Kartal, ayı ve ejderha: Zirvedeki karmaşık oyunhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2937336/kartal-ay%C4%B1-ve-ejderha-zirvedeki-karma%C5%9F%C4%B1k-oyun
“Soğuk Savaş” ve “Sıcak Barış” arasında gidip geliniyor
Pekin - Moskova hattındaki ittifak Washington ile mücadele için tekrar canlandı. (Reuters)
İstanbul/Şarku’l Avsat
TT
TT
Kartal, ayı ve ejderha: Zirvedeki karmaşık oyun
Pekin - Moskova hattındaki ittifak Washington ile mücadele için tekrar canlandı. (Reuters)
Refik Huri
Uluslararası alanın zirvesindeki büyük güçler arasında süren mücadelenin artık küreselleşme nedeniyle birçok boyutu var. Zira bu mücadele çatışma, rekabet ve iş birliğinin bir karışımı halinde. “Soğuk Savaş” ve “Sıcak Barış” arasında gidip geliniyor. ABD ve Sovyetler Birliği zamanında bile “uluslararası uzlaşma” yapıldığı ya da en azından “tansiyonun düştüğü” ve “buzların eridiği” dönemleri gördük. Bugün ABD kartalı, Rus ayısı ve Çin ejderhası arasındaki oyun oldukça karışık. İkinci Dünya Savaşı’ndaki koalisyondan sonra, Soğuk Savaş’ın son aşamasında dengeler değişti: Çin ejderhası Rus ayısıyla aynı saftayken Çin Komünist Partisi lideri Mao Zedong ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi lideri Josef Stalin arasındaki düşmanlık, en büyük iki komünist ülke arasında husumete sebep oldu. Mao, Moskova ile dengeyi sağlamak için ABD’ye açılmaya karar verdiğinde, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon kendisine olumlu bir şekilde karşılık vererek Henry Kissinger’ı Pekin’e gizli bir ziyaret için gönderdi. Daha sonra Kissinger, Çin’i alenen ziyaret etti ve Çan Kay Şek liderliğinde, Tayvan (Çin Cumhuriyeti) tarafından işgal edildikten sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yerini tekrar kazanan Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıdı. Ancak Vietnam Savaşı’nda durumlar farklıydı. Bunun yanı sıra kartal en güzel günlerini yaşıyordu. Ayı yavaşlamış ve tükenmiş bir haldeydi. Ejderha ise Mao’nun gidişinden sonra Deng Şiaoping günlerinde şu slogan altında güç topluyordu: Gücünü sakla ve zamanını bekle.
İttifakın dağılması
Bugün Washington ile mücadele etmek için Pekin ve Moskova arasındaki ittifak tekrar canlandı ve oyuncuların durumları da değişti. Kartal kocadı ve “bitmeyen savaşlardan” çekilmeye başladı. Ayı gücünü topladı ve Gürcistan ile savaşa girdi. Bu savaş sonucunda Abhazya ve Güney Osetya bölgeleri Gürcistan’dan ayrıldı. Aynı zamanda Ukrayna ile de savaşa girerek Kırım’ı geri aldı ve Rusya’ya katılmak isteyen Donbas bölgesindeki ayrılıkçıları destekledi. Ayrıca rejimi desteklemek üzere Suriye savaşına doğrudan dahil oldu. Ejderha büyüdü, gücüne güç kattı ve ekonomisini geliştirdi. Pakistan, İran ve diğer Asya ülkeleri üzerinden Avrupa’daki yerlerle birlikte Afrika’ya ulaşan Bir Kuşak, Bir Yol Projesi kapsamında dünyadaki nüfuzunu genişletmeye başladı. Bugün Çin, Komünist Devrimi’nin 100’üncü yılına denk gelen 2049’da “evrensel bir bilimsel güç” olmaya aday bir süper güç olarak karşımıza çıkıyor.
Oyun, her zamanki gibi “bir değişken iki sabit” arasında dönüyor. Başkan Joe Biden, her dört veya sekiz yılda bir selefleri gibi bir “değişken” iken 2000 yılından beri iktidarda olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2036 yılına kadar koltuğunda kalacak bir “sabit”. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de belirli bir sonu olmayan diğer bir “sabit” konumunda.
Putin’in “ilham kaynağı” Aleksandr Dugin’in söylediği gibi; bu kez “ABD, Çin ile Rusya arasındaki ittifakı bozmayı başaramayacak”. Devlet Başkanı Şi, Komünist Parti liderlerinin “siyah kuğular” ve “Batı liberal demokrasisi” konusundaki uyarılarını gizlemedi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Münih Güvenlik Konferansı’nda “Batı’nın seçkinleri tarafından oluşturulan küresel liberal düzen sona erdi ve bunun alternatifi Batı sonrası bir dünyadır” derken utanıp sıkılmış gibi görünmüyordu. Biden yönetimi tarafından yayınlanan Geçici Ulusal Güvenlik Strateji Yönergesi’nde “dünya çapında güç dağılımının değişmekte olduğu ve yeni sıkıntıları beraberinde getirdiği gerçeğiyle baş edilmesi” gerektiği kabul edildi. Söz konusu belgede “Hem Pekin hem de Moskova, ABD’nin güçlü yönlerini kontrol etmeye, çıkarlarımızı ve müttefiklerimizi korumamızı engellemeye yönelik çabalara büyük yatırım yaptı” ifadeleri kullanıldı.
Başkanlığın sürekliliği
Rollerin ABD’nin Sovyetler Birliği ve Çin’i “kontrol etmeden” Rusya ve Çin’in ABD’yi “kontrol etmesine” dönmesi sıradan bir durum değil. Büyük güçler arasında doğrudan bir savaş çıkma olasılığı görülmüyor. Ancak siyaset bilimci Graham Allison, yükselmekte olan bir güç ile egemen olan diğer bir güç arasındaki savaş tehlikesini ifade eden “Thukididis tuzağı” konusunda uyarıda bulunuyor ve “evreni diğer büyük güçlerle paylaşma” çağrısı yaptı. ABD Savunma Bakanlığı'na aday gösterilen Michele Flournoy, Çin'in “Tayvan'ı işgal etmeye” kalkışması durumunda gemilerinin alabora olacağına ve mevzilerinin düşeceğine dair ciddi bir uyarıda bulunulmasını talep etti. Fransız ordularının komutanı, Londra merkezli The Economist dergisine verdiği demeçte “Kendimizi daha tehlikeli bir dünyaya hazırlamalıyız. Sadece teröre karşı değil, herhangi bir iki ülke arasındaki savaş için de kara kuvvetlerini güçlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Ancak başkanlığın sürekliliği toplumdaki değişkenlerden ayrı düşünülemez. Nitekim Rusya’nın ekonomisi zayıf ve Putin, Aleksey Navalni ağırlığındaki bir muhalife bile dayanamıyor. Çin ekonomisinin büyük ölçüde gelişmesiyle ortaya çıkan orta sınıf, siyasi bir sesi olmasını istiyor. Jean-Pierre Cabestan’ın China Tomorrow: Democracy or Dictatorship? (Yarının Çin’i: Demokrasi mi Diktatörlük mü?) adlı kitabında söylediği gibi “Korkulmak sevilmekten daha iyidir” ilkesinin sahibi Niccolo Machiavelli’nin iyi bir öğrencisi olan Şi orta sınıfın bu isteğinden endişe duyuyor.
Oyunun yeni yönü, elektronik ordular ile evrensel anlatıyı kontrol etme yarışı. Ancak ABD’de endişe yüksek. Nitekim Ferid Zekeriya, ABD’nin Çin ile çatışmasında “pahalıya mal olacak bir başarısızlığa” doğru gittiğine dair uyarıda bulunuyor. Kissinger ise şu değerlendirmede bulunuyor:
“Putin’in şeytanlığı bir politika değil, aksine politikanın olmayışının bir bahanesi. Putin stratejik hegemonya peşindeyse Batı ile Rusya arasında iş birliği olması imkansız.”
Karışıklık oldukça etkileyici: ABD Rusya’ya yaptırım uygulamaya devam ediyor ve Biden ile Putin arasında bir zirve çağrısı olmasına rağmen ABD Başkanı, Rusya liderini “katil” olarak nitelendiriyor. Diğer yandan Çin ile ticari savaş devam ederken iklim konusunda iş birliği yapılıyor.
Herkes bir ileri bir geri gitmeye mahkum...
Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242314-trump%C4%B1n-g%C3%B6z%C3%BC-i%CC%87ran%C4%B1n-zenginliklerinde-bar%C4%B1%C5%9F-kar%C5%9F%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda-petrol-m%C3%BC
Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?
Fotoğraf: Majalla/Reuters
Süreyya Şahin
İki taraf arasında devam eden müzakereler göz önüne alındığında, İran meselesine dair Amerikan yaklaşımında ekonomik boyutlar siyasi ve güvenlik boyutlarından ayrılamaz. Amerikalıların enerji kaynaklarını güvence altına alma odağı, müzakerelerin siyasi seyrinin hemen arkasında duruyor.
İki heyet arasındaki ikinci tur görüşmelerin başlamasından günler önce, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı (Ekonomik İşlerden Sorumlu) Hamid Kanbari'nin Tahran'ın her iki taraf için de ekonomik faydalar sağlayacak bir nükleer anlaşmaya varmayı hedeflediğini açıklaması dikkat çekiciydi. Cenevre müzakerelerinin arifesinde yapılan ve önemli bir değişime işaret eden bu açıklamasında, anlaşmanın sürdürülebilirliğini sağlamak için ABD'nin de yüksek ve hızlı ekonomik getiriler sağlayan alanlarda fayda elde etmesinin şart olduğunu belirtti.
Dolayısıyla, müzakereler artık petrol ve doğalgaz sahalarındaki ortak çıkarları, madencilik yatırımlarını ve hatta uçak alımlarını da içeriyor. Bu ekonomik yaklaşım, İran'da benimsenen siyasi ve güvenlik yaklaşım ile birlikte sessizce incelendi. Peki ekonomik çıkarların buluşması siyasi engelleri kaldırabilir ve bunlarla başa çıkmak için umut vadeden bir giriş noktası sunabilir mi?
Jeopolitik bir kaldıraç olarak İran'ın zenginlikleri
İran'ın coğrafi konumunun stratejik olduğu şüphesizdir. Batı Asya'nın kalbinde yer alan ülke, doğuda Afganistan ve Pakistan'ı, batıda ise Irak ve Türkiye'yi birbirine bağlıyor. Kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan ve Türkmenistan arasında yer alıyor. Güneyinde ise Arap Körfezi ve Hint Okyanusu'na açılan kapı olan Umman Denizi bulunuyor. Başka bir deyişle, İran, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya arasında bir bağlantı noktasıdır. Dahası, İran coğrafi olarak Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısını kontrol ediyor ve bu boğazdan küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sini temsil eden günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve doğal gaz kondensatı geçiyor.
Nükleer mesele artık müzakerelerin tek önceliği değil; ekonomi ve petrol, müzakerelerin, nüfuz denkleminin ve uluslararası çatışmanın temel bileşenleri haline geldi
ABD yönetimi tüm bunların tamamen farkında. İran ekonomisine olan Amerikan ilgisi, en başından itibaren devam eden müzakerelerin biçiminde, heyette Amerikan nükleer uzmanlarının bulunmaması, buna karşılık Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanların bulunmasıyla açıkça görülüyordu. İran Maden ve Maden Sanayileri Geliştirme ve Yenileme Örgütü'ne göre, İran, 60 milyar ton olarak tahmin edilen maden rezervleri açısından dünyada 15’inci sırada yer alıyor. Ülke, on binden fazla aktif madene ve demir cevheri, bakır, çinko ve diğer nadir elementler de dahil olmak üzere 68'den fazla maden türüne sahip.
İran Jeoloji ve Maden Araştırmaları Kurumu Başkanı Daryuş İsmaili, İran'ın doğal kaynaklar ve maden rezervleri açısından dünyada beşinci sırada yer aldığını, ancak bu potansiyelinin yalnızca yaklaşık yüzde 2'sini keşfetmiş olduğunu belirtti. Ülkenin doğal kaynakları ile maden rezervlerinin değerinin yaklaşık 27,3 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini, bunun yaklaşık 1,4 trilyon dolarının madencilik sektörüne ait olduğunu, fiilen keşfedilen rezervlerin değerinin ise 29 milyar doları aşmadığını açıkladı.
İran petrolü nükleer müzakerelerin temel taşı (Reuters)
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tahminlerine göre İran, dünya rezervlerinin yüzde 1,9'una denk gelen 3,8 milyar metrik ton demir cevherine sahip. İran Maden Örgütü'ne göre İran, dünya bakır rezervlerinin yüzde 5'ine denk gelen 2,6 milyar metrik ton bakıra sahip. İran ayrıca, yaklaşık 15 milyon ton olarak tahmin edilen önemli çinko rezervlerine sahip olup, küresel çinko pazarında önemli bir oyuncu. Ülkenin en büyük madenindeki boksit rezervlerinin ise 10,6 milyon metrik ton olduğu tahmin ediliyor.
Altına gelince, 24 madende yaklaşık 340 milyon ton kanıtlanmış altın yatağı bulunuyor. İran, son olarak Horasan’da ülkenin en büyük madenlerinden biri olan Şadan madeninde altın yatakları keşfetti. Son yıllarda İran, 125 milyon ton potansiyel yatak ve 85 milyon ton kanıtlanmış kaynak tespit etti; bunların bazılarında lantan ve seryum gibi nadir toprak elementleri bulunabilir. İran'ın kurşun rezervlerinin de milyonlarca ton olduğu tahmin ediliyor.
Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu'na (GECF) göre, 2023 yılında doğal gaz rezervleri 33,9 milyar metreküptü. Doğal gaz ihracatının ise 16 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyor.
Yaptırımlar hiçbir zaman kendi başlarına bir amaç olmamış, aksine İran'ı boyun eğdirmek ve kaynaklarını devrimini ihraç etmek için kullanmasını engellemek için bir araç olmuştur
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran, Hamedan şehrinde ilk lityum rezervlerinin (yaklaşık 8,5 milyon ton lityum cevheri) keşfedildiğini duyurdu. Zencan ve Kerman bölgelerinde kobalt ve nikelin varlığı doğrulandı. Bu madenler, uçak, silah, elektronik çipler, otomobil aküleri, inşaat ve tıp endüstrileri gibi teknolojik ve askeri endüstrilerde kullanılıyor. Madenler arasında ayrıca kömür, metalik madenler, Horasan'daki kum, çakıl, metalik olmayan madenler ve tuzun yanı sıra, bir kısmını yüzde 60'ın üzerinde zenginleştirmiş olduğu uranyum da bulunuyor; bu seviye, teknik olarak nükleer silah üretimi için gerekli olan yaklaşık yüzde 90'lık zenginleştirme seviyesine yakın.
Petrol zenginliği açısından İran, Suudi Arabistan ve Irak'tan sonra OPEC içindeki üçüncü büyük petrol üreticisi. OPEC'in son raporuna göre, İran'ın petrol üretimi Aralık 2025'te günlük yaklaşık 19,3 milyon varil seviyesine ulaştı. OPEC istatistiklerine göre İran, 208,6 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahip.
Enerji güvenliği ve nüfuz mücadelesi arasında İran’ın zenginlikleri
ABD'nin İran'ın doğal kaynaklarına olan ilgisi iki faktörle bağlantılı. Birinci faktör; Amerikan çıkarlarının dünyadaki üç stratejik dayanak ile bağlantısıdır. Bunlar, küresel enerji güvenliğini korumak, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail olmak üzere Amerikan müttefiklerini korumak, Çin ile Rusya'nın İran'ın geniş petrol, doğal gaz ve maden rezervlerini kullanarak nüfuzlarını genişletmelerini önlemek. Bunlar, İran'a karşı devam eden yaptırım sisteminin yanı sıra, jeopolitik amaçlarla kullanılan askeri ve siyasi baskı araçları aracılığıyla kendini göstermektedir. Bu kaynaklar önemli olmasaydı, İran, Amerikan ve Avrupa yaptırımlarına ve BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uygulanan yaptırımlara maruz kalmazdı. Devam eden müzakerelerde ekonominin önemine dair ilk gösterge, İranlı yetkililerin ülkelerine uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını talep etmeleridir.
Tahran'ın merkezinde Amerikan karşıtı sloganlar yazılı bir reklam panosu, 17 Şubat 2026 (AFP)
İkinci faktör; Washington'un İran'ın zenginliklerini kontrol etme planından açıkça bahsetmemesidir. Buna karşılık, Amerikalı uzmanlar Washington'un yaptırımlar yoluyla baskı uyguladığını, İran'ın kapasitesine daha iyi yatırım yapılmasını engellediğini ve onu boğduğunu söylüyor. Nükleer anlaşma etrafındaki görüşmelere paralel olarak, İran, büyük güçler arasındaki daha geniş bir çatışmanın parçası haline gelen zenginlikleri nedeniyle de görüşmelerde ekonomiyi ele alacaktır. Rusya, İran'ı Batı'ya karşı taktiksel bir ortak olarak görüyor, ancak tamamen açık bir ekonomik ortak olarak görmüyor.
İran enerji denkleminde Çin merkezde
Çin şu anda İran'da bulunan ve ihraç edebileceği enerji kaynaklarından en büyük faydalanıcı konumunda. Çin dosyası, Amerikan yönetimi içinde İran meselesini ele alma konusunda ciddi bir baskı uyguluyor. Trump geçen hafta, “Nisan ayında Çin'e gideceğim ve İran ile bir anlaşmaya varmak istiyoruz. İran ile anlaşma başarısız olursa, başka bir seçeneği değerlendireceğiz” dedi. Bir yıl önce, 5 Şubat 2025'te TruthSocial'da yaptığı bir paylaşımda ise Trump, “İran'ın büyük ve başarılı bir ülke olmasını istiyorum, ancak nükleer silaha sahip olamaz” imasında bulunmuştu. Bu paylaşım, göreve geldiğinden beri uyguladığı İran'a yönelik “azami baskı” politikasını yeniden yürürlüğe koyan bir kararname imzalamasının ardından gelmişti. “Zorlayıcı diplomasi” olarak bilinen bu politikayı, askeri harekâta başvurmadan önce son çare olarak İran'ı müzakere masasına zorlamak için modern ve ağır silahlarla dolu çeşitli savaş gemilerini İran'ın yakınlarına konuşlandırarak sürdürüyor. Trump, “nükleer barış anlaşması sayesinde İran'ın barışçıl bir şekilde büyüyüp gelişebileceğine” inanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi
ABD'nin İran'ın kaynaklarını ele geçirmesi, ülkeye ilişkin siyasi hedefleriyle karşılaştırılabilir. Zira İran, doğalgaz, petrol ve demir üretimini büyük miktarlarda Çin'e ihraç ediyor. Ancak Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi'ye göre, “ABD, Çin almadan önce İran'ın doğalgazını, petrolünü ve stratejik madenlerini istiyor.” El-Mecelle'ye verdiği röportajda Musevi, “ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda” dedi.
“Bu konuda yaşananlar uluslararası diplomasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum. İran, sadece ABD için değil, tüm dünya için stratejik kaynaklara sahip bir ülkedir. İran da bu stratejik ekonomik varlığının önemini anlıyor ve bu nedenle onu kolayca teslim etmeyecektir, kaldı ki halkı da böyle bir şeyi kabul etmeyecektir. Ancak, Washington ve Tahran arasında yapılacak herhangi bir siyasi-güvenlik anlaşması kapsamında yaptırımlar kaldırılacaktır. İki taraf arasındaki değişim sürecinin nasıl gelişeceği şu anda belirsiz” diye de açıkladı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyet görüşmeler öncesinde Maskat'a vardı, 6 Şubat 2026 (AFP)
Musevi, “Trump, Çin dünyayı kontrol etmeden önce onu domine etmek istediğini dile getirdi. Eğer stratejik madenleri kontrol etmezse, Çin kontrol edecektir. Bu nedenle, dünyanın enerji kaynakları ABD için son derece önemli ve ABD, bunu yapmasına izin verecek siyasi koşulları oluşturmaya çalışıyor. Washington buna önem veriyor çünkü başta Çin olmak üzere rakiplerini kontrol etmek istiyor. Siyasi anlaşmadan sonra İran alanını, Çin-İran ilişkileri göz önüne alındığında, bu hedefe ulaşmanın kesin bir yolu olarak görüyor” dedi.
Tahran, Washington'un kâr mantığına bahis oynuyor
Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Profesör Khodr Zaarour, Mecelle'ye verdiği demeçte, İran'ın “Cumhuriyetçi Parti'nin tüm önde gelen, özellikle de şu anda iktidarda olan yüzlerinin, dünyanın her yerinde yatırım ve kâr peşinde olduğunu anladığını” söyledi.
Şunu da ekledi: “Bu açıdan bakıldığında, İranlılar Amerikan Başkanı’nın duymak istediği müzakere mantığından bahsettiler. İran, bu yolla kendisine karşı bir savaş olasılığını azaltmanın veya en kötü ihtimalle herhangi bir saldırının zararlarını hafifletmenin yollarından birini sunduğuna inanıyor.” İran, ekonomi ve yatırım müzakereleri önererek, Amerikalıları ekonomi ve yatırım konusunda karşılıklı uzlaşı yoluyla kâr elde edebileceklerine ve savaşın bunu başarmanın yolu olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Trump, ekonomik görüşmelerin müzakerelerin vitrinine yerleşmesini kabul edebilir, ancak yalnızca İran’ın nükleer programını durdurması ve bölgedeki vekil güçleri ile müttefiklerinden uzaklaşması karşılığında. İran için en önemli olansa, Trump'ın kendisiyle ticaret yapma ve yatırım arzusunu kullanarak bir saldırıyı önleyip rejimini korumaktır. Zaarour'a göre, bu durumda bir anlaşmaya varılırsa, İran füzelerini kullanmayacaktır.
Büyük güç rekabetinde İran artık sadece siyasi bir mesele değil; stratejik bir petrol, doğal gaz, madenler ve doğal zenginlikler deposudur
Zaarour, “İran, Trump'ın görev süresinin geri kalanını atlatıp sistemini yeniden inşa etmeye geri dönmek istiyor. Burada Trump için de bir yarış söz konusu; Trump, gelecek kasım ayındaki ara seçimlerden önce İran ile bir anlaşma yapmak istiyor” diye açıkladı. Yine Zaarour, “İran'ın Avrupa yerine ABD ile ticarete odaklanmasının Trump'ın hoşuna gidebileceğine, bu durumda kendi çıkarlarını İsrail'in çıkarlarının önüne koyacağına” inanıyor.
Yaptırımların kaldırılması, Amerikan şirketlerinin geri dönüşü için bir kapıdır
Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü Dr. Basem Bavvab, Mecelle'ye verdiği röportajda İran ekonomisinin son yıllarda biriken uluslararası yaptırımlar nedeniyle önemli ölçüde gerilediğini ve acil bir kalkınmaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Bu bağlamda, ABD'nin ağır ekipman, otomotiv ve uçak imalatı sektörleri ile yapay zeka gibi büyük sektörlerde veya nadir toprak madenciliği ve enerji alanlarında yatırım arenasına güçlü bir şekilde girebileceğine inanıyor. İran'da üretim maliyetlerinin, ham petrol ve madenlerin bolluğu, düşük işçilik maliyetleri ve kalabalık bir nüfustan kaynaklanan büyük tüketici pazarı göz önüne alındığında, diğer ülkelere kıyasla düşük olduğunun altını çizdi. Daha önce Avrupalı şirketlerin İran pazarına hakim olduğunu belirtti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, İsviçre'nin Cenevre şehri, 16 Şubat 2026 (Reuters)
Bavvab, eğer ABD yaptırım kararından vazgeçerse bu durumun Amerikan şirketlerinin de bu pazardan faydalanmasının önünü açabileceğini, uluslararası çatışmaların temel itici gücünün siyaset ve ekonomi olduğunu, bunların aynı madalyonun iki yüzü olduğunu belirtti. Özünde ise doğal kaynakları ve zenginlikleri kontrol etme çabası ve böylece hızla artan nüfusa sahip bir dünyada ekonomik güvenliği güvence altına almak yatmaktadır.
Bavvab, ABD ve İran arasındaki ekonomik ve yatırım görüşmelerinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu, ancak daha uzun bir sürece giriş noktası oluşturduğunu ifade etti. Ona göre, Washington stratejik ekonomik çıkarlarına dayanarak hareket ediyor; bunların başında da Çin'i kontrol altına alma ve hızlı ekonomik genişlemesini dizginleme çabası geliyor. Bu açıdan bakıldığında, ABD, özellikle Çin'in petrolünün yaklaşık yüzde 80'ini İran'dan ithal etmesi nedeniyle, İran'ı Çin ve Rusya'dan ayırmaya çalışıyor. Ancak temel soru, bu çözümün askeri bir saldırıdan sonra mı yoksa saldırıdan kaçınarak mı sağlanacağıdır. Savaşlardan sonraki çözümlerin maliyetinin, savaşsız çözümlerin maliyetinden her zaman çok daha yüksek olduğunu da dikkat çekti.
Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden olduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242299-ramazan-bug%C3%BCn-m%C3%BC-yoksa-yar%C4%B1n-m%C4%B1-ba%C5%9Fl%C4%B1yor-tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1-frans%C4%B1z-m%C3%BCsl%C3%BCmanlar-aras%C4%B1nda-kafa
Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden oldu
Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
Fransa'da Ramazan'ın başlangıç tarihiyle ilgili iki çelişkili açıklama, Müslümanlar arasında kafa karışıklığına neden oldu. Fransız Müslümanlar Konseyi (CFCM), hilalin 18 Şubat akşamına kadar görünmeyeceğini gösteren bilimsel verilere dayanarak, 1447 Hicri yılı için Ramazan'ın ilk gününün 19 Şubat 2026 Perşembe (yarın) olacağını duyurdu. Öte yandan, Paris Ulu Camii, Ramazan'ın ilk günü olarak 18 Şubat Çarşamba (bugün) olarak ilan etti.
CFCM açıklamasında, bazı İslam ülkelerinin kararlarının Fransız Müslümanları için bağlayıcı olmadığını vurgulayarak, ayın başlangıcının ülkede kullanılan astronomik hesaplamalara göre belirlendiğini belirtti. Ayrıca, 20 Mart 2026 Cuma gününü Ramazan Bayramı olarak ilan etti.
Fransa Müslüman İslam Konseyi (CFCM), Fransa'daki Müslümanları temsil eden resmi kuruluştur ve yaklaşık 2 bin 500 cami ve ibadethaneyi temsil etmektedir. Başkanı açık seçimlerle atanır ve konsey, uzmanlaşmış dini ve akademik komitelerin uzmanlığından yararlanır.
Bunun aksine, Paris Ulu Camii'nin dini komitesi, astronomik hesaplamalar ve yasal veriler arasındaki ortak çalışmanın sonuçlarını esas alarak, 18 Şubat Çarşamba gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu açıkladı.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Paris Camii'nin durumu, resmi konseyden farklıdır; zira başkanı seçilmez, doğrudan Cezayir'den atanır ve Fransa'daki yalnızca bir camiyi temsil eder, kararını vermeden önce genellikle diğer ülkelerden gelecek açıklamaları bekler.
Buna göre, gözlemciler Fransa'daki Müslümanlar için resmi referans noktasının Fransa İslam Dini Konseyi olduğunu ve bu nedenle de Konseyin kararlarına uyulmasının ülke içinde benimsenen yasal ve dini çerçeve olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242235-trump-japonyan%C4%B1n-amerika-birle%C5%9Fik-devletlerine-yapaca%C4%9F%C4%B1-ilk-yat%C4%B1r%C4%B1m-paketini-a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1
Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, dün Japonya'nın enerji ve temel madenler projelerine yaptığı ilk yatırımları duyurdu. Bu açıklama, Başbakan Sanae Takaichi'nin ABD ziyaretinden önce iki ülke arasında ticaret anlaşmasının ilerletilmesi kapsamında yapıldı.
Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Japonya, Amerika Birleşik Devletleri'ne yatırım yapma taahhüdü olan 550 milyar dolarlık yatırımların ilk aşamasına resmi ve mali olarak adım atıyor" dedi. Bu yatırımların üç projeyi kapsadığını açıkladı: biri Teksas'ta petrol ve doğalgaz, diğeri Ohio'da elektrik üretimi ve üçüncüsü Georgia'da nadir toprak mineralleriyle ilgili.
12 Şubat'ta Japon basını, toplamda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir yatırım için üç proje hakkında ileri düzeyde görüşmeler yapıldığını bildirmişti.
Trump, projelerin gümrük vergileri olmadan hayata geçmeyeceğini savundu. "Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için çok heyecan verici ve tarihi bir dönem" ifadesini kullandı.
İki ülke, temmuz ayı sonunda, ABD'nin ithal Japon mallarına %15 gümrük vergisi uygulayacağı ve karşılığında Japon şirketlerinin toplam 550 milyar dolarlık yatırım yapacağı bir ticaret anlaşması imzaladıklarını duyurmuştu.
Protokol, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yatırımlarının nereye yönlendirileceğine ilişkin kararın Washington'a ait olduğunu öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ortak bir Japon-Amerikan komitesi önerilen projeleri inceleyecek, ancak nihai karar Trump'a ait olacak.
Projeler seçildikten sonra, Tokyo'dan 45 gün içinde gerekli fonu sağlaması istenecek. Protokole göre, Japonya yatırımının değerini geri kazanana kadar, Japonlar ve Amerikalılar her projenin karını eşit olarak paylaşacaklar.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة