AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Rusya'nın Krasnodar bölgesindeki Afipsky rafinerisinde İHA saldırısının ardından yangın çıktı

Ukrayna İHA’sının “Tuapse” petrol rafinerisine düzenlediği saldırıdan, (Arşiv- Reuters)
Ukrayna İHA’sının “Tuapse” petrol rafinerisine düzenlediği saldırıdan, (Arşiv- Reuters)
TT

Rusya'nın Krasnodar bölgesindeki Afipsky rafinerisinde İHA saldırısının ardından yangın çıktı

Ukrayna İHA’sının “Tuapse” petrol rafinerisine düzenlediği saldırıdan, (Arşiv- Reuters)
Ukrayna İHA’sının “Tuapse” petrol rafinerisine düzenlediği saldırıdan, (Arşiv- Reuters)

Rusya’nın güneyindeki Krasnodar bölgesinin Valisi Veniamin Kondratyev, bugün Afipsky petrol rafinerisinde İHA saldırısının ardından yangın çıktığını açıkladı.

Kondratyev Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, bölgede İHA’ların düşen enkazının isabet etmesi sonucu 2 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 kişinin de yaralandığını belirtti. 


İngiliz denizcilik otoritesi: Umman açıklarında bir petrol tankerine tanımlanamayan bir cisim isabet etti

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
TT

İngiliz denizcilik otoritesi: Umman açıklarında bir petrol tankerine tanımlanamayan bir cisim isabet etti

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)

Britanya Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), Umman’ın Şişa bölgesinin yaklaşık 9 deniz mili kuzeydoğusunda bir petrol tankerinin kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu ve olayın ardından tankerinin seyrini sürdüremediğini bildirdi. 

UKMTO’nun yayımladığı bilgilendirmede, saldırı sonucunda geminin makine dairesinin hasar gördüğü, mürettebatın ise durumunun iyi olduğu belirtildi. Kurum, olayın çevresel etkisinin henüz netlik kazanmadığını da kaydetti.


Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, İranlı üst düzey yetkililerle gerilimi düşürme yollarını görüştü

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
TT

Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, İranlı üst düzey yetkililerle gerilimi düşürme yollarını görüştü

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir, İslamabad'ın İran ile ABD arasında arabuluculuk sürecine dahil olmasının ardından üçüncü kez İran'ın başkenti Tahran'a gitti. Munir'in ziyareti, geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump ile daha önce kamuoyuna açıklanmayan bir telefon görüşmesi yapmasının ardından gerçekleşti.

Munir, bölgedeki istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik Pakistan girişimleri kapsamında İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile görüştü. Kalibaf'ın ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede bölgedeki istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların ele alındığı belirtildi.

İslamabad görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, ABD'nin tarafların vardığı mutabakat zaptında yer alan yükümlülüklerini defalarca ihlal ettiğini söyledi. Kalibaf, "Tarafların mutabakat zaptındaki taahhütleri açık" diyerek, Washington'ın yükümlülüklerine uymayarak bölgedeki istikrarın önüne geçtiğini ve "ABD'ye güvenmemek için bir neden daha sunduğunu" ifade etti.

Tahran'ın baskılar karşısında tutumunu değiştirmeyeceğini vurgulayan Kalibaf,  "İran, mutabakat zaptında yer alan şartların uygulanmasında ısrar ediyor. Mutabakat zaptı temelinde kendi taahhütlerine uyması gereken taraf ABD'dir" diye konuştu.

Munir ise açıklamaya göre, bölgede istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik çabalarını sürdüreceğini belirtti.

Munir ayrıca, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede İslamabad mutabakatının seyri ve Hürmüz Boğazı'yla ilgili gelişmeler ele alındı.

ghyj
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından yayımlanan, Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir fotoğraf.

Rızai, Tahran'ın "ABD'ye güvenmediğini" belirterek, Washington'ın davranışlarını değiştirmesi ve mutabakatın şartlarını yerine getirmek için somut adımlar atması gerektiğini söyledi.

İran devlet televizyonuna göre Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki "İran'ın güvenlik yönetimi" konusundaki tutumunu yineledi. Rızai, herhangi bir ilerleme sağlanabilmesi için ABD'nin İslamabad mutabakatında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmek üzere somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.

Munir de Pakistan'ın İslamabad mutabakatına ulaşılması için büyük çaba harcadığını belirterek İran ile Pakistan arasındaki "kardeşlik ve dostluğa" dikkat çekti. İslamabad'ın iki ülke arasındaki ortak sınırda güvenliğin güçlendirilmesi için de kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

gt
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir'i Tahran'da kabul etti (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran devlet televizyonu, görüşmeden görüntüler yayımlayarak bunları Rızai ile Munir arasındaki Tahran'daki "dostane görüşmeye" ait görüntüler olarak sundu.

Pakistan Genelkurmay Başkanı ayrıca İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşme, İslamabad'ın gerilimi düşürme ve çözüm sürecini ilerletme çabaları kapsamında Tahran'da yürütülen temaslar zincirinin bir parçası oldu.

Munir, İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile birlikte Tahran'a geldi. Pakistan ordusu, ziyaretin çatışmanın "barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme" kavuşturulması yönündeki çabaları ilerletmeyi amaçladığını açıkladı. Ziyaret, Washington'ın İran ve ticari ortakları üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yönelik yeni bir plan açıklamasının hemen öncesine denk geldi.

cs
İran İçişleri Bakanı İskender Mümini, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ve beraberindeki heyeti Tahran'ın batısındaki Mehrabad Havalimanı'na gelişlerinde karşıladı (İran Cumhurbaşkanlığı)

Pakistan'daki üç kaynak, Reuters'a yaptıkları açıklamada Munir'in Tahran'daki görüşmelerinden birkaç gün önce Trump ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi. Görüşme, Washington'ın İran ve ticari ortaklarına yönelik ekonomik baskıyı artıracak yeni bir plan açıklamaya hazırlandığı sırada yapıldı.

Munir ile Trump arasındaki görüşmede nelerin ele alındığı ise netlik kazanmadı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Pakistan ordusu pazartesi günü yaptığı açıklamada, aynı zamanda Kara ve Savunma Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan Munir'in, İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile birlikte "bölgesel barış ve istikrarı güçlendirme çabaları" kapsamında İran'a gittiğini bildirdi.

Ordu açıklamasında Munir'in, "Ortadoğu'daki çatışmaya barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik çabaların güçlendirilmesine odaklanacağı" belirtildi.

Ziyaret, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden yaklaşık altı ay geçmesinin ardından gerçekleşti. Doğrudan çatışmaların şiddeti azalırken, savaşın sona erdirilmesinin koşulları ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle müzakere süreci halen çıkmazda bulunuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı ziyareti pazar günü duyurdu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, Munir'in ikili iş birliğini güçlendirmek ve İslamabad'ın bölgede barış ve güvenliğin pekiştirilmesine yardımcı olma çabalarını sürdürmek amacıyla resmi bir heyete başkanlık edeceğini söyledi.

Pakistanlı bir hükümet yetkilisi, İran ile Pakistan'ın "doğrudan temas halinde" olduğunu belirtti.

Reuters, Pakistanlı bir kaynağa dayanarak Munir'in Tahran'da İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'e yakın isimlerle görüşmesinin beklendiğini bildirdi.

cdfgthy
Muhsin Rızai, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile çarşamba günü Tahran'da görüştü (İran devlet televizyonu)

Bir başka Pakistanlı hükümet yetkilisi, ABD ile İran arasındaki gerilimin ziyaretin ana gündem maddelerinden biri olacağını, ayrıca İran'la müttefik Husilerin Kızıldeniz'de düzenlediği son saldırıların da ele alınacağını söyledi.

Yetkili, görüşmelerde Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın kısa süre önce imzaladığı savunma anlaşmasının da gündeme geleceğini belirtti.

Üçüncü bir Pakistanlı kaynak ise Washington ile Tahran arasında "güven krizi" bulunduğunu belirterek, Munir'in ziyaretinin amacının karşılıklı güvensizliği azaltmak olduğunu söyledi.

Yaptırımlar ve baskı

Munir'in ziyareti, Washington'ın pazartesi günü Tahran'a yönelik yeni yaptırım turunun ayrıntılarını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent daha önce İran'a karşı "tarihin en ağır yaptırımlarının" uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.

Trump geçen hafta, İran'a "herhangi bir şekilde hayat damarı sağlayan" ülkelerin ekonomik sonuçlarla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunmuştu. Bu açıklama, Tahran'ın tecrit edilmesini ve ticari ortakları üzerindeki baskının artırılmasını hedefleyen kampanyanın parçası olarak değerlendirildi.

İran ise Körfez'den petrol ihracatını durdurma tehdidinde bulundu. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai de ABD öncülüğündeki kampanyaya katılan ülkelerin "düşman" olarak değerlendirileceği uyarısında bulunarak, bu ülkelerin çıkarlarının ve Hürmüz Boğazı'na alternatif petrol sevkiyat güzergâhlarının hedef alınabileceği tehdidinde bulundu.

Pakistan, savaş boyunca Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk rolünü sürdürürken İran'ın ticari ortaklarından biri olmayı da sürdürdü.

İslamabad'ın önceki girişimleri, haziran ayında bir mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmış ve savaşın sona erdirilmesi ile İran'ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmaya ulaşılması için yeni bir süreç başlatmıştı. Ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla süreç sekteye uğradı ve savaşın bölgeye yayılabileceğine ilişkin endişeler arttı.

Pazartesi günkü ziyaret, Pakistan'ın arabuluculuk sürecine dahil olmasından bu yana Munir'in Tahran'a gerçekleştirdiği üçüncü ziyaret oldu.

Associated Press, pazar günü iki bölgesel yetkiliye dayandırdığı haberinde ziyaretin, İslamabad'ın ABD ile İran arasındaki gerilimi düşürme ve iki tarafı yeniden müzakere masasına dönmeye teşvik etme çabalarının bir parçası olduğunu bildirdi.

Ziyaretin açıklanmasından önce Munir ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu görüşme, Pakistan'ın heyetin Tahran'a hareketinden önce iki tarafla yürüttüğü bir dizi temasın son halkası oldu.

On gün önceki girişim

Munir'in girişimi, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin 11 ve 12 Ağustos'ta Tahran'a gerçekleştirdiği ziyaretin yaklaşık on gün sonrasına denk geldi. Nakvi bu ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İçişleri Bakanı İskender Mümini ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile görüşmüştü.

O dönemde iki yetkili, ziyaretin Tahran'ı Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda hazırlanan 14 maddelik mutabakat zaptı temelinde Washington ile müzakereleri yeniden başlatmaya teşvik etmeyi amaçladığını söylemişti.

Nakvi, Pakistan Başbakanı ve Munir'den Pezeşkiyan'a bir mesaj iletmiş, ancak mesajın içeriği açıklanmamıştı. Nakvi ayrıca İranlı yetkililerle ikili ilişkileri ve ekonomik iş birliğini ele almıştı.

Nakvi'nin Rızai ile görüşmesinde iki taraf ekonomik iş birliğinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, Rızai iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin önemini vurgulamış ve ticaret hacminin iki katına çıkarılması çağrısı yapmıştı.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja (Havace )  Asif, söz konusu temasların yürütüldüğü sırada Bloomberg'e yaptığı açıklamada, "İşler yeniden bir barış düzenlemesine veya anlaşmaya doğru ilerliyor" demişti.

Asif, "Son iki veya üç gündeki göstergeler, bir tür düzenlemeye yaklaştığımızı gösteriyor" diyerek kalıcı bir barışa ulaşılmasının bölgenin çıkarına olacağını belirtmişti.

Ancak Rızai aynı dönemde Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının savaşın sona erdirilmesine, Washington'ın tutumunu değiştirmesine ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasına bağlı olmaya devam edeceğini açıklamıştı. Rızai, bu şartları Tahran'ın Umman'la görüştüğü deniz ulaşımına ilişkin düzenlemelerden ayrı tutmuştu.

Munir'in ziyaretinin ardından Umman'dan da bir diplomatik girişim gelmesi bekleniyor. Bekayi, Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'nin salı günü Tahran'ı ziyaret ederek "Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve buradaki deniz ulaşım güzergâhlarını" görüşeceğini açıkladı. Bu ziyaret, İran ile Umman arasında gemilerin boğazdan geçişine ilişkin yeni bir çerçeve oluşturulmasına yönelik müzakereler sürerken gerçekleşecek.