AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

Şarku’l Avsat’a konuşan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell, (BM Suriye Özel Temsilcisi Geir) Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasında uluslararası iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyledi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat'a konuştu: Suriye rejiminin davranışları ve diğer ülkelerle etkileşim şekli değişmeli

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Şam’daki ‘siyasi liderliğin’ Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Koneyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğini vurguladı.
Borrell, 29-30 Mart tarihlerinde Brüksel’de beşincisi düzenlenen Suriye Donörler Konferansı vesilesiyle verdiği röportajda, kendisine yöneltilen bir soruya, “Suriye rejimi, AB’nin katkılarıyla Suriye'nin yeniden inşası için konferans düzenlenmesi çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir” yanıtını verdi.
Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim, AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.”
AB yetkilisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 17 Temmuz'da görev süresinin sona ermesi öncesin yapılması planlanan Suriye cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili bir soruyu ise “Halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu seçimler, mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, rejimle doğrudan normalleşmenin önünü açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık” şeklinde yanıtladı.
Suriye konusunda ABD-Rusya arasındaki bir diyalog başlatılması ihtimali ile ilgili soruya yanıt  vermekten kaçınan Borrell, “Brüksel’deki Donörler Konferansı, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getiriyor” şeklinde konuştu.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye krizini çözmek için sahada aktif ülkeler arasında iş birliği yapılması çağrısını desteklediğini söyleyen Borrell, ‘Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilmesinin’ önemini vurguladı.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in pazar günü Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni:

-Brüksel’de Suriye için düzenlenen Donörler Konferansı’ndan siyasi ve ekonomik düzeyde beklentileriniz neler?
Uluslararası toplum, Suriye'de savaşın başlamasının üzerinden on yıl geçtikten sonra mevcut krize siyasi bir çözüm bulunması gerektiğine daha fazla odaklanmakta tereddüt etmesi mümkün değil. AB, Suriye kriziyle ilgilenen ve krizi etkileyen tüm uluslararası tarafları, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca siyasi bir çözüme ulaşmanın güçlü bir şekilde desteklenmesi gerektiğini yeniden teyit etmek ve güçlendirmek amacıyla 30 Mart'ta Brüksel’de düzenlenen Suriye konulu konferans çerçevesindeki çabalara katılmaya ve çabalarını birleştirmeye çağırıyor. Konferans,  Suriye'nin, uluslararası çalışma gündeminin en üst sıralarında kalmasını sağlayacak.

-Yeni tip koronavirüs salgınının (Kovid-19) donör ülkelerin bağışları üzerinde etkili olabileceğini düşünüyor musunuz?
Uluslararası toplumun, Suriye içinde ve dışında başta Ürdün, Lübnan  ve Türkiye’nin yanı sıra Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci olan Suriye halkına yönelik siyasi ve mali desteğini yenilemesi öncelikli hedefimdir.
Konferans, 2021 yılında Suriye'ye ve bölgeye mali yardım taahhütlerini duyuran başlıca etkinliktir. Temel amacı, özellikle Kovid-19 salgınıyla mücadelenin getirdiği ek zorluklar göz önüne alınarak BM’nin çağrısının mümkün olan en iyi şekilde karşılanmasını sağlamaktır.

-Düzenlene son Donörler Konferansı’nda 7 milyar dolarlık mali yardım sağladı. Bu yılki konferansta aynı miktarın toplanabileceğini düşünüyor musunuz? BM’nin insani yardım çağrısına karşılık bulabilecek misiniz?
Suriye'de 2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, AB ve üye ülkeleri, Suriye topraklarında ve bölgede yaklaşık 25 milyar euro katkıda bulundu. Bir biri ardında yapılan yardım konferanslarında verilen sözlerin yaklaşık üçte ikisi AB’den geldi.

-Konferans, Suriye krizinin patlak vermesinin onuncu yıldönümüne denk geliyor. Sizce Suriye’nin yeniden inşasına yönelik bir konferansın ne zaman yapılır? Avrupa ülkelerinin Suriye’nin yeniden inşasına katılma koşulları neler?
Suriye’nin yeniden inşası için bir konferans düzenleyebileceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyorum. Fakat böyle bir konferansın zamanı, Suriye rejiminin eylemlerine bağlıdır. Bu yüzden Suriye rejimini davranışlarını değiştirmeye çağırıyoruz. Şam’daki siyasi liderliğin Suriye halkına yönelik zulme bir son vermek ve BMGK 2254 sayılı kararını uygulamak için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve denetlenen müzakerelere kendi isteğiyle girmek için açık ve kesin kararlar alması gerektiğinden mesele onlara bağlı.
Özetle, Suriye rejimi böyle bir konferans düzenleme çağrısı yapılmasını düşünmeden önce davranışlarını ve dünyanın geri kalanıyla olan etkileşim şeklini değiştirmeye yönelik net bir karar vermelidir.

Uluslararası standartlar
-Şam şuan, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kazanmasına kesin gözüyle bakılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eşiğinde. Bunun gibi seçimlere nasıl bakıyorsunuz?

Eğer halen devam savaşın çözümüne katkıda bulunan seçimler yapıldığını görmek istiyorsak, bunların seçimlerde bilinen en yüksek uluslararası standartların uygulanmasıyla birlikte BMGK’nın 2254 sayılı karar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe saygı duyulmasıyla birlikte özgür, adil ve tüm potansiyel adayların seçimlere katılmasına izin verilen, seçim kampanyaları özgürce düzenlenen bir ortam olmalı. Ayrıca yurtdışındakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmaları sağlanmalı.

-Şam ve Moskova, seçimleri normalleşme yönünde baskı yapmak için kullanmak istiyorlar. Seçimlerden sonra AB’nin Şam'la normalleşmesi mümkün mü?
Mevcut çatışma koşullarından ve Suriye rejimi, BM öncülüğündeki müzakerelere doğrudan katılamadığından ötürü, Suriye rejimi tarafından bu yıl içinde yapılması planlanan seçimlerin, uluslararası standartlar ve BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca düzenlenen seçimler olması mümkün değil. Aynı şekilde bu seçimler, Suriye rejimiyle doğrudan normalleşmenin önünü de açamaz. Bu nedenle, uluslararası toplumdaki diğer tarafları, bu tür bir normalleşmeye girmekten kaçınmaya çağırdık.

-Rusya’yı Brüksel’deki Suriye konulu konferansa davet ettiniz mi? Rusya ile ilişkileri bu kadar düşük seviyede tutarken, Moskova ile Suriye dosyasında nasıl çalışabilirsiniz?
Rusya’yı Brüksel'de Suriye kriziyle ilgili düzenlenen her konferansa davet ettik. Rusya hükümeti bu tür etkinliklere her zaman açıktır. Rusya ile AB arasındaki ilişkilerin şuan istenilen düzeyde olmadığını herkes biliyor. Ancak bu durum, küresel sorunlar ve ortak ilgi alanlarına ilişkin konularda görüş alışverişinde bulunmamıza engel olmadığı gibi fırsat bulduğumuzda iyi çözümlere ulaşmak için doğrudan Rusya ile çalışmamızı da engellemez. Örneğin, Ortadoğu Dörtlüsü içinde Rus hükümeti ile aramızda iyi düzeyde bir iş birliği var.

Baskı
-Peki ya Şam’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında ne diyeceksiniz? Neden uygulanıyorlar?
AB’nin Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları, insani yardımları engellemekten kaçınmayı amaçlıyor. Aynı şekilde Kovid-19 salgınına karşı küresel mücadeledeki çabalarda göz önünde bulunduruluyor. Bu nedenle, gıda maddelerinin, ilaçların ya da tıbbi malzemelerin ihracatı hiçbir zaman AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kapsamına girmemektedir. Bazı özel insani istisnalar da dikkate alınmaktadır.

-Şam ve Moskova, bu yaptırımların insani yardımların akışını etkilediğini söylüyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Mevcut durumun arkasındaki büyük resmi unutmayalım. Suriye rejimi, halkının katlandığı insani acının sorumluluğunu taşıyor. Rejim, devam eden savaş sırasındaki stratejisinin bir parçası olarak Suriye’nin birçok bölgesine insani yardımların gönderilmesini defalarca kez reddetti.
İnsani krizin başlıca sorumlusu AB yaptırımları değil, rejimin davranışlarıdır. Suriye halkının şuan çektiği sıkıntıları AB yaptırımlarına dayandırmaya yönelik başka yeni girişimler de oldu. Bu, AB’nin konferans sırasında açıklığa kavuşturmayı hedeflediği önemli noktalardan biridir.

-Peki, yaptırımlar ne zaman kaldırılacak?
Yaptırımların amacı, baskıcı eylemlerine son vermesi için Suriye rejimi üzerindeki baskıyı sürdürmek ve ardından BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı bir siyasi çözüm bulmak için müzakereler başlatmaktır. Ayrıca bu yaptırımlar, Suriye rejiminin insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterdiği sistematik ve kapsamlı bir karşılık vermesi için uygulanıyor. Suriye rejimi, AB’nin ekonomik yaptırımlarını kaldırmasını düşünmeden önce açık ve net bir davranış değişikliği benimsemelidir.

ABD ve Rusya
-Peki ya siyasi uzlaşı ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen'in özellikle de BM’nin Brüksel konferansına sponsorluk yapmasından bu yana devam eden çabaları ne olacak?
AB, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'i, BMGK’nın 2254 sayılı uygulanmasına yönelik bitmek bilmeyen çabalarında desteklemeye devam ediyor. Suriye Anayasa Komitesi'nin, bahsi geçen BMGK kararıyla ilgili diğer hususlara dikkat çeken bir platforum görevi görmesinden ötürü çalışmalarında daha fazla ilerleme kaydedilmesi büyük önem arz ediyor. Sayın Pedersen'ın diğer konularda da somut ilerleme kaydetme çabalarını sürdürdüğünün tam olarak farkındayız. AB özellikle aileler için en ciddi endişe kaynaklarından biri olan kayıp kişilerin ve Suriye rejimi tarafından gözaltına alınanların akıbetinin acilen ele alınması gerektiğine inandığından, Pedersen’i bu yöndeki çabalarında da desteklemektedir. Sayın Pedersen'i şahsi olarak bu yolda devam eden çabaları için teşvik ediyorum.

-Pedersen’in Suriye krizi ve uluslararası toplumun çözüm için iş birliği yapması gerektiğine ilişkin yeni Suriye formatı önerisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
BM Suriye Özel Temsilcisi’nin, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümüne pozitif ve yapıcı bir şekilde katılımı için yaptığı çağrıyı tamamen destekliyorum. Brüksel'de düzenlenen Donörler Konferansı, AB’nin Suriye krizinin seyrini etkileyen ve bu gidişattan endişelenen çeşitli taraflar arasındaki diyalog araçlarının güçlendirilme taahhüdünün pratik bir örneğidir.

-Peki ya ABD ve Rusya arasında Suriye ile ilgili bir diyalog başlatılması olasılığına ilişkin düşünceleriniz neler?
Geçmişte ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasındaki görüşmelerde olduğu gibi ABD ve Rusya arasındaki müzakerelerin Suriye dosyasında önemli bir rol oynadığı doğrudur. Ancak şuan bu tür müzakerelerin yapılıp yapılamayacağını onlara sormanız gerekir.

-Peki, artık Washington ve Moskova arasında bir diyalog olabilir mi?
Brüksel’deki Donörler Konferansı’nda, özellikle ana aktörleri ve başlıca donör ülkeleri krize siyasi bir çözüm bulma yolunda sürdürülebilir diyalogu ve ilerlemeyi teşvik etmek için bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. AB, mümkün olduğunda diyaloga doğrudan katılmaya ve yardım etmeye hazırdır. Çünkü Suriye bizim için en önemli konulardan biridir.

-Suriye’deki sınır hatları bir yılı aşkın bir süredir ilk kez sabitlendi ve üç nüfuz alanı ortaya çıktı. AB’nin bu duruma ilişkin tutumu nedir? Tüm Suriye için aynı tutuma sahip misiniz?
Evet, AB, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı olarak her bölge için aynı tutuma sahiptir. Bu ilkelerin yanı sıra aranan siyasi çözüm, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde, Suriye’nin liderliğinde, Suriye'nin çıkarına ve geleceğine yönelik olmalıdır.

Suriye savaşının başlamasının üzerinden geçen 10 yılın ardından... Çatışmaya askeri bir çözüm yok
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 15 Mart 2021 tarihine denk gelen ve rejimin bastırması ve şiddet kullanmasıyla on yıldır devam eden bir çatışmaya dönüşen Suriye genelinde barışçıl protestoların başlamasının onuncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rejimin Suriye halkına karşı acımasızca uyguladığı baskı ve protestoların başlıca nedenlerine çözüm getirememesi, silahlı çatışmanın tırmanmasına ve uluslararası bir hal almasına yol açtı. Son on yılda, başta Suriye rejimi olmak üzere tüm taraflarca gerçekleştirilen sayısız insan hakları ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlali, çok büyük insani acılara neden oldu. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukuna yönelik tüm ihlalleri gerçekleştirenlerden hesap sorulması, yasal bir gereklilik olarak ve Suriye’de sürdürülebilir barışın ve gerçek uzlaşının sağlanmasında temel bir unsur olarak son derece önemlidir. Şuan 5,6 milyon kayıtlı mülteci ve 6,2 milyon yerinden edilmiş insanın uluslararası hukuka uygun olarak güvenli, gönüllü, onurlu ve sürdürülebilir bir şekilde evlerine geri dönüşleri için elverişsiz koşullarda yaşadıkları Suriyeli mülteciler krizi, dünyanın en büyük yerinden edilme krizi olmaya devam ediyor. Buna ek olarak çatışmanın bölge genelinde ve ötesinde risk oluşturmasına ve terör örgütlerini harekete geçirmesine neden oluyor. AB, Suriye'deki tüm aktörlerin DEAŞ ile mücadeleye odaklanması gerektiğine ve terör örgütünün yeniden ortaya çıkmasını önlemenin bir öncelik olmaya devam ettiğine işaret ediyor. AB, baskıya son verilmesi ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etmenin yanı sıra Suriye rejiminin ve müttefiklerinin, BMGK 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasına katkıda bulunması konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. AB’nin Suriye rejiminin önde gelen isimleri ve kurumlarına yönelik yaptırımları Mayıs ayı sonunda yenilenecek. AB, Siyasi süreçte somut ilerleme sağlanmadıkça Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmamak da dahil olmak üzere AB Konseyi'nde daha önce de belirtildiği gibi politikasını değiştirmedi ve halen Suriye’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlı kalmaya devam ediyor. AB her zaman, BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca ve BM himayesinde, yönetim ilkelerini ve tüm Suriyeliler için en yüksek uluslararası şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını karşılayan, diasporadaki Suriyelilerin de katılabileceği Suriye'de özgür ve adil seçimlerin düzenlenmesini desteklemeye hazırdır. Geçtiğimiz yıl yapılan milletvekili seçimleri veya bu yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi Suriye rejiminin düzenlediği seçimler, bu kriterleri karşılamadığından çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz. AB, bunu görmezden gelemez, çünkü savaş, Suriye'nin ve halkının geleceği rehin aldı. AB, BM ile birlikte 29-30 Mart tarihlerinde hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların yanı sıra Suriye sivil toplumunun katılımıyla ‘Suriye’nin Geleceği’ konulu konferansların beşincisine başkanlık edecek. AB, Suriye krizinde etkili tüm uluslararası aktörler arasındaki diyalogu güçlendirmeye ve onları BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüme yönelik güçlü desteği yeniden teyit etmek ve pekiştirmek için konferansta çabalarını birleştirme çağrısında bulunmaya hazırdır. Bu aynı zamanda, BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’in BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesindeki çabaları için de geçerlidir. Bu çatışmanın askeri bir çözümü olamaz. Sürdürülebilir barış ve istikrar, ancak Suriye’nin liderliğinde, kadınların tam ve etkili bir şekilde katılımıyla ve Suriye toplumunun tüm kesimlerinin endişeleri dikkate alınarak gerçek ve kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabilir. Konferans, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, Suriye içinde önemli ölçüde artan insani ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmak için uluslararası mali destek sağlayacak. Aynı şekilde Suriyeli mülteciler, onları misafir eden toplumlar ve bölge ülkeleri için de mali destek temin edecek. Konferans, Suriye içindeki mevcut koşullarda yaşayan milyonlarca insanın hayati ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların sınırlardan güvenli ve engelsiz bir şekilde geçmesini ve dağıtılmasını öngören 2533 sayılı BMGK kararının bir kez daha vurgulandığı güçlü bir çağrı olacak.”

Suriyeliler için 10 milyar dolar toplanması çağrısı
BM’deki insani yardım, mülteci ve kalkınma işlerinden sorumlu yetkililer, donör ülkeleri, on yıldır devam eden savaşın ardından hayati öneme sahip insani yardımlara ve geçinmek için mali desteğe ihtiyaç duyan Suriye’deki ve bölgedeki milyonlarca insan için harekete geçmeye ve onların yanında durmaya çağırdı.
Yetkililer, şuan Suriye ve bölgede insani ve diğer yardımlara ihtiyaç duyan ve geçtiğimiz yıla kıyasla 4 milyon kişinin daha eklendiği 14 milyon insan olduğunu, sayının çatışmanın başlangıcından bu yana hiç bu seviyelere ulaşmadığını belirttiler. Bu yıl, Suriyeliler ve mültecileri misafir eden toplulukları tam olarak desteklemek için 10 milyar dolardan fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen yetkililer, bu rakama Suriye içindeki insani yardım müdahalesi için gerekli olan en az 4,2 milyar dolar ile bölgedeki mülteciler ve ev sahibi toplulukları desteklemek için gerekli olan 5,8 milyar doların dahil olduğunu kaydettiler.
BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Mark Lowcock açıklamasında şunları söyledi:
“Suriyeliler için son on yıl umutsuzluk içinde ve felaketlerle geçti. Şimdi kötüleşen hayat şartları, ekonomideki gerileme ve Kovid-19 salgının yansımaları, daha fazla açlığa, yetersiz beslenmeye ve hastalığa neden oluyor. Çatışmalar azaldı ama barış gelmiyor. Şuan savaş döneminde olduğundan daha fazla insan yardıma ihtiyaç duyuyor. Çocuklar okullarına geri dönmeliler. İyiliğe ve insanlığa yatırım yapmak her zaman iyidir. Ancak bu yatırım, Suriye'deki insanlar için temel yaşam standartlarını korumak, sürdürülebilir barış için daha da büyük önem kazanmaktadır. Bu, herkesin çıkarınadır.”
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise açıklamasında, “On yıllık sürgünün ardından, Kovid-19 salgınının ezici yansımaları, geçim ve eğitim kaynaklarının kaybedilmesi, açlığın ve umutsuzluğun artması, mültecilerin sıkıntılarını daha da artırdı. Yıllarca hep birlikte güçlükle elde ettiğimiz kazanımlar riske girdi. Uluslararası toplum, ne mültecilere ne de onlara ev sahipliği yapan ülkelere sırtını dönemez. Mülteciler ve ev sahipleri, kararlılığımız, dayanışmamız ve değişmeyen desteğimizden daha azıyla karşı karşıya kalmamalılar. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse bu, insanlar ve bölge için felaket olur” ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum, geçtiğimiz yıl Brüksel'de düzenlenen Suriye konulu konferansta, insani yardım, dayanışma ve kalkınma faaliyetlerini desteklemek için 5,5 milyar dolarlık mali destek taahhüdünde bulunmuştu.



Trump, yapay zekâ ekibi kurdu

ABD Başkanı, 29 Eylül 2026'da Beyaz Saray'da teknoloji sektörünün yöneticileriyle yapay zekâ konusunda düzenlenen toplantıda konuşurken (AFP)
ABD Başkanı, 29 Eylül 2026'da Beyaz Saray'da teknoloji sektörünün yöneticileriyle yapay zekâ konusunda düzenlenen toplantıda konuşurken (AFP)
TT

Trump, yapay zekâ ekibi kurdu

ABD Başkanı, 29 Eylül 2026'da Beyaz Saray'da teknoloji sektörünün yöneticileriyle yapay zekâ konusunda düzenlenen toplantıda konuşurken (AFP)
ABD Başkanı, 29 Eylül 2026'da Beyaz Saray'da teknoloji sektörünün yöneticileriyle yapay zekâ konusunda düzenlenen toplantıda konuşurken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, yapay zekânın risklerini değerlendirmek üzere bir ekip kurulduğunu açıkladı. Trump “Süperzekâ Gücü”nün, ABD’nin bu alandaki “küresel liderliğini” sürdürmesini güvence altına almak amacıyla federal hükümetin çalışmalarını koordine edeceğini belirtti. Ekip ayrıca hükümetin tüketiciler, kamu yararı grupları, dinî kuruluşlar, kritik altyapı işletmecileri ve yapay zekâ şirketleriyle ilişkilerini koordine edecek.

Trump, ekibin başına Ulusal İstihbarat Direktörü Jay Clayton’ı getirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu adım, yapay zekânın Silikon Vadisi şirketlerinin öncülük ettiği teknolojik ve ekonomik bir konu olmaktan çıkarak “ulusal güvenlik” meselesine ve Çin ile stratejik rekabetin bir aracına dönüşmesini yansıtıyor.

Ekipte Başkan Yardımcısı JD Vance, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in yanı sıra diğer yetkililer ve danışmanlar da yer alıyor.


“Nükleer” ve “Hürmüz”... Müzakereler önceliklerin çatışmasına takılıyor

Petrol tankerleri Hürmüz Boğazı yakınlarında seyrediyor (Reuters)
Petrol tankerleri Hürmüz Boğazı yakınlarında seyrediyor (Reuters)
TT

“Nükleer” ve “Hürmüz”... Müzakereler önceliklerin çatışmasına takılıyor

Petrol tankerleri Hürmüz Boğazı yakınlarında seyrediyor (Reuters)
Petrol tankerleri Hürmüz Boğazı yakınlarında seyrediyor (Reuters)

Washington ile Tahran arasında çatışmayı sona erdirecek bir uzlaşıya varılması amacıyla dolaylı temaslar sürerken, müzakerelerin öncelikleri konusunda iki taraf arasında temel anlaşmazlıklar yaşanıyor. Washington, mevcut herhangi bir müzakere veya anlaşmaya İran’ın nükleer programının dahil edilmesi konusunda ısrar ederken, Tahran ise önceliğin şimdilik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, buna karşılık limanlarına uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve yaptırımların hafifletilmesi olması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, Tahran’ın kısa süre önce Washington’a sunduğu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın reddettiği 7 günlük planda yer alıyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise boğazın, haziran ayında imzalanan mutabakat zaptında yer alan İran’ın yedi şartı karşılanmadan tekrar açılmayacağını söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD’nin Tahran’ın önerisine verdiği yanıtın hâlâ nükleer dosyaya odaklandığını belirtti.

Öte yandan Başkan Trump, nükleer dosyada “somut ilerleme” sağlanması halinde yaptırımların hafifletilmesine ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına hazır olduğunu ifade etti. Trump, buna karşın yeniden saldırı düzenlenmesi ihtimalini de masada tuttu.

Bu arada İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya, ABD güçlerinin şu anda İran kıyılarından 1000 kilometreye kadar yaklaşan mesafelerde konuşlandığını belirterek, Tahran’ın füze menzilini artıracağını söyledi.

Şarku'l Avsat'ın İran devlet medyasından aktardığına göre, Petrol Bakanı Muhsin Paknejad’ın istifa ettiğini ve İran Ulusal Petrol Şirketi Genel Müdürü Hamid Bovard’ın bakan vekili olarak görevi üstleneceğini bildirildi.


Bolsonaro, Brezilya seçimlerinin ikinci turunda Lula ile karşı karşıya

Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'nın destekçileri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tur sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yapıyor (AFP)
Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'nın destekçileri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tur sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yapıyor (AFP)
TT

Bolsonaro, Brezilya seçimlerinin ikinci turunda Lula ile karşı karşıya

Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'nın destekçileri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tur sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yapıyor (AFP)
Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'nın destekçileri, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tur sonuçlarının açıklanmasının ardından kutlama yapıyor (AFP)

Brezilyalı senatör Flavio Bolsonaro, ilk turda geçerli oyların yaklaşık yüzde 47’sini alarak çoğu özel kamuoyu araştırmasının tahminlerini aşmasının ardından, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ile karşı karşıya gelecek.

İki aday, Brezilyalıların günlük yaşamında artan hayat pahalılığı, yolsuzluk ve güvenlik sorunlarına odaklanan seçim kampanyasında 12 aday arasından ilk iki sırayı aldı. İkinci tur seçim 25 Ekim’de yapılacak.

2022 seçimlerini kaybettikten sonra darbe planlamak suçundan 27 yıl hapis cezasına çarptırılan eski sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flavio Bolsonaro, oyların yaklaşık yüzde 99’unun sayıldığı sırada yüzde 44,9 oy alan solcu Lula ile ikinci turda yarışacak.

Seçim öncesinde yapılan özel kamuoyu araştırmaları, Lula’nın ilk turu yaklaşık 3 puan farkla önde tamamlayacağını öngörmüştü. Bolsonaro’nun beklenenden güçlü performansı, kampanyasına ivme kazandırırken, iş dünyası yanlısı adayın kazanma ihtimalinin etkisiyle yükselen Brezilya reali ve borsayı da destekleyebilir.

Igarapé Araştırma Enstitüsü kurucu ortağı Robert Muggah, “Kamuoyu araştırma şirketleri büyük ölçüde yanıldı” dedi. Muggah, ikinci tur öncesinde yapılan ve başa baş bir yarışa işaret eden anketlerin de Bolsonaro’nun desteğini olduğundan düşük gösterebileceğini belirtti.

Senatör Bolsonaro’nun kazanması, Latin Amerika genelinde ABD Başkanı Donald Trump ile benzer bir siyasi çizgiyi benimseyen sağcı adayların elde ettiği seçim zaferleri dalgasını genişletebilir. Lula’nın yeniden seçilmesi ise ticaret ve güvenlik konularında görüş ayrılıkları bulunan Washington yönetimiyle ilişkilerde yeni bir gerilime yol açabilir.

Brezilya’nın kamu maliyesine ilişkin endişelerin artmasına ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına rağmen seçim kampanyasında politika tartışmaları sınırlı kaldı. Her iki önde gelen aday da televizyonda yayımlanan başlıca tartışma programlarına katılmadı.

Beklenmedik performans

Bolsonaro, dün erken saatlerde Rio de Janeiro’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “başka bir adaya oy verecek ancak Lula’ya itiraz eden kişilerden gelecek protesto oylarına” güvendiğini söyledi.

Sao Paulo’da oy kullanmaya giderken Reuters’a konuşan 41 yaşındaki Avukat Thais Lima, öncelikli hedefinin Lula’nın liderliğindeki İşçi Partisi’ni iktidardan uzaklaştırmak olduğunu belirtti. Lima, “Flavio’nun en iyi aday olduğunu düşünmüyorum ama önümüzdeki birkaç dakika içinde ona oy vermeye karar verebilirim” dedi. Lima, psikiyatrist ve yazar Augusto Cury’nin daha rekabetçi bir aday olmasını tercih edeceğini ifade etti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre 49 yaşındaki yönetim danışmanı Fernando Temple ise başlangıçta eski Minas Gerais Valisi Romeu Zema’ya oy vermeyi düşündüğünü ancak sonunda Flavio Bolsonaro’ya oy verdiğini söyledi.

Siyasi analist Rafael Favetti, “Protesto oyları ikinci turda yaşanacakların habercisi” değerlendirmesinde bulundu. Favetti, “Bu durum şu anda Flavio Bolsonaro’nun işine yarasa da ikinci turdaki büyüme potansiyelini azaltıyor; çünkü bu desteğin önemli bir bölümü zaten erken aşamada geldi” ifadelerini kullandı.

Ekonomik engeller

Gelir eşitsizliği ve işsizlikteki gerilemeye rağmen Lula, yüksek hayat pahalılığı, hane halklarının ağır borç yükü, sokak suçları tehdidi ve çetelerin artan faaliyetleriyle karşı karşıya kalan seçmenlerin desteğini kazanmakta zorlandı.

Flavio Bolsonaro, hayat pahalılığına ilişkin endişeleri kampanyasının merkezine taşırken, Lula çevrim içi kumarı yasaklamaya yönelik adımlar attı. Yarış kızışırken sosyal yardım programlarını genişleten Lula, hanelere yönelik yeni borç yapılandırma ve af düzenlemeleri önerdi.

Artan kamu harcamaları ve gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 82’sini aşan kamu borcu, Brezilya’nın bir sonraki başkanının çözmek zorunda kalacağı mali sorunlara ilişkin endişeleri artırdı. Hükümet, bu yıl ve gelecek yıl için ekonomik büyüme beklentisini sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 2,3’e düşürdü.

Brasília’da oyunu Flavio Bolsonaro’ya veren 52 yaşındaki kamu çalışanı Marciano de Souza e Silva, “Brezilya’nın yeniden büyümeye başlaması için oy verdim” dedi.

MSX Invest/Crivo Capital Baş Yatırım Sorumlusu Marco Saravalli, dün Senato seçimlerinde sağcı adayların elde ettiği güçlü performansın, Bolsonaro’nun seçilmesi halinde ekonomik reformları hayata geçirme, “daha disiplinli bir maliye politikası” uygulama ve nihayetinde büyümeyi destekleme kapasitesini artırabileceğini söyledi.

Gündemi diğer konular belirledi

Seçim kampanyası boyunca politika tartışmalarının önüne büyük ölçüde skandallar ve dış müdahale endişeleri geçti. Faaliyeti durdurulan Master Bank çevresindeki skandal da politika tartışmalarını gölgede bıraktı. Skandal, Brezilya siyasi sınıfının önemli bir bölümünü etkilerken, yolsuzluğa yönelik kamuoyu tepkisini de artırdı.

Bankayı yöneten Daniel Vorcaro, yılın başlarında gözaltına alınmış ve milyarlarca dolarlık bir dolandırıcılık planına karışmakla suçlanmıştı. Soruşturma kapsamında bankacının, Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes'ten Flavio Bolsonaro’ya kadar uzanan isimlerle bağlantıları araştırıldı. Federal polis, davayla bağlantılı kara para aklama suçlamaları kapsamında Flavio Bolsonaro hakkında da soruşturma yürüttü. Her iki isim de kendilerine yöneltilen suçlamaları reddetti.

Öte yandan Lula’nın müttefikleri, Trump yönetiminin Lula’nın kazanması halinde seçim sonuçlarını tanımayı reddedebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, ABD’li yetkilileri Brezilya’ya gönderme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasına işaret edilerek yapıldı.

Lula, São Paulo eyaletindeki São Bernardo do Campo’da oyunu kullandıktan sonra, “Tehlikede olan Brezilya’nın geleceğidir” dedi.

Trump, resmî olarak herhangi bir adayı desteklediğini açıklamadı ancak Flavio Bolsonaro’yu Beyaz Saray’da ağırladı ve kendisine kamuoyu önünde övgülerde bulundu.

Reuters’ın çarşamba günü bildirdiğine göre Brezilyalı istihbarat yetkilileri, seçimler öncesinde olası ABD ve Rusya müdahalesine ilişkin iddialar konusunda Fransız ve Alman heyetlerini bilgilendirdi. ABD ise Brezilya’nın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki suçlamaları reddetti.

Brezilya Seçim Kurulu Başkanı Cássio Nunes Marques, dün öğleden sonra yaptığı açıklamada seçimlerin normal şekilde devam ettiğini söyledi.