AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardı

ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
TT

Cumhuriyetçi şahinler Trump'ı Tahran'la "felaket bir hata" yapacağı konusunda uyardı

ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)
ABD Deniz Piyadeleri, ABD Merkez Komutanlığı operasyon bölgesinde, amfibi hücum gemisi USS Tripoli'de bulunan bir helikopterden halatla iniş tatbikatı gerçekleştiriyor, (ABD Deniz Piyade Kolordusu)

ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi akşamı yaptığı, savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açmaya yönelik mutabakat zaptı ya da anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklaması, Amerikan Kongresi’nde farklı tepkilere yol açtı. Açıklama, gerilimin düşürülmesine yönelik temkinli bir memnuniyetle karşılanırken, anlaşmanın içeriği ve olası taahhütlerine ilişkin kaygılar da gündeme geldi.

Demokratların büyük bölümü çatışmaların sona erdirilmesini, Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin korunması açısından olumlu bir adım olarak değerlendirirken, savaş kararını baştan itibaren eleştirdi ve Trump yönetimini İran’ın kapasitesini güçlendirecek tavizler vermemesi konusunda uyarıda bulundu.

Senato’daki Demokrat azınlık lideri Chuck Schumer, Trump’ın tehdit dozunu düşürmesini ve mevcut krizden çıkış yolu aramasını memnuniyetle karşıladığını belirtti. Ancak savaşı “yasa dışı, maliyetli ve net hedefi olmayan” bir girişim olarak nitelendirdi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise Trump’ın anlaşmaya yaklaşıldığı yönündeki açıklamasını destekleyerek, “İran gibi terörün en büyük destekçisini müzakere masasına getirebilecek tek kişi Trump’tır” dedi. Johnson, olası barış anlaşmasının ayrıntılarını öğrenmeyi beklediğini ve Trump’ın liderliğinin Amerika’yı daha güçlü hale getirdiğini söyledi.

Müttefiklerden sert eleştiri

Ancak en sert eleştiriler, Trump’ın en yakın müttefiklerinden ve İran karşıtı Cumhuriyetçi şahinlerden geldi. Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham ve Ted Cruz, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak ve İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskıyı hafifletecek bir anlaşmaya karşı çıktı.

Graham, X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit kapasitesinin devam ettiği bir anlaşmanın, Tahran’ı bölgesel baskın güç olarak göstereceğini savundu. Bunun zamanla İsrail açısından “bir kâbusa dönüşeceğini” ifade eden Graham, İran’ın gelecekte yeniden küresel enerji arzını tehdit edebilecek durumda kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.

Ted Cruz da olası anlaşmadan “derin endişe duyduğunu” belirtti. Cruz, İran rejiminin ayakta kalmasını sağlayacak ve milyarlarca dolarlık kaynak elde etmesine yol açacak herhangi bir anlaşmanın “felaket niteliğinde bir hata” olacağını ifade etti.

8ı8
rump, İran'la savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat'ta Kongre'ye yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Cruz, Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarını ikinci döneminin en etkili kararlarından biri olarak överken, anlaşmanın İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesine ve nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olmasına izin vermesi halinde bunun büyük bir stratejik hata olacağını savundu.

Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker da İran’ın iyi niyetli davranacağı varsayımına dayanan 60 günlük ateşkes önerisinin “felaket” olacağını söyledi. Wicker, İran’la yeniden anlaşma arayışının ABD’nin zayıf göründüğü algısını yaratabileceğini belirterek, “Başladığımız işi tamamlamalıyız” ifadelerini kullandı.

Eleştiriler, Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan ve kendisinin 2018’de çekildiği İran nükleer anlaşmasına benzer bir uzlaşıyı kabul edebileceği yönündeki kaygıları ortaya koydu.

Amerika birinci değil

Trump’ın ilk döneminde dışişleri bakanlığı yapan Mike Pompeo da anlaşmayı eleştirerek, bunun Obama dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasını hazırlayan isimlerin planlarından esinlenmiş göründüğünü söyledi.

 Pompeo, anlaşmanın özünde “İran Devrim Muhafızları’na para aktarılması ve kitle imha silahları programının desteklenmesi” anlamına geldiğini savundu. Bunun "Önce Amerika" politikasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre sözlerine şöyle devam etti: "Basitçe söylemek gerekirse: Lanet olası boğazı açın. İran'ın para almasını engelleyin. İran'ın yeteneklerini, bölgedeki müttefiklerimizi tehdit edemeyecek kadar zayıflatın."

Pompeo’nun açıklamalarına Beyaz Saray’dan sert yanıt geldi. Beyaz Saray yetkililerinden Steven Cheung, Pompeo’nun “ne hakkında konuştuğunu bilmediğini” öne sürdü.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ise İran’la müzakere fikrini tamamen reddederek, “İranlılarla müzakere etmek oksijen israfıdır” dedi. Bolton, ateşkesin İran’a zaman kazandırdığını ve Tahran’ın insansız hava araçları (İHA) üretimini yeniden başlatmasına olanak sağladığını savundu.

Küresel ekonomiye faydaları

Analistler ise olası anlaşmanın küresel ekonomi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceğini, ancak Trump’ın savaş hedeflerine ulaşılamadığını da ortaya koyabileceğini belirtiyor.

Eski diplomat Dennis Ross, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tüm gemilere açılmasının savaş öncesi düzene dönüş anlamına geleceğini ifade etti. Ross, önümüzdeki 60 gün içinde İran’ın nükleer programını tamamen sona erdirmeye değil, sınırlandırmaya yönelik müzakerelerin yürütüleceğini söyledi.

Atlantik Konseyi analisti Danny Citrinowicz ise savaşın sürmesinin küresel ekonomiye ağır zarar vereceğini ve İran’ın teslim olacağının garanti olmadığını belirterek, Trump’ın alternatiflerin daha kötü olması nedeniyle Tahran’ın şartlarını kabul etmek zorunda kaldığını öne sürdü.

Beyaz Saray yetkilileri ise mutabakatın İran’ın asla nükleer silah edinmemesi, uranyum zenginleştirme programının askıya alınması ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ortadan kaldırılması yönünde taahhütler içerdiğini savundu.

Bir ABD’li yetkili, Trump’ın İran’ın nükleer programının tamamen sökülmesi ve tüm zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması talebinde ısrar edeceğini, bu şartlar yerine getirilmeden nihai bir anlaşma imzalamayacağını ifade etti.


Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

Fransız yargısının, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslümin) örgütüne bağlı bir kongrenin Nantes şehrinde düzenlenmesini yasaklama kararı, bazı ülkelerde halihazırda yasaklı olan örgüte yönelik Batı kuşatmasını daha da derinleştirdi. Mısırlı uzmanlar ve analistler, bu adımı "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde önemli bir gelişme" olarak nitelendirdi.

Nantes İdari Mahkemesi, "Batı'daki Müslümanların Buluşması" adlı kongrenin organizatörleri tarafından yapılan itirazı reddetti. Mahkeme; Loire-Atlantic Valiliği ile İçişleri Bakanlığı'nın, 23-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Nantes kentinin Malakoff mahallesindeki Selam Camii'nde yapılması planlanan kongreyi yasaklama kararını onadı.

Fransa Başbakanı: Siyasal İslam'a karşı kararlı olmalıyız

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, Nantes mahkemesinin kararını "Müslüman Kardeşler'in sızma girişimlerine karşı atılmış önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Lecornu, cumartesi günü X platformunda yaptığı paylaşımda, "Siyasal İslam karşısında Fransa, yasal açıdan hiçbir kusura yer bırakmayacak şekilde kararlı ve titiz olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Söz konusu yasak kararı, Paris yönetiminin "siyasal İslam" ve örgütün kendi topraklarındaki faaliyetleriyle mücadele amacıyla tırmandırdığı baskı dalgasının bir parçası olarak geldi. Fransa daha önce de derneklerin feshedilmesi, etkinliklerin engellenmesi ve camilerdeki hutbelerin denetlenmesi gibi benzer önlemler almıştı.

Uzmanlar: Eski mutabakatlar sona erdi

Bölgesel güvenlik ve terör uzmanı Ahmed Sultan, Fransa'nın kararını "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde kritik bir dönemeç" olarak gördüğünü belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Sultan, bu kararın "Avrupa başkentlerinin geçmişte hoşgörüyle yaklaştığı yapılar dahil olmak üzere, örgütün faaliyetlerine ve onunla bağlantılı veya ona yakın kabul edilen kurumlara yönelik kısıtlamaların artacağı bir eğilimi yansıttığı" değerlendirmesinde bulundu.

Sultan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kararın, Avrupa'da yükselen sağ eğilimler ile kıta ülkelerinde ayrılıkçılık ve paralel toplumlar oluşmasına yönelik artan endişelerle ilgili daha geniş bir bağlamı var. Fransa'nın öncülük ettiği bu Avrupa kampanyası, diğer ülkeleri de harekete geçirdi. Geçmişte bazı Avrupa ülkeleri ile Müslüman Kardeşler arasında var olan eski mutabakatlar sona ermiştir; artık yeni bir gerçeklik söz konusudur."

Örgütün bu süreci "kendisini kökünden sökmeyi amaçlayan bir fırtına" olarak gördüğünü belirten Sultan, Müslüman Kardeşler'in Avrupa hükümetleriyle doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, "tebliğde aleniyet, teşkilatlanmada gizlilik" şeklindeki klasik yöntemine başvuracağını ve yargı yolunu deneyeceğini öngördü.

Küresel kuşatma çemberi genişliyor

Müslüman Kardeşler'e yönelik uluslararası baskı son aylarda gözle görülür şekilde arttı:

ABD: Geçen ocak ayında Washington, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Ürdün ve Lübnan kollarını "terör örgütü" olarak tanıdı. Mart ayında ise Sudan kolu aynı listeye alındı. Ayrıca yakın tarihli bir Beyaz Saray raporunda, örgüt ile El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar arasında bağ kurularak, Müslüman Kardeşler "modern terörün kökeni" olarak tanımlandı.

Fransa: Geçen ocak ayında Fransız Parlamentosu'nun çoğunluğu, Avrupa Komisyonu'na "Müslüman Kardeşler ve liderlerinin terör örgütleri listesine alınması" çağrısında bulunan tasarıyı onayladı.

Hollanda: Amsterdam yönetimi de örgütü yasaklamak için harekete geçti. Geçen ay yerel basına yansıyan haberlerde, parlamentoda yapılacak bir oylamanın Avrupa genelinde büyük bir mücadeleyi başlatacağı belirtildi.

Radikal örgütler uzmanı Münir Edib ise Fransa'nın bu kararının arkasında, "Müslüman Kardeşler'in cumhuriyet değerlerine tehdit oluşturduğu ve Fransız toplumuna sinsice sızdığı" yönündeki endişelerin yattığını savundu. Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Edib, bu tehlike algısının 2015'teki terör saldırılarından beri bütün Avrupa'ya yayıldığını ifade etti. Edib, dünya genelinde atılan bu adımların örgütü ciddi şekilde sarsacağını ve Batı'daki bu abluka sonucunda iki yıl içinde örgütün ve mali ağının çökebileceğini ileri sürdü.


Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
TT

Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yaptığı açıklamada, ABD’nin Hizbullah’ın “Lübnan’ın demokratik yollarla seçilmiş hükümetini devirmeye yönelik sorumsuz çağrısını en güçlü şekilde kınadığını” söyledi.

Rubio, yazılı açıklamasında, Hizbullah’ın Lübnan hükümetinin saldırıları durdurma ve ateşkese uyma yönündeki çağrılarını dikkate almadığını belirtti. Örgütün İsrail hedeflerine yönelik saldırıları sürdürdüğünü, ayrıca Güney Lübnan’a savaşçı ve silah sevkiyatı yaptığını ifade eden Rubio, bunu “ülkeyi istikrarsızlaştırmaya ve Lübnan halkının geleceği pahasına nüfuzunu korumaya yönelik kasıtlı bir girişim” olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Lübnan hükümetinin ekonomik toparlanma, yeniden imar süreci, uluslararası yardım sağlanması ve ülkeye istikrar kazandırılması için çalıştığı; bu süreçte ABD’nin Beyrut yönetimine tam destek verdiği kaydedildi. Rubio, buna karşılık Hizbullah’ın “Lübnan’ı yeniden kaos ve yıkıma sürüklemeye çalıştığını” öne sürdü.

ABD’nin “Lübnan’ın meşru hükümetinin yanında kararlılıkla durduğunu” vurgulayan Rubio, hükümetin devlet otoritesini yeniden tesis etme ve tüm Lübnanlılar için daha iyi bir gelecek kurma çabalarını desteklediklerini belirtti.

Rubio ayrıca, “Hizbullah’ın şiddet ve hükümeti devirme tehditleri başarılı olmayacak” ifadelerini kullanarak, “Bir terör örgütünün bütün bir ülkeyi rehin tuttuğu dönemin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.

Rubio’nun açıklamaları, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın aynı gün yaptığı ve hükümetin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakereler nedeniyle devrilmesini destekleyen açıklamalarına yanıt olarak geldi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kasım açıklamasında, “Halkın sokaklara çıkması, hükümeti düşürmesi ve Amerikan-İsrail projesine tüm gücüyle karşı koyması en doğal hakkıdır” ifadelerini kullandı. Ayrıca ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülen doğrudan görüşmelere karşı olduğunu yineleyerek, mevcut koşullarda silah bırakmayacaklarını ifade etti.