ABD'den Ukrayna’nın güvenliğini güvence altına alma sözü

Moskova’nın ek önlemler alınacağı uyarısı, yeni bir askeri hareketlenme ve çatışmaya doğru kayma endişesine neden oldu.

Putin, Kremlin’de 2 Nisan’da düzenlenen toplantıya katıldı. (AP)
Putin, Kremlin’de 2 Nisan’da düzenlenen toplantıya katıldı. (AP)
TT

ABD'den Ukrayna’nın güvenliğini güvence altına alma sözü

Putin, Kremlin’de 2 Nisan’da düzenlenen toplantıya katıldı. (AP)
Putin, Kremlin’de 2 Nisan’da düzenlenen toplantıya katıldı. (AP)

Kremlin, 2 Nisan’da ABD güçlerinin Ukrayna’ya gönderilmesi halinde ek önlemler alacağı imasında bulundu. Uyarı, Kiev’in olası Rus saldırılarına karşı yardım için Washington’dan teminatlar aldığı yönündeki açıklama sonrasında yapıldı. Aynı şekilde Rusya’nın askeri birliklerinin güçlendirilmesi ve ülkenin doğusundaki ayrılıkçı bölgelerde hükümet güçlerinin devam eden bombardıman eylemleri hakkındaki bilgiler ile eş zamanlı olarak Doğu Ukrayna’da ön cephelerde durum daha da kötüleşti.
Son haftalarda artan Rusya-ABD gerginliğinin, 2 Nisan’da Doğu Ukrayna’da sahadaki koşullara güçlü yansımalar bıraktığı görünüyor. Öyle ki Kiev’in açıklaması, Ukrayna ve ABD savunma bakanları tarafından yapılan görüşmelerin sonuçlarıyla sonlandı. Ayrıca ABD tarafı, Ukrayna’nın Moskova’nın yeni bir saldırısına maruz kalması durumunda bölgenin güvenliğini Moskova’dan gelebilecek her türlü güçlü tepkiye karşı güvence altına alma taahhüdünde bulundu. Diğer taraftan Moskova ise Washington’ın komşu ülkeye asker veya danışman göndermesi halinde güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri almakla tehdit etti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “ABD askerlerinin Ukrayna topraklarına gönderilme olasılığı hakkındaki Ukrayna açıklamaları kabul edilemez ve uygunsuzdur” açıklamasında bulundu. “Rusya, kimseyi tehdit etmiyor ama güvenliğini korumak için önlemler alacak” diyen Peskov sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu tür bir senaryonun (ABD kuvvetlerinin Ukrayna’da gönderilmesi), Rusya sınırları yakınında gerginliklerin artmasına neden olacağına dair hiçbir şüphe yok. Bu, güvenliğini sağlamak için Rusya tarafından ek önlemler alınmasını gerektirecektir.”
Peskov, alınabilecek önlemlerin niteliğiyle ilgili bir soruya da ‘ne gerekiyorsa yapılacağı’ yanıtını verdi.
Sözcü, ülkesinin Ukrayna’daki iç çatışmaya taraf olmadığını, ülkenin doğusundaki Donbas’ta kapsamlı bir ateşkes garanti edemeyeceğini ancak daha önce varılan anlaşmaları uygulamak için nüfuzunu kullandığını söyledi. Sözcü, Kiev’den tek taraflı olarak ayrıldıklarını ilan eden Luhansk ve Donetsk bölgelerine atıfta bulunarak “Ateşkes, orada çatışan tarafların, yani Ukrayna kuvvetlerinin ve kendi kendini ilan eden cumhuriyetlerin güçlerinin meselesidir” dedi. “Ne yazık ki ön cephede durum çok korkutucu ve Ukrayna silahlı kuvvetlerinin sık sık provokasyonları oluyor” değerlendirmesinde bulundu. Rus Sözcü’nün açıklaması, Kiev’in ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Ukrayna Savunma Bakanlığı liderliğiyle yaptığı görüşmelerin sonuçlarını açıklamasının ardından geldi. Bakanlık, ‘Washington’ın Rus saldırılarının artması durumunda Kiev’i desteklemeye hazır olduğunu söylerken açıklamada da “Washington bu yaklaşımı doğruladı” denildi. ABD Savunma Bakanı, Rusya’nın saldırılarının artması durumunda, ABD’nin Ukrayna’yı yalnız bırakmayacağını ve Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırgan eylemlerde bulunmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Bakanlık ise, iki tarafın ABD’li uzman ve danışmanların Ukrayna’ya gönderilme olasılığı üzerinde durduklarını belirtti. Bakanlık ayrıca Washington’ın Kiev’e destek sağlama sözü verdiği de aktarıldı.
Ancak bu konuya ilişkin tartışmalar, Austin’in açıklamalarıyla başlamadı. ABD Dışişleri Bakanlığı, daha önce Rusya’yı Ukrayna’da istikrarsızlaştırma eylemleri gerçekleştirmekle suçlarken bu durum Kiev’in Moskova’nın Doğu Ukrayna sınır bölgesine gönderdiği askeri takviyelerle ilgili bilgileri onaylamasından sonra gelişti. Kremlin, söz konusu meselenin doğruluğunu inkâr etmedi. Ancak takviye kuvvetlerinin hiçbir tarafa karşı yöneltilmediğini vurguladı.
İki gün önce Rusya askeri güçlerinin kendi topraklarından hareket ettiğini söyleyen Peskov, bunun kimseyi rahatsız etmemesi gerektiğini ve kimseyi tehdit amacı taşımadığını belirtti. Ülkesinin sınırlarının güvenliğini sağlamak üzere gerekli tedbirleri aldığını aktaran Sözcü, “Bildiğiniz gibi Rusya sınırları boyunca NATO ülkelerinin, ittifaklarının ve diğer ülkelerin kuvvetlerinin artan faaliyetleri mevcut. Tüm bunlar, bizi tetikte olmaya sevk ediyor” ifadesini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko da 2 Nisan’da, Rusya’nın özellikle Ukrayna ile herhangi bir çatışmaya girmeye çalışmadığını belirterek iki ülke arasındaki olası bir çatışmayla ilgili tüm konuşmaların yanıltıcı olduğunu vurguladı.
Rus haber ajansı RİA Novosti’ye göre Rudenko, “Ukrayna ile Rusya arasında yaklaşan herhangi bir ihtilaf hakkında konuşmak, Ukrayna makamlarının ilk etapta yaydığı yeni sahte haberlerin bir örneğidir” dedi. Rus diplomat, NATO’nun Rusya’ya yönelttiği Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Ukrayna’daki gerginliği azaltmayı amaçlayan çabalarını baltalama suçlamalarını da reddetti. Andrey Rudenko sözlerini şöyle sürdürdü:
“Moskova, AGİT’in çabalarına hiçbir şekilde zarar vermemektedir. İki gün önce özel takip misyonunun yetkilerinin genişletilmesini oyladık. AGİT’in, örgütün özel takip komitesi çerçevesi dahilinde Ukrayna’daki durumun çözülmesine ve Donetsk’teki gerginliğin yatışmasına katkı sağlamaya devam edeceğini umuyoruz.”
Diğer yandan Donbas bölgesindeki ayrılık yanlısı yetkililer, ateşkes anlaşmasına aykırı olarak günlerdir Ukrayna hükümet güçleriyle yoğun şekilde karşılıklı ateş açıldığını aktardılar. Yetkililer, “Ukrayna güvenlik güçleri, 2 Nisan’da Donetsk’in dış mahallelerini bombaladı ve 34 adet 120 mm mermi kullandı” açıklamasında bulundular.
Kiev, Moskova’yı Luhansk ve Donetsk bölgelerini Ukrayna’dan kalıcı olarak ayırarak yeni bir statüko oluşturmak amacıyla ülkenin doğu bölgelerinde yeni bir askeri operasyon hazırlamakla suçlamaya devam ediyor. Aynı şekilde Moskova’ya Kırım’ın ilhakını bu şekilde uluslararası gündemden uzak tutmaya çalışmakla suçluyor. Kiev, iki ayrılıkçı bölgenin sakinlerine Rus vatandaşlığı vermeyi hızlandırma eyleminin yeniden canlandırılmasından Moskova’yı sorumlu tuttu. Yerel verilere göre ülkenin doğusundaki yaklaşık 400 bin Ukraynalı, geçtiğimiz aylarda Rus vatandaşlığı aldı. Ukraynalı çevreler bu senaryonun 2008’deki Rus-Gürcü savaşından sonra Gürcistan’dan ayrılan iki bölge olan Abhazya ve Güney Osetya’da daha önce meydana gelen sahnenin tekrarı olduğu uyarısında bulunuyorlar. Moskova ve sınırlı sayıda ülke, iki bölgenin bağımsızlıklarını tanımış ve bu iki bölgenin nüfusunun yüzde 90’ından fazlasının artık Rus vatandaşı olduğuna dikkat çekilmişti.



Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
TT

Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, salı günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’e, ABD’nin Tahran’ın güvenini ancak İran’ın New York’ta sunduğu yedi şartı yerine getirmesi halinde kazanabileceğini söyledi.

Kalibaf, akşam saatlerinde İran Meclisi’nde Münir ile yaptığı görüşmede, “Yeni bir söyleyecek sözümüz yok. ABD, yedi şartı yerine getirmeden İran’ın güvenini kazanamaz” dedi.

Üst düzey askeri ve diplomatik bir heyete başkanlık eden Münir, öğleden sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile de bir araya geldi. İran medyasına göre görüşmede ikili ilişkiler, bölgesel gelişmeler ve “arabuluculuk girişimleri” ele alındı.

Kalibaf, İslamabad’daki müzakereler sırasında ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e, İslam Devrimi öncesi ve sonrasında ABD’nin İran’a yönelik uzun süredir devam eden olumsuz uygulamalarının Tahran’ı ABD’ye karşı “güven eksikliğinin zirvesine” taşıdığını açıkça ilettiğini söyledi.

Kalibaf, Trump yönetiminin İslamabad Mutabakatı’nı ihlal etmesinin ve tekrarlanan tehditlerinin güvensizliği daha da derinleştirdiğini belirtti. Kalibaf, “Savaş yanlısı değiliz ancak vatanımızı ve ulusal onurumuzu savunmaya tamamen hazırız. Tehditler ve askeri hamleler, İslam Cumhuriyeti’nin stratejik kararlarını etkileyemez” ifadelerini kullandı.

ABD’nin yanlış hesapları ve İran’a karşı yürüttüğü savaşla “bataklığa saplandığını” söyleyen Kalibaf, Washington’ın “buradan çıkmak için gerekli adımları atması gerektiğini” ifade etti.

Kalibaf, Pakistan hükümetine ve halkına, “savaş ve müzakere sürecinde” İran’ın yanında durduğu için teşekkür etti.

Kalibaf’ın ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, Münir’in Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ulusal Meclis Başkanı Ayaz Sadık’ın selamlarını ilettiği ve iki ülke arasındaki iş birliğinin sürdürülmesi çağrısında bulunduğu belirtildi. Kalibaf’ın sınırdaki hareketlilikle ilgili sorusuna yanıt veren Münir ise sınır sorunlarının geçici ve teknik nitelikte olduğunu ve sınırın bugün itibarıyla açıldığını söyledi.

cdgh
İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan, Pezeşkiyan’ın Asım Münir başkanlığındaki Pakistan heyetini salı günü Tahran’da kabulünden bir fotoğraf.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ise Münir’i kabulünde, “İran’dan bir gram dahi zenginleştirilmiş nükleer madde çıkmayacağını” söyledi. Rızai, bu maddelerin İranlıların ülkede kullanmak üzere sahip olduğu büyük bir sermaye ve ulusal servet olduğunu belirtti.

Rızai, İran halkı ve yetkililerinin birlik içinde ve tek sesle, ABD güven tesis etmediği sürece müzakere yapılmayacağı konusunda uzlaştığını belirterek, güven inşasının ilk adımının İran’ın şartlarının yerine getirilmesi olduğunu söyledi.

Washington’da kararı kim veriyor?

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Haber Ajansı, üst düzey bir İranlı güvenlik kaynağının, müzakerelerin önündeki başlıca engellerden birinin ABD yönetiminde nihai karar alma yetkisinin kimde olduğunun belirsizliği olduğunu söylediğini aktardı.

Kaynak, kararın Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in mi, Özel Temsilci Steve Witkoff’un mu, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mu yoksa Jared Kushner’ın mı elinde olduğunun net olmadığını belirtti.

Kaynak, ABD’de seçimler öncesinde yaşanan siyasi rekabet ve iç anlaşmazlıkların yanı sıra bu belirsizliğin arabuluculuk ve mesaj alışverişini önemli ölçüde karmaşıklaştırdığını ve çıkmazın sürmesine katkıda bulunduğunu ifade etti.

Farklı anlatımlar

İranlı yetkililerin Münir’in ziyaretinin amacı konusunda farklı açıklamalar yapması dikkat çekti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ziyaretin nedeninden haberdar olmadığını belirterek, “Kendisiyle görüşüp hangi konuları ele alacağımızı görmemiz gerekiyor” dedi.

Tesnim daha önce Pakistan’ın Tahran ile Washington arasındaki arabulucu rolünün ziyaretin gündem maddelerinden biri olduğunu bildirmişti. Ancak Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hasan Kuşçavi, ziyaretin İran İçişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştiğini ve arabuluculuk ya da Hürmüz mücadelesine ilişkin yeni girişimlerden bağımsız olarak ikili ilişkiler, sınır iş birliğinin güçlendirilmesi ve komşuluk ilişkileriyle sınırlı olduğunu söyledi.

Kuşçavi, nükleer dosyanın diplomatik gündemde yer aldığını da reddederek, “Şu anda nükleer dosyayla ilgili herhangi bir müzakere bulunmuyor” dedi. İran diplomasisinin “ilk istişareler aşamasını geride bıraktığını” belirten Kuşçavi, nihai kararın karşı tarafta olduğunu söyledi.

Fars Haber Ajansı ise ismini açıklamadığı bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ziyaretin pazar akşamına kadar neredeyse ihtimal dışı olduğunu, ancak ziyaret kararının pazartesi öğle saatlerinde ani şekilde kesinleştiğini bildirdi. Ajans, kararın petrol fiyatlarının varil başına 110 dolara yükseldiği sırada alındığına dikkat çekti.

Ajans ayrıca, daha önce diğer arabulucuların gerçekleştirdiği ziyaretlerin petrol fiyatlarının düşmesine zemin hazırladığını ancak müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadığını belirtti.

Pakistan’ın arabuluculuğu

Ziyaret öncesinde iki ülke yetkilileri arasında son günlerde telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmelerde daha fazla tırmanmanın önlenmesi, boğazın yeniden açılması ve çatışmanın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesi üzerinde duruldu.

Pakistan, Katar’ın da katılımıyla Washington ve Tahran arasında 18 Haziran’da imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptına arabuluculuk etmişti. Ancak anlaşma, İran’ın Hürmüz’de gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılar düzenlemesinin ardından temmuz ayında çökmüştü.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, pazartesi günü Doha’da düzenlenen Dünya Güvenlik Forumu’nda ülkesinin arabuluculuk çabalarından “hiçbir zaman vazgeçmediğini” söyledi.

Nakvi, “Gerilimin çok yüksek seviyelere ulaştığı anlar oldu ancak pes etmedik. Konuşmaya, dinlemeye ve güven inşa etmek için çalışmaya devam ettik” dedi.

Nakvi, Münir ile Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin mutabakatın imzalanmasının ardından İsviçre’deki Luzern Gölü Zirvesi sırasında “tek bir mola vermeden 16 saatten fazla” çalıştığını söyledi.

Nakvi, “Savaşları durdurmanın bize mal edilmesini istemiyoruz. Savaşların başlamadığı bir gelecek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran medyası, yetkililere dayandırdığı haberlerde Pakistan’ın hâlâ başlıca arabulucu olduğunu ve iki taraf arasındaki mesajların Pakistanlı yetkililer üzerinden, ardından Katar aracılığıyla iletildiğini bildirdi.

Münir’in Tahran’a son ziyareti 24 Ağustos’ta gerçekleşmişti. Ziyaret, içeriği açıklanmayan bir telefon görüşmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirilmişti. Pakistan ordusu, söz konusu görevin çatışmaya “barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm” bulmayı amaçladığını açıklamıştı.

Münir, o dönemde Kalibaf ile görüşmüş, Kalibaf Washington’ı mutabakat kapsamındaki taahhütlerini “defalarca” ihlal etmekle suçlamış ve “Tahran’ın baskılar karşısında tutumunu değiştirmeyeceğini” söylemişti. Münir ayrıca Rızai ile görüşmüş, Rızai de Tahran’ın “ABD’ye güvenmediğini” ifade etmişti.

Pakistanlı kaynaklar o dönemde Münir’in ziyaretinin Washington ile Tahran arasındaki “güven krizini” azaltmayı amaçladığını belirtmişti.

Hürmüz şartları

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü ülkesinin Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde açma teklifinin “hâlâ masada olduğunu” söyledi. Arakçi, Washington’ın İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğazın altıncı gün açılacağını ve müzakerelerin yedinci gün yeniden başlayacağını belirtti.

İran, öneriyi eylül ayının ortasında sunmuş ve daha sonra ABD’den yanıt aldığını kabul etmişti. Ancak Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, geçen hafta Washington’ın yedi şartın tamamına yanıt vermemesi nedeniyle müzakerelerin tıkandığını söyledi.

Şartlar arasında, diğer taleplerin yanı sıra ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasını kaldırması, petrol ihracatına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgedeki tüm cephelerde çatışmaları durdurması bulunuyor.

Washington ise müzakerelerin başından bu yana nükleer dosyanın gündeme alınmasında ısrar ediyor. Vance, bu ayın başlarında savaşı sona erdirmek için Tahran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini “somut” biçimde azaltması gerektiğini söylemişti. Tahran ise ilk aşamanın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına odaklanmasını istiyor.

Ziyaret, gemilere yönelik saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşti. Devrim Muhafızları salı günü, iki petrol tankerinin İran mayınlarına çarpmasının ardından boğazın güneyinde alev aldığını ve kullanılamaz hale geldiğini açıkladı. Devrim Muhafızları ayrıca bir ABD insansız hava aracını düşürdüğünü bildirdi. ABD ordusundan ise konuya ilişkin açıklama gelmedi.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu, pazar günü boğazda en az üç geminin kimliği belirsiz mermilerle saldırıya uğradığını bildirdi. ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü ise İran’ın gemiden gemiye petrol transferi gerçekleştiren gemileri hedef alıyor gibi göründüğünü belirtti.

ABD saldırılarının eylül başından bu yana durmuş olmasına rağmen Bekayi, savaşın yeniden başlaması ihtimali konusunda, “Bu ihtimalle gece gündüz yaşıyoruz ve şu anda konuştuğumuz anda bile bunu göz ardı edemeyiz” dedi.


Witkoff ve Kushner, Oslo’da Ukrayna konulu görüşmelere katılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
TT

Witkoff ve Kushner, Oslo’da Ukrayna konulu görüşmelere katılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)

Norveç hükümeti, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un bugün Oslo’ya gelerek Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Norveç ve Finlandiya liderlerinin katılacağı görüşmelere iştirak edeceğini, Jared Kushner’ın ise toplantıya uzaktan katılacağını açıkladı.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store yaptığı açıklamada, “Ukrayna, ABD’li özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’dan toplantılara katılmalarını istedi. Katılımlarından memnuniyet duyuyorum. Daha önce birçok ülkede diplomatik çabalar yürütüldü. Norveç ve Finlandiya olarak bu çalışmaları sürdürmekten memnuniyet duyuyoruz. Amaç, diplomatik çabaları daha yapıcı bir sürece yönlendirmek” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, Oslo ziyareti sırasında Norveç Kralı ile de görüşecek ve parlamentoyu ziyaret edecek.

Axios haber sitesi daha önce Witkoff’un Ukrayna ve Rusya’dan yetkililerle görüşmek üzere bu hafta Avrupa’ya gideceğini bildirmişti. Siteye konuşan ve adı açıklanmayan bir ABD’li yetkili, “Görüşmelerde Ukrayna, Avrupalı müttefikleri ve ABD bir araya gelerek Rusya’ya sunulacak bir barış önerisi geliştirmeye çalışacak” dedi.

Yetkili, Witkoff’un ziyaretine Oslo’dan başlamasının beklendiğini, burada Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store’la görüşeceğini belirtti.

Toplantıya ayrıca Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Polonya’dan temsilcilerin yanı sıra NATO yetkilileri ve diğer Avrupalı yetkililer de katılacak.

Yetkili, Witkoff’un daha sonra Rusya’ya gitmeyi planladığını belirterek, “Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeyi ve bazı fikirleri gündeme getirmeyi umuyor” dedi.

Beyaz Saray ise AFP’nin yorum ve söz konusu bilgilerin doğrulanmasına ilişkin talebine henüz yanıt vermedi.

Zelenskiy ile Rubio arasındaki görüşme

Ukrayna Devlet Başkanı, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile hava savunması ve uydu iletişimi konularına odaklanan ‘verimli’ bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

Zelenskiy, X platformundaki paylaşımında, görüşmede balistik füze önleme sistemlerinin, Rusya’nın balistik füze saldırılarına karşı erken uyarı mekanizmalarının ve Starlink ile Starshield uydu hizmetlerinin mevcut durumunun ele alındığını belirtti. Zelenskiy, söz konusu uydu hizmetleriyle ilgili olarak “Eski durumlarına döndürülmeleri gerekiyor” ifadesini kullandı.


Trump: Eğer Demokratlar kazanırsa ABD de Fransa gibi yanacak

ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
TT

Trump: Eğer Demokratlar kazanırsa ABD de Fransa gibi yanacak

ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Cumhuriyetçilerin uzun süredir elinde tuttuğu ancak siyasi rakiplerinin lehine dönme riski taşıyan Kansas eyaletindeki Senato koltuğunu koruma mücadelesinde, Fransa’da yaşanan şiddetli huzursuzlukları Demokratlara karşı bir argüman olarak kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Trump’ın mevcut Cumhuriyetçi aday Roger Marshall’ı desteklemek amacıyla düzenlediği miting, İran savaşı ve yükselen fiyatlar nedeniyle seçmenlerin yaşadığı hayal kırıklığının ortasında Cumhuriyetçi adayların savunmada kaldığı muhafazakâr eyaletlere ulaşma çabalarının son halkası oldu.

Trump, “Sizi seviyorum Kansaslılar, fakat ben buraya Roger Marshall adındaki bir adam için geldim” ifadelerini kullandı.

Seçim söylemlerine yeni bir boyut ekleyen Trump, Cumhuriyetçilerin kazanmaması halinde Fransa’daki geniş çaplı protestoların ABD’de de patlak verebileceği bir senaryoya işaret etti. Trump, bu iddiasına ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.

Fransa’da son günlerde, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerinin yetersiz finansmanı nedeniyle düzenlenen kitlesel protestoların yağma ve arbedeye dönüşmesiyle son yılların en şiddetli huzursuzluk dalgası yaşandı.

Trump’ın kendisi de ABD’de mal ve hizmetlerin makul fiyatlarla sunulması konusunda zorluklarla karşı karşıya bulunuyor.

Trump, başkanlık kampanyalarını alevlendirmek için daha önce kullandığı göçmen ve Müslüman karşıtı söylemlere yeniden başvurdu.

Trump konuşmasında, “Bu ülkede buna izin vermeyeceğiz. Kilise kulelerinin yandığını ve Fransa’nın alevler içinde kaldığını gördüğünüzde, Demokratların ABD’ye yapmak istediği şeyin tam olarak bu olduğunu unutmayın” dedi.

cdfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Kansas’ta düzenlenen bir seçim mitinginde Cumhuriyetçi Senato adayı Roger Marshall’ın konuşmasını dinliyor. (Reuters)

Sivil haklar savunucuları, Trump’ı yıllardır göçmenleri ve etnik azınlıkları hedef alan ve onlarla alay eden söylemleri nedeniyle sık sık eleştiriyor. Sivil toplum kuruluşları, bu tür söylemlerin bu gruplara yönelik ayrımcı tutumları sıradanlaştırdığını belirtiyor.

Kansas eyaleti, Trump’ın 2024 seçimlerinde 16 puan farkla kazandığı ve 94 yıldır ABD Senatosu’na hiçbir Demokratı seçmeyen bir eyalet konumunda bulunuyor.

Senato’da ilk dönemini dolduran Senatör Marshall, Demokrat Parti’nin adayı Adam Hamilton ile başa baş bir yarış yürütüyor. Büyük bir Metodist kilisesinin kurucusu ve papazı olan Hamilton, Trump’ın gümrük vergisi programına ve Başkan’ın ‘istikrarsız liderliği’ olarak adlandırdığı tutumuna karşı çıktığını açıklayarak aday olmuştu.

Trump, Hamilton hakkında, “Sizin beyaz olarak doğduğunuz için tövbe etmenizi istiyor” ifadesini kullandı.

Marshall ise kalabalığa hitabında seçim vaatlerini ‘radikal İslam’ın’ durdurulması gibi kültürel konulara odakladı. Hamilton’ı LGBT+ onur yürüyüşlerini desteklediği gerekçesiyle Kansas için ‘çok radikal’ olarak nitelendiren Marshall’ın bu sözleri kalabalık tarafından yuhalandı.

Yanıt olarak Hamilton’ın kampanya sözcüsü, Marshall’ın kampanyasının ‘çökmekte olduğunu’ ifade etti.

cvfbgh
ABD Başkanı Donald Trump dün, Kansas eyaletinin Park City kentinde Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde, Kansas eyalet valiliği adayı Ty Masterson’la tokalaştı. (AP)

Dün yayımlanan bir videoda Hamilton, Trump’ı eyalette ağırlayarak Başkan’ın destekçilerine kendi seçim kampanyasında ‘yer olduğunu’ belirtti. Hamilton, mantıklı olduğu durumlarda Trump ile birlikte çalışacağını, ancak Washington politikalarının kırsaldaki çiftçilere ve hastanelere zarar vermesi halinde Kansas halkını savunacağını ekledi.

Reuters/Ipsos tarafından yapılan ve dün açıklanan son anket, Amerikalıların yüzde 31’inin Trump’ın görev performansını onayladığını gösterdi; bu oran, Başkan için rekor düzeydeki en düşük seviye oldu.

Demokratların, Cumhuriyetçilerin elindeki hassas çoğunluğu geri alabilmesi için hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da net dört sandalye kazanması gerekiyor. Temsilciler Meclisi’nde mevcut durum 214’e karşı 218 sandalye ile Cumhuriyetçilerin lehine bulunurken, Senato’da ise Cumhuriyetçilerin 53, Demokratların 47 sandalyesi bulunuyor.