AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
TT

Pyongyang, Rusya ile iş birliğini savunuyor ve bunu bir ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendiriyor

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Eylül 2025’te Pekin’e yaptıkları ziyaret sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüyor. (Reuters)

Kuzey Kore, Güney Kore ile Avrupa Birliği (AB) tarafından yayımlanan ve Pyongyang’ın Ukrayna savaşı boyunca Rusya ile sürdürdüğü askerî iş birliğini kınayan ortak bildiriyi dün sert bir dille eleştirdi.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’ın Brüksel ziyareti sırasında çarşamba günü kabul edilen ortak bildiride, Pyongyang ile Moskova arasındaki ‘yasa dışı askerî iş birliği’ kınandı. Bildiride, Kuzey Kore’nin resmî adı kullanılarak, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırgan savaşı sürdürmesine imkân sağlayan üçüncü tarafların, özellikle Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin desteğini kınıyoruz” ifadesine yer verildi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık yaptığı açıklamada, Rusya ile yürütülen iş birliğinin ‘egemenlik haklarının bir gereği’ olduğunu savundu. Bakanlık, ortak bildiriyi ‘ülkenin egemenliğinin açık bir ihlali ve ciddi bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA tarafından yayımlanan açıklamada ayrıca, Güney Kore’nin Kuzey Kore açısından ‘birincil düşman devlet’ olduğu vurgulandı.

‘Washington’ın hançeri’

Söz konusu açıklamada Seul yönetimi, ABD’nin ‘Asya kıtasını işgal etme’ hedefi doğrultusunda kullandığı ‘Washington’ın en gözde hançeri’ olarak nitelendirildi. Pyongyang’ın açıklamasında, geçen ay Güney Kore’deki en üst düzey ABD askerî yetkilisi olan General Xavier Brunson’un ev sahibi ülkeyi ‘Asya’nın kalbine saplanmış bir hançer’ olarak tanımlayan sözlerine atıfta bulunulduğu değerlendirildi.

Kuzey Kore ve müttefiki Çin daha önce de Brunson’ın açıklamalarını kınamış ve bu ifadelerin Washington’ın Pekin’i çevrelemeye yönelik stratejisinin bir yansıması olduğunu savunmuştu. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ittifakını güçlendirmeyi sürdürdü. Pyongyang yönetimi, Moskova’nın savaş çabalarına destek amacıyla Rusya’ya asker ve mühimmat gönderdi.

Öte yandan Kim Jong-un, kısa süre önce Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Pyongyang’da ağırladı. Söz konusu ziyaret, Şi’nin Pekin’de ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile art arda iki zirve gerçekleştirmesinin ardından gerçekleşti.

Seul füzeleri

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Güney Kore’ye gelişmiş havadan havaya füzeler ve ilgili askerî ekipman satışını onaylamasını kınayarak, bu adımın Kore Yarımadası’ndaki gerilimi daha da şiddetlendireceği uyarısında bulundu.

Bakanlığın Dış Politika Genel Müdürü tarafından yapılan ve KCNA tarafından yayımlanan açıklamada, Washington ile Seul arasındaki askerî iş birliğinin, ‘Kore Yarımadası ve çevresinde artan gerilime yönelik uluslararası endişelere rağmen sistematik biçimde güçlendirildiği’ ifade edildi.

Yetkili, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Güney Kore’ye yaklaşık 300 milyon dolar değerinde gelişmiş havadan havaya füzeler ve askerî teçhizat satışını onaylamasını bu sürecin son örneği olarak gösterdi. Açıklamada, “ABD’nin silah ihracatı savaş ihracatıdır” denilerek, Kuzey Kore’nin bölgedeki güç dengesini korumak ve kendini savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla caydırıcılık gücünü geliştirmeyi sürdüreceği vurgulandı.

Kuzey Kore, ABD ile Güney Kore arasındaki askerî iş birliğini uzun süredir eleştiriyor ve bu faaliyetleri savaşa hazırlık olarak nitelendiriyor.


Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, G7 Zirvesi’ne kendi gündemini ve ruh halini mi dayatacak?

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump'ın gelecek hafta Fransa'da düzenlenmesi planlanan G7 Zirvesi’ndeki niyetleri hakkındaki bilinmezlikle birlikte, toplantıya kendi gündemini ve ruh halini dayatacağına şüphe yok.

Trump’ın ruh hali büyük ölçüde Ortadoğu'daki gelişmelerin seyrine bağlı olacak. Tahran, Washington ve arabulucu Pakistan, cuma günü haftalarca süren zorlu müzakereler ve hayal kırıklıklarının ardından ABD ile İran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşma yapılabileceğine dair iyimserliklerini dile getirdi.

ABD, Fransa, Almanya, Kanada, İtalya, Japonya ve Birleşik Krallık'ı bir araya getirecek zirveden birkaç gün önce Washington merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) ortak araştırmacı olan Liana Fix, Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, “Trump'a birinci dönemindeki gibi yaklaşmak artık mümkün değil” ifadelerini kullandı.

dsv fd
Fransa ile İsviçre arasındaki Leman Gölü'nde yolcu taşıyan vapur terminalinin dışında göreli Fransız polisleri (EPA)

Zirvenin katılımcısı olan diğer altı ülke, kimi zaman ağır gümrük tarifeleri, kimi zaman da yoğun diplomatik baskı yoluyla Trump'ın öfkesiyle karşı karşıya kaldı.

Trump'ın büyük saygı duyduğu Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'nin dışında bu ülkelerin tüm liderleri, bir noktada Cumhuriyetçi milyarderin saldırılarına, eleştirilerine ya da alayına muhatap oldu.

Taviz yok

Trump'ın uluslararası ortaklarına karşı özellikle ABD Yüksek Mahkemesi'nin genel gümrük tarifelerini iptal etmesinin ve anketlerin onun popülaritesindeki gerilemeyi ortaya koymasının ardından yumuşak bir tutum sergilemesi beklenmiyor. Trump’ın popülaritesindeki bu düşüş, önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerde ABD Kongresi’ndeki çoğunluğunu yitirmesine neden olabilir.

Liana Fix durumu şöyle özetledi:

“Avrupalılar, bir yandan en iyisini umarken diğer yandan en kötüsüne hazırlanmayı öğrendi.”

Trump'ın ‘Önce Amerika’ sloganını somutlaştırır bir gelişme olarak ABD, New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Avrupalıları Avrupa'daki NATO bünyesinde konuşlu uçak ve savaş gemisi sayısını önemli ölçüde azaltma niyetinden haberdar etti.

"Alman Marshall Fonu"ndan uzman Jackson Janes, AFP'ye şunları söyledi: "Gücü zayıflamış bir başkan göreceğimizi sanmıyorum. Oraya gidecek ve her zaman yaptığı şeyi yapacak; son derece karmaşık sorunları aşmak için baskıyla kendi görüşünü dayatmaya ve Amerika'nın gündemini kendi yorumladığı şekliyle hayata geçirmeye çalışacak."

Washington DC merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CSIS) Uzman Victor Cha ise bir basın toplantısında Trump'ın ‘bu çok taraflı toplantıları sevmediğini söylediğine’ ancak ‘dünya liderlerinin kendisi olmadan bir araya gelmesine katlanamadığına’ dikkati çekti.

Bu yüzden Trump’ın bu tür toplantılara gelip erken ayrıldığını belirten Cha, Trump'ın son G7 Zirvesi’nde de aynı şekilde davrandığını hatırlattı.

xsdvdf
G7 Zirvesi’nin düzenleneceği Evian'daki Fransa ordusuna ait bir karargâh (EPA)

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sabırsız olan Trump'ı çarşamba akşamı Versailles Sarayı'nda düzenlenecek akşam yemeğine katılmaya ikna etmeyi umuyor. Bunun için Trump'ın görkemli dekorlara ve monarşi geleneğine duyduğu hayranlığa güveniyor.

Fransa, ABD Başkanı’nı memnun etmek adına Trump'ın sekseninci doğum günü vesilesiyle pazar günü Beyaz Saray'da düzenlenecek karma dövüş sanatları turnuvasıyla çakışmaması için zirvenin tarihini de değiştirdi.

Bazı uzmanlar ise Güney Afrika'nın zirveye davet edilmemesini Washington'a yapılan bir taviz olarak yorumladı.

Diğer taraftan Paris, Trump’ın kanıtsız biçimde ‘beyaz vatandaşlarına zulmetmekle’ suçladığı bu ülkenin davetinin geri çekilmesi yönünde herhangi bir baskıyla karşılaşmadığını vurguluyor.

Bir kısım analist ise Trump'ın değişken karakterinden bağımsız olarak Paris'in gündeme taşıdığı konuların, başta Çin'le ticari ilişkiler meselesi olmak üzere Trump'ın öncelikleriyle büyük ölçüde örtüştüğüne dikkat çekti.

Ukrayna savaşı

Trump ile ülkesinin geleneksel müttefiki sayılan ülkelerin liderleri arasındaki güç dengesi geçen yıldan bu yana genel itibarıyla pek değişmemiş olsa da Ukrayna söz konusu olduğunda tablo biraz farklılaşmış durumda.

CSIS’ten Uzman Max Bergmann, gazetecilerle yaptığı açıklamada, “Avrupalılar 2025 yılında bir bakıma Ukrayna nedeniyle Trump'a boyun eğmek zorunda kaldıklarını kabul etti. Çünkü Ukrayna'nın ABD'nin askeri desteğine ihtiyacı vardı. Ancak bugün farklı bir dinamik olarak Ukrayna’nın artık ABD'ye çok daha az bağımlı olduğu gerçeğinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

dvdsv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Elysee Sarayı'nın girişinde (EPA)

Bu arada Beyaz Saray'daki çalkantılı görüşmesinin ardından Trump'la her buluşmanın kolaylıkla kontrolden çıkabileceğini herkesten iyi bilen Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Evian'daki bir oturuma davet edildi.


Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
TT

Washington ile Tahran arasında uzlaşma sinyalleri, Gazze anlaşması sürecinde bir ilerlemeyi garanti etmiyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden yemek alan yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (AFP)

ABD ile İran arasında, etkileri dördüncü ayına giren savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir uzlaşmaya varılacağı yönündeki açıklamalar art arda gelirken, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin dosyada ise durgunluk sürüyor. Kahire’nin ev sahipliğinde bir hafta önce başlayan yeni müzakere turundan henüz nihai sonuç çıkmadı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Washington ile Tahran arasında beklenen uzlaşmanın Filistin dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda farklı değerlendirmelerde bulundu. Ancak uzmanlar, savaşın sona ermesinin ABD’nin Gazze Şeridi’ndeki anlaşma dosyasına daha fazla odaklanmasına imkân sağlayacağını ve taraflar üzerinde somut ilerleme sağlanması yönündeki baskıyı artıracağını vurguladı.

Yakında gerçekleşmesi muhtemel bir uzlaşı

ABD ile İran arasındaki arabuluculuk girişimlerinde rol oynayan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bir barış anlaşmasına her zamankinden daha yakınız. Anlaşmanın önümüzdeki 24 saat içinde tamamlanmasını bekliyoruz… Bu tarihî barış anlaşmasının kalıcı barış için sağlam bir temel oluşturacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak olası uzlaşmanın Gazze dosyasını da kapsayıp kapsamayacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı basın açıklamasında, Gazze ve bölgedeki diğer cephelere değinerek, “Hizbullah’tan asla vazgeçmeyeceğiz. Savaşın sona ermesi Lübnan’ı ve diğer cepheleri de kapsayacak” dedi.

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail uzmanı olan Dr. Said Ukkaşe ise Washington ile Tahran arasında gündemde olan uzlaşı mutabakatının Gazze dosyasını kapsayacağını düşünmediğini belirtti. Ukkaşe, söz konusu mutabakatın imzalanmasının ardından ABD yönetiminin en az iki aylık bir süre boyunca dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltebileceğini ve böylece tıkanan anlaşma sürecini ilerletme fırsatı bulabileceğini söyledi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise farklı bir değerlendirmede bulunarak, “İran, uzlaşmanın Lübnan ve diğer bölgeleri de kapsamasını istiyor. Beklenti de bu yönde. Ancak önümüzdeki saatlerde gelişmelerin nasıl şekilleneceğini henüz bilmiyoruz” dedi. Er-Rakab, tamamen sona ermemiş olan Kahire görüşmelerinin, Gazze dosyasında çeşitli uzlaşıların sağlanmasına yönelik bir perspektifin halen varlığını koruduğunu gösterdiğini ifade etti. Bu kapsamda özellikle Tel Aviv ile iş birliği yapan silahlı gruplar, Gazze’deki silah meselesi ve İsrail’in çekilmesi gibi başlıkların, İran dosyasındaki olası uzlaşıyla eş zamanlı olarak ele alındığını belirtti.

Kahire’deki görüşmelerin sürmesini dikkate alan er-Rakab, Gazze dosyasının hâlâ gündemde olduğunu ve müzakere masasındaki yerini koruduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaların da Gazze dosyasının gelecekteki kapsamlı bölgesel uzlaşı paketinin bir parçası olabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiğini ifade etti.

İsrail’in sert tutumu

Tahran ile Washington arasında üzerinde uzlaşı sağlandığı belirtilen anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz cuma günü yaptığı açıklamada, Tel Aviv’in ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda ABD ve İsrail çıkarlarına dayanan ortak yaklaşımı sürdürmesini beklediğini söyledi. Katz, İsrail’in ‘Lübnan, Suriye ve Gazze’deki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceğini’ vurguladı. Bu İsrail yaklaşımını değerlendiren Ukkaşe, İsrail’in olası bir anlaşmayı engellemeyi sürdüreceğini öne sürerek, Hamas’ın da elinde kalan sınırlı silah kapasitesini korumakta ısrar ederek buna dolaylı katkı sağlayacağını savundu.

Ukkaşe, İsrail’in Gazze Şeridi’nde işgal ettiği bölgelerde kalmaya devam edeceğini ve Filistinlilerin kontrolündeki alanları daraltarak zorunlu göç planlarını hayata geçirmeye çalışacağını ileri sürdü. İsrail’in hâlihazırda Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını kontrol ettiğini belirten Ukkaşe, bu oranın yüzde 75’e çıkarılabileceğini ve Filistinlilerin yalnızca Gazze Şeridi’nin yüzde 25’lik bölümünde yaşamaya zorlanabileceğini iddia etti. Ukkaşe ayrıca, Hamas’ın artık belirleyici bir askerî güç olmaktan çıktığını savunarak, sivillerle doğrudan karşı karşıya gelmenin yüksek maliyeti nedeniyle İsrail’in kapsamlı bir askerî tırmanışa gitmesini beklemediğini ifade etti.

xsd vdc
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden bir Filistinlinin cenazesini taşıyan Filistinliler (AFP)

Buna karşılık er-Rakab, Lübnan ve İran dosyalarında çözüm sağlanırken Gazze konusunda net bir uzlaşı vizyonuna ulaşılamamasının ciddi riskler doğuracağı uyarısında bulundu. Er-Rakab, böyle bir durumda İsrail’in Gazze’de daha serbest hareket etme imkânı bulabileceğini söyledi. Er-Rakab’a göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’yi elindeki en zayıf müzakere kartı olarak görüyor. Yaklaşan İsrail seçimleri öncesinde Netanyahu’nun destekçi ve seçmen tabanının desteğini korumak amacıyla Gazze’deki politikalarını sürdürmeye ihtiyaç duyduğunu belirten er-Rakab, bunun Filistinlilere yönelik saldırıların devam etmesi riskini artırdığını ifade etti.

Arabulucuların yolu

Bu endişelerin gölgesinde uluslararası çevreler, bölgedeki çözüm sürecinin tüm dosyaları kapsayan kapsamlı bir nitelik taşıması gerektiğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, 9 Haziran’da X platformunda yaptığı paylaşımda, “Tüm saldırılar derhâl durmalıdır. Lübnan, İran ve Gazze’deki ateşkes anlaşmalarına eksiksiz şekilde uyulmalıdır” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin açıklamaları, Filistinli gruplarla arabulucular arasında Kahire’de yürütülen ve Gazze Şeridi’nde kalıcı ateşkese ulaşmayı amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. AFP’ye konuşan Filistinli bir kaynağa göre taraflar, Gazze’de silahların ‘üzerinde mutabık kalınacak bir Filistin kurumunun’ kontrolünde toplanması prensibi üzerinde anlaşmaya varırken, İsrail’in vereceği yanıt bekleniyor.

Uzmanlara göre bu süreçte İran savaşının sona ermesi dengeleri değiştirebilir. Ukkaşe, savaşın bitmesinin ABD yönetiminin dikkatini daha fazla Gazze dosyasına yöneltmesine olanak sağlayacağını, bunun da arabulucuların Hamas üzerindeki baskıyı artırarak müzakerelerde ilerleme sağlamalarına yardımcı olabileceğini belirtti. Ukkaşe ayrıca, böyle bir senaryoda İsrail’in de gerçek anlamda bir geri çekilmeye yönelmesinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Er-Rakab ise Kahire ve diğer arabulucuların, bölge açısından kritik bir dönemde Gazze anlaşmasını ilerletmek amacıyla yoğun çabalarını sürdürdüğünü söyledi. Er-Rakab, bu girişimlerin İran ile ABD arasında beklenen uzlaşıdan güç alabileceğini belirterek, Kahire’deki mevcut müzakere turunun, Netanyahu’nun Gazze’de savaşın ve yıkımın sürmesini hedeflediği öne sürülen planın önündeki engelleri kaldıracak bir çözümle sonuçlanmasının önem taşıdığını vurguladı.