AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
TT

G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’da başlayan ve çarşamba gününe kadar sürecek zirvede bir araya geldi. Zirve, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifeleri uygulama tehditleri ve Washington’ın küresel düzene bağlılığına ilişkin soru işaretleri nedeniyle müttefikler arasında artan endişelerin gölgesinde gerçekleştiriliyor.

ABD ile İran’ın aralarındaki savaşı sona erdirmeye yönelik ön anlaşmaya vardıklarını açıklamalarının ardından, İran konusunda atılacak sonraki adımlar da Evian’da düzenlenen zirvede dünya liderlerinin ele alacağı başlıca gündem maddeleri arasında yer alacak.

Liderlerin ayrıca Ukrayna’daki savaş konusunda ortak bir zemin bulmaya, küresel ekonomik dengesizlikleri gidermeye ve kritik minerallerin başlıca tedarikçisi olan Çin’e alternatif kaynaklar oluşturulmasına yönelik konuları da görüşmesi bekleniyor.

csdcsc
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nin yapıldığı otele gelirken (AP)

Trump, geçtiğimiz yıl Kanada’da düzenlenen G7 Zirvesi’nden erken ayrılmasının ardından bu yılki toplantılara katılma taahhüdünde bulunmuş olsa da, dünya liderlerinin ABD’ye yönelik temkinli yaklaşımı giderek artıyor. Fransız yetkililer ise Trump’ın katılım sözü vermesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Trump, zirveye hareket etmeden önce New York Post gazetesine verdiği röportajda, Paris yönetiminin ABD’li teknoloji devlerine uyguladığı dijital hizmet vergilerini kaldırmaması halinde Washington’ın Fransız şaraplarına yüzde 100 gümrük vergisi uygulamaktan başka seçeneği kalmayacağı uyarısında bulundu.

G7 liderlerinin birçoğu, Trump’ın küresel arenadaki dalgalı politikalarının doğrudan etkilerini hissediyor. Söz konusu politikalar Ortadoğu’da, uluslararası ticarette ve diplomatik ilişkilerde sarsıntılara yol açarken, ABD’nin kurulmasına katkı sağladığı uluslararası düzene bağlılığı konusunda da soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Trump’ın zirve kapsamında Ortadoğulu liderlerle görüşmesi ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile düzenlenecek çalışma oturumuna katılması planlanıyor.

Bugün yapılacak Trump-Zelenskiy görüşmesi, Rusya’nın Ukrayna’daki ilerleyişinin yavaşladığı, Kiev yönetiminin müttefiklerinden daha fazla askerî destek ve finansman talep ettiği ve Ukrayna başkentine yönelik bir dizi saldırının ardından gerçekleşecek. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron X platformundaki paylaşımında, “Bu saldırı, Rusya’nın ısrarla reddettiği ateşkesi sağlamak ve ardından barışı tesis etmek amacıyla müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte elimizden gelen her şeyi yapma kararlılığımızı daha da güçlendiriyor. Bu konu üzerinde G7 Zirvesi’nde çalışacağız” ifadelerini kullandı.

sxdcsd
Evian Gölü’ne bakan ve G7 Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Royal Evian Otel (EPA)

Avrupalı liderler ve Kanada, komşu ülkeye yönelik işgalin başlamasından dört yılı aşkın süre sonra, Trump’a Rusya üzerinde baskıyı sürdürmenin ve Moskova’yı Ukrayna’nın şartları doğrultusunda barışı kabul etmeye teşvik etmenin önemini hatırlatmayı hedefliyor.

Zelenskiy ise pazar günü yaptığı açıklamada, Trump ile ‘barışın sağlanmasına ve hayatların korunmasına yardımcı olabilecek iyi fikirleri’ görüşmek üzere bir araya geleceğini söyledi.

Zirve, Macron açısından gelecek yıl sona erecek olan ikinci ve son cumhurbaşkanlığı döneminin önemli diplomatik kilometre taşlarından biri olarak görülüyor. Macron, Fransa’nın G7 Dönem Başkanlığı’nı, küresel makroekonomik dengesizliklerle mücadele konusunda adımlar atılması yönünde baskı oluşturmak için değerlendirmeyi amaçlıyor. Bu konu, ABD’nin uzun süredir gündeminde yer alırken, Washington’ın bu yıl G20’nin, gelecek yıl ise G7’nin dönem başkanlığını üstlenecek olması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Macron’un zirvede, küresel ekonomik dalgalanmaların sınırlandırılmasından dijital alandaki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine kadar uzanan geniş kapsamlı ve hassas başlıklardan oluşan bir gündem sunması bekleniyor. Bu çerçevede özellikle yapay zekâ alanındaki düzenleme ve denetim konularının ön plana çıkacağı belirtiliyor.

Katılımcıların kapsamını genişletmek

Fransa, G7’nin mevcut üyeleri olan Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’nin ötesine geçerek grubun etki alanını daha geniş bir ülke yelpazesini kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor.

Zirveye, İran dosyasını ele almak üzere Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın da aralarında bulunduğu Arap liderler katılacak. Ayrıca Brezilya, Hindistan, Kenya ve Güney Kore liderlerinin de zirvede yer alması ve küresel gündemdeki çeşitli siyasi ve ekonomik meselelerin görüşülmesine katkı sunması bekleniyor.

sdde
Fransa’nın Evian kasabasında düzenlenen G7 Zirvesi çerçevesinde alınan güvenlik önlemleri kapsamında bir Fransız helikopteri ve Cenevre polisine ait bir zırhlı araç (AFP)

Siyasi gündemin yanı sıra, yarın düzenlenecek ve dijital alanda çocukların korunması konusuna ayrılan çalışma yemeğine, yapay zekâ sektörünün önde gelen isimleri de katılacak. Programda, OpenAI CEO’su Sam Altman, Anthropic CEO’su Dario Amodei ve Avrupa merkezli rakip şirket Mistral AI’nin kurucularından Arthur Mensch yer alacak.

Zirve kapsamında, binlerce polis ve askerî personelin görevlendirildiği geniş çaplı güvenlik önlemleri devreye sokuldu. Güvenlik operasyonunun, gölün karşı kıyısındaki komşu ülke İsviçre’yi de kapsayacak şekilde yürütüldüğü belirtildi.

Öte yandan, pazar günü İsviçre’nin Cenevre kentinde G7 Zirvesi karşıtı göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, Birleşmiş Milletler (BM) binası yakınlarında polise doğru şişe, taş, beton parçaları ve havai fişekler atarken, güvenlik güçleri buna göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi.


Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
TT

Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile bir mutabakat zaptına varıldığını açıklamasına yönelik tepkiler, temkinli bir memnuniyetten anlaşmanın ayrıntıları ve uygulanma mekanizmalarına ilişkin kaygılara kadar geniş bir yelpazede şekillendi.

Cenevre’de cuma günü resmen imzalanması öngörülen mutabakat zaptı, çatışmaların durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılmasını hedefliyor. Anlaşma ayrıca, İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına ilişkin sonraki müzakereler için zemin hazırlamayı amaçlıyor.

Analistler ve uzmanlar, söz konusu uzlaşının 2015 tarihli nükleer anlaşmaya benzer kapsamlı bir mutabakat değil, geçici bir çerçeve niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu. ABD tarafının açıklamalarına göre anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın derhal ve herhangi bir ücret uygulanmaksızın açılmasını; buna karşılık Washington’ın deniz ablukasını kaldırmasını ve 30 gün içinde mayın temizleme çalışmalarını tamamlamasını öngörüyor.

Bununla birlikte uzmanlar, tarafların açıklamaları arasında belirgin farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti. Tahran yönetimi boğazdaki ‘İran düzenlemeleri’ ve olası tedbirlerden söz ederken, Trump petrolün küresel piyasalara ‘serbest akışının’ sağlanacağını vurguluyor.

Mutabakat zaptı ayrıca, uygulama mekanizmaları, takvimlendirme süreci ve dondurulmuş İran fonlarından 25 milyar doların serbest bırakılmasına ilişkin ayrıntılar konusunda da birçok soruyu yanıtsız bırakıyor.

Övgü ve temkinli karşılama

Trump’ın İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik bir anlaşmaya varıldığını açıklaması, destekçileri tarafından kendisi adına stratejik bir zafer olarak sunulurken, yönetimi içinden ve Cumhuriyetçi müttefiklerinden peş peşe övgü mesajları geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşma duyurusunu Trump’ın 80’inci doğum günüyle ilişkilendirerek X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD; olağanüstü cesarete, sıra dışı bir güce, eşsiz bir mizah anlayışına ve benzersiz bir vatan sevgisine sahip bir lidere sahip olduğu için şanslı” ifadesini kullandı.

sdcds
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat’ta Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Cumhuriyetçi siyasetçilerden birçoğu da sosyal medya üzerinden Trump’a övgüler yağdırarak onu ‘nihai anlaşma ustası’ olarak nitelendirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Robert Aderholt, İran ile yapılması beklenen anlaşmanın, Tahran’ın nükleer programına 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) daha sıkı kısıtlamalar getireceğini savundu. Aderholt, X platformundaki paylaşımında, “Obama yönetimi döneminde yapılan anlaşmanın aksine, bu anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirmeyi sürdürmesine ve nükleer silah üretimi için gerekli bileşenleri stoklamasına izin vermeyecek” ifadesini kullandı.

Trump’ın yakın müttefiklerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da İran ile imzalanması planlanan mutabakat zaptını, özellikle Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının güvence altına alınması yönüyle memnuniyetle karşıladı. Graham, İran’ın nükleer programına ilişkin sonraki müzakere sürecini yakından takip edeceğini belirtti. Ancak Graham, desteğini dile getirmekle birlikte, X platformunda yaptığı paylaşımda İran’ın anlaşmaya ilişkin yaklaşımının, ABD müzakere heyetinin açıkladığı çerçeveden farklı göründüğünü belirterek endişelerini de dile getirdi.

Graham ayrıca, ABD yasalarına göre İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın incelenmesi ve oylanması için Kongre’ye sunulması gerektiğini vurgulayarak, anlaşmanın nihai metnini görmeyi beklediğini ifade etti.

Demokratlardan gelen eleştiriler

Anlaşmaya yönelik Demokratlar cephesinden gelen eleştiriler, resmi duyurudan önce başladı. ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komisyonu Kıdemli Demokrat Üyesi Jack Reed, Fox News’e yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşma kapsamında ABD’nin, 2015 yılında Obama yönetimi tarafından İran’ın nükleer programını yaptırımların hafifletilmesi karşılığında sınırlandıran anlaşmayla elde edilenden daha az kazanım elde edeceğini savundu.

Reed, Trump’ın başlattığı savaşın milyarlarca dolara mal olduğunu, 14 Amerikan askerinin hayatını kaybetmesine ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açtığını, ayrıca küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara neden olduğunu belirtti. “Fiilen, Trump’ın çekildiği nükleer anlaşmada elde edilmesi mümkün olan kazanımlardan daha azını elde ediyoruz” diyen Reed, ABD Başkanı’nın 80’inci yaş gününe denk gelen bu anlaşmayla kendisine bir ‘doğum günü hediyesi’ vermek istediğini öne sürdü.

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Üyesi Seth Moulton da anlaşmanın kamuoyuna yansıyan maddelerini sert sözlerle eleştirerek, bunları Trump’ın ‘teslimiyet belgesi’ olarak nitelendirdi.

Moulton gazetecilere yaptığı açıklamada, “Trump yönetimi bu savaş için şimdiden vergi mükelleflerinin 100 milyar dolarını harcadı. 14 Amerikalı hayatını kaybetti. Sonuçta elde ettiğimiz şey ise, savaş başlamadan önce zaten açık olan boğazın yeniden açılmasını öngören bir anlaşma. Bu nasıl bir zafer olarak sunulabilir?” ifadelerini kullandı.

fsvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat azınlığın lideri Hakeem Jeffries, NBC’ye yaptığı açıklamada, anlaşmanın nihai olarak sonuçlanması halinde metnini görmek istediğini belirtti. Ancak Jeffries, savaşın kendisini ‘pervasız’ ve ‘felaket niteliğinde’ olarak nitelendirerek sert eleştiriler yöneltti. Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin Tahran’ı daha güçlü hale getirdiğini savunan Jeffries, buna karşılık Amerikalıların Trump’ın liderliği döneminde ‘daha az güvende’ olduğunu söyledi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks ise Trump’ın yürüttüğü ve ‘tercihe dayalı savaş’ olarak tanımladığı çatışmanın ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini ve yanlış bir karar olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Meeks, diplomatik sürece geri dönülmesini memnuniyetle karşıladığını, ancak olası bir anlaşmaya ilişkin daha fazla açıklık ve şeffaflık gerektiğini vurguladı.

Meeks yayımladığı açıklamada, “Amerikan halkı muğlak duyurulardan veya siyasi manevralardan daha fazlasını hak ediyor. Halk; güvenlik, net cevaplar ve bu yönetimin bizi bu maliyetli ve yetkisiz savaşa sürükleyen hataları tekrarlamayacağına dair güvenceyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Biden yönetiminde İran dosyası üzerinde çalışan ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Tahran’ın müzakereleri uzatma ve aşamalı tavizler koparma konusunda deneyimli olduğunu söyledi. Shapiro, X platformundaki paylaşımında, nihai bir anlaşmaya ulaşılamama ihtimalinin bulunduğunu belirterek, böyle bir anlaşma sağlansa bile bunun ‘savaş başlamadan önce diplomasi yoluyla elde edilebilecek sonuçlardan daha kötü olacağını’ savundu.

Shapiro ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının anlaşmanın en önemli çıktılarından biri olduğunu kabul etmekle birlikte, İran’ın boğazı ‘gerçek ve güçlü bir baskı aracına’ dönüştürmeyi başardığını ifade etti.


Ukrayna'nın AB üyelik görüşmelerinin ilk aşaması başladı

28 Şubat 2022'de Belçika'nın Brüksel kentindeki Avrupa Parlamentosu binasının önünde Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrakları dalgalanıyor (Reuters)
28 Şubat 2022'de Belçika'nın Brüksel kentindeki Avrupa Parlamentosu binasının önünde Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrakları dalgalanıyor (Reuters)
TT

Ukrayna'nın AB üyelik görüşmelerinin ilk aşaması başladı

28 Şubat 2022'de Belçika'nın Brüksel kentindeki Avrupa Parlamentosu binasının önünde Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrakları dalgalanıyor (Reuters)
28 Şubat 2022'de Belçika'nın Brüksel kentindeki Avrupa Parlamentosu binasının önünde Avrupa Birliği ve Ukrayna bayrakları dalgalanıyor (Reuters)

Avrupa Birliği, dün Ukrayna’nın Birliğe üyelik sürecine ilişkin müzakerelerin ilk aşamasını resmen başlattı ve böylece Macaristan’ın itirazları nedeniyle iki yıldır süren gecikme sona ermiş oldu.

Avrupa Birliği Konseyi sözcüsünün doğruladığı ve Lüksemburg’da gerçekleştirilen görüşmeler, savaşla yıkıma uğrayan Ukrayna’nın AB üyeliği yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Müzakerelerin ilk aşamasında, “birinci küme” olarak adlandırılan bölümde, ülkelerin yargı sistemi ve kamu yönetimi dahil olmak üzere çeşitli alanlarda Avrupa Birliği standartlarını karşıladığını göstermesi gerekiyor.

AB üyelik müzakereleri, 33 fasıldan oluşan 6 tematik kümeye ayrılıyor. Ayrıca bu kümelerin dışında iki ek fasıl daha bulunuyor.