Filistinliler ve İsrailliler arasındaki karşılıklı organ bağışı tartışmaları ve suçlamaları tetikliyor

Arap bir kadın, öldürülmesinin ardından ailesi tarafından organları bağışlanan bir gençten böbrek aldı (AP)
Arap bir kadın, öldürülmesinin ardından ailesi tarafından organları bağışlanan bir gençten böbrek aldı (AP)
TT

Filistinliler ve İsrailliler arasındaki karşılıklı organ bağışı tartışmaları ve suçlamaları tetikliyor

Arap bir kadın, öldürülmesinin ardından ailesi tarafından organları bağışlanan bir gençten böbrek aldı (AP)
Arap bir kadın, öldürülmesinin ardından ailesi tarafından organları bağışlanan bir gençten böbrek aldı (AP)

Rade Ateme
Yakınlarına göre, Sare isimli İsrailli bir kızın akut böbrek yetmezliği ve tarif edilemez acı çektiği sırada, yeni bir hayat umudu olacak ve nakil için uygun bir böbrek bulduğunu söyleyen bir kurtarıcıdan ailesine bir telefon geldi. İsrail ve Filistin arasındaki son gerginlikler sırasında İsrail polisi tarafından vurularak öldürülen ve İsrail içindeki Umm al-Fahm’da yaşayan 17 yaşındaki Filistinli Muhammed Keyvan isimli gencin ailesi kaybettikleri oğullarının acısının üstesinden gelmek için milliyeti, dini veya ırkları farketmeksizin altı kişinin hayatını kurtarmak için ölen oğullarının organlarını bağışlamaya karar verdi. Sarah da bunlardan biriydi.

Birlikte yaşamaya inanıyoruz
Genç adamın babası Mahmud Keyvan Independent Arabia'ya şunları söyledi: "Muhammed öldüğünde çok üzüldüm. Ancak oğlumun organlarını ihtiyaç sahiplerine bağışlamaya karar verdiğimde üzüntülerim ümide dönüştü. Bu organların kime gideceğini hiç düşünmedim. İnsanlık din ayırmıyor, oğlumu öldüren kötü İsrailliler olduğu gibi, ailelerinin yanında yaşamayı hak eden başka iyi insanlar da var. Özellikle Muhammed için inşa edilen yas evi, kaybımıza üzülen İsrailli yerleşimcilerin akınına tanık olduğundan beri hiçbir şekilde elimi kaldıramam. Ülke içinde onlarla (İsrailliler), sokakta ve hayatın her alanında yan yana devam ediyor ve bu da bizi barışı seçmeye ve barış içinde yaşamaya sevk ediyor. el-Lecun'daki (1948'de işgal edilmiş bir Filistin köyü) atalarımın toprakları bizlerden alınıp Kiyat Oud’daki yerleşimciler için  evler inşa edilmesine ve oğlumun polis tarafından öldürülmesine rağmen insanlık ve barış kavramları kalplerimizde daha güçlü.”


Muhammed Keyvan'ın cenaze törenine İsrailliler de katıldı (Independet Arabia)

Yeni bir hayat
Keyvan ailesinin öyküsü ve organ bağışı, türünün tek örneği değil. Yahudi-Arap şehirlerinde son zamanlarda meydana gelen isyanlar sırasında saldırıya uğradıktan sonra öldürülen bir Yahudi adamın ailesi de Kudüs'teki Hadassah Hastanesindeki bir Arap kadına böbreğini bağışladı.
İsraile ait Hadassah Hastanesi'nde nakli gerçekleştiren organ nakli bölümünün başkanı Abd Khalaileh, "Böyle hikayeler umudu simgeliyor. Filistinli bir kadının yeni bir hayata başladığınına tanık olduk. Bağışçının ailesine çok teşekkür etmek istiyorum ve umarım hepimiz için barış, huzur ve bolca sağlık olur” diyor.

İhanet mi insanlık mı?
Şarku’l Avsat Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Filistin ve İsrail medyası, her iki tarafında birbirlerine yönelik organ bağışı haberiyle çalkalandı. Kimileri hastaları kurtarmak için organ bağışı yapmanın takdire şayan değerli ve asil bir vazife olduğunu düşünürken, kimleri de karşı çıktı. İnsanlar ikiye ayrıldı.
İnsan hakları aktivisti ve Eşitlik Merkezi yöneticisi Cafer Farah, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, "Onların 6 kişinin hayatını kurtarmak için bağış yapma kararı, güzel insanlarımız ile cani polislerin ve onların hor görülmesi arasındaki farkı göstermektedir” dedi. Arap Müşterek Listesi Başkanı ve Knesset üyesi Ayman Odeh, bağış haberlerini yüce ve asil bir davranış olarak nitelendirdi.
Öte yandan Filistinliler, İslam dinindeki fetvalara dayanarak Keyvan’ın bedenize zarar verilmesinin veya imha edilmesinin caiz olmadığını düşündüğü için bağış fikrinden memnuniyetsizliklerini dile getirirken, bir kısmı da birçok Filistinlinin öldürülmesine sebep olan İsraillilerin hayatlarının kurtarılması için yapılan bağışı kınadı.
Fikrin karşıtlarından biri Twitter'da, "Keyvan ailesinin organlarını beş İsrailli'ye bağışlayarak yaptığı şey, Muhammed'in kanına ve onun uğruna canını verdiği dava olan Kudüs ve Filistin'e büyük bir ihanettir. İsrail'i tanımak adına, ayrım gözetmeksizin Filistinlileri öldürenleri diriltmek insanlık dışıdır.”


Yahudi bir donörden böbrek nakli yapılan bir Arap kadın (AP)

İslâm konseyi
Arap Cemaati İslam Fetva Konseyi Başkanı Meşhur Fevvaz, oğlunun organlarını bağışladığı ve İsraillilerin faydalandığı haberini açıkladıktan sonra Keyvan ailesinin sosyal medyada maruz kaldığı hakaret ve inkar durumuna yanıt olarak, üreme organları dışındaki organların bağışlanmasının caiz olduğunu, şehit olanlar ve olmayan şeklinde bir ayrım yapılmadığını, çağdaş ilim ehlinin büyük çoğunluğunun görüşünün bu yönde olduğunu söyledi. Ayrıca ülkedeki durumun gerçeği şu ki, donör organın nereye gideceğini bilmiyor. Bir Müslüman da faydalanabilir, bir Hristiyan, Yahudi veya başka dine mensup kişi de faydalanabilir. Bu hususta yapılan düzenlemelerin dinle herhangi bir alakası yok. Keyvan ailesi için olan da bu. Yararlanmak isteyenler, İslam İşbirliği Teşkilatı Uluslararası Fıkıh Akademisi Dergisi'ne ek olarak, bağışla ilgili dört mezhebe göre güvenilir kaynakları inceleyebilirler.
“Uzmanları ilgilendiren fıkhi konulara girmemenizi tavsiye ediyoruz. Çünkü fetva vermek büyük sorumluluktur. Tek önemli hedefimiz olan suç ve şiddete karşı çıkmak ve varlığımızı tehdit eden aşırılıkçı Siyonist grupların ırkçılığına karşı sözü birleştirmek” dedi.

Yahudi hukuku
Shechter Yahudi Araştırmaları Enstitüsü'ndeki hahamlardan birine göre, dini sorun temel bir meselede yani ölüye saygıda yatmaktadır. “Yahudilik, ölünün bedeninin rahatsız edilmemesini ve aşağılanmamasını şart koşar. Organların zevk için kullanılması yasaklar ve ölümünden kısa bir süre sonra ölülerin gömülmesini ister" diyor. Bu husus din adamları tarafından ölüleri ve tüm organlarının aynı anda gömmenin gerekliliği olarak yorumlandı. Ancak hahamların büyük bir kısmı daha sonra hayat kurtarmak için ölü bir kişiden başka bir canlıya organ nakline izin verdiler.

Donör kartı
1989'dan bu yana, İsrail Sağlık Bakanlığı'ndaki Ulusal Organ Nakli Merkezi, donör kartını (organ bekleyen hastaların hayatlarını kurtarmak için bir kişinin ölümünden sonra organlarını bağışlama isteğini gösteren kart) imzalayanların veritabanını tutuyor. Bakanlığın resmi web sitesi aracılığıyla yapılan açıklamada veritabanında kayıtlı insan sayısının şu anda 823 bin 264 vatandaş olduğunu ve İsrail'deki yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 14'ünü oluşturduğunu doğrulandı.
Rakamlara göre, İsrail Ulusal Organ Nakli Merkezi 2017 yılında rekor sayıda organ nakli operasyonu kaydetti. Bu operasyonlar sayesinde durumu kritik olan 520 hasta kurtarıldı. Merkeze göre, yakınlarını kaybeden ailelerin yüzde 62'si organlarını bağışlamayı kabul etti.
İsrail'in Almanya, İngiltere, Hollanda ve ABD gibi insan organ bağışı konusuna yanıt verme açısından gelişmiş Batı ülkeleri arasında yer alması dikkat çekiyor.



İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
TT

İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)

İran savaşı, ABD ile Birleşik Krallık arasında ‘özel ilişki’ olarak nitelendirilen ittifakta gerginliğe yol açtı. Londra yönetimi, ABD uçaklarının üslerini ‘savunma amaçlı’ kullanmasına izin verdiğini ve uçak gemisi HMS Prince of Wales’i bölgeye göndermeye hazır olduğunu açıklasa da iki ülke arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, İran’la yürütülen savaşta ABD’nin İngiliz uçak gemilerine ‘ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Trump, savaşın başlangıcında İran’a yönelik saldırılar için İngiliz üslerinin kullanılmasına karşı çıktığını belirttiği Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ı da yeniden eleştirdi ve bu tutumun iki ülke arasındaki tarihî yakın ilişkilere zarar verdiğini savundu.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la yaşanan çatışma sırasında Birleşik Krallık’tan yeterli destek gelmediğini ve ABD’nin bunu ‘unutmayacağını’ belirtti. Paylaşımda, “Bir zamanlar büyük müttefikimiz -hatta belki de en büyük müttefikimiz- olan Birleşik Krallık, şimdi Ortadoğu’ya iki uçak gemisi göndermeyi ciddi biçimde değerlendiriyor… Sorun değil Başbakan Starmer, artık onlara ihtiyacımız yok ama bunu unutmayacağız. Zaten kazanılmış savaşlara sonradan katılan insanlara ihtiyacımız yok” ifadeleri yer aldı.

Trump’ın açıklamasından saatler sonra iki lider telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Downing Street’ten yapılan açıklamaya göre görüşmede Ortadoğu’daki son gelişmeler ve Birleşik Krallık ile ABD arasındaki askerî iş birliği ele alındı. Açıklamada, Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üslerinin bölgedeki ortakların kolektif savunmasını desteklemek amacıyla kullanılmasına yönelik iş birliğinin de görüşüldüğü belirtildi.

Starmer’ın konumu

Starmer, ABD güçlerinin İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemek için İngiliz üslerini kullanmasına izin vermeme kararını savundu. Starmer, herhangi bir askerî eylemin ‘hukuki’ olduğundan ve ‘iyi planlandığından’ emin olması gerektiğini söyledi. Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada Starmer, olası bir İngiliz müdahalesinin ‘her zaman hukuki bir temele ve uygulanabilir, iyi hazırlanmış bir plana dayanması gerektiğini’ vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump ise bu tutumu sert şekilde eleştirdi ve “Karşımızdaki kişi Winston Churchill değil” ifadesini kullandı.

uklo90
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2025, Birleşik Krallık (Reuters)

Ancak Starmer, Tahran’ın bazı Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasının ardından tutumunu değiştirdi. Bunun üzerine ABD güçlerine, İran füzelerine, füze depolarına veya fırlatma platformlarına karşı ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlemek için İngiliz üslerini kullanma izni verdi.

Starmer’ın tutumu, ülkesinin yeni ve uzun süreli bir çatışmaya sürüklenmemesi yönündeki isteğini yansıtıyor. Bu bağlamda Starmer, Birleşik Krallık’ın ‘Irak’ta yapılan hatalardan ders çıkardığını’ hatırlattı. O dönemde Başbakan Tony Blair, Londra sokaklarında milyonların katıldığı büyük protestolara rağmen ABD’nin Irak işgalini desteklemişti. Blair ayrıca Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasıyla kamuoyunu yanıltmakla suçlanmıştı.

Cuma günü yayımlanan ve Birleşik Krallık’ta bin 45 kişinin katıldığı bir kamuoyu yoklaması da Starmer’ın ilk saldırılara katılmama kararına destek verildiğini gösterdi. Ankete göre katılımcıların yüzde 56’sı Starmer’ın bu kararının doğru olduğunu düşünürken, yüzde 27’si ise yanlış buldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları sorulduğunda Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Yvette Cooper, yerel basına yaptığı değerlendirmede “İngiliz başbakanının görevi, Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliği açısından en doğru kararları almaktır” dedi. Cooper, “Bu görevde öğrendiğim şey, sosyal medya paylaşımlarına değil, asıl meseleye odaklanmak gerektiğidir… Abartılı söylemlerle ilgilenmeyeceğiz; bunun yerine pratik, sakin ve iyi düşünülmüş kararlar alacağız. Çünkü genel olarak İngiliz karakterinin işi ciddiyetle ve kararlılıkla tamamlamaya eğilimli olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Birleşik Krallık’taki Amerikan bombardıman uçakları

Siyasi tartışmalar devam ederken, ABD cuma akşamından itibaren İngiliz üslerini İran’a karşı ‘savunma amaçlı’ operasyonlarda kullanmaya başladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nın X platformunda yayımladığı açıklamada, “ABD, belirli savunma operasyonları için İngiliz üslerini kullanmaya başladı. Bu operasyonlar, İran’ın bölgeye füze fırlatmasını engellemeyi amaçlıyor” ifadelerine yer verildi.

ıtrhyjuı
İngiltere’nin güneybatısındaki Gloucestershire’da bulunan RAF Fairford Hava Üssü’nde bir ABD B-1 bombardıman uçağı, 7 Mart 2026 (Reuters)

Kullanılan üsler arasında İngiltere’nin güneybatısında bulunan Gloucestershire’daki RAF Fairford Hava Üssü ve Hint Okyanusu’nda Chagos Takımadaları’ndaki Diego Garcia Üssü bulunuyor. RAF Fairford Hava Üssü’ne, yaklaşık 44,5 metre uzunluğunda stratejik bir Amerikan B-1B Lancer bombardıman uçağı ulaştı. BBC’nin Boeing’den aktardığı bilgilere göre, bu uçak ABD Hava Kuvvetleri’nin en hızlı bombardıman uçaklarından biri olarak saatte 900 mil (yaklaşık bin 448 km/h) hızla uçabiliyor. Uçağın ağırlığı yaklaşık 86 ton ve uzun menzilli hedefleri vurmak için 24 adet seyir füzesi taşıyabiliyor.

Askeri çevrelerde ‘Bone’ olarak bilinen B-1B Lancer, gelişmiş radar ve GPS tabanlı konum belirleme sistemleri, elektronik karıştırma cihazları, radar uyarı sistemleri ve hava savunmalarından korunmak için çeşitli aldatma teknolojileriyle donatılmış durumda.

Askeri analistler, bu bombardıman uçağının ABD cephanesinde en önemli uçaklardan biri olduğunu, yüksek hızda uzun menzilli bomba ve füze taşıyabildiğini ve RAF Fairford Hava Üssü’nden operasyon yapmanın, doğrudan ABD’den kalkış yaparak Ortadoğu’daki görevleri yerine getirmekten daha verimli olduğunu belirtiyor.

Askeri konuşlandırmanın güçlendirilmesi

ABD’nin İngiliz üslerini kullanımına ek olarak, Londra bölgedeki askeri varlığını ‘kendisinin ve müttefiklerinin çıkarlarını korumak’ amacıyla güçlendirdi. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Typhoon ve F-35 savaş uçaklarının Ürdün, Katar ve Kıbrıs üzerinde ve daha geniş bir bölgede operasyonlarını sürdürdüğünü duyurdu. Bakanlık, bu uçakların Ürdün semalarında ve Irak hava sahasında uçan insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü belirtti. Ayrıca, Merlin tipi bir helikopterin de gözetim kapasitesini artırmak üzere bölgeye gönderildiği ifade edildi.

Londra ayrıca, önümüzdeki hafta Doğu Akdeniz’e Type 45 sınıfı hava savunma destroyeri HMS Dragon’u göndereceğini açıkladı. Bu savaş gemisinin hava savunması konusunda uzman olduğu belirtiliyor. Ayrıca, destroyerin gelişi öncesinde Kraliyet Donanması’na ait iki Wildcat tipi helikopterin Kıbrıs’a ulaşması bekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) RAF Akrotiri Hava Üssü’ne İHA’larla saldırı düzenlendiği ve saldırının sınırlı hasara yol açtığı, can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Birleşik Krallık hükümeti, üslerde koruma önlemlerinin önceden alınmış olduğunu vurguladı. Ayrıca bölgeye ek savaş uçakları ve helikopterler gönderildiğini ve gerekirse Körfez’deki müttefiklerinin savunmasına destek vermeye hazır olduğunu duyurdu.


İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
TT

İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)

İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.

Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”

Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.

Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.


Suudi Arabistan: Pezeşkiyan’ın açıklamaları gerçeklerle çelişiyor. İran'ın saldırıları uydurma bahanelerle devam etti

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir kare  (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan: Pezeşkiyan’ın açıklamaları gerçeklerle çelişiyor. İran'ın saldırıları uydurma bahanelerle devam etti

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir kare  (SPA)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan bir kare (SPA)

Suudi Arabistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İran'ın Suudi Arabistan’a, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine ve diğer bazı Arap, Müslüman ve dost ülkeye yönelik ‘hiçbir koşulda kabul edilemez ve haklı gösterilemez’ olarak nitelendirilen elim saldırıları kategorik olarak bir kez daha kınandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan açıklamada, Suudi Arabistan’ın, güvenliğini ve egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayan sakinlerin güvenliğini korumak ve saldırıları caydırmak için gerekli tüm önlemleri alma hakkını tam olarak kullandığı teyit etti.

Bakanlık açıklamasında, ‘sivil hedefleri, havaalanları ve petrol tesislerine saldırmanın, yalnızca güvenliği ve istikrarı tehdit etme kararlılığını gösterdiği ve uluslararası sözleşmeler ile uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği’ belirtildi.

Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı:

“İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın, komşu ülkelere saldırı planları olmadığı ve bu yönde bir kararın Geçici Liderlik Konseyi tarafından alındığının açıklığa kavuşturduğu açıklamasına ilişkin olarak Suudi Arabistan, İran tarafının bu açıklamayı İran Cumhurbaşkanı'nın konuşması sırasında veya sonrasında uygulamaya koymadığını ve hiçbir gerçeğe dayanmayan zayıf argümanlara dayanarak saldırılarına devam ettiğini teyit ediyor. Suudi Arabistan, savaşa katılmak için savaş uçakları ve yakıt ikmal uçakları gönderdiği yönündeki iddialar da dahil olmak üzere bu iddiaların doğru olmadığını zaten açıklamıştı. Oysa bu uçaklar, Suudi Arabistan’ın ve KİK ülkelerinin hava sahasını İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarından (İHA) korumak ve izlemek için hava devriyesi görevi gerçekleştiriyor.”

Suudi Arabistan, İran'ın saldırılarına devam etmesinin gerilimi daha fazla tırmandıracağını vurgulayarak, bunun mevcut ve gelecekteki ilişkiler üzerinde derin bir etki yaratacağını belirtti.

Açıklama şu şekilde sona erdi:

“İran'ın bizlere yönelik mevcut eylemlerinin, daha fazla tırmanıştan kaçınmaya yönelik bir bilgelik ve kendi çıkarları tarafından yönlendirilmediğini vurgulamak isteriz. Böyle bir tırmanışta en büyük kaybeden İran olacaktır.”