Viyana’daki nükleer anlaşma müzakereleri ‘nihai anlaşmaya doğru’ yavaş adımlarla ilerliyor

Borell, “Detaylara girdik ve İran nükleer anlaşmasını kurtarma eğilimleri görüyoruz” dedi.

AB Temsilcisi Enrique Mora Perşembe günü müzakerelere ev sahipliği yapan otelden ayrılırken (EPA)
AB Temsilcisi Enrique Mora Perşembe günü müzakerelere ev sahipliği yapan otelden ayrılırken (EPA)
TT

Viyana’daki nükleer anlaşma müzakereleri ‘nihai anlaşmaya doğru’ yavaş adımlarla ilerliyor

AB Temsilcisi Enrique Mora Perşembe günü müzakerelere ev sahipliği yapan otelden ayrılırken (EPA)
AB Temsilcisi Enrique Mora Perşembe günü müzakerelere ev sahipliği yapan otelden ayrılırken (EPA)

Avusturya’nın başkenti Viyana’da nükleer anlaşma konusunda devam eden müzakerelerle ilgili olumlu göstergeler olsa da pek çok ihtilaf noktası yerini koruyor. Perşembe gününden bu yana Viyana’da bulunan heyetler anlaşmayı yazmak için ilk adımları atmaya başladı. Buna rağmen ABD’nin kaldırabileceği yaptırımlar ile İran’ın mı yoksa ABD’nin mi ilk adımı atacağı meselesinde henüz bir gelişme bulunmuyor.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, geçen haftadan bu yana süren görüşmelerde ilerleme olduğuna işaret ederek, ABD ve İran tarafının 2015’te imzalanan nükleer anlaşmayı kurtarmak istediğini gördüğünü söyledi.
Reuters’ın haberine göre, “sevindirici haberler” olduğunu belirten Borrell, “Her iki tarafın da bir anlaşmaya varmakla gerçekten ilgilendiğini düşünüyorum. İki taraf genel meselelerden daha ayrıntılı olanlara doğru gidiyor. Bu meseleler de açıkçası, bir taraftan yaptırımların kaldırılması diğer taraftan nükleer anlaşmaya bağlı kalınmasına ilişkin meselelerle ilgili” dedi.
Alman Hükümeti Sözcüsü, “İran nükleer görüşmelerinde ilerleme arzusu görüyoruz” dedi.
Rusya'nın Viyana Uluslararası Kuruluşlar Daimi Temsilcisi Mikhail Ulyanov, Twitter hesabı paylaşımında, “İki hafta süren görüşmelerden sonra, müzakerelerin (anlaşmayı) yazma aşamasına girdiğini memnuniyetle not edebiliriz. Pratik çözümler hala çok uzak ancak hedefe doğru atılan belirli adımlarla genel sözlerden anlaşma (aşamasına) geçtik” diye yazdı.

Ortak Komite, bugün resmi bir oturum düzenleyecek
Şarku’l Avsat’ın Avrupalı kaynaklardan edindiği bilgilere göre, nükleer anlaşmayla ilgili müzakereleri yürüten Ortak Komite, müzakerelerde ilerleme noktalarını belirlemek amacıyla bugün resmi bir oturum düzenleyecek. Komite geçen hafta Viyana’da ikinci turun başlamasından bu yana iki kez toplandı. Katılımcıların kaydedilen ilerleme hakkında bilgilendirilmesi amacıyla yapılan birinci toplantı Perşembe, ikincisi de Cuma günü yapıldı.
Heyetler Viyana’da üç büyük otelde kalıyor. Avrupalılar ana oteli karargah edinirken, Amerikalılar karşısındaki otelde kalıyorlar. İran heyeti görüşmelerinin çoğunu, ana otele arabayla birkaç dakika mesafede bulunan üçüncü otelde gerçekleştiriyor. Avusturya hükümeti devam eden görüşmelerin “hesapta olmayan bir nedenden ötürü tökezlemesini önlemek için” katılımcılara günlük olarak koronavirüs testi uyguluyor.
Viyana’daki görüşmelerle eşzamanlı olarak İran’ın orta kesiminde yer alan Natanz uranyum zenginleştirme tesisine 11 Nisan’da ‘sabotaj eylemi’ düzenlendi. İran İslam Cumhuriyeti, düşmanı İsrail’i olayın arkasında olmakla suçladı. Tesisteki patlamanın ardından Tahran, yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirme çalışmalarına başladığını duyurdu. Bu da İran’ın, uranyumun askeri amaçlarla kullanımı için gerekli olan yüzde 90 saflığa her zamankinden daha çok yaklaştığı anlamına geliyor.
Reuters’a konuşan İranlı yetkililer, her iki taraftan birbirini izleyen adımların atılmasının çözümü getireceğini ifade etti. İranlı yetkililer, Viyana’daki son derece önemli görüşmelerin, kalıcı bir çözüme ulaşmak amacıyla diplomasiye alan tanınması için geçici bir anlaşmayla sonuçlanabileceğini ifade etti.
Reuters’a konuşan İranlı bir yetkili, “Mayıs ayındaki son tarih yaklaşıyor… Viyana'da tartışılan şeyler, kısa vadede tüm taraflara karmaşık teknik sorunları çözmeleri için daha fazla zaman tanıyan bir ara anlaşmanın ana hatlarıdır” dedi.
Yetkili, bu ifadelerle, muhafazakar milletvekillerin çoğunlukta olduğu İran Meclisi tarafından onaylanan ve hükümeti, yaptırımlar kalkmadığı sürece nükleer anlaşma noktasında daha sert bir tavır benimsemekle yükümlü tutan yasaya işaret ediyor.
Başka bir İranlı yetkili, tüm yaptırımların kaldırılmasına ilişkin teknik adımlarla ilgili bir siyasi anlaşmaya varılması halinde Tahran’ın, diğer ülkelerde bloke edilen mal varlığının serbest bırakılması karşılığında yüzde 20 saflıkta uranyum zenginleştirme kararını askıya alacağını belirtti.
İran, ABD’nin 2018’den bu yana kendisine uyguladığı yaptırımlar nedeniyle 20 milyar dolarlık petrol gelirlerinin Güney Kore, Irak ve Japonya’da dondurulduğunu söylüyor.
Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) İran’ın daha önce bildirmediği tesislerde bulunan uranyum izlerinin kökeni hakkında bir açıklama yapması ümidiyle dün Tahran’la temas kurdu. Nitekim bu husus, nükleer anlaşmayı canlandırma çabalarını etkileyebilecek nitelikte bir mesele.
Viyana’da şu anki görüşmelerin yapılması için varılan anlaşma, Avrupa ülkelerini, 35 ülkeden oluşan IAEA Guvernörler Kurulu’nun geçen ayki toplantısında İran hakkında suçlayıcı bir karar çıkarma çabalarını ertelemesi konusunda ikna etti.
IAEA, açıklamasında, “IAEA ve İran bugün, güvencelerle ilgili askıda duran meselelere açıklık getirmek amacıyla bir odaklama sürecine başladı” ifadelerini kullandı. Açıklamaya göre iki taraf arasındaki toplantı uzmanlar düzeyinde gerçekleştirildi.
İran’ın daha önce bildirmediği tesislerde bulunan uranyum izlerinin kökeni meselesinin görüşülmesi amacıyla IAEA ve İran arasındaki ilk toplantının Nisan’ın ilk haftasında Tahran’da yapılması planlandı. Ancak nükleer anlaşmanın kurtarılması hedefiyle anlaşmanın diğer taraflarının Viyana’da katılacağı ve ABD tarafıyla yoğun bir diplomasinin yürütüleceği görüşmelere hazırlık kapsamında toplantı ertelendi.

Viyana’daki görüşmeler olumlu ilerliyor
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade, düzenlediği basın toplantısında, Viyana’daki görüşmelerin “olumlu ilerlediğini” söyledi. Olası bir anlaşmaya varılması halinde bunun “İran Meclisi’nin oylamasından çıkacak onayı gerektirmeyeceğini” ve “bu düzeydeki meselelerin Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sunulması ve Rehber (İran’ın dini lideri) Hamaney’in imzasını taşımasının” yeterli olacağını ifade etti.
Hatipzade, “Bu görüşmelerde bazı ilerlemeler kaydedildi ve doğru yoldayız. Ancak bu, görüşmelerin son aşamaya geldiği anlamına gelmiyor” dedi.
Hatipzade bu ifadelerle, bazı İranlı vekillerin, Viyana’da nükleer anlaşma Ortak Komitesi’nin arabuluculuğunda ABD ve İran arasında yürütülen dolaylı görüşmelerden çıkacak muhtemel bir anlaşmanın Meclis’te oylanması ve ABD’nin uygulamalarının incelenmesi gerektiği şeklindeki açıklamalarına yanıt verdi.
İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in Ofisi’ne yakın duran Keyhan gazetesinin, üst düzey İranlı müzakerecilerin Viyana’da yürüttüğü “dolaylı müzakereler” ve “yeni uzlaşı” konusunda soru işaretlerine neden olan haberine de üstü kapalı bir şekilde yanıt veren Hatipzade, Viyana’daki müzakerelerin ABD ile değil nükleer anlaşma Ortak Komitesi ile yapıldığını ve “ABD ile doğrudan veya dolaylı müzakerelerin olmadığını” vurguladı.
Keyhan gazetesi dünkü sayısında, ABD Başkanı Joe Biden’ın Cuma günü Japonya Başbakanı Suga Yoşihide ile düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında “ABD İran’a büyük tavizler vermeyecek” açıklamasına dayanarak “ABD temel yaptırımları kaldırmayacak, nükleer ekip Viyana’da niye takılı kaldı” başlığını kullandı. Gazete, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Viyana’ya giden İran heyetinin başkanı Abbas Arakçı’nın İran basınında Cumartesi çıkan “herkes arasında yeni bir uzlaşı ve ortak bir zemin belirginleşti” ve “müzakereler tarafların ortak bir metin üzerinde çalışmaya başlayabilecekleri bir aşamaya ulaştı” yönündeki açıklamalarına yer verdi.
Gazete, Arakçı’nın tavrını şaşkınlıkla karşıladığı haberinde, “Bu iki açıklama, Hasan Ruhani hükümeti ve Barack Obama yönetimindeki yetkililerin nükleer anlaşma imzalanmadan önceki açıklamalarına benziyor” diye yazdı. Gazete, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in o dönem kullandığı “herhangi bir anlaşma, anlaşmamaktan iyidir” ifadesini aktardı.
Keyhan gazetesi, İran’ın dini lideri Hamaney’in son yaptığı “Viyana’daki nükleer müzakereler yıprandırma temeline dayanmamalı” uyarısına atıfta bulunduğu haberinde, “ABD ve Avrupa'nın amacı, ilk aşamada nükleer anlaşma müzakerelerini ‘yaptırımları kaldırmadan’ yıpratma müzakerelerine dönüştürmek ve (İran’ı) nükleer anlaşmaya geri döndürmek, sonraki aşama alacaklı konuma oturup İran'ı borçlu olarak sunmaktır” ifadelerini kaydetti.
“ABD yönetimi nükleer anlaşmaya dönmek için dikkate değer bir adım atmaya hazır olmadığını açıkça ifade ederken ve yerine getirmesi gereken görevleri İran’a özel bir ayrıcalık gibi sunarken, Arakçı hangi nihai anlaşmadan bahsediyor?” sorusunu yönelten gazete, nükleer anlaşmaya destek veren basın yayın organlarının Viyana’daki müzakerelerin ardından, “sanki ekonomik fetihlerin en büyüğü Viyana’da yapılacakmış gibi” ekonominin iyileştiği izlenimi veren başlıklar kullanmakla suçladı.



Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)

ABD'nin Küba'ya karşı olası bir savaşı hakkındaki konuşmalar önemli ölçüde arttı.

Florida'daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü 94 yaşındaki eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürmek amacıyla komplo kurma suçlamalarını yöneltti. Bu suçlamalar, Castro, 1996 yılında savunma bakanı olarak görev yaparken, adadan sal ile kaçmaya çalışan Kübalıları arayan bir kurtarma örgütüne ait iki sivil uçağı düşürme emri verdiği iddiasıyla bağlantılı. İki uçağın düşürülmesi, üç ABD vatandaşı ve ABD'de daimî olarak ikamet eden bir kişinin ölümüne neden olmuştu.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 30 yıl önce meydana gelen bir olayla bağlantılı olarak Castro'yu şimdi suçlaması, Trump yönetiminin bu iddianameyi Küba'ya saldırmak için bahane olarak kullanabileceği endişelerini artırdı ki bu, ocak ayında Venezuela'da dönemin Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamak için izlenen yaklaşıma benzer bir durum.

Nitekim, Florida'da bazı Cumhuriyetçi temsilciler bu yönde harekete geçilmesi çağrısında bulunmaya başladılar.

Çarşamba günü Washington'daki Temsilciler Meclisi'nde Güney Florida'dan Cumhuriyetçi meslektaşlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, “Bence tam olarak olması gereken bu ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tam olarak hizmet eden şey bu” dedi. Şöyle devam etti: “Bu haydutların o adayı yönetmeye devam etmesine izin veremeyiz, çünkü biliyoruz ki yıllardır Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya gibi düşmanlarımıza bir platform sağladılar.”

Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Castro, 2018'de resmen devlet başkanlığından çekilmiş ve ülkenin mevcut lideri Miguel Díaz-Canel onun yerini almıştı. Ancak, torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro da dahil olmak üzere Castro ailesi, Küba'nın otoriter, tek partili sisteminde hâlâ önemli bir etkiye sahip.

Bir Cumhuriyetçi ABD Kongre üyesi, Havana'yı Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya'ya platform sağlamakla suçluyor

Kübalı en önde gelen sürgünlerden birinin oğlu olan Temsilciler Meclisi üyesi Mario Díaz-Balart ise Salazar'dan daha temkinli davrandı. “Raúl Castro'nun adalete hesap vermesi gerektiğine inanıyorum, ancak bu konuda karar yine ABD Başkanına aittir” ifadelerini kullandı.

Diaz-Balart, diğer üyelerle birlikte, Küba'nın ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunmak için Havana'nın İran ve Rusya'dan edindiği yüzlerce taarruzi insansız hava aracına (İHA) sahip olduğunu belirten yakın tarihli bir Axios haberine atıfta bulunuyor.

Diaz-Balart “Eğer bu 300 İHA, Rusya'nın Ukrayna savaşında kullandığı veya İran'ın şu anda kullandığına benzerse, ABD'nin güneydoğusunun neredeyse her yerine ulaşabilirler. Bu nedenle, Küba ABD için doğrudan bir tehdit oluşturuyor” dedi.  Ancak, ABD ordusunun bu İHA’ları düşürme kabiliyetine sahip olduğunu da belirtti.

Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Küba Devlet Başkanı, pazartesi günü X platformundan yaptığı bir paylaşımda, Trump yönetiminin artan tehditlerini uygulamaya koyması halinde “hesaplanamaz sonuçları olan bir kan gölü” yaşanacağı konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı Foreign Policy kaynaklı analize göre ABD yönetimi, Küba'ya enerji tedarikine zaten sert bir abluka uygulamaya başlamış ve bu da adadaki insani durumu önemli ölçüde kötüleştirmişti.

Miguel Díaz-Canel, “Zaten çok yönlü bir ABD saldırganlığı altında acı çeken Küba'nın, herhangi bir askeri saldırıya karşı kendini savunma konusunda mutlak ve meşru bir hakkı vardır” dedi.

Cumhuriyetçi temsilciler, Küba'nın İran ve Rusya'dan ABD topraklarına karşı fırlatılabilecek taarruzi insansız hava araçları edinebileceği konusunda uyarıda bulunuyor

Kendisi de Kübalı bir sürgün ailenin kızı olan Salazar, ABD'nin askeri bir operasyon başlatması durumunda, Castro ailesinin ABD güçlerine karşı misilleme olarak İHA’ları kullanmaya cesaret edeceğine inanmadığını söyledi. “Savaş bahanesinin nereye kadar kullanılacağını bilmiyorum ama Castro ailesinin kendileri için en iyisini bildiğini biliyoruz ve bunu yapmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum, çünkü bu onlar için felaket olur ve bu felaketin ayrıntılara giremem” diye ekledi.

Temsilciler Meclisi Ödenekler Komitesi’ne bağlı Devlet, Dış Operasyonlar ve İlgili Programlar Alt Komitesi Başkanı olan Diaz-Balart verdiği röportajda, Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan operasyona benzer bir ABD operasyonuna dair öngörülerin hâlâ “erken” olduğunu söyledi. Ancak, Ortadoğu'da çok sayıda gemi ve uçak konuşlandırmış ve İran ile olan çatışmaya odaklanmış olsa bile, ABD ordusunun, böyle bir operasyonu gerçekleştirebilecek yeterli varlığa ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Trump yönetiminin şu anda böyle bir operasyona girişme arzusunda olup olmadığı, hatta bunu uygulamaya yönelik somut planlarının olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan husus, Küba'nın yönetimin düşüncelerinde önemli bir yer tuttuğudur. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda İngilizce altyazılı İspanyolca bir video yayınlayarak, adanın hükümetini ihmalkâr diye nitelendirdi ve Küba'daki kötüleşen insani durumdan onu sorumlu tuttu.

ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters) ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters)

Rubio, “Biliyorum ki bugün, bu adayı eviniz olarak adlandıran sizler, hayal edilemez zorluklar yaşıyorsunuz” dedi ve “Günde 22 saat elektriksiz kalmak zorunda kalmanızın nedeni, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan petrol ablukası değil... Elektrik kesintilerinin, yakıt ve gıda kıtlığının gerçek nedeni, ülkenizi kontrol edenlerin milyarlarca dolar çalmış olmaları ve bu parayı hiçbir şekilde halka yardım etmek için kullanmamış olmalarıdır” diye belirtti.


Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.


İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
TT

İsrail, ABD-İran müzakerelerinde izleyici konumunda kaldı

Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)
Amerikan medyasına göre Trump ve Netanyahu'nun İran savaşındaki hedefleri uyumsuz (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerde izleyici konumunda kaldı.

New York Times'ın analizinde, Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliğinin mümkün olduğuna dair ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği güvencelerin boşa çıktığı belirtiliyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan iki İsrailli savunma yetkilisi, Netanyahu yönetiminin "ABD'yle İran arasındaki ateşkes görüşmelerinden neredeyse tamamen dışlandığını" söylüyor.

Kaynaklar, İsrail'in bölgedeki liderler ve diplomatlarla İran içindeki ajanlarından bilgi toplayarak Washington-Tahran müzakerelerini takip etmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Süreçte kenarda bırakılmasının, bu yıl genel seçimlere gidilecek İsrail'de Netanyahu'nun işini zorlaştırabileceği yorumu yapılıyor.

İsrail lideri uzun süredir seçmenlere kendisini "Trump'a fısıldayan adam" olarak tanıttı. Netanyahu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı İran savaşının ardından yaptığı açıklamalarda Trump'la neredeyse her gün telefonda görüştüğünü de sıkça vurgulamıştı.

Ancak analize göre Trump yönetimindeki bazı yetkililer, Netanyahu'nun Tahran'da rejim değişikliği vaatlerini başından beri gerçekçi bulmuyordu. İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla Washington ve Tel Aviv'in önceliklerinin değiştiğine dikkat çekiliyor.

Axios da iki liderin 19 Mayıs'ta gergin bir telefon görüşmesi yaptığını yazmıştı.

Kaynaklar, Trump yönetiminin İran'ın nükleer programı ve Hürmüz'deki durumla ilgili 30 günlük müzakere süreci başlatmayı planladığını savunmuştu. Netanyahu'yla Trump'ın Tahran'la yapılan görüşmeler ve savaşın gidişatıyla ilgili anlaşmazlık yaşadığı yazılmıştı.

ABD ve İran, Pakistan arabuluculuğunda yapılan görüşmelerde 8 Nisan'da ateşkes anlaşmasına varmıştı.

Buna rağmen ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı sürdürmesi nedeniyle Devrim Muhafızları da gemi trafiğini normale çevirmeyi reddetmişti.

Katar ve Pakistan'dan heyetler, ABD ve İran arasındaki müzakerelerin ilerlemesini sağlamak için dün Tahran'a gitti.  

Gazze savaşında arabuluculuk yapan Doha yönetimi, İran'ın misillemeleri nedeniyle şimdiye dek müzakerelerde devreye girmemişti. Ancak Reuters'a konuşan Katarlı yetkililer, bölgedeki gerilimin sonlandırılması amacıyla ABD'yle koordineli hareket ettiklerini söylüyor.

Tesnim'in aktardığına göre Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir'le İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de dün akşam bir araya gelerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı.

CNN de Trump'ın cuma günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Yardımcısı JD Vance ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'le güvenlik toplantısı düzenlediğini yazıyor. Ancak son günlerde saldırıları tekrar başlatma tehditleri savuran Trump'ın süreçte nasıl bir karar alacağı henüz belli değil.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Tesnim, Reuters