Ürdün’de komplonun çökertildiği gecenin detayları gün yüzüne çıkıyor

Ürdün Başbakan Yardımcısı Safadi: Prens Hamza’nın ve başkalarının yabancı çevrelerle iletişim kurduğu tespit edildi.

Yerel gazetelerin manşetinden Ürdün olaylarını takip eden iki Ürdün vatandaşı (AFP)
Yerel gazetelerin manşetinden Ürdün olaylarını takip eden iki Ürdün vatandaşı (AFP)
TT

Ürdün’de komplonun çökertildiği gecenin detayları gün yüzüne çıkıyor

Yerel gazetelerin manşetinden Ürdün olaylarını takip eden iki Ürdün vatandaşı (AFP)
Yerel gazetelerin manşetinden Ürdün olaylarını takip eden iki Ürdün vatandaşı (AFP)

Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, Eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin, eski Kraliyet Divanı Başkanı Basım İbrahim Avadallah ve bir Kraliyet ailesi üyesinin yer aldığı komplonun engellendiğini açıkladı.
Safadi yaptığı basın açıklamasında Ürdün Silahlı Kuvvetleri-Arap Ordusu, Genel İstihbarat Departmanı ve Genel Emniyet Müdürlüğü’nün titiz bir şekilde yürüttüğü ortak kapsamlı soruşturmalar ile güvenlik birimlerinin, uzun bir süre eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin, Kraliyet Ailesi üyesi Şerif Hasan bin Zayd ve Basım İbrahim Avadallah yanı sıra diğer kişilerin faaliyetlerini ve hareketlerini takip ettiğini ve hepsinin vatanın güvenliğini ve istikrarını hedef aldığını söyledi.
Yazılı bir açıklamayı okuyan Ürdünlü bakan, soruşturmalarda ülkenin güvenliğini sarsacak adımları atmak üzere en uygun zamanı belirlemek için yabancı taraflarla yapılanlar da dahil olmak üzere girişimler ve görüşmeler yapıldığının tespit edildiğini vurguladı. Safadi’nin ifadelerine göre ön soruşturmaların, bu faaliyetlerin ve girişimlerin doğrudan ülkenin güvenliğine ve istikrarına zarar verecek boyuta ulaştığını ortaya koymasının ardından güvenlik birimleri, bu soruşturmalar ışığında Ürdün Kralı 2. Abdullah’a, bu faaliyetlerin ve bundan sorumlu olan kişilerin yasal gerekliliği yerine getirmek üzere Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevk edilmelerine yönelik tavsiyelerini sundular.
Safadi Ürdün Kralı’nın meseleyi aile içerisinde çözmek ve Ürdün ve Ürdünlülerin güvenliğini bozmayı amaçlayan ve Haşimi ailesinin geleneklerinden ve değerlerinden bir kopuşu temsil eden bu faaliyetlerden kendisini caydırmak için Prens Hamza ile doğrudan görüşmeyi planladığını vurguladı. Safadi, bu çabaların sürdüğünü ancak en nihayetinde Ürdün’ün güvenliği ve istikrarının her şeyin üstünde olduğunu ve bunları korumak için gerekli tüm yasal önlemlerin alınacağını kaydetti.

Prens Hamza, Kral Hüseyin’in mesajını yanıtsız bıraktı
Safadi, Genelkurmay Başkanı’nın bu mesajı iletmek üzere cumartesi günü öğle saatlerinde Hamza ile görüştüğünü, kendisinden Ürdün’ün güvenliğini ve istikrarını hedef alan bütün hareketlerden ve faaliyetlerden vazgeçmesini talep ettiğini, ancak Hamza’nın cevap vermeyerek bu talebe ülkenin ve halkının çıkarlarını göz ardı eden olumsuz bir tavırla karşılık verdiğini söyledi.
Ürdünlü bakan ön soruşturmaların sözde dış muhalefeti de kapsayan yurt dışındaki çevrelere vatanın güvenliğini sarsmak ve gerçekleri çarpıtmak amacıyla birtakım iddiaları ve mesajları ileten Hamza’nın çevresindeki insanlar arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Aynı zamanda bu soruşturmalar Basım Avadallah ile yabancı taraflar ve sözde dış muhalefetin “istikrarı bozma ve Ürdün'ün ana meselelerdeki kararlı duruşunu zayıflatmakla ilgili hedefleri ve niyetleri gerçekleştirme doğrultusunda kötü niyetli planları faaliyete geçirmek üzere bağlantı halinde olduklarını ve bunun için önceki tüm temasları ve faaliyetleri kullanmaya çalıştıklarını ortaya çıkardı. Bu, Prens Hamza’nın son zamanlarda aşiret liderleri ile, ulusal güvenliğe zarar verecek faaliyetlerde bulunması, onları kışkırtmak ve harekete geçirmek amacıyla iletişimini sıklaştırmasıyla aynı zamana denk geldi. Ön soruşturmalar, Prens Hamza’nın Basım Avadallah ile adımlarını ve hareketlerini uyum içerisinde götürmek için koordinasyon ve iletişim halinde olduğunu da ortaya koydu.
Soruşturmalara göre Prens Hamza Genelkurmay Başkanı ile cumartesi günü öğleden sonra 14.00’da görüştükten dakikalar sonra tam olarak 14.20’de görüşmelerinin ses kaydını Basım Avadallah’a gönderdi ve durumu daha da kızıştırmaya çalışarak başka bir ses kaydını bu ses kaydına ekledi. Bunun ardından Basım Avadallah Ürdün’ü terk etmek üzere bilet rezervasyonu yaptı.
Prens Hamza, kabul edilemez bir şekilde ulusal güvenliğe zarar vermek de dahil olmak üzere vatandaşları devlete karşı kışkırtmak ve örgütlemek amacıyla bir süredir yaptığı faaliyetlerin ve gerçek niyetlerinin aksine yerel ve uluslararası düzeyde sempati toplamak ve gerçekleri çarpıtmak amacıyla bir başka girişimde daha bulunarak Arapça ve İngilizce olarak iki video kaydı yayınladı.

Prensin eşi ile yabancı birimler arasındaki telefon görüşmesi
Güvenlik birimleri ayrıca yabancı güvenlik teşkilatları ile ilişkisi olan bir kişinin Prens Hamza’nın eşi ile cumartesi günü gece 03.55’te temasa geçtiğini, kendisinin hizmetinde olduğunu ve Ürdün’den yabancı bir ülkeye gitmek için derhal bir uçak ayarlama teklifinde bulunduğunu tespit etti. Bu da yabancı tarafların Ürdün’ün güvenliğini ve istikrarını korumak amacıyla engellenen şüpheli faaliyetlere karıştığının bir başka göstergesi sayılıyor.
Safadi soruşturmaların halen devam ettiğini ve yasal yollara göre şeffaf ve net bir şekilde yürütüleceğini vurgularken, bu girişimlerin daha oluşum aşamasındayken kontrol altına alınıp engellediğine işaret etti.

Gergin meclis oturumu
Hükümetin açıklamasından önce dün Ürdün devletinin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle Ürdün Ulusal Meclisi eski binasında özel bir oturum düzenlendi. Meclisin üst kanadı Ayan Meclisi Başkanı Faysal el-Fayiz yaptığı konuşmada karanlıkların içine gizlenen ve ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde herkesin içinden geçtiği bu zorlu koşullarda Ürdünlülerin yoksulluğunu sömürmeye çalışan bu kişilerin hiçbir insani sıfatının olmadığını söyledi.
Prens Hamza’nın videodaki tutumu hakkında yorum yapan Fayiz “İnsanların duygularıyla oynamak ve bir kurban olarak kendini göstermek, temel ahlaki kaidelerimizden, ilkelerimizden, değerlerimizden ve adetlerimizden biri mi? Kral hazretlerine sadakatini göstermek yerine, medya röportajlarında, diğer toplantılarında bahsettiği ve düşündüğünden farklı olmayan her şeyi; açlık yüzünden şişmanlamayan ya da şarkı söylemeyen sahte muhalefetin çukurunda olan herkesi destekliyor” dedi.
Diğer taraftan Meclisin alt kanadı Temsilciler Meclisi Başkanı Abdulmunim el-Udat Kral 2. Abdullah’ın “Ürdün'ün siyasi duruşundan rahatsız olanlar” şeklinde tanımladığı kişilere kararlı ve net bir mesaj gönderdiğini söyledi. Udat konuşmasının devamında “Olaylar, bu dayanıklı sarsılmaz ülkenin kuruluşunun 100’üncü yılına yaklaşırken, Haşimi rejimimizin ve ülkemiz Ürdün’ün komploya, entrikalara ve fitnelere karşı dirençli olduğunu bizlere bir kez daha gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Aynı oturumda Başbakan Yardımcısı Tevfik Krişan, Ürdün’ün barışçıl yollar ile meşru amaçlar için çalıştığı sürece ideolojisi ne olursa olsun hiçbir zaman muhalifleri tasfiye etme ya da siyasi bir oluşumu dışlama gibi bir durumla karşılaşmadığını ifade etti. Krişan Ürdün’ün 100’üncü yıldönümü için yaptığı konuşmasında “Büyük Arap Devrimi dinler için dışlayıcı değildi. Çünkü köklerindeki Araplık boyutu tüm dinleri kucaklıyordu. Bu nedenle devrim, demokrasiye ve halkın katılımına inandığı için modern değerleri içinde taşıyordu” dedi.

Komplonun bozulduğu gecenin detayları
Ürdünlüler cumartesiyi pazara bağlayan gece eski Kraliyet Divanı Başkanı Basım Avadallah ve Şerif Hasan bin Zayd’ın tutuklandığına ilişkin haberlerin yayılması ile gergin hararetli olaylara tanıklık etti. Bu haberlerden önce Ürdün Silahlı Kuvvetleri (Arap Ordusu) tarafından, eski Veliaht Prens Hamza bin Hüseyin’in tutuklandığını ya da evinde zorla alıkonulduğunu reddeden bir haber yayınlandı. Söz konusu açıklamada “Bunun yerine, kendisinden Ürdün’ün güvenliğini ve istikrarını hedef alan hareketlerini ve faaliyetlerini durdurması istendi” ifadeleri yer aldı.
Bu açıklamanın ardından birkaç saat sonra Prens Hamza İngilizce olarak bir video yayınladı. Prens Hamza söz konusu videoda Ürdün Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Yusuf el-Huneyti’nin kendisini ziyaret edip insanlarla görüşüp buluşmak için dışarı çıkmasının yasak olduğunu bildirmesinin akabinde korumaları geri çekilip tüm iletişim araçları ve internet kesildikten sonra zorla evde tutulduğunu vurguladı. Prens Hamza Arapça olarak yayınladığı diğer video kaydında ise “Şu an ülkemdeki yıkımın ve tahribatın sebebi ben değilim. Bu hepimizi etkiledi. Tüm kurumlarımıza zarar verdi. Kurumlarımızı tahrip eden gerileme ve yozlaşmaya tanık olduk” dedi.
Ülkesini seven herkesin yurtdışındaki bir tarafa veya gündeme tabi olduğu ya da kişisel emelleri olduğu iddiasıyla soruşturma geçirdiğini, tutuklandığını ve devamlı suçlamalara maruz kaldığını ifade eden Presn Hamza, “Şu an ülkemizde olanlar acı verici ve yürek burkan bir şey. Kurumlarımızı böldüler. İtibarımızı ve şerefimizi iki paralık ettiler” şeklinde konuştu.

Yurtdışıyla iletişim halinde olan bir şebeke
Ürdün güvenlik birimlerinin ülkedeki eşi görülmemiş bir şekilde operasyonun ağlarını takip ettiği bir sırada, eski Kraliyet Divanı Başkanı Basım Avadallah’ın Prens Hamza’dan Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmenin ses kaydını alır almaz ülkeden çıkmaya çalışmasının ardından davanın unsurlarına karşı gözaltı emirlerinin tarihi değişti.
Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’nin resmi açıklamasında belirttiği gibi olayda Ürdünlü prensin çevresindeki yaklaşık 16 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Basım Avadallah ve Şerif Hasan bin Zayd’ın yanı sıra krallığın farklı bölgelerini temsil eden sosyal figürler ve Prens Hamza’nın ofisindeki çalışanlar da yer alıyor.
Ülkenin güneyinde bulunan el-Kerak ilinden el-Mecali aşiretinin yayınladığı bir açıklamanın ardından gözaltıların çemberi büyüdü. Aşiret yaptığı açıklamada adamlarından bazılarının gözaltına alınma şeklini kınadı ve gözaltına alınan kişilerin isimlerini açıkladı.
Söz konusu açıklamada aşirete mensup kişilerin gözaltına alınma şekli sabıkalı ve suçlu kişilerin gözaltına alınma şekline benzetildi. Ayrıca 20’den fazla zırhlı araçla, son teknoloji silahlarla donanmış silahlı kuvvetlerin bu operasyonu uyuşturucu kaçakçılarına, kanun kaçaklarına ve karaborsacılara düzenlenen baskınlara benzetildi.
Ortak askeri bir güç tarafından tam 00.00’da başlatılan operasyon sırasında Genel İstihbarat Departmanı’nın konuşlandığı Dabuk bölgesinde ve Kraliyet Sarayı ile Kral 2. Abdullah’ın ofislerinin yakınlarında sıkı güvenlik önlemleri alındı.



Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
TT

Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)

Ürdün Bağımsız Seçim Komisyonu Komiserler Kurulu dün yaptığı açıklamada, yasaklı Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisine, adını "dini, mezhepsel veya etnik çağrışımlardan arındırılmış" bir isimle değiştirmesi gerektiği konusunda bildirimde bulunduğunu duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Komisyon, 2022 tarihli 7 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine dayanarak, İslami Hareket Cephesi partisine ihlalleri bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde düzeltmesi gerektiğini bildirdi.  

Açıklamaya göre, “Parti, ihlaller konusunda daha önce 17 Şubat tarihli Sicil Memurundan bir mektupla bilgilendirilmişti.”

Açıklamada ayrıca, ihlalin partinin tüzüğü ve adıyla ilgili olduğu, bunların Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu belirtildi. Kanunda, “bir partinin dini, mezhepsel, etnik veya sınıfsal temellere veya cinsiyet veya köken ayrımcılığına dayalı olarak kurulamayacağı” hükmü yer almaktadır.

Konsey, “partinin adının tüzüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve siyasi kimliğini ifade ettiğini, bu nedenle dini, mezhepsel, etnik veya ayrımcı çağrışımlardan arındırılmış olması gerektiğini” belirtti.

Ayrıca, partinin Yüksek Mahkemesi ve Merkez Mahkemesi'nin oluşumuyla ilgili diğer ihlallere de işaret eden yetkili, bu kurulların, Genel Kurul tarafından seçilmediğini, bunun da iyi yönetişim ilkelerini ihlal ettiğini ve bağımsızlıklarını zayıflattığını belirtti.

Nisan 2015'te faaliyetleri yasaklanan Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi Partisi, ülkenin en önde gelen siyasi ve muhalefet partisi olarak kabul ediliyor.

16 Temmuz 2020'de Ürdün yargı makamları, daha önce faaliyetlerine müsamaha göstermiş olmasına rağmen, yasal statüsünü düzeltmemesi nedeniyle Müslüman Kardeşler'i feshetme kararı aldı.

Müslüman Kardeşler'in feshedilmesinin ardından, İslami Hareket Cephesi partisi lisanslı bir siyasi parti olarak yasal statüsünü korudu ve adayları Eylül 2024'teki son parlamento seçimlerine katılarak Temsilciler Meclisi'ndeki 138 sandalyeden 31'ini kazandı.


Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.