AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Enerji ateşkesi planı, Rusya-Ukrayna savaşının yeni sınavı

15 Eylül'de Donetsk'te dikenli tellerle çevrili korunaklı bir caddeden geçen bir kişi (Reuters)
15 Eylül'de Donetsk'te dikenli tellerle çevrili korunaklı bir caddeden geçen bir kişi (Reuters)
TT

Enerji ateşkesi planı, Rusya-Ukrayna savaşının yeni sınavı

15 Eylül'de Donetsk'te dikenli tellerle çevrili korunaklı bir caddeden geçen bir kişi (Reuters)
15 Eylül'de Donetsk'te dikenli tellerle çevrili korunaklı bir caddeden geçen bir kişi (Reuters)

Ukrayna, akaryakıt piyasasındaki dalgalanmalarla daha da belirginleşen bir açmazla karşı karşıya. Rusya’ya savaşın maliyetini artırmak amacıyla düzenlediği saldırılar, ABD’nin baskısıyla karşılaşırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus rafinerilerinin hedef alınmasını küresel dizel yakıtı kıtlığıyla ilişkilendirmesi Kiev üzerindeki baskıyı artırdı.

Kiev’in rakibinin ekonomisini yıpratacak bir aracı elinde tutma ihtiyacı ile Washington’ın fiyat baskısını hafifletme çabası arasında, enerji tesislerinin korunmasına yönelik öneri yeniden gündeme geldi. Öte yandan altyapıya yönelik saldırılar, gerilimi düşürme ihtimalini sınamayı sürdürüyor.

Karşılıklı saldırılar salı günü de devam etti. Ukrayna, Donetsk’in kuzeyinde bir saldırı düzenlediğini açıklarken Baltık Denizi’ndeki gerilim de tırmandı. Rusya’ya ait bir fırkateynin Danimarka askeri helikopterine doğru iki işaret fişeği ateşlemesi, Litvanya üzerinde bir insansız hava aracının düşürülmesi ve Polonya sınırı yakınlarında bir Ukrayna trenine saldırı düzenlenmesi bölgede tansiyonu yükseltti. Bu gelişmeler, Batılı yetkilileri taşıyan başka bir trenin bölgeden ayrılmasıyla aynı zamana denk geldi.

Şu ana kadar Trump’ın tarafların üzerinde anlaşmış olabileceğini söylediği anlaşmanın nasıl uygulanacağı belirsizliğini koruyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy koşullu destek verirken Moskova, kendi tesislerine yönelik saldırıların durdurulması çağrısını memnuniyetle karşıladı. Ancak bu tutumlar arasında karşılıklılık, güvenceler ve korunacak hedeflerin kapsamına ilişkin sorular bulunuyor. Tüm bunlar, çatışmaların NATO sınırlarına yaklaşan bir tırmanış içinde yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Koşullu ateşkes

Reuters'ın aktardığına göre Zelenskiy, ABD'nin Moskova'nın öneriye bağlılığı konusunda güvence verebilmesini desteğinin koşulu olarak ortaya koydu. Herhangi bir mutabakatın güvenilir ve kalıcı olması ve sivillerin hayatında somut bir etki yaratması gerektiğini vurguladı. Bu nedenle Kiev'in tutumu, Trump'ın açıklamasına koşulsuz destek vermekten çok, önerinin somut ve doğrulanabilir taahhütlerle güvence altına alınmasını öngörüyor.

 cuıl
İtfaiye ekipleri 15 Eylül'de Sumi'de Rus saldırılarının yol açtığı yangını söndürdü (Reuters)

Bu ifade özellikle önem taşıyor. “Enerji tesislerinin” korunması, ulaşım ve tedarik tesislerini de kapsayan “kritik altyapıya” yönelik saldırıların durdurulmasından daha dar bir kapsam taşıyabilir. Tanımın belirsiz bırakılması, farklı ekonomik hedeflere yönelik saldırıların sürmesine ve tarafların mutabakatı ihlal etmekle birbirini suçlamasına zemin hazırlayabilir.

Kremlin ise Trump'ın Kiev'e dizel tesislerini hedef almama çağrısını memnuniyetle karşıladı. Bu tutum Moskova'ya petrol sektörünü savunma fırsatı verirken tek başına Ukrayna'daki tesislere yönelik saldırıların durdurulacağı yönünde karşılıklı bir taahhüt anlamına gelmiyor.

Benzer bir pazarlık daha önce deniz taşımacılığı dosyasında da gündeme gelmişti. Zelenskiy, 24 Ağustos'ta Rusya'nın tahıl gemilerine yönelik bir ateşkesi kabul etmeye hazır olmadığını, çünkü Moskova'nın bunun kapsamını Rus rafinerileri ve boru hatlarını da içine alacak şekilde genişletmek istediğini söylemişti. Reuters'a göre bu durum, iki ülkenin ekonomilerinin korunmasına yönelik müzakerelerin haftalardır sürdüğünü ve anlaşmazlığın her iki tarafın hangi tavizlerin maliyetini üstleneceği ve bu tavizlerin sınırlarının ne olacağı üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Saha vaatleri sınamaya başladı

Diplomatik çabalar, sahada devam eden tırmanışın gölgesinde yürütülüyor. Reuters salı günü Rusya'nın gece boyunca yaklaşık 200 insansız hava aracıyla saldırı düzenlediğini bildirdi. Saldırılarda Ukrayna'daki enerji tesisleri ve limanlar hedef alınırken iki kişi hayatını kaybetti. Kiev'deki akaryakıt istasyonları da zarar gördü.

Buna karşılık Zelenskiy, Rusya'daki Sızran Rafinerisi ile Taganrog ve Oryol'daki insansız hava aracı üretim tesislerinin hedef alındığını açıkladı. Rusya'daki yerel yetkililer de pazartesi günü Belgorod bölgesindeki bir köyde bulunan ticari bir tesise insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda bir kişinin öldüğünü, bir kişinin yaralandığını bildirdi.

aaasfd
Donetsk'teki Drujivka kentindeki caddelerden biri 15 Eylül'de (Reuters).

Cephe hattında ise Ukrayna 3. Kolordu Komutanı Andriy Biletskiy, Donetsk'in kuzeyinde bir saldırı operasyonu başlatıldığını açıkladı. Biletskiy, operasyon kapsamında 75 kilometrekarelik alandaki Rus sızmalarının temizlendiğini ve 10 kilometrekarelik ek alanın geri alındığını söyledi.

Reuters, operasyonun Slovyansk ve Kramatorsk yakınlarında Rus ikmal hatlarını kesmeyi hedeflediğini bildirdi. Rusya'nın ise güneyden Kostyantynivka yönündeki baskısını sürdürdüğü belirtildi.

Cephe hattından uzakta iletişim ve ulaşım hatları da hedef alınmaya devam ediyor. Pazar günü Polonya sınırı yakınlarında bir trene düzenlenen saldırı, ulaşım ağının kırılganlığını bir kez daha gündeme getirdi. Ukrayna Demiryolları Başkanı, pazartesi günü yaptığı açıklamada saldırıların her geçen hafta arttığını söyledi.

Bu olaylar karşılıklı saldırıların sürdüğünü gösterse de henüz uygulama tarihi açıklanmayan bir öneriye tarafların ne ölçüde bağlı kalacağını tek başına ortaya koymaya yetmiyor.

Bu durum, ateşkesin kapsamına ilişkin soruyu da büyütüyor: Mutabakat yalnızca elektrik ve akaryakıt tesislerinin korunmasını mı kapsayacak, yoksa ekonomik hayatın devamlılığını sağlayan diğer tesisleri de içine alacak mı?


İran savaşı ve Kızıldeniz: Yeni petrol krizi kapıda mı?

Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP)
Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP)
TT

İran savaşı ve Kızıldeniz: Yeni petrol krizi kapıda mı?

Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP)
Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP)

İran destekli Husilerin, Kızıldeniz'deki stratejik bölgeleri ele geçirmesiyle İran savaşının tetiklediği petrol krizi derinleşiyor.

Husiler son olarak Büyük Haniş ve Küçük Haniş adalarını ele geçirerek Babülmendep Boğazı çevresindeki tehdidini artırdı.

Tahran destekli örgüt, geçen hafta da Kızıldeniz kıyısındaki Taiz'e bağlı Muha kentinin ardından Meyyun (Perim) Adası ve Zubab'ı ele geçirmişti.

Guardian'ın aktardığına göre Husi milislerin, Suudi Arabistan'ı Asya pazarlarına bağlayan hat üzerindeki adaları kontrolüne alması petrol krizini derinleştirebilir.  

Suudi Arabistan, perşembe günü (10 Eylül) Doğu-Batı petrol boru hattının saldırıya uğradığını da açıklamıştı. Riyad ve Bağdat yönetimleri, saldırının Irak'taki Şii milisler tarafından düzenlendiğini duyurmuştu.

Suudi Arabistan, Arap Yarımadası boyunca uzanan 1200 kilometrelik bu boru hattını kullanarak, İran savaşı nedeniyle gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına geldiği Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığı aşıp tedariki sürdürüyordu.

Finansal hizmet platformu KCM Trade'den analist Tim Waterer, gözlerin faaliyetleri geçici olarak askıya alınan boru hattında olduğunu söylüyor:

Şu anda yatırımcılar için en önemli soru, Doğu-Batı hattındaki kesintinin ne kadar süreceği. Herhangi bir uzun süreli kesinti ve buna bağlı arz kaybı, fiyatların hızlı şekilde artmasına yol açar.

Wall Street Journal'ın analizinde de Kızıldeniz'deki son gelişmelerle birlikte "büyük yakıt krizinin" başladığı yorumu yapılıyor.

Husilerin sözkonusu boru hattına saldırıları nedeniyle günlük en az 2,5 milyon varillik ham petrol akışının kesintiye uğrayacağına dikkat çekiliyor.

Amerikan petrol devi Chevron'un CEO'su Mike Wirth, kısa sürede krizi hafifletebilecek önlemler almanın zor olduğunu vurguluyor.

Kasımda gerçekleşecek ara seçimlere hazırlanan ABD Başkanı Donald Trump, petrol fiyatlarının düşeceğini savunsa da tablo tersini gösteriyor. Cumhuriyetçi lider, savaşın ara seçimler öncesinde sonlanacağını ve petrol fiyatlarının düşeceğini iddia etmişti.

Ancak enerji sektörü ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının daha uzun süreceğini düşünüyor.

Diğer yandan Suudi Arabistan yönetimi, İran ve ABD arasındaki çatışmalarla bölgedeki savaşa çekiliyor.

Yemen'de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, bugünkü açıklamasında, Husilerin pazartesi günü düzenlediği drone ve balistik füze saldırıları nedeniyle Hamis Muşayt, Abha ve Taif şehirlerinde 13 sivilin yaralandığını bildirdi. Maliki, koalisyonun saldırılara "kararlı şekilde karşılık vereceğini" ifade etti.

New York Times da Suudi Arabistan'ın, Husilerin son haftalarda artan saldırılarına karşı ABD'den aradığı desteği bulamadığını yazıyor. Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar Riyad'ın, "Trump'ın Husilere karşı harekete geçmekteki isteksizliğinden rahatsız olduğunu" ileri sürüyor.

ABD'nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney şunları söylüyor:

Şu anda Suudiler gerçekten hüsrana uğramış durumda. Bir bakıma bu, onlar için en kötü senaryo.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Yemen'de tekrar tırmanan çatışmalarla hiçbir ilişkilerinin olmadığını savunmuştu.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Arab News, Wall Street Journal, Tesnim


Venüs kendi uydusunu mu yuttu?

Venüs'ün kalın atmosferinin yarattığı sera etkisi, gezegenin yüzey sıcaklığının 471 dereceye kadar yükselmesine neden oluyor (NASA/JPL-Caltech)
Venüs'ün kalın atmosferinin yarattığı sera etkisi, gezegenin yüzey sıcaklığının 471 dereceye kadar yükselmesine neden oluyor (NASA/JPL-Caltech)
TT

Venüs kendi uydusunu mu yuttu?

Venüs'ün kalın atmosferinin yarattığı sera etkisi, gezegenin yüzey sıcaklığının 471 dereceye kadar yükselmesine neden oluyor (NASA/JPL-Caltech)
Venüs'ün kalın atmosferinin yarattığı sera etkisi, gezegenin yüzey sıcaklığının 471 dereceye kadar yükselmesine neden oluyor (NASA/JPL-Caltech)

Bilim insanları, Venüs'ün kendi uydusunu yok ettiği için yörüngesinde dönen bir cisim olmadığını öne sürdü. 

Kütlesi, boyutu ve karasal yapısıyla gezegenimize benzeyen Venüs, Dünya'nın ikizi diye anılıyor. Diğer taraftan Venüs'ün yüksek sıcaklıklar ve yoğun yüzey basıncı gibi özellikleri iki gökcisminin arasındaki temel farklar arasında. 

Venüs'te dikkat çeken bir diğer farklılık ise uydusunun olmaması. Hatta Güneş Sistemi'ndeki gezegenler arasında sadece Merkür ve Venüs uydudan mahrum.

Bilim insanları, Dünya'nın "ikizinin" ya bir zamanlar bir uyduya sahip olduğunu ve bu uydunun devasa bir cismin çarpması sonucu yok olduğunu ya da Venüs'ün hiçbir zaman uydu oluşturacak bir çarpışma yaşamadığını düşünüyordu.

Örneğin Dünya'ya Mars büyüklüğünde bir cismin çarpması sonucu Ay'ın meydana geldiği kabul ediliyor.

Ancak iki gezegenin benzerliğini düşününce, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluşan Güneş Sistemi'nin ilk dönemlerinde Venüs'ün böyle bir çarpışma yaşamaması muhtemel görünmüyor. Hatta Güneş'e daha yakın olan Venüs'ün daha çok darbe almış olması gerektiği düşünülüyor.

Kaliforniya Üniversitesi Riverside kampüsünden astrofizikçi Stephen R. Kane, "Tıpkı Dünya gibi Venüs de şüphesiz büyük çarpışmalara maruz kaldı ve kendi gökyüzümüzde gördüğümüze benzer bir uydu oluşturmak için belki de daha çok fırsatı vardı" diyor.

Kane liderliğindeki araştırmacılar, bu gizemi çözmek için Venüs'ün uydusunun yaşayabileceği senaryoları test ettikleri bir simülasyon geliştirdi.

Bilim insanları gökcisimlerinin kütleçekim kuvveti aracılığıyla nasıl etkileşime girdiğini gösteren bir bilgisayar modeli yazdı. Ardından modelin, bilinen bir sistemi doğru temsil ettiğinden emin olmak için Dünya ve Ay'ın etkileşimini öğrettiler. 

Ekip bu sayede gezegenin dönüş hızının kilit rol oynadığını tespit etti.

Dünya, Venüs'e kıyasla kendi etrafında 200 kattan daha hızlı dönüyor. Mavi gezegen kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü yaklaşık 24 saatte tamamlarken, Venüs'ün kendi eksenindeki bir dönüşü 243 Dünya günü sürüyor.

Dünya'nın hızlı dönüşünden kaynaklanan enerji transferi, Ay'ın giderek uzaklaşmasına yol açıyor. Apollo 11 astronotlarının 1969'da uydunun yüzeyine bıraktığı aynalar sayesinde, Ay'ın yılda 4 santimetre hızla Dünya'dan uzaklaştığı biliniyor.

Araştırmacıların simülasyonlarına göre Venüs'ün başlangıçtaki dönüş hızı bugünkünden hızlı olsa bile, yeterince düşük olduğu senaryolarda, bir zamanlar oluşmuş olabilecek uydu uzaklaşmak yerine zamanla gezegene yaklaşarak parçalanabilirdi.

Bulguları hakemli dergi The ​Astrophysical Journal'da dün (14 Eylül) yayımlanan çalışmaya göre Venüs'ün ilk 1 milyar yılında uydusunu yok etmiş olabileceği düşünülüyor.

Kane, "Venüs'ün eğer bir uydusu olsaydı (ki muhtemelen bir noktada vardı) onu elinde tutamazdı" diyerek ekliyor:

Bu uydu nispeten kısa bir zaman diliminde gezegene çarpıp parçalanırdı.

Araştırmacılar bu teoriyi güçlendirmek için Venüs'ün dönüş hızının ve uydusunun kütlesinin ne kadar olabileceğine dair çok çeşitli olasılıkları test etti. Simülasyonların çoğunda sonuç değişmedi ve uydu Venüs'e çarptı.

Bilim insanları büyük bir uydunun da paçayı kurtaramayacağını hatta sonunun daha hızlı geleceğini söylüyor.

Kane, "İşin ilginç yanı, ağır bir uydunun daha hızlı yok olması. Çünkü kütlesi büyük bir uydu, Venüs'ün dönüşünü çok daha yavaşlatarak kendi yok oluşunu hızlandırır" diye açıklıyor.

Venüs'ün gerçekten bir uydusu olup olmadığını kesin bir şekilde bilmek pek mümkün değil. Araştırmacılar, böyle bir çarpışmanın kalıntılarını gezegende bulmanın kolay olmadığını söylüyor.

Ancak uydu yok olurken gezegenin yüzeyinde veya atmosferinde kimyasal izler bıraktıysa, NASA'nın yaklaşan DAVINCI görevi gibi gözlemlerin bu izleri yakalayabileceğini belirtiyorlar.

Independent Türkçe, Reuters, Space.com, EurekAlert, The ​Astrophysical Journal