Türkiye’nin politikasındaki değişimin boyutları ve potansiyel beklentileri

Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
TT

Türkiye’nin politikasındaki değişimin boyutları ve potansiyel beklentileri

Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare

Türk dış politikasında ‘Mısır’dan doğuya doğru ilerleme, Avrupa ile bozulan ilişkileri onarmaya çalışmak için Batı’ya doğru yönelme ve aynı zamanda Demokrat Başkan Joe Biden yönetimi altındaki ABD’nin tavrının sertliğini kırma arayışına uzanan’ son değişimler, Ankara’nın çoklu, eşzamanlı ve düzenli rotasyonlarının nedenleri hakkında sorulara neden oluyor.
Durum şu ki Ankara, sözde ‘Arap Baharı’ olaylarından sonra Ortadoğu politikalarının yol açtığı anlaşmazlıkları aşmaya çalışıyor. Bu politikanın yüzü, ‘komşu ülkelerle sıfır sorun’ teorisinin hakim olduğu 2011 öncesi dönemdeki yumuşak yaklaşımdan ‘Suriye ve Libya’da askeri olarak yerelleşerek ve kuzey Irak’taki askeri varlığı genişleterek, bölge ülkelerinin işlerine doğrudan müdahaleye ve yayılmacılığa’ çevrildi. Bölgedeki büyük güçleri düşmanlaştırmaktan bahsetmeye gerek yok.
2011 yılında yaşanan olayların Türkçe okuması ve Ankara’nın ‘bu olayların yönlendirilmesinin, Büyük Ortadoğu projesi kapsamında ABD ile daha önce yaptığı bir anlaşmaya dayanarak’ kendi elinde olduğuna olan inancı, yarı izolasyona yol açtı.
Türkiye’nin tarihinde daha önce yaşamamış olabileceği bu izolasyon, ‘komşu ülkelerle sıfır sorun’ politikasının ‘sıfır ilişkiler’ veya ‘komşuluğun olmadığı sorunlar’ haline dönüşmesiyle, iktidar partisi tarafından yıllarca ‘değerli izolasyon’ ifadesiyle güzelleştirilmeye çalışıldı. Bununla birlikte eksenlerde ve ittifaklardaki sürekli değişime dayalı taktiksel dış politika ısrarı, diğer bölgesel ve uluslararası faktörlerle birlikte, Türkiye’yi nihayet gerçeklerin farklı olduğunu kabul etmeye itti. Dolayısıyla Ankara, Doğu ve Batı ile ilişkilerde dağılmış kartları aynı anda toplamaya çalışmaya başladı.

Avrupa’ya mesaj
2020 yılı sonlanmadan önce Türkiye’nin dış politikası, yatıştırma yönünde bir değişikliğe ve birçok ülke ile ilişkilerin onarılması çabasına tanık oldu. Türk yetkililer, bölge ülkeleri, Avrupa ve ABD ile ilişkileri geliştirmek, anlaşmazlıkları ve sorunları çözmek istediklerini belirten olumlu açıklamalarda bulundu. Geçetiğimiz Kasım ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmazlıkları hızlı bir şekilde çözmek için bölgedeki tüm ülkelerle uzlaşı ve diplomatik kanal kapılarının ardına kadar açılması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimseye karşı gizli veya açık önyargımız, husumetimiz, karanlık hesabımız yoktur. Tüm samimiyetimizle herkesi istikrar, güvenlik, adalet ve saygı çerçevesinde yeni bir aşama inşa etmek için birlikte çalışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Aralık ayındaki Avrupa zirvesinden sonra Ankara, Erdoğan’ın “Avrupa Türkiye’nin geleceğidir" ifadeleri de dahil, Avrupa ile yeni bir sayfa açma, aralarındaki anlaşmazlık sayfasını kapatma ve gerginliği sona erdirme arzusuyla ilgili bir dizi açıklama yaptı. Ancak Brüksel, bunu ‘sadece sözle değil, sahada eylemler gösterme’ çağrısı yaparak yanıtladı. Ankara’nın, petrol ve doğalgaz arama meselesi ve buradaki faaliyetleri nedeniyle Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile olan gerginliği sona erdirmesini şart koştu. Türkiye bu eylemleri durdurarak cevap vermiş olsa da Avrupalı liderler, hala Ankara’ya karşı temkinli. Bu nedenle liderler, 25 Mart’ta yaptıkları zirvede ‘Türkiye’nin davranışının ve Doğu Akdeniz’deki gerginliği sona erdirme konusundaki kararlılığının boyutunu takip etme’ ve ardından gelecek Haziran ayında yapılması planlanan bir sonraki zirvede durumu yeniden değerlendirme kararı aldı.
Son dört ay boyunca Ankara, Avrupalıları yaklaşımını değiştirme ciddiyetine ikna etmeye çalıştı. Göç ve mülteciler meselesiyle ilgili kazanımlara dair taahhütler aldı ve iki taraf arasında 1995 yılında imzalanan gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesi için müzakereler yeniden başlatıldı. Ancak Erdoğan’ın 20 Mart’ta ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen ‘Kadının Korunması ve Aile İçi Şiddete Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve Avrupa’nın Türkiye’deki insan hakları durumundan tatmin olmaması gibi yeni endişelere neden olan sorunlar var.

Doğuya dönüş
Öte yandan Joe Biden’in ABD Başkanı olarak seçilmesi, Türkiye’ye ‘dış politikasını değiştirmesi ‘için yeni bir baskı oluşturdu. Öyle ki Demokrat Başkan, Erdoğan’a, politikalarına, demokrasi ve insan hakları meselelerine karşı katı tavırlar benimsedi. Ankara’yı bölgesel çevresindeki sorunlarına ve anlaşmazlıklarına son vermeyi ciddi olarak düşünmeye sevk eden şey de bu oldu. Nitekim, Mısır ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasıyla ilgili mesajlar yayınlandı. Hem Suudi Arabistan Krallığı hem de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerdeki çıkmazdan kurtulma girişimleri başlatıldı. Bu durum üç ülkenin (Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn), geçen Ocak ayında Suudi Arabistan’ın ev sahipliğindeki ‘El-Ula zirvesinde’ Katar ile uzlaşmasına yatırım olarak geldi. Türkiye, 2013 yılında ‘Müslüman Kardeşler’ iktidarının devrilmesinden bu yana 8 yıldır ilişkilerinin bozuk olduğu Mısır ile yola çıkmayı seçti. İlişkiler, özellikle de Türkiye’nin Müslüman Kardeşler mensuplarını barındırması ve Mısır’a, cumhurbaşkanına ve hükümetine sözlü saldırılarda bulunmak için kullanılan medya platformlarına ev sahipliği yapmasıyla daha da kötüleşmişti. Bu durum, Doğu Akdeniz bölgesindeki Türk çıkarlarına ciddi zararlar verdi. Türkiye, bu bölgede Batı ve bölgesel bir abluka ve enerji denkleminden dışlanma ile karşı karşıya kaldı, ‘Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na dahil edilmesi reddedildi.

Kanallar açma
Son üç yıldır Mısır ile ilişkilerin önemi konusunda yapılan Türk açıklamalarına rağmen bu açıklamalar, geçen Mart ayına kadar fiili eylem düzeyine yükselmemişti. Mısır ile ilişkileri onarmak için ciddi bir yaklaşımın netleşmesi sonrasında Türkiye, Riyad ve Abu Dabi ile de ilişkileri normalleştirmek için diplomatik kanallar açmaya ve İsrail ile ilişkilerde ivmeyi yeniden tesis etmeye yönelik adımlar atmaya ve temaslara başladı.
Geçtiğimiz Çarşamba ve Perşembe günleri, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki bir Türk diplomatik heyeti, Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamdi Sanad Loza ile görüşmek üzere 8 yıl sonra ilk kez Mısır’ın başkenti Kahire’yi ziyaret etti. Ankara’daki kaynaklar, Türk diplomatın hedefinin, Mısır ile ilişkileri normalleştirmek olduğunu belirtti. Öte yandan Kahire, ziyaretin çerçevesini iki ülke arasındaki ilişkilerin ikili düzeyde ve bölgesel bağlamda normalleşmesine katkı sağlayabilecek gerekli adımlar hakkında ‘keşif görüşmeleri’ olarak tanımladı.
Bu adım, Türkiye’den Mısır hakkında bir dizi dostluk açıklaması yapılması sonrasında gelişti. Ayrıca Erdoğan da 12 Mart’ta Türkiye’nin Mısır ile ekonomi, diplomasi ve istihbarat alanlarında iş birliğinin devam ettiği ve bununla ilgili bir sorun olmadığı yönünde açıklamada bulunmuştu. Gidişata göre bu gelişmeler, temasların daha yüksek düzeylere çıkacağına işaret ediyor.
Bu durumu, Türk yetkililerin Türkiye’de faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler’e bağlı kanallara Mısır, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve hükümete sözlü saldırılarını durdurmaları ve Mısır’ın iç işlerine müdahaleden kaçınmaları için talimatlar vermesi izledi. Ayrıca örgütün liderlerine, Mısır’a dokunan radikal açıklamalar yapmamaları konusunda uyarılar yapıldı. Ankara’nın ilişkilerin normalleşmesi için hiçbir ön koşulun bulunmadığını belirtmesiyle birlikte Mısır, ilişkilerin iyileştirilmesini Ankara’nın uluslararası hukuk ilkelerine bağlılığına ve Mısır ile Arap ülkelerinin içişlerine karışmaktan kaçınmasına bağladı.
Bir hatırlatma olarak Kahire ile Ankara arasındaki ilişkiler, Erdoğan’ın müttefiki ve Müslüman Kardeşler örgütü üyesi merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevden alınmasından bu yana kötüye gitti. Daha sonra Türkiye’nin Mısır destekli Libya Ulusal Ordusu güçlerine karşı savaşmak için Suriye’den binlerce paralı askeri Libya’ya göndermesinin ardından, Mısır ve Türk orduları arasında askeri bir çatışma alanı haline gelen Libya krizi başta olmak üzere çeşitli sorunların zemininde iki taraf arasındaki gerginlik tırmandı.
Aslında Türkiye tarafından yıllarca süren düşmanlıktan sonra Mısır ile ilişkileri normalleştirmek, Ankara açısından daha geniş bir dönüşümün parçası. İki bölgesel güç arasındaki ilişkilerin normalleşmesi Ortadoğu’da yankı uyandırabilir. İki taraf, olayların gidişatını farklı gerginlik noktalarında etkilemeye çalışırken, Doğu Akdeniz bölgesinde enerji konusundaki tartışmanın da zıt uçlarında duruyorlar.
Mursi’nin devrilmesi ve Akdeniz’deki çatışmaların yanı sıra Kahire ve Ankara arasında yeniden güven tesis edilmesinin büyük ölçüde zor bir süreç olacağını savunan gözlemciler de var. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Arap Birliği’nin ‘Suriye, Irak ve Libya’daki Türk askeri müdahalelerini kategorik olarak reddettiğini’ ifade ettiğini belirtti. Diyaloğun sınırlı olduğunu söyleyen Mısırlı Bakan, “Normal diplomatik çerçeve dışında temas yok. Türkiye’den gerçek eylemler ve Mısır’ın hedef ve politikalarıyla uyumlu hedeflerle karşılaşırsak bu zemin, Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek için uygun olacaktır” açıklaması yaptı. Bu arada Ankara, Mısır’la normalleşme adımlarını hızlandırmaya çalışıyor. Öyle ki geçen ay Parlamentolar Arası Dostluk Komitesi’ni yeniden oluşturdu, iki dışişleri bakanı yardımcısının görüşmesinin ‘iki ülkeye iki büyükelçi atanması için bir anlaşma ve iki dışişleri bakanı arasında iletişim düzeyini yükseltmek için yakın bir görüşme’ ile sonuçlanmasını umduğunu dile getirdi.

Körfez’e doğru hareket
Öte yandan Ankara, Mısır ile ilişkileri normalleştirmek için fiili adımlar atmaya başlarken, 2013’ten beri ilişkilerinin gergin olduğu hem Suudi Arabistan hem de BAE’ye karşı dostane açıklamalar yaptı. Bilindiği üzere son dönemde diplomatik kanallar ve yeni bir sayfa açmak için üst düzey temaslara tanık olundu.
Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ülkesinin Riyad ile ilişkilerini geliştirmeyi istediğini açıkladı. Daha önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Suudi Arabistan’la da ilişkilerimizin düzelmemesi için hiçbir sebep yok bize göre. Onlar olumlu adım atarsa biz de olumlu adım atarız. Aynı şey BAE için de geçerli” açıklamasında bulunmuştu.
Nitekim Çavuşoğlu, geçtiğimiz günlerde Ramazan’ın gelişini kutlamak için BAE’li mevkidaşı Abdullah bin Zayed ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Temas, iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun süredir yaşanan soğukluk ve Ankara’nın BAE’nin 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki başarısız darbe girişimini desteklediği yönündeki suçlamalarının ardından gelişti.

Ve İsrail’e mesaj
Türkiye ayrıca, İsrail ile ilişkilerini normale döndürmeye çalışıyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Erdoğan, “İsrail ile ilişkilerimizi daha iyi bir noktaya getirmek istiyoruz” dedi. Şubat ayında İsrail, Türkiye konusunda uzman Irit Lillian’ı Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak atadı. Adım, Erdoğan’a ve ilişkileri normalleştirme amaçlı Türk mesaj ve girişimlerine Tel Aviv’den önemli bir yanıt olarak nitelendiriliyor.
Bu hususta Hamas Hareketi liderlerinin Türkiye’deki varlığı ve Türkiye’nin bu harekete verdiği destek, ilişkilerin normalleşmesi önünde bir engel olmaya devam ediyor. Bu durum da İsrail’i Türk girişimleri konusunda sessiz kalmaya itiyor. Ayrıca İsrail, Ankara’nın, İstanbul’daki Hamas Hareketinin askeri kanadını kapatmadan ilişkilerin normalleşmeyeceğini belirtti.
Dahası, Türkiye- İsrail ilişkileri birtakım gerginliklere tanık oldu. Mayıs 2010 sonunda İsrail güvenlik güçlerinin 9 Türk sivil aktivisti öldürdüğü ve varış noktası Gazze olan ‘Mavi Marmara’ gemisi krizinin patlak vermesinin ardından Türkiye, bu eylemi ‘devlet terörü’ olarak nitelendirmiş ve daha sonra büyükelçisini İsrail’den geri çağırmıştı. Ancak Haziran 2016’da iki taraf yeni bir anlaşmaya vardı ve yıl sonuna kadar yeni atanan büyükelçiler hem Ankara hem de Tel Aviv’deki görevlerine başladı.
Ancak Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladığında gerginlik yeniden tırmandı. Trump’ın kararının ardından tepki olarak patlak veren Filistin protestolarında 52 kişi öldürülmüştü. Bu noktada Türkiye, Tel Aviv’deki büyükelçisini tekrar geri çekti ve İsrail de Ankara’daki büyükelçisini geri çağırdı. O günden bu yana iki ülke, ilişkilerini maslahatgüzar düzeyinde sürdürdü.
Türkiye’nin bir zamanlar, herkesin düşman olarak gördüğü İsrail’le iyi ilişkiler içinde olan tek İslam ülkesi olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak İsrail’in Arap bölgesindeki diğer ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi ile Türkiye ile ilişkilerin çekiciliği azaldı.

Dönüşümün nedenleri
Türkiye’nin dış politikasını değiştirmeye ve bölge ülkeleriyle sakinleşmeye yönelik ‘sürpriz’ hamlesinin nedenleri sorusunda dönersek analistler, bu değişimin pek çok nedeni olduğunu belirtiyor. Analistlere göre bu nedenlerin başında ‘Biden’in ABD’de iktidara gelmesi, Erdoğan’a ve politikalarına karşı sert bir yaklaşım benimsemesiyle Ankara üzerinde oluşan baskı’ yer alıyor. Türkiye’nin 2018’den bu yana çözüm bulamadığı, yabancı yatırımcıların kaçışıyla yaşadığı ağır ekonomik kriz de bu nedenlerden biri. Bir de tabi ki Erdoğan’ın, 2023 yazında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden önceki son üç yılda ciddi şekilde sarsılan popülaritesini kurtarma arayışı var. Türk siyasi arenasının göstergeleri, seçimlerin Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için hiç de kolay olmayacağını doğruluyor.
Bu bağlamda bazı analistler, Türk dış politikasında ve söylem dilindeki değişimin ve Erdoğan’ın katı söyleminden uzaklaşmasının, ‘neo-Osmanlıcılık’ olarak tanıkladıkları politikasının eski stratejik hedeflerine dokunmadan bir manevra ve üslup değişikliği olabileceğine inanıyor.
Eski Türk diplomat Sinan Ülgen’e göre ‘dış politikanın başarısını değerlendirmenin tek yolu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını daha iyi korumasına ve daha sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlamasına yardımcı olup olmadığı konusudur ve bu iki kritere göre çok fazla başarı elde edilememiştir’. Ancak siyasi analist Atilla Yeşilada, Erdoğan’ın bu yıl popülaritesini geri kazanmak için bir şeyler yapmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Yeşilada, “Toplumsal huzursuzluk, erken seçimler veya Erdoğan başında bulunduğu AK Parti’deki bölünmeler, bunların hepsi doğrulanabilir olasılıklardır” ifadelerini kullandı.

 


ABD'nin yürüttüğü bir soruşturma, Washington'un İran'daki bir okula yönelik saldırıdan sorumlu olduğunu öne sürdü

İran devlet televizyonunun yayınladığı, ülkenin güneyindeki bir kız okulunu hedef alan saldırının gerçekleştiği yer (AFP)
İran devlet televizyonunun yayınladığı, ülkenin güneyindeki bir kız okulunu hedef alan saldırının gerçekleştiği yer (AFP)
TT

ABD'nin yürüttüğü bir soruşturma, Washington'un İran'daki bir okula yönelik saldırıdan sorumlu olduğunu öne sürdü

İran devlet televizyonunun yayınladığı, ülkenin güneyindeki bir kız okulunu hedef alan saldırının gerçekleştiği yer (AFP)
İran devlet televizyonunun yayınladığı, ülkenin güneyindeki bir kız okulunu hedef alan saldırının gerçekleştiği yer (AFP)

Reuters'e konuşan iki ABD'li yetkili, ABD askeri müfettişlerinin cumartesi günü İran'da onlarca çocuğun ölümüne yol açan kız okuluna düzenlenen saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğuna inandıklarını, ancak henüz nihai bir sonuca varmadıklarını ve soruşturmalarını tamamlamadıklarını söyledi.

Soruşturmaya ilişkin daha fazla ayrıntı henüz elde edilemedi; bu ayrıntılar arasında ilk değerlendirmenin dayandırıldığı kanıtlar, kullanılan mühimmat türü, sorumlunun kim olduğu veya Amerika Birleşik Devletleri'nin okulu neden hedef almış olabileceği yer alıyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Higseth, çarşamba günü ordunun olayı soruşturduğunu kabul etti.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen iki yetkili, ABD'yi aklayabilecek ve saldırıdan sorumlu başka bir tarafı işaret edebilecek yeni kanıtların ortaya çıkma olasılığını dışlamadı.

İran'ın güneyindeki Minab kentindeki bir kız okuluna cumartesi günü, ABD ve İsrail'in İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılarının ilk gününde saldırı düzenlendi.

İran'ın Cenevre'deki Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Ali Bahreyni, saldırıda 150 kız öğrencinin öldüğünü söyledi.

 

Beyaz Saray soruşturmayla ilgili doğrudan bir açıklama yapmadı, ancak sözcü Caroline Leavitt bir açıklamada şunları söyledi: "Savunma Bakanlığı şu anda bu konuyu soruşturuyor olsa da sivilleri ve çocukları hedef alan ABD değil, İran rejimidir."

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre çarşamba günü düzenlenen basın toplantısında olayla ilgili sorulan bir soruya Hegseth şu yanıtı verdi: "Bu konuyla ilgili bir soruşturma başlattık. Kesinlikle sivilleri hedef almıyoruz. Ancak olayı inceliyoruz ve bir soruşturma yürütüyoruz."

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin kasıtlı olarak bir okulu hedef almayacağını söyledi.

Rubio ayrıca, "Savunma Bakanlığı bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediğimiz konusunda bir soruşturma yürütecek ve sorunuzu onlara yönlendiriyorum" dedi.


İsrail elçisi: Birkaç gün içinde İran'ın deniz trafiğini aksatması zorlaşacak

İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, 28 Şubat 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında konuşma yapıyor (Reuters)
İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, 28 Şubat 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında konuşma yapıyor (Reuters)
TT

İsrail elçisi: Birkaç gün içinde İran'ın deniz trafiğini aksatması zorlaşacak

İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, 28 Şubat 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında konuşma yapıyor (Reuters)
İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, 28 Şubat 2026'da New York'taki BM Genel Merkezi'nde düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısında konuşma yapıyor (Reuters)

İsrail'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki denizcilik faaliyetlerini aksatmasının zorlaşacağını ve İran'ın füze fırlatma hızının yavaşladığını söyledi.

Birleşmiş Milletler'de gazetecilere konuşan Danon, İsraillilere ve İsrail'in komşularına sabırlı olmaları çağrısında bulunarak, İran'ın füze fırlatma hızını azaltmanın ve askeri yeteneklerini ortadan kaldırmanın sadece zaman meselesi olduğunu ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Danon, İran füze fırlatma üslerini hedef alan yüzlerce saldırının somut sonuçlar vermeye başladığını belirtti.

Sözlerine şöyle sürdürdü: “Savaşın başında İsrail'e yaklaşık 100 roket düştüğünü gördük. Bugün ise sadece 20 roketten bahsediyoruz. Bu nedenle bu eğilimin devam edeceğinden eminim.”

Şöyle devam etti: “Onların yetenekleri her geçen gün azalıyor. ABD ile koordineli olarak, fırlatma üslerini ve füze depolarını zayıflatmak, yok etmek ve sökmek için saat başı çalışıyoruz. Fırlattıkları roket sayısı şimdiden azalmaya başladı. Operasyonun başlamasının üzerinden sadece altı gün geçti.”

Dannon, "Giderek zayıflıyorlar," diyerek İran'la diplomasiye başvurmanın henüz zamanı olmadığını belirtti. Sözlerine şöyle devam etti: "Diplomasinin işe yarayacağına inanıyorum, ancak şu an değil."

"İşi bitirmemiz gerekiyor... Aylarca sürmeyecek, haftalar veya günler sürecek. Onlara baskı yapmaya ve yeteneklerini zayıflatmaya devam etmeliyiz, ardından da olanların tekrar yaşanmaması için diplomasiyi kullanmalıyız."

Dannon, İranlıların şu anda gökyüzüne baktıklarında sadece İsrail ve Amerikan uçaklarını gördüklerini ifade etti.

"Sabırlı olmalıyız... Bize birkaç gün daha verin, İranlıların Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi trafiğini aksatması çok daha zorlaşacak" dedi.

Bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasında süren savaş bugün yedinci gününe girdi.

İsrail ordusu dün İran'ın başkenti Tahran'a yeni bir hava saldırısı dalgasının başladığını duyururken, İran da İsrail'e füze saldırısı başlattı.


Yeraltı saldırıları savaşın ikinci aşamasını işaret ediyor

Tahran'ın batısındaki Devrim Muhafızları üssüne düzenlenen hava saldırısının ardından duman bulutları yükseliyor (sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Devrim Muhafızları üssüne düzenlenen hava saldırısının ardından duman bulutları yükseliyor (sosyal medya)
TT

Yeraltı saldırıları savaşın ikinci aşamasını işaret ediyor

Tahran'ın batısındaki Devrim Muhafızları üssüne düzenlenen hava saldırısının ardından duman bulutları yükseliyor (sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Devrim Muhafızları üssüne düzenlenen hava saldırısının ardından duman bulutları yükseliyor (sosyal medya)

İsrail-ABD ortak saldırıları, İran'ın yer altı füze üslerini hedef alarak savaşın ikinci aşamasının başlangıcını işaret ederken, ABD Başkanı Donald Trump, Mücteba Hamaney'in Yüksek Lider olarak atanmasını veto ettiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Azerbaycan ve Irak Kürdistanı ile artan gerilimler arasında Tahran'ın herhangi bir kara müdahalesine karşı uyarıda bulunmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir dün, İran'daki operasyonların "yeni bir aşamaya" girdiğini ve daha fazla "sürpriz"in olacağını duyurdu.

Zamir televizyonda yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin "sürpriz saldırı aşamasını başarıyla tamamladıktan sonra operasyonun yeni bir aşamasına geçtiğini" belirterek, bu aşamanın İsrail'in "hava üstünlüğü" elde etmesini ve İran'ın balistik füze ağını bozmasını sağladığını söyledi. Ayrıca, "Bu aşamada, İran rejimini ve askeri yeteneklerini ortadan kaldırmaya devam edeceğiz ve açıklamak istemediğim başka sürprizlerimiz de var" şeklinde konuştu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise İran'ın kara işgali de dahil olmak üzere "her türlü olasılığa hazırlıklı" olduğunu belirterek, bunun rakipleri için "felaket" sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani de kara işgali söylemlerine karşı uyararak, "İran toprakları bir kukla gösterisi yeri değildir" ifadelerini kullandı.

İran ve Irak Kürdistanı arasında gerilim arttı. Tahran, Laricani'nin "ayrılıkçı" faaliyetlere karşı uyarılarının ardından, Irak Kürdistanı'ndaki İranlı Kürt muhalif grupları üç füzeyle hedef aldığını duyurdu. İran İstihbarat Bakanlığı, ABD ve İsrail tarafından desteklendiği iddia edilen batı sınırından bir sızma girişimini engellediğini iddia etti. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nden bir yetkili, herhangi bir savaşçının İran'a geçtiğini yalanladı.

Azerbaycan da Nahçıvan özerk bölgesinde insansız hava araçlarının (İHA) düşmesi ve sivillerin yaralanmasının ardından "misilleme" önlemleri alacağına dair söz verdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgilere göre bir havaalanı binası vuruldu ve bir İHA bir okulun yakınlarına düştü. Bakü güney hava sahasını geçici olarak kapattı. Tahran ise Azerbaycan'ı hedef aldığını reddetti.