Kovid aşılarında üçüncü doz uygulamasına ve kokteyl aşılara dair bilinenler

Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
TT

Kovid aşılarında üçüncü doz uygulamasına ve kokteyl aşılara dair bilinenler

Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)
Bakan Koca BioNTech aşılarının ilk iki dozu arasındaki süreyi de 4 haftaya indirdiklerini açıkladı. (Reuters)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 50 yaş üzeri kişilerin ve sağlık çalışanlarının üçüncü doz koronavirüs aşısını olabileceğini duyurdu. Koca, "2 doz aşı olmuş 50 yaş ve üzeri vatandaşlarımızla sağlık çalışanlarımız yarından itibaren istedikleri aşıyla üçüncü doz aşılarını olmak üzere randevu alabileceklerdir" diye konuştu.
Bakan Koca bu önlemlerin, Avrupa'da vaka sayılarının yeniden artmasına neden olan Delta varyantına karşı bir önlem olarak alındığını aktarıldı. Koca'nın açıklamaları bazı kişileri sevindirirken bazılarının aklında ise soru işaretleri yarattı. Bunlar arasında dünya genelinde üçüncü doz aşı uygulamasının yapılıp yapılmadığı ve farklı türden aşıların karıştırılmasının işe yarayıp yaramadığı gibi sorular yer alıyor.
İşte üçüncü doza ve kokteyl aşılara dair bilinenler:

Üçüncü doza ihtiyacımız var mı?
Üçüncü doz tartışmalarında uzmanlar, genellikle grip veya tetanoz gibi aşıları hatırlatıyor. Ömür boyu koruma sağlayan kızamık aşısının aksine bu aşılarda belirli aralıklarla "hatırlatıcı" veya "güçlendirici" dozlar alınması öneriliyor. Grip aşıları her sezon yeniden yapılırken, tetanoz ise 10 yılda bir yapılıyor.
Koronavirüs aşı üreticileri, hatırlatıcı dozlara dair araştırmalarına devam ediyor. Ancak şimdiden uzmanlar, Kovid-19'un da tıpkı grip ve tetanoz gibi hatırlatıcı dozlar gerektireceğini düşünüyor.
Kovid-19 aşıları söz konusu olduğunda, bağışıklık korumasının ne kadar sürdüğü henüz tam olarak bilinmiyor ama aşı geliştiricileri ve sağlık yetkilileri, bu korumanın sonsuza kadar sürmeyeceğini tahmin ediyor.
Delta gibi yeni çıkan varyantların bağışık tepkisinden kaçabilmesi de güçlendirici dozlara ihtiyaç duyulacağı fikrini destekliyor.
Kısacası birçok araştırmacı, Kovid-19 aşılarının sağladığı bağışıklığın zamanla azalmasını bekliyor. Bu beklenti, hafif soğuk algınlığına yol açan diğer koronavirüs türlerinde gözlemlenenlerle tutarlı. Zira insanların bu koronavirüslere karşı geliştirdiği doğal bağışıklık da zamanla azalıyor.
ABD'nin önde gelen sağlık uzmanlarından Dr. Anthony Fauci, "Tarihsel olarak, en azından koronavirüsler için şöyle bir durum var: Hafif soğuk algınlığına neden olan koronavirüslere yakalandığınızda ortaya çıkan korumanın dayanıklılığı çok uzun sürmüyor" diyor.

Üçüncü dozu ne kadar süre sonra yaptırmalı?
Öte yandan, hatırlatıcı dozların ne kadar sıklıkla uygulanması gerektiği de belirsizliğini koruyor.
Şimdiye kadar yapılan araştırmalar, Pfizer ve Moderna'nın mRNA aşılarının, ikinci dozdan 6 ay sonra yaklaşık yüzde 90 oranındaki etkinliğini koruduğunu gösteriyor. Ama aslında aşıdaki bu koruyuculuğun 6 aydan daha uzun süreceği düşünülüyor.
AstraZeneca/Oxford aşısıyla ilgili yeni bir araştırma ise en az 6 aylık aradan sonra uygulanan üçüncü dozun antikor seviyelerini 6 kat artırdığını ve bağışıklık tepkisini koruduğunu ortaya koyuyor.
Bu bulgular, güçlendirici dozların ne kadar sıklıkla yapılması gerektiğine dair fikir verebilir.
Ankara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Bşk. Prof.Dr. İsmail Balık, "Hatırlatma dozunun ne zaman yapılacağı aşıdan aşıya değişir" demiş ve Sinovac aşısında hatırlatma dozunu 2. dozdan 6 ay sonra  yapılmasını önermişti. Balık, mRNA aşılarında bu sürenin bir ya da iki yılı bulabileceğini savunmuştu.
Bakan Koca'nın açıklamasının ardından yurttaşların üçüncü doz aşı randevusunu, ikinci dozu olduktan ne kadar süre sonra olabileceği ise MHRS randevu sistemi üzerinden anlaşılacak.
Öte yandan, Dr. Fauci mayısta Washington Post'a yaptığı açıklamada etki oranında zaman içinde düşüş beklendiğini ama bu düşüşün ne kadar sert olacağının henüz belirlenemediğini söylemişti.
Hatta uzmanlar, deneylerle ölçülen koruma süresinin gerçek hayatta farklılık gösterebileceğini de düşünüyor.

Üçüncü dozu başka hangi ülkeler tercih ediyor: Türkiye öncü ülkelerden
Risk altındaki gruplarda üçüncü doz uygulamasını duyuran ilk ülke Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmuştu. BAE yetkilileri mayıs ortasında yaptıkları açıklamada yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için destekleyici aşıya erişim sağlayacaklarını açıklamıştı.
O dönemde yurttaşların yüzde 73'ünü aşılamış olan ülkede aralarında Pfizer/BioNTech aşısının da bulunduğu 4 aşı acil kullanım izni almıştı. Ülkede Çin'in Sinopharm firmasının geliştirdiği inaktif aşı da yaygın olarak uygulanıyor.
Aynı dönemde Bahreyn de sağlık çalışanları ve diğer acil müdahale ekiplerinin, yaşlıların ve altta yatan sağlık sorunları olanların üçüncü doz aşı olabileceğini duyurmuştu. Sinopharm aşısı, Bahreyn'de de yaygın olarak kullanılıyor.
Bunun yanı sıra, Bakan Koca'nın üçüncü doz açıklaması yaptığı sırada Birleşik Krallık (BK) da güçlendirici dozlara yeşil ışık yaktı. BK Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), eylül ayında üçüncü doz uygulamasını hayata geçirmek için hazırlıklara başladı.
BK yetkililerinden gelen açıklamada 50 yaş ve üstü tüm yetişkinlerin ve grip aşısı olmaya hak kazanan daha genç kişilerin üçüncü doz koronavirüs aşısını olabileceği ifade edildi.
Astrazeneca/Oxford aşısının kullanıldığı BK'de yetkililer, ilk olarak Hindistan'da görülen Delta varyantı nedeniyle Kovid vakalarında meydana gelen artışla mücadele ediyor.
Oxford aşısının yerli üretim versiyonu CoviShield'ı kullanan Hindistan da üçüncü doz uygulamasını değerlendiriyor.
Çinli Sinovac firmasının aşısını kullanan Şili de üçüncü dozu değerlendiren ülkeler arasında. 
mRNA aşılarına verdiği acil kullanım izinleriyle dünyaya öncülük eden ABD ise henüz üçüncü doz uygulaması planlamıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (CDC) internet sitesinde "Kovid-19 destek dozlarına duyulan ihtiyaç ve bu ihtiyacın zamanlaması henüz belirlenmemiştir. Şu anda ek doz önerilmemektedir" ifadeleri yer alıyor.
Ancak ABD'nin önde gelen cerrahlarından Dr. Vivek Murthy, yurttaşların bir yıl içinde aşı takviyesi almaya hazırlanması gerektiğini söylemişti:
"Halk, bir yıl içinde yeniden aşıya ihtiyacımız olabileceği gerçeğine hazırlıklı olmalı."

Kokteyl aşı tartışması: Aşıları karıştırmak işlevli mi?
İkinci ve üçüncü dozlarda farklı türlerden aşıları tercih etmenin ne kadar etkili ve güvenli olduğu sorusu da Bakan Koca'nın açıklamalarının ardından yeniden gündeme geldi.
Koca, "Üçüncü doz aşının hangi aşı türü ile olduğunun herhangi bir kısıtlaması ya da önceliği yoktur. Vatandaşlarımız ve sağlık çalışanlarımız ilk iki dozda hangi aşıyı yaptırmış olurlarsa olsunlar üçüncü doz olarak istedikleri aşıyı olabilirler. Bu konuda tercih sizlere aittir. Gönül rahatlığı ile istediğiniz aşıyı 3'üncü doz olarak yaptırabilirsiniz" ifadelerini kullanmıştı.
Medyada kokteyl aşı diye de bilinen bu uygulama, uzun süredir bilim gündemini meşgul ediyor. Birkaç gün önce Oxford Üniversitesi'nden bilim insanlarının yayımladığı bir araştırmada, birinci ve ikinci dozda farklı aşıların uygulanmasının daha etkili olduğu ortaya konmuştu. Çalışmada BioNTech ve Oxford aşıları incelenmişti.
Mayıs ayında İspanyol bilim insanlarının yürüttüğü bir diğer araştırmada da hem Oxford hem de BioNTech aşılarının kullanılmasının koronavirüse karşı güçlü bir bağışıklık tepkisi ürettiği görülmüştü.
ABD'deki Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. William Moss, Kovid aşılarını tetanoz ve grip aşılarıyla karşılaştırıyor.
"Kovid-19 aşılarında küçük bir nüans var" diyen Dr. Moss'a göre diğer hastalıklarda hatırlatıcı dozlar, genellikle daha önce uygulanan aşının aynısını kullanıyor. Ancak Kovid-19 aşılarındaki güçlendiricilerde, farklı aşıların kullanılması mümkün.

Kokteyl aşı uygulayan var mı?
İlk doz Kovid-19 aşısını Oxford'la yaptıran Almanya Şansölyesi Angela Merkel, kokteyl aşıyı gündeme getiren ilk kişilerden olmuştu. Merkel ikinci doz aşıda Moderna'nın mRNA aşısını tercih etmişti.
İtalya Başbakanı Draghi de Alman mevkidaşının yolundan gitmişti. Draghi'nin ilk doz aşısını AstraZeneca olduğu, ikinci dozu ise BioNTech olmayı tercih ettiği bildirilmişti.
Üçüncü doz uygulamasına geçen ilk ülkelerden BAE ve Bahreyn, haziran başında, Türkiye'ninkine benzer bir açıklama yayımlamıştı. İki ülke de ilk dozlarını Sinopharm aşıyla tamamlayan kişilerin hatırlatıcı dozlarında BioNTech tercih edebileceğini duyurmuştu.
Bu Körfez ülkeleri, diğer aşıları uygulamaya koymadan önce yurttaşlarını Sinopharm'la aşılamaya başlamıştı. Ancak aşılama oranının epey yüksek olmasına rağmen iki ülkedeki vaka sayılarında da artış görülüyor.
Bahreyn'in sağlık müsteşarı Waleed Khalifa Al Manea, Sinopharm aşısının yüksek derecede koruma sağladığını söylemişti.
Öte yandan Wall Street Journal'a verdiği demeçte müsteşar, Bahreyn'de 50 yaşından büyük ve kronik hastalıklardan mustarip kişilerin ikinci Sinopharm dozunu aldıktan 6 ay sonra Pfizer takviyesi yaptırmalarını istediklerini bildirmişti.
Independent Türkçe



Binlerce yıllık DNA örnekleri, Doğu Asya halklarının tarihini baştan yazıyor

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

Binlerce yıllık DNA örnekleri, Doğu Asya halklarının tarihini baştan yazıyor

(Unsplash)
(Unsplash)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Doğu Asya'nın nüfus tarihine ilişkin yeni ve ayrıntılı bir tablo sunan yeni bir araştırmaya göre insanlar, Sibirya'yla Çin'in kuzeyi arasında tahmin edilenden çok daha erken bir dönemde gidip geliyordu.

Sibirya, Moğolistan Platosu ve Çin'in kuzeyini kapsayan Kuzey Doğu Asya, insanlık tarihinde kilit rol oynadı.

Zengin su ve orman kaynakları, Baykal Gölü bölgesini erken dönem insan kültürünün ve teknolojik gelişmeler için muhtemelen kritik bir merkez haline getirdi.

Önceki araştırmalar, Avrasya Bozkırları ve Çin'in kuzeyindeki erken dönem insan topluluklarının, MÖ 3. binyılda pastoralizm ve metalurjinin yaygınlaşmasına kadar birbirleriyle çok fazla bağlantılı olmadığını öne sürüyordu. Bunun nedeni, iki bölgedeki insanlar arasında büyük ölçekli etkileşime dair güçlü ve doğrulanabilir kanıtların bulunmamasıydı.

Yeni çalışma 7 bin 700 yıl önce iki bölge arasında daha önce bilinmeyen bir  "kuzey-güney kültürel alışveriş koridoru" olduğunu ortaya çıkararak bu inancı alt üst etti.
 

Görsel kaldırıldı.Yan Dağı Bölgesi ve çevresindeki tarih öncesi gen akışı ve kültürel etkileşimin illüstrasyonu (Science China Press)

Çalışmada 7 bin 700 ila 4 bin 300 yıl öncesine ait üç arkeolojik kazı alanından elde edilen 42 antik genom incelendi.

Kilit önemdeki bir popülasyonun pastoralizmin yükselişinden binlerce yıl önce, Sibirya'nın Baykal Gölü bölgesiyle Çin'in kuzeyindeki Yan Dağı Bölgesi arasında köprü görevi gördüğü tespit edildi.

Hakemli dergi Science Bulletin'de yayımlanan son çalışmaya göre, Çin'in kuzeyindeki erken Taş Devri Sitaimengguying kazı alanından gelen bu nüfus, Baykal Gölü'ndeki popülasyonlarla bağlantılı belirgin bir genetik iz taşıyordu.

Jilin Üniversitesi'nden Yinqiu Cui, yazarları arasında yer aldığı çalışma hakkında "Sitaimengguying nüfusu kritik bir bağlantı" diyor.

Baykal bölgesinden gelen genetik izleri koruyup bu mirası Çin'in kuzeyindeki sonraki nüfuslara kadar izlememizi sağlayarak hayati bir aracı görevi gördüler.

Çalışmada Sitaimengguying ve Sibirya nüfusları arasındaki kültürel bağlara dikkat çekiliyor.

Örneğin Sitaimengguying'de keşfedilen yuvarlak tabanlı benzersiz kaplar, daha önce sadece Baykal Gölü bölgesinde görülmüştü.

Çin'deki kazı alanında erkeklerin yan yatırılarak uzuvları üst üste gelecek şekilde gömülme geleneği de Baykal Gölü çevresinde yaygındı.

Yan Dağı Bölgesi'nde ortaya çıkarılan insan kalıntılarından alınan genom örnekleri, nüfusların karıştığına dair ek kanıtlar sunuyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Choongwon Jeong, "Yan Dağı Bölgesi belli ki dinamik bir sınır hattı, gerçek bir etkileşim alanıydı" diyor. 

Bu, Yan Dağı Bölgesi'nin Doğu Asya'nın kuzeyinin genetik yapısını şekillendirmedeki merkezi rolünü vurguluyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Bilim insanları "patlamış mısır" aromalı domates geliştirdi

Bezeril'deki Natais patlamış mısır fabrikasının laboratuvarındaki patlamış mısır (AFP)
Bezeril'deki Natais patlamış mısır fabrikasının laboratuvarındaki patlamış mısır (AFP)
TT

Bilim insanları "patlamış mısır" aromalı domates geliştirdi

Bezeril'deki Natais patlamış mısır fabrikasının laboratuvarındaki patlamış mısır (AFP)
Bezeril'deki Natais patlamış mısır fabrikasının laboratuvarındaki patlamış mısır (AFP)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Çinli bilim insanları gen düzenleme teknolojisiyle "patlamış mısır benzeri" aromalı yeni bir domates çeşidi üretti. Bu gelişme, nakliye ve depolama sırasında meyvenin lezzetinin kaybolması sorununu çözmeyi amaçlıyor.

Canlı rengi, mutfakta farklı şekillerde kullanılabilmesi ve besin değerleri nedeniyle sevilen domates, dünya çapında en çok yetiştirilen ve tüketilen gıdalardan biri.

Özellikle domatesin kokusu, gıdanın duyusal çekiciliğini önemli ölçüde artırarak tüketimini ve piyasa fiyatını etkiliyor.

Ancak domatesler, asmadan koparıldıktan hemen sonra başlayan metabolik değişiklikler nedeniyle aromalarını kaybetmeye başlayarak nakliye ve depolama sırasında lezzetlerini daha da yitiriyor.

Bilim insanları, CRISPR/Cas9 gen düzenleme teknolojisini kullanıp domates türlerindeki iki kilit geni aynı anda değiştirerek dünyanın ilk "olağanüstü aromatik domates bitkilerini" üretti.

Araştırmacılar, farklı domates çeşitlerindeki betain aldehit dehidrogenaz 2 (BADH2) adlı geni kesintiye uğrattı. Bu genin devre dışı bırakılmasının, "patlamış mısır benzeri" hoş aromadan sorumlu organik bileşik 2-asetil-1-pirolin (2-AP) birikimine yol açtığını tespit ettiler.

Bilim insanları daha sonra domatesleri tarayarak BADH2 geninin formlarını aradı, SlBADH1 ve SlBADH2 adlı iki varyant saptayıp bunların işlevini devre dışı bıraktı. Bu mutant türlerin önemli ölçüde daha yüksek 2-AP içeriği sergilediğini keşfettiler.

Journal of Integrative Agriculture'da yayımlanan çalışmanın yazarlarından Shengchun Xu, "CRISPR/Cas9 aracılı genom düzenleme teknolojisi, AC (Alisa Craig) çeşidindeki SlBADH1 ve SlBADH2 genlerinin tek tek veya her ikisinin birden devre dışı bırakılması için kullanıldı" diye açıklıyor.

Dr. Xu, "Bu sonuçlar, domateste 2-AP birikimini düzenlemede SlBADH2 baskın bir rol oynasa da SlBADH1'in de bu düzenleme sürecine kayda değer derecede katkı sağladığına işaret ediyor" diyor.

Araştırmacılar mutant türlerin; çiçeklenme zamanı, bitki boyu, meyve ağırlığı, glukoz, fruktoz, sakkaroz, sitrik ve malik asit gibi organik asitler veya C vitamini içeriği gibi temel özellikler bakımından yabani tipten belirgin biçimde ayrılmadığını saptadı.

Bilim insanlarına göre bu durum, mutant çeşitlerin "verim kaybı olmadan lezzet iyileştirme" hedefine ulaştığını gösteriyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Peng Zheng şu ifadeleri kullanıyor:

Devam eden çalışmalar, bu kokuyu seçkin ticari çeşitlere kazandırmayı amaçlıyor. Bu, kokulu pirinç çeşitleri gibi, lezzet karmaşıklığını artırarak tüketici tercihlerini ve piyasa değerini artırma potansiyeli taşıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir
TT

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Uzmanlar uyardı: İnsanları yapay zekadan koruma yöntemi ters tepebilir

Yeni bir araştırma, yapay zekanın ruh sağlığımıza verdiği zararı en aza indirmeye yönelik kritik yöntemlerden birinin aslında durumu daha da kötüleştirebileceği uyarısı yapıyor.

Sohbet botlarının ruhsal sıkıntı ve hatta psikozda nasıl payı olabileceğiyle ilgili yaygın endişeler sürerken önerilerden biri de sohbet botlarının, insan olmadıklarını ve karşı tarafın bir sohbet botuyla konuştuğunu kullanıcılara düzenli şekilde hatırlatması.

Ancak araştırmacılar bu önerinin, halihazırda savunmasız kişilerin ruhsal sıkıntılarını artırarak durumu daha da kötüleştirebileceğini savunuyor.

Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi'nden halk sağlığı araştırmacısı Linnea Laestadius yaptığı açıklamada, "Zaten sohbet etmek için bilerek sohbet botu tercih eden kullanıcıların karşılaştığı riskleri, zorunlu hatırlatmaların kayda değer derecede azaltacağını varsaymak hata olur" diyor. 

Halihazırda yalnız hisseden birine, destek gördüğünü ve yalnız olmadığını hissettiren tek şeyin bir insan olmadığını hatırlatmak, onu daha da yalnız hissettirerek ters tepebilir.

Bu uyarı, sohbet botlarını cinayet ve intiharla ilişkilendiren haberlerin ardından geldi. Sistemlerin yardımsever doğası ve hâlâ nispeten bilinmeyen ve öngörülemeyen yapıları nedeniyle, yapay zeka sohbet botları insanlara yardım etmek yerine onların sanrılarını veya zihinsel sağlık sorunlarını teşvik etmekle suçlanıyor.

Bazıları bu tür durumlarda insanlara bir sohbet botuyla konuştuklarını ve botun insan duygularını hissedemediğini hatırlatmanın yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Ancak yeni çalışmanın yazarları, araştırmaların bunu göstermediğini savunuyor.

Laestadius, "Kullanıcılara bir insanla değil, sohbet botuyla konuştuğu hatırlatılsa bota bu kadar bağlanmayacakları ve algoritma tarafından manipüle edilmeyecekleri düşüncesi kulağa mantıklı gelse de mevcut kanıtlar bu fikri desteklemiyor" diyor.

Araştırmacılar ayrıca kullanıcıların, sırf insan olmadıkları için bu sistemlere ruhsal sıkıntılarını anlatıyor olabileceğini öne sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi'nde medya ve teknoloji araştırmacısı olan yazar Celeste Campos-Castillo, "İnsan olmayanların, insanların aksine yargılamayacağı, alay etmeyeceği veya tüm okulu ya da işyerini onlara karşı kışkırtmayacağı inancı, sohbet botlarına içini dökmeye ve dolayısıyla bağlanmaya teşvik ediyor" ifadelerini kullanıyor.

Dahası, hatırlatmalar mevcut endişelerine ek olarak daha fazla sıkıntı yaratabilir. Kullanıcılar, kendilerini sohbet botuyla konuşmaya iten nedenlerin yanı sıra güvendikleri şeyden kökten farklı ve ayrı olduklarını hatırlamaktan dolayı da üzülebilir.

Laestadius, "Sohbet botlarının insan olmadığını kullanıcılara en iyi nasıl hatırlatabileceğimizi keşfetmek, kritik bir araştırma önceliği" diyor. 

Kullanıcıların ruh sağlığını en iyi şekilde korumak için hatırlatmaların ne zaman gönderilmesi ve ne zaman duraklatılması gerektiğini belirlememiz gerekiyor.

Çalışma, hakemli dergi Trends in Cognitive Sciences'ta yayımlanan "Reminders that chatbots are not human are risky" (Sohbet botlarının insan olmadığını hatırlatan bildirimler risk taşıyor) başlıklı yeni bir makalede anlatılıyor.

Independent Türkçe