Filistinliler zaferi kutlarken İsrailliler denklemin değiştiğini savunuyor

Hamas’tan yapılan açıklamalar “elin tetikte” olduğu yönünde.

Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
TT

Filistinliler zaferi kutlarken İsrailliler denklemin değiştiğini savunuyor

Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)
Gazze'de ilan edilen ateşkes dolayısıyla Mescid-i Aksa’da tatlı dağıtan Filistinli bir kadın. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki yıkıntıların üzerinde duran, zafer işaretleri yapan, ateşkesi işgal gücü için bir yenilgi olarak gören on binlerce Filistinli zaferi kutlamak için sokaklara döküldü. İsrail’de ise hükümete ve orduya yönelik başarısızlık suçlamaları arttı. Operasyonda hedefe ulaşılmadan “hemen” ateşkes ilan edilmesine yönelik eleştiriler hız kazanırken zor bir hesap süreci başladı.
İsrail polisi dün Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın dışında çıkan çatışmalarda Filistinlilere ses bombaları attı. İsrail Polis Sözcüsü Micky Rosenfeld konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mescid-i Aksa kapılarından birinde İsrail polissine taş atıldığını, “birimlerin karşılık vererek Tapınak Tepesi bölgesine girdiklerini ve durumu kontrol altında tutmak amacıyla karışıklıklarla ilgilendiklerini” söyledi. Kudüs Kızılayı, Mescid-i Aksa’da çıkan çatışmada yaralanan 20 kişiye müdahalede bulunduklarını bildirdi.
İsrail medyasının, bir dizi siyasetçinin ve askeri uzmanın Gazze’ye yönelik yürütülen savaşta hükümetin, ordunun ve istihbarat birimlerinin performansına sert eleştirilerde bulunmasının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün “İsrail’e olağanüstü kazanımlar sağlayan büyük operasyondan” övgüyle söz etti. Netanyahu açıklamasında şu ifadeleri kulandı:
“Askeri operasyonu başlatmaya karar verdiğimizde operasyonun asıl amacını belirledik: Caydırıcılığı sağlamlaştırarak sükuneti yeniden sağlamak ve terör örgütlerine ağır bir darbe indirmek. Operasyonu da bu yönde düzenledik.”
Netanyahu dün öğleden sonra Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı karargahında Savunma Bakanı Benny Gantz, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Aviv Kochavi ve İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Nadav Argaman’ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Netanyahu, savaşın başlangıcından bu yana gösterdiği performansa yönelik eleştirileri ve bu savaşı, kendisine muhalif bir hükümet kurma çabalarını engellemek, başbakan olarak pozisyonunu güçlendirmek ve yolsuzlukla ilgili davasını düşürmek amacıyla kişisel çıkarlarına hizmet etmesi için başlattığı yönündeki suçlamaları reddetti. İrail Başbakanı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bunların hepsi iftiradır. Hamas ve örgütlerine büyük darbeler indirdik ve onları yıllarca geriye götürdük. Şu an her şey halk tarafından bilinmiyor. Bu Hamas için de geçerli. Tüm başarılarımız zamanla ortaya çıkacak. Bu noktada gereksiz maceralara çekilmeden cesur, yeni ve eşi görülmemiş işler başardığımızı söyleyebilirim. Gazze Şeridi'ni yok etmemiz ve kara kuvvetleriyle buraya girmemiz gerekseydi bunu yapardık. Ancak bu sefer, belirlediğimiz hedefe karşılık daha güvenli başka yollarla daha iyi sonuçlar elde edebileceğimizi düşündüm. İsrail’de en az zayiatla Hamas’a ciddi şekilde zarar verdik. Hamas, rüyalarında da kabuslarında da varlığını hayal bile edemeyeceği darbeler aldı.”
Netanyahu ordusunun yürüttüğü, Filistinlilerin "korkunç bir yıkım" olarak gördüğü ve dünyanın dört bir yanında tepki çeken operasyonlarla övündü:
“100 kilometre uzunluğundaki saldırı tünellerini çökerttik. Bu, bugüne kadar dünya üzerindeki hiçbir ordunun başaramadığı müthiş bir başarıdır. Dokuz terörist kulesini ve liderlere ait onlarca evi yıktık. Bu hedefler masum değildi. Buralar Hamas’ın ofisleri, karargahları ve silah depolarıydı. Füze fabrikalarını, laboratuvarları ve silah depolarını hedef aldık. Tüm bunları savaşa katılmayan sivilleri asgari düzeyde hedef alarak yaptık.”
Netanyahu sözlerinin devamında Hamas’a tolerans göstermeyeceklerini vurguladı:
“Denklemi sadece askeri harekat günlerinde ve harekat esnasında değil, gelecek için de değiştirdik. Hamas roketlerin düşmesine tolerans göstereceğimizi düşünüyorsa yanılıyor. Gazze sınırındaki Sderot yerleşim birimine veya başka herhangi bir yere saldırı yapılacağına dair tek bir işaret görürsek farklı bir güçle karşılık vereceğiz. Kendi elleriyle kendilerine getirdikleri yıkımı biliyorlar. Onları yıllarca geriye götürdüğümüzün farkındalar.”
Mavi-Beyaz İttifakı (Kahol Lavan) lideri Savunma Bakanı Benny Gantz da şu değerlendirmelerde bulundu:
“Güvenlik güçleri ve İsrail ordusu son günlerde İsrail Devleti tarihindeki en güçlü istihbarat yeteneklerini ve operasyonlarını ortaya koydular. Koyduğumuz askeri hedeflere ulaştık. Hamas'a çok yüksek bir bedel ödettik. Tünel sistemini yok ettik ve aralarında birçok üst düzey liderin de bulunduğu 200'den fazla terörist eylemciyi öldürdük. Sızma operasyonları, insansız hava araçları (İHA) gönderme ve benzeri yöntemlerle Hamas’ın planlarını suya düşürmeyi başardık. Bu noktada askeri eylemin sona ermesiyle siyasi eylem başladı. Siyasi eylem anlık bir anlaşma yapmaktan ziyade aşırılık yanlılarını zayıflatacak, ılımlıları güçlendirip birbirine bağlayacak ve kuvvetlendirecek uzun vadeli adımlar atmak demek. Bugün ılımlı Arap ülkelerinin liderleriyle görüştüm. Açılan kapıyı kapatmamız yasak. Siyasi açıdan hızlı ve doğru bir şekilde hareket etmezsek, Surların Muhafızı Operasyonu bir sonraki askeri operasyona giden yolda başka bir raunt olarak kaydedilecek. İsrail hükümetinin eşi görülmemiş bir askeri başarıyı hiç edilmiş siyasi bir fırsata dönüştürme yetkisi yok.”
Duruma dair açıklama yapan bir diğer isim de Genelkurmay Başkanı Korgeneral Aviv Kochavi oldu:
“Hamas, İsrail Devleti’ne doğru füzeler fırlatarak büyük bir hata yaptı. Basit bir ifadeyle; gücümüzü doğru bir şekilde değerlendirmiş oldu. Hiç görmediği ve beklemediği şekilde bir saldırı gücü ve savunma sistemleri ile karşılaştı. Düşmanımızın aldığı darbenin boyutunu idrak etmesi uzun zaman alacak. Bana ve İsrail ordusuna göre mesele bitti ama henüz tamamlanmış değil. Her an geri dönüp güçlü bir şekilde harekete geçmeye hazırız.”
İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Nadav Argaman da şunları söyledi:
“Bu askeri operasyon, İsrail ordusu ve Şin-Bet tarafından yapılan titiz hazırlıkların ve kusursuz istihbarat çalışmalarının bir sonucu. Bu operasyon Hamas'ın aldığı darbe açısından önceki askeri operasyonlara benzemiyor. Bu operasyon, bundan sonraki performansımıza bağlı olarak gerçek bir değişim süreci başlatabilir. Oyunun kuralları değişti.”
İsrail medyası dün sabah, içinde hükümete ve orduya yönelik ağır eleştirilerin olduğu haberler yayınladı. Bu eleştirilerin bizzat hükümetin masasına ulaştığını aktardı. Nitekim perşembe akşamı ateşkesi onaylamak için yapılan İsrail'in Güvenlik İşleri için Küçültülmüş Bakanlar Kurulu’nun (Kabinet) oturumunda bazı bakanlar güvenlik teşkilatının Gazze'ye yönelik yürütülen savaşta sergilediği performansa ağır eleştirilerde bulunurken siyasetçiler ve uzmanlar da hükümeti eleştirdi.
Haaretz gazetesinin internet sitesinde, Netanyahu ve Kabinet bakanlarının Filistinlilerin ve bazı İsraillilerin Hamas Hareketi için zafer olarak kabul ettikleri “askeri operasyonun” sonuçlarından dolayı endişeli oldukları ifade edildi.
Medya kuruluşlarında yer alan haberlere göre Kabinet’teki bakanlar söz konusu operasyonu “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırısının gerçekliğini değiştirecek hedefler sunamaması ve başarılı bir operasyonel sonuç elde edememesi nedeniyle faydasız” olarak nitelendirdi. Bakanlardan biri “İsrail Hava Kuvvetleri’nin, askeri operasyonun ana görevlerinden biri olan Hamas’ın savunma tünellerinin çoğunu yok etmekte başarısız olduğunu” söyledi. Ayrıca bakanlar, İsrail’deki askeri ve siyasi liderlerin Gazze Şeridi’ne girip kara harekatı yapmaktan kaçınarak çoğunlukla hava saldırıları ile yetinmelerini eleştirdiler. Yahya Sinvar veya Muhammed ed-Dayf gibi Hamas'ın önde gelen liderlerine suikast düzenlenememesini İsrail ordusunun büyük bir başarısızlığı olarak değerlendirdiler.

Hamas: Elimiz tetikte
Hamas Siyasi Büro Üyesi İzzet er-Rişk yaptığı açıklamada “Bugün bu savaşın durduğu doğru. Ancak Netanyahu ve tüm dünya bilsin ki elimiz tetikte ve bu direnişin imkanlarını büyütmeye devam edeceğiz. Netanyahu ve ordusuna sözümüz şu: Dönerseniz döneriz” ifadesini kullandı. Rişk, Doha’da Reuters’a verdiği demeçte Mescid-i Aksa’nın korunmasının ve Filistinlilerin Doğu Kudüs’teki evlerinden çıkarılmasına bir sona verilmesinin de Hamas’ın taleplerinin içerisinde olduğunu belirterek bunun “kırmızı çizgileri” olduğunun altını çizdi. Rişk sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kudüs’ün Kılıcı savaşı sonrası öncesi gibi olmayacak. Çünkü Filistin halkımız direnişin etrafında toplandı ve direnişin topraklarını özgürleştireceğini ve kutsal yerlerini koruyacağını biliyor.”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye de dün para ve silah yardımı yaparak Filistin “direnişine” verdiği destekten ötürü İran’a teşekkür etti. İsrail ile yapılan son askeri çarpışmanın ardından hazır hale geldiklerini vurguladı. AFP’nin haberine göre Heniyye, Hamas’a ait El-Aksa Kanalı tarafından yayınlanan televizyon konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Kudüs’ün Kılıcı savaşı sonrası öncesi gibi olmayacak. Kelimenin tam anlamıyla kendimizi Kudüs'ün Kılıcı savaşından sonraki döneme hazırlayacağız. Bu savaşı, İsrail ile mücadele tarihinde ciddi bir sıçrama ve düşman içerisindeki tüm karar mercilerinin anlayacağı çok büyük bir dönüm noktası olarak görüyoruz.”
Ateşkes, İsrail ve Hamas liderliğindeki grupların Mısır'ın önerisini kabul ettiklerini açıklamasının ardından dün saat 02.00’da yürürlüğe kondu. Netanyahu’nun Sözcüsü, İsrail’in “Mısır’ın karşılıklı ve koşulsuz olarak ateşkes yapılmasına yönelik önerisini kabul ettiğini” söyledi. Hamas ve İslami Cihat Örgütü de Mısır’ın önerisini kabul ettiklerini duyurdu.
Kahire, uygulama prosedürlerini takip etmek ve kalıcı olarak durumun istikrarını sağlayacak müteakip uygulamalar üzerinde mutabakata varmak amacıyla biri Tel Aviv’e diğeri ise Filistin bölgelerine olmak üzere iki ayrı güvenlik heyeti gönderdiğini duyurdu. Filistin tarafı bu adımı Kudüs meselesini müzakere etmek anlamına geldiği şeklinde yorumladı. İsrail'deki siyasi kaynaklar ise bunu yalanladı. Kaynaklar basına yaptıkları açıklamalarda “Hamas'ın ateşkesin bir parçası olarak Kudüs, Tapınak Tepesi ve Şeyh Cerrah mahallesi konusunda uzlaşmaların olduğuna ilişkin iddiaları hayali ve asılsız” ifadelerini kullandılar.
Gece 02.00’da ateşkesin ilan edilmesiyle Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Kudüs’teki on binlerce Filistinli sokaklara döküldü. Kornolar çaldılar. Havaya ateş açıp havai fişekler patlattılar. Filistin’in yanı sıra Hamas Hareketi’nin, İslami Cihat Örgütü’nün ve Fetih Hareketi’nin bayraklarını açtılar. Arabalarla ve yayan olarak sokaklara akın edip kutlayamadıkları bayramın tekbirlerini getirdiler. Aynı şekilde dün Gazze’deki çocuklar da bayramlıklarını giyerek sokaklara çıktılar. Ancak evlerine dönüp yuvalarını yıkılmış, dağılmış ve oturulamayacak halde bulanların ve İsrail bombardımanlarının büyük hasar verdiği dükkanlarını tanımakta zorlanan dükkan sahiplerinin sevinçleri kursaklarında kaldı.
Diğer yandan özellikle Gazze Şeridi civarındaki güney kasabalarında yaşayan İsrailliler bir “Filistin oyununa” ve tekrar bir füze saldırısına başlamasına hazırlık olarak sivil savunma talimatları doğrultusunda sığınaklarda kaldılar. Belediye makamlarındaki yerel liderler, hükümeti ateşkes kararından ötürü eleştirerek hükümetin kendilerini önemsemediğini, sadece Tel Aviv ile kenar mahallelerinde yaşayanlarla ilgilendiğini, Hamas’ı dize getirip kötülüğünü üstlerinden tamamen çekme fırsatını kaçırdığını ve onlar sığınaktayken Tel Aviv'dekilerin restoranları ve gece kulüpleri doldurduğunu savundular.
Dün Filistinli gruplar Gazze Şeridi halkının “efsanevi direnişi” neticesinde varılan ateşkesi kabul etti. Gazze Şeridi’ndeki birçok grubun lideri zafer kelimesini kullandı. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Başbakan Muhammed Iştiyye ateşkes kararını memnuniyetle karşıladılar. Ateşkesin Kudüs için verilen barışçıl mücadelenin durdurulacağı, yerleşimcilik ve Yahudileştirme planlarına karşı direnilmeyeceği veya Mescid-i Aksa'ya zarar verilmesine müsaade edileceği anlamına gelmediğini vurguladılar.
Filistin Devlet Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada Mısır, Katar, Ürdün ve ABD yönetimi ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler'in (BM) ateşkes sağlama çabalarından övgüyle söz edildi. Söz konusu açıklamada Filistin Devlet Başkanlığı “Mısır, Arap ülkeleri ve ABD'nin çabaları ile BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve BM İnsan Hakları Konseyi'ne yönelik hareketlilik de dahil olmak üzere Filistin'in 7/24 yaptığı görüşmelerle eş zamanlı olarak gelen Gazze Şeridi’ndeki halkın direnişini ve fedakarlıklarını, Kudüslülerin İsrail’in uygulamalarına meydan okumalarını ve Batı Şeria'daki barışçıl halk hareketini” kutladı.
Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye de yaptığı açıklamada “İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki insanlara yönelik saldırısını durdurmak için kardeş Mısır Arap Cumhuriyeti'nin liderliğinde uluslararası çapta yürütülen çabaların başarısından” övgüyle bahsedildi.



Ben-Gvir ve İsrail faşizmi çöküş ile zafer arasında

Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
TT

Ben-Gvir ve İsrail faşizmi çöküş ile zafer arasında

Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)
Ben-Gvir'in açıklamaları aşırı sağın yaklaşımını yansıtıyor, popülaritesini artırmayı ve Netanyahu'ya baskı kurmayı amaçlıyor (Reuters)

Muhaffe eş-Şehrani

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in her gün onlarca Filistinlinin öldürülmesi çağrısında bulunduğu açıklamaları, birinci derecede aşırı sağcı seçmen tabanını korumayı ve kendisini mevcut ordu komuta kademesinden daha kararlı bir alternatif olarak göstermeyi amaçlayan sistemli ideolojik ve stratejik boyutlara ve hedeflere sahip.

Bazı İsrailli analistler, bu açıklamaları, askeri operasyonların şiddetinin azalması halinde hükümet koalisyonunu dağıtmakla tehdit ederek siyasi şantaj yapmak amacıyla Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yönelik açık bir baskı aracı olarak görüyor.

Ancak her halükârda Tevrat metinleri ile katı İsrail milliyetçiliğini harmanlayan İsrail'de Dini Siyonizm akımının en radikal, aşırı sağ ve aşırı milliyetçi kanadını temsil eden Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) lideri Ben-Gvir'den bu açıklamaların gelmesi kimse için şaşırtıcı değil. Bu akım, tarihi Filistin toprakları üzerinde tam bir Yahudi egemenliği kurmayı amaçlayan, her türlü siyasi çözümü veya bir Filistin devletinin kurulmasını reddeden ve dini ‘kurtarıcının’ yakında geleceğine, yani yeryüzündeki fiili insan eylemi aracılığıyla ilahi kurtuluşun gerçekleşeceğine inanan bir vizyona dayanan bir ideoloji üzerine kuruludur. Bu vizyon, söz konusu akımın özellikle inandığı felsefi temeldir.

“Ben-Gvir'in günlük olarak yaptığı öldürme çağrısı, gönüllü veya zorunlu göç ile yeniden iskan planlarını kolaylaştırmak amacıyla Gazze Şeridi'ni yaşanılamaz bir hale getirmeyi hedefleyen daha geniş bir düşünceyle bağlantılı. Dolayısıyla, Filistinlilerin insani vasıflarını reddeden ve ‘yok etme doktrininin’ benimsendiğini yansıtan terimlerin kullanılması, İsrail kamuoyu nezdinde toplu katliamları meşrulaştırmaya dayanan bir stratejidir. Bu açıklamaların, ‘kesintisiz ve rastgele suikastlar’ fikrini saha koşullarına bağlı istisnai askeri operasyonlar olmaktan çıkarıp kalıcı, rutin bir politika olarak normalleştirmeyi amaçladığına şüphe yok.

İsrail soykırım doktrini ve dünyadaki radikal sağ olgusu

Bazı devletlerin siyasi tarihine ve dışlayıcı milliyetçi veya inançsal eğilimlere sahip partilerin egemenlik kurma sorununa bakanlar, bu süreçlerin nihayetinde çeşitli meselelerde tamamen otokratik bir tutum sergileyen devletlerin oluşumuyla sonuçlandığını ve ilkelerini hayata geçirmek için koşulları her türlü vahşi yolla istismar ettiğini görürler. Günümüzdeki tahakkümcü parti modeli olan Likud Partisi, bu doktrini temsil etmek için ideal bir örnek teşkil ediyor. Barış hareketlerinin ve insan hakları örgütlerinin yasaklanması yönündeki talepler yoluyla iç cepheyi kendi radikal vizyonu arkasında birleştirmek amacıyla, içerideki hesaplaşmalarda ideolojikleştirilmiş siyasi söylemin nasıl istismar edildiğini ve bir meydan okuma aracı olarak kullanıldığını da açıkça gözlemliyoruz.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ben-Gvir'in her gün onlarca Filistinlinin öldürülmesi için yaptığı çağrılar, Gazze Şeridi'ni yaşanılamaz bir hale getirmeyi, gönüllü veya zorunlu göç ile yeniden iskan planlarını kolaylaştırmayı hedefleyen daha geniş bir vizyonla bağlantılıdır. Dolayısıyla, Filistinlilerin insani vasıflarını reddeden ve ‘yok etme doktrininin’ benimsendiğini yansıtan terimlerin kullanılması, İsrail kamuoyu nezdinde toplu katliamları meşrulaştırmaya dayanan bir stratejidir. Bu açıklamaların, ‘kesintisiz ve rastgele suikastlar’ fikrini saha koşullarına bağlı istisnai askeri operasyonlar olmaktan çıkarıp kalıcı, rutin bir politika olarak normalleştirmeyi amaçladığına şüphe yok.

İsrail'deki ilk askerî hazırlık akademisinin (mechina) kurucusu Haham Eli Sadan'ın dilinden dökülen “Tevrat, İsrail'in anayasasıdır, Yahudi devletinin DNA'sıdır” şeklindeki ünlü sözün temelinden hareketle, artık Batı Şeria'nın tamamının ilhak edilmesi, Gazze Şeridi'nin yeniden işgal edilmesi, bir Filistin devletinin kurulmasının kesin olarak reddedilmesi, resmi tam ilhak için bir ön hazırlık olarak Batı Şeria topraklarının kademeli olarak ilhak edilmesi tedbirlerinin uygulanması, bunlara ek olarak Kudüs üzerindeki İsrail kontrolünün pekiştirilmesi ve Mescid-i Aksa'nın Yahudi ibadet edenler için sürekli olarak açılması yönünde gayretli bir çaba görüyoruz.

Bu, İsrail vatandaşı olan Filistinliler (İsrailli Araplar), İsrail’in bir ‘Yahudi devleti’ olarak tanımlanmasına karşı stratejik bir tehdit olarak kabul edilmesiyle ve bu tehditle, her ne olursa olsun partilerin yasaklanması ve silahsızlandırılması, gelecekteki gösterilerle başa çıkmak ve içerideki Filistinli liderleri bastırmak amacıyla İsrail askeri birliklerinin Filistinli kent ve kasabalarına indirilmesi, ‘terör destekçileri’ olarak nitelendirilenlerin (bazı Knesset üyeleri dahil) sınır dışı edilmesi ve devletine sadık olmayan Arapların kovulması gibi şiddet içeren tedbirler yoluyla başa çıkılması çağrısıyla birlikte gerçekleşiyor.

Bu doğrultuda Yahudi Gücü Partisi, ‘küresel radikal sağ’ olgusu çerçevesinde Almanya için Alternatif Partisi’ne (AfD) paralel ve benzer bir model olarak kabul edilebilir; ancak bunlar, kurucu referans ve devlet içindeki eylem mekanizmaları bakımından esastan ayrılıyor.

İki parti arasındaki ortak ve farklı noktalar

Avrupa Popülizm Çalışmaları Merkezi'nin (ECPS) geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği son çalışmaya göre milliyetçi ve inançsal eğilimleri benimseyen partiler arasında, dışlayıcı ideoloji fikrini benimsemeleri bakımından her zaman örtüşme noktaları bulunuyor. Zira her iki parti de devletin tanımını kimliğin saflığı üzerine inşa etmekte (Almanya'da etnik/kültürel, İsrail'de ise dini/milli) her ikisi de azınlıkları -Almanya'daki göçmenler ve Müslümanlar ile İsrail'deki Araplar ve Filistinlileri- devletin varlığına yönelik doğrudan demografik ve kültürel bir tehdit olarak görüyor.

Her iki taraf da geleneksel siyasi ve yargısal elitleri hedef alan bir söylem benimsiyor. Öyle ki AfD, Berlin ve Brüksel'deki Alman elitini ‘halkına ihanet etmekle’ suçlarken, Ben-Gvir ‘ihmal edilmiş kesimi’ temsil ettiğini iddia ederek İsrailli ‘liberal’ eliti, güvenlik teşkilatını ve yargı kurumunu hedef alıyor. Ayrıca her iki parti de siyasi tabuları yıkma stratejisine dayanıyor.

Filistinlilere yönelik dini saiklerle sınır dışı etme, kontrol ve sistematik öldürme hakkındaki provokatif Ben-Gvir açıklamalarının karşısında, Alman tarihini yeniden şekillendirmeye ve tarihi suçluluk kompleksini küçümsemeye çalışan AfD liderlerinin açıklamaları yer alıyor. Ancak referanslar konusunda ayrışıyorlar. Yahudi Gücü Partisi, toprak üzerinde münhasır hak tanıyan Tevrat yorumlarına dayanan ve devleti dini kimlikle boyamaya çalışan teokratik bir partiyken, buna karşılık AfD, dini bir metne dayanmaksızın Batı Avrupa kültürüne ve küreselleşmeye karşı ulusal egemenliğe odaklanan milliyetçi seküler/muhafazakâr bir partidir.

Eylem alanı ve konumlanma açısından, Ben-Gvir'in partisinin doğrudan bir silahlı çatışma ortamında faaliyet gösterdiğini, söylemini silahlanma, saha güvenliği ve silahlı yerleşimlerin desteklenmesi üzerine odakladığını, buna karşın AfD nispeten istikrarlı bir Avrupa demokratik ortamında hareket ettiğini ve parlamenter politikalara, ekonomik yasalara ve Avrupa Birliği (AB) gibi uluslararası bloklara karşı duruşa odaklandığını görüyoruz.

Her halükârda Ben-Gvir'in partisi ile AfD, ‘yükselen aşırı sağ’ olgusunun iki tezahürüdür ve demografik ile güvenlik korkularını körüklemek için aynı popülist araçları kullanır. Bununla birlikte Ben-Gvir'in partisi, varoluşsal ve silahlı bir çatışma ortamında faaliyet göstermesi ve devlet içinde doğrudan yürütme yetkisine sahip olması nedeniyle daha radikal ve şiddet yanlısı bir model olmaya devam ederken, AfD şimdiye kadar devletin yürütme organına liderlik etme kapasitesinden yoksun bir şekilde Almanya parlamentosu içinde kuşatılmış olarak kalmaya devam ediyor.

İsrail koalisyonunda doğan faşizm ve uluslararası tepkiler

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, ‘Filistinli tutukluların sehpalar kurularak veya kafalarına ateş edilerek infaz edilmesi’ yönündeki açık çağrısıyla ve ‘her gece 30 ila 50 sivilin tasfiye edilmesi’ talebiyle zirve yapan art arda açıklamaları ile İsrail'in varlığına direnen bölgesel cepheleri ateşe verme tehditleri, uluslararası ve yerel siyasi kulislerde zıt tepkilere yol açtı.

İsrail asıllı Amerikalı tarihçi ve tarih profesörü Yoav Di-Capua, daha önce yayımlanan tarihi ve siyasi araştırmalarında ‘soykırımcı doktrin’ (Genocidal Ideology) olarak adlandırılan duruma karşı uyarıda bulunarak, söylemsel açıdan yaşanan bu sert çıkışın ‘siyasi çekişme’ sınırlarını aştığını, uluslararası toplumu ve Tel Aviv'in tarihi müttefiklerini ‘İsrail devleti içinde yürütme erkini elinde bulunduran faşist bir zihniyetle doğrudan bir yüzleşmeyle’ baş başa bıraktığını belirtiyor.

Aslına bakılırsa, Ben-Gvir'in açıklamaları, partisinin düşünce yapısından ayrı düşünülemez. Çünkü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in radikal açıklamaları artık yerel seçim seferberliği için sadece birer yakıt olmaktan çıkmış, İsrail devletinin temellerini sarsan ikili bir stratejik krize dönüşmüştür. Ben-Gvir, net sınırlar çerçevesinde hareket etmekte olup parti, ‘ötekini yok etme’ söylemini aşırı sokak marjinlerinden yasam ve hükümet koridorlarına taşımayı başarmıştır. Dolayısıyla Ben-Gvir, “Gazze'deki iki milyon insanı aç bırakmak adil ve ahlaki olabilir" sözlerinin sahibi, Dini Siyonizm Partisi lideri müttefiki Bezalel Smotrich ile aynı  düşünce yapısında birleşerek, hükümet içinde ‘imha ve sistematik sürgün akımını’ oluşturuyor. Bu akım, Filistinlileri haksız ve haksuz köleler olarak yaşamak, zorunlu göç veya sahadaki ölüm şeklinde paralel seçeneklerle baş başa bırakıyor. Bunlar faşizm ilkeleriyle doğrudan örtüşen düşünsel genlerdir.

Tepkilerin analiz edilmesi hususunda, daha önce de belirttiğim gibi, bu tutumlar uluslararası ve yerel alanlarda ile aynı zamanda İsrail'in kendi içinde de derin çatlaklara yol açtı. Şöyle ki; Washington ve Avrupa başkentlerindeki İsrail müttefiklerinin bugün benzeri görülmemiş bir ahlaki ve hukuki ikilemle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Uluslararası çatışmalarda mahkemeler genellikle ‘soykırım niyetini’ kanıtlamakta zorlanırken, Ben-Gvir'in açık söylemleri, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki insan hakları örgütlerini, seyahat yasağı ve mal varlıklarının dondurulmasını içeren doğrudan bireysel yaptırımların Ben-Gvir'e uygulanması yönünde ciddi adımlar atmaya itti. Bu durum, devletin varlığına verilen mecburî desteği koruma ile sağın faşist dürtülerini örtbas etme çabası arasındaki çizgiyi ayırmaya yönelik beyhude bir girişimdir.

İçeride ise gerek sivil gerek askeri geleneksel İsrail kurumları, Ben-Gvir'i ve Filistinli esirler hakkındaki açıklamalarını devletin stratejik tecridini derinleştiren, takas anlaşmalarını engelleyen ve ordu subaylarını savaş suçu işleyenler olarak uluslararası ceza kovuşturması giyotini altına koyan acil bir tehlike olarak değerlendiriyor. Bu durum, Netanyahu'yu Beyaz Saray'ı ve hukuk sistemini yatıştırmak amacıyla birden fazla siyasi görüşmede aşırı uçtaki bakanlarının açıklamalarını reddetmeye itmiş, ancak Ben-Gvir ve Smotrich'in partisinin koalisyon hükümeti içindeki hayati bir damarın bakanları olmaları ve düşmeleri halinde hükümetin de düşecek olması nedeniyle haklarında herhangi bir cezai işlem veya görevden alma kararı almayı reddetmesine yol açtı.

Sonuç olarak Itamar Ben-Gvir ve partisi, güvenlik kavramını etnik temizlik temelinde yeniden biçimlendiren ‘yükselen iktidar faşizmini’ temsil ediyor. Uluslararası tepkiler Ben-Gvir'i diplomatik olarak tecrit etmede ve hukuki açıdan kuşatmada başarılı olsa da bu tedbirler Gazze'nin bugün açık hedef haline geldiği sahadaki pratiklerini dizginlemede yetersiz ve aciz kalıyor. Dolayısıyla Ben-Gvir'in faşizmi konusu yalnızca Filistinlilerin geleceğiyle sınırlı kalmayıp uluslararası hukuk sisteminin tamamını, tam anlamıyla faşist ideolojik değerlerin karşısında çöküş ya da zafer sınavıyla karşı karşıya getiriyor.


Lübnan Meclis Başkanı Berri, tampon bölgelerin kurulmasını ve ateş altında müzakere yapılmasını reddetti

Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
TT

Lübnan Meclis Başkanı Berri, tampon bölgelerin kurulmasını ve ateş altında müzakere yapılmasını reddetti

Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ateş altında İsrail ile doğrudan müzakere yapmayı reddederek, 7 turluk müzakere sürecinin hiçbir sonuç vermediğini, aksine bu süre zarfında İsrail’in işgal altındaki alanların kapsamının genişlettiğini, yıkımı artırdığını ve daha fazla insan öldürdüğünü belirtti. Berri ayrıca ‘Çerçeve Anlaşma’yı ve her türlü gizli eki reddettiklerini vurguladı.

Berri, İmam Musa es-Sadr'ın kayboluşunun 48. yıl dönümünde yaptığı konuşmada bazı kırmızı çizgileri dile getirdi. Bunların başında Lübnan ordusunun geldiğini ifade eden Berri, ordunun rolünün sorgulanmasını veya ‘herhangi bir bahaneyle Lübnan'ın güneyinde bir tampon bölge ya da güvenlik kuşağı’ oluşturulmasını reddetti. Ayrıca Lübnan’ın güneyinin yeniden inşasının ‘devletin sorumluluğunda’ olduğunu ve coğrafyasının ‘nehrin kuzeyi ile güneyi arasında bölünmeyi kabul etmediğini’ vurguladı.

İsrail ile yürütülen savaşın bir iç çatışmaya dönüştürülmesi konusunda uyarıda bulunan Berri, ‘İsrail'in hedefinin Hizbullah, onun silahları, Emel Hareketi veya Şii toplumu olmadığını, asıl hedefin birliği ve iç barışıyla bizzat Lübnan olduğunu’ vurgulayarak ‘Lübnan'ı iç savaşlara kurban etmeme’ çağrısında bulundu. Berri ayrıca ‘Taif Anlaşması’na bağlılığını yineleyerek bölünmeyi ve federalizmi reddetti.


Süveyda’daki çatışmalarda güvenlik güçlerinden 10 kişi yaralandı

Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
TT

Süveyda’daki çatışmalarda güvenlik güçlerinden 10 kişi yaralandı

Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden 10 personel, dün gece ülkenin güneyindeki, nüfusunun çoğunluğu Dürzilerden oluşan Süveyda’da yerel silahlı gruplarla çıkan çatışmalarda yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi medyasından aktardığına göre çatışmalar, Süveyda kentinin batısında yerel silahlı gruplarla hükümet güçleri arasında yaşanan ve iki sivilin hayatını kaybettiği çatışmaların ertesi günü meydana geldi.

Suriye devlet televizyonu, “Yasadışı grupların Süveyda’nın batı kırsalındaki Tel Hadid bölgesi ile Vulga hattında güvenlik noktalarını hedef alması sonucu İç Güvenlik Güçleri arasındaki yaralı sayısı 10’a yükseldi” bilgisini verdi.

Devlet televizyonu daha önce yaralı sayısını 4 olarak duyurmuştu.

Süveyda kenti ve güneydeki vilayetin bazı bölgeleri yerel silahlı grupların kontrolünde bulunuyor. Buralar, 2024’te eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından ülkenin tamamında hâkimiyet kurmaya çalışan yeni Suriye yönetiminin kontrolü dışında kalan son bölgeler olarak öne çıkıyor.

Bu gruplar arasında Dürzi Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı “Ulusal Muhafızlar” da bulunuyor.

Grup dün Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, hükümet güçlerini “kent merkezinin batısındaki hat boyunca ve birden fazla noktadan, sivillere zarar vermek amacıyla top mermileri atmakla” suçladı. Açıklamada, saldırılarda bir çocuğun da yaralandığı belirtildi.

Açıklamada, “Hattaki mevzilerimiz, ateş açılan kaynaklara uygun yöntemlerle karşılık veriyor” denilirken, “Bu saldırılar, bölgenin ve halkının güvenliğini sağlayacak uygun bir karşılık verilmeden geçiştirilmeyecek” uyarısında bulunuldu.

Süveyda vilayetinde Temmuz 2025’te mezhep temelli şiddet olayları yaşanmış, yetkililerin oluşturduğu soruşturma komisyonunun kayıtlarına göre olaylarda en az bin 760 kişi hayatını kaybetmişti.