AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Trump, 11 Eylül’ün 25. yıl dönümünü Pentagon’da anacak

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, 11 Eylül’ün 25. yıl dönümünü Pentagon’da anacak

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, 11 Eylül terör saldırılarının 25. yıl dönümünü Savunma Bakanlığında (Pentagon) düzenlenecek törenle anmayı planladığını doğruladı. Dün yapılan açıklamaya ilave olarak Beyaz Saray, Başkan Yardımcısı JD Vance’in New York’taki anma törenine katılacağını, yönetimin diğer üst düzey yetkililerinin ise Pennsylvania, Shanksville’deki merasimde hazır bulunacağını bildirdi.

Bu yıl, El-Kaide militanları tarafından gerçekleştirilen, üç farklı noktada yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan ve ABD dış politikası ile ulusal güvenlik stratejilerini kökten değiştiren uçak kaçırma saldırılarının çeyrek asrı geride kalıyor.

Dün Houston ziyaretinden dönen Trump, New York’taki törene neden katılmayacağına ilişkin basında çıkan haberlerin sorulması üzerine, Air Force One uçağının yanında gazetecilere "Çünkü Pentagon’a gidiyorum" yanıtını verdi.

Trump ayrıca sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 11 Eylül’ü, "kurbanların ve onların olağanüstü ailelerinin anıldığı bir gün" olarak niteledi.


Devrim Muhafızları’ndan Hürmüz Boğazı açıklaması: Körfez tamamen kontrolümüz altında

Bandar Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
Bandar Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
TT

Devrim Muhafızları’ndan Hürmüz Boğazı açıklaması: Körfez tamamen kontrolümüz altında

Bandar Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)
Bandar Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri, dün yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın tamamen kendi kontrollerinde olduğunu bildirerek, seyrüsefer yolunun uluslararası gemi trafiğine açık olduğuna dair "ABD iddialarını" yalanladı.

Devrim Muhafızları tarafından Telegram üzerinden yapılan açıklamada, Amerikalı yetkililerin boğazın açık olduğuna yönelikteki beyanları; petrol fiyatlarını dizginlemeyi ve ABD'nin yenilgisini gizlemeyi amaçlayan "kaba bir yalan" olarak nitelendirildi. Açıklamada, İran ile önceden koordinasyon sağlamadan boğazdan geçmeye çalışan gemilere izin verilmeyeceği vurgulandı.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin yayımladığı bildiride, "İran İslam Cumhuriyeti güçlerinin stratejik Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimi tam ve kesindir" denildi. Mevcut durumun, ABD "saldırganlığı" sona erene ve yaklaşık iki buçuk ay önce varılan ancak süresi dolan çerçeve anlaşması kapsamındaki taahhütler yerine getirilene kadar devam edeceği kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper ise perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD ordusunun son aylarda boğazdaki uluslararası seyrüsefer rotalarını mayınlardan temizlediğini ve hatların açıldığını duyurdu. ABD Başkanı Donald Trump da söz konusu su yolunun tamamen açık olduğunu ve ABD kontrolünde bulunduğunu ifade etmişti.

Öte yandan İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre, son yedi gün içinde boğazdan günde ortalama 29 kargo gemisi geçti. Şarku’l Avsat’ın Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden (IMO)  edindiği verilere göre ise savaş öncesinde bu rotayı günde ortalama 130 gemi kullanıyordu.


Hamaney, ‘zayıf noktaların’ dile getirilmesini düşmana yardım olarak görüyor

Geçtiğimiz salı günü Tahran’da düzenlenen erbain töreninde Mücteba Hamaney’in resmini taşıyan İranlı bir kadın (AP)
Geçtiğimiz salı günü Tahran’da düzenlenen erbain töreninde Mücteba Hamaney’in resmini taşıyan İranlı bir kadın (AP)
TT

Hamaney, ‘zayıf noktaların’ dile getirilmesini düşmana yardım olarak görüyor

Geçtiğimiz salı günü Tahran’da düzenlenen erbain töreninde Mücteba Hamaney’in resmini taşıyan İranlı bir kadın (AP)
Geçtiğimiz salı günü Tahran’da düzenlenen erbain töreninde Mücteba Hamaney’in resmini taşıyan İranlı bir kadın (AP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, ülkenin zayıf noktalarının kamuoyu önünde dile getirilmesinin ‘düşmana büyük bir yardım’ anlamına gelebileceği uyarısında bulunarak, ‘umutsuzluk aşılayan’ veya ‘toplumsal bütünlüğe’ zarar veren söylemlerden kaçınılması çağrısında bulundu.

Dün kendisine atfedilen bir açıklamada, “Zayıflık, eksiklik ve yetersizliklerin anlatılmasına ve öne çıkarılmasına değil, bunların ortadan kaldırılması ve çözülmesi için planlama yapılmasına ve çalışılmasına ihtiyaç var” ifadesine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “Düşmanın moralini yükseltmeye ihtiyaç duyduğu bir dönemde zayıf noktalarımızı dürüstçe ifade etmek, ona büyük bir yardım anlamına gelebilir” denildi. Bunun destekçiler arasında ‘endişe’ yaratabileceği ve onları ‘şaşkın ve tedirgin’ bırakabileceği belirtilerek, İran’ın ‘güç unsurları, kapasitesi ve olumlu yönlerinin’ anlatılması ve öne çıkarılması çağrısı yapıldı.

Mesaj, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin ABD’nin deniz ablukasının etkisini kabul eden açıklamalarının ardından geldi. Pezeşkiyan ve Himmeti, petrol satışlarının durduğunu ve benzin ithalatında zorluklar yaşandığını belirtmişti.

Hamaney, babası Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından 8 Mart’ta dini lider seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Kendisine ait doğrulanmış herhangi bir ses veya görüntü kaydı da yayımlanmadı.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü Mücteba Hamaney’in öldüğüne inanmadığını belirterek, Hamaney’in ‘çok ağır yaralandığını’ söyledi.

Uyumun bozulmasına ‘izin verilmemeli’

Hamaney, Pezeşkiyan hükümetine desteğini açıklarken, savaş, yaptırımlar ve abluka koşullarına rağmen mal ve hizmetlerin temin edilmesi, zarar gören bölgelerin onarılması ve enerji sektörünün yönetilmesi için yürütüldüğünü belirttiği çalışmaları övdü.

Bununla birlikte, ‘umutsuzluk aşılayan ve ulusal ve toplumsal motivasyonu zayıflatan her türlü söylemden’ kaçınılması gerektiğini vurgulayan Hamaney, siyasi tartışmalar içerisinde ‘sahte ikilikler’ olarak nitelendirdiği ayrımların oluşturulmaması konusunda da uyarıda bulundu.

Tahran’ın kuzeyinde, kurucu lider Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve onun halefi olan oğlu Mücteba’nın resimlerinin yer aldığı bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (AP)
Tahran’ın kuzeyinde, kurucu lider Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve onun halefi olan oğlu Mücteba’nın resimlerinin yer aldığı bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (AP)

Bunlar arasında ‘savaş veya müzakere’, ‘uzlaşma veya sertlik’ ve ‘uzlaşma veya savaş çağrısı’ gibi ikilemleri sıralayan Hamaney, bu tür ayrışmaların geçmişte İranlılara zarar verdiğini ve aynı etkilerin yeniden ortaya çıkabileceğini söyledi. Hamaney, “Toplumsal bütünlüğe zarar verecek herhangi bir eylemin kesinlikle yasak olduğunu ilan ediyorum” dedi.

Hamaney ayrıca tüm devlet kurumlarına, siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal ve kültürel kararlarının ‘toplumsal uyum’ üzerindeki etkisini gözetmeleri çağrısında bulundu.

Pezeşkiyan, Hamaney’in mesajına hızla yanıt vererek kendisine teşekkür etti. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Pezeşkiyan, hükümetinin kalkınma ve ilerleme ile ‘ülkenin gücünü ve itibarını’ korumak amacıyla diğer devlet kurumlarıyla ‘tam bir birlik ve uyum içinde’ çalışacağını belirtti.

Pezeşkiyan, X platformundan yaptığı paylaşımda ise Hamaney’in hükümetine gönderdiği mesajın, babası Ali Hamaney’in öldürülmeden önce hükümete verdiği desteğin devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Hamaney’in mesajının ‘tüm ülke yetkililerinin gözünün önünde’ olacağını belirterek, ‘sahte ikilikler’ olarak nitelendirdiği ayrımların her biçiminden kaçınılması çağrısında bulundu.

Kalibaf, X platformundaki paylaşımında, “Toplumsal bütünlüğe zarar veren her türlü eylem, hepimiz açısından ulusal ve dini bakımdan haram kabul edilmektedir” dedi. Kalibaf, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halka ve Dini Lider’e, son nefesimize kadar kendimizi halkın hizmetine ve İran’ın ilerlemesine adayacağımıza söz veriyoruz.”

‘Savaş veya müzakere’ ifadesine yapılan gönderme, İran’da ABD ile diplomatik sürece dönüşün koşulları konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü ve Tahran’ın karşı adım atmadan önce daha önce varılan mutabakat zaptının uygulanması konusunda ısrar ettiği bir dönemde geldi.

Enflasyon ve işsizlik ‘karanlık noktalar’

Hamaney’in mesajında ekonomik baskılara da değinilirken, enflasyon, işsizlik, fiyatların ve piyasaların yönetimi hükümetin karşı karşıya olduğu başlıca geçim sıkıntıları arasında sıralandı.

Hamaney, ekonomik sorunları İran ekonomisinin sayfasındaki ‘karanlık noktalar’ olarak nitelendirerek, bunların ‘tamamen ortadan kalkana kadar giderek küçülmesi’ gerektiğini söyledi.

ABD’nin ‘savaş sırasında ve sonrasında’ attığı adımların mevcut koşullar üzerinde etkisiz olmadığını kabul eden Hamaney, hükümete koşulları daha etkin biçimde yönetmesi, uzmanlardan ve yeni teknolojilerden yararlanması ve yerel kapasitelere dayanması çağrısında bulundu.

Yatırımların artırılması ve ihtiyaç duyulan sektörlere yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Hamaney, üretimin canlandırılmasını istedi. Yerli üretime daha fazla dayanmanın ekonomik sorunların çözümünde ‘anahtar unsur’ olduğunu belirtti.

Bununla birlikte Hamaney, yerli üretimin yeterli olmadığı durumlarda ithalata ihtiyaç duyulduğunu kabul ederek, ithalat ve fiyatların, iç üretimin desteklenmesiyle eş zamanlı olarak yönetilmesi çağrısında bulundu.

Tahran’daki bir benzin istasyonu önünde sıraya giren sürücüler (AFP)
Tahran’daki bir benzin istasyonu önünde sıraya giren sürücüler (AFP)

Doların kademeli olarak devre dışı bırakılması

Hamaney, ‘direniş ekonomisi’ politikalarının ekonomi politikasının merkezine yerleştirilmesi ve ‘doların kademeli olarak devre dışı bırakılması’ olarak nitelendirdiği sürecin, ekonomideki mevcut rolünün azaltılması çağrısında bulundu.

Yatırımların artırılmasını, büyüme ve üretimin iyileştirilmesini isteyen Hamaney, sanayi, tarım, eğitim, kültür ve iletişim sektörlerinde genç uzmanların geliştirdiği teknolojiler ve yeniliklerden yararlanılması gerektiğini belirtti.

Hamaney, ABD’nin İranlıları kalkınma ve refahın Washington’ın taleplerine karşılık verilmesine bağlı olduğuna ikna etmeye çalıştığını öne sürerek, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinin bunun aksini gösterdiğini savundu.

Mesaj, Washington’ın bu hafta İran’a yönelik ekonomik baskılarını artırdığı ve Tahran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülke ve kurumlara ikincil yaptırım uygulamakla tehdit ettiği bir dönemde geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı, dün ABD’nin yeni önlemlerini ‘devlet terörü’ ve ‘insanlığa karşı suç’ olarak nitelendirerek ülkeleri yaptırımları uygulamamaya çağırdı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise diplomatik sürece yeniden dönülmesinin ‘imkânsız olmadığını’, ancak bunun için ABD’nin ‘baskının sonuç vermediğini’ anlaması ve daha önceki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi.