AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?
TT

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’nın orta kesiminde çarşamba sabahı Toledo (Tuleytula) iline bağlı Orda kasabası yakınlarında iki hızlı trenin çarpışması, Avrupa’nın en modern demir yolu ağlarından birinde güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. İspanyol medyası ve demir yolu şirketlerinin açıklamalarına göre devlete ait Renfe şirketinin AVE treni ile özel Iryo şirketine ait trenin arka kısmına çarpması sonucu en az 68 kişi hayatını kaybetti. Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Kaza, yalnızca büyük bir trajedi olmakla kalmadı; İspanyollara, ülkenin teknolojik ilerleme söyleminin gölgesinde kalan kanlı demir yolu facialarını da yeniden hatırlattı.

İspanya’nın demir yolu kazaları sicili onlarca yıla uzanıyor. Altyapı kusurları, insan hataları ve siyasi denetim mekanizmalarındaki eksiklikler, bu kazaların başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Adamuz faciası ve Santiago kazası: Henüz kapanmayan yaralar

Bu yıl 18 Ocak’ta, ülkenin güneyini sarsan büyük kazanın üzerinden henüz dokuz ay geçmişti. Córdoba iline bağlı Adamuz bölgesinde bir hızlı trenin raydan çıkarak karşı yönden gelen başka bir trenle çarpışması sonucu 45 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ağır yaralanmıştı.

ergt
28 Ekim 2026'da Toledo eyaletindeki Orda kasabası yakınlarında meydana gelen yüksek hızlı tren kazası (AFP)

Kazanın ardından yürütülen soruşturmada, ilk değerlendirmelerden raylardan birinde bulunan 40 santimetre uzunluğundaki kırığa odaklandı. Kaynak ve bakım kusurlarından kaynaklandığı belirtilen hasar, kamuya ve özel sektöre ait şirketlerin birlikte işlettiği hızlı tren hatlarının güvenliği konusunda alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Yeni binyılda İspanya’nın yaşadığı en büyük demir yolu facialarından biri ise 24 Temmuz 2013’te meydana geldi. Devlete ait Renfe şirketinin Alvia hızlı treni, Galiçya bölgesindeki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı.

dcfvg

Kazanın, makinistin ihmali ve hız sınırını aşırı ölçüde ihlal etmesi, ayrıca hattın bu bölümünde gelişmiş otomatik frenleme sistemlerinin bulunmaması nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Facia, 80 kişinin ölümüne ve 140’tan fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.

Kaza, ülkede geniş yankı uyandıran bir davaya dönüştü. Makinist ve altyapı güvenliğinden sorumlu yetkililer hakkında yıllarca süren yargı süreçleri yürütüldü.

1970’lerde El Cuervo faciası ve Ordüliz kazası

İspanya demir yollarının geçmişine bakıldığında, 1970’li yılların da en az bugünkü kadar kanlı kazalara sahne olduğu görülüyor.

21 Temmuz 1972’de, Endülüs bölgesinde Madrid ile Cádiz arasında sefer yapan bir yolcu treni, Sevilla iline bağlı El Cuervo belediyesi yakınlarında yerel bir trenle çarpıştı. İki trenin doğrudan kafa kafaya çarpışması, ön vagonların tamamen parçalanmasına neden oldu. Kazada 86 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.

Olay, diktatör Francisco Franco yönetiminin son dönemlerinde yaşanan en ölümcül ulaşım facialarından biri olarak kayıtlara geçti.

yt6j6
İspanya'nın Adamos kenti yakınlarında iki yüksek hızlı trenin raydan çıkması olayına karışan trenlerden biri (Reuters)

Bundan iki yıl önce, 1970 yazında ise ülkenin kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarında bulunan Ordüliz kasabasında iki tren kafa kafaya çarpıştı. Kazada 33 kişi yaşamını yitirdi.

Yetkililer o dönemde sorumluluğu tamamen insan hatasına bağlayarak istasyon şefini suçladı. Ancak daha sonra yapılan incelemeler, krizin başka bir boyutunu ortaya çıkardı. İstasyon şefinin dört gün boyunca ara vermeden, günde 16 saate varan yoğun vardiyalarla çalıştığı belirlendi.

Siyasi sansür ve Torre del Bierzo’nun büyük faciası

İspanya tarihindeki bazı demir yolu kazaları, siyasi sansür ve bilgi karartmasıyla da anılıyor.

Ülkenin en büyük ve en gizemli demir yolu faciası, Franco yönetimi döneminde, Ocak 1944’te León ilindeki El Bierzo bölgesinde dar bir tünelde üç trenin art arda çarpışmasıyla yaşandı.

Olay, Madrid’den A Coruña’ya gitmekte olan bir posta treninin frenlerinin tamamen arızalanmasıyla başladı. Tren, tünel içinde manevra yapan bir lokomotifle çarpıştı. Ardından karşı yönden gelen bir kömür yük treni de enkazla çarpıştı ve yangının büyümesine neden oldu.

dfy
Renfe'ye ait Alvia hızlı treni, 24 Temmuz 2013'te Galiçya'daki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı (Wikipedia)

O dönemde yeni kurulan devlet demir yolu şirketi Renfe, resmî açıklamasında 78 kişinin öldüğünü bildirdi. Ancak tarihçiler ve görgü tanıkları, faşist yönetimin itibarını korumak amacıyla felaketin boyutlarını küçültmeye çalıştığını ileri sürdü.

Bağımsız tarih araştırmaları ve tahminler, gerçek can kaybının 200 ila 500 arasında olabileceğine işaret ediyor. Bu rakamlar, kazayı İspanya tarihinin en ölümcül demir yolu faciası hâline getiriyor.

gth
21 Temmuz 1972'de Madrid ve Cadiz'i birbirine bağlayan yüksek hızlı yolcu treni, Sevilla ilindeki El Cuervo belediyesi yakınlarında bir yerel trenle çarpıştı (İspanyol medyası)

Benzer bir durum 1965’te de yaşandı. Madrid-Barselona hattında, Zaragoza yakınlarındaki Grisén kasabasında bir tren yangınında resmî olarak 30 kişinin öldüğü açıklandı. Ancak daha sonraki değerlendirmeler, yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 80’e yaklaşmış olabileceğini ortaya koydu. Kurbanların bazılarının cesetlerinin yangında tanınmaz hâle geldiği, olayın boyutlarının ise medya üzerindeki baskı nedeniyle yeterince yansıtılmadığı belirtildi.

Demir yolu sektörünün özelleştilmesi ve aynı hat üzerindeki şirket rekabeti

İspanya’daki ulaşım uzmanları, demir yolu kazalarının tekrar etmesinin nedenlerinin geçen yüzyılda teknoloji eksikliğinden kaynaklandığını, günümüzde ise trafik yönetimi ve operasyonların koordinasyonuyla ilgili sorunların öne çıktığını belirtiyor.

rhyjuk
Ocak 1944'te Lyon'un Il Pierzo bölgesindeki dar bir tünelde üç trenin zincirleme çarpışması (Wikipedia)

1970 yılında İspanya'nın kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarındaki Ordolez kasabasında iki trenin kafa kafaya çarpışması sonucu meydana gelen şiddetli kaza (İspanyol medyası).

İspanya, Avrupa’da yüksek hızlı demir yolu taşımacılığını rekabete açan öncü ülkelerden biri oldu. Böylece İtalyan ve İspanyol yatırımcıların sahip olduğu Iryo ile Fransız şirketi Ouigo, devletin demir yolu devi Renfe ile aynı hatlarda rekabet etmeye başladı.

Bilet fiyatlarının düşmesine ve günlük sefer yoğunluğunun artmasına yol açan bu sert ticari rekabet, devlete ait ADIF kurumunun işlettiği sinyalizasyon ve otomatik denetim altyapısı üzerinde daha önce görülmemiş bir operasyonel baskı oluşturdu.

cvfbghj
1965'te Madrid-Barselona hattındaki bir trende Zaragoza yakınlarındaki Gresin kasabasında yangın çıktı (İspanyol medyası).

Santiago’dan Adamuz’a, oradan da bugün Toledo’da yaşanan faciaya uzanan kazalar, dijital sistemlerin devre dışı kalması durumunda insan koordinasyonuna ilişkin protokollerin yeterince geliştirilmemesinin ciddi riskler doğurabileceğini gösteriyor.

Demir yolu taşımacılığında özelleştirmeye ve rekabete aşırı ölçüde ağırlık verilmesi, güvenlik sistemleri ile işletme koordinasyonunun aynı hızda geliştirilmemesi hâlinde, en hızlı trenlerin bile raylar üzerinde ölümcül araçlara dönüşmesine yol açabiliyor.


Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
TT

Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)

İsrail Merkez Seçim Komitesi Başkanı Yargıç Noam Sohlberg, salı günü yapılan seçimlere dış müdahale şüphesine ilişkin soruşturma başlatılması için Şin-Bet Direktörü David Zini’den talepte bulundu. Şüphelerin, seçmenleri etkilemeye çalıştığından kuşkulanılan bazı taraflara sağlanan finansmanla ilgili olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre Sohlberg, Zini’ye gönderdiği mektupta, ‘İsrail'in çıkarlarına karşı faaliyet gösteren yabancı aktörler tarafından sağlanan finansman yoluyla seçimlere uygunsuz biçimde müdahale edildiğine ilişkin ciddi şüphelerden haberdar edildiğini’ ifade etti.

Sohlberg, “Bu şüphelerin doğruluğunu teyit edememekle birlikte, arkasında yabancı aktörlerin bulunma ihtimalinin konunun derinlemesine soruşturulmasını gerektirdiği kanaatindeyim” dedi.

Solberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde açıklanmasını talep etti

Sohlberg, Zini’den şüphelerin doğruluğunu araştırmak ve bunları doğrulayabilecek ya da çürütebilecek delilleri toplamak için kurumun sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasını istedi.

Sohlberg mektubunda, “Kamuoyunun seçim sürecine ve demokratik sürecin dürüstlüğüne duyduğu güveni ancak bu şekilde sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Sohlberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde kendisine sunulmasını talep etti.

İsrail medyasına göre soruşturma, Şin-Bet’e ulaşan ve Sohlberg’e de sunulan istihbarat bilgilerine dayanıyor. İsrail Kanal 12 televizyonunun haberine göre Likud Partisi, söz konusu paranın Arap vatandaşların oylarını çekmeye çalışan gruplara gönderildiğine inanıyor.

Şin-Bet: Seçimler sorunsuz ilerliyor

Zini salı günü yaptığı açıklamada, seçim gününün ‘şu ana kadar iyi geçtiğini’ belirterek seçmen katılım oranının yüksek olduğunu söyledi.

Zini, “İsrail vatandaşlarına seçimlerin denetim altında tutulduğunu ve düzgün, takdire şayan bir şekilde gerçekleştirildiğini güvenle teyit edebiliriz” ifadesini kullandı.

Arap kasabalarındaki oylama ile ilgili önceden yöneltilen suçlamalar

Bu arada İsrail medyası, oy verme işlemi başlamadan önce Likud Partisi’nin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerdeki seçim sonuçlarına itiraz etmeyi planladığını ve Netanyahu’nun kazanamaması durumunda oyların ‘çalındığını’ öne süreceğini bildirdi.

Times of Israel gazetesinin aktardığı haberlere göre parti, seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin bir dizi şikâyet ve iddiayı önceden hazırladı.

İsrail polisi, salı günü erken saatlerde Likud’un Arap partilerinin oyları çaldığı yönündeki iddialarını reddederek bu suçlamaları destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı.


New York, çocukların yapay zekâ sohbet botlarını kullanımını kısıtlayan yasayı kabul etti

OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT uygulamasının logosu (AFP)
OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT uygulamasının logosu (AFP)
TT

New York, çocukların yapay zekâ sohbet botlarını kullanımını kısıtlayan yasayı kabul etti

OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT uygulamasının logosu (AFP)
OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT uygulamasının logosu (AFP)

New York Valisi Kathy Hochul, dün (çarşamb) çocukların kendilerini arkadaşlarıymış gibi gösteren yapay zekâ destekli sohbet botlarını kullanmasını kısıtlayan yeni bir yasayı imzaladı. Söz konusu düzenleme, tüketicilere yönelik bu tür yapay zekâ modellerinin kullanımını sınırlandırmaya yönelik şimdiye kadarki en kapsamlı adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Yasa, ChatGPT gibi programların işletmecilerine kullanıcıların yaşını doğrulama ve kullanıcı 18 yaşından küçükse belirli özelliklere erişimi kısıtlama yükümlülüğü getiriyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre düzenleme, reşit olmayan kullanıcıların bu programlarla etkileşiminde bazı içeriklerin üretilmesini de yasaklıyor.

Yasaya göre, reşit olmayan kullanıcıların bu programları kullanması durumunda, yapay zekânın kendisini “insan, canlı bir varlık veya insana özgü duygulara sahip” bir varlık gibi gösteren içerikler üretmesine izin verilmeyecek.

Düzenleme ayrıca sohbet botlarının, kullanıcıda kendileriyle kişisel ya da profesyonel bir ilişki içinde olduğu veya otorite sahibi bir kişiliği temsil ettiği izlenimini yaratacak içerikler üretmesini de yasaklıyor.

New York Valisi Kathy Hochul, çarşamba günü düzenlenen imza töreninde, “Çocuklar artık arkadaşları ya da romantik partnerleriymiş gibi davranan sohbet programlarına erişemeyecek. Bu programlar ayrıca çocukların duygusal veya fiziksel sağlıklarına ilişkin hassas bilgileri saklayamayacak” ifadelerini kullandı.

Kaliforniya gibi diğer ABD eyaletleri de sohbet botlarını sınırlandıran yasaları kabul etmişti. Ancak Hochul’un imzaladığı yasanın, bu teknolojinin düzenlenmesine ilişkin en kapsamlı hükümlerden bazılarını içerdiği belirtiliyor. Düzenlemenin bu yönü, yapay zekâ şirketlerinin eleştirilerine yol açtı.

New York’taki teknoloji sektörünü temsil eden ve haklarını savunan Tech:NYC kuruluşu, yasanın ifadelerinin “muğlak” olduğunu savundu.

Kuruluş, yaptığı açıklamada, “Çocukları çevrim içi ortamda korumak, öğrenmelerine ve gelecekteki mesleklerine hazırlanmalarına yardımcı olan araçlardan mahrum bırakılmaları anlamına gelmemeli” değerlendirmesinde bulundu.

OpenAI ve Anthropic şirketleri ise AFP’nin yasaya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Buna karşılık, ebeveynlere medya içeriklerinin çocuklar için uygunluğu konusunda rehberlik sağlayan Common Sense Media kuruluşu, yasanın kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. Kuruluş, düzenlemeyi “ülkede yapay zekâ alanında çocukların güvenliğine ilişkin en güçlü yasa” olarak nitelendirdi.

Common Sense Media Üst Yöneticisi Jim Steyer, yaptığı açıklamada, “Yapay zekâ şirketleri, çocuklara ve ergenlere tehlikeli, hatta zaman zaman ölümcül olabilen özellikler içeren sohbet botları sunuyor. Artık bu zararlı özellikler New York eyaletinde yasayla yasaklanacak” ifadelerini kullandı.