Görüşlerine başvurduğumuz Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasi Çalışmalar Bölümü Direktörü, Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Genel Sekreteri ve Başkan Yardımcısı Dr. Tang Zhizhao şunları söyledi: “Gerginliğin azaltılması, Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi kolaylaştırır ve Çin'in enerji ithalatının güvenliğini artırır; bu da Pekin'in temel çıkarlarıyla örtüşüyor.”

Büyük olasılıkla Pekin, iki aylık ve yenilenebilir mutabakat zaptı boyunca İran petrolü alımlarında fiyat indirimlerinden yararlanmaya devam edecektir. Bu da Çin'e olası arz eksiklerini telafi etme ve belki de kısa vadede stratejik ham petrol rezervlerini güçlendirme fırsatı verecektir.

Dahası, Wall Street Journal'ın aktardığı tahminlere göre, mutabakat zaptında belirtildiği gibi dondurulmuş İran mali varlıklarının tamamen serbest bırakılması, Çin'e kendi bankalarındaki dondurulmuş ve tahmini 20 ila 50 milyar dolar olan İran mali varlığı üzerinde önemli bir etki alanı sağlayabilir.

Venezuela zincirini kırmak

Öte yandan analistler, “İslamabad Mutabakatı” veya “İslamabad Deklarasyonu” olarak adlandırılan mutabakat zaptının metninin, ABD'nin çatışmadaki hedeflerine ulaşamadığını açıkça yansıttığına inanıyor. Batı Asya ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü Dr. Tang Zhizhao, bu konuda şunları söyledi: “Mutabakat özünde, Washington'a koşullar tarafından dayatılan bir zararları yönetme vakasını temsil ediyor.”

 ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Daha geniş bir stratejik perspektiften bakıldığında, bu Amerikan başarısızlığı, Venezuela'dan sonra Washington'un Çin'in ekonomik veya siyasi nüfuz alanları içinde doğrudan veya dolaylı olarak yer alan bölgelere karşı “ardışık” kazanımlar elde etme potansiyelini kırmış olabilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu durum, muhtemelen Çin’in çıkarlarını daha açık olarak hedef alan gelecekteki herhangi bir düşmanca Amerikan eyleminin maliyetini artırabilir, ikinci Trump yönetiminin askeri güce başvurma isteğini sınırlayabilir.

Amerikan dönüşü

Başka bir düzeyde, mutabakat zaptı, 40 yılı aşkın süredir Batı yörüngesinin dışında kalan bir alana sınırlı Amerikan dönüşüne yönelik ön bir adım olarak yorumlanabilir. Bu gelişme, dış politikası tarihsel olarak “ne Doğu ne de Batı” sloganına dayanan ve Amerika Birleşik Devletleri ile derin bir kopukluk yaşayan İran'ı daha karmaşık bir denklemin önüne koyuyor. Bu durum, İran'ı dengeyi yeniden sağlama aracı olarak Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeye itebilir.

Zorunlu bağımlılık ortaklığının ortadan kalkması

Başka bir cephede ise, mutabakat zaptı İran için ekonomik, mali ve ticari teşviklerin yanı sıra yaptırımların kademeli ve koşullu olarak kaldırılması taahhüdünü de içeriyor. Haberler ayrıca, görüşmelerin Amerikan şirketlerinin İran pazarına girmesi olasılığını da ele aldığından bahsediyor. Teorik olarak, tüm bunlar Tahran'ın Çin'e olan bağımlılığının azalmasına yol açabilir; bu bağımlılık öncelikle ambargo ve yaptırımlar altında oluşmuş, daha sonra Çin'in artan ekonomik gücüyle pekişmişti. Bu durum, İran'ı ortaklıklarını çeşitlendirmeye yönlendirebilir.

Pekin Üniversitesi’nden Ekonomi Profesörü Dr. Xu Mingzhi, bu bağımlılığın azalma olasılığını inkar etmedi, ancak bunu “ikincil önemde” diye nitelendirdi. Mingzhi, “Çin'in İran'daki konumu yalnızca yaptırımlara değil, aynı zamanda Çin ekonomisinin büyüklüğüne, uzun vadeli talebe, altyapı ve finans alanındaki kabiliyetlerine ve daha geniş diplomatik ilişkilere de dayanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mesele sadece İran'ın daha fazla potansiyel ortağa sahip olup olmaması değil, bu ortakların ölçek, süreklilik ve sektörler arası entegrasyon açısından Çin’e denk olup olmamasıdır

Xu'ya göre Çin sadece İran petrolünün alıcısı değil, aynı zamanda büyük ve istikrarlı enerji pazarı, önemli bir sanayi malları tedarikçisi ve altyapı, lojistik, imalat, petrokimya ve ulaşım projelerine aynı anda katılabilecek bir ortaktır. Batılı şirketler İran pazarına geri dönmek ile ilgilense de Xu, birçok şirketin yeniden yaptırım olasılığı, devam eden siyasi belirsizlik ve uyumluluk riskleri nedeniyle temkinli davranacağına işaret ediyor. Buna karşılık Çin karmaşık ortamlarda faaliyet göstermek için gerekli ticaret ağlarını, enerji kanallarını ve siyasi güven düzeyini zaten geliştirmiş durumda.

 İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Ordu Günü'nü kutlayan askerî geçit töreninde, 18 Nisan 2025 (AFP)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Ordu Günü'nü kutlayan askerî geçit töreninde, 18 Nisan 2025 (AFP)

Çinli akademisyen, Çin nüfuzunun “zorunlu bağımlılık” aşamasından daha yerleşik bir kurumsal ortaklığa geçebileceğini düşünüyor. Pekin'in kendisini sadece kriz zamanlarında petrol alıcısı olarak değil, uzun vadeli bir ekonomik ortak olarak sunmaya devam etmesi halinde, yaptırımlar sonrası dönemde bile İran içinde önemli bir nüfuza sahip olmayı sürdüreceğini belirtiyor.

Ucuz petrol

Mutabakat zaptı İran'a petrolünü kayda değer kısıtlamalar olmadan satmasına izin verirken, Çin'in İran petrolünü indirimli fiyatlarla satın alma avantajını kaybedebileceğini öne süren analizler de yapılmaya başlandı. Xu, İran petrolünün alıcı tabanının genişlemesinin, Pekin'in daha önce sahip olduğu fiyat avantajını gerçekten azaltabileceğini söylüyor. Ancak, yaptırımların kendilerinin Çin'e artan nakliye riskleri, sigorta karmaşıklıkları, ödeme zorlukları, şirketler için itibar riskleri ve uygulama mekanizmalarına ilişkin belirsizlik gibi somut maliyetler getirdiğini de ifade ediyor. Bu nedenle Xu, uzlaşının daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ticaret ortamı sağlaması durumunda, özellikle Çin gibi büyük bir enerji ithalatçısı için tedarik güvenliği ve güvenilirliğinin en az fiyatın kendisi kadar önemli olduğu göz önüne alındığında, indirimlerdeki azalmanın mutlaka olumsuz bir sonuç anlamına gelmediğini düeğerlendiriyor.

İpek Yolu ve artan yatırımlar

Öte yandan, gözlemciler, Tahran'ın son yıllardaki izolasyonunun birçok Kuşak ve Yol Girişimi projesinin ilerlemesini engelleyen bir faktör olduğu göz önüne alındığında, mutabakat zaptının kendi başına İran'daki Çin altyapı yatırımlarında önemli artışa neden olmasını uzak bir ihtimal olarak görüyorlar.

Xu, anlaşmanın kırılgan veya çökmeye meyilli kalması durumunda Çinli şirketlerin siyasi riskleri dikkatlice fiyatlandırarak ihtiyatlı bir şekilde hareket etmeye devam edeceğini söylüyor. Pekin'in, net ticari getirileri, yönetilebilir riskleri ve bağlantı açısından yüksek bölgesel değeri olan projelere öncelik vereceğini öngörüyor.

 Umman'ın Musandam şehrinden görülen Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler, 19 Haziran 2026 (Reuters)Umman'ın Musandam şehrinden görülen Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemiler, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Bu senaryoya göre en olası sonuç geniş çaplı bir yatırım akışı değil, ulaşım koridorları, liman lojistiği, demiryolları, enerji altyapısı, petrokimya ve sanayi bölgeleri de dahil olmak üzere belirli sektörlerde seçici ilerleme olacaktır.

İslamabad Mutabakatı, müzakereler aşamasına geçişle birlikte Washington ve Tahran arasındaki ilişkinin geleceği için gerçek bir turnusol kâğıdı olacak en zorlu sınavına girerken, mutabakat zaptının imzalanmasının, şu anda en önde gelen İranlı yetkili olan Muhammed Bakır Kalibaf'ın İran Ticaret Odası’nda yaptığı konuşmayla eş zamanlı olması dikkat çekiciydi. Kalibaf konuşmasında, Pekin'i İran'ın sadece bir petrol satıcısı veya geçici ticaret ortağı değil, dostlarını tanıyan ve ittifaklarının sınırlarını anlayan stratejik bir ortak olduğuna ikna etmenin gerekliliğini vurguladı. Kalibaf'ın konuşması, büyük ölçüde bir sonraki aşamanın özelliklerini ve Çin'in İran içindeki konumundaki değişimin sınırlarını, yaptırımlarla kurulan bir ortaklıktan, açılım anıyla sınanabilecek bir ortaklığa geçişi özetliyor.

* "Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Londra'nın kuzeyinde meydana gelen tren kazasında bir kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı

İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının bulunduğu alanda çalışan ekipler, (Reuters)
İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının bulunduğu alanda çalışan ekipler, (Reuters)
TT

Londra'nın kuzeyinde meydana gelen tren kazasında bir kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı

İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının bulunduğu alanda çalışan ekipler, (Reuters)
İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının bulunduğu alanda çalışan ekipler, (Reuters)

Londra'nın yaklaşık 100 kilometre kuzeyindeki bölgede dün öğleden sonra meydana gelen kazada, iki yolcu treninin çarpışması sonucu bir makinist hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı.

Bugün yapılan açıklamada, Londra yönünde sefer yapan ve kazaya karışan iki treni işleten East Midlands Railway, trenlerden birinin makinistinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Sosyal medyada bir yolcu tarafından paylaşılan görüntülerde, bir trenin ön kısmının diğer trenin arka bölümüne çarptığı görülürken, her iki trenin vagonlarının da raylar üzerinde kaldığı dikkat çekti.

Kaza bölgesinden yayımlanan görüntülerde acil durum ekiplerinin olay yerinde yoğun şekilde çalıştığı görüldü.

İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının olay yerinde acil servis ekipleri toplandı (Reuters)İngiltere'nin Bedford kenti yakınlarında meydana gelen tren kazasının olay yerinde acil servis ekipleri toplandı (Reuters)

Doğu İngiltere Ambulans Servisi tarafından yapılan açıklamada, olay yerinde bir kişinin hayatını kaybettiği, 11 kişinin kritik derecede ağır, 22 kişinin ciddi şekilde yaralandığı ve 56 kişinin hafif yaralar aldığı bildirildi.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer yaptığı açıklamada, “Duygularım hayatını kaybeden kişinin ailesi ve ağır yaralananlarla birlikte” ifadelerini kullandı.

Kazanın nedeni henüz belirlenemezken, Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander olayın tüm yönleriyle soruşturulduğunu açıkladı.

Kazaya karışan trenlerden birinde bulunan Doktor Peter Knapp ise sosyal medya platformu BlueSky'da yaptığı paylaşımda, “Ani bir çarpışma yaşandı” ifadelerini kullandı. Knapp, çarpmanın ardından vagonlardan birinin raydan çıktığını ve kendisinin de hafif yaralandığını belirtti.