Tahran'daki entelektüel çevreler, saldırılar karşısında stratejik sabır ilkesine başvurulması gerektiğine inanıyorlar

“Bizi vursanız da müzakere masasından ayrılmayacağız”

İran, nükleer tesiste meydana gelen olayın, tahrip olan ekipmanı daha gelişmiş ekipmanlarla değiştirerek uranyum zenginleştirme sürecini geliştirmek ve hızlandırmak için bir fırsat olduğunu düşünüyor (AFP)
İran, nükleer tesiste meydana gelen olayın, tahrip olan ekipmanı daha gelişmiş ekipmanlarla değiştirerek uranyum zenginleştirme sürecini geliştirmek ve hızlandırmak için bir fırsat olduğunu düşünüyor (AFP)
TT

Tahran'daki entelektüel çevreler, saldırılar karşısında stratejik sabır ilkesine başvurulması gerektiğine inanıyorlar

İran, nükleer tesiste meydana gelen olayın, tahrip olan ekipmanı daha gelişmiş ekipmanlarla değiştirerek uranyum zenginleştirme sürecini geliştirmek ve hızlandırmak için bir fırsat olduğunu düşünüyor (AFP)
İran, nükleer tesiste meydana gelen olayın, tahrip olan ekipmanı daha gelişmiş ekipmanlarla değiştirerek uranyum zenginleştirme sürecini geliştirmek ve hızlandırmak için bir fırsat olduğunu düşünüyor (AFP)

Hassan Fahs
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, P4+1 ülkeleri (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) ve ABD’ye, Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan sabotaj saldırısının ardından ülkesinin nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan görüşmelerin yapılacağı müzakere masasından ayrılmayacağını ve anlaşmadan geri çekilmeyeceğini teyit eden bir mektup gönderdi.
Zarif’in Avrupa ülkelerinin endişelerini gidermeyi amaçlayan mektubu, İranlı yetkililerin bu olayı, ‘müzakereleri engellemeye, İran’a yönelik silah ambargosunun ve uygulanan yaptırımların sürmesi için her türlü çabayı sarf etmeye ve gelecekte Washington ile İran arasında olası her türlü anlaşmanın yapılmasının önünü kesmeye çalışan İsrail hükümetinin sorumlusu olduğu bir nükleer terör saldırısı’ olarak tanımlamalarına engel olamadı.

İran’ın tepki mekanizmaları
İran, nükleer programını ikinci kez hedef alan saldırıya, müzakerelere bağlı kalacağını açıklayarak, İsrail’i Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) şikayet ederek ve İsrail’i sabotajdan sorumlu olmakla suçlayarak, tepki gösterdi. Zarif tarafından gösterilen bir başka tepki ise, sabotaj saldırısını, saldırı sonucunda tahrip olan IR1 birinci nesil santrifüjlerin yerine, daha gelişmiş yeni IR6 ve üstü santrifüjler ile değiştirerek uranyum zenginleştirme sürecini geliştirme ve hızlandırma fırsatı olarak değerlendirilmesi şeklindeki açıklamaydı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, tesisin elektrik sistemine zarar veren sabotaj saldırısı, oldukça hassas olan santrifüj zincirlerini yok etti. Tahran'ın nükleer programında çalışan İranlı bir mühendisin söylediğine göre, son günlerde faaliyete geçtiği ilan edilen diğer gelişmiş santrifüj zincirlerine verilen hasarın boyutu henüz belirlenemedi. Eğer zincir tamamen kullanılamaz haldeyse İran’ın nükleer programına ekonomik ve mali olarak ciddi ve maliyetli ağır bir darbe inmiş olacak. Hatta İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını müzakere masasındaki en önemli kartlardan birine dönüştürmeye çalıştığı göz önüne alındığında ruhsal olarak dahi etkileri olabilir. Ayrıca sabotaj saldırısı, tesisin 2 Temmuz 2020'de bombalanmasının ardından söz konusu santrifüjlerin montaj işleminin yapıldığı bölümü hedef aldığı biliniyor.
Öte yandan bu yeni saldırı, tüm nükleer programın güvenliğinden sorumlu olan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) doğrudan bağlı olan nükleer tesislerin güvenlik hizmetlerinde büyük bir utanç yarattı. İran'daki tüm tarafların sabotajdan İsrail'in sorumlu olduğu konusundaki fikir birliği, güvenlik birimlerini bu saldırıya yanıt verme mekanizmalarıyla doğrudan ilgilenmeye itiyor. Örneğin Tel Aviv, İran bandıralı bir geminin Kızıldeniz'de vurulduğunu açıkladığında, DMO’nun sorumlu tarafa doğrudan yanıt vermesi ve karşılık verme hakkını saklı tutmakla yetinmemesi gerekiyordu.

Sabotaj saldırısının yankıları
Bu yeni sabotaj saldırısının yankıları, İran ile Washington arasında bu hafta Viyana'da P4 + 1 grubu tarafından gerçekleştirilmesi beklenen dolaylı müzakerelerin seyrini etkileyebilir. Bu saldırı ile ilgili endişelerini hızlı bir şekilde ifade eden ABD, en azından önümüzdeki aylarda uranyum zenginleştirme kartını kullanma ihtimalini yitiren İran’a baskı yapmak için daha büyük bir fırsata sahip. Yani İran artık saldırı öncesindeki kozunu kullanamaz. Dolayısıyla müzakere masasında, özellikle adım adım yaklaşımına başvurma imkanını elde etmek ve Washington’ı yaptırımları ancak süresi sona erdiğinde kaldırma taahhüdüne bağlı kalma ısrarından vazgeçirmek için daha fazla esneklik göstermesi gerekebilir.
Görünen o ki Tahran'daki entelektüel çevreler, İsrail'in bu saldırıları karşısında İran'ın stratejik sabır ilkesini benimsemeye başvurması ve Tahran ile Washington arasındaki müzakere yolunu baltalamayı, Biden'ı İran'ın talepleriyle iş birliği yapmamaya ve ekonomik yaptırımları kaldırmamaya zorlamayı hedefleyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya fırsat vermemesi gerektiğine inanıyorlar. İsrail yönetimi, Tahran'ın bölge ülkeleri üzerindeki rolünü ve nüfuzunu artırmak için müzakere kartını kullanmasından ve yaptırımlardan kurtulmasından büyük endişe duyuyor. Çünkü İsrail yönetimi, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasının, İsrail'in İran'ı ablukaya alma ve tecrit etme stratejisi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini düşünüyor.

Müzakereye devam
Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan sabotaj saldırısının ardından İran’da, müzakereleri sürdürme çağrısı yapanlarla Viyana’daki toplantılardan çekilme çağrısı yapanlar arasında ortaya yeni bir tartışma çıktı. Tartışma, koşullar ve ilişkilerde bir değişiklik yapılarak müzakerelere devam edilmesini destekleyenler lehine sonuçlanabilir. Çünkü İran rejiminin adım atmada izlediği strateji, ABD’nin öne sürdüğü mazeretleri geri çekmeye ve İran’a karşı düşmanca politikasını sürdürmesini sağlayacak bir kartı ABD’ye bedava vermemeye dayanıyor. Ayrıca İran’ın stratejisinin temelinde, rejim ve devlet ideolojisine aykırı olmayan müzakere ilkesini reddetmemek yer alıyor. Zira müzakere, diplomatik bir yoldur. Bu da rejim ve hükümetin karşı tarafın istediği sonuçlara ve hedeflere bağlı olduğu anlamına gelmez.
Yani İran'ın amacı, gelişmelerin yarattığı baskı altında ezilmemek ve Washington'ın istediği gibi yaptırımların kaldırılması sürecinin aşamalara bölünmesini kabul etmekten bahsederek Obama ve Trump dönemi yaptırımlarına kadar tüm yaptırımların kaldırılmasını sağlamak için müzakerelere devam etmektir.  Bu strateji ve elde ettiği başarı, İran'ın, maruz kaldığı saldırı kartını kullanarak ve saldıran tarafa yanıt verme hakkına olan bağlılığını göstererek ABD’nin endişelerini artırma yeteneğine dayanıyor. İran’ın alışık olduğumuz ve bölgeyi açıkça çatışmaya ve savaşa götürebilecek olan karşılık verme hakkının yansımaları, Washington ve diğerlerini İran’ın bu stratejisine uymaya zorlayabilir.



Suudi Arabistan ve Pakistan, Çin menşeli savaş jetleri için görüşüyor

JF-17'ler Pakistan'la Hindistan arasında geçen yıl mayısta patlak veren savaşta da kullanılmıştı (AP)
JF-17'ler Pakistan'la Hindistan arasında geçen yıl mayısta patlak veren savaşta da kullanılmıştı (AP)
TT

Suudi Arabistan ve Pakistan, Çin menşeli savaş jetleri için görüşüyor

JF-17'ler Pakistan'la Hindistan arasında geçen yıl mayısta patlak veren savaşta da kullanılmıştı (AP)
JF-17'ler Pakistan'la Hindistan arasında geçen yıl mayısta patlak veren savaşta da kullanılmıştı (AP)

Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Çin menşeli JF-17 savaş jetleri için müzakere yürütülüyor.

Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Reuters'a konuşan iki Pakistanlı yetkili, JF-17 Thunder uçaklarının satışı için Suudi Arabistan'la görüşme yapıldığını savunuyor.

İslamabad ve Pekin ortaklığıyla Pakistan'da üretilen jetlerle ilgili anlaşmanın değerinin 4 milyar dolara kadar çıkabileceği aktarılıyor.

Riyad yönetimi, 2018'de İslamabad'a 6 milyar dolarlık destek paketi verileceğini açıklamıştı. Bu paketin içinde Pakistan Merkez Bankası'na 3 milyar dolarlık mevduat ve ertelenmiş ödemeyle 3 milyar dolarlık petrol tedariki yer alıyordu.

Suudi Arabistan o zamandan beri mevduatları birçok kez yeniledi. Geçen yıl 1,2 milyar dolarlık bir erteleme de dahil, İslamabad'ın döviz rezervlerini istikrara kavuşturmasına yardımcı oldu.

Pakistanlı yetkililer, Suudi Arabistan'a 2 milyar dolarlık kredi ödemesinin sözkonusu savaş jetleriyle yapılmasının planlandığını belirtiyor.

İslamabad yönetimi, silah ihracatını artırıp yerli savunma sanayisini önemli bir gelir kaynağına dönüştürmek amacıyla son aylarda yabancı ülkelerle görüşmeleri hızlandırdı. Libya Ulusal Ordusu'yla 4 milyar dolar değerinde JF-17 anlaşması yapılmıştı. Ayrıca Bangladeş'le de jetlerin satışı için müzakereler sürüyor.

Suudi Arabistan ise hava gücünü çeşitlendirme sürecinde. ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçen ay Beyaz Saray'da bir araya gelmişti. ABD Başkanı, Riyad yönetimine F-35 satışını onayladıklarını duyurmuştu. Ortadoğu'da F-35 savaş uçağına sahip olan tek ülke İsrail ise hamleye tepki göstermişti.

Suudi Arabistan-Pakistan savunma anlaşması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması"nı imzalamıştı.

Amerikan medyasındaki haberlerde, iki ülke arasındaki savunma işbirliğini geliştirmeyi ve herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefleyen anlaşmanın "bölgesel güç dengelerini değiştirebileceği" yorumu yapılmıştı.

Pakistan ordusundan bugün yapılan açıklamada, Pakistan Hava Kuvvetleri Komutanı Zahir Ahmed Baber Sidhu'nun, Suudi Arabistanlı mevkidaşı Turki bin Bander bin Abdulaziz'le bu hafta "savunma işbirliği, bölgesel güvenlik ve gelecekteki ortaklıklarla ilgili" görüştüğü bildirildi.

Independent Türkçe, Reuters, Arab News


Grönlandlılar, Trump’a tepkili: Satılık değiliz

Kanada'yla 1,2 kilometre sınıra sahip Grönland'da 56 binden fazla kişi yaşıyor (Reuters)
Kanada'yla 1,2 kilometre sınıra sahip Grönland'da 56 binden fazla kişi yaşıyor (Reuters)
TT

Grönlandlılar, Trump’a tepkili: Satılık değiliz

Kanada'yla 1,2 kilometre sınıra sahip Grönland'da 56 binden fazla kişi yaşıyor (Reuters)
Kanada'yla 1,2 kilometre sınıra sahip Grönland'da 56 binden fazla kişi yaşıyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ele geçirmeye yönelik tehditleri, ada ülkesi sakinlerinin de tepkisini çekiyor.

Trump, cumartesi günü Venezuela'ya düzenlenen askeri operasyondan sonra yaptığı açıklamada, ulusal güvenlik gerekçesiyle Grönland'a sahip olmaları gerektiğini savunmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de salı günkü açıklamasında, Trump yönetiminin Grönland'a sahip olmak için "ABD ordusunu kullanmak da dahil" çeşitli seçenekleri değerlendirdiğini belirtmişti.

Washington'ın Venezuela'nın ardından Grönland'a da askeri müdahalede bulunabileceğine dair endişeler artarken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kuzey ülkesini "satın almayı hedeflediklerini" söylemişti.

Ancak 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı olan Grönland'da yaşayanlar, Trump'ın açıklamalarından rahatsız.

BBC'nin irtibata geçtiği, Grönland'ın başkenti Nuuk'ta yaşayan 32 yaşındaki işletmeci Mia Chemnitz şunları söylüyor:

Grönland halkı Amerikalı olmak istemiyor. Biz satılık değiliz.

Danimarka Parlamentosu'nda Grönland'ı temsil eden iki milletvekilinden biri olan Aaja Chemnitz de Trump'ın açıklamaları karşısında "dehşete düştüğünü" belirterek, "ABD'nin başka bir NATO müttefikini ilhak etmeyi gündeme getirmesi tamamen saygısızca bir davranış" diyor.

II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Grönland'da askeri varlığı bulunan ABD için ada özellikle Kuzey Amerika'yla Kuzey Kutbu arasında yer aldığı için stratejik öneme sahip.

Son dönemlerde buzulların erimesiyle erişimi kolaylaşan nadir toprak mineralleri de Grönland'ın doğal kaynaklarına ilgiyi artırdı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya ve Danimarka'nın, Trump'ın tehditlerine yanıt olarak yayımladığı ortak bildiride Grönland'la dayanışma vurgusu yapılmıştı.

Ancak olası bir askeri operasyon halinde Avrupa ülkelerinin ABD'ye karşı harekete geçip geçmeyeceği belli değil.

Mia Chemnitz, "Bir Grönlandlı olarak, kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu müttefikler için bizim değerimiz nedir? Bizi korumak için ne kadar ileri gidebilirler?" diye soruyor.

Grönland'daki İnuit yerlilerinden 42 yaşındaki Aleqatsiaq Peary ise adanın Danimarka'dan tamamen bağımsızlaşması ve gelecekte ABD kolonisine dönüşmemesi gerektiğini söylüyor:

Bu, bir efendinin kontrolünden diğerine, bir işgalcinin hakimiyetinden diğerine geçmek demek. Biz Danimarka'nın kolonisiyiz. Danimarka hükümetinin yönetimi altında zaten çok şey kaybediyoruz.

Independent Türkçe, BBC, NBC


Çin, nükleer füzyonda imkansız sanılan rekoru kırdı

Çin'in Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak (EAST) reaktörü, "deneysel sınırların çok ötesinde" plazma yoğunluğu seviyelerine ulaştı (HFIPS/ÇBA)
Çin'in Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak (EAST) reaktörü, "deneysel sınırların çok ötesinde" plazma yoğunluğu seviyelerine ulaştı (HFIPS/ÇBA)
TT

Çin, nükleer füzyonda imkansız sanılan rekoru kırdı

Çin'in Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak (EAST) reaktörü, "deneysel sınırların çok ötesinde" plazma yoğunluğu seviyelerine ulaştı (HFIPS/ÇBA)
Çin'in Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak (EAST) reaktörü, "deneysel sınırların çok ötesinde" plazma yoğunluğu seviyelerine ulaştı (HFIPS/ÇBA)

Çin'deki bilim insanlarının füzyon enerjisinde kaydettiği çığır açıcı gelişme, yeni nesil enerji kaynağının gerçekten kullanılabilmesinin önündeki en inatçı engellerden birini nihayet aşabilir.

Çin Bilimler Akademisi'nden (ÇBA) bir ekip, "yapay Güneş" diye adlandırılan deneysel nükleer reaktörünün, daha önce imkansız olduğu düşünülen bir plazma yoğunluğuna ulaştığını açıkladı.

Tehlikeli atık bırakmadan neredeyse sınırsız enerji üretme potansiyeli sunan nükleer füzyon, bazıları tarafından temiz enerjinin "kutsal kasesi" ilan ediliyor.

Bu süreç Güneş'te meydana gelen doğal reaksiyonları taklit ediyor ancak büyük ölçekte gerçekleştirilmesi son derece zor bir iş.

ÇBA'nın Deneysel Gelişmiş Süperiletken Tokamak'ıyla (EAST) ulaşılan kilometre taşları da dahil, son yıllarda çeşitli önemli atılımlar kaydedildi.

ÇBA geçen sene yapay Güneş reaktörünü ilk kez bin saniyeden uzun süre çalıştırmayı başarmış, bu rekor daha sonra Fransa'nın WEST makinesi tarafından kırılmıştı.

Her iki deney de yakıtın (veya plazmanın) belirli bir seviyede kararsız hale gelmesine neden olan ve Greenwald Sınırı diye bilinen teorik yoğunluk sınırlı kalmıştı.

ÇBA araştırmacıları, kendini düzenleyen plazma-duvar adı verilen yeni bir süreç sayesinde plazmayı benzeri görülmemiş yoğunluk seviyelerinde kararlı tutmayı başardı.

Araştırmacılar, plazma yoğunluğunu uzun süredir geçerli olan deneysel sınırların çok ötesine taşımanın, çok daha yüksek enerji çıktılarıyla füzyon ateşlemesini gerçekleştirebileceğini söylüyor.

Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden, araştırmanın ortak yürütücüsü Profesör Ping Zhu şöyle diyor: 

Bulgular, tokamaklarda ve yeni nesil yanıcı plazma füzyon cihazlarında yoğunluk sınırlarını genişletmek için pratik ve ölçeklenebilir bir yol öneriyor.

Son atılım, hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan "Accessing the density-free regime with ECRH-assisted ohmic start-up on EAST" (EAST'te ECRH destekli ohmik başlatmayla yoğunluktan bağımsız rejime erişim) başlıklı çalışmada detaylandırılıyor.

Nükleer füzyon yoluyla pratik enerji üretiminin büyük ölçekte uygulanabilmesi için hâlâ ciddi gelişmelere ihtiyaç var ancak bazı girişimler, bunu önümüzdeki birkaç yılda hayata geçirmeyi hedefliyor.

ABD merkezli Helion Energy, nükleer füzyon enerjisi için dünyanın ilk satın alma anlaşmasını 2023'te imzalamış, Microsoft'a 2028'e kadar 50 MW füzyon enerjisi sağlama sözü vermişti.

Independent Türkçe