AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir
TT

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

İran, ABD’nin saldırıları yeniden başlatması ihtimaline karşı nükleer tesisler ve sınır bölgeleri dahil kritik noktalarını tahkim ederek savunmasını güçlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal gazetesinden aktardığı habere göre uydu görüntüleri, söz konusu noktaların olası saldırılara karşı dayanıklılığını artırmayı amaçlayan yeni tahkimatların inşa edildiğini ortaya koyuyor. Öte yandan ABD ordusu da çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürürken üçüncü bir uçak gemisi görev grubunun Ortadoğu’ya doğru yola çıktığı bildirildi.

Bu arada ABD Başkanı Donald Trump, Moskova ve Pekin’in savaşta Tahran’a destek verdiği ihtimalini düşük gördüğünü belirterek Rusya ve Çin’in böyle bir adım atmaları halinde kaybedecek çok şeyleri olduğunu söyledi. İran’a herhangi bir yardım sağlanıyorsa bunun çok sınırlı düzeyde olduğunu savunan Trump, Washington’ın iki ülkeden gelebilecek her türlü desteği kısa sürede tespit edeceğini vurguladı.

Diğer yandan ABD ve İngiltere, İran’ın sınır ötesindeki düşmanca faaliyetlerine yönelik uluslararası kınamaya öncülük etti. Aralarında 20’den fazla ülkenin bulunduğu girişim, Devrim Muhafızları’nın ABD bombardıman uçaklarının kullandığı bir İngiliz hava üssünü hedef almaya yönelik bir planın arkasında olduğu iddialarının ardından geldi. İngiltere Başbakanı Andy Burnham, İran Devrim Muhafızları’nın şüpheli terör planını neredeyse kesin olarak yönlendirdiğini söyledi. Londra yönetimi ayrıca İran’ın yurt dışındaki faaliyetleriyle bağlantılı yetkililere yaptırım uyguladı.


Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran'ın Avrupa'ya yönelik potansiyel tehdidi, geçmiş on yıllarda sunduğu tanıdık terör imajına artık benzemiyor. Bugün, bir elçiliği gözetleyen iki adam veya bir askeri üssün yakınında pusu kuran genç yerel suçlular şeklinde kendini gösteriyor. Yahudilere ait bir mekanı hedef alan kiralık bir çete, fon transferi yapan bir hayır kurumu, yaptırımlardan kaçınmayı kolaylaştıran bir sanat tüccarı veya çift kullanımlı teknolojiler satın almayı üstlenen bir ticaret şirketi şeklinde de ortaya çıkabiliyor.

İngiltere'deki son gelişmeler bu tehdidin bazı yönlerini ortaya koydu. 9 Ekim'de, Londra'daki Merkez Ceza Mahkemesi'nde (Old Bailey), İran istihbarat servisleri adına düşmanca amaçlar için gözetleme yapmakla suçlanan iki kişi suçsuz olduklarını savundu.

Suçlamada yer aldığına göre gözetledikleri hedefler arasında Londra'daki İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğu, Bevis Marks Sinagogu ve diğer İsrail veya Yahudi çıkarları yer alıyordu. Temmuz ve Ağustos 2025'te gerçekleştirilen keşif eylemleri sebebiyle kendilerine yöneltilen suçlamaların doğru olup olmadığı, halen yargının vereceği karara bağlı.

Daha da endişe verici olan, ABD güçleri tarafından kullanılan bir İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri üssü olan RAF Fairford çevresindeki şüpheli faaliyetlere ilişkin devam eden soruşturmadır. İngiliz makamları, 27 Eylül'de üssün yakınlarında maskeli adamların ve üç küçük aracın görülmesinden sonra olası bir terör eylemi ihtimalini araştırıyor.

ABD’li yetkililer daha sonra istihbarat bilgilerinin olası bir İran insansız hava aracı saldırısının planlandığını gösterdiğini bildirdi. Bunun ardından ABD üstteki B-1 bombardıman uçaklarını çekti. İran bu olayla herhangi bir ilgisi olduğunu reddederken, soruşturma devam ediyor.

Bu olayların önemi, yalnızca İran'ın bunların arkasında olup olmamasıyla sınırlı değil, aynı zamanda Tahran'ın sınırlarının ötesinde baskı ve zorlama uygulamak için kullandığı yöntemlerdeki daha derin bir değişime işaret etmesinde de yatıyor. Gerçekte, İran ile bağlantılı faaliyetler artık İran istihbarat görevlileri tarafından gerçekleştirilen bir dizi terör planına indirgenemez. Devlet kurumlarının ve vekillerinin faaliyetlerinin organize suç şebekeleri, finansörler, hayır kurumları, eğitim kurumları, paravan şirketler ve yerel aracı kuruluşlarla iç içe geçtiği esnek, sınır ötesi bir ağ ortaya çıktı

Diplomatlardan harcanabilir ve vazgeçilebilir aracılara

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın yurtdışında düşmanca eylemler gerçekleştirme konusunda uzun bir geçmişi var, ama yöntemleri değişti. 2018'de Paris yakınlarında İranlı muhalif figürlerin bir araya geldiği bir toplantıya yönelik bombalı saldırı planı, daha önceki aşamada benimsediği yaklaşıma bir örnektir. O zamanlar Viyana'da görevli akredite bir İranlı diplomatı olan Esadullah Esadi, daha sonra bu plandaki rolü nedeniyle mahkum edildi. Onun yargılanması, diplomatik örtü altında çalışan yetkilileri terör faaliyetleri yürütmek için kullanmanın bedelini göstermişti.

cvfg
Belçika'nın Antwerp kentindeki mahkeme binasının önünde, İranlı diplomat Esadullah Esadi'nin Fransa'daki sürgündeki bir İran muhalif grubunun toplantısına bombalı saldırı düzenlemekle yargılandığı dava sırasında görev yapan polis memurları, 27 Kasım 2020 (Reuters)

O zamandan beri İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler. İsveç'teki olaylar bu yaklaşımın en açık örneklerinden birini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı, Foxtrot suç şebekesinin ocak ayında İran adına Stockholm'deki İsrail büyükelçiliğine saldırı düzenlediği sonucuna vardı.

İngiliz hükümeti, bu tür eylemlerden İran'ı sorumlu tutma konusunda daha da ileri gitti. Temmuz ayında, grubun İngiltere'deki Yahudi ve İsrail mekanlarını ve Farsça yayın yapan medya kuruluşlarını hedef alan yedi saldırının sorumluluğunu üstlenmesinin ardından, İslamik Sağ Yoldaşlar Hareketi (IMCR ve HAYI olarak da bilinir) adlı gruba yaptırımlar uyguladı. İngiliz hükümeti, grubun arkasında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü unsurlarının olduğunu ve Avrupa genelindeki saldırılarını “neredeyse kesin olarak” onların yönlendirdiğini varsayıyor.

Bu nedenle Fairford hadisesine ilişkin soruşturma özellikle önemli. İran ile bir bağlantısı bulunursa, herhangi bir devletin sınırlı deneyime ve kaynaklara sahip yerel ajanları manipüle edebilme ve onları büyük bir askeri gücün stratejik varlıklarını konuşlandırdığı yeri değiştirmeye zorlayabilecek araçlara dönüştürebilme yeteneğini ortaya koyacaktır. İran ayrıca bu tür paralı askerleri ABD'ye düşük yoğunluklu tehditler göndermek için de kullanabilir.

Saldırıların arkasındaki altyapı

Gelgelelim, yalnızca şiddet eylemlerine odaklanmak, tehdidin önemli bir yönünü göz ardı etmektedir. Bu faaliyetlerin ardındaki daha geniş ağ, dini ve eğitim platformları aracılığıyla adam devşirebilir, hayır kurumları aracılığıyla para toplayabilir, medya kuruluşları aracılığıyla kendi anlatılarını yayabilir, ticari şirketler aracılığıyla para transferi yapabilir ve meşru ticaret ağları aracılığıyla ekipman temin edebilir.

gthyju
Alman İçişleri Bakanlığı'nın Hamburg'daki İslam Merkezi ve ona bağlı kuruluşları radikal hedefler peşinde koşmak gerekçesiyle yasaklamasının ardından, Frankfurt'taki İslam Kültür Merkezi'nin çevresi polis tarafından güvenlik altına alındı, 24 Temmuz 2024 (Reuters)

İran'ın el-Mustafa Uluslararası Üniversitesi, sivil görünen kurumların bu ağ içinde eleman temin etme konusunda oynayabileceği rolün bir örneğini sunuyor. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı, birçok ülkede faaliyet gösteren üniversiteyi, İran Devrim Muhafızları'nın Kudüs Gücü tarafından İran dışındaki istihbarat operasyonları ve milis gruplar için eleman temin etme amacıyla kullanılmakla suçladı.

Alman yetkililerinin 2024 yılında Hamburg'daki İslam Merkezi'ni kapatması, bu kurumsal yapının başka bir yüzünü ortaya çıkardı. Alman hükümeti, bu kurumu İran ile bağlantılı ve Hizbullah'a da destek sağlayan önde gelen bir kurum olarak değerlendirdi.

Fonlar, aynı derecede çeşitli kanallar aracılığıyla aktarılıyor. Aralık 2025'te İtalyan yetkililer, hayır kurumları aracılığıyla Hamas ile bağlantılı kuruluşlara yaklaşık 7 milyon euro transfer etmekle suçlanan dokuz kişiyi tutukladı.

İngiltere’de, Hizbullah finansörü Nazım Ahmed ile bağlf

İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler

antılı bir yaptırımlardan kaçma ağı, uluslararası sanat piyasasını kullandı. ABD makamları ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile bağı olan bir dijital cüzdanla bağlantılı büyük miktarda işlem gerçekleştirdikleri gerekçesiyle İngiltere'de kayıtlı kripto para platformlarını hedef aldı. Belçika, Hizbullah'ın ticari finansman ağlarında önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken; İsviçre, İran petrolü ticareti ve paravan şirketlerin kullanımıyla ilgili düzenlemelerde; İspanya ise Hizbullah için insansız hava aracı bileşenlerinin satın alınmasıyla ilgili soruşturmalarda öne çıktı.

Bu konular, tek tek ele alındığında, hayır kurumlarının düzenlenmesi, yaptırımlar, mali suçlar veya ihracat kontrolleriyle ilgili birbirinden farklı dosyalar gibi görünebilir. Ancak, birlikte ele alındığında, baskı ve zorlama uygulamayı kolaylaştıran birbirine bağlı bir altyapıyı ortaya çıkarıyorlar.

İnsanları, parayı, teknolojiyi ve bilgiyi taşıyan ağlar, hızla başka amaçlar için yeniden kullanılabilir. Bugün yaptırım uygulanan fonları transfer eden veya taşıyan bir aracı, yarın lojistik destek sağlayabilir. Bir hedefi gözetlemek için görevlendirilen bir suçlu, daha sonra onu korkutmak veya hedef almakla görevlendirilebilir. Yurtdışındaki İran destekli bir milis gücü için ekipman tedarik etmek amacıyla kullanılan ticari bir kanal, aynı anda Avrupa içindeki eylemleri yürütmek için kapasite oluşturmaya katkıda bulunabilir.

Peki, Avrupa neden daha savunmasız hale geldi?

İki gelişme, bu ağların Avrupa güvenliğine yönelik tehdidini artırdı.

Birincisi, İran'ın Ukrayna'daki Rus savaşına giderek daha fazla dahil olması. İran insansız hava araçları ve füzeleri, ekipman tedarik etme ve yaptırımları aşma ağlarıyla birlikte, Ortadoğu meseleleriyle ilgilenmenin ötesine geçerek, Avrupa sınırlarında bir savaşa doğrudan dahil oldu. Sonuç olarak, savunma bakanlıkları, gümrük yetkilileri, finansal düzenleyici kurumlar ve ihracat kontrol yetkilileri, daha önce esas olarak dış politika ve terörle mücadele kurumları tarafından yönetilen bu konuda paydaş haline geldi.

İkinci gelişme ise Şubat 2026'da patlak veren İran savaşıdır. Avrupa artık sadece savaş sahalarının arkasındaki lojistik destek bölgesi değil, İsrail ve Yahudi kurumları, İranlı muhalifler, diplomatik misyonlar ve ABD operasyonlarıyla bağlantılı askeri tesisler, baskı ve zorlama uygulamayı amaçlayan misilleme saldırıları veya tehdit mesajları için potansiyel hedefler haline geldi.

dfgh
Polis memurları, polise göre patlayıcı bir cihaz olduğu düşünülen bir nesnenin bulunduğu sırada, İsveç'in Stockholm kentindeki İsrail büyükelçiliğinin yakınında bekliyor, 31 Ocak 2024 (Reuters)

Bu gelişmelerle birlikte, terörizm ile onu destekleyen altyapı arasındaki ayrım giderek daha da bulanıklaşıyor. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Şubat 2026'da İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak deklare etme kararının önemini vurguluyor; ancak bu icraat tek başına yeterli değil. Bu adım, varlık dondurmanın kapsamını genişletiyor, yaptırımlara ve yasal kontrollere uyumu sıkılaştırıyor ve ilgili taraflar arasındaki iş birliğini güçlendiriyor. Ancak İran sisteminin en dirençli bileşenleri, açıkça Devrim Muhafızları ile bağlantılı yapıların dışında faaliyet göstermek üzere tasarlanmış olanlardır. Bunlar arasında paravan şirketler, kripto paralar, profesyonel aracı kurumlar, sosyal kurumlar ve suç şebekelerine karışan aracı kurumlar yer alıyor.

Ama bu tehditle mücadele, sadece yüksek profilli terör saldırılarını engellemekten daha fazlasını gerektiriyor. Güvenlik kurumları, faaliyetleri yürüten araçlara dönüştürülen finansal, hayırsever, ticari ve suç şebekelerini ortaya çıkarmalılar. Finans alanında soruşturmacılar, bu faaliyetler ile ulusal güvenlik arasındaki bağlantıyı tanımalılar, ihracatı kontrol eden makamlar ise ekipman tedarik şebekelerini daha geniş çaplı bir baskı ve zorlama sisteminin potansiyel bileşenleri olarak değerlendirmeliler. Terörle mücadele kurumları ise, sadece örgütlere resmi olarak üye olma suçuyla sınırlı kalmamalı, ilgi alanlarını geçici görevleri yerine getirmek için kullanılabilecek aracıları ve suçluları da kapsayacak şekilde genişletmeliler.

Netleşmeye başlayan İran modelinin gücü, çeşitli aktörlerini ve rollerini birbirinden ayırmanın zorluğunda yatıyor. Gözetlemede bulunan kişi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun bir subayı olmayabilir. Fon transferi yapan şirket, Hizbullah ile resmi olarak bağlantılı olmayabilir. Ve yangını çıkaran kundakçı, İran'la bağlantılı herhangi bir ideolojik inanca sahip olmayabilir. Yine de, her biri aynı sistem içinde bir rol oynuyor.

vfbghj
Tahran'ın merkezinde bir İran askeri eğitim merkezinin açılışındaki İranlı gönüllüler, 3 Ekim 2026 (AFP)

Bu nedenle, Avrupa hükümetlerinin ve müttefiklerinin sorması gereken soru artık sadece İran terör örgütlerine kimin üye olduğu değildir. Daha önemli soru şudur: İran, Avrupa toplumları içinde ve dışında mevcut ağları ne kadar hızlı bir şekilde baskı ve zorlama araçlarına dönüştürebilir?

İngiltere’de soruşturulan olaylar, bu soruyu yanıtlamanın giderek daha acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.


Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)

Tahran ile Washington’ın müzakerelere yeniden başlamak için öne sürdükleri şartlar arasındaki farklılık giderek artarken, savaşın sona erdirilmesine yönelik olasılıklar da şimdilik uzak görünüyor. İran, Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde yeniden açılmasını ve savaşın sona erdirilmesini öngören teklifine ABD’nin verdiği yanıtı incelemeyi sürdürdüğünü açıkladı. Diplomatik çabalar, müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin şartlarda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle tıkanırken, özellikle Washington’ın İran’ın nükleer meselesinin daha sonraki bir aşamada değil, en başından itibaren ele alınması konusundaki ısrarı öne çıkıyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin yanıtını incelemeyi sürdürdüğünü ve değerlendirme tamamlandıktan sonra Tahran’ın tutumunun arabulucular aracılığıyla Washington’a iletileceğini belirtti. Bekayi, ayrıntı vermeden iki taraf arasındaki mesaj alışverişinin devam ettiğini de vurguladı.

Katar ve Pakistan’ın yanı sıra, son dönemde yeniden güçlü biçimde arabuluculuk sürecine dahil olan Rusya da savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimlerde rol oynuyor. Savaş sekizinci ayına girerken bu ülkeler diplomatik çabalarını sürdürüyor.

Şartlar konusunda anlaşmazlık

İran’dan gelen açıklamalar, savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen yeniden açmak için ortak bir formüle ulaşmaya çalışan diplomatik girişimlerin zorluklarla karşılaştığı bir dönemde yapıldı. Tahran, teklifini eylül ayının ortasında sunmuş, daha sonra ABD’nin yanıtını aldığını doğrulamıştı. Ancak o tarihten bu yana yürütülen temaslarda somut bir ilerleme kaydedilemedi.

rgthy
Tahran’ın kuzeyinde Trump’ın resminin yer aldığı ABD karşıtı bir pankart (EPA)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde açılmasına ilişkin teklifinde yer alan yedi şart konusunda ABD’nin verdiği yanıtın ‘yetersiz’ olduğunu söyledi. Washington’ın İran’ın bazı şartlarını kabul ettiğini, ancak diğer şartlara ilişkin tutumunu netleştirmediğini belirten Rızai, ABD’nin hangi şartları kabul ettiğini ve hangilerini kabul etmeyeceğini ise açıklamadı.

Rızai, niteliğini belirtmediği bazı konuların da hâlâ açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

İran’ın önceki diplomatik yaklaşımına geri dönmeyeceğini belirten Rızai, ülkesinin müzakerelerdeki tutumunu koruyacağına işaret ederek, “İran'ın diplomasisi değişti” dedi.

Krizin uluslararası önem taşımasının temelinde, boğazın stratejik rolü bulunuyor. Savaş öncesinde dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden sağlanması, olası bir anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Çatışmanın kapsamının genişletilmesi

Diplomatik sürecin tıkanmasıyla eş zamanlı olarak Rızai, ABD’ye yönelik söylemini sertleştirerek Başkan Donald Trump yönetimini boğazla ilgili askerî hedeflerine ulaşamamakla suçladı ve ABD’nin operasyonlarına ağır eleştiriler yöneltti.

Rızai ayrıca, geniş çaplı çatışmaların yeniden başlamasının İran’ı bölgedeki altyapıları hedef almaya yöneltebileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda kabloların, veri merkezlerinin, yapay zekâ tesislerinin ve diğer bazı noktaların hedef alınabileceğini belirtti. Söz konusu tehdit, çatışmayla bağlantılı güvenlik ve ekonomik risklerin daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.

xsdfgth
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, yeniden yapılanma konulu bir toplantıya katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Rızai, olası hedeflerin niteliği veya tehditlerin ne zaman hayata geçirilebileceği konusunda ek ayrıntı vermedi. Açıklamalar, gerilimin sürdüğü ve anlaşmaya varılmasına yönelik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde geldi.

Taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri, müzakere masasında ele alınacak başlıkların sıralaması. ABD, İran’ın nükleer programının en başından itibaren görüşülmesinde ısrar ederken Tahran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ve su yolunda güvenliğin yeniden sağlanmasına öncelik verilmesini, nükleer meselenin ise müzakerelerin ilerleyen aşamalarında ele alınmasını istiyor.

İran’a saldırı konusunda ABD-İsrail görüşmesi

Öte yandan Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, İsrail’de seçim hazırlıkları sürerken İsrail’in İran’a tek başına saldırı düzenlemesine ilişkin İsrail ile ABD arasındaki temasların devam ettiğini ve bu temasların nihai yönünün henüz netleşmediğini doğruladı.

Aynı kaynaklar, Tel Aviv ile Washington arasındaki görüşmelerin ayrıntılarının sızdırılmasının İran yönetimini şaşırtmayı ve Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir psikolojik savaşın parçası olabileceği yönündeki değerlendirmelere rağmen, konunun ciddiyetini koruduğunu belirtti. Buna karşılık İsrailli yetkililer, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimler öncesinde konumunu güçlendirebilecek önemli bir güvenlik gelişmesine ihtiyaç duyması nedeniyle saldırı ihtimalini ciddiye alıyor.

xrgtyjk
Tahran’daki bir meydanda asılı büyük bir İsrail karşıtı afiş, 12 Ekim 2026 (AFP)

Bu değerlendirmelere göre olası bir saldırı, seçimlerin ertelenmesini veya Netanyahu’nun yenilgiden kurtulmasını mutlaka sağlamayabilir. Ancak saldırı, seçmenler nezdinde Netanyahu’ya verilen desteği artırabilir ve rakip siyasi kampa yönelen seçmenlerin bir bölümünü yeniden kazanmasına yardımcı olabilir.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklarla yakın ilişkileriyle bilinen Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit, daha önce ABD’li yetkililerin, savaşı yeniden başlatma konusunda istekli olan tarafın İsrail olduğunu söylediklerini ve bu nedenle İsrail’den İran’a tek başına saldırmasını istediklerini açıklamıştı. Caspit’e göre Washington, saldırının getireceği yükü ve siyasi riskleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın yerine İsrail’in üstlenmesini amaçlıyor.

Caspit ayrıca, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bu tür bir saldırının İsrail seçimlerinin ertelenmesine yol açabileceği konusunda ABD’li yetkilileri bilgilendirdiğini ve Washington’ın bu aşamada talebinden geri adım attığını belirtti.

İHA ve füze üretiminin yeniden başlatılması

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığına göre, ABD’nin İsrail’den İran’a tek başına saldırı düzenlemesini istemesi, İran’ın son aylarda gerçekleştirilen hava saldırılarına rağmen insansız hava araçları (İHA) ve balistik füze üretim kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığına işaret eden gelişmelerin ardından geldi. ABD medyasında yer alan haberlerde de bu yönde değerlendirmeler yapıldı.

ABD merkezli Bloomberg haber ajansı, kısa süre önce yayımladığı haberinde, İsrail ve ABD’nin aylar boyunca düzenlediği hava saldırılarına rağmen İran’ın füze ve İHA üretimi yapan fabrikalarını korumayı başardığını aktardı.

Habere göre Tahran, Trump yönetiminin yeni hava saldırıları düzenlemeyi durdurduğu ve Washington’ın Kongre ara seçimlerine hazırlandığı dönemde cephaneliğinin bir bölümünü yeniden oluşturmayı başardı. Haberde görüşlerine yer verilen Batılı kaynaklar, İran’ın hâlâ silah üretme ve stoklarını yenileme kapasitesine sahip olduğunu belirtti.

EFRGT
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Kaynaklardan biri, İran’ın hâlâ büyük miktarda balistik füze ve gemi savar stokuna sahip olduğunu, ayrıca bu stokları hızla artırabilecek durumda bulunduğunu ifade etti. Haberde yer alan bilgilere göre Rusya da İran’a füze tedarik ediyor.

Bloomberg’e göre bu değerlendirmeler, Trump ve yönetim üyelerinin, düzenlenen hava saldırılarının İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve Washington’ın müttefiklerini tehdit eden kapasitesine büyük zarar verdiği yönündeki tekrarlanan açıklamalarıyla çelişiyor.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiyi hedef aldıklarını ve gemide yangın çıktığını duyurdu. DMO Deniz Kuvvetleri tarafından, kuruma ait Sepah News internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nda dev bir petrol tankeri vuruldu ve alev aldı” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, hedef alınan geminin tanımlama ve takip sistemlerini devre dışı bıraktıktan sonra boğazdan geçmeye çalıştığı ve DMO Deniz Kuvvetleri’nin uyarılarını dikkate almadığı belirtildi.

Ticari gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki gerilim arttı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırılar savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, boğazdan geçen gemi sayısı da iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi.

THY
ABD kuvvetleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’nı geçmesine yardımcı olduklarını açıkladı. (CENTCOM)

DMO ayrıca, pazar akşamı Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhından geçmeye çalışan bir petrol tankerinin deniz mayınına çarpmasının ardından patladığını ve alev aldığını bildirdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre bu gemi, cumartesi gününden bu yana Hürmüz Boğazı’nda izin verilmeyen bir güzergâhı kullanırken alev alan üçüncü petrol tankeri oldu.

ISNA, Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgede seyreden ve seyrüsefer ile tanımlama sistemlerini kapatan tüm gemilerin düşman olarak sınıflandırılacağını belirterek, “Bu gemilere kararlılıkla ve sert biçimde müdahale edilecek” açıklamasını aktardı.

Boğazın kontrolü için rekabet

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışırken ABD’nin uyarılarını dikkate almayan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde hedef alındığını duyurdu.

CENTCOM’un X platformunda yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, Ocean Molica adıyla bilinen ve Akira Sun olarak da anılan geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla vurduğu belirtildi. Saldırı sonucunda geminin sevk sisteminin devre dışı bırakıldığı, ancak mürettebatının zarar görmediği ifade edildi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) da cumartesi günü, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla ateş altına alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, tankerin iskele tarafına isabet eden mühimmat gemide yangın çıkmasına yol açtı.

İran, savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan kendi iznini almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı.

DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmayi hafta sonu yaptığı açıklamada, boğazdan geçerken tespit edilmekten kaçınmak amacıyla takip sistemlerini kapatan her geminin düşman hedefi sayılacağı uyarısında bulunmuştu.

İran, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana küresel enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlarken Washington da İran limanlarına abluka uyguladı. Boğazdaki seyrüsefer ve geçişlerin kontrolü, Tahran ile Washington arasındaki temel anlaşmazlık konularından biri hâline geldi. İran, kendi belirlediği güzergâh üzerinden geçişleri denetleme konusunda ısrar ederken ABD ve diğer bazı taraflar bu yaklaşımı reddediyor.

Küresel enerji arzı üzerindeki güvenlik ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeler artarken ABD ile İran, deniz yolları üzerinden karşılıklı baskı önlemleri uygulamayı sürdürüyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı, müzakereler ve nükleer program konularındaki tutumu, Washington ile arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiğini ve bölgesel gerilimin genişlediğini gösteriyor. Savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir anlaşma ise tarafların müzakere şartları ve önceliklerin sıralanması konusundaki anlaşmazlıkları aşmasına bağlılığını koruyor.

Bununla birlikte, bölgedeki altyapıların hedef alınmasına yönelik tehditler ve saldırıların artması, çatışmayı kontrol altına alma ve yeni cephelere yayılmasını önleme çabalarının karşı karşıya olduğu risklerin boyutunu ortaya koyuyor.