İran güçlerini Suriye’den çeker mi?

Şam’da Nisan 2019’da gerçekleştirilen geçitte Suriye, Rusya ve İran bayrakları taşındı. (AP)
Şam’da Nisan 2019’da gerçekleştirilen geçitte Suriye, Rusya ve İran bayrakları taşındı. (AP)
TT

İran güçlerini Suriye’den çeker mi?

Şam’da Nisan 2019’da gerçekleştirilen geçitte Suriye, Rusya ve İran bayrakları taşındı. (AP)
Şam’da Nisan 2019’da gerçekleştirilen geçitte Suriye, Rusya ve İran bayrakları taşındı. (AP)

İran’ın Suriye’deki varlığının geleceği ile uluslararası arenadaki hamleleri açık bir şekilde kesişiyor. Ancak bu kesişme, İran’ın Suriye’deki varlığının veya ekonomik genişlemesinin kabulü karşılığında askeri unsurlarını geri çekilmesini sağlayacak bir anlayışlara yol açacak mı?
Şam, politikasını Tahran ile ‘stratejik ittifak’ üzerine inşa etmiş ve 2011 yılı başında protestoların patlak vermesinin hemen ardından İran’ın müdahalesini talep etmişti. Müdahale, başlangıçta ‘yumuşakken’, 2012 yılı sonundan itibaren maksimum askeri, ekonomik ve milis desteğine dönüştü. Bu müdahale, 2015 yılı ortalarında ise ‘müttefik rejimi kurtarmak’ için yeterli değildi. Tahran, fırsat kollayan Moskova’dan yardım istedi. Aynı yılın sonunda “Irak veya Libya senaryolarının’ tekrarını önlemek, Suriye’deki nüfuzunu geri kazanmak ve bu ülkeyi Akdeniz’in sıcak sularına ve Ortadoğu’ya geri dönüş kapısı haline getirmek için müdahale etti.
Bu ülkeye ve Ortadoğu bölgesine özgü nedenlerle, Suriye’deki Rusya- İran iş birliği, kuzey ve kuzeybatı Suriye’deki Rus-Türk mutabakatlarına paralel olarak karada ve havada derin ve bütünlük içinde kaldı. Tahran ve Ankara, Moskova’yı farklı bölgelerde kabul ederek askeri varlıklarını güçlendirmeye başladılar. Diğer tarafta da ABD, DEAŞ’ı hezimete uğratmak, geri dönüşünü engellemek ve aynı zamanda Tahran, Bağdat, Şam ve Beyrut arasındaki yolu kesmek için Suriye’nin kuzeydoğusundaki ve Fırat’ın doğusundaki et-Tanf Üssü’nün kontrolünü ele geçirdi.
Tüm bunlar, İsrail’in İran mevziilerine yönelik hava bombardımanını artırması ile dört yabancı ordu arasında üç ‘etki alanı’ kurulmasına yol açtı. Ayrıca İran’ın mevzilenmesini önlemek, uzun menzilli füzelerin ve gelişmiş silahların Hizbullah’a ulaşmasını engellemek ve uzun menzilli füze fabrikalarının kurulmasının önünü kesmek için kırmızı çizgiler belirlendi. Ancak Arap ülkelerine göre İran’ın rolü ve büyümesi konusundaki endişeler, genel olarak Tahran’ın ‘başta Suriye’de, Lübnan’da ve Irak’ta olmak üzere bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikalarından kaynaklanıyor.
On yıl sonra gelinen noktada İran’ın Suriye’deki rolünü hafifletmek ve sınırlandırmak, ülkedeki çoğu oyuncunun talebi haline geldi. Rusya, kendisine rakip olduğu için ‘İran nüfuzunu kontrol etmek’ istiyor. ABD, herhangi bir normalleşme veya yeniden yapılanmaya katkı sağlamak için Rus ordusu dışındaki tüm yabancı güçlerin ülkeden çıkmasını ve 2011 öncesine dönülmesini ön koşul olarak belirledi. Aynı şekilde İsrail tarafından, ‘mevzilenmenin engellenmesi’ talebi, Tel Aviv’le barış müzakerelerini test etme önerilerine yanıt olarak koşul listesine dahil edildi. Arap ülkeleri ise Suriye’de çözüm, Şam’ın Arap Birliği’ne geri dönüşü ve yeniden yapılanmaya katkı sağlamak için ‘mezhepçi milislerin ülkeden çıkışını’ şart koştu.
Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ve müttefikleri, Şam ve Tahran üzerinde yaptırımlar uygulama, izolasyon veya ‘nükleer anlaşmadan’ geri çekilme yoluyla ‘azami baskı’ üzerine bahse girdiler. Ancak Başkan Joe Biden yönetimi, durumu başka seçeneklere yönlendirdi. Viyana müzakerelerinin anlaşmaya dönüş konusunda son dokunuşları yaptığı ve Biden yönetiminin de İran ve Yemen meseleleri dışında, Ortadoğu’ya daha fazla müdahale etme iştahının olmadığı açık. İran’ın Suriye’deki varlığını birkaç meseleyi birbirine bağlayan bir başlıkta mutabakatlar kapsamına koymak için bölgede ve yurt dışında birçok açık veya gizli temaslar yürütülüyor.
ABD’nin eki Başkanı Barack Obama yönetimi sırasında nükleer anlaşmanın imzalanması için yapılan görüşmelerde Obama’nın ekibi Suriye meselesini açmamayı, İran’ı Suriye’de kışkırtmamayı ve onu anlaşma imzalamaya çağırmayı amaçlamıştı. Obama’nın 2013 sonunda askeri müdahaleden geri çekilmesinin nedenlerinden birinin, Rusya’nın Suriye’deki müdahalesiyle eş zamanlı olarak durumun 2015 sonunda anlaşma imzalanan İran ile yürütülen nükleer müzakerelere yansımasından dolayı oluşan korku olduğunu savunanlar var. Şu an ise tam tersi gerçekleşiyor. Öyle ki Tahran ile Suriye’deki ‘askeri rolünün azaltılması’ konusunda, düzenli ordu ve milisler arasında bir ayrım yapılarak mutabakata varıldı. Mutabakat, ABD’nin İran’la anlaşmaya geri dönülmesini, yaptırımların kaldırılmasını ve ardından balistik füzelerin ve bölgesel rolünün görüşülmesini içeren ikinci aşamadaki anlaşmalar çerçevesinde geldi.
Şam ile ikili anlaşma hükümlerine dayalı bir anlayış içinde Tahran’ın ‘askeri rolünde değişiklik ve Hizbullah’ın Suriye’de yayılması’ açıklamasının; özellikle çözümün başlatılması ve 2254 sayılı kararın uygulanması ile ilgili atılan ciddi adımlar göz önüne alındığında durumun bazı diplomatik boşluklara yol açacağı görülebilir. Bu durum, Biden’ın Suriye ve İsrail meselelerinde kendisine baskı yapan kurumlara karşı tutumunu güçlendirecek. Ayrıca Arap ülkelerini ‘Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunmak, ekonomik sorununu çözmek ve buna karşı çıkanların pozisyonlarını zayıflatmak’ için Şam ile ‘normalleşmeye’ ve Tahran’ı test etmeye teşvik edecek. İran Suriye’si pahasına Rusya Suriye’sine destek verilecek, Türkiye ile güçlerini geri çekmesi ve Suriye’nin kuzeyindeki nüfuzunu azaltması için görüşmeler yapılacak. Belki de Şam’a tüm bölge üzerindeki egemenliği kademeli olarak yeniden sağlanacak, bölgesel dengelerin değişmesine katkıda bulunulacak ve Ortadoğu’da yeni düzenlemeler teşvik edilecek. Bu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un gelecek ayın ortalarında Vladimir Putin ve Biden zirvesine hazırlık amacıyla yaptığı son görüşmede, ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’e hitaben söylediği sözleri de açıklıyor:
“İran’ın Suriye’deki varlığından memnun değiliz. Ama ABD’nin yaklaşımında bir değişiklik olmadığı sürece bu varlığa yönelik herhangi bir çözüm yok.”
O halde gelinen noktaya ilişkin şu sorular ön plana çıkıyor:
Suriye, İran’ın rolüne yönelik yeni bir yaklaşımın kapısında mı duruyor? Bunun, Washington’ın ‘Caesar (Sezar) Yasası’ kapsamında yeni yaptırımlar uygulamaması ve bazı yaptırımları ‘insani nedenler’ dolayısıyla kaldırma niyeti ile bir bağlantısı var mı? Bunun, Arap-Suriye yakınlaşma sinyalleriyle ilgisi ne? Suriye seçimleri ve Devlet Başkanı Beşşar Esed’in yeni bir dönemi daha kazanması konusundaki birbirinden farklı sessizlikler, reddedici ve övgü dolu tavırlar bir sonraki aşamaya hazırlık çerçevesinde mi geliyor?



İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)

Suudi Arabistan yönetimi, İran'la siyasi ve ticari ilişkileri şekillendirecek bir saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor.

Financial Times'ın aktardığına göre Riyad, İran savaşı sonlandıktan sonra Tahran'la ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma üzerinde çalışıyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen Batılı diplomatlar, Riyad'ın 1970'lerdeki Helsinki Anlaşması'nı model almayı düşündüğünü belirtiyor.

Bu sözleşme Soğuk Savaş'ta ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için imzalanan anlaşmalardan oluşuyor. Dönemin Doğu ve Batı blokları arasındaki ticari ve siyasi ilişkileri düzenleyen anlaşmalara Türkiye de dahil 35 ülke taraf olmuştu.

Diplomatlara göre Suudi Arabistan, saldırmazlık paktının daha geniş çerçevede Ortadoğu'daki çeşitli ülkeleri kapsamasını istiyor.

Analizde, Avrupa devletlerinin bu öneriyi desteklediğine, olası pakta diğer Körfez ülkelerinin dahil edilmesini de istediklerine dikkat çekiliyor. Brüksel, böyle bir anlaşmayı gelecekteki çatışmaları önlemenin ve Tahran'a da saldırıya uğramayacağına dair güvence vermenin "en iyi yolu olarak" görüyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan bir Arap diplomat, İran başta olmak üzere diğer Müslüman ülkelerin Helsinki süreci örnek alınarak hazırlanan bir saldırmazlık anlaşmasına sıcak bakacağını savunuyor:

Her şey anlaşmaya kimlerin dahil edileceğine bağlı. Mevcut ortamda İran ve İsrail'i bir araya getiremezsiniz. İsrail olmadan bu girişim ters etki yaratabilir zira İran'dan sonra en büyük çatışma kaynağı olarak İsrail görülüyor. Ancak İran nüfuzunu koruyor, Suudiler de bu yüzden meselenin üzerine gidiyor.

Analizde, Türkiye-Pakistan örneği üzerinden Ortadoğu'daki savunma ittifaklarının genişleme eğiliminde olduğuna da işaret ediliyor.

Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf, pazartesi günkü açıklamasında, Suudi Arabistan'la yaptıkları savunma paktına Türkiye ve Katar'ı dahil etmeyi düşündüklerini bildirmişti.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırılara İran, Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın, İran'a gizli saldırılar düzenlediği öne sürülmüştü. Körfez ülkeleri saldırıları doğrulayan ya da yalanlayan bir açıklama yapmamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea'nın savaşta gizlice BAE'yi ziyaret ettiği de öne sürülmüştü. BAE yönetimi iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim, Arab News