Pandemi ilaç sektörünü nasıl etkiledi?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay
TT

Pandemi ilaç sektörünü nasıl etkiledi?

Fotoğraf: PixaBay
Fotoğraf: PixaBay

Sağlık sistemleri salgının etkisiyle hem yatarak hem ayaktan sağlık hizmetleri boyutunda sınırlı olarak Kovid-19 enfeksiyonu tanılı hastalara hizmet verdi. İlaç endüstrisi en büyük küresel iş birliği örneklerinden birisini ortaya koyarak bir seneden kısa sürede birden fazla aşı adayını acil kullanım onayı alacak düzeye getirdi.
Tüm dünyada sağlık sistemlerinin acil durumlarla başa çıkabilme kapasitesinin ne kadar önemli olduğu ve neden sağlık alanına daha çok yatırım yapılması gerektiği de daha iyi anlaşıldı. İlaç firmalarının ülke temsilcileri, ilaç sektöründeki son durumu Independent Türkçe’ye değerlendirdi.  

"2020 yılında ilaç sektörü yaklaşık 52 milyar TL tutarında bir büyüklüğe ulaştı" 
"Türkiye’de sektördeki çalışanlarımızın sağlığını korumak ve hem üretimi hem de ilaç tedarikini kesintisiz sürdürebilmek bu dönemdeki birinci önceliğimiz oldu" diyen Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, şu bilgileri verdi: "Bu doğrultuda aldığımız tedbirler sonucu üretim ve tedarik maliyetleri ve bunlara ek olarak gümrük kısıtlamaları, lojistik hizmetlerindeki aksamalar ve bunlardan kaynaklanan yeni maliyet artışları nedeniyle sektörün yükü her boyutta önemli derecede arttı. 2020 yılında ilaç sektörü yaklaşık 52 milyar TL tutarında bir büyüklüğe ulaştı. Diğer taraftan, 2020 yılı Mart ayından itibaren Kovid-19 pandemisi kapsamında alınan tedbirler doğrultusunda vatandaşlarımız acil olmayan tedavilerine ara vererek hekimlere ve eczanelere gitmeyi asgari düzeye indirdiler. Bu kapsamda Türkiye ilaç pazarı 2020 yılında  yüzde 5,2 küçülerek 2,55 milyar kutudan 2,41 milyar kutuya geriledi. Değer bazında ise yüzde 19,4 yükselişle 52,3 milyar TL seviyesine geldi."

"Tıp ve eczacılık ürünleri ihracatı 2020 yılında 2019 ihracatının yüzde 27 üzerine çıkarak 1,85 milyar ABD Dolarına ulaştı"
Dünyayı etkisi altına alan salgın şartlarına rağmen tıp ve eczacılık ürünleri ihracatının 2020 yılında 2019 ihracatının yüzde 27 üzerine çıkarak 1,85 milyar ABD Dolarına ulaştığını belirten Dereli, "Endüstrimizin üretim kapasitesinin hem yurt içi talebi hem de üretim üssü olduğu takdirde bölgesel veya küresel talepleri de karşılayabilecek durumda olduğunun bir ispatı niteliğinde. İthalattaki artışın daha sınırlı seviyede kalmasına bağlı olarak ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 27’den yüzde 34’e çıkması sektörü motive ederken, doğru fiyat politikaları ve etkili yasal düzenlemelerle ilaç endüstrisinin ülkemize büyük katkı sağlama potansiyelini de ortaya koyuyor" dedi.

Dr. Ümit Dereli

"İhracatımızda 2021 yılında ülkeye 2 milyar ABD doları seviyesinde döviz girişi mümkün olabilir"
Dereli, ihracatın önemine vurgu yaparak, şunları söyledi: "2021 yılında yıllık nüfus artışı, nüfusun yaşlanması ve benzeri demografik değişimler ve mevzuatın belirlediği oranda gerçekleşecek kur düzenlemesi de göz önüne alındığında TL cinsinden yüzde 21 oranında bir büyüme öngörülüyor. Yaşanan olağanüstü koşulların normale dönmesi durumunda ilaç pazarının pandemi öncesi hacmi olan 2,5 milyar kutuya ulaşacağı da tahmin ediliyor. 2020 yılında, yaşadığımız pandemi sürecinin zorlu koşulları nedeniyle ülkemizde iş gücüne katılım oranında yaklaşık 3 puanlık bir düşüş yaşandı. Türkiye ilaç endüstrisi bu süreçte işten çıkarma yapmadan istihdamını korudu. Son yıllarda ihracatımızda yaşanan olumlu gelişmeleri göz önüne aldığımızda 2021 yılında  ülkeye 2 milyar ABD doları seviyesinde döviz girişinin mümkün olabileceğini ifade edebiliriz.  Türkiye’deki ilaç firmalarımız 170’ten fazla ülkeye  ihracat yapıyor. Türkiye toplam ihracatı gerilerken ilaç ihracatımızın yüzde 27 civarında artış gösterdiğine tanık oluyoruz. En önemli ihracat pazarlarımızı Güney Kore ve yakın coğrafyamız oluşturuyor. BDT ve Ortadoğu ülkeleri bu anlamda önde yer alırken, ürünlerimiz AB ülkeleri ve ABD dahil birçok pazarda yer alıyor. Ülkemizin ilaç ihracatında son yıllarda yakalamış olduğu yukarı yönlü hızlı ivmenin 2021 yılında da devam etmesini öngörüyoruz."

"Kovid tüm dünyayla birlikte sağlık sektörünü de oldukça olumsuz etkiledi"
Pierre Fabre Türkiye Genel Müdürü Dr. Hande Demirdere, pandemi sürecinde ilaç sektörünün yaşadığını şu şekilde yorumluyor: "COVID tüm dünyayla birlikte sağlık sektörünü de oldukça olumsuz etkiledi. Klinikler ve hastaneler, ilaç sektörünün en temel çalışma alanlarıydı ve bu alanlarda tüm öncelikler COVID hastalarına yöneldi. Pandemi nedeniyle azalan üretim kapasitesi ve aksayabilecek lojistiğe rağmen önceliğimiz hastalara ve kullanıcılara ürünlerimizi ulaştırmayı sağlamak oldu. Burada da önceliğimiz hayatı tehdit eden onkoloji ürünleri olmakla birlikte yine çeşitli cilt hastalıkları için gerekli ürünlerin aksamadan sağlanmasıydı. Pandemi süresince bu mücadelenin ana kahramanları olan doktor ve eczacılara destek vermeye devam ediyoruz. Bu bağlamda Acil Derneği’yle birlikte acil servislere ve eczacılara bağışlar yapıyoruz. Pandemiden en çok etkilenen sektörlerden birinde faaliyet göstersek de ekiplerimizin sağlığını ön planda tutmaya ve sürekli gelişimlerini sağlayacak aksiyonlar almaya devam ediyoruz."

Pierre Fabre Türkiye Genel Müdürü Dr. Hande Demirdere

"Dijitalizasyon, önümüzdeki dönemde de hasta takibinden tanıtım faaliyetlerine kadar çeşitli alanlarda önemini koruyacak"
Dijitalleşmenin önemine dikkat çeken Demirdere, "Şu an yoğun şekilde deneyimlediğimiz "dijitalizasyon", önümüzdeki dönemde de hasta takibinden tanıtım faaliyetlerine kadar çeşitli alanlarda önemini koruyacak. İnsan yaşamını en iyi şekilde güzelleştirme yolunda köklerimize sadık kalarak ve "Sağlıktan Güzelliğe" mottomuzla, dönüşüme hep birlikte dijitalleşmeyle devam ediyoruz" diyor.  

"Dünya çapında yürütülen 45 aşı araştırmasına ürünleri ve teknoloji transferiyle destek oluyoruz"
IMS verilerine göre dünyada ilaç endüstrisinin 2021 yılında yaklaşık 1.5 trilyon dolar büyüklüğüne ulaşması tahmin edildiğini belirten Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Buna ek olarak, dünya ilaç pazarının en büyük tedavi alanlarını, onkoloji, diyabet, otoimmun hastalıklar, ağrı ve kardivasküler sistem ilaçlarının oluşturacağı tahmin ediliyor. Ayrıca ilaç sektörünün büyümesinin de yine aynı dönemde ağırlıklı olarak, onkoloji, otoimmun hastalıklar ve diyabet ilaçları ile gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. Bu trend Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan pazarlar için de büyük oranda geçerli. Bu nedenle ilaç sektöründe yenilikçi ilaç ve tedaviler giderek daha fazla önem kazanıyor.  Altını çizmek istediğimiz konu ise, ilaç endüstrisinin, araştırma ve geliştirmeye, bilim ve teknoloji’ye en çok kaynak ayıran endüstri olduğu. Biz de bir araştırmacı ilaç firması olarak, yeni ilaç ve tedavileri keşfetmek için çalışıyoruz. Bu da on binlerce bilim insanına yıllar boyu süren araştırmalarında kaynak, teknoloji ve çalışma ortamı sunmak anlamına geliyor.   Kovid-19 pandemisi sürecinde, dünya çapında araştırmacılara destek vermek konusunda çevik ve etkili adımlar attık. Pandemiyle sürdürülen global mücadelenin bir parçası olarak hem sağlık hizmetleri hem de yaşam bilimleri bölümleriyle, tüm dünyada aşı geliştiren ve bu konuda araştırmalar yapan bilim insanlarına ve şirketlere yardımcı olduk.  Şu an dünya çapında yürütülen 45 aşı araştırmasına ürünleri ve teknoloji transferiyle destek oluyoruz."

Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer

"Lipidler, Pfizer-BioNTech Kovid-19 aşısının üretiminde kullanılacak"
Bir aşı üreticisi olmasalar da aşı araştırmaları yapan ve üreten şirketlere 40 yılı aşkın süredir ürün teknoloji ve prosesleri ile hizmet verdiklerini vurgulayan Zayer, "Aşı üretimi için 3 temel konu ön plandadır: Güvenlik, yeterli miktarda üretim yapmak ve tedarik zinciri. Örneğin, pandemi öncesinde de önemli iş ortaklarımızdan biri olan Jenner Enstitüsü’ndeki araştırmacıların üzerinde çalıştığı aşının proses geliştirme aşamasını   bizim teknolojimizle 12 aydan 2 aya indirdik. Lipidler, bir aşının etkili olabilmesi için mRNA tedavilerinin vücuda ilaç salım sistemi açısından kritik öneme sahip maddelerdir. BioNTech ile yakın işbirliği halinde, acil ihtiyaç duyulan lipidlerin tedariğini önemli ölçüde hızlandıracak ve 2021 yılı sonuna doğru lipid teslimat miktarını artıracağız. Lipidler, Pfizer-BioNTech Kovid-19 aşısının üretiminde kullanılacak.  Houston’daki Baylor College of Medicine ile yapılan işbirliğinde ise, aşı çalışmaları düşük gelirli ülkeleri hedef alıyoruz" şeklinde konuşuyor. 

"Türkiye’de pazar ünite bazında her sene büyürken 2020 yılında küçülme gösterdi"
Chiesi İlaç Türkiye Genel Müdürü Umut Meriç, şunları söyledi:
"Kovid-19’un global bir pandemiye dönüşmesi ile ilaç sektörü birçok farklı açıdan etkilendi. İlk planda bizi en çok korkutan tedarik zincirinde oluşabilecek aksaklıklardı ancak tüm ilaç sektörü olarak iş devamlılığı ekiplerimiz ile süreci olabilecek en iyi şekilde yönetebildiğimizi düşünüyorum. Özellikle Türkiye’de hastaların ilaca erişiminde herhangi bir aksaklık yaşanmaması Türk İlaç Sektörü için başarı ile verilmiş bir sınavdır. Bu dönemde Kovid-19 dışı hastaların özelikle akut hastalık olarak niteleyebileceğimiz hastalıklarda polikliniklere başvuru ve dolayısı ile tanı ve tedaviye erişimlerinde azalma oldu. Rapor devamlılığı ile hali hazırda kronik hastalığı olanlar tedavilerine düzenli ulaşırken, yeni tanı alan hasta sayılarında ve akut tedavilerde ciddi azalmalar yaşandı. Buna bağlı olarak da bazı terapötik alanlar çok fazla etkilenmezken, bazıları oldukça negatif etkilendi. Sonuç olarak, Türkiye’de pazar ünite bazında her sene büyürken 2020 yılında küçülme gösterdi."

Chiesi İlaç Türkiye Genel Müdürü Umut Meriç

"Eski normalimize değil öğrenimlerimizle birlikte yeni bir normale geçeceğimize inanıyorum"
Bu süreçte sağlık çalışanları ile olan iletişim konusuna dikkat çeken Meriç, "Hekimler ve sağlık çalışanları Kovid-19 hastalığının merkezinde olduklarından bu alanda doğan kısıtlamalar iletişimimizi ciddi anlamda etkilendi. Bu kısıtlamalar sebebi ile paydaşlarımız ile olan iletişimimizde uzaktan tanıtım, online toplantılar, telefon ve e-mailing gibi farklı iletişim kanallarına yöneldik. Pandemi döneminde hızlanan dijital transformasyon süreçlerinin Kovid-19 sonrasındaki yeni normalde de devam edeceğini düşünüyorum. Ayrıca yine bu dönemde toplumun insan sağlığının önemini daha iyi anladığını ve bunun da ilaç sektörünün algısı üzerine pozitif bir etki yarattığına inanıyorum. Geldiğimiz noktada Kovid-19’un bahsettiğimiz etkilerinin devam ettiğini görüyoruz. Bu pandemiden etkin bir aşılanma süreci ile çıkabileceğine inanıyorum. Dünya’da aşılanma süreci başladı, Türkiye olarak da birçok ülkeye kıyasla iyi bir noktada olduğumuzu söyleyebiliriz ancak bu alanda alınması gereken daha yolumuz var. Aşıların tedarik süreci hızlandıkça ve aşılanma oranları arttıkça pandeminin etkisi de yavaş yavaş azalacak.  Pandemi döneminde yaşadığımız tecrübelerin bundan sonraki süreçte de hayatlarımızı etkilemeye devam edeceği aşikâr. Bu süreçten sonra eski normalimize değil öğrenimlerimiz ile birlikte daha güçlü bir şekilde yeni bir normale geçeceğimize inanıyorum" dedi.

Independent Türkçe



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct