Suyu olan mahallelere su satmak: Su nasıl ticarileşti?

Bir personel, Fransa’nın doğusundaki bir fabrikada maden suyu şişelerini kontrol ediyor (AFP)
Bir personel, Fransa’nın doğusundaki bir fabrikada maden suyu şişelerini kontrol ediyor (AFP)
TT

Suyu olan mahallelere su satmak: Su nasıl ticarileşti?

Bir personel, Fransa’nın doğusundaki bir fabrikada maden suyu şişelerini kontrol ediyor (AFP)
Bir personel, Fransa’nın doğusundaki bir fabrikada maden suyu şişelerini kontrol ediyor (AFP)

Fidel Spiti
(Reklamlar, bu küresel ticaretin büyümesine katkıda bulundu)
Su şişelerini büyük süpermarketin raflarından, küçük bakkal veya dükkanlardan alıyoruz. Diğer ürünlere göre daha düşük bir bedel ödüyoruz ve suyun, neden düşük fiyata plastik veya cam şişelerde satıldığını sorgulamadan günümüze devam ediyoruz. Bazı insanlar, bu meseleyi bir modadan daha fazlası olarak nitelendiriyor. Özellikle de bu şişelerin en büyük miktarı, başta ABD, İngiltere ve Fransa olmak üzere evlerindeki musluklardan içme suyuna ulaşan ülkelerde satılıyor.
Bu insanlara göre bu moda, yönetmen Orson Welles’in 1977 yılında Fransız Perrier suyu için çektiği reklamla başladı. Reklamda şu cümle seslendiriliyordu; “Fransa’nın güney ovalarının derinliklerinde, milyonlarca yıl önce başlayan gizemli bir süreçte doğa, tek kaynaktan buzlu sulara hayat katıyor: Perrier.”  İzleyiciler de suyun Fransız Pirene dağlarındaki doğa manzarasının pırıl pırıl yeşil şişeden geçerek bir bardağa döküldüğünü seyrediyordu. Bu bağlamda bu reklamın, şişelenmiş su için pazarlama geçmişini oluşturduğu ve büyük bir başarı elde ettiği söyleniyor. 1975 yılından 1978 yılına kadar ABD’de Perrier suyunun satışı, 2,5 milyondan 75 milyonun üzerine çıktı.
Başkaları, bu analizi kabul etmiyor. Onlara göre şişelenmiş suya yönelik yüksek ‘çılgın’ talep, öncelikle dünyadaki tatlı su kirliliğinden kaynaklanıyor. Her yıl içme suyu aracılığıyla kendilerine bulaşmış hastalıklardan ölen 5,1 milyon insan var. Araştırmalar, Afrika’daki atık suyun yüzde 90’ının arıtılmadan nehirlere döküldüğünü ve kıta nehirlerinin yüzde 75’inin kirlenmesine ve yılda 2 milyon çocuğun ölümüne neden olduğunu gösteriyor. Teorik olarak içilmesi güvenli olduğu varsayılan tatlı su miktarı, dünya yüzeyini kaplayan toplam suyun yüzde 3’ünü geçmese de (yüzde 97’si tuzlu su) insanların pervasızlığı tatlı su miktarını sürekli olarak azaltıyor.
Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı kuruluşların yayınladığı raporlara göre Rusya’da yüzey sularının yüzde 75’i ve yeraltı sularının yüzde 30’u, insan tüketimine uygun olmayacak ölçüde kirlendi. Avrupa’nın en büyük 50 nehrinden 5’i temiz. Afrika’da 677 gölden hepsi kirli. Kesin olan şey, özellikle üçüncü dünyada, şehirler büyüdükçe hükümetlerin yarışta kaybettiği, artık yeterli arıtma istasyonları kuramadıkları ve evlere su dağıtım ağlarını modernize edemedikleridir. Ve bunun da özellikle hızlı ekonomik gelişme ve büyümeye tanık olan ülkelerde sayıları sürekli artan şehir sakinlerinin talebini karşılamak için farklı boyutlarda plastik kaplarda su şişeleme fabrikalarının çoğalmasına yol açmış olmasıdır.

İçme suyu uygarlıkları
Başlangıçta tarım ve istikrarı sağlamak ve bu hayati yaşam kaynağı üzerindeki çatışmayı önlemek için su toplamak, depolamak ve dağıtımını yönetmek gerekiyordu. Bu durum yaklaşık 10 bin yıl önceydi. Nihayetinde insanlar yemeksiz bir ay yaşayabilir, ancak susuz bir haftadan fazla yaşayamaz.
Eski zamanlarda eski Mısırlılar, Nil’in çamurlu sularından yararlanmak için bir dizi filtreleme sistemi icat ettiler. II. Amenhotep’in Teb’deki mezarının duvarında, bir dizi toprak kap tarafından Nil’den su alındığı resmedilmiş. Su ticareti, modern çağımızda Mısır sanatlarında ‘Al-Saqqa Mat’ filminde sinema ve Şerife Fadıl, ardından da Muhammed Munir’in söylediği şarkılar aracılığıyla mevcut. Munir, şarkısında “Su olan mahallelere su satmanın faydası yok” diyor. Diğer taraftan Roma İmparatorluğu, imparatorluk boyunca etkileyici ve karmaşık su kanalları sistemiyle ünlüydü. Bu kanallar 100 yıl öncesine, yani yirminci yüzyılın başlarına kadar faaliyette kaldı. Romalılar suyun kalitesini şeffaflığı ve tadı ile ayırt ettiler. Çöl bölgelerinde ise kuyular, kabilenin toplanma ve istikrar merkeziydi. Bu kuyulara saygı göstergesi olarak ritüeller düzenlendi, suyun eşit olarak kullanılması için yasalar ve kurallar çıkartıldı. Ancak Babil’e geldiğimizde Kral Hammurabi, Dicle ve Fırat nehirlerinden çiftçilere, krallığındaki tüm tarlalara uzanan kanallar aracılığıyla su dağıtmak için katı yasalar koydu. Yasaları çiğneyenler için cezalar çok ağırdı. Arap Yarımadası’nda, Mekke’de olduğu gibi, Zemzem pınarı yakınında, kaynakların yakınlarında eski uygarlıklar ortaya çıktı.
Modern çağda, doğal su kaynakları, Avrupa’da 18. yüzyılın sonlarında kişisel hijyene olan ilginin ortaya çıkmasının ardından, Avrupa’nın zenginleri için hızla büyük önem kazandı. Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere’de maden kaynaklarına ziyaretler, şifalı sudan içme ve bununla banyo yapma eylemleri gelişti.

Nasıl başladı?
Doğal suların ticari kullanımı, Fransa’da, Evian ailesinden bir iş adamının 1824’te Sardinya Kralı’nın sahip olduğu bir mülkte ilk kez bir termal banyo açmasıyla başladı. Kral, iş adamına su satması için izin vermişti. Daha sonra adam, 1829’da bir çömlekle su satmak için bir şirket kurdu.
Evian’dan sonra Perrier şişeleri ortaya çıktı. 1863’te Doktor Louis Perrier, 3. Napolyon’ndan topraklarındaki su pınarlarını satın almıştı. Ancak bu kaynak sularının pazarlanması, pınarın 1903’teki ilk satın alıcısı olan St. John Harmsworth’un fikriydi. Perrier’ın hekimlik ününden dolayı çeşmeye ‘sağlıklı’ statüsü vermesi için ‘Perrier’ ismi kullanıldı.
Diğer Avrupa ülkeleri de kısa süre sonra sularını satma yolunda Fransızları takip etti. İngiltere, Londra’daki 1851 Büyük Sergisi’nde ilk şişelenmiş suyu ‘Malvern’i sergiledi. Birkaç yıl sonra Alman ‘Apollinaris’ şirketi, 1982’de bir İngiliz ticaret fuarında üstün kalitenin bir göstergesi olan Kırmızı Üçgen ile ödüllendirildi. San Pellegrino şirketi, İtalyan su satışlarının ilk yılı olarak 1899’da 35 bin şişe su doldurdu.

Mevcut şişelenmiş sular
2002 yılı geldiğinde küresel şişelenmiş su endüstrisi bir dönüm noktasındaydı. Geleneksel olarak, endüstri birçok yerel ve bölgesel oyuncu arasında bölünmüş durumda. Ancak son on yılda dört büyük çok uluslu şirket (Danone, Nestle, PepsiCo ve Coca-Cola) küresel pazar payı için rekabete girişti. Bu dört şirket, küresel pazarın yüzde 30’undan fazlasını kontrol etti ve satın almalarla büyümeye devam etti.
Şu anda, küresel şişelenmiş su endüstrisi şaşırtıcı bir patlama yaşıyor. Yeni isme sahip bir ürünün, su ürünlerinin neler içerdiğine dair farklı ve yeni sunumlarla her hafta raflarda yerini aldığı görülüyor.
Birçok analist, bu durumu en aktif, yaratıcı ve küstah şekilde kapitalizmin bir fikri olarak tanımlıyor. Yani; ücretsiz materyali alın, çeşitli şekillerde ve çoğu yanlış olan propaganda fikirleriyle sunun, sonra onu su şirketlerinin teşvik ettiği gibi bedeni, ruhu ve psikolojiyi etkileme yeteneğine sahip yeni bir şey olarak satın. Şişelenmiş suyun temel özelliği, ‘saf ve temiz’ olması. Bazı su türlerinin dolduruldukları ve petrolden yapılan şişelerden kaynaklanan maddelerle kirlenebileceğini belirten araştırmalara göre tüm markalar, sularının saflığını ve kaynaklarının temizliğini vurguluyor, ancak bu saflık ve temizlik kesin değil. Kolektif hayal gücüne göre musluk suyu çoğunlukla nehirlerden ve göllerden geliyor. Nitekim uzun mesafeler kat etmek ve kirli olabilecek yollardan geçmek zorunda. Bu sebeple doğal olarak şişelenmiş su popülerlik kazandı.
Bunun için şişelenmiş su, dünyanın en hızlı büyüyen içecek pazarı haline geldi. Küresel piyasa değeri 2013 yılında 157 milyar dolara, 2020’ye kadar da 280 milyar dolara ulaştı. 2021 yılında ve sonraki yıllarda bu pazarın, dünya çapında elde ettiği önemli ve istikrarlı büyüme nedeniyle trilyonları geçmesi bekleniyor. Geçtiğimiz yıl dünya çapında yaklaşık 500 milyar litre şişelenmiş su satıldığı ve bunların toplam perakende değerinin 100 milyar dolar olduğu unutulmamalı. Pazar her yıl yaklaşık yüzde 20 büyürken, bu rakamların da artması bekleniyor. Bu, belirli bir pazarın büyümesi için finans ve ekonomi dünyasında hayali bir sayı.
Öte yandan suyun paketlendiği plastik şişelerin imalatında çevresel ve ekonomik yönlerden bahsetmek şart. Ne yazık ki rakamlar gösteriyor ki, tek bir şişenin üretimi ve doldurulması, içindeki su miktarının iki ila üç katı kadar su gerektiriyor. Bu orana, imalatlar sırasında petrol tüketimi ve ek kaynaklar dahil değil. Yalnızca 2006 yılında ABD’deki plastik su şişelerinin üretimi, bir milyon ton PET üretimini gerektiriyordu ve bu da 17 milyon varil petrol gerektirmekteydi. Tükettiğimiz her şişe su için, dolaylı olarak bunun dörtte birine eşdeğer düzeyde (paketin imalatı, nakliye ve sevkiyat için gerekli olan) petrol tükettik.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.