AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



“Değişim Bloku” Netanyahu’ya meydan okuyor: İktidarını sona erdirmeyi hedefleyen öne çıkan isimler

Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
TT

“Değişim Bloku” Netanyahu’ya meydan okuyor: İktidarını sona erdirmeyi hedefleyen öne çıkan isimler

Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün iktidarını korumak için merkez sağdan sola uzanan partileri bir araya getiren ve Netanyahu ile aşırı sağcı müttefiklerini iktidardan uzaklaştırmayı hedefleyen “Değişim Bloku” karşısında zorlu bir mücadele veriyor.

Bir Arap partisi, bu blokun zaferi hâlinde kurulabilecek koalisyon hükümetine katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Diğer bazı partiler ise bu konudaki tutumlarını henüz netleştirmedi.

Netanyahu, seçim kampanyası boyunca rakiplerini Filistin çıkarlarına boyun eğmekle suçladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Netanyahu karşıtı blokun öne çıkan isimleri şöyle:

General Gadi Eisenkot

66 yaşındaki Gadi Eisenkot, Faslı göçmen bir ailenin çocuğu ve Netanyahu’nun başlıca rakibi. Son günlerde yayımlanan kamuoyu yoklamaları, iki isim arasındaki yarışın oldukça çekişmeli geçtiğini gösterdi.

Siyasi deneyimi sınırlı olmasına rağmen Eisenkot, oğlu Gal’i ve iki yeğenini Gazze’deki çatışmalarda kaybetmesinin ardından geniş bir kamuoyu desteği kazandı.

Merkez siyasette yer alan Eisenkot, mevcut hükümetin sert çizgisiyle örtüşen bazı görüşlere de sahip. Filistin devletinin kurulmasını engelleme ve iktidara gelmesinden itibaren 18 ay içinde Hamas yönetimine son verme sözü verdi.

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (sağda), İsrail’in güneyindeki Nir Oz kibbutzunda eski rehine Gadi Moses tarafından karşılanıyor. (AP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (sağda), İsrail’in güneyindeki Nir Oz kibbutzunda eski rehine Gadi Moses tarafından karşılanıyor. (AP)

Eisenkot, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail yerleşimlerinin inşasını destekliyor. Bununla birlikte, Netanyahu hükümeti döneminde Filistinlilere saldırdığı hâlde cezalandırılmayan yerleşimcilerin hesap vermesini sağlayacağını ifade ediyor.

2024’te savaş kabinesinden istifa eden Eisenkot, Netanyahu yönetiminin en sert eleştirmenlerinden biri hâline geldi. 2025’te kendi partisi Yashar’ı (“Dürüst”) kurdu. Seçilmesi durumunda Ortadoğu veya Kuzey Afrika kökenli ilk İsrail başbakanı olacak.

Naftali Bennett: Sağ kanadın alternatifi

Eski Başbakan Naftali Bennett’in 54 yaşında ve liderliğini yaptığı merkez sağ çizgideki Yahad (“Birlikte”) Partisi kamuoyu yoklamalarında üçüncü sırada yer alıyor.

Daha önce teknoloji sektöründe yatırımlar yapan ve Amerikalı göçmen bir ailenin çocuğu olan Bennett, milliyetçi sağın ve yerleşimci hareketinin önde gelen liderlerinden biri olarak öne çıktı. Bennett sonraları kendisini laik bir merkez siyasetçi olarak tanımlamaya başladı.

Siyasi kariyerine dinî milliyetçi hareket içinde başlayan Bennett, eğitim ve savunma bakanlıkları yaptı.

2021’de İsrail siyasetinin farklı kesimlerini bir araya getiren ve bir Arap partisinin benzeri görülmemiş desteğini alan koalisyon hükümetini kurmasıyla dikkat çekti.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin destekçileri, Kudüs’teki bir oy kullanma merkezinin önünde bekliyor. (AFP)
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin destekçileri, Kudüs’teki bir oy kullanma merkezinin önünde bekliyor. (AFP)

Bennett’in koalisyonu, Netanyahu’nun 12 yıl kesintisiz süren iktidarını sona erdirdi. Ancak hükümet yalnızca bir yıl ayakta kalabildi.

İsrailli analistler, Bennett’in Netanyahu’dan hayal kırıklığına uğrayan ancak merkeze veya sola yönelmek istemeyen sağ seçmenleri kendi etrafında toplayabileceğini düşünüyor.

Başbakanı sert biçimde eleştirmesine rağmen Bennett, muhalefetin liderlik edeceği bir koalisyon hükümetinde Netanyahu’ya da yer verilmesi ihtimaline açık olduğunu belirtti.

Yair Lapid

62 yaşındaki Yair Lapid, gazetecilikten siyasete geçen ve on yılı aşkın süredir İsrail siyasetinde öne çıkan isimlerden biri.

Eski televizyon sunucusu Lapid, 2012’de merkez çizgideki Yeş Atid (“Gelecek Var”) Partisi’ni kurdu.

Maliye ve daha sonra dışişleri bakanlıkları dâhil çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu. Bennett ile dönüşümlü başbakanlık konusunda yapılan anlaşma kapsamında 2022’de kısa süreliğine başbakanlık görevini üstlendi.

Kendisini merkezde ve laik bir siyasetçi olarak tanımlayan Lapid, televizyonculuktan gelen güçlü medya görünürlüğünü sürdürüyor. Sosyal medya platformlarında da aktif olan Lapid, Netanyahu’yu düzenli olarak sert sözlerle eleştiriyor.

Bununla birlikte, kentlerde yaşayan laik seçmenlerden oluşan temel destek tabanının dışına çıkarak tek başına seçim kazanabileceğini düşünen gözlemcilerin sayısı az.

İsrail’in kuzeyindeki Arap kenti Umm el-Fehm’de oy kullanana bir seçmen. (Reuters)
İsrail’in kuzeyindeki Arap kenti Umm el-Fehm’de oy kullanana bir seçmen. (Reuters)

Milliyetçi Avigdor Lieberman

1958’de Sovyet Moldavya’sında doğan Avigdor Lieberman, 1970’lerin sonlarında İsrail’e göç etti. Uzun yıllardır ülke siyasetinde yer alan Lieberman, ulusal güvenlik konularında sert milliyetçi görüşleri savunurken laiklik konusundaki tutumunu koruyor.

Milliyetçi çizgideki Yisrael Beiteinu (“İsrail Evimiz”) Partisi’ni kuran Lieberman, başlangıçta Rusça konuşan seçmenlerin desteğine dayandı. Zamanla tabanını İsrail sağının bir bölümünü kapsayacak şekilde genişletti.

Siyasi kariyerinin ilk dönemlerinde Netanyahu’nun en yakın isimlerinden biri olarak öne çıkan Lieberman, bir süre Netanyahu’nun özel kalem müdürlüğünü yaptı. Bazı gözlemciler, 1996 seçimlerinde Netanyahu’nun kazanmasında Lieberman’ın önemli rol oynadığını belirtiyor.

Günümüzde Netanyahu’yu düzenli olarak sert biçimde eleştiren Lieberman, başbakanı güvenlik konusunda başarısız olmakla suçluyor. İsrail’de dışişleri, savunma ve maliye bakanlıklarının üçünü de üstlenmiş az sayıdaki siyasetçiden biri.

Kudüs’te seçim bayrakları satan bir kişi (AFP)
Kudüs’te seçim bayrakları satan bir kişi (AFP)

Yair Golan: Solun önde gelen temsilcisi

İsrail siyasetinin yıllar içinde sağa kaymasıyla birlikte Yair Golan’ın liderliğindeki Demokratlar Partisi, İşçi Partisi’nin kalıntıları da dâhil olmak üzere geleneksel merkez solun geriye kalan temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor. İşçi Partisi, İsrail’in kuruluşundan sonraki ilk otuz yılda ülkeyi yönetmişti.

Golan, iki devletli çözümü açıkça desteklemeyi sürdüren tek önde gelen İsrailli siyasetçi olarak öne çıkıyor. Toplumsal konularda liberal bir çizgi izleyen Golan, İsrail’de eşcinsel evliliğe izin verilmesini ve Yahudilikte kutsal kabul edilen haftalık dinlenme günü cumartesi günü toplu taşımanın çalışmasını savunuyor.

Eski bir ordu subayı olan Golan, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısının ardından yeniden göreve dönmek için gönüllü oldu. Saldırıdan etkilenen insanları kurtarmak amacıyla silahını alıp kendi aracıyla yola çıktı.

İsrail’in Ramat Gan kentinde genel seçimler sırasında, Yair Golan ve diğer isimlerin yer aldığı Demokratlar Partisi seçim afişi. (Reuters)
İsrail’in Ramat Gan kentinde genel seçimler sırasında, Yair Golan ve diğer isimlerin yer aldığı Demokratlar Partisi seçim afişi. (Reuters)

Mansur Abbas

Birleşik Arap Listesi (Ra’am) lideri Mansur Abbas, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap vatandaşları seferber ederek Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesini engellemeyi hedefliyor.

Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi, 2021’de Bennett’in koalisyonuna katılarak İsrail hükümetinde yer alan ilk Arap partisi oldu.

Muhalefet liderlerinin Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak amacıyla Abbas ile ittifak kurmayı kabul etmesi hâlinde Abbas, yaklaşan seçimlerde hükümetin kurulmasını belirleyen kilit isimlerden biri hâline gelebilir.

Daha önce diş hekimliği yapan Abbas, AFP’ye verdiği yakın tarihli bir röportajda seçmenleri “Netanyahu’nun sağcı, ırkçı ve faşist hükümetini” değiştirmek için seferber etme sözü verdi.

İşgal altındaki Batı Şeria’daki Kiryat Arba yerleşiminde bir çift, çocuklarıyla birlikte oy kullanmak için bekliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’daki Kiryat Arba yerleşiminde bir çift, çocuklarıyla birlikte oy kullanmak için bekliyor. (AFP)

Netanyahu ise muhalefet liderlerini, İslamcı çizgideki Abbas’ın partisiyle ittifak kurmaya çalışmakla suçladı.

Abbas, Yahudi seçmenlerden de destek kazanmak amacıyla dikkat çekici bir adım atarak eski Ulusal Güvenlik Servisi başkan yardımcısı Yoav Segalovich’i listesine aldı. Böylece Segalovich, Arap partisi listesine katılan ilk İsrailli sağ siyasetçi oldu.


Doğu ve Batı Yahudileri, Araplar ve göçmenler... İsrail seçimlerinin sonucunu kim belirleyecek?

Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
TT

Doğu ve Batı Yahudileri, Araplar ve göçmenler... İsrail seçimlerinin sonucunu kim belirleyecek?

Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)

Kuzey Afrika kökenli Yahudiler, İbranice yazılmış pankartlar ve Fas Arapçasındaki ifadelerle atılan sloganlar eşliğinde, aralarında “Bizim başbakanımız” ifadesinin de bulunduğu tezahüratlarla, bugün başlayacak İsrail parlamentosu (Knesset) seçimlerinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun en önemli rakibi Gadi Eisenkot’u Eilat kentinde karşıladı.

Kökeni Fas’a dayanan Eisenkot’un ziyareti, İsrail’de genel olarak Doğulu Yahudilerin, özellikle de Kuzey Afrika kökenlilerin çoğunlukta yaşadığı 40 yerleşim birimini kapsayan turun son durağı oldu. ‘Altın Yerleşimler’ olarak adlandırılan bu bölgelerin gerçekten altın değerinde bir rol oynayarak seçimlerin kaderini belirlemesi ve Netanyahu’nun partisi Likud’a oy veren seçmenlerin mümkün olan en büyük bölümünü Eisenkot’un partisi Yashar’a çekmesi hedefleniyor.

Bu coşkulu karşılama ve beklentiler, İsrail’in demografik yapısındaki iç içe geçmişliği ve seçimlerin kaderini belirleyebilecek toplumsal kesimlerin niteliğini ortaya koyuyor. Özellikle de çeşitli kamuoyu yoklamalarının iki başlıca rakipten herhangi birini öne çıkaramaması ve 120 üyeli Knesset’te çoğunluğu sağlayacak 61 sandalyeye ulaşma ihtimallerini netleştirememesi, bu kesimlerin önemini artırıyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un resimlerinin yer aldığı bir elektronik reklam panosu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un resimlerinin yer aldığı bir elektronik reklam panosu (AP)

İsrail’deki seçmen blokları; Doğu kökenli Yahudiler, Batı kökenli Yahudiler, köylerinin işgal edilmesi ve yıkıntıları üzerinde İsrail’in kurulmasının ardından fiilen İsrail vatandaşlığı kazanan ve İsrail Arapları olarak bilinen Filistinliler ile göçmen İsrailliler arasında dağılıyor.

Oy blokları ne?

Doğulu Yahudiler, İsrail vatandaşlarının yaklaşık yüzde 45’ini oluşturuyor. Bunların arasında Fas kökenli bir milyon Yahudi bulunuyor. Söz konusu kesim, ülkenin merkezinden uzakta, kırsal bölgelerdeki kasaba ve kentlerde yaşıyor. David Ben-Gurion hükümeti 1950’lerin başında bu insanları İsrail’e getirdiğinde, onları düşük yaşam standartlarına sahip mülteci kamplarına yerleştirdi. Onlara açık bir etnik üstünlük anlayışı ve belirgin bir ırk ayrımcılığıyla yaklaşılması, çoğunluğun hükümete öfkelenmesine ve hükümetten nefret etmesine yol açtı.

Aradan geçen yıllarda Likud, bu kesimin uğradığı haksızlık duygusunu kendi lehine kullanarak onları yanına çekti. ‘Uyanış yılı’ olarak adlandırdıkları 1977’den bu yana oylarının yaklaşık üçte ikisini Likud’a ve diğer sağ partilere veriyorlar. Görece duygusal yapıları nedeniyle liderlerine, yani başbakana, büyük bir saygı ve hayranlıkla yaklaşan bu kesim, siyasi mitinglerde Netanyahu lehine “Bibi İsrail’in kralı” sloganları atıyordu. Ancak bugünlerde bir ikilemle karşı karşıyalar. Zira Başbakan Binyamin Netanyahu’ya rakip olan en güçlü aday, Fas doğumlu anne ve babanın çocuğu olan Eisenkot. Fas kökenli Yahudiler bugün onu sıcaklık ve şefkatle karşılıyor; çünkü onu ‘kendilerinden biri’ olarak görüyorlar.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, Filistinlilerin Salem köyü yakınlarındaki yeni Şalem yerleşiminin açılışı sırasında bir İsrailli yerleşimci, kutuları bir eve taşıyor. (AFP)
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, Filistinlilerin Salem köyü yakınlarındaki yeni Şalem yerleşiminin açılışı sırasında bir İsrailli yerleşimci, kutuları bir eve taşıyor. (AFP)

Araplar... yerli halk

Fas kökenlilerin yanı sıra, İsrail seçimlerinde belirleyici rol oynaması beklenen ve Netanyahu’nun çekindiği başka toplumsal kesimler de bulunuyor. Ancak Eisenkot da bu kesimlerin desteğini tek başına garanti edemiyor. İsrail’de, 1948’de ülkelerinde kalmayı sürdüren yerli halktan yaklaşık 1,2 milyon Arap seçmen bulunuyor. Bu kesim, seçme hakkına sahip vatandaşların yüzde 17’sini oluşturuyor. Yahudi seçmenlerle aynı oranda sandığa gitmeleri durumunda yaklaşık 20 milletvekili çıkarabilecek bir ağırlığa sahipler.

Arapların ne Netanyahu’ya ne de Eisenkot’a oy vermesi bekleniyor. Zira yüzde 85’i Arap partilerine oy veriyor. Özellikle bu seçimlerde, sağın kendilerini yerlerinden etmeyi amaçladığını düşündükleri için seçimleri kaderlerini belirleyecek bir süreç olarak görüyorlar.

Knesset’teki Arap milletvekili Yusuf Cebbarin, Arap partilerinin liderlik ettiği Ortak Liste’nin bir toplantısında destekçilerinin arasında (AFP)
Knesset’teki Arap milletvekili Yusuf Cebbarin, Arap partilerinin liderlik ettiği Ortak Liste’nin bir toplantısında destekçilerinin arasında (AFP)

Tahminler ve kamuoyu yoklamaları, Arap seçmenlerin sandığa gitme oranının yüzde 53’ten yüzde 65’e yükseleceğine işaret ediyor. Bu da onları, sağ blokların önünde hükümet kurmalarını engelleyebilecek belirleyici bir sete dönüştürebilir.

Haredi Yahudiler ve askerlik krizi

Haredi Yahudiler, oyların yüzde 15’ini oluşturuyor. Sandığa gitme oranlarının yüzde 90’ı aşması nedeniyle, seçmenler arasındaki oranlarından daha fazla sandalye kazanmaları mümkün. Oy toplama kapasiteleriyle ilgili yapılan esprilerden biri de ‘ölülerinin bile oy kullandığı’ yönünde. Ancak bu durum, üzerlerindeki denetimin yetersiz olmasından da kaynaklanıyor.

Haredi partileri, bir önceki parlamentoda 18 sandalyeye sahipti. Ancak kamuoyu yoklamaları, bu partilerin 3 ila 5 sandalye kaybedeceğine işaret ediyor. Bunun nedeni, kamuoyunun bu partilere duyduğu güvenin ciddi biçimde sarsılması. Harediler, partilerini gençlerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını güvence altına alacak bir yasanın çıkarılması konusunda yetersiz kalmakla suçluyor. Bu kesimin büyük bölümü sağ görüşlü olduğundan, Haredi partilerinin sandalye kaybetmesi Netanyahu’nun siyasi bloğunun da güç kaybetmesi anlamına geliyor.

Yahudi göçmenleri çekmek amacıyla düzenlenen geziler

Merkez İstatistik Bürosu’na göre, yurt dışında yaşayan 810 bin İsrailli bulunuyor. Muhalefet partileri, on binlerce İsraillinin oy kullanmak üzere ülkeye getirilmesi amacıyla özel bir kampanya düzenledi. Bu kapsamda, seçmenlerin sandığa gitmek için ülkeye gelmelerini sağlamak üzere organize edilen ve masrafları karşılanan seyahatler düzenlendi.

Kampanyaları organize edenlere göre, yurt dışına göç etmiş 67 bin Yahudi kampanyaya olumlu yanıt vererek yalnızca birkaç günlüğüne oy kullanmak amacıyla ülkeye geldi. Bu kişilerin konaklamaları için gönüllülerin evleri ayarlandı.

Kampanyaya katılanların sayısı görece sınırlı olsa ve Knesset’teki ağırlıkları yalnızca bir buçuk sandalyeyi aşmasa da bu kişilerin geri dönüşü, tanıdıklarını ve akrabalarını da etkiliyor. Üstelik bu kişiler, geri dönme gerekçeleriyle çevrelerini daha da fazla etkiliyor.

Cumartesi akşamı Tel Aviv’de düzenlenen hükümet karşıtı yürüyüşten (EPA)
Cumartesi akşamı Tel Aviv’de düzenlenen hükümet karşıtı yürüyüşten (EPA)

Göçmenler, Netanyahu hükümetinin izlediği politikaların yurt dışında kendilerine zarar verdiğini ve dünya genelinde İsraillilere ve Yahudilere yönelik nefreti körüklediğini düşünüyor. Bunlardan biri olan moda tasarımcısı Itamar Tsahobel, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptığı açıklamada durumu şu sözlerle özetledi: “30 yıldır yurt dışında yaşıyorum. Her zaman İsrailli olduğumu gururla söylerdim. Bugün ise utanç ve korku hissediyorum, kendimi savunmak zorunda kalıyorum. İsraillilerin dünyada yeniden başları dik dolaşabilmelerine ve İsrailli olmaktan gurur duymalarına katkıda bulunmak için oy kullanmaya geldim.”

23 yıldır Lizbon’da yaşayan Dana Levy ise “Geri dönen bizlerin bir ağırlığı olduğunu düşünüyorum. Normalde kamuoyu yoklamalarında bizi hesaba katmıyorlar. Bu seçimlerin sürprizi olacağımıza inanıyorum” dedi.

Netanyahu, başbakanlık koltuğunu korumak için amansız bir mücadele yürütürken bu gelişme karşısında geri adım atmıyor. Ancak uzmanlar, bu kez görevinin son derece zor olacağına işaret ediyor.


İsrail’de sandıkların kapanmasının ardından ne olacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
TT

İsrail’de sandıkların kapanmasının ardından ne olacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)

İsrail’de, ülkeyi sarsan ve Ortadoğu’yu istikrarsızlığa sürükleyen 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısından bu yana ilk kez bugün parlamento seçimleri yapılıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalamayacağı seçim sonuçlarına bağlı. Merkez çizgideki rakipleri yeni bir dönemin başlayacağını vaat ederken, sonuçların kesinleşmesi zaman alabilir.

Kazanan partileri ne zaman öğreneceğiz?

Sandıkların kapanmasından birkaç saat sonra hangi partilerin öne çıktığının netleşmesi bekleniyor. Ancak tablonun bütünüyle ortaya çıkması günler, hatta haftalar sürebilir.

Oy verme işlemi sabah saat 07.00’de (TSİ 08.00) başlayacak ve saat 22.00’de (TSİ 23.00) sona erecek. İsrail televizyon kanalları, sandıkların kapanmasıyla birlikte seçmenlerin oylarını kullandıktan sonra cevapladıkları anketlerin sonuçlarını yayımlayacak. Bu anketler, seçim sonuçlarına ilişkin ilk göstergeleri sunacak. Ardından seçim sonuçları açıklanmaya başlayacak.

Sonuçlar kısa sürede netleşebilir. Ancak hiçbir parti veya parti listesinin parlamentoda açık bir çoğunluk elde edememesi durumunda sürecin çok daha uzun sürmesi mümkün. Kesin oy sayısının 30 Ekim’e kadar açıklanması, resmî seçim sonuçlarının ise seçimden bir hafta sonra, 4 Kasım’da yayımlanması bekleniyor.

Süreç neden bu kadar karmaşık?

120 sandalyeli Knesset (İsrail Parlamentosu) seçimleri dört yılda bir yapılıyor. Ancak erken seçim kararı ülkede sık sık gündeme geliyor.

Knesset’teki sandalyeler, nispi temsil sistemi uyarınca parti listelerine dağıtılıyor. Bir partinin parlamentoda sandalye kazanabilmesi için ülke genelinde kullanılan oyların en az yüzde 3,25’ini alması gerekiyor.

Yaklaşık 12 partinin bu seçim barajını aşma ihtimalinin bulunduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle kesin oy sayısının belirlenmesi ve sandalyelerin dağılımının netleşmesi zaman alabilir.

Sonuçların açıklanmasının ardından ne olacak?

Kesin oy sayısının belirlenmesi ve sonuçların yayımlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, başbakanlık için hangi adayı desteklediklerini öğrenmek amacıyla parti liderleriyle istişarelerde bulunacak. Ardından hükümeti kurma şansının en yüksek olduğunu düşündüğü adaya görev verecek. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre görevlendirilen adayın hükümeti kurmak için 42 güne kadar süresi olacak.

İsrail’de bugüne kadar hiçbir parti tek başına mutlak çoğunluğu elde edemedi. Bu nedenle hükümetler koalisyonlar aracılığıyla kuruluyor ve hükümet kurma müzakereleri genellikle haftalar sürüyor. Knesset’teki her sandalye önem taşıyor; küçük partiler de hükümetin hangi siyasi blok tarafından kurulacağını belirlemede kritik rol oynayabiliyor.

Görevlendirilen adayın hükümeti kuramaması durumunda başka adaylara da fırsat verilebilir. Hükümet kurulamaması hâlinde ise yeni seçimlere gidilmesi gündeme gelirken mevcut hükümet, geçici hükümet olarak görevini sürdürür.