Harvard Üniversitesi’nden Dr. Onur Dağlıyan: Işıkla kontrol edilen hücreler ve proteinler geleceğin tedavi yöntemlerinden biri olabilir

Harvard Üniversitesi’nden Dr. Onur Dağlıyan: Işıkla kontrol edilen hücreler ve proteinler geleceğin tedavi yöntemlerinden biri olabilir
TT

Harvard Üniversitesi’nden Dr. Onur Dağlıyan: Işıkla kontrol edilen hücreler ve proteinler geleceğin tedavi yöntemlerinden biri olabilir

Harvard Üniversitesi’nden Dr. Onur Dağlıyan: Işıkla kontrol edilen hücreler ve proteinler geleceğin tedavi yöntemlerinden biri olabilir

Proteinler hayatın yapı taşlarıdır. Vücudumuzda bulunan hücrelerin içindeki birçok fonksiyon proteinler tarafından gerçekleştirilir. Doğada her şey dengede olduğu gibi, proteinler de hücre içinde aktif ya da pasif durumda bulunup gerçekleştirdikleri biyolojik fonksiyonları kontrol altına almış olurlar. Birçok hastalıkta proteinlerin bu aktivite geçişlerinde problem olduğundan, proteinlerin hücre içindeki bu özelliklerini anlamak gelecekte birçok hastalığın tedavisine yardımcı olabilir.
Harvard Üniversitesi’nden Dr. Onur Dağlıyan, proteinlerin bu aktivite geçişlerini ışıkla kontrol edilmesini sağlayan teknolojiler üzerine çalışıyor. Dr. Dağlıyan’ın Science Dergisi’nde[1] yayınlanan yöntemlerinden biri, kötü huylu kanser hücrelerinin vücutta diğer organlara yayılmasına sebep olan proteinlerin nasıl çalıştığına ışık tutuyor.
Yaklaşık 15 sene önce bilim insanları alglerden klonladıkları mavi ışığa duyarlı Channelrhodopsin adlı proteini sinek ve fare beyinlerine göndererek, beyindeki sinir hücrelerini ışıkla kontrol etmeyi başardılar. Stanford Üniversitesi’nden Dr. Karl Deisseroth liderliğindeki grup, dikkatle seçilmiş birkaç nörondaki elektriksel aktiviteyi kontrol etmek için optogenetik adını verdikleri bir teknoloji kullandı. Önce bu nöronları ışığa duyarlı olacak şekilde tasarladılar. Daha sonra, implant edilmiş optik fiberleri kullanarak, duyguları işlemeyle ilgili bir beyin bölgesi olan amigdaladaki belirli bir sinir yoluna mavi ışık yaktılar.[2] Anksiyeteyi tedavi etmek için bir seçenek olarak fareler üzerinde bu yöntem kullanılıyor. Optogenetik adı verilen bu yöntem genetik görme, işitme bozukluklarına, depresyon, Parkinson ve Alzheimer gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilir.

 “Bir proteini ışıkla açıp kapatıp ileride kanser, otoimmün ve diyabet gibi hastalıklarda tedavi amaçlı kullanabiliriz”
“Optogenetikle sinir hücrelerinin kontrolü sinir biliminde bir devrim yarattı” diyen Dağlıyan, “Beynimizdeki sinir devreleri davranışlarımızdan, hafızaya ve öğrenmeye, organlarımızın isleyişlerinin kontrolüne kadar birçok önemli fonksiyonu kontrol eden yapılar. Birçok psikiyatrik, psikolojik, bilişsel ve beyin gelişimi hastalıklarında bu devrelerin yanlış çalıştığı biliniyor ve bu devrelere doğru şekilde müdahale ile bu hastalıkların tedavisi bir gün mümkün olabilir. Işığa duyarlı Channelrhodopsin gibi iyon kanal proteinleri ile sinir hücrelerindeki iyon akışını kontrol edip, belli sinir hücrelerinin istenilen zamanda ışıkla açılıp kapatılmasını kontrol edebilmek artık mümkün. Ama benim ilgilendiğim büyük soru bu yöntemi kanal proteinlerinden başka proteinlere uygulayıp hücrelerin başka fonksiyonlarını da kontrol edebilir miyiz? Bunu başarabilirsek sadece fonksiyonu tam bilinmeyen bir proteini ışıkla açıp kapatıp hücredeki rolünü öğrenmenin dışında, ileride sinir hastalıkları dışındaki diğer hastalıklarda mesela kanser, oto-immun ve diyabet gibi hastalıklarda da tedavi amaçlı kullanabiliriz. Ayrıca bunların yanında mikroorganizma mühendisliği, akıllı tarım, akıllı biyosensörler ve sentetik biyoloji gibi birçok alanda büyük etkisi olacağını düşünüyorum” diyor.  
Bilimsel araştırmaları Science, Nature Communications[3], PNAS, gibi dünya çapında en önemli dergilerde yayınlandı.
Koç Üniversitesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini alan Dr. Onur Dağlıyan, ilaç dizaynı ve yapay zeka gibi konularda çalıştı. Kuzey Karolina Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Dağlıyan, burada protein mühendisliği teknolojileri, hücre biyolojisi ve görüntüleme gibi konular üzerine odaklandı.  Doktora sonrası çalışmalarını Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Sinir Biyolojisi Fakültesi’nde sürdüren Dr. Dağlıyan, otizm ve zeka geriliğine sebep olan bir gen mutasyonunun mekanistik olarak bunu nasıl yaptığını araştırıyor. Farelerde bu geni silip embriyo ve bebek farelerde beyin gelişiminin nasıl bozulduğunu araştıran Dağlıyan, ayrıca doktora sırasında geliştirdiği teknolojileri “beyin sorularına nasıl uygulanabileceği” üzerine platformlar geliştiriyor.  Dr. Onur Dağlıyan’ın yaptığı bilimsel araştırmalar Science, Nature Communications[4], PNAS, ACS Synthetic Biology, Nature Protocols, Nature Methods gibi dünya çapında en önemli dergilerde yayınlandı.

“Memeli hücrelerinin içindeki birçok proteini ışıkla kontrol altına almak mümkün”
Proteinleri hücre içerisinde ışıkla kontrol ederek, mekanizmalarını daha iyi anlamak için çalışan Dağlıyan, “Her proteinin kendine özgü üç boyutlu bir yapısı var ve bu onun fonksiyonunu belirleyen önemli bir özellik. Bu üç boyutlu yapı onu hücre içinde diğer proteinlerle nasıl iletişime geçeceğini, sinyalleme mekanizmalarını, hangi biyokimyasal reaksiyonu gerçekleştireceğini belirliyor.  Mesela bir protein hücre içinde başka bir moleküle bağlanırken, iki lego parçasının birbirine geçmesi gibi proteinin doğru geometrik şekilde olması gerekir. Tabii proteinler lego parçaları gibi statik değil, birçok şekle girebilir. Hücreler bazı proteinlerin bu bağlanmalarını, yani, onların fonksiyonlarını kontrol edebilmek için proteinler üzerinde bazı biyokimyasal reaksiyonlar gerçekleştirir. Bu aktivite kontrolünü bazı bitkilerde bulunan mavi ışığa duyarlı bir proteini (LOV2) kullanarak gerçekleştirdik. LOV2 proteini mavi ışığı absorbe ettiği zaman yapısını değiştirebiliyor. Biz de LOV2 proteinini kontrol altına almak istediğimiz proteine “takarak” bir nevi hedef proteine ışık düğmesi bağlar gibi memeli hücresinin içinde proteini ışıkla kontrol altına almış olduk. Böylece memeli hücrelerinde bu şekilde modifiye edilmiş proteinleri hücrelerin üzerine yansıttığımız ışıkla açıp kapatabilmiş olduk. Işık kullanmanın avantajı hızlı olması. Işığın protein üzerindeki yarattığı yapısal değişiklik milisaniyenin altında ve ayrıca spesifik olarak hücrenin herhangi bir noktasına gönderilebilmesi mümkün” şeklinde konuşuyor.   

“Proteinlerin mekanizmasını çözmek, hastalıkların tedavi şekillerini değiştirebilir”
“Bu teknolojiyi kullanarak böylece çalışılmak istenilen proteini ışıkla açıp kapatarak hücre içinde özellikle hücre hareketi gibi dinamik olaylar sırasında ne yaptığını anlamaya başlamış olduk” diyen Dağlıyan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlardan bir tanesi metastatik kanserlerde fazlasıyla aktif olan Src kinase proteini. En ölümcül kanserlerin hastaya çok ağır tahribatlar vermesinin ana sebebi, kanser hücrelerinin bir tümörden başka organlara gitmesi ve o organda da tümör başlatması, bir başka deyişle metastaz. Pankreas, akciğer, bağırsak ve bazı göğüs kanseri türleri en ölümcül metastatik kanserlere örnek. Bu kanserlerde Src proteinin fazlasıyla aktif olduğu biliniyordu ama metastaza nasıl sebep olduğu bilinmiyordu. Biz de hareket eden hücrelerde geliştirdiğimiz bu teknolojiyle Src proteinini ışıkla açıp kapatarak hücreleri nasıl hareket ettirdiğini anlamış olduk. Bu teknoloji var olan diğer gen silme (knock-out) ya da RNA sessizleştirme (knock-down) teknikleriyle mümkün değildi, bu yüzden geliştirdiğimiz teknoloji bu bilinmeyene kelimenin tam anlamıyla ışık tutmuş oldu.”

“Metastaz kanser ölümlerinin ana sebebi ama hala agresif kanser hücrelerinin etkili bir şekilde yayılmasını gerçekleştiren proteinlerin hücrede nasıl çalıştığını tam anlamış değiliz”
Dağlıyan, çalışmalarında hücre hareketine odaklanma sebebini işe şöyle özetliyor: “Hücre hareketi hayatın en önemli parçası. Hücreler farklı seviyelerde hareket edebilirler. Birçok hücrenin bir araya gelip dokuları ve organları oluşturması gerekir, bu da hücrelerin doğru zamanda doğru yere gitmesini gerektirir. Başka bir örnekle anlatırsam, vücudumuza giren bir patojeni yakalayan bağışıklık hücreleri, patojeni yakalayabilmesi için çok etkili bir şekilde hareket etmesi gerekir. Yine benzer bağışıklık hücrelerinin vücutta kanser hücreleri daha oluşmaya başlamadan onları bulup tespit edip etkisiz hale getirmesi gerekir ve bu da doğru zamanda doğru yere hareket etmesiyle mümkün. Bunlar dışında kanser hücreleri de bulundukları tümör ortamından başka organlara yayılması yani metastaz denilen süreçle gerçekleşiyor. Metastaz kanser ölümlerinin ana sebebi ama hala agresif kanser hücrelerinin etkili bir şekilde yayılmasını gerçekleştiren proteinlerin hücrede nasıl çalıştığını tam anlamış değiliz. Bu hareketlerin moleküler mekanizmalarını anlayabilirsek, bunların metastaz yapmasını da engelleyebiliriz. Hücre hareketi ayrıca beyin gelişimi, öğrenme ve hafıza konularında da çok önemli.”

“Proteinleri kontrol altına almak immünoterapi yan etkilerini azaltabilir.”
Işık ile proteinlerin kontrolünün dışında bir molekül ile kontrol altına alacak yeni bir teknoloji daha geliştiren[5] Dağlıyan, “Benzer bir strateji ama bu defa ışığa duyarlı bir protein yerine dizayn ettiğim protein ufak bir moleküle duyarlı, böylece proteini ufak bir molekülle kontrol altına alabiliyoruz. İleride proteinleri kontrol altına alabilmek, yani deney yapan kişinin açıp kapatabilmesi birçok heyecan verici uygulamaları da beraberinde getirecek. Mesela immünoterapi alanında yenilikler olacak. Son zamanlarda immünoterapi alanındaki gelişmeler çok umut verici. Bu tarz kanser terapisinde bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda güçlendirilip kanser hastasına yollanarak tümör hücrelerinin öldürülmesi hedef alınıyor. Ama bazı hastalarda bu modifiye edilmiş bağışıklık hücreleri aşırı aktif olduğundan birçok yan etkiye, inflamasyon, hatta ölümcül reaksiyonlara sebep oluyor. Bu kanser öldüren hücreleri içindeki bir proteini kontrol ederek dizginleyebildiğinizi düşünün. Yani bu modifiye bağışıklık hücrelerini işini bitirdiğinde yani kanser hücrelerini öldürdüğünde dışardan yollayacağınız bir molekülle kontrol altına alıp tüm bu yan etkilerden kurtulmanız mümkün” diye konuşuyor.
Independent Türkçe



Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir
TT

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Yeni bir araştırma, yapay zekanın ruh sağlığımıza verdiği zararı en aza indirmeye yönelik kritik yöntemlerden birinin aslında durumu daha da kötüleştirebileceği uyarısı yapıyor.

Sohbet botlarının ruhsal sıkıntı ve hatta psikozda nasıl payı olabileceğiyle ilgili yaygın endişeler sürerken önerilerden biri de sohbet botlarının, insan olmadıklarını ve karşı tarafın bir sohbet botuyla konuştuğunu kullanıcılara düzenli şekilde hatırlatması.

Ancak araştırmacılar bu önerinin, halihazırda savunmasız kişilerin ruhsal sıkıntılarını artırarak durumu daha da kötüleştirebileceğini savunuyor.

Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi'nden halk sağlığı araştırmacısı Linnea Laestadius yaptığı açıklamada, "Zaten sohbet etmek için bilerek sohbet botu tercih eden kullanıcıların karşılaştığı riskleri, zorunlu hatırlatmaların kayda değer derecede azaltacağını varsaymak hata olur" diyor. 

Halihazırda yalnız hisseden birine, destek gördüğünü ve yalnız olmadığını hissettiren tek şeyin bir insan olmadığını hatırlatmak, onu daha da yalnız hissettirerek ters tepebilir.

Bu uyarı, sohbet botlarını cinayet ve intiharla ilişkilendiren haberlerin ardından geldi. Sistemlerin yardımsever doğası ve hâlâ nispeten bilinmeyen ve öngörülemeyen yapıları nedeniyle, yapay zeka sohbet botları insanlara yardım etmek yerine onların sanrılarını veya zihinsel sağlık sorunlarını teşvik etmekle suçlanıyor.

Bazıları bu tür durumlarda insanlara bir sohbet botuyla konuştuklarını ve botun insan duygularını hissedemediğini hatırlatmanın yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Ancak yeni çalışmanın yazarları, araştırmaların bunu göstermediğini savunuyor.

Laestadius, "Kullanıcılara bir insanla değil, sohbet botuyla konuştuğu hatırlatılsa bota bu kadar bağlanmayacakları ve algoritma tarafından manipüle edilmeyecekleri düşüncesi kulağa mantıklı gelse de mevcut kanıtlar bu fikri desteklemiyor" diyor.

Araştırmacılar ayrıca kullanıcıların, sırf insan olmadıkları için bu sistemlere ruhsal sıkıntılarını anlatıyor olabileceğini öne sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi'nde medya ve teknoloji araştırmacısı olan yazar Celeste Campos-Castillo, "İnsan olmayanların, insanların aksine yargılamayacağı, alay etmeyeceği veya tüm okulu ya da işyerini onlara karşı kışkırtmayacağı inancı, sohbet botlarına içini dökmeye ve dolayısıyla bağlanmaya teşvik ediyor" ifadelerini kullanıyor.

Dahası, hatırlatmalar mevcut endişelerine ek olarak daha fazla sıkıntı yaratabilir. Kullanıcılar, kendilerini sohbet botuyla konuşmaya iten nedenlerin yanı sıra güvendikleri şeyden kökten farklı ve ayrı olduklarını hatırlamaktan dolayı da üzülebilir.

Laestadius, "Sohbet botlarının insan olmadığını kullanıcılara en iyi nasıl hatırlatabileceğimizi keşfetmek, kritik bir araştırma önceliği" diyor. 

Kullanıcıların ruh sağlığını en iyi şekilde korumak için hatırlatmaların ne zaman gönderilmesi ve ne zaman duraklatılması gerektiğini belirlememiz gerekiyor.

Çalışma, hakemli dergi Trends in Cognitive Sciences'ta yayımlanan "Reminders that chatbots are not human are risky" (Sohbet botlarının insan olmadığını hatırlatan bildirimler risk taşıyor) başlıklı yeni bir makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe


‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news