Natanz Nükleer Tesisi’ne ‘İsrail sabotajı’ mı?

İranlı bir sözcü herhangi bir yaralanma veya radyoaktif kirlenme kaydedilmediğini söylerken bir milletvekili ise sabotaj ve sızıntı ihtimallerine değindi

İran Atom Enerjisi Kurumu Müdürü, Cumartesi günü Tahran'daki bir sergide İran Cumhurbaşkanı’na gelişmiş IR9 santrifüjlerinden bahsetti (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Müdürü, Cumartesi günü Tahran'daki bir sergide İran Cumhurbaşkanı’na gelişmiş IR9 santrifüjlerinden bahsetti (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Natanz Nükleer Tesisi’ne ‘İsrail sabotajı’ mı?

İran Atom Enerjisi Kurumu Müdürü, Cumartesi günü Tahran'daki bir sergide İran Cumhurbaşkanı’na gelişmiş IR9 santrifüjlerinden bahsetti (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Müdürü, Cumartesi günü Tahran'daki bir sergide İran Cumhurbaşkanı’na gelişmiş IR9 santrifüjlerinden bahsetti (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran, Natanz Nükleer Tesisi’nin dün sabah ‘nükleer terörizm’ olarak nitelendirdiği yeni bir siber saldırıya maruz kaldığını doğruladı. Aynı zamanda herhangi bir tarafa suç isnat edilmeden İran’ın ‘cevap verme hakkını’ saklı tuttuğu ifade edildi. Bu açıklamadan saatler önce de tesisteki elektrik dağıtım ağının bir ‘kaza’ neticesinde kesildiğinin belirtilmişti. Diğer yandan Batı ve İsrail’den kaynaklar ise Natanz'ın arkasında Mossad’ın olduğu bir ‘siber saldırıya’ maruz kaldığını iddia ediyor.
Resmi televizyonun aktardığına göre İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Salihi, Natanz nükleer tesisinin Pazar günü maruz kaldığı kazanın bir ‘terör’ eylemi olduğunu vurguladı. Reuters’ın haberine göre Salihi, “Uluslararası toplum ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) bu durumla ilgilenmesi gerekiyor. İran ise bu eylemin faillerine cevap verme hakkını saklı tutuyor” ifadelerini kullandı.
Salihi, Natanz’da olup bitenlerin İran’ın endüstriyel ve siyasi ilerleyişine karşı muhalefetin İran’ın nükleer endüstrisi gelişimini engellemede başarısız olduğuna, diğer yandan da adaletsiz yasağın kaldırılması yönündeki başarılı müzakerelere işaret ettiğine de değindi.
ABD'yi İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası anlaşmaya geri döndürmeyi amaçlayan müzakerelerin şu anda Viyana'da devam ettiğine atıfta bulunan Salihi, “İran, bu terör hareketinin hedeflerini engellemek için bir yandan nükleer teknolojiyi ciddi şekilde geliştirmeye devam edecek, diğer yandan da haksız ambargoyu kaldırmak için çalışacaktır” vurgusunda bulundu.
Saldırı konusunda herhangi bir grup veya devlete suç isnat etmeyen Salihi, hedeflenen tesislerin durumu hakkında da herhangi bir ayrıntı vermedi.
Söz konusu olay, Salı günü başlayan ve geçen hafta Cuma günü sona eren Viyana müzakereleri geleceğine gölge düşürdü. Nükleer anlaşma taraflarının müzakere heyetleri Çarşamba günü Viyana'ya dönüyor.
Temmuz ayında kaydedilen bir diğer olayın ve İranlı nükleer bilimci ve Savunma Bakanı Yardımcısı Muhsin Fahrizade'nin geçen yıl öldürülmesi ardından İran, UAEA ve diğer uluslararası kuruluşların ‘uluslararası bir kınama’ yayınlamasında ısrarcı olmuştu.
İsrail Kanal 13 Televizyonu’nun atıfta bulunduğu Batılı bir istihbarat kaynağı ise ‘Natanz Nükleer Tesisi’ne yönelik saldırının ardında Mossad’ın bulunduğunu, saldırının İran'ın uranyum zenginleştirme projesi çekirdeğine ciddi zarar verdiğini’ öne sürdü
The Jerusalem Post gazetesi ise Natanz'daki olayın bir ‘kaza’ olmadığını, verdiği ‘zararın İran'ın başlangıçta halka açıkladığından çok daha büyük’ olduğunu iddia etti. Aynı zamanda Batılı kaynaklara atıfta bulunan gazete, ‘tesisin siber saldırıya maruz kaldığını’ öne sürdü.
Haberi dün ilk yayınlayan Devrim Muhafızları'na bağlı Fars haber ajansına göre İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, dün yaptığı açıklamada İsfahan’da bulunan Natanz Nükleer Tesisi’ndeki elektrik kesintisinin meydana geldiğini belirtmişti. Ardından hükümet televizyonuna verdiği röportajda ise tesisteki elektrik dağıtım ağında bir kazanın meydana geldiğini öne süren Kemalvendi, aynı zamanda “Bir kesinti yaşandı ancak sebebini bilmiyoruz” ifadelerini kullanmıştı. AFP’nin haberine göre elektrik akımının Pazar günü öğlen saatlerine dek kesildiğine işaret edildi.
Elektriğin sadece zenginleştirme tesisinde ya da Natanz’daki diğer tesislerde de kesildiğine değinmeyen Kemalvendi, “Kaza sonucunda herhangi yaralanma veya radyoaktif kirlenme kaydedilmedi. Belirli bir sorun mevcut değil. Kazaya yönelik araştırmalar sürüyor. Şu anda daha fazla bilgi bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Kaza, İran'ın 2015 tarihli nükleer anlaşması mucibince yasaklanan gelişmiş santrifüjlerin monte edileceği yeni bir tesisin kurulmasının ertesi günü meydana geldi. Zirâ Temmuz ayında diğer salonda yangın patlak vermiş, bunun nükleer programını sabote etme girişimi olduğunu öne süren İran ise soruşturmanın sonuçlarına ilişkin herhangi bir ayrıntı vermemişti.
Diğer yandan İran Meclisi Enerji Komisyonu Sözcüsü Milletvekili Malik Şeriati de Twitter hesabından yaptığı açıklamada “İran Batı’yı yaptırımları kaldırmaya zorlamaya çalışırken, Ulusal Nükleer Teknoloji Günü’nün ertesi günü meydana gelen bu kazanın sabotaj veya sızıntı olabileceği şüpheleri mevcut. Parlamento, olaya dair boyut ve ayrıntıları takip ediyor” ifadelerini kullandı.
Cumartesi günü İran, önceki santrifüjlere kıyasla 10 kat daha fazla uranyum üretecek 146 adetten oluşan IR6 santrifüj zinciri devreye sokmuş, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, tesiste bulunan yeni nesil IR6 santrifüjlerinden oluşan 164 santrifüjlü zincirin ve IR5 santrifüjlerinden oluşan 30 santrifüjlü zincirin resmi açılışını yapmıştı. Aynı zamanda IR-9 santrifüjlerine yönelik mekanik testlere de başlanmıştı.
İran Atom Enerjisi Kurumu mühendisleri, IR6 ve IR9'un nükleer anlaşmanın 30 ardışık seri halinde kurulu 5 bin 60 adet çalıştırılmasına izin verdiği IR1 santrifüjlerinden sırasıyla 10 ve 50 kat kat daha güçlü olduğunu öne sürüyor.
İran’ın ABD’nin anlaşmadan çekilmesine cevaben Mayıs 2019'da nükleer anlaşmayı ihlal etmeye başlaması ardından UAEA, İran’ın 4 seri halinde 696 IR2M tipi santrifüj ve tek seri halinde 174 IR4 tipi santrifüj kullandığını doğrulamıştı.
Uranyum zenginleştirme oranını nükleer anlaşmanın izin verdiği yüzde 3,67'den yüzde 4,5'e çıkaran İran, bu oranı geçtiğimiz ocak ayında ise yüzde 20’ye çıkarmış ve geçen haftaya kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunun 55 kilograma ulaştığını bildirmişti.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Abbas Arakçi ise bir önceki yönetim tarafından uygulanan ABD yaptırımları bir defada kaldırılmadığı sürece mevcut faaliyetlerin ‘durmayacağını ve azalmayacağını’ vurgulamıştı.
ABD ve İsrail tarafından geliştirildiğine inanılan Stuxnet bilgisayar virüsü Natanz'a saldırmak için kullanılması ardından 2010 yılında keşfedilmişti. Yaşanan yeni kaza ise İranlı yetkililerin bir yıldan kısa bir süre içerisinde meydana geldiğini bildirdiği ikinci olay sayılıyor.

Temmuz 2020 saldırısı
Natanz’daki bir santrifüj montaj tesisi, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yaşanan gizemli bir patlamayla ciddi şekilde hasar görmüştü. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ise olayın ardından yaptığı açıklamada, yangın sebebinin tespit edildiğini ancak güvenlik nedeniyle zamanında açıklanacağını duyurmuştu.
Resmi IRNA ajansı tarafından Temmuz ayında yayınlanan bir haberde, İsrail ve ABD gibi düşmanların yürüttüğü sabotaj ihtimaline değinilmiş, ancak herhangi birine yönelik doğrudan suçlamada bulunulmamıştı.
Reuters, o dönemde yayınlanan haberinde, yangının bir siber saldırıdan kaynaklandığına inanan üç İranlı yetkiliye atıfta bulunmuş, ancak herhangi bir bu kanıt sunmamıştı.
İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii ise geçtiğimiz Eylül ayında yaptığı açıklamada İran güvenlik servislerinin Natanz Nükleer Tesisi’nde geçen temmuz ayında meydana gelen patlamaya ‘iç unsurların’ karıştığına dair ‘güçlü hipotezler’ üzerinde çalışıldığını duyurmuştu. Rebii, ‘sabotaj girişiminin doğrulandığını’ belirttiği açıklamasında ‘eylemdeki karmaşık ilişkiler’ ışığında ‘birkaç hipotezin’ ortaya atıldığına işaret etmiş, aynı zamanda çeşitli departmanlardan güvenlik birimlerinin incelemelere devam ettiği de eklemişti.
Geçtiğimiz Aralık ayında yayınlanan uydu görüntüleri, Natanz’daki tesisin dağlara doğru yeniden genişlemeye başladığını göstermişti. Uzmanlar buranın yeni bir santrifüj montaj tesisi için genişletildiğini tahmin ediyor.
The New York Times’ın Temmuz saldırısı sonrası atıfta bulunduğu Ortadoğulu bir yetkili, Natanz'da patlamaya neden olan güçlü bir bombanın yerleştirilmesinden İsrail’in sorumlu olduğunu öne sürdü. Gazetenin haberine göre olayın patlayıcı maddeler kullanılarak gerçekleştiğini belirten Devrim Muhafızları’ndan bir yetkili, tesisin bir Cruise füzesi veya insansız hava aracı tarafından vurulduğu yönündeki iki hipotezle ilgili bir soruşturmaya da atıfta bulundu.

Fahrizade suikasti
Muhsin Fahrizade’nin içerisinde bulunduğu araba geçtiğimiz Kasım ayı sonunda başkent Tahran’ın banliyölerinden birinde kurşun yağmuruna tutulmuştu. İranlı yetkililer suikastla ilgili soruşturmanın sonuçlarını henüz açıklamazken İran İstihbarat Bakanlığı ve ona paralel güçlerin ise çelişkili açıklamalarda bulunduğu kaydedilmişti.
İran İstihbarat Bakanı Mahmud Alevi, Fahrizade’ye düzenlenen suikasta bir ‘silahlı kuvvetler mensubunun’  lojistik destek sağladığı bilgisini paylaşmıştı. Devlet televizyonuna konuşan Alevi, “Suikast için öncelikli hazırlıkları yapan kişi silahlı kuvvetler mensubuydu. Biz, silahlı kuvvetler sahasında istihbarat çalışması yapamadık” ifadelerini kullanmıştı. İstihbarat Bakanlığının suikastın düzenleneceği yere dair birkaç gün önceden bilgi aldığını, ancak zamanlamayı bilmediklerini de eklemişti.
İsrail ise İran'ın suikastın arkasında olduğu yönündeki suçlamalarına resmi bir yorumda bulunmamıştı.
Ancak Birleşik Krallık merkezli Yahudi gazetesi The Jewish Chronicle, yine Şubat ayında yayınladığı haberinde, Fahrizade suikastına yönelik yeni ayrıntıları ortaya çıkarmış, bu yönde İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın sorumluluğuna vurguda bulunmuştu. Kaynaklara atıfta bulunan gazete, aralarında İsrail ve İran vatandaşlarının da bulunduğu en az 20 ajanın Fahrizade’yi sekiz ay boyunca gözlemlediği, nitekim Fahrizade’nin Mossad tarafından parçalara ayrılarak İran’a sokulan bir ton ağırlığındaki silahla öldürüldüğünü öne sürmüştü.
Gazete, İsrailli kaynağın ABD’ye atıfta bulunarak “İran nükleer programıyla ilgili durum kritik hale geldiği taktirde kimseden izin istemeyeceğiz” ifadelerini kullandığını da aktarmıştı.



Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
TT

Washington ve Tahran arasında bir çatışma için en olası senaryolar hangileridir?

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı başlatma konusunda henüz nihai kararını vermedi, ancak bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etti (AFP)

Ahmed Abdulhekim

Ortadoğu geneline hakim olan ve Washington ile Tahran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla körüklenen, her iki ülkenin de artan tehditler savurduğu, ABD'nin bölgede askeri güçlerini yoğun bir şekilde konuşlandırdığı gerilim ortamında, gözlemciler gerçekleşmesi halinde beklenen askeri eylemin niteliğini, biçimini ve bölge üzerindeki sonuçlarını tartışıyorlar. Zira ABD’nin nihai hedeflerinin, İran'ın nükleer programını veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bunların bir kombinasyonu olup olmadığı halen muğlak.

xcvfg
Bazılarına göre, Başkan Trump, ABD'nin aylarca kıyılarına güçlerini yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'da kullandığına benzer bir yaklaşımı İran'a karşı da izliyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, böyle bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar vermemiş ve bir anlaşmaya varmak için diplomasi kapısının halen açık olduğunu ima etmiş olsa da bilhassa ABD'nin bölgedeki deniz filosunu takviye etmesi, Başkan Trump'ın İran'ı nükleer anlaşma imzalamayı kabul etmemesi veya protestocuları öldürmeyi bırakmaması durumunda “benzeri görülmemiş” bir askeri eylemle tehdit etmeye devam etmesiyle birlikte, askeri eylem sinyalleri artmaya devam ediyor.

ABD Donanması şu anda bölgede altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda. Geçen hafta ABD Donanması, saldırı uçakları ve hayalet F-35 savaş uçaklarıyla donatılmış USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran içindeki hedeflere saldırı mesafesinde, Arap Denizi'nde konuşlandırıldığını açıkladı. Uçak gemisine füzelerle donatılmış 3 muhrip eşlik ediyor. Pentagon ayrıca, İran'ın kısa veya orta menzilli füzeler kullanarak düzenleyebileceği olası misilleme saldırılarına karşı bölgedeki ABD güçlerini korumak için ilave Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri gönderdi.

ABD hamlesinin amaçları

ABD ordusunun Ortadoğu'da, İran'ı vurabileceği menzilde “büyük bir vurucu güç” olarak değerlendirdiği gücü konuşlandırmasının gölgesinde, Amerikan siyasi çevreleri hâlâ bu tırmandırmanın birincil amacının İran'ın nükleer programını hedef almak veya balistik füze cephaneliğini vurmak, rejimi değiştirmeye çalışmak yahut bu üç seçeneğin bir kombinasyonu olup olmadığını tartışmaya devam ediyor.

Wall Street Journal'ın ABD’li yetkililere atıfta bulunarak yayınladığı bir analize göre, Başkan Trump, yardımcılarından Ortadoğu'da uzun süreli bir savaşa dönüşme riskini taşımayan hızlı ve kararlı saldırı seçeneklerini incelemelerini istedi. Yetkililer, ideal seçeneğin rejime ağır bir darbe indirmek ve onu nükleer meseleyle ilgili ABD taleplerine boyun eğmeye, muhaliflerine yönelik baskıyı durdurmaya mecbur bırakmak olduğuna inanıyorlar.

Aynı gazete, ABD yönetiminin kurmayları arasında İran hükümetini devirebilecek büyük bir hava saldırıları operasyonunun tartışıldığını, ayrıca Başkan Trump ve ekibinin İran'dan diplomatik tavizler koparmak için askeri güç tehdidini kullanma olasılığını da müzakere ettiğini bildirdi.

Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek, diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular; İran, savunma yeteneklerini sınırlamayı amaçlamayan “adil” müzakerelere hazır olduğunu vurguladı.

Wall Street Journal, hızla gelişen olaylara dayanarak Trump'ın kararının “potansiyel askeri eylemin” şeklini belirleyeceğini açıkladı. Gazete, Trump yönetiminden adını açıklamadığı üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine de yer verdi: “ABD Başkanı, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağını sürekli vurgulamasına rağmen, stratejik hedeflerini ve askeri düşüncesini korumak için kasıtlı olarak bir dereceye kadar muğlak olmayı sürdürüyor.”

 Washington'un hesaplarına göre, Başkan Trump, birkaç yıl öncesine göre askeri olarak önemli ölçüde zayıflatılmış olmasına rağmen, İran’da büyük ölçekli bir Amerikan saldırısına dayanabilecek ve Amerikan üslerine, savaş gemilerine ve İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki müttefiklerine, füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık verebilecek bir düşmanla karşı karşıya bulunuyor.

Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde araştırmacı olan Danny Citrinowicz, 2003 Irak işgalinden önce düzenlenen Amerikan hava saldırıları operasyonuna atıfta bulunarak, “İran meselesinin 'şok ve yıldırma' şeklinde bir çözümü yok” diyor ve “Aksi yönde söz veren herkes muhtemelen yanılıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bazıları, Beyaz Saray yetkililerinin Tahran'ı nükleer programını kısıtlamak, balistik füzelerine ve bölgesel vekil güçlerine verdiği desteğe sınırlamalar getirmek konusunda görüşmelere ikna etmek için askeri müdahale tehdidini kullandığına inanıyor. Ancak başta Trump olmak üzere ABD yönetimi, “verimsiz müzakerelere sürüklenmemeye” karşı da uyarıda bulunuyor.

7uk7
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi (AFP)

ABD Başkanı cumartesi akşamı, başkanlık uçağında gazetecilere, “Umarım kabul edilebilir bir şey üzerinde müzakere ederler… Nükleer silahların olmadığı, herkes için tatmin edici bir müzakere anlaşması yapılabilir ve bunu yapmaları gerekir, ancak bunu yapıp yapmayacaklarını bilmiyorum. Ama bizimle görüşüyorlar. Ciddi şekilde bizimle görüşüyorlar” dedi. Buna karşılık, Dini Lider Hamaney pazar günü sert bir şekilde konuştu. Tahran'da yaptığı konuşmada, ABD'nin ülkesini “yutmak” ve petrolünü, doğal gazını ve madenlerini ele geçirmek istediğini söyleyerek, Washington'u “bu sefer savaş bölgesel bir savaş olacak” diye uyardı.

Potansiyel bir çatışma senaryoları

Amerikan hedeflerinin belirsizliği ve diplomasi kapısının şimdilik açık kalması ve her iki tarafın da farklı hedeflerine rağmen “ciddi müzakerelere” hazır olması göz önüne alındığında, ABD'nin askeri bir saldırısı olasılığı geçerli olmaya devam ediyor. Zira Başkan Trump İran'a “zamanın tükenmekte olduğu” ve geçen yıl haziran ayında nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırılarından “çok daha yıkıcı” bir saldırıyla karşı karşıya kalacağı yönündeki uyarılarını tekrarlıyor. Bu arada Tahran, güçlerinin “tamamen hazır” olduğunu vurgulayarak, gelecekteki herhangi bir savaşın “bölgesel bir çatışmaya dönüşeceği” konusunda uyarıda bulunuyor.

Amerikan basınında ve düşünce kuruluşlarında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı son günlerde Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında paralel olarak geliştirilen “potansiyel saldırı” seçenekleri hakkında brifingler aldı.

Wall Street Journal'a göre bu seçenekler arasında, ABD'nin İran rejimine ve İslam Devrim Muhafızları'na ait tesisleri büyük ölçekli hava saldırıları operasyonu ile vurmasını öngören “büyük plan” da yer alıyor. Gazete, yetkililere atıfta bulunarak, daha sınırlı seçeneklerin, öncelikle rejime ait sembolik hedefleri vurmayı, nükleer silah üretme amacında olduğunu reddeden İran’ın, Trump'ı tatmin edecek bir anlaşmaya varmayı kabul etmemesi durumunda, daha sonra saldırıları artırmayı içerdiğini belirtti.

Bir diğer seçenek ise askeri hedeflere ve liderliğe ait tesislere yönelik geniş çaplı bir karışıklığa yol açacak, potansiyel olarak İran güvenlik güçlerini veya diğer güçleri, 86 yaşındaki Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'i görevden almaya yönlendirecek bir dizi saldırı düzenlemektir.

sdcfrgt
Son iki gündür Tahran ve Washington karşılıklı diplomatik mesajlar vererek diplomatik bir çözüm için kapıyı açık tuttular (AFP)

ABD’de, geçen ay Trump'ın özel kuvvetler kullanarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasını emrettiği operasyona benzer şekilde, İran rejiminin başı Dini Lider Ali Hamaney'i hedef alan bir operasyon olasılığından bahsedilmiş olsa da hem uygulamadaki objektif koşullar hem de potansiyel sonuçları açısından bu senaryo zorluklar taşıyor.

Pratik açıdan bakıldığında, Venezuela'da yaşananlara benzer bir senaryonun İran'da uygulanması çok daha zor olacaktır; zira İran, liderliğini korumak için sıkı güvenlik önlemleri alıyor ve başkenti kıyıdan çok uzakta, iç kesimlerde bulunuyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre buna ilave olarak, böyle bir operasyonun İran devletinin geleceği üzerindeki sonuçlarına ilişkin görüş ayrılıkları da oldukça büyük. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da dahil olmak üzere ABD yönetimi yetkilileri, Hamaney'in görevden alınması durumunda bile, yerine geçecek hükümetin Washington'a karşı daha dostane olacağının garanti edilemeyeceğine inanıyor. Hatta bazıları, bu durumda İran Devrim Muhafızları'nın kıdemli bir komutanının başa geleceğini ve bunun sonucunda rejimin sert tutumunu sürdürebileceğini veya daha da derinleştirebileceğini öngörüyor.

Geçtiğimiz çarşamba günü Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senato’nun bir komitesine verdiği brifingde, Hamaney'in görevden alınması ve rejimin devrilmesi durumunda ne olacağının hâlâ açık bir soru olduğunu söyledi. “İran'da bundan sonra ne olacağı konusunda kimsenin size basit bir cevap verebileceğini sanmıyorum” ifadesini kullandı.

Birçok Amerikalı analiste göre Başkan Trump İran'a karşı bir saldırı başlatmaya karar verirse, Pentagon'un hazırlanıyor gibi göründüğü türden hızlı hava saldırıları veya füze saldırılarıyla belirlediği hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün olmayacak.

Wall Street Journal, İran uzmanı ve halihazırda Johns Hopkins Üniversitesi'nde görev yapan eski ABD’li yetkili Vali Nasr'ın şu sözlerini aktardı: “İran rejimi çok hızlı bir şekilde yenilse bile, önemli olan ertesi gün ne olacağıdır.” Gazete ayrıca, Washington'daki Cato Enstitüsü'nde savunma ve dış politika çalışmaları direktörü Justin Logan'ın şu sözlerini de aktardı: “Başkan Trump, hızlı, düşük maliyetli ve kesin sonuçlu olduğunda askeri güç kullanmayı tercih ediyor.” Logan “Sorun şu ki, işleri hızlı, düşük maliyetli bir şekilde yapıp aynı zamanda kesin sonuçlar elde edemezsiniz.”

Hedeflerin ve operasyonel senaryoların niteliği, New York Times gazetesi tarafından da ele alındı ve “Trump'ın İran ile mücadele için askeri seçenekleri” başlıklı analizinde ​​şu ifadeler yer aldı: “ABD Başkanı’na, son günlerde ülkenin nükleer ve füze tesislerine daha fazla zarar vermeyi veya İran Dini Liderini zayıflatmayı amaçlayan potansiyel askeri seçeneklere dair geniş bir liste teslim edildi. Bu seçenekler, Trump'ın birkaç hafta önce İran güvenlik güçleri tarafından protestocuların öldürülmesini durdurma sözünü yerine getirmeye çalışırken değerlendirdiği önerilerin ötesine geçiyor.”

Gazete, adlarını vermediği yetkililere atıfta bulunarak, Trump'ın İran'a karşı askeri harekât emri vermediğini, Pentagon tarafından sunulan seçeneklerden herhangi birine henüz karar vermediğini belirtti. Habere göre, ABD Başkanı son günlerde “rejim değişikliğinin uygulanabilir bir seçenek olup olmadığını” değerlendiriyor.

New York Times, haftalar önce İran'ı saran protestolar sırasında Trump yönetiminin İran nükleer programına saldırmayı, protestoculara yönelik baskının büyük bir kısmından sorumlu güvenlik kurumlarının genel merkezleri gibi sembolik yerleri hedef almayı düşündüğünü açıkladı. Gazeteye göre, İranlı yetkililerin planlanan yüzlerce infazı iptal etmesinin ve bölgedeki ülkelerin Başkandan herhangi bir saldırıyı ertelemesini istemesinin ardından, Trump o dönemde askeri seçenekten aniden geri adım attı.

ABD’li yetkililer, Trump'ın İran'a karşı, ABD'nin aylarca kıyı açıklarına güç yığdığı ve Başkan Maduro'yu devirmek için baskı kampanyası yürüttüğü Venezuela'ya karşı izlediğine benzer bir yaklaşım izlediğini söylüyor. Ne ki, Maduro'yu Venezuela'dan ayrılmaya ikna etme çabaları başarısız olmuş ve bu da ABD'nin ülkeye askeri müdahalede bulunmasına ve Maduro ile eşini tutuklamasına yol açmıştı. Venezuela'nın aksine, bazıları Tahran'ın ABD'nin koyduğu şartları kabul etmek isteyeceğinden şüphe duyuyor. Zira bu şartlar arasında uranyum zenginleştirmeyi sona erdirmesi ve mevcut tüm nükleer stoklarından vazgeçmesi, İran’ın cephaneliğindeki balistik füzelerin menziline ve sayısına kısıtlamalar getirilmesi ve Hamas, Hizbullah ve Yemen'deki Husiler de dahil olmak üzere Ortadoğu'daki vekil gruplara verdiği tüm desteği sona erdirmesi yer alıyor.

ABD İran’dan bunları talep ederken, İsrail ve ABD’den gelen haberler Tel Aviv'in alternatif bir seçenek için baskı yaptığına işaret ediyor. O seçenek de ABD'nin, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında İsrail tarafından imha edildikten sonra Tahran'ın büyük ölçüde yeniden inşa ettiği İran'ın balistik füze programına karşı yeni saldırılar düzenlemede kendisine katılması.

Beklenen operasyonun hukukiliği

Tahran üzerindeki ABD baskısının artmasıyla birlikte, Amerikan çevrelerinde Washington'un Kongre’nin onayı olmadan İran'a karşı saldırılar düzenleme konusunda benimseyebileceği hukuki dayanak hakkında ciddi sorular gündeme geldi. Özellikle geçmişte ABD başkanlarının Kongre onayı olmadan sınırlı saldırı emri vermeye alışkın oldukları göz önüne alındığında, bu kez durum tamamen farklı olabilir. Birçok kişi, İran'a karşı nükleer programı geriletmekten ziyade hükümeti devirmeyi veya zayıflatmayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir operasyonun, Başkanın fiilen savaş ilanı anlamına gelen bir eylemde bulunup bulunmadığı konusunda daha ciddi soruları gündeme getirebileceğini düşünüyor.

zxcdfvg
ABD Donanması şu anda Ortadoğu bölgesinde altı muhrip, bir uçak gemisi ve üç kıyı muharebe gemisi konuşlandırmış durumda (AFP)

New York Times'a göre, bu çıkmazdan kurtulmak için ABD yönetimi, tıpkı Trump'ın Ocak 2020'de Irak'ta İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi hedef alma emrini verdiğinde olduğu gibi, yasal gerekçe olarak Tahran'ın “terörizme verdiği kapsamlı desteğe” güvenecek gibi görünüyor. Gazete, Adalet Bakanlığı'nın Süleymani “ABD askeri personeline ve diplomatlarına karşı ek saldırılar için aktif olarak planlar geliştirdiği” için o dönemde saldırıyı yasal olarak gerekçelendirdiğine işaret etti.

Washington, İran Dini Lideri'ni “terörist” olarak tanımlamasa da İran'ı terörizmi destekleyen bir devlet olarak tanımlıyor. Hamaney, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanan İran Devrim Muhafızları'nın başkomutanıdır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen çarşamba günü Senato Dış İlişkiler Komitesi’ne verdiği brifingde, askeri yığınak için bir başka gerekçe daha öne sürerek, bölgedeki üslerde yıllardır konuşlanmış on binlerce Amerikan askerine yönelik “bir İran saldırısını önceden caydırmak” amacıyla yapıldığını söyledi. Rubio, yönetiminin “bu noktaya gelmemeyi umduğunu” ekledi. “Ancak şu anda gördüğünüz şey, personelimize yönelik olası bir İran tehdidine karşı savunma amacıyla bölgede askeri varlıklarımızı konumlandırma gücümüzdür” dedi.

Rubio, İran çevresindeki artan ABD askeri varlığını, yeniden protestoların başlayabileceği uyarısıyla gerekçelendirdi ve ABD istihbaratının, ekonomik çöküş ve halkın hoşnutsuzluğuyla boğuşan İslam rejiminin “her zamankinden daha zayıf” olduğu yönündeki değerlendirmelerine katıldığını belirtti.


Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
TT

Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Uruguaylı mevkidaşı Yamandu Orsi'ye, iki ülkenin "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünya"ya doğru ilerlemek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

İki ülke, ticaret ve çevre de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzaladı.

Orsi'nin ziyareti, ABD'nin geçen ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasından bu yana bir Güney Amerika liderinin Çin başkentine yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Medyada yer alan bir haberde Şi'nin, Çin'in Latin Amerika ve Karayip ülkelerini egemenliklerini, güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada ve uluslararası gerilimleri hafifletmeye yardımcı olmada desteklediğini söylediği belirtildi.

Şi, Çin ve Uruguay'ın "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ve kapsayıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik küreselleşmeye doğru ilerlemek için iş birliği yapması" gerektiğini ifade etti.

Bu görüşme, bu yıl Batılı başbakanların Çin'e yaptığı bir dizi ziyaretin ardından gerçekleşti.

Haberde, Orsi'nin Çin ve Uruguay arasındaki stratejik ortaklığın "en iyi noktasında" olduğunu söylediği ve her iki ülkeyi de "ortaklığı yeni bir seviyeye yükseltmeye kararlı olmaya" çağırdığı belirtildi.

Çin ve Uruguay bugün, stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir bildiri imzaladı ve bilim ve teknolojiden çevreye, fikri mülkiyete ve et ticaretine kadar çeşitli alanları kapsayan 12 iş birliği belgesini imzaladı.


İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmaya varılmaması halinde ‘kötü sonuçlar’ doğabileceği yönündeki uyarısının ardından, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye ABD ile müzakereler için gerekli zeminin hazırlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformundaki paylaşımında, Dışişleri Bakanı’nı ‘adil ve eşitlikçi müzakerelere’ hazırlıkla görevlendirdiğini belirterek, bunun tehditten arındırılmış ve gerçekçi olmayan beklentilerden uzak bir ortamda, ‘ulusal çıkarlar ile izzet, hikmet ve maslahat ilkeleri’ gözetilerek yapılması gerektiğini vurguladı. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Cafer Gaimpenah da X hesabından yaptığı açıklamada, “İyi bir savaş yoktur, her barış da teslimiyet değildir” ifadesini kullandı.

Washington, İran yönetiminin geçen ay zirveye ulaşan hükümet karşıtı protestolara sert müdahalesinin ardından Ortadoğu’ya uçak gemileri göndermişti. ABD Başkanı Donald Trump, saatler önce yaptığı açıklamada, büyük savaş gemilerinin İran’a doğru yola çıktığını duyurarak, temsilcilerinin Tahran’la görüşmeler yürüttüğünü ve bu temasların olumlu sonuçlar doğurmasını umduğunu söyledi. Trump dün, anlaşmaya varılamaması halinde ‘kötü şeyler’ yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Bu gelişmelerin ardından gözler İstanbul’a çevrildi. ABD ve İranlı kaynakların doğruladığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla İstanbul’da Abbas Arakçi ile bir araya gelmesi bekleniyor. Söz konusu görüşmeler, İsrail’in haziran ayında İran’ın askeri ve nükleer tesislerine saldırması ve ABD’nin de bu operasyona katılmasıyla patlak veren 12 günlük savaş nedeniyle kesintiye uğramıştı.

Buna karşılık Tahran, diplomatik bir çözüme ulaşmak istediğini belirtirken, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya sert karşılık verileceği uyarısında bulundu. İran yönetimi, görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı olması gerektiğini vurgulayarak, füze programı ya da savunma kapasitesine ilişkin herhangi bir müzakereyi reddetti.

Bölgesel bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, bu hafta İstanbul’da İran ile ABD arasında yapılması öngörülen görüşmelerin önceliğinin, olası bir çatışmanın önlenmesi ve iki taraf arasındaki gerilimin düşürülmesi olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, dışişleri bakanları düzeyinde görüşmelere davet edilen ülkeler arasında Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ın bulunduğunu aktardı.

Kaynak, görüşmelerin çerçevesinin henüz netleşmediğini, ancak ‘ana toplantının’ cuma günü yapılmasının planlandığını belirterek, daha fazla gerilimin önüne geçilmesi için taraflar arasında diyaloğun başlatılmasının önemine dikkat çekti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu söyledi. CNN’e konuşan Arakçi, “Başkan Trump nükleer silah istemediğini söyledi, biz de buna tamamen katılıyoruz. Bu çok iyi bir anlaşma olabilir” dedi. Arakçi, Tahran’ın beklentisinin yaptırımların kaldırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Birkaç gün önce İran Dini Lideri Ali Hamaney, ABD’nin ülkesine yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde ‘bölgesel bir savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.

Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani ise İran’ın beş tur önceki müzakerelerde nükleer silah edinme peşinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, ancak ‘bunun bir bedeli olması gerektiğini’ söyledi.

Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokunun miktarının şu aşamada bilinmediğini belirterek, ‘Stok enkaz altında kaldığı için, tehlikeli olması nedeniyle şu ana kadar çıkarılmasına yönelik bir girişim bulunmuyor” ifadesini kullandı.

Şemhani, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile güvenliğin korunması ve risk oluşturulmaması kaydıyla zenginleştirilmiş uranyum stokuna erişim ve miktarın tahmin edilmesine ilişkin müzakerelerin sürdüğünü kaydetti.

Şemhani, İran’ın ABD ile doğrudan ve somut müzakerelere hazır olduğunu, başka taraflarla yürütülecek görüşmeleri ise kabul etmediğini vurguladı.

Paris, ‘baskıya son verilmesi’ çağrısında bulundu

Bu arada Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin, nükleer dosyaya geçilmeden önce İran’daki baskı meselesine odaklanması gerektiğini söyledi.

Barrot bugün France Televisions’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Elbette alınması gereken ilk kararlar, bu kanlı baskıya son verilmesi, gözaltındakilerin serbest bırakılması, iletişimin yeniden sağlanması ve İran halkına özgürlüklerin iade edilmesidir. Bundan sonra nükleer meseleler, füzeler ve terör örgütlerine verilen destek ele alınmalıdır” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı da İran’ın nükleer dosyasına yönelik bir çözümün, İran halkı pahasına olmaması gerektiğini vurguladı.

cdfrgt
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel'de düzenlenen bakanlar toplantısının oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile görüştü. (EPA)

Barrot, “Bir kez daha vurguluyorum ki öncelik, devlet tarafından uygulanan bu baskı ve şiddetin sona ermesi ve cezasız kalmaması gereken bu geniş çaplı suçların durdurulmasıdır” dedi.

Barrot, bundan iki gün önce pazar günü yayımlanan Liberation gazetesine verdiği röportajda ise İran’ın topraklarına yönelik olası ABD saldırılarını önlemek için diplomatik müzakereler kapsamında ‘büyük tavizler’ vermesi gerektiğini söyledi. Barrot, ABD’nin ‘İran’a karşı askeri operasyon başlatabilecek bir konuma geldiğini’ belirterek, aynı zamanda rejimin değerlendirmesi gereken bir müzakere yolunun da sunulduğunu ifade etti. Barrot sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Rejimin bu fırsatı değerlendirmesi, büyük tavizleri kabul etmesi ve yaklaşımında köklü bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. İran, bölgesel komşuları ve bizim güvenlik çıkarlarımız için bir tehdit kaynağı olmaktan çıkmalı. İran halkı özgürlüğünü yeniden kazanmalı.”