ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

Trump-Netanyahu ittifakı, insan hakları ve sosyal adalet, farklı bir gerçeklik yarattı

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?
TT

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

ABD’nin Filistin-İsrail çatışmasına yönelik söylemi bu kez neden değişti?

Tarık eş-Şami
ABD’nin İsrail’e mutlak desteğine tanık olunan daha önceki tüm Filistin-İsrail çatışmalarının aksine Washington'da şuan yaşanan çatışmaya dair farklı bir söylem kullanılıyor. Basın ve medya tarafından da bu farklı söylem yansıtılıyor. Demokrat Parti'deki sol ve ılımlı akımın yanı sıra J Street gibi bazı İsrail yanlısı gruplar ve Başkan Joe Biden’ın kendi grubu Cumhuriyetçi Parti, Biden yönetimine, ateşkes için daha güçlü bir şekilde müdahale etmesi yönünde baskı uyguluyorlar. Bu baskı ilk kez Filistin-İsrail ateşkesine ABD Başkanı’nın destek vermesini sağladı. Peki, bu değişikliğin nedeni ve özellikleri nedir ve mevcut çatışmayı nasıl etkileyebilir?

Biden ikilemi
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Filistinliler ve İsrailliler arasındaki çatışmanın yeniden patlak vermesinden birkaç gün sonra zorlu bir ikilemde kalmış gibi görünüyor. Bu durum sadece dış politika önceliklerini Ortadoğu dışındaki diğer bölgelere vermiş olduğundan kaynaklanmıyor, daha ziyade, çatışmanın ulaştığı son durumun kötüleşmesiyle bununla yüzleşmek konusunda açıkça isteksiz olmasından kaynaklanıyordu. Bu da tüm taraftan yoğun bir şekilde eleştirilmesi için yeterli oldu. İsrail ile sıkı bir müttefik olan Cumhuriyetçi sağ kanat, Biden'ı, sağcıların terörist füze saldırıları olarak gördüğü gelişmeler karşısında İsrail'i kesin olarak desteklememekle suçladı. Öte yandan ABD Kongresi’nin Demokrat Partili solcu üyeleri, Biden'ın İsrail'in eylemlerini ve politikalarını eleştirmek istememesinden duydukları memnuniyetsizliği dile getirdiler.
Kongre’deki 27 senatör şiddete derhal son verilmesi çağrısında bulunurken, Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanı Senatör Chris Murphy ve Cumhuriyetçi Senatör Todd Young, İsrail ve Hamas'a ateşi kesmeleri ve çatışmaların can kayıplarına neden olduğunu anlamaları çağrısında bulunan bir açıklama yaptılar. Diğer yandan İslami kuruluşlar, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinlilerin çektiği acıyı artıran gizli bir anlaşması olduğu gerekçesiyle Beyaz Saray tarafından çevrimiçi olarak düzenlenen Ramazan Bayramı etkinliğini boykot ettiler.

Baskı altında
Biden yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasına ilk tepkisi, Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında, ABD’nin İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediği yönündeki sözleri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) taraflar arasında ateşkes çağrısı yapan ve İsrail ile Hamas'ı mevcut durumdan aynı düzeyde sorumlu tutan bir bildiri yayınlamasını engellemesi oldu. Bu engelleme, yüzlerce sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden olan bombardımanları uluslararası arenadan gelen yoğun kınamalara ve öfkeye rağmen, Netanyahu’nun ülkesinin askeri operasyonları durdurmaya hazır olmadığını iddia etmesine izin veren bir güven eksikliğine yol açtı. Ancak Biden yönetimine yönelik baskı, onu ilk kez ateşkesi istemek zorunda bıraktı.
İsrail, Gazze'deki yüzlerce hedefi bombalamasını Hamas'ın oluşturduğu tehdide gerekli bir yanıt olarak savunsa da Gazze'deki hayati altyapıyı ve ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP) ofisinin de aralarında olduğu uluslararası basın ofislerinin bulunduğu binayı ve diğer binaları yerle bir eden veya ağır tahribat oluşturan saldırıları, özellikle Amerikalıların İsraillilerle aralarında koordinasyon olduğunu veya saldırı öncesinde bilgilendirildiklerini inkar etmeleri nedeniyle Washington'da kötü izlenimler bıraktı.

Farklı zemin
Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Filistinlileri zorla evlerinden tahliye etme girişimleri ve Hamas'ın İsrail'e karşı devam eden roket saldırılarının Kongre'deki Demokratlar arasında çetrefilli bir siyasi hareketlilik yarattığına şüphe yok. Hatta ABD’nin İsrail ile köklü ve güçlü ilişkilerinden vazgeçmemiş olsalar da, Washington'da onlarca yıldır hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların İsrail’e verdikleri desteğin sorgulanmaya başlamasına yol açtı. Demokratlar, son birkaç gündür Filistinlilere yönelik saldırganlık olarak tanımladıkları gelişmelere karşı daha sert bir duruş sergilenmesi çağrısında bulunmakta tereddüt etmediler.
ABD’nin önceki başkanı Cumhuriyetçi Donald Trump yönetiminin İsrail’e verdiği muazzam destek, ABD yönetimlerinin her iki tarafla birlikte yürüttüğü diplomatik çerçevenin ötesine geçti. Füze saldırılarına ve terörizme karşı kendini savunma hakkı söz konusu olduğunda İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarını ve haklarını tanıyan dengeli bir Amerikan politikası görmek isteyen Demokrat Parti'de artık çok güçlü bir yeni zemin oluşturdu. Ancak aynı zamanda Filistinliler hak ve özgürlüklerini elde etmedikçe bu çatışmanın asla bitmeyeceğinin de farkına vardılar.

Demokratların eleştirileri
Şimdi ise Demokratların İsrail hükümetine yönelik eleştirilerini takip etmek oldukça ilginç bir durum. Çünkü bunu, İsrail sınırları içindeki Filistinlilere uygulanan amaca yönelik bir baskı olarak görüyorlar. Örneğin, Filistinlilerin evlerinden zorla tahliyesini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiren Demokrat Senatör Chris Van Hollen, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını dış politikasının merkezine yerleştiren Biden yönetiminin, ılımlı ifadelerle yetinmemesi ve sahada bir şeyler yapması gerektiğini vurgulaşmıştır.
Demokrat Senatör Chris Murphy ise Hamas'ı İsrail'e onu kışkırtan füzeler fırlatmakla büyük bir hata yaptığı şeklinde eleştirmesine rağmen olayların bu noktaya ulaşmasının, İsrail hükümetinin gelecekte bağımsız bir Filistin devleti kurulması olasılığını etkin bir şekilde ortadan kaldırmış olmasından kaynaklandığını açıkça belirtti.
ABD’nin üst düzey yetkilileri, ateşkes sağlamak için çaba gösterirken, sivil can kayıpları her geçen gün artıyor. Ateşkesin tek başına, Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engellemesine son vermeyeceğine dair genel bir fikir birliği var.

Sosyal adalet
Belki de Demokrat Parti’deki sol kesimi, farklı bir duruş sergilemeye iten en önemli nedenlerden biri, Senatör Bernie Sanders'ın New York Times gazetesine verdiği demeçteki, Hamas’ın roketlerinden başka bir yöne, abluka ve işgal altında yaşayan milyonlarca Filistinlinin hayatlarının daha derin gerçekliğine ve İsrailli yetkililerin Filistinlileri kutsal şehrin tartışmalı mahallelerinden birinden zorla tahliye etmeye yönelik yasallığı şüpheli girişimlerine ışık tutan ifadeleridir. Öte yandan Sanders, kendi ifadesiyle Kudüs'teki huzursuzluktan ve yakın bir tarihte yapılması planlanan, ancak uzun zamandır yapılması beklenen bu seçimleri erteleyen Filistin Yönetimi'nin başarısızlıklarından yararlanma girişimi olarak roketli saldırılarda bulunmasını hiçbir şeyin haklı çıkarmayacağını vurguluyor. Ancak Sanders’a göre gerçek şu ki, İsrail, İsrail ve Filistin topraklarında tek egemen otorite olmaya devam ediyor ve barış ve adalet için hazırlanmak yerine asimetrik ve demokratik olmayan kontrolünü sağlamlaştırmaya çalışıyor.
Hem Demokrat Parti’nin hem Cumhuriyetçi Parti’nin İsrail'e yönelik desteklerini sürdürdükleri kabul edilirken, yeni odak noktası sadece bir Filistin devleti kurma hedefi değil, Filistinlilerin haklarıdır. Bu da daha fazla insanı, çatışmaya sosyal adalet açısından bakmaya itti. Geçtiğimiz yaz ABD’de pek çok kişiye sosyal adalet ve eşitlik talep etme konusunda ilham veren ‘Black Lives Matter’ (Siyahların Hayatı Önemlidir) gösterileri çizgisinde, Filistinlilerin de hayatlarının ve haklarının önemli olduğu vurgulandı.
Sadece Demokrat Parti’deki sol kanat böyle düşünmüyor. Aralarında İsrail’i güçlü bir şekilde destekleyen siyasetçilerin de bulunduğu bir dizi Demokrat Partili, İsrail’in Gazze saldırılarından kaynaklanan kayıplardan duydukları rahatsızlığı dile getiren açıklamalar yaptılar. Bazıları İsrail'i apartheid politikalarını kullanmakla suçlayarak daha da cüretkar davrandılar. Bu son aylarda önde gelen insan hakları grupları tarafından dile getirilen bir suçlamaydı, ancak Washington'da bir tabunun yıkılması anlamına geliyordu.

İnsan hakları sınavı
Özellikle Biden yönetimi, iktidara gelmeden önce dünya çapında insan haklarını savunacağını vurgulamıştı. Biden, Beyaz Saray'a geldikten sonra seçim kampanyası sırasında verdiği sözlere bağlı olduğunu duyurdu. Bugün ise İsrail'in Filistinlilere yönelik muamelesi söz konusu olduğunda, verdiği sözlerden ve değerlerden uzak göründüğünden, kendini dünya sahnesinde zorlu bir sınavla karşı karşıya buldu. Bu durum, diğerlerinin kolayca yararlanabileceği ABD yönetimindeki zayıflıkların orta çıkmasına neden oldu. Amerikan gazeteleri, ABD’nin, Çin'de Sincan Özerk Bölgesi'nde Müslüman Uygur Türklerinin ve diğer etnik azınlıkların haklarını talep etmesi halinde Çin'in bu durumu saldırgan bir şekilde kullanacağı konusunda uyardılar. Gazeteler, Çin’in ABD'yi, BMGK’daki diğer 14 devletin İsrail ile Hamas arasında ateşkes çağrısı yapan bir bildiri yayınlama çabalarını engelleyerek gerekli sorumluluklarını yerine getirmemekle suçlayabileceğinin altını çizdiler.
Washington'daki değişimin belki de en çarpıcı özelliği, merkez solu temsil eden İsrail yanlısı bir örgüt olan J Street’in Başkanı Jeremy Ben-Ami'nin açıklamalarıdır. Ben-Ami, Amerikan yönetimlerinin İsrail'e verdiği mutlak desteğin boş bir çek gibi olduğunu söyledi. Ben-Ami bununla İsrail'in işgali sona erdirmek ve çatışmaya çözüm bulmak için hiçbir şekilde teşvik edilmediğini kastediyordu.
Başkan Donald Trump’ın Netanyahu ile olan yakın ittifakı, Demokratların ve Cumhuriyetçilerin İsrail üzerindeki güçlü mutabakatının aşınmasına katkıda bulunmuş olabilir. Ancak Demokratların birçoğu, Obama yıllarında, Biden da dahil olmak üzere, Trump'ın öncüllerinin İsrail’in yerleşim faaliyetlerini istikrarlı bir şekilde sürdürmesine engel olmadığını veya bağımsız bir Filistin devleti kurulması olasılığını engellemede İsrail'e herhangi bir kısıtlama getirmediğini kabul ediyor. Bu nedenle, ABD’nin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığı, Amerikan yönetiminin artık Filistin topraklarında devam eden ilhakı durdurmak ve başlı başına bir devlet olduğu gerçekliğini güçlendirmek için çalışmanın önemini fark etmesi gerektiğiyle bağlantılı görünüyor.

Görüş ayrılığı ortamı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Tutum değişiklikleri sadece Demokrat Parti ile sınırlı görünmüyor. ABD merkezli Gallup araştırma şirketinin gerçekleştirdiği bir ankete göre Amerikalıların zayıf bir çoğunluğu, ABD yönetiminin, İsrail'e daha fazla baskı yapması gerektiğine inanıyor.
Maryland Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan ve son otuz yılını Amerikalılar arasında Filistin-İsrail çatışmasına ilişkin görüşlerini belirttikleri anketler yaparak geçiren Shibley Telhami, Ankete katılan Amerikalıların çoğunun, Kongre üyelerinin İsrail'i, onları seçen Amerikan kamuoyunun istediğinden çok daha fazla desteklemeye meyilli olduğuna inandıklarını söyledi.
Telhami tarafından yapılan araştırmalara göre Demokrat seçmenlerin çoğunluğu, İsrail'in yerleşim birimleri inşasını daha fazla alana yayması nedeniyle yaptırımların veya en azından bazı daha sert önlemlerin uygulanması gerektiğini düşünüyorlar. Araştırmalar, iki devletli bir çözümün artık mümkün olmadığına işaret ediyor.
Yine Telhami’nin araştırmalarına göre Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğu da dahil olmak üzere Amerikalıların büyük bir çoğunluğu, artık İsrail'in tüm vatandaşlar için tam eşitliğin olmadığı bir Yahudi devleti değil, demokratik bir devlet olmasını tercih ediyorlar.
Biden yönetiminin ateşkes çabalarının başarılı olup olmayacağını bir kenara, ABD’nin son birkaç gündür tanık olduğu tartışmalar, ülkede İsrail'e mutlak destek fikrinde net bir değişiklik olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Bu da ABD yönetiminin şimdi veya gelecekteki davranışlarına ve eylemlerine yansıyabilir.



İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
TT

İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)

İran savaşı, ABD ile Birleşik Krallık arasında ‘özel ilişki’ olarak nitelendirilen ittifakta gerginliğe yol açtı. Londra yönetimi, ABD uçaklarının üslerini ‘savunma amaçlı’ kullanmasına izin verdiğini ve uçak gemisi HMS Prince of Wales’i bölgeye göndermeye hazır olduğunu açıklasa da iki ülke arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, İran’la yürütülen savaşta ABD’nin İngiliz uçak gemilerine ‘ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Trump, savaşın başlangıcında İran’a yönelik saldırılar için İngiliz üslerinin kullanılmasına karşı çıktığını belirttiği Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ı da yeniden eleştirdi ve bu tutumun iki ülke arasındaki tarihî yakın ilişkilere zarar verdiğini savundu.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la yaşanan çatışma sırasında Birleşik Krallık’tan yeterli destek gelmediğini ve ABD’nin bunu ‘unutmayacağını’ belirtti. Paylaşımda, “Bir zamanlar büyük müttefikimiz -hatta belki de en büyük müttefikimiz- olan Birleşik Krallık, şimdi Ortadoğu’ya iki uçak gemisi göndermeyi ciddi biçimde değerlendiriyor… Sorun değil Başbakan Starmer, artık onlara ihtiyacımız yok ama bunu unutmayacağız. Zaten kazanılmış savaşlara sonradan katılan insanlara ihtiyacımız yok” ifadeleri yer aldı.

Trump’ın açıklamasından saatler sonra iki lider telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Downing Street’ten yapılan açıklamaya göre görüşmede Ortadoğu’daki son gelişmeler ve Birleşik Krallık ile ABD arasındaki askerî iş birliği ele alındı. Açıklamada, Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üslerinin bölgedeki ortakların kolektif savunmasını desteklemek amacıyla kullanılmasına yönelik iş birliğinin de görüşüldüğü belirtildi.

Starmer’ın konumu

Starmer, ABD güçlerinin İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemek için İngiliz üslerini kullanmasına izin vermeme kararını savundu. Starmer, herhangi bir askerî eylemin ‘hukuki’ olduğundan ve ‘iyi planlandığından’ emin olması gerektiğini söyledi. Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada Starmer, olası bir İngiliz müdahalesinin ‘her zaman hukuki bir temele ve uygulanabilir, iyi hazırlanmış bir plana dayanması gerektiğini’ vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump ise bu tutumu sert şekilde eleştirdi ve “Karşımızdaki kişi Winston Churchill değil” ifadesini kullandı.

uklo90
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2025, Birleşik Krallık (Reuters)

Ancak Starmer, Tahran’ın bazı Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasının ardından tutumunu değiştirdi. Bunun üzerine ABD güçlerine, İran füzelerine, füze depolarına veya fırlatma platformlarına karşı ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlemek için İngiliz üslerini kullanma izni verdi.

Starmer’ın tutumu, ülkesinin yeni ve uzun süreli bir çatışmaya sürüklenmemesi yönündeki isteğini yansıtıyor. Bu bağlamda Starmer, Birleşik Krallık’ın ‘Irak’ta yapılan hatalardan ders çıkardığını’ hatırlattı. O dönemde Başbakan Tony Blair, Londra sokaklarında milyonların katıldığı büyük protestolara rağmen ABD’nin Irak işgalini desteklemişti. Blair ayrıca Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasıyla kamuoyunu yanıltmakla suçlanmıştı.

Cuma günü yayımlanan ve Birleşik Krallık’ta bin 45 kişinin katıldığı bir kamuoyu yoklaması da Starmer’ın ilk saldırılara katılmama kararına destek verildiğini gösterdi. Ankete göre katılımcıların yüzde 56’sı Starmer’ın bu kararının doğru olduğunu düşünürken, yüzde 27’si ise yanlış buldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları sorulduğunda Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Yvette Cooper, yerel basına yaptığı değerlendirmede “İngiliz başbakanının görevi, Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliği açısından en doğru kararları almaktır” dedi. Cooper, “Bu görevde öğrendiğim şey, sosyal medya paylaşımlarına değil, asıl meseleye odaklanmak gerektiğidir… Abartılı söylemlerle ilgilenmeyeceğiz; bunun yerine pratik, sakin ve iyi düşünülmüş kararlar alacağız. Çünkü genel olarak İngiliz karakterinin işi ciddiyetle ve kararlılıkla tamamlamaya eğilimli olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Birleşik Krallık’taki Amerikan bombardıman uçakları

Siyasi tartışmalar devam ederken, ABD cuma akşamından itibaren İngiliz üslerini İran’a karşı ‘savunma amaçlı’ operasyonlarda kullanmaya başladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nın X platformunda yayımladığı açıklamada, “ABD, belirli savunma operasyonları için İngiliz üslerini kullanmaya başladı. Bu operasyonlar, İran’ın bölgeye füze fırlatmasını engellemeyi amaçlıyor” ifadelerine yer verildi.

ıtrhyjuı
İngiltere’nin güneybatısındaki Gloucestershire’da bulunan RAF Fairford Hava Üssü’nde bir ABD B-1 bombardıman uçağı, 7 Mart 2026 (Reuters)

Kullanılan üsler arasında İngiltere’nin güneybatısında bulunan Gloucestershire’daki RAF Fairford Hava Üssü ve Hint Okyanusu’nda Chagos Takımadaları’ndaki Diego Garcia Üssü bulunuyor. RAF Fairford Hava Üssü’ne, yaklaşık 44,5 metre uzunluğunda stratejik bir Amerikan B-1B Lancer bombardıman uçağı ulaştı. BBC’nin Boeing’den aktardığı bilgilere göre, bu uçak ABD Hava Kuvvetleri’nin en hızlı bombardıman uçaklarından biri olarak saatte 900 mil (yaklaşık bin 448 km/h) hızla uçabiliyor. Uçağın ağırlığı yaklaşık 86 ton ve uzun menzilli hedefleri vurmak için 24 adet seyir füzesi taşıyabiliyor.

Askeri çevrelerde ‘Bone’ olarak bilinen B-1B Lancer, gelişmiş radar ve GPS tabanlı konum belirleme sistemleri, elektronik karıştırma cihazları, radar uyarı sistemleri ve hava savunmalarından korunmak için çeşitli aldatma teknolojileriyle donatılmış durumda.

Askeri analistler, bu bombardıman uçağının ABD cephanesinde en önemli uçaklardan biri olduğunu, yüksek hızda uzun menzilli bomba ve füze taşıyabildiğini ve RAF Fairford Hava Üssü’nden operasyon yapmanın, doğrudan ABD’den kalkış yaparak Ortadoğu’daki görevleri yerine getirmekten daha verimli olduğunu belirtiyor.

Askeri konuşlandırmanın güçlendirilmesi

ABD’nin İngiliz üslerini kullanımına ek olarak, Londra bölgedeki askeri varlığını ‘kendisinin ve müttefiklerinin çıkarlarını korumak’ amacıyla güçlendirdi. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Typhoon ve F-35 savaş uçaklarının Ürdün, Katar ve Kıbrıs üzerinde ve daha geniş bir bölgede operasyonlarını sürdürdüğünü duyurdu. Bakanlık, bu uçakların Ürdün semalarında ve Irak hava sahasında uçan insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü belirtti. Ayrıca, Merlin tipi bir helikopterin de gözetim kapasitesini artırmak üzere bölgeye gönderildiği ifade edildi.

Londra ayrıca, önümüzdeki hafta Doğu Akdeniz’e Type 45 sınıfı hava savunma destroyeri HMS Dragon’u göndereceğini açıkladı. Bu savaş gemisinin hava savunması konusunda uzman olduğu belirtiliyor. Ayrıca, destroyerin gelişi öncesinde Kraliyet Donanması’na ait iki Wildcat tipi helikopterin Kıbrıs’a ulaşması bekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) RAF Akrotiri Hava Üssü’ne İHA’larla saldırı düzenlendiği ve saldırının sınırlı hasara yol açtığı, can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Birleşik Krallık hükümeti, üslerde koruma önlemlerinin önceden alınmış olduğunu vurguladı. Ayrıca bölgeye ek savaş uçakları ve helikopterler gönderildiğini ve gerekirse Körfez’deki müttefiklerinin savunmasına destek vermeye hazır olduğunu duyurdu.


İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
TT

İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)

İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.

Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”

Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.

Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.


Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik 10 saldırı düzenlendi: 7 ölü

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik 10 saldırı düzenlendi: 7 ölü

Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)
Bir petrol tankeri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor (Reuters)

Veri analiz gruplarına göre İran'ın 28 Şubat'ta Tahran'a karşı başlayan ABD-İsrail saldırılarına karşılık olarak hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nı kapatmasından sonra, boğazda veya yakınında yaklaşık 10 gemiye saldırı düzenlendi.

Çatışmaların başlamasını takip eden hafta boyunca devam eden saldırılar, petrol ve diğer mallar için hayati bir rota olan boğazdan geçen gemi trafiğini neredeyse tamamen durdurdu.

fergf
4 Mart'ta İran'ın güneyindeki Hürmüz Boğazı kıyısındaki Bender Abbas limanından bir fotoğraf (AFP)

İngiltere Deniz Güvenlik Ajansı yaklaşık 10 saldırı ve şüpheli faaliyet uyarısı yayınladı, ancak olaya karışan gemiler hakkında çok az ayrıntı verdi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü ise cuma günü internet sitesinde yaptığı açıklamada, boğazda bir hafta içinde 9 gemiye saldırı gerçekleştiğini ve bunlardan dördünde 7 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Haberlere göre yedi kişi öldü

Uluslararası Denizcilik Örgütü, 2 Mart'ta Skylight, MKD Vyom ve Sea la donna gemilerini hedef alan üç saldırının her birinde bir kişinin öldüğünü, aynı gün Hercules Star gemisinin de saldırıya uğradığını açıkladı.   

3 ve 5 Mart tarihleri ​​arasında dört gemi daha hedef alındı: Libra Trader, Gold Oak, Seven Prestige ve Sonangol Namibia.

6 Mart'ta ise Musaffah 2 gemisi hedef alındığında dört kişi hayatını kaybetti.

 

Endonezya dün, Musaffah 2'nin özelliklerine ve son bilinen konumuna uyan bir geminin iki gün önce battığını duyurdu, ancak farklı bir kayıp sayısı verdi.

Cakarta, üç Endonezyalı mürettebatın kayıp olduğunu ve birinin yaralandığını, diğer uyruklardan dört kişinin ise kurtulduğunu bildirdi.

Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde yirmisi Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor, ancak Kpler adlı analiz firmasının işlettiği Marine Traffic platformuna göre tanker trafiği sadece bir haftada yüzde 90 oranında düştü.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Marine Traffic verileri, geçen pazartesi gününden cuma gününe kadar boğazdan sadece dokuz ticari gemi (tanker, kargo gemisi ve konteyner gemisi) geçtiğini ve bazılarının konumları zaman zaman gizlediğini gösteriyor.

Kurtarma gemilerini hedef alma

Denizcilik güvenlik firması Vanguard, Musaffah 2 gemisinin, iki gün önce bir füzeyle vurulan konteyner gemisi Seven Prestige'e yardım etmeye çalışırken iki füzeyle vurulduğunu belirtti.

juı
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri hedef alacağı tehditleri arasında, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Füceyre kıyıları açıklarında tankerler (Reuters)

Batılı bir denizcilik ittifakı tarafından yönetilen Ortak Denizcilik Bilgi Merkezi cumartesi günü yaptığı açıklamada, "son olay raporları... daha önce hedef alınan gemilere yardım veya kurtarma operasyonları sağlayan gemilerin de hedef alınma riski altında olabileceğini gösteriyor" denildi.

Ayrıca, “demir atmış gemileri, karaya oturmuş gemileri ve yardım gemilerini hedef alan saldırı modeli, gemi batırma girişiminden ziyade operasyonel belirsizlik yaratmaya ve rutin ticari trafiği caydırmaya odaklanmış bir kampanyayı gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından üstlenilen insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları her zaman bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmıyor; bazıları günler sonra doğrulanıyor ve etkilenen gemilerin kimlikleri her zaman net değil. Dahası, kayıp rakamları da tutarlı değil.

İran'dan çelişkili mesajlar

İran petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden ihraç ediyor, ancak çelişkili mesajlar göndermesi nedeniyle niyetleri belirsizliğini koruyor.

2 Mart'ta, İslam Devrim Muhafızları Ordusu komutanının danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebari, İran'ın boğazdan geçmeye çalışan "herhangi bir gemiyi yakacağını" ve Körfez'den yapılan tüm petrol ihracatını engelleyeceğini söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi perşembe günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nı kapatma "niyetlerinin olmadığını" belirtti.

Enerji Bakanı Chris Wright ise ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'ndan gemilere "mümkün olan en kısa sürede" eşlik etmeye hazırlandığını vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron salı günü yaptığı açıklamada, "Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan Süveyş Kanalı olmak üzere iki önemli deniz koridorunda seyrüseferin kontrolünü yeniden sağlamak ve güvenliğini temin etmek amacıyla, askeri olanlar da dahil olmak üzere tüm araçları bir araya getirmeyi hedefleyen bir koalisyon kurma çalışmalarına başladığını" ifade etti.