AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile imzalanması planlanan mutabakat muhtırasının "nihai bir anlaşma olmadığını" belirterek, "Eğer anlaşmayı beğenmezsem yeniden bombalamaya döneriz" dedi. Trump ayrıca, muhtıranın yaptırımların derhal kaldırılmasını içermediğini, ancak bu konunun daha sonra ele alınacağını ifade etti.

Öte yandan, Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde bir araya gelen G7 liderleri, ABD ile İran arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını ve uygulanmasına katkı sağlamaya hazır olduklarını açıkladı.

Lübnan'da ise Washington ile Tahran'ın savaşı sona erdiren ve İsrail ile Hizbullah cephesini de kapsayan bir anlaşmaya vardığını duyurmasına rağmen, İsrail ordusu ülkenin güneyindeki çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi.

ABD-İran Mutabakat muhtırasının taslak metni

Bloomberg, ABD ile İran arasında cuma günü İsviçre'de imzalanması planlanan ve 14 maddeden oluşan mutabakat muhtırasının taslağını yayımladı:

1. İran ve ABD, mevcut savaşta yer alan müttefikleriyle birlikte, bu mutabakatın imzalanmasıyla tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder. Taraflar birbirlerine karşı düşmanca eylemlerde bulunmamayı, güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmayı taahhüt eder. Nihai anlaşma, bu madde ve diğer tüm maddeleri teyit edecektir.

2. İran ve ABD, karşılıklı olarak egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt eder.

3. Taraflar, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmak üzere müzakereler yürütmeyi kabul eder.

4. Mutabakatın imzalanmasının ardından ABD, deniz ablukasını kaldıracak, İran'a yönelik müdahale ve engellemeleri durduracak ve en geç 30 gün içinde deniz taşımacılığını savaş öncesi kapasitesine döndürecektir. İran'a ait gemi trafiği de savaş öncesi seviyelerle orantılı olacaktır. Ayrıca ABD, nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde çevre bölgelerdeki güçlerini çekmeyi taahhüt eder.

5. İran, teknik engellerin giderilmesi ve mayın temizliği çalışmalarını da dikkate alarak, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi trafiğini 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere çıkarmak için gerekli adımları atacaktır.

6. ABD, bölgesel ortaklarıyla iş birliği içinde, İran'ın ekonomik kalkınması ve yeniden yapılandırılması için en az 300 milyar dolarlık finansman içeren kapsamlı bir plan hazırlayacaktır. Bu planın uygulama mekanizması nihai anlaşmanın bir parçası olarak 60 gün içinde belirlenecektir.

7. ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararları ile birincil ve ikincil tüm Amerikan yaptırımları dahil olmak üzere İran'a yönelik mevcut yaptırımların kaldırılmasını öngören bir takvim üzerinde anlaşmayı taahhüt eder.

8. İran, hiçbir koşulda nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit eder. Zenginleştirilmiş materyallerin akıbeti ve İran'ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere nükleer programla ilgili diğer konular nihai anlaşmada düzenlenecektir.

9. Nihai anlaşmaya varılıncaya kadar mevcut durum korunacaktır. İran nükleer programındaki mevcut pozisyonunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgedeki askerî varlığını artırmayacaktır.

10. ABD, yaptırımlar kaldırılıncaya kadar İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunlarla bağlantılı bankacılık, sigorta ve taşımacılık hizmetlerine yönelik muafiyetler sağlayacaktır.

11. Nihai anlaşmaya yönelik ilerlemeler doğrultusunda İran'a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıklar serbest bırakılacak ve İran Merkez Bankası'nın belirleyeceği nihai yararlanıcıların kullanımına sunulacaktır. ABD bu kapsamda gerekli tüm izin ve lisansları verecektir.

12. İran ve ABD, nihai anlaşmanın başarılı şekilde uygulanmasını ve gelecekteki uyumu denetlemek amacıyla ortak bir uygulama mekanizması kuracaktır.

13. İran, mutabakatın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlamasına ilişkin güvenceleri aldıktan sonra ve bu uygulamalar sürdüğü müddetçe, taraflar yalnızca kalan maddeler hakkında nihai anlaşma müzakerelerine başlayacaktır.

14. Nihai anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilecek bağlayıcı bir karar temelinde yürürlüğe girecektir.

Arakçi, Lavrov'a ABD'nin sorumluluğunu hatırlattı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinde Tahran ile Washington arasında varılan mutabakat muhtırasının ayrıntılarını ele aldı.

İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Arakçi, görüşmede muhtıranın detaylarını aktararak, maddelerin uygulanmasında sorumluluğun ABD'ye ait olduğunu vurguladı. Ayrıca İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının tamamen durdurulması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, iki bakanın ikili ilişkilerle ilgili çeşitli konuları da değerlendirdiği ve Lavrov'un mutabakat muhtırasını memnuniyetle karşıladığı ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Arakçi ve Lavrov'un uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin söz konusu mutabakatı desteklemesinin önemine dikkat çektiğini, Orta Doğu'da barış ve istikrarın güçlendirilmesi amacıyla diplomatik temasların sürdürülmesi gerektiğini vurguladığını kaydetti.

Önümüzdeki dönemde İran'ın nükleer programı, ekonomik yaptırımlar ve karşılıklı yükümlülüklerin uygulanma mekanizmalarına ilişkin ayrıntılı müzakerelerin devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle mevcut anlaşma, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların daha kapsamlı bir çözüme kavuşturulmasına zemin hazırlayan genel bir çerçeve olarak değerlendiriliyor.


Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor
TT

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Robert Ford

Washington’daki İsrail yanlıları, Amerikan kamuoyundaki artan öfkeye rağmen İsrail’in gücünü pekiştirmeye yönelik yeni politikalar üretme konusundaki ustalıklarını sergilemeyi sürdürüyor. Mevcut ikili savunma anlaşması çerçevesinde İsrail'e her yıl İsrail ve ABD askeri sistemleri ile teçhizatı satın almak üzere hükümet hesaplarına 3,3 milyar dolar nakit aktarılıyor. Buna iki ülkenin yakın iş birliği içinde yürüttüğü füze savunma sistemlerine ayrılan 500 milyon dolar da ekleniyor. Bu anlaşmanın 2028 yılında sona ermesinin ardından ne olacağı sorusu ise Washington gündeminin odağına yerleşmiş durumda. Amerikan kamuoyu büyük yardım programına karşı cephe aldı. New York Times (NYT) gazetesi ile Siena Araştırma Enstitüsü’nün (SRI) geçtiğimiz mayıs ayında kayıtlı seçmenler arasında gerçekleştirdiği anket, seçmenlerin yüzde 57'sinin İsrail'e daha fazla askeri ve ekonomik yardım sağlanmasına karşı çıktığını ortaya koydu. Bu oran, Amerikalıların İsrail'in tutumundan duydukları şüpheciliğin giderek arttığını yansıtan göstergeler serisinin en güncel halkası oldu. Özellikle Cumhuriyetçiler ve genç seçmenler arasındaki desteğin erimesi bu tabloyu belirginleştiriyor. Dolayısıyla büyük yardım programının yenilenmesi, siyasetçiler ve Kongre üyeleri arasında hiç olmadığı kadar sert bir tartışmaya zemin hazırlayacak.

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle ortak üretim anlaşmalarına sahip.

İsrail'de ise ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlara yönelik Amerikan halk desteğinin gerilediğine ilişkin farkındalık artıyor. Bu yardımların artık zorunlu olmadığını, hatta İsrail'in karar serbestisini kısıtlayabileceğini ileri süren sesler de yükseliyor. Dolayısıyla Başbakan Binyamin Netanyahu dahil İsrailli yetkililer son altı ay içinde her iki ülkenin savunma sanayii sektörlerinin daha geniş bir sistem ve teçhizat yelpazesinde doğrudan iş birliği yapmasına imkân tanıyacak biçimde ikili askeri ilişkinin yapısının değiştirilmesini önerdi. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) ve Heritage Vakfı gibi ABD'deki lobi grupları ve düşünce kuruluşlarının desteğiyle bazı Kongre üyeleri, Amerikan kaynaklarını İsrail'in gücünü pekiştirmeye yönelik kullanmak için yeni bir strateji ortaya attı. ABD Savunma Bakanlığı bütçe yasası da 2027 yılında İsrailli savunma sektörü şirketlerini ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) teknolojik araştırma ile yeni askeri sistem ve teçhizat geliştirme ve üretim programlarına entegre edecek yeni bir politikayı hayata geçirecek. Savunma Bakanlığı bütçe yasasının 224. maddesi kabul edilirse Pentagon bünyesinde insansız hava araçlarına (İHA) karşı sistemler, hava savunma, yapay zeka (AI), savunma amaçlı ileri bilgisayar teknolojisi, siber savaş, biyoteknoloji ve savunma sanayii geliştirme alanlarındaki ortak projeleri yönetmek üzere yeni bir ofis kurulacak. Bu alanlarda yürütülecek çalışmalar İsrailli şirketlere son derece hassas Amerikan teknolojilerine açılan yeni kapılar aralayacak.

rgrbgf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD’nin Florida eyaletindeki Palm Beach’te bulunan Trump’a ait Mar-a-Lago kulübünde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında el sıkışırken, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle halihazırda ortak üretim anlaşmalarına sahip; bu çerçevede yabancı şirketler Amerikan yönergelerine göre uçağın belirli bileşenlerini veya parçalarını üretiyor.

Dikkat çekici olan husussa Washington’ın F-35 programındaki tüm kritik bileşenler ve fikri mülkiyet hakları üzerindeki kontrolünü elinde bulunduruyor olması.

Bu sayede ABD, siyasi anlaşmazlıklar gerekçesiyle Türkiye gibi ülkeleri uçak parçası üretim sözleşmelerinin dışında tutabiliyor. İsrail'e özel 224. madde önerisi ise farklı bir yönde ilerliyor. Bu senaryoda Pentagon, teknolojiyi ve sistemleri araştırıp geliştirmeleri için İsrailli şirketleri tek başına ya da ABD merkezli şirketlerle ortaklaşa finanse edecek, ardından bu ürünleri kendi kullanımı için satın alacak. İsrail merkezli şirketler ise geliştirdikleri teknolojilere ek olarak Amerikalılara yönelik sistem ve teçhizat üretiminde kullandıkları üretim tesislerinin de sahibi olacak. Bu anlamda İsrailli savunma şirketleri, Pentagon ve yurt dışı pazarları hem İsrail ordusunun ihtiyacını hem de İsrail ihracat pazarını birlikte geride bırakan dev Amerikan askeri-sanayi kompleksinin bir parçası haline gelecek. ABD-İsrail İş Birliği Başkanı Aaron Kaplowitz, haziran ayı başlarında Washington Post'ta yayımlanan bir makalede ABD Sınır Güvenliği teşkilatının halihazırda İsrail yapımı İHA’lar kullandığına dikkati çekerek bunu İsrail teknolojisinin ABD silah sistemlerine entegre edilerek geliştirilmesi halinde Amerikan askeri kapasitesini artırabileceğinin kanıtı olarak sundu.

ABD Senatosu, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden, bölgesel İHA teknolojileri ve yeteneklerini de içeren konularda İsrail hükümetiyle istihbarat paylaşımının kapsamını genişletmesini talep eden bir yasa tasarısını görüşüyor.

Kaplowitz'in bazı İsrailli savunma şirketlerinde bizzat yatırımcı konumunda olduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan Amerikan askeri kapasitesini güçlendirmeye ilişkin bu argüman Washington'da başka eleştirilere de zemin hazırladı. Gazze savaşına duyduğu tepkiyle istifa eden ABD Dışişleri Bakanlığı eski Askeri Yardım Ofisi yetkilisi Josh Paul, 224. maddeyi İsrail'e sağlanan yardımları Pentagon'un araştırma ve silah için ayrılan dev bütçesinin içine gizlemenin bir aracı olarak nitelendirdi. Paul ayrıca İsrail kontrolündeki teknolojilerin ve üretim tesislerinin Pentagon'un silah tedarik süreçlerine entegre edilmesinin, Washington ile Kudüs arasında ciddi bir politika anlaşmazlığı patlak verdiğinde İsrail'e Pentagon'un yeni sistem ve teçhizat edinmesini ya da konuşlandırmasını geciktirme imkânı tanıyabileceği uyarısında da bulundu. Paul, İsrailli şirketlerin Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projeler aracılığıyla geliştirilen teknolojiyi ihracat pazarlarında diğer Amerikan şirketleriyle rekabet etmek için kullanabileceğini de vurguladı.

Entegrasyon insan hakları baskısını azaltacak

Simon ve diğerleri, yıllık askeri yardımların Pentagon'un İsrailli şirketlerle yapacağı tedarik sözleşmeleri ve Amerikan-İsrail ortak projeleriyle ikame edilmesinin Washington'ın İsrail politikası ile Filistinlilerin hakları üzerindeki etkisini kısıtlayacağını da vurguluyor. Amerikan yasaları, insan haklarını ihlal eden ülkelerin ABD silahı edinemeyeceğini öngörüyor. Biden yönetiminin Gazze'de kullanılan ve büyük ölçüde Washington tarafından finanse edilen İsrail silah alımlarına kısıtlama getirmeme politikası Demokrat Parti içinde derin bir kırılmaya yol açmıştı. Askeri alımlar için ayrılan yıllık nakit transferinin sona ermesi ise Washington'ın teorik olarak İsrail'in sahadaki uygulamalarına karşılık olarak yardım akışını durdurma seçeneğini yitireceği anlamına gelecek. Kongre'nin, özellikle Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projelerde Pentagon'a ürün tedarik eden ve Amerikan askeri gücünü sağlamlaştıran yapılarsa, İsrailli şirketlere yönelik araştırma ve üretim anlaşmalarını hedef alması çok daha güç olacak.

scc
ABD Ordusu Hava Savunma Topçu Birliği’den bir asker, Orta Doğu'da adı açıklanmayan bir konumda, ordunun son aşama balistik füze savunmasındaki ana sistemi Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yaparken, 1 Haziran 2026 (AFP)

Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi Steve Simon, Responsible Statecraft sitesinde yayımladığı analizde ABD topraklarında İsraillilerin sahip olduğu yeni üretim tesislerinin Pentagon'un ihtiyaçlarını karşılamak üzere Amerikalılara istihdam sağlayacağını ve böylece dış politikada İsrail ile yaşanabilecek herhangi bir anlaşmazlıktan bağımsız biçimde bu istihdamı koruma yönünde iç siyasi bir çıkar oluşturacağını vurguladı. Aaron Kaplowitz ise 224. maddeye ilişkin ABD'nin siyasi kararının Amerikan savunma politikasını askeri kapasiteye duyulan ihtiyacın mı yoksa eylemci baskının mı şekillendireceğini ortaya koyacağını sorguladı. İsrail'in sahadaki uygulamaları ne olursa olsun İsrailli şirketleri savunan Kaplowitz, kamuoyu görüşünün Amerikalılar açısından önemini koruması gerektiği, ancak ulusal güvenliğin her zaman önce gelmesi gerektiğini değerlendirdi.

İsrail casusluğuna rağmen artan istihbarat paylaşımı

ABD Senatosu aynı zamanda Ulusal İstihbarat Direktöründen İsrail hükümetiyle bölgesel insansız hava aracı teknolojileri ve kapasiteleri, seyir füzesi ve balistik füze kapasiteleri, terör, yaptırımları delme girişimleri ile devletlerin ve devlet dışı aktörlerin plan ve niyetleri dahil çeşitli dosyalarda istihbarat paylaşımını genişletmesini talep eden bir yasayı görüşüyor. İstihbarat bütçe yasasının 622. maddesindeki düzenleme, Başkan 15 gün içinde Kongre'ye tehlikeye girebilecek belirli bir ulusal güvenlik çıkarını açıklayan bir mektup iletmedikçe bu paylaşımın askıya alınmasını veya kısıtlanmasını yasaklıyor.

Savunma sanayisinin birleştirilmesi ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik adımlar Kongre’de sorunsuz bir şekilde ilerliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD sınırlı kapsamda birçok ülkeyle istihbarat paylaşımında bulunmakla birlikte başka bir ülkeyle bu tür Kongre denetimine tabi bir formatta istihbarat paylaşımını düzenleyen herhangi bir yasa mevcut değil. İstihbarat bütçesinin bu maddesi Senato'ya, Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın ABD politika müzakerelerine ilişkin bilgi toplamaya yönelik bir İsrail istihbarat girişimini son derece ciddi bir tehdit olarak sınıflandırdığını kamuoyu önünde kabul etmesinden kısa süre sonra ulaşması dikkati çekti.

Washington'da siyasi hesaplar kolay görünüyor

İsrail yanlısı lobinin geçtiğimiz yıl Demokrat Parti'nin sol kesiminin ve az sayıda Cumhuriyetçinin de katıldığı emsalsiz eleştirilerle karşılamasına karşın savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik düzenlemeler Kongre'de herhangi bir engele takılmadan ilerlemeye devam ediyor. Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin Pentagon bütçe yasasına ilişkin görüşmelerinde başta Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna olmak üzere Demokratların yalnızca bir kısmı 219. maddeye itiraz etti. Khanna'nın 219. maddeyi tasarıdan çıkarma girişimi ise komite içinde yeterli destek bulamadı.

frvfrvf
M142 Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), 13 Mart 2026 tarihinde, yeri açıklanmayan bir bölgede Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştiriyor (AFP)

Yasa tasarısı şimdi Temsilciler Meclisi'nin genel kurulunda nihai oylamaya sunulacak. Khanna ve Cumhuriyetçi Thomas Massie dahil az sayıda temsilci 219. maddeyi Pentagon bütçe yasasından çıkarmak için bir kez daha girişimde bulunacak. Ancak daha geniş bir muhalefetin oluştuğuna dair işaretler henüz son derece sınırlı. Benzer şekilde, istihbarat bütçe yasasında önerilen istihbarat paylaşımının genişletilmesi de Senato İstihbarat Komitesi'nin görüşmelerinde kayda değer bir tartışmaya yol açmadı. Bu yasa tasarısı da şimdi Senato genel kuruluna sevk edilecek.

Kongre üyelerinin, Savunma Bakanlığı’nın yıllık bütçesi gibi büyük ve hayati öneme sahip yasaların içine kendi tercih ettikleri özel tasarıları dahil etmeleri şaşırtıcı değil.

Her iki yasa tasarısının da eylüle kadar Temsilciler Meclisi ve Senato'dan geçmesi gerekiyor. Demokrat Parti'nin, özellikle İran'la savaşın çözümsüz kalmayı sürdürmesiyle birlikte her iki tasarıya karşı itirazlarını yükseltmesi ve bu süreçte Thomas Massie gibi az sayıda Cumhuriyetçinin de safa gelmesi bekleniyor. Ancak Pentagon ve istihbarat bütçelerindeki İsrail'e ilişkin maddeler, ABD'nin küresel güvenlik politikasına dair daha kapsamlı tartışmanın gölgesinde yalnızca sınırlı ilgi görecek.

Kongre üyelerinin yıllık savunma bütçesi gibi büyük ve hayati önem taşıyan yasaların içine kendi öncelikli projelerini yerleştirmesi alışılmamış bir durum değil. Nitekim Suriye kökenli Amerikalılar, Kongre'yi 2019 yılında devrik Esed rejimine yönelik Caesar (Sezar) Yaptırımları’nı, Savunma Bakanlığı bütçe yasasına dahil etmeye ikna etmeyi başarmıştı. İsrail ile ikili ilişkilerin derinleştirilmesine en kararlı biçimde karşı çıkanlar bile her eyalete ekonomik kazanım sağlayan bir Pentagon bütçesine olumsuz oy vermenin siyasi bedelini göze alamayacak.

Kongre gelecekteki Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde İsrail'e yönelik nakit askeri yardımı kısmaya karar verebilir; ancak savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesi büyük olasılıkla bu engelden geçecek. İsrail'e yönelik askeri yardım eleştirilerine duyarlı Kongre üyeleri bu doğrudan yardımları kısma yönünde oy kullanarak İsrail eleştirmenlerini memnun edebilir. Öte yandan ABD-İsrail savunma sanayii entegrasyonunu derinleştiren ve istihbarat paylaşımını artıran yasaları destekleyerek İsrail yanlısı lobi ile ilişkilerini sıcak tutabilir.

Böylece Washington'daki İsrail destekçileri, Amerikan kamuoyundaki eğilimlerden bağımsız olarak bölgedeki İsrail nüfuzunu pekiştirecek yeni ve güçlü araçlar elde etmiş olacak.


ABD-İran ateşkesi işin kolay yanıydı, peki şimdi çözülmesi gereken hangi "düğümler" var?

Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD-İran ateşkesi işin kolay yanıydı, peki şimdi çözülmesi gereken hangi "düğümler" var?

Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'na bakan Bender Abbas şehrinin Soro sahilinde, İranlı bir adam bir teknenin yakınlarından motosikletle geçerken. 24 Nisan 2026 (AFP)

Daniel Baumann

Devletler arasındaki çatışmalarda savaş çoğunlukla müzakere masasındaki konumları güçlendirmenin bir aracı olur. Ancak  mevcut durumda “ABD, müzakereler aracılığıyla İran'dan istediğini almak için öncekinden daha güçlü bir konumda mı, yoksa daha zayıf bir konumda mı?” sorusunu sormak gerekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'nın açılması, ABD'nin İran'a uyguladığı ablukaya son verilmesi ve askeri saldırıların durdurulması maddelerini içeren anlaşma çerçevesindeki belirsizliği devam ediyor. İran’a tanınacak ekonomik rahatlama miktarı ve kapsamı, İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah'a karşı savaşının akıbeti ve İran nükleer programının geleceği dahil pek çok temel mesele henüz netlik kazanmadı. Bu belirsizlik nedeniyle, kırılgan barış ayakta kalsa bile Washington ile Tahran ayrıntılar ve sonraki adımlar üzerine süregelen müzakerelere mahkûm olmaya devam edecek. Üzücü olansa ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın ağır bir bedel ödetmesine karşın ABD'yi Tahran'dan taviz koparmak konusunda muhtemelen daha az yetenekli bırakmış olmasıdır.

ABD’nin savaş hedefleri 28 Şubat'taki harekâtın başından itibaren tutarsız bir görüntü çizmiş olsa da Başkan ve üst düzey komutanların açıklamaları, rejim değişikliğinden İran'ın nükleer ve füze programlarını zayıflatmaya, Tahran'ın başta Hizbullah olmak üzere bölgesel vekillerine verdiği desteği kısmaya kadar uzanan geniş bir yelpazedeki hırsları yansıttı. Ancak bu daha sınırlı hedefler esas alındığında dahi ABD bugün çatışma öncesine kıyasla daha zayıf bir konumda görünüyor.

dgth
Umman’ın Musandam şehrinden Hürmüz Boğazı’nda görülen gemiler, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Açık olmak gerekirse ABD ve İsrail Tahran'a ağır darbeler indirdi. Savaş, aralarında İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanı ve istihbarat yetkilisinin de bulunduğu yüzlerce kıdemli İranlı ismin ölümüne yol açan bir dizi yıkıcı hava saldırısıyla başladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD ve İsrail’in 2025 yılında gerçekleştirdikleri saldırıların ardından zaten gerilemekte olan İran nükleer programı yeni bir darbeyle karşılaşırken ülkenin eskimiş deniz filosunun büyük bölümü yok edildi. ABD ve İsrail ayrıca İran’ın füze cephaneliğinin yaklaşık üçte birini imha etti. Bu oran başlangıçta duyurulandan daha düşük olmakla birlikte önemli ve etkili bir düzey olarak değerlendiriliyor.

“Hürmüz Boğazı’nın açılması, ablukanın sona erdirilmesi ve askeri saldırıların durdurulmasından oluşan anlaşma çerçevesi, özünde hâlâ belirsizliğini koruyor.
Ekonomik cephede ise savaş ve ABD’nin uyguladığı abluka, zaten tükenmiş halde olan İran ekonomisinin çöküşünü daha da derinleştirdi. İranlı liderler bunu kamuoyu önünde direniş ve dayanma söylemiyle reddetse de her anlaşma görüşmesinde ekonomik rahatlama taleplerini ısrarla öne sürmeleri tam tersini gösteriyor. İsrail, savaş öncesinde Gazze Şeridi’nde Hamas'a geniş çaplı yıkım yaşatmış, Lübnan'da Hizbullah'ı zayıflatmıştı. Bu yıl İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırıları örgütün gücünü daha da zayıflatırken İsrail, Lübnan içinde bir tampon bölgeyi de işgal altına aldı.

Bununla birlikte İran bu harekâttan yalnızca sağ çıkmakla kalmadı, güçlü bir karşılık da verdi. İran'ın füzeleri, topçu mermileri ve insansız hava araçları (İHA) ABD'nin Körfez'deki müttefiklerinin petrol altyapısını ve diğer kritik tesislerini hedef aldı. Amerikan uçaklarını imha etti ve Washington'ın üslerini vurdu. Hizbullah, İsrail'in kara ve hava harekâtına karşın İsrail'in kuzeyine saldırılarını sürdürdü. Savaşın en önemli sonucu ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı büyük ölçüde sınırlandırmayı başarması ve petrol, doğalgaz ile diğer malların serbest akışını sekteye uğratarak fiyatları yükseltmesi ve dünya genelinde çalkantıya yol açmasıydı.

ABD ile İran önümüzdeki aylarda müzakere turlarına girerken Tahran masaya daha büyük kozlarla oturacak. Bu nüfuzun en belirgin kaynağı, bu savaş boyunca ilk kez açıkça sergilenen boğazı kapatma kapasitesidir. İran, önceki pek çok ABD-İsrail çatışması ve 2025 yılındaki askeri operasyon dahil olmak üzere geçmişteki gerginliklerde boğazı kapatmaktan kaçınmış, bunu son koz olarak elinde tutmuş ve böyle bir adımın askeri güç karşısında başarısızlıkla sonuçlansa bile dünyayı kendisine karşı birleştirebileceğinden çekinmişti. Ancak bu iki kaygının hiçbiri gerçekleşmedi. ABD ve İsrail'in kapsamlı bombardımanına ve ardından aylarca süren aralıklı saldırılara karşın Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam etti.

ABD aynı zamanda en önemli güç kaynaklarından birini, yani ittifaklarını da büyük ölçüde yitirdi. Washington'ın Avrupalılarla ya da diğer müttefiklerinin büyük çoğunluğuyla istişare etmeden savaşa girme kararı ve ardından yardım sunmadıkları için onları kınaması, başlıca müttefikler petrol ve gaz ithalatı açısından büyük ölçüde bağımlı olmalarına karşın bazı ülkelerin Amerikan yönetimine cephe almasına zemin hazırladı ve savaş konusundaki derin bölünmeyi gün yüzüne çıkardı.

cdfgthy
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği yakınlarında ABD karşıtı duvar resimlerinin önünden geçen İranlı kadınlar, 15 Haziran 2026 (AFP)

Orta Doğu'da ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi ABD’nin müttefiki olan başlıca ülkeler İran'ın Körfez ülkelerine karşı saldırılarını dizginlemek amacıyla İran'a ait dondurulmuş fonları serbest bırakmış olabilir. BAE gibi bazı ülkeler ABD ve İsrail ile yakınlaşırken diğerleri Washington'ın güvenilirliğini sorgulamaya başladı.

İran Hürmüz Boğazı'nı kapattı, petrol, gaz ve diğer malların serbest akışını sekteye uğratarak dünya genelinde çalkantıya yol açtı.

İsrail ile ABD de artık bir görüş ayrılığının iki tarafına düştü. İsrailliler Trump'a yatırım yaparak her şeyi kazanmayı umdu. Ancak her şeyi kaybetme riskiyle yüz yüze gelmiş olabilir. ABD için boğazın açılması hayati bir öncelik taşırken İsrail'in farklı kaygıları var. Üst düzey İsrailli yetkililerden bir kısmı son anlaşmayı kınadı. Anlaşmanın kritik öneme sahip nükleer dosyayı ve İran'ın orta menzilli balistik füze programını ele almadığını öne sürdü. Büyük olasılıkla anlaşmanın Hizbullah'ın Lübnan'da gücünü yeniden inşa etmesine olanak tanımasından da kaygı duyuyorlar. Bunlara ek başka itirazlar da mevcut. İsraillilerin bir bölümü İsrail'in seçim dönemine girmesiyle birlikte Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenilirliğini zayıflatmayı hedefliyor. Böylece yakın iki müttefik kendilerini derin bir ayrışmanın içinde buldu.

İran'ın bu nüfuzu son harekât öncesine kıyasla çok daha pervasızca kullanması da kuvvetle muhtemel. Hamaney ABD ile yüzleşme söz konusu olduğunda saldırgan bir söylemle temkinli hesapları bir arada yürütmüştü. İran’ın yeni liderleri ise ABD ve İsrail saldırısından ve rejim değişikliği operasyonundan sağ çıktıktan, dimdik ayakta kalarak rakiplerine de hasar verdikten sonra kendilerini çok daha güçlü hissedebilirler.

fvgthy
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Yunan adası Girit'teki Suda Körfezi'nden ayrılırken, 26 Şubat 2026 (AFP)

Önümüzdeki aylar, ABD'nin maliyetli ve tartışmalı bir askerî harekâtı diplomatik bir başarıya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini ortaya koyacak. Washington'ın müttefiklerinin güvenini yeniden tesis etmesi, caydırıcılığı güçlendirmesi ve İran'ın nükleer ile füze programlarına anlamlı kısıtlamalar dayatması gerekiyor. Aksi takdirde Tahran, gelecekteki krizlerde ABD'yi müttefiklerinden koparabileceğine, savaşın yıkımını katlayabileceğine ve Washington ile müttefiklerine ağır bir bedel ödeteceğine daha da inancını pekiştirecek.