ABD, Libya’da ateşkese ve ‘adil seçimlerin’ yapılmasına destek veriyor

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’nın ofisi tarafından, 18 Mayıs’ta başkent Trablus’ta ABD heyeti ile yapılan görüşmeye ilişkin dağıtılan bir fotoğraf
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’nın ofisi tarafından, 18 Mayıs’ta başkent Trablus’ta ABD heyeti ile yapılan görüşmeye ilişkin dağıtılan bir fotoğraf
TT

ABD, Libya’da ateşkese ve ‘adil seçimlerin’ yapılmasına destek veriyor

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’nın ofisi tarafından, 18 Mayıs’ta başkent Trablus’ta ABD heyeti ile yapılan görüşmeye ilişkin dağıtılan bir fotoğraf
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı’nın ofisi tarafından, 18 Mayıs’ta başkent Trablus’ta ABD heyeti ile yapılan görüşmeye ilişkin dağıtılan bir fotoğraf

Yakın Doğu İşleri Bakan Yardımcısı Joy Hood liderliğindeki üst düzey bir ABD heyeti, 18 Mayıs’ta Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhemmed el-Menfi ile görüşmek üzere Libya’nın başkenti Trablus’a sürpriz bir ziyarette bulundu.
Menfi, ABD heyetiyle yaptığı görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkileri, Libya’daki siyasi sürecin gidişatını, ulusal uzlaşı çabalarını ve ateşkesin güçlendirilmesini ele aldığını belirtti. Dibeybe ise Hood başkanlığındaki ve Libya Özel Temsilcisi Richard Norland ile diğer bazı üst düzey ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerini içeren heyetle yaptığı görüşmelerin içeriğini açıklamadı. Ancak toplantıda, Dışişleri Bakanı Necla el-Manguş ile Petrol ve Gaz Bakanı Muhammed Avn’ın da yer aldığını belirtti.
Görüşme sırasında ABD’li yetkili, tüm dış müdahalelerin durdurulması ve Libya’da ateşkesin onaylanması çağrısı yaptı. Hood, Libya Dışişleri Bakanı ile düzenlediği ortak basın toplantısında ise, ülkesinin Libya meselesine diplomatik katılımını ve Libya halkının ‘üzerinde uzlaşı sağlanan ana noktalara doğru’ ilerleyişine verdiği desteği dile getirdi. Seçimlerin dış müdahale olmaksızın yapılması gerektiğini söyleyen Joy Hood ayrıca, ülkesinin Libya’nın işlerine her türlü askeri müdahaleyi, paralı ve yabancı savaşçıların Libya’daki varlığını ve reddettiğini vurguladı.
Öte yandan Manguş, Berlin Konferansı’nın başarısını ve Libya’daki siyasi sürecin önemini dile getirerek, Libya krizine yönelik uluslararası pozisyonları koordine etme gerekliliğine dikkat çekti.
Bakan ayrıca, yürütme otoritesinin ‘seçimlerin yapılması ve güvenlik konularını ele alarak ülkede siyasi meşruiyetin güçlendirilmesi, ulusal egemenliğin tüm Libya’ya yayılması, vatandaşın güvenliğinin sağlanarak yabancı varlığının ve silahlı çatışma durumunun sona erdirilmesi’ için gerekli koşulların sağlanması başta olmak üzere, hedeflerine ulaşabilmesi için ABD’nin Ulusal Birlik Hükümeti’ni destekleme gerekliliğine vurgu yaptı.
Necla el-Manguş, devlet kurumlarının birleştirilmesinin, ulusal egemenliğin içeride veya dışarıda herhangi bir maddi veya manevi baskıdan kurtarılmasının önemine değinirken, “Hizmetlerin ve ekonomik performansın iyileştirilmesine ek olarak, devlet kurumlarının çalışmalarının geliştirilmesi, kamu kaynaklarının rasyonel yönetimi ve kapsamlı bir ulusal uzlaşma sürecinin başlatılması gerekiyor” ifadelerini kullandı. 
Birlik hükümetinin, siyasi diyalog forumundan doğan yol haritasının tüm vaatlerini yerine getirmek için ABD ve temsilcisi ile yakın çalışma arzusunu dile getiren Manguş, ABD’ye ‘yükümlülüklerini yerine getirmesi, Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına saygı göstermesi, ateşkesi ve 5+5 komitesinin sonuçlarını uygulamayı desteklemesi için ilgili tarafa baskı yapma’ çağrısında bulundu. 5+5 komitesi, hükümet ve Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Ulusal Ordu (LUO) temsilcilerini içeriyor. Necla el-Manguş ayrıca, Libya’nın istikrar ve güvenliğini desteklemek için uluslararası topluma mesaj gönderme konusundaki etkileri nedeniyle, Trablus ve Bingazi’deki ABD büyükelçiliklerinin ve konsolosluklarının açılması gerektiğini belirtti.
Hood’un Libya ziyareti, yeni yürütme otoritesi resmi olarak görevini üstlendiğinden beri ABD’li bir yetkilinin ilk Libya ziyareti oldu.
Libya Haber Ajansı, mevcut büyükelçi Richard Norland’ın ABD’nin Libya özel elçisi olarak atandığını açıklamasından hemen sonra gelişen bu ziyaretin, ‘ABD yönetiminin Libya meselesine dair ilgisini, Başkanlık Konseyi ve Ulusal Birlik Hükümeti’nin temsil ettiği Libya’daki yeni yürütme makamlarına verdiği desteği’ göstermesi açısından önemli olduğunu duyurdu.
Aynı şekilde Manguş, geçen pazartesi akşamı BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, ‘yol haritasının uygulanması, BM’nin ateşkese desteği, Ortak Askeri Komite’nin ulaştığı sonuçların uygulanması, silahsızlanma programlarında yardım sağlanması, yeniden entegrasyon ve güvenlik sektörü reformu’ başta olmak üzere Libya’daki son gelişmeleri ele aldığını belirtti. Libya Dışişleri Bakanı, Libya Diyaloğu Yol Haritası ve 2570- 2571 sayılı BM kararlarında şart koşulan tüm yükümlülükleri yerine getirmek için hükümetinin, Jan Kubis ile yakın şekilde çalışma arzusunu dile getirdi.
Bu bağlamda Manguş, Genel Sekretere ‘tüm BM kurumlarının Libya’ya dönmesi’ çağrısı yaparken, “Tunus’tan uzaktan çalışmaya gerek yok” dedi. Necla el-Manguş ayrıca, “Libya’nın, özellikle de güney bölgesindeki uzak şehirlerinin, BM’ye bağlı insani yardım kuruluşları tarafından daha fazla desteğe ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.



Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
TT

Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)

Şerbil Berakat

 Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır-Çin ilişkilerinin ötesine uzanan etkileri olan bir ziyaretin ardından, 2 Eylül Çarşamba akşamı Kahire Havalimanı'ndan Çinli mevkidaşı Şi Cnping'i uğurladı. Çin Devlet Başkanı ayrıldıktan hemen sonra Sisi, perşembe sabahı ilk telefon görüşmesini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptı.

 Devlet Başkanı Sisi ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşme, zamanlaması ve içeriği nedeniyle özellikle önemliydi. Zira Kahire'nin, Şi Cinping'in bölgesel güvenliğin yeniden şekillendirmesine dair önerisini daha yeni duyduğu bir zamanda, görüşmede bölgesel güvenliğe ve Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyona odaklanıldı. Şi Cinping, Mısır ziyareti sırasında bölgede “ortak” ve sürdürülebilir bir güvenlik kurmayı amaçlayan dört öneriyle Ortadoğu için “yeni bir güvenlik mimarisi” inşa etme çağrısında bulundu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kahire'de açıkladığı girişim

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi, Kahire'de, birbirine bağlı dört eksene dayalı yeni bir güvenlik mimarisinin özelliklerini belirledi. Birincisi, bölgesel güvenlik, dış müdahalelerden bağımsız olarak, bölgenin kendi ülkelerinin sorumluluğunda olmalıdır. Krizleri, Filistin meselesi merkezde olmak üzere, kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Güvenlik, deniz koridorlarının korunması da dahil olmak üzere, kalkınma ve ortak ekonomik çıkarlarla bağlantılı olmalıdır. Bu mimari, uluslararası hukuka dayanmalıdır ve Birleşmiş Milletler'in rolü güçlendirilmelidir.

Mekke İttifakı’na dahil olan üç ülke Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar

İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini sürekli engellemesi ve Husilerin Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefere yönelik tehditleri göz önüne alındığında, deniz güvenliğine işarette bulunulması özellikle önemliydi. Şi Cinping, bölgesel güvenliği uluslararası ticaret yollarının güvenliğiyle ilişkilendirdi.

Şi Cinping Kahire'den ayrıldıktan sonra, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin vurgusu, öneriyi Pekin'in bölgesel güvenlikte oynamayı hedeflediği rol bağlamına yerleştirdi. Zira Çin Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, önerinin “bölgede uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için Çin'e özgü bir çözüm sunduğunu” belirtti.

Değişimin dört göstergesi

Şi Cinping'in Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi önerisi, aynı dönemde ortaya çıkan dört göstergeden ayrılamaz. Söz konusu göstergelerden her biri, farklı bir bakış açısıyla, Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyasi düzenlemelerin şeklini etkileme gücünün genişlediğini ve faaliyet gösterdiği bölgesel ortamın değiştiğini ortaya koyuyor.

İlk gösterge, Şi'nin Kahire ziyaretinin zamanlamasıdır; bu ziyaret, gelişmiş Çin J-16 savaş uçaklarının Mısır'daki “Medeniyet Kartalları 2026” tatbikatlarına katılımı ve Huawei'nin Mısır'da yapay zeka veri merkezleri kurma teklifiyle eş zamanlı olarak geldi. Bu, Çin'in en azından teorik olarak, bölgedeki Amerikan nüfuzunun en güçlü kaldıraçlarından olan silah ve teknoloji alanlarında, özellikle de çip teknolojisi ve yapay zeka alanlarında alternatifler sunmaya başladığını gösteriyor olabilir.

İkinci gösterge ise, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında Şi Cinping ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen kısa ve soğuk görüşmedir. Bu görüşme, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların çözümü başta olmak üzere İran'a bazı koşullar dayattığıyla ilgili sızdırılan bilgilerle aynı zamanda gerçekleşti.. Bu veriler doğruysa, İran'ın komşu devletlere yönelik saldırganlığını ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi engellemesini reddeden bölgedeki çoğu ülkenin çıkarlarını dikkate alan bir Çin pozisyonuna işaret ediyor. Ancak bu, Çin'in bölgesel kutuplaşmanın bir parçası haline geldiği anlamına da gelmiyor. Dahası ABD'nin İran'a karşı yoğunlaşan yaptırım kampanyası, İran'ın Çin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak için Pekin'e Tahran ile ilişkisini yeniden düzenlemek konusunda ek bir motivasyon sunuyor.

csdfv
Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden önce çekilen toplu fotoğraf, 1 Eylül 2026 (AFP)

Üçüncü gösterge Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'ten yaptığı, Türkiye'nin Pekin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üye olarak katılmaya hazır olduğu açıklamasıdır. Bu, örgütün Ortadoğu'daki varlığını genişletebilir ve yeni bölgesel düzenlemeler içinde Çin'in etkisinin artmasına kapı açabilir.

Dördüncü gösterge, Katar'ın Çin'e yönelmesidir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-Sani'nin Pekin ziyareti, Şi Cinping'in Kahire ziyaretinden sonra Çin'e yapılan ilk Arap ziyareti oldu. Bu ziyaret, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ansari'nin Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ittifakın önemine rağmen “yetersiz” olduğunu anlamaları gerektiği yönündeki açıklaması göz önüne alındığında özellikle önem kazanıyor. Söz konusu açıklama, bölgesel güvenliğin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili Kahire'deki Çin önerisiyle açıkça örtüşen bir Körfez pozisyonudur.

Girişim ve Mekke İttifakı

Şi Cinping'in bölgesel güvenlik konusundaki önerilerini, yalnızca Çin ile Suudi Arabistan arasındaki artan siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiler, Çin'in Krallık ve Körfez ülkelerindeki yatırımlarının büyüklüğü nedeniyle değil, aynı zamanda Pekin ile İslamabad arasındaki yakın stratejik ve askeri veya Çinlilerin “demir kardeşlik” olarak adlandırdığı ilişki nedeniyle de Mekke İttifakı’ndan ayrı olarak yorumlamak zor. Bu açıdan bakıldığında, Çin'in önerisi ile İttifak arasındaki örtüşmeler dikkat çekici görünüyor; ancak bu, aralarında doğrudan bir koordinasyon olduğu anlamına gelmeyebilir.

Bu örtüşmelerden ilki, uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliktir. Mekke İttifakı, kuruluşundan itibaren uluslararası hukuk, sözleşmeler ve kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinin, bunların dışında faaliyet göstermeyeceğinin altını çizdi. Buna karşılık, Şi Cinping, bölge için önerdiği güvenlik mimarisinin merkezine Birleşmiş Milletleri ve uluslararası hukuku yerleştirdi ve bölgesel güvenlik sorunlarının yönetiminde BM'nin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

İkincisi, Filistin sorununun bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olması. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülke (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar. Riyad, İsrail ile herhangi bir normalleşmeden önce bir Filistin devletinin kurulmasında ısrar ediyor; bu da çatışmanın özü çözülmeden önce Tel Aviv'in herhangi bir bölgesel güvenlik yapısına entegre edilmesi adımının olmayacağı anlamına geliyor. Bu pozisyon, genel hatlarıyla, Türkiye ve Pakistan'ın tutumlarıyla da örtüşüyor ve Şi Cinping'in Kahire'de Filistin meselesini bölgedeki krizlere yönelik kapsamlı bir çözümün merkezine yerleştirme vurgusuyla birleşiyor. Bunlar, Washington'un zaman zaman, Filistin'de bir uzlaşmaya varılmadan veya uzlaşma ile sonuçlanacak açık ve güvenilir bir yol olmadan bölgesel düzenlemelerde ilerleme kaydedilebileceğine işaret etmeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmasa da, Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı

Üçüncüsü, bölgenin güvenliğini kendi ülkeleri sağlamalıdır. Mekke İttifakı, geniş çapta güvenliklerini yöneten bir dış güçten ziyade, bölge ülkelerinin kendilerinin güvenlik ve savunma yeteneklerini ve güçlerini inşa etme girişimi olarak tanımlanmıştır. Bu fikir, belki de Şi Cinping'in Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının “kendilerinin efendisi” olmasını, bölge ülkelerinin dış müdahaleden bağımsız olarak barış ve güvenlik diyaloğuna, güvenlik mimarilerinin yeniden yapılandırılmasına öncülük etmesini öngören girişiminin en belirgin noktasıdır.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü ve Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Tang Zhihao ise daha da ileri gidiyor. Mekke İttifakı’nın, Çin'in savunduğu ve bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamada öncü bir rol oynarken, dış tarafların destekleyici bir rol oynamasına dayanan “bölgesel sahiplenme” ilkesini somutlaştırdığını düşünüyor. Tang yaptığı açıklamada, ittifakın savunmacı niteliğinin ve herhangi bir özel tarafı hedef almamasının, Pekin'in çatışmaya dayalı askeri blokları reddetmesiyle uyumlu olduğunu açıkladı. Bu arada, diğer ülkelerin katılımına açık olmasının, Çin'in ortak ve kolektif güvenlik anlayışıyla tutarlı olduğunu da belirtti. Böylece Tang, ittifakın Şi Cinping'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunun temel unsurlarını içerdiği sonucuna vardı.

Mısır'ın rolü nedir?

Mısır, Mekke İttifakı’na katılmamış olsa da kendisi ile birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı içeren bölgesel dörtlü grubun görüşmelerine aylardır katılıyor ve bu da onu bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakerelerin bir parçası yapıyor. Kahire'nin hesapları, ittifakı oluşturan üç ülkeninkinden farklı olabileceği için Pekin'in Mısır'ı seçmesi, iki yaklaşım arasındaki uçurumu kapatma girişimi olabilir. Burada Pekin, Mekke İttifakı’nı yeni güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele alıyor gibi görünüyor, mimarinin kendisi olarak değil. Bu durum, Mısır gibi diğer ülkelerin de ittifak dışında bölgesel düzenlemelere katılmasının önünü açıyor. Bu yaklaşım, bölgesel güvenliğin şekliyle ilgili tartışmaya bir denge getirebilir.

dbgf
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıktan sonra, 7 Ağustos 2026 (SPA)

Bu bağlamda, el-Ahram Siyasi ve Stratejik Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı ve merkezde Asya işleri uzmanı olan Dr. Ahmed Kandil, al Majalla'ya verdiği röportajda, Mısır'ın Filistin meselesinden, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile Doğu Akdeniz ve Körfez güvenliğine kadar birçok bölgesel güvenlik çemberinin kesişim noktasında yer almasının, siyasi ve askeri ağırlığının, dengeli uluslararası ilişkilerinin ve Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarının, onu ciddi güvenlik düzenlemelerinde vazgeçilmez bir oyuncu haline getirdiğini söyledi.

Onun değerlendirmesine göre, bölge, Mekke İttifakı düzenlemelerinin Çin girişimi ile Amerikan varlığı ve ittifaklarıyla birlikte var olduğu çok merkezli bir sahneye doğru ilerliyor. Bu durum da Mısır'ın bu yollar arasında manevra yapmasına ve bunların birbiri ile rekabet eden eksenlere dönüşmesini önlemesine olanak tanıyor.

Amerikan şemsiyesi ve Çin alternatifi

Öte yandan, ABD Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmamış olsa da Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı. Bazı gözlemciler, bu sınırlı memnuniyetin, ittifak üyesi devletlerin Washington ile yakın ilişkiler içinde olmasından ve aralarındaki anlaşmanın, Obama yönetimine kadar uzanan, bölge devletlerinin bölgesel savunma yükünün daha büyük bir kısmını üstlenmesi yönündeki tekrarlanan Amerikan arzusunu bir ölçüde karşılamasından kaynaklandığını düşünüyorlar.

Öte yandan, bazı gözlemciler de, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ittifakı memnuniyetle karşılama konusundaki kurumsal tereddütlerinin, bu girişimin bölgedeki Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenin azalmasının pratik bir tezahürü olduğu gerçeğini yansıttığını düşünüyorlar.

Obama'nın 2014'te Amerikan güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak nitelendirdiği ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor

Bu bağlamda Tang, ABD'nin hakim olduğu eski bölgesel güvenlik mimarisinin “açıkça eskimiş olduğu ve artık olumlu bir rol oynayamadığı” düşüncesinde.

Bu farklı yorumlar, Çin'in sahip olduğu yeni manevra alanını ortaya koyuyor ve bölgesel rolü için farklı bir modele kapı açıyor.

Çin, İran savaşının bölge devletleri ile Washington arasındaki savunma ortaklıklarını güçlendirdiğini ve bu devletlerin Amerikan güvenlik şemsiyesini terk etmeye meyilli olmadığını kabul ederken, Şi Cinping'in Kahire'deki girişimi Pekin'in rolü için farklı sınırlar çiziyor gibi görünüyor. Çin, bölgesel mekanizmaları destekleyerek ve düzenlemelerinin oluşturulmasına katılarak güvenlik alanına giriş yapıyor. Bu da Amerikan güvenlik garantileri ile askeri konuşlandırma modelini benimsemeden güvenlik denklemindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyor. Burada, Dr. Kandil'in Mısır'ın rolünü tanımlamak için kullandığı “ağ liderliği” kavramı, Çin'in hamlesini yorumlamak için de kullanılabilir. Bu kavram ile çıkar ve ilişkiler ağı, sürdürülebilir güvenlik düzenlemeleri oluşturmak için bir giriş noktası haline geliyor.

Trump ile zirve 

Şi Cinping bir aydan kısa bir süre içinde Washington'u ziyaret etmeye hazırlanırken, Kahire'de açıkladığı girişimi, Trump ile yapılacak zirvede ele alınacak kartlardan biri olacak. Bu girişim, salt diplomatik duruşun ötesinde bir ağırlık taşıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Ortadoğu'da geniş bir ekonomik ve siyasi varlık biriktiren Çin, şimdi bölgenin güvenliği hakkındaki tartışmaya bizzat katılıyor ve devam eden Amerikan varlığına ve ittifaklarına paralel olarak, yeni güvenlik düzenini yönetecek düzenlemeleri ve kuralları şekillendirmede kendisini etkili bir oyuncu olarak konumlandırıyor.

cf
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Washington, İran savaşını sona erdirmek ve bölgeyi kendi lehine yeniden şekillendirmek için mücadele ederken, Şi bu kez farklı bir kozla Beyaz Saray'a giriyor. Obama'nın 2014'te ABD güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak tanımladığı ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkeler artık Çin'i güvenilir bir ortak, hatta bazen ABD'den bile daha güvenilir ve güvenlik ve siyasi düzenlemelerinde kendisine güvenebilecekleri bir ülke olarak görüyor.


İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
TT

İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)

İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını son birkaç günde genişletmesiyle Hizbullah, son derece karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İsrail’in giderek yoğunlaşan saldırılarına, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmeden nasıl karşılık verecek? Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’deki seçimleri ertelemek ya da seçimlerdeki konumunu güçlendirmek amacıyla böyle bir çatışmayı tetiklemeye çalışıyor olabileceği değerlendiriliyor.

Hizbullah’ın saldırılara maruz kalan tabanından örgüt üzerindeki baskı da giderek artıyor. Taban, Tel Aviv’i caydıracak bir karşılık verilmesini talep ederken, örgütün seçenekleri büyük ölçüde bölgesel gelişmeler, özellikle de ABD-İran müzakerelerinin seyri ve Lübnan’daki iç siyasi hesaplarla şekilleniyor.

Bu yanıt Netanyahu’nun işine geliyor

Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, örgütün şu aşamada misilleme yapacağına yönelik herhangi bir açıklama yapmaktan büyük ölçüde kaçındığını belirtiyor. Kaynaklar, “Hizbullah şu anda Lübnan yönetiminin sorumluluklarını yerine getirmesi yönüne işaret ediyor. Örgüt daha önce de İsrail’in saldırılarını genişletmesi ve müzakerelerin başarısız olması karşısında Lübnan yönetimini diyalog çağrısı yapmıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

dfefrbf
Mustafa Ferhat adlı çocuk, evini hedef alan ve ailesinin bazı üyelerinin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısı sonucu yaralandıktan sonra, yanında büyükannesi ile birlikte tedavi görüyor. (AP)

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, şu ana kadar Hizbullah’ın askeri karşılık verme yönünde ilerlediğine işaret eden herhangi bir emare bulunmadığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail’in saldırılarını genişletmesinin amaçlarından biri, Hizbullah’ı ve beraberinde İran’ı karşılık vermeye, dolayısıyla geniş çaplı bir savaşa sürüklemek. Bunun ise Netanyahu’ya seçimler açısından avantaj sağlayabileceği veya seçimleri ertelemesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.

Karşı koyma imkânı yok

Buna karşılık, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan, Hizbullah’ın ‘askeri gücünün çöktüğünü’ belirterek, örgütün önünde herhangi bir seçenek bulunduğunu düşünmüyor. Haşan, özellikle örgütün ‘gurur sembolü’ olarak nitelendirdiği Ali et-Tahir’i Lübnan ordusuna teslim etmek yerine İsrail’e teslim etme kararının ardından askeri kapasitesinin daha da zayıfladığını savunuyor. Haşan, “Örgütün İsrail’le savaşacak gücü bir yana, onu provoke edecek kapasitesi dahi bulunmuyor... İki insansız hava aracı (İHA) gönderdi ve sonuçlarını gördük” dedi.

Haşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın şu aşamadaki hedefinin, İsrail’e karşı askeri rolünün sona ermesinin ardından silahlarını ülke içinde muhafaza etmek olduğunu belirtti. Örgütün hâlâ ‘inkâr halinde yaşamayı sürdürmekte ısrar ettiğini’ söyleyen Haşan, İsrail’deki rekabetin yoğun olduğu seçimler öncesinde İsrail’in saldırılarını sürdürmesini beklediğini ifade etti. Haşan’a göre bu tırmanış Lübnan’la sınırlı kalmayacak; Batı Şeria, Gazze ve Suriye’nin güneyini de kapsayacak. İran’a yönelik saldırı tehditlerinin de devam edeceğini belirtti.

Haşan, “ABD’nin İsrail’e baskı yapma kapasitesi sınırlı görünüyor... Bu da operasyonların Beka Vadisi’ne kadar genişletilebileceği ihtimalini göz ardı etmememize neden oluyor” diye konuştu.

Hizbullah için üç seçenek

Haşan’ın değerlendirmesinin aksine, emekli Tuğgeneral Münir Şehade, Hizbullah’ın önünde üç seçenek bulunduğunu belirtiyor.

Şehade’ye göre birinci seçenek, ‘geniş çaplı doğrudan bir askeri karşılık vermek’. Ancak bunun İsrail’e aradığı bahaneyi sağlayarak hedef listesini genişletmesine, çatışmayı daha derin bölgelere taşımasına ve hatta Lübnan’ın altyapısını hedef almasına yol açabileceğini belirten Şehade, “Bu nedenle maliyeti yüksek bir seçenek” diyor.

fvgthyju
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Haniye kasabasına düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İkinci seçenek ise ‘karşılık vermekten tamamen kaçınmak’. Bunun da bir bedeli olduğunu belirten Şehade, İsrail tarafından bunun, özellikle Ali et-Tahir çevresindeki gerilimin ve devam eden saldırıların ardından, İsrail’in herhangi bir bedel ödemeden yeni fiili durumlar yaratabildiği şeklinde yorumlanabileceğini ifade ediyor.

Üçüncü seçenek olan ‘ölçülü ve sınırlı bir karşılık’ konusunda ise Şehade, bunun Hizbullah karşılık vermeye karar verdiği takdirde en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyor. Şehade, “Bence bu, ‘saldırının bir bedeli vardır’ denkleminde ısrar etmeyi amaçlayan, ancak topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeyen bir karşılık olmalı. Aynı zamanda örgüt, özellikle siyasi manevra alanını korumak istiyorsa, belirsizlik politikasını sürdürebilir ve gerçekleştirdiği tüm operasyonları açıklamayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şehade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın daha karmaşık bir hesapla karşı karşıya olabileceğini belirterek, “Örgüt şimdi mi İsrail’e karşılık vermeli, yoksa ABD-İran müzakerelerinin nasıl sonuçlanacağının netleşmesini mi beklemeli?” sorusunu gündeme getiriyor. Şehade, “ABD-İran sürecinin sonucunu beklemek, teslim olmak veya hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu, büyük çaplı bir karşılığı ertelemek, ancak sınırlı bir karşılık seçeneğini açık tutmak anlamına gelebilir. Çünkü şu anda yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, bölgesel tablo netleşmeden önce savaşı genişletme fırsatı sağlayarak Hizbullah’tan çok İsrail’in çıkarına hizmet edebilir” diyor.

Şehade, yakın vadede Hizbullah’ın topyekûn bir savaşı başlatacak geniş çaplı bir karşılık verme girişiminde bulunmayacağını, ancak İsrail’in saldırılarını hiçbir karşılık vermeden sonsuza kadar sürdürmesine de tahammül edemeyeceğini düşünüyor.

Bu nedenle Şehade’ye göre en gerçekçi senaryo, ‘gerilimi kontrol altında tutmak, sahadaki gelişmeleri izlemek, ABD-İran sürecinden yararlanmak ve İsrail’in belirli sınırları aşması halinde sınırlı ve hesaplı bir karşılık verme seçeneğini açık tutmak’.


Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
TT

Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)

Yemen ordusu, Husilerin saldırılarını tırmandırmasının beşinci gününe girmesi ve hükümet güçlerinin bu saldırıları engellemekten ziyade onları takip etmeye ve yeni mevzileri geri almaya başlamasıyla sahadaki dikkat çekici bir değişimin ortasında, dün Husilere karşı yürüttüğü askeri operasyonları çeşitli cephelere genişletti.

En belirgin gelişme, hükümet güçlerinin ili kurtarmak için geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığı Cevf ilinde yaşandı. Güçler, Husilerin saflarındaki çöküşler ve alınan esirlerle ilgili haberler gelirken, Lebanat kampı ve çevresi ile Hazm şehrinin doğusundaki diğer mevzileri geri almayı başardı.

Eş zamanlı olarak Yemen ordusu, Beyda ilinde yeni bir cephe açtı. Zahir cephesindeki askeri bir operasyon sırasında Hayd el-Hazzan ve el-Fuleyhan mevzilerini kurtarmayı başaran güçler, Husilerin saflarında çöküşler tüm hızıyla devam ederken, Uzlet el-Nasıfe bölgesine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Bu gelişmeler, askeri kaynaklara göre Husilerin onlarca ölü ve yaralı verdiği Batı Kıyısı ve Taiz'de, özellikle de Berh, Makbene, Sukm ve Kadha'da devam eden çatışmalarla aynı zamana denk geldi.