İran Anayasa Koruma Konseyi, cumhurbaşkanlığı adaylarının ilanını erteliyor

Yeni bir anket, İran seçimlerinde yüzdü 53’lük kesimin çekimser kalmasını bekliyor

Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
TT

İran Anayasa Koruma Konseyi, cumhurbaşkanlığı adaylarının ilanını erteliyor

Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)
Devrim Muhafızları Komutanı’nın danışmanı Said Muhammed, geçen hafta koruma ekibiyle çevrili bir şekilde cumhurbaşkanlığı başvurusunu sunuyor (Tesnim)

İran Anayasa Koruma Konseyi (AKK), uyarılara rağmen adaylar arasındaki söz savaşının artması nedeniyle gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri adaylarının başvurularının incelenmesi sürecini beş güne daha uzatmaya karar verdi. Ayrıca Cumhurbaşkanı adayı General Said Muhammed de dahil Devrim Muhafızları çevreleri, kötüleşen ekonomik durumla ilgili olarak muhafazakâr müttefiklerine yönelik eleştirilerini artıran eski meclis başkanı Ali Laricani’yi eleştirdi.
AKK Sözcüsü Ali Abbas Kedhudayi, yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanlığı için başvuranlardan hiçbirinin uygunluğu henüz onaylanmadı. Yasaların öngördüğü on gün içinde adayların uygunluğunu açıklayacağız” dedi. Komisyon üyelerinin adayların raporlarını ve dosyalarını ‘dikkatlice’ incelediğini belirten Kedhudayi, “Dosyaların her biri, ön fikir birliğine varma konusunda saatler alıyor” ifadelerini kullandı.
Başvuruları inceleme sürecinin beş gün içinde tamamlanması bekleniyordu, ancak seçim takviminde sürenin beş gün daha uzatılması öngörülüyor.
AKK, İran Dini Lideri’nin yetkilerine tabi bir organ olarak biliniyor. Parlamento tarafından onaylanan yasaları gözden geçirmenin yanı sıra cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimleri için adaylık başvurularını incelemekte. 12 üyesi doğrudan rejim lideri “Rehber” Hamaney tarafından belirlenirken, diğer yarısı da Dini Liderin belirlediği yetkililer arasında sayılan Yargı Erki Başkanı tarafından seçiliyor.
İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre İran polis gücü yardımcısı General Kasım Rızai, “Düşmanlar, hayati seçimlerin yapılması için çalışıyor. Ama hata yapıyorlar. İran halkı, canlı ve etkin bir şekilde katılacak” dedi.
Geçen hafta adaylar için kayıt kapılarının beş günlüğüne açılmasının ardından, İranlı yetkililerin tavırlarına ‘en üst düzeyde katılım’, ‘onurlu katılım’ ve ‘etkili katılım’ çağrıları hâkim oldu.
Yetkililer, resmi istatistiklere göre 41 yılın en düşük katılım oranını (yüzde 43) kaydeden yasama seçimleri senaryosunun tekrarlanmasından korkuyor. Başkent Tahran’da yüzde 25 aşılamamıştı.
Öte yandan Devrim Muhafızları’na ait Fars Haber Ajansı, yeni bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarını bildirdi. Ajans, anketin ülkenin en önemli merkezlerinden biri tarafından gerçekleştirildiğini söylerken, merkezin ismini açıklamadı. Ajansa göre anket, şu ana kadar beklenen katılım oranının yüzde 42,9 olduğunu ve önceki bir ankete kıyasla yüzde üç iyileşme kaydedildiğini gösterdi. Ankete göre yüzde 32’lük kesim, yaşamsal ve ekonomik koşullar dolayısıyla ve yüzde 21’lik bir kesim ise koronavirüs korkusu nedeniyle seçimlere katılmayacak.
Ankete göre Tahran, İsfahan, Şiraz, Senendec, Kerec ve Reşt şehirleri, seçimlere katılım açısından en düşük oranı kaydetti. Afganistan sınırındaki Kum, İlam, Zahidan, Hürremabad ve Bircend şehirleri de en yüksek oranı kaydetti.
Ankete göre Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, yüzde 32,6 ile birinci sırada yer alırken, onu yüzde 26,7 ile eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad takip ediyor. Olumsuz oylar açısından ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak cihangiri yüzde 21, eski Meclis Başkanı Ali Laricani yüzde 8, Ahmedinejad yüzde 6 ve Reisi de yüzde 4,7 oy aldı.
Ahmedinejad’a oy vereceğini söyleyenlere, adaylık başvurusu reddedildiği takdirde oylarını kime verecekleri soruldu. Bu çerçevede yüzde 10’lık kesim Reisi’ye, yüzde 1,5’lik kesim ise Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rezai’ye oy vereceğini söyledi. Aynı şekilde yüzde 1,3, Laricani’ye oy vereceğini ve yüzde 3,3 ise seçimlere katılmayacağını belirtirken, Fars ajansına göre diğerleri ise henüz karar vermediklerini ifade etti.
Ajans, Laricani’nin yalnızca yüzde 1,5, Devrim Muhafızları Komutanı General Said Muhammed’in yüzde 3,6 oy alacağını kaydetti.
Hükümet yanlısı çevreler ve müttefikleri, adaylarını cumhurbaşkanlığı yarışında koruma ve AKK tarafından başvurularının reddedilmemesi taleplerini savunmak için sorumlu kurumların endişelerine yatırım yapma konusunda bahis oynuyorlar.
Bu çerçevede İran cumhurbaşkanlığı bürosu direktörü Mahmud Vaizi, seçimlere maksimum bir katılım gösterilmesinin, herkesin çıkarına olduğunu ve hükümetin, bir başkası karşısında bir adayı destekleme durumundan uzak olduğunu belirtti. “Hükümet, seçimlerde tarafsız ve siyasi akımların hiçbiri lehine bir rekabet vermiyor” diyen Vaizi, Twitter üzerinden de “Saygı değer adaylar, hükümet aleyhine suçlamalarda bulunmak ve yanlış bir atmosfer yaymak yerine ülkeyi yönetme programlarını sunmalıdır” açıklamasında bulundu.
Muhafazakâr akımın sert bir kanadı olan ‘Baidari’ grubunun medya platformu olan ‘Raja News’ internet sitesi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin geçen çarşamba günü cumhurbaşkanlığı adaylarına yönelik yaptığı eleştirilerinin, eski Meclis Başkanı Ali Laricani tarafından üstü kapalı şekilde alay konusu olduğunu belirtti.
Ruhani, geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, eski müzakerecilerin İran’a karşı Birleşmiş Milletler (BM) kararı olmadan müzakerelere gitmediklerini belirtti.
Laricani, 2004- 2006 yılları arasında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak Ruhani’nin yerini aldı ve mesele BM’ye sevk edilmeden ve Aralık 2006 sonlarında 1737 sayılı kanun kabul edilmeden önce Avrupa troykası ile ‘İran meselesini’ müzakere görevini üstlendi. Kanun, İran’a nükleer teknolojinin temini yasaklıyor ve İran’ın uranyum zenginleştirmesine dahil olan şirketlere yaptırımlar içeriyor. Söz konusu kanun, İran’ın Temmuz 2006 sonunda zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını talep eden 1696 sayılı karardan sonraki ikinci karar olarak biliniyor.
Raja News, “Ruhani, seçim günlerinde muhaliflerine saldırmaya çalışıyor. Ancak görünen o ki Laricani, üçüncü hükümetini kurmak isteyen müttefiki Ruhani’nin iki yılda 3 BM kararını aldığını unutmuş” ifadelerine yer verdi.
Öte yandan Devrim Muhafızları’na bağlı kanallar, eski Meclis Başkanı Ali Laricani’ye üstü kapalı bir saldırı başlattı. Cumhurbaşkanı adayı General Said Muhammed’e yakın olan ‘Sabereen News’, “Edinilen bilgiler, cumhurbaşkanı adaylarından birinin akrabalarının etkisiyle rakiplerinden bazılarını dışlamaya çalıştığını gösteriyor” açıklamasında bulundu. Kanal, “Adayların uygunluğuna karar veren birimdeki bu akımın garip açıklaması; adayların bazı rakiplerinin seçim sepetlerini güçlendirmeye devam etmeleri halinde İslam Cumhuriyeti için büyük bir tehlike oluşturacağı yönündedir. Bu nedenle son günlerde sahte nedenlerle bazı adayların seçime katılamayacağı söylentisi yayıldı” ifadelerini kullandı. ‘Islahat Press’ internet sitesinin, Anayasa Koruma Konseyi’nin Düzenin ‘Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ve Devrim Muhafızları komutanı danışmanı General Said Muhammed’in adaylığını reddettiğini açıklaması sonrasında geçen salı günü, Anayasa Koruma Konseyi Sözcüsü, konuya ilişkin olarak ‘söylentileri’ yalanlamıştı.
Sabereen News ise, adayların uygunluğunu inceleyen 12 yetkili arasında, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi eski başkanı olan Sadık Laricani’nin (Ali Laricani’in kardeşi) de bulunduğunu aktardı.
Öte yandan General Said Muhammed, 20 Mayıs’ta Laricani’nin, adaylık başvurusunda yaptığı ve muhafazakâr kampta öfkeye yol açan bir açıklamasını eleştirdi. Muhammed, Hamaney’in ‘bir sonraki hükümet için önceliğin ekonomi olduğu’ yönündeki ifadeleri göz önüne alındığında, ekonomik nedenlerle aday olanlara sözlü saldırıda bulundu. Laricani, “Ekonomi bir askeri kışla ya da mahkeme değildir” diyerek, cumhurbaşkanlığı adayları olan Devrim Muhafızları Generali ve Yargı Erki Başkanına atıfta bulunmuştu. Bu bağlamda Said Muhammed, Laricani’ye cevaben, “Devrim Muhafızları ve askeri kışlalarda bulunan bir şahıs ve yıllarca mahkemelerde başkan olan kardeşi, şu an tüm ölçeklere ilişkin sorular ortaya koyuyor” dedi. “Bir kez daha ikilik oluşturmak ve insanları savaş ve güç talebiyle yıldırmak istiyorlar” diyen General Muhammed, “Bizim ve aşırılık yanlısı reformcular arasında var olan sorun kadar, Velayet-i Fakih’e mensup olanlar da zarar görüyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Laricani, 20 Mayıs’ta bir kez daha Twitter üzerinden bir açıklama yaparak, “Dünya ile finansal takas ve ihracat sorununun çözülmesine karşı çıkıyorlar. Yaptırımları kaldırmak için hiçbir kararlılıkları ve deneyimleri yok, içeride fikir birliği yerine çatışmayı körüklüyorlar. Ancak tüm dünyayla uğraşmak istediklerini söylüyorlar. Bu bir çelişki ve kamuoyu aldatmacasıdır” ifadelerine yer verdi.
Laricani, hükümetin ‘kara para aklanması ve terör finansmanıyla ilgili FATF anlaşmasına katılma’ projesine ilişkin çatışmaya dikkati çekerken, bu durumun uluslararası örgütü İran’ı yeniden ‘küresel finans sistemi için en tehlikeli ülkelerin kara listesine’ dahil etmeye ittiğini belirtti.
Ali Laricani, son günlerde Twitter ve Clubhouse uygulamalarında aktif. Adaylık başvurusu yaptıktan sonraki ilk videosunda, halk ve iktidar arasındaki ilişkinin belirginleşmesi, halkın hak ve görevlerinin tanımlanması çağrısı yaptı.
Laricani’nin ofisine bağlı ‘Haber Online’ internet sitesi, 20 Mayıs’ta uzun bir analiz yayınlayarak, ‘muhafazakarların seçimleri kazanacağını ve bunun bir hayal olmadığını’ belirtti. Ancak Reisi’nin seçimlerde ikinci kez yenilgi yaşamasının, mevcut Dini Lider Ali Hamaney’in yerine geçme şansını etkileyeceğini dile getirirken, internet sitesinin editörü de Laricani’nin rakiplerinden bir adım önde olduğunu kaydetti.
Aynı şekilde cumhurbaşkanlığı adayı ve Tahran Belediye Meclis üyesi Muhammed Cevad Hak Şanas, ‘Jahane Sanat’ gazetesinde yayınlanan bir makalede, seçimlerin ikinci tura uzayacağını ve Reisi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğunu kazanmasının beklendiğini duyurdu.



İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı


İran ve İsrail: Büyük projelerin açmazı

İran'ın Gazze ve Lübnan'daki kolları ağır darbeler aldı (AFP)
İran'ın Gazze ve Lübnan'daki kolları ağır darbeler aldı (AFP)
TT

İran ve İsrail: Büyük projelerin açmazı

İran'ın Gazze ve Lübnan'daki kolları ağır darbeler aldı (AFP)
İran'ın Gazze ve Lübnan'daki kolları ağır darbeler aldı (AFP)

Refik Huri

İran'ın tarihi geriye dönük olarak düzeltmenin imkânsız bir iş olduğunu kabul etmesi kolay değil. Coğrafyayla oynaması ve Ürdün Kralı İkinci Abdullah'ın Arap ve Sünni ayından Şii Hilali koparmak olarak adlandırdığı projeyi gerçekleştirmek umuduyla, Hegel'in tarihin kurnazlığı olarak adlandırdığı şeye karşı koymaya devam etmesi bir yanılsamadır. Hiçbir orta güç, bölgesel projesine hizmet etmek için savaşlara, kaosa ve istikrarsızlığa İran kadar bel bağlamamıştır. Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönmesinden önce bile, Mollaların yönettiği İslam Cumhuriyeti kadar fırtınanın ortasında duran bir bölgesel güç daha yoktur.

İran, onlarca yıl içinde İslami direniş adı altında silahlı mezhepçi örgütler kurarak en tehlikeli siyasi, askeri, güvenlik ve ideolojik yatırımı yaptı. Ardından bu örgütleri kendisini korumaya, İsrail ve en başta ABD olmak üzere Tahran'ın bütün düşmanlarına karşı vekaleten savaşmaya teşvik etti. Direniş ekseni ve arenalar birliği stratejisi aracılığıyla İsrail ile yaşanan çatışmada kendisini askeri bir aktör olarak dayattı. ABD'ye karşı olan ve onu Batı Asya’dan çıkarmak isteyen, ama bir anlaşma şansı varsa Washington’dan yana oynayan bir oyuncu, Arap sahnesinde bölgesel bir siyasi aktör olarak empoze etti. Çin, Rusya ve Kuzey Kore ile Richard Fontaine ve Andrea Kendall Taylor'ın kargaşa ekseni adını verdiği bir tür örtülü ittifaka da ulaşmış durumda. Kargaşa ekseni, ABD öncülüğündeki uluslararası sisteme karşı duruş ve çok kutuplu sisteme çağrıdır. Çoğulcu bir sistemin yokluğunda, kargaşa ekseninin kaos yaratmak için bir sistem projesine ihtiyacı yoktur.

Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin İslam Cumhuriyeti'nin gücünün en önemli bileşeni olarak kabul ettiği direniş ekseninin nispeten düşük maliyeti, jeopolitik ve stratejik olarak maliyetli hale geldi. Zira öncelikle Hamas, İsrail'i sarsan Aksa Tufanı operasyonunun Filistin'i özgürleştirme dalgasının başlangıcı olacağını sandı. İkincisi, Hizbullah Güney Lübnan cephesi üzerinden Hamas'a destek savaşı başlatmaya karar verdi. Üçüncüsü, İran Suriye'de yayıldı. İlk önce Gazze’nin yapıları ve halkı bir imha savaşına maruz kaldı. Ardından Hizbullah ağır darbe aldı. Son olarak da Suriye'de Esed rejimi devrildi, böylece İran Suriye köprüsünü, Filistin kalesini, Arap derinliğini ve Lübnan arenasını kaybetti.

Esasında İran'ın bölgesel projesi, Velayet-i Fakih yönetimine giden yolda bir aşama olan Filistin'i kurtarma projesinden daha büyük ve her iki proje de şu anda çıkmaza girmiş durumda. Filistin'i kurtarma projesi sadece İsrail ve kıyamet silahlarına değil, ABD ve Avrupa duvarlarına tosladı ve Rusya ile Çin tarafından da kabul edilebilir bir proje değil. Ayrıca 22 Arap ülkesini temsil eden Arap Zirvesi, 2000'li yılların başındaki Beyrut Zirvesi'nden itibaren barışın stratejik bir tercih olduğunu teyit etti. İran'ın bölgesel projesi, ABD'yi askeri, güvenlik ve hatta ekonomik olarak Ortadoğu'dan çıkarmak gibi zorlu bir meydan okuma ile çatışıyor. Aynı zamanda kendi halkı, liderleri, ittifakları ve önemli stratejik konumu bulunan büyük ve güçlü bir Arap dünyasıyla da çatışıyor.

Filistin’i gerçekten kurtarmak isteği bir yana, kurtarma gücüne sahip olmayan Tahran, İsrail ile anlaşmazlık yoluyla da olsa iki devletli çözüm yoluna taş koymaya katkıda bulunuyor.  Binyamin Netanyahu hükümeti Filistin devletinin kurulmasını reddediyor ve Batı Şeria ile Gazze'yi ilhak etmeyi amaçlıyor. Mollalar rejimi, Batı Şeria ve Gazze'de kurulacak Filistin devleti projesini engellemede İsrail’in ağırlığına ek ağırlık katıyor. Nitekim İsrail, Filistin devletinin kurulmasının Filistin'de bir İran terör üssü kurma projesi olduğunu iddia etmeye başladı. Netanyahu’ya göre sorun, İran'ın Suriye'den çekilmesinden ve İsrail'in Suriye ordusundan kalan stratejik silahları imha eden hava saldırıları düzenlemesinden ve Tahran adına savaşan örgütlerin zayıflatılmasından sonra bile devam ediyor. Hiçbir şey onun bu tutumunu değiştirmiyor. Oysa Irak’ın nükleer reaktörünü yerle bir eden saldırıyı düzenleyen 69. Filo'ya komuta eden pilotun İngiliz dergisi The Economist’e verdiği röportajda da söylediği gibi İsrail için en büyük tehdit İran değil, Filistinlilerle geçinememek ve birlikte yaşayamamaktır. Çünkü İsrail'in karşı karşıya olduğu asıl zorluk, ‘askeri gücünü stratejik kazanımlara ve barışa dönüştürmektir’, aksi takdirde kan daha uzun yıllar akmaya devam edecektir.

Büyük açmaz ikilidir; İran'ın bölgesel projesi, kendi kapasitesinden, Batı ile çatışmasından ve İsrail ile vekiller üzerinden savaşmasından daha büyüktür. Keza İsrail'in bölgesel projesi, Tel Aviv'in ekonomik, askeri ve sosyal olarak taşıyabileceğinden daha büyüktür. Batı ve Doğu'nun İsrail'in aşırılığına ve Filistin devletinin kurulması fırsatının kaçırılmasına yönelik sabrını zorlamaktadır. General Şaron'un dediği gibi, Washington'un hizmetinde olan “yüzen bir uçak gemisi” konumundan çıkıp Amerikan korumasına ihtiyaç duyan İsrail'in yükünü ABD'nin ne kadar süre ve ne ölçüde taşıyacağı da bilinmemektedir. Buradaki ders, herkesin göreceği şekilde duvara asılı olan Amerikalı stratejik analist Anthony Cordesman'ın şu sözüdür: “Savaşlar riskleri ortadan kaldırmakla ilgili değil, riskleri yönetmekle ilgilidir.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran'da iki halef seçimi krizi: Ilımlılık ve aşırılık oyunu

Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
TT

İran'da iki halef seçimi krizi: Ilımlılık ve aşırılık oyunu

Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)
Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor (Reuters)

Refik Huri

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin helikopter kazasında ölmesi, İran'ı kritik bir dönemde iki halef kriziyle karşı karşıya bıraktı; birincisi zamanından önce gelen cumhurbaşkanının halefi krizi. İkincisi,1979'da İslam Devrimi'nin fitilini ateşleyen İmam Humeyni’den çok daha uzun süre hüküm süren Dini Lider Ali Hamaney'in sağlık durumu sebebiyle zamanı yaklaşan halefini seçme krizi. Hamaney'in halefinin radikal bir din adamı olacağı kesin ve Reisi öne çıkan bir adaydı. Hem Dini Lider hem de Dini Lider’in istediği seçeneğe oy veren Uzmanlar Konseyi çevresinde önemli bir seçenekti. Reisi'nin halefi konusu ise görünürde Reisi, Ahmedinejad ve Hatemi gibi aşırı muhafazakâr veya Rafsancani ve Ruhani gibi reformcu ve ılımlı bir figür olacak din adamı ya da eski Devrim Muhafızları subayı seçeneklerine açık görünüyor.

Sistemin gerçek hesapları arasında hiçbir fark yok. Zira gerçek güç, “ilahi meşruiyete” sahip olan, kayıp ve beklenen “zamanın sahibinin” vekili olan Dini Liderin elinde. Herhangi bir dini rejim gibi, gittikçe daha da aşırılaşma yönünde ilerlemeye mahkûm bir rejimde, Dini Liderin aşırı muhafazakâr olması doğal. Teorik olarak “halk meşruiyetini” temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı için muhafazakâr ya da ılımlı adayları seçen de odur. Seçimler, ister iç koşullar isterse dış ilişkilerin görünen yönü olsun, rejimin her aşamadaki ihtiyaçlarına bağlıdır. Dünyada İran’daki “reformcu akımın” başarısı üzerine oynanan bahisler bağlamında yapılan eski ve yeni tartışmalar ise bir nevi kendini kandırmadır. Dini Liderin iradesi olmadan hiçbir reformcu iktidara ulaşamaz. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hasan Ruhani ve onlardan önce İmam Humeyni'nin ölümünden sonra arkadaşı Ali Hamaney'in Dini Lider konumuna gelmesinde önemli rol oynayan Haşimi Rafsancani'de olduğu gibi, iktidara gelip çizilen kırmızı çizgileri aşmaya çalışan herhangi bir reformcu figür izolasyona mahkumdur.

Hamaney, "bugün ülkenin asıl meselesinin ekonomi ve temel zayıf noktasının da ekonomik mesele" olduğunu düşünüyorsa, Reisi'nin halefi ekonomiye odaklanacak, insanları ekonomik durumdan ve uygulanan sosyal kısıtlamaların sertliğinden kaynaklanan toplumsal memnuniyetsizliklerini azaltmaya ikna edecek ılımlı bir şahsiyet olabilir. Ama bunun aksini düşünenler de var. Bunlara göre Reisi'nin Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Katar ve diğerlerine açılma konusunda yaptıkları, ancak ılımlı bir cumhurbaşkanının aksine sorgulanmadan esneklik gösterebilecek katı görüşlü bir cumhurbaşkanı tarafından yapılabilirdi. Pratik olarak Hamaney'in elinde olan anahtar, adayları eleyen ve Reisi'nin aday gösterilmesi sırasında kazanacağı korkusuyla Ali Laricani’nin yarış dışı bırakılmasında olduğu gibi, seçilen adaya tehdit oluşturanların adaylığını önleyen Anayasa Koruma Konseyi'ne ödünç olarak veriliyor. Konsey, eski cumhurbaşkanı Ruhani’nin bile, uzun süredir üyesi olmasına rağmen Uzmanlar Konseyi'ne aday olmaya uygun olmadığına karar vermişti. Bunun nedeni, İmam Humeyni'nin en başından beri İslam Cumhuriyeti'nin en yüksek önceliklerini belirlemiş olmasıdır ve bunlardan en öne çıkanları iki tanedir. Birincisi, "İslam hükümeti velayet ile imanın ikizidir ve düzeni sağlamak bir görev borcudur." İkincisi ise "devrimi ihraç etmek, çünkü rejim kapalı bir ortamda kalırsa kesinlikle yenilgi ile yüzleşecektir." Arap ülkelerindeki Şii milis gruplara “yatırım” yapılması ve Filistin kartına sahip olunmaya çalışılması da bundandır. Bunun hiçbir bölgesel güçte daha önce görülmemiş pratik uygulaması ise Lübnan'da Hizbullah, Irak’ta Haşdi Şabi, özellikle de Hizbullah Tugayları, Seyyid el-Şuhada Tugayı, Kays el-Hazali hareketi, Suriye'de Afganlardan oluşan Fatimiyyun Tugayı ile Pakistanlılardan oluşan Zeynebiyyun Tugayı gibi silahlı mezhepçi ideolojik grupların kurulması, Yemen’de Ensarullah (Husiler), Gazze’de Hamas ve İslami Cihat’ın desteklenmesidir. İran'ın hiçbir şey yapmadan kazanmasını sağlayan da budur. Vekalet ile kazanıyor, vekalet ile savaşıyor ve vekalet ile anlaşıyor. Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney'nin söylediği gibi, Tahran'ın bölgede bahse girdiği şey bir kaos sistemidir. Maloney İran'ın stratejisini "güçlü düşmanlarına, özellikle de ABD'ye karşı avantaj elde etmenin ekonomik açıdan ucuz bir yolu olarak, asimetrik savaşa yatırım yapmak" olarak tanımlıyor. Sahne çok çelişkili ve Sovyetler Birliği'nde yaşanan ve onun çöküşüne yol açan duruma benziyor; içeride ekonomik zayıflık, dışarıda güçlü nüfuz ve büyük harcamaların yapıldığı askeri güç. Hamaney'in 2003'te İran penceresinden gördüğü kadarıyla bölgedeki sahne şöyleydi; “Washington yeni bir Ortadoğu yaratma konusunda tamamen başarısız oldu. Bölgenin jeopolitik haritasının köklü bir değişim içinde olduğu doğru ama bu ABD'nin değil, direniş cephesinin yararına bir değişim. Evet, Batı Asya'nın jeopolitik haritası değişti ama direnişin lehine olacak şekilde değişti.” Dahili sahneye gelince, zorlu ekonomik durumdan duyulan memnuniyetsizlik nedeniyle halk seçimlere katılma konusunda isteksiz. Kadınlara başörtüsünün dayatılmasına, sosyal davranışlar ve giyim üzerindeki kısıtlamaların sıkılaştırılmasına karşı gösteriler düzenleniyor. Son parlamento seçimlerine seçmenlerin ancak yüzde 41'i katıldı. Başkent Tahran'da bu oran yüzde 19'du.Türk analist Murat Yetkin, "İran rejimi uzun menzilli füzeler üretebiliyor ama Cumhurbaşkanı Reisi'nin uçağının yerini tam olarak belirleyemiyor" derken abartmıyordu. Aslında İran'ın uçağın düşüşüne ilişkin hikayesi hâlâ eksik. Dahası kazanın gerçek nedenleri, teknik neden veya sisten mi kaynaklandığı, yoksa sabotaj sonucu mu olduğu gibi sorular cevapsız kalacak kadar boşluklarla dolu. Resim net değil; cumhurbaşkanının uçağı düşerken kendisine eşlik eden iki uçak Tebriz'e dönüş yolculuğuna nasıl devam edebildi? Reisi'nin dini lider konumuna gelmesini engellemek için biri bir komplo mu kurdu? Cenaze törenlerinde Şiiliğin abartılı tezahürleri, soruları gülünç hale getirmeye yönelik bir çaba mıydı?

Totaliter rejimlerde gerçeği bilmek zordur. Ancak içeride baskı ve disipline, bölgede ise kaosa bel bağlayan İslami rejim, din adamları ve Devrim Muhafızları arasında karma bir rejim haline geldi. Devrim Muhafızları, Reisi'nin halefinin seçiminde önemli, Hamaney'in halefinin seçiminde ise daha büyük bir rol oynuyor.