ABD’de sanat eseri ticareti kara para aklama paravanı mı?

Müzayedeler, uzun süredir birlikte çalıştıkları müşterilerinin dürüstlüğüne güveniyor.
Müzayedeler, uzun süredir birlikte çalıştıkları müşterilerinin dürüstlüğüne güveniyor.
TT

ABD’de sanat eseri ticareti kara para aklama paravanı mı?

Müzayedeler, uzun süredir birlikte çalıştıkları müşterilerinin dürüstlüğüne güveniyor.
Müzayedeler, uzun süredir birlikte çalıştıkları müşterilerinin dürüstlüğüne güveniyor.

ABD’nin Pennsylvania eyaletine bağlı Philadelphia kentinde yaşayan bir uyuşturucu satıcısının evini basan FBI ajanları, bir kısım esrar ve sürpriz bir şekilde, bir akvaryumun altındaki gizli bir kasada saklanmış 2,5 milyon dolar nakit para ele geçirdiler.
Ancak FBI ajanları, uyuşturucu satıcısı Ronald Belciano'nun evinin duvarlarına asılmış 14 tablo ve evden birkaç mil uzakta bir depoda saklanan 33 tabloyu daha keşfettiklerinde daha çok şaşırdılar. Belciano’nun evindeki eserler arasında ünlü sanatçılardan Renoir, Picasso ve Salvador Dali’nin tabloları da yer alıyordu.
Philadelphia'daki İç Güvenlik Soruşturmaları (Homeland Security Investigations (HSI)) adına çalışan özel ajan Brian Michael, “Bu kadar sanat eserini görünce çok şaşırdık. Bu kadar sanat eseri, baskınlarda karşılaşabileceğimiz bir şey değildi” dedi. Belciano'nun bu eserleri Philadelphia Müzesi yakınlarındaki tanınmış bir sanat galerisinden eserler satın alarak uyuşturucu ticaretinden elde ettiği paranın bir kısmını aklamak için kullandığı ortaya çıktı.
Belciano, 2015 yılında uyuşturucu ticareti ve kara para aklama suçlarıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Her yıl milyarlarca dolarlık sanat eseri, çok az hatta neredeyse hiç kamu denetimine uğramaksızın el değiştiriyor. Alıcılar genellikle satın aldıkları işin nereden geldiğini, satıcılar ise nereye gittiğini bilmiyor. Satın alma işlemlerinin hiçbiri, denetleyici kurumların sanat eserlerinin satışlarını veya karlarını kolayca takip etmelerine olanak tanıyan belgelerin sunulmasını zorunlu kılmıyor. Bu durum, hükümetin hisse senedi veya gayrimenkul gibi diğer büyük varlıkların transferini gözden geçirme yönteminden ayrılan belirgin bir fark olarak öne çıkıyor.
 Ancak şu anda Belciano'nun davasının bir dönüm noktası olabileceği düşünülüyor. Yetkililer, sanatın kara para aklamak isteyenler için rahat ve faydalı bir alana dönüşmesine dair bir örnek olmasından endişe ederek, bu pazarın gözetimini güçlendirmeyi ve daha şeffaf hale getirmeyi düşünüyor. 
ABD Kongresi, Ocak ayında bankacılık sektörünü kontrol etmek için tasarlanan federal kara para aklamayla mücadele yasasını ve ilgili düzenlemeleri sanat eserleri ve tarihi eser satışlarını da içerecek şekilde genişletti. Mevzuata göre ABD Hazine Bakanlığı, geniş çapta sanat piyasasına sıkı bir düzenleme getirilip getirilmeyeceğine dair araştırmalarını sürdürüyor. ABD'nin çabası, tarihi eser satışı yapanların ve müzayedecilerin artık müşterilerini tanımlaması ve servetlerinin kaynağını doğrulaması gereken Avrupa'da yakın zamanda hayata geçirilen yasaları takip ediyor.
Ancak sanat dünyasının deneyimli isimleri, anonimliği bir çifte standart olarak görmüyor, sağduyuyla, gelenekle ve zerafetle ilişkilendiriyor. Bununla birlikte bu denli bir kuşatmanın piyasaya da ciddi şekilde zarar vereceğinden endişe ediyorlar Özellikle müşterilen kötüye kullanım konusunda zayıf kanıt olduğu belirtildiğinde, çok fazla araştırma sorusuyla rahatsız etmelerinden endişe ediyorlar.
Endişeleri o kadar büyük ki, Art Dealers Association of America (Amerika Sanat Tüccarları Birliği) ve Washington’daki büyük müzayede evleri lobicileri, bu ve diğer düzenleyici önlemler hakkında gelişen politikayı formüle etmeye çalışıyor. 2019'dan bu yana Christie's Sotheby's gibi ünlü galerilerin de lobi faaliyetlerine milyon dolarlar harcadığı biliniyor.

Gizliliğin tarihi
Peki bu sırrın kaynağı nedir? Uzmanlar bunun muhtemelen profesyonel ticaret kurumlarını temsil eden Saint-Luc Topluluğu’nun Avrupa'da sanat eserlerinin üretimini ve satışını düzenlemeye başladığı 15. ve 16. yüzyıllarda sanat piyasasının ilk günlerine kadar uzandığını söylüyor. O zamana kadar sanat, aristokrat patronların veya din adamlarının talep ettiği şekilde satışa ve satın alınmaya sunulmadı. Ancak ticari sınıf genişledikçe, Belçika'daki Antwerp gibi şehirlerdeki atölyeler ve halka açık tezgahlar ile faaliyet gösteren sanat piyasası da büyüdü. Rakiplerinin çabalarını engellemek için müşterilerinin çalınmamasını önlemek amacıyla kimliğini gizlemek veya bir müşteriyle üzerinde anlaşılan fiyatı, başka bir müşteriden farklı bir fiyat talep edebilmeleri için gizlemek mantıklıydı. Bugün de halen bu bilgiler korunuyor. 
Ancak günümüzde sanat piyasası eskisinden daha az gizli. Örneğin müzayede evleri, sanat eserlerinin satışlarına yönelik bekledikleri fiyatların tahminlerini yayınlıyorlar. Ancak, değerlerin ve kazançların sanat eserinin kitlesel onayı gibi bir duruma bağlı olabileceği bir dünya hakkında muğlaklık havası veren, şüpheli birçok şey var.
Müzayede katalogları, eserlerin "özel bir koleksiyondan" olduğunu belirtiyor ve çoğu zaman bundan daha fazla ayrıntı içermiyor. Uzmanlar ve yetkililer, bazen tabloların kimliği belirsiz sahiplerinin temsilcileri tarafından, hatta satış düzenleyen showroomlarda bile piyasaya sürüldüğünü söylüyor. Alıcılar bu işlemleri yönlendirmek için aracılar kullanıyor.
Bu koşullar altında müzayedeler kendileriyle uzun süredir çalışan müşterilerinin dürüstlüğüne güveniyor. Bazen alıcılar ve satıcılar kişiler değil, paravan şirketler ve şeffaf olmayan yatırım kuruluşları oluyor. Bunlar genellikle kimliklerini gizliyorlar.
San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Herbert Lazarus, “Sanat dünyasındaki dolandırıcılıkların çeşitliliği neredeyse sonsuzdur ve sanat dünyasının başka hiçbir yatırımcının çalışmayı hayal bile edemeyeceği bir gizlilik içinde faaliyet göstermesi de bunu kolaylaştırıyor” dedi.

Avrupa’nın yaklaşımının takip edilmesi 
Washington hükümeti, sanat piyasasını daha fazla düzenlemek için finans kurumlarında kara para aklamayla mücadele etmeyi amaçlayan bir yasayı takip etmeyi düşünüyor. Banka Gizlilik Yasası, bankaların 10 bin doları aşan nakit işlemlerini bildirmelerini, şüpheli faaliyetleri ifşa etmelerini ve müşterilerinin kimliklerini ve varlık kaynaklarını açıklamalarını şart koşuyor.
ABD Kongresi Hazine Bakanlığı yetkililerine, uzun süredir  Suriye ve Irak gibi ülkelerden yasadışı antikaların kaçırılmasıyla ilgili endişelerin hakim olduğu tarihi eserler piyasası için uygun yasalar hazırlama yetkisi verdi. Buna göre Roma mermer heykelleri veya eski Mısır antikaları gibi tarihi eser satıcıları finansal kurumlar olarak değerlendirilecek ve federal düzenleyiciler kısıtlamaların daha geniş sanat pazarını kapsayacak şekilde genişletilip genişletilmeyeceğini denetleyecek.
Tarihi eser satıcıları, kara para aklama düzenlemelerine uymanın maliyeti konusunda endişeli. Satıcılar, müşterilerini yasadışı faaliyetlerde bulunmadıklarından emin olacak kadar tanıdıklarını söylüyorlar.
Müzayede evleri Avrupa'daki değişikliklere, ABD’deki müşterilerinin daha titiz bir şekilde incelenmesiyle zaten yanıt verdi. Christie's Müzayede Evi, New York müzayedelerinde satıcıların kimliklerini tam olarak açıklamaları gerektiğini belirtti. Ayrıca alıcılar açısından da herhangi bir aracının kimliğini kontrol ettiğini ve herhangi bir risk belirtisi olduğunda fon kaynaklarını belirlemeye çalıştığını ifade etti.
Ancak ABD Senatosu müfettişleri geçen yıl sanat piyasasına ilişkin politikada bazı boşlukların olduğunu farkettiler. Senato ayrıca, müzayede evlerinin ve bayilerinin, ABD yaptırım listelerinde yer alan Başkan Vladimir Putin'e yakın iki zengin Rus seçkin şahsiyetinin özel bir teknik danışman tarafından yönetilen paravan şirketleri kullanarak sanat eserleri alıp satmasına izin verdiğini belirtti. Senato alt komitesi, 2011-2019 yılları arasındaki cari işlemlerde müzayede evlerinin gerekli teminatları aldıklarını iddia etmelerine rağmen gerçek sahiplerini tespit etmedikleri sonucuna vardı.
Konuya ilişkin hazırlanan raporun yazarlarından biri olan Ohio eyaletinden Cumhuriyetçi Senatör Rob Portman şu açıklamayı yaptı:
"Sanat sektöründe otosansüre güvenilemez. Müzayede evleri güçlü kara para aklama karşıtı programlar kullandıklarını iddia etseler de, işlemleri kolaylaştıran gerçek çalışanların, sanat eserlerinin gerçek alıcısının kim olduğunu veya paranın nereden geldiğini asla sormadığını gördük.”
Öte yandan, ABD’de bu alanda daha katı kurallar kabul edilecek olsa bile, alıcı ve satıcıların isimleri kamuya açıklanmayacak. Ancak tarihi eser satıcıları ve müzayede evleri, kolluk kuvvetleri tarafından bir soruşturma yapılması durumunda kiminle çalıştıklarını belirtmek zorunda olacak.
* Şarku’l Avsat okurları için New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal