Biden, Avrupa’da Obama’nın hatalarını tekrarlar mı?

ABD Başkanı’nın, diğer başkentleri görmezden gelip Berlin ve Brüksel’e odaklanması ölümcül bir hata olabilir.

Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
TT

Biden, Avrupa’da Obama’nın hatalarını tekrarlar mı?

Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin ABD ve Rusya zirvesinden birkaç gün önce Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama kararını eleştirdi (APF)

Tarık eş-Şami
Rusya ve Çin karşısında transatlantik ortaklığının canlandırılmasının bir sonucu olarak ABD Başkanı Joe Biden’a, Avrupa’ya yaptığı ilk yurtdışı gezisi dönüşünde bir dizi olumlu tepki dalgası eşlik etti. Bununla birlikte özellikle de Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü ekonomi lokomotifi olduğu göz önüne alındığında, dış stratejisini yalnızca iki başkente, yani Berlin ve Avrupa Birliği’nin (AB) de başkenti Brüksel’e odaklayan Biden, daha az etkili başkentleri göz ardı etti. Bu durum sonrasında Joe Biden, eski Demokra Başkan Barack Obama’nın Avrupa’ya yönelik yaklaşımından farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceğine dair soru işaretleriyle karşı karşıya. Peki Biden, aynı hatalar yapacak mı yoksa, özellikle de bazı Avrupa ülkeleri bu politikanın yansımalarından şikâyet etmeye başlayınca çok geç olmadan bu hataları onaracak mı?

Başarılı bir ziyaret… Ama
ABD Başkanı’nın Avrupa ziyareti, eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimini dört yıllık disiplinsiz dış politikasının ardından iki taraf arasındaki uyumu göstermeye başladı. Bunun yanı sıra, ABD ve AB’nin karşı karşıya olduğu uzun vadeli küresel zorluklardan bazılarını ele almak üzere ortak bir yol tanımlama açısından genel olarak başarılı oldu. Avrupalılar, ABD’nin geleneksel rolüne dönmesiyle rahat bir nefes aldı. Bununla birlikte bazı ülkelere hala kızgınlık duygusu hâkim. Bu duygu, Polonya Dışişleri Bakanı Zbigniew Rau’nun ifadelerinde de açıkça görüldü. Rau, gazetecilere yaptığı bir açıklamada, ABD’lilerin Varşova’da ortaklarıyla istişareleri görmezden gelmesi sonrasında ABD- Polonya ilişkilerinin iyi olmadığını ifade etti. Öyle ki Biden, Varşova ve Washington’un projeyi durdurmak için yıllarca birlikte mücadele etmesine rağmen, Rusya’dan Almanya’ya uzanan ‘Nord Stream 2’ gaz boru hattı üzerindeki yaptırımları kaldırma kararı aldı.
Görünen o ki Polonya gibi bazı Avrupa ülkeleri, kendilerini dışlanmış gibi hissediyor. ABD ile ilişkileri, eski Başkan Obama yönetiminde yıllarca ihmal edildikten sonra Trump döneminde önemli ölçüde iyileşmişti. Bu nedenle bazı gözlemciler, Biden’in şu anda ‘Almanya ve AB’ye liderlik edilen Brüksel’ ile ‘ABD’nin Obama yıllarında görmezden geldiği stratejik açıdan önemli diğer Avrupalı ​​müttefikler arasında’ ayrım yapma hatasını tekrarlama riskiyle karşı karşıya olduğuna inanıyor.

Polonya ve Ukrayna
Polonya’nın coğrafyası, ülkeyi ABD-Rusya ilişkilerindeki değişikliklere duyarlı hale getirirken sorun, Polonya’nın direncini artırıyor. Bu durum, Nord Stream 2 gaz boru hattına yaptırım uygulamama kararı ile (ABD yönetiminin NATO ile Ukrayna arasında bir düzenlenmesini engellemek üzere müdahalesinin yanı sıra) Biden’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesi arasında bağlantı kuran Polonya Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarıyla açıkça ifade ediliyor. Hiç şüphe yok ki bu adımlar, Biden’in, ‘yönetiminin son yılında Trump’ın Polonya’ya ABD kuvvetleri gönderme kararını’ tersine çevireceğinden korkan Polonyalıları alarma geçirmek için yeterli.
Eski Trump yönetimi yetkilileri, Biden yönetiminin Biden- Putin görüşmesinden birkaç gün önce ‘Pentagon’dan Ukrayna’ya askeri yardım paketi sağlama’ kararını eleştiriyor. Ancak paket, ‘Javelin’ tanksavar füzelerini bilinmeyen bir şekilde göz ardı ediyor. Bunlar, Demokratların Rusya Devlet Başkanı Putin’e karşı koymaya istekli olduğunun kanıtı olarak Trump’tan Ukrayna’ya sağlamasını istediği silahlar olarak biliniyor.

Orta Avrupa ülkeleri
Ancak Polonya, Biden’in Avrupa ile ilişkilerinde Berlin, Brüksel ve Paris’e odaklanarak, kendisini göz ardı ettiğini düşünen tek ülke değil. Orta Avrupa’nın çoğu, Obama yıllarında bir geçiş bölgesi olarak kabul edilmişti. Şu an Biden yönetimi, bu duruma geri dönme riski alıyor. Eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Fransa’ya 34 kez ziyarette bulunurken, Slovakya, Romanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni ziyaret etmemişti. İranlılar ve Ruslarla görüşmek için Viyana’yı 11 kez ziyaret etmesine rağmen, Avusturya’ya hiçbir zaman resmi bir ziyaret gerçekleştirmemişti.
Cumhuriyetçiler ve Trump yönetimi, bu eğilimi Avusturya ve Vişegrad Grubu ülkelerine (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) büyük önem veren eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ziyaretleriyle karşılaştırıyor. Çinli ve Rus yetkililer, ülkelerinin bu ülkelerdeki etkisini geliştirmek için söz konusu grupla özel bir önemle iş yapıyor.
Orta Avrupa ülkeleri, Trump döneminde ABD’nin kendileriyle ilişkilerini ve çıkarlarını güçlendirmesinin, Biden yıllarında Washington ile ilişkilerdeki olumlu yolun devamlılığını engelleyebileceğinden korkuyor. Trump yönetimi, bu ülkelerdeki yatırımlarını desteklemiş, Çin ve Rusya yatırımlarına alternatif oluşturmak için girişimlerde bulunmuştu. Ayrıca Pompeo da AB’nin 27 üye devletinden biri hariç tümü tarafından imzalanan, Çin telekomünikasyon şirketi ‘Huawei’ ile mücadele etmek için ‘Temiz Ağ’ girişimini başlatmıştı. Aynı şekilde Avusturya ve diğer Orta Avrupa ülkeleriyle derinleşen ilişkiler, Balkanlar ve başka yerlerde ABD hedeflerine ulaşmak için bu ülkelerin desteklerini kazanmaya da yardımcı olmuştu.

Kıbrıs ve Yunanistan
Çok sayıda cumhuriyetçi lider, Biden’in yaklaşımının, örneğin Yunanistan ve Kıbrıs’a ulaşmak için Orta Avrupa’nın ötesine geçebileceğine inanıyor. Yetmişli yılların ortalarından bu yana, hangi parti olursa olsun, birbirlerini takip eden ABD yönetimleri, Türkiye’yi kızdırma endişesiyle bu iki ülke ile ilişkilerini derinleştirmekten kaçındılar. Bu durum, Trump’ın Doğu Akdeniz’deki stratejisiyle açık şekilde değişti ve ABD, Yunanistan ile savunma ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi. Ayrıca Kıbrıs’a güvenlik yardımı yasağına son verdi.

İspanya, Portekiz ve Norveç
Aynısı, farklı bir yolla da olsa diğer ülkeler için de geçerli. Trump döneminde ABD, İspanya ve Portekiz ile ticari teşvik diplomasisini yoğunlaştırdı. Söz konusu her iki ülke, Portekiz ile ticareti yüzde 40’a çıkaran yoğun ABD ticaret teşvik diplomasisine tanık oldu. Nihayetinde bu çabalar, bu iki ülkenin, Huawei’nin 5G (5. Nesil Mobil Telekomünikasyon Hizmeti) ağları için bir altyapı inşa etme planlarını reddetmesiyle sonuçlandı. Norveç’e gelinde, AB’ye üye olmasa da stratejik açıdan önemli bir ülke. ABD ile olan savunma ilişkileri, Trump yönetiminin Rusya ve Çin’in Kuzey Kutbu’nu işgal etme girişimlerini engelleme çabalarının bir parçası olarak önemli ölçüde genişledi.

İngiltere… Soru işareti
Belki de en büyük soru işareti, ABD’nin İngiltere ile ilişkileri ve bunun hâlâ Başkan Biden yönetimi açısından bir öncelik olup olmadığıyla ilgili. Obama’nın İngiltere’nin AB’nden ayrılmasına sıkı şekilde muhalif olduğu iyi biliniyor. Önerilerine karşı çıktığında Obama, İngiltere’yi ticaret görüşmeleri listesinde son sıraya koymuştu. Trump ise tamamen farklı bir tavır takınarak, ikili bir serbest ticaret anlaşması müzakerelerini başlattı. İngiltere ve AB’ye, Brexit (İngiltere’nin AB’den ayrılması) müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun özel ilişkinin bir öncelik olarak kalacağını söyledi.
Biden, Avrupa turunun başında İngiltere’ye ulaştığında iki ülke arasındaki özel ilişkinin öncelik olduğundan söz etse de iki taraf arasındaki ticaret anlaşmaları hala belirsiz. Taraflar arasındaki ticaret anlaşması müzakereleri ertelendi. Aynı zamanda ABD yönetimi, bu ülkelerin ABD teknoloji şirketlerine bağlı sosyal paylaşım sitelerine dijital hizmet vergileri uygulaması sonrasında İngiltere, İspanya, İtalya, Türkiye ve Hindistan’a sanal hizmet vergisi getirebileceğini duyurdu.
ABD yönetimi, İngiltere’nin Kuzey İrlanda’nın gelecekteki statüsü hususunda AB ile olan anlaşmazlığına dair tarafsız olduğunu açıkladı. İngiltere hükümeti ise Biden yönetiminin, Londra’ya Brüksel’den daha fazla baskı yapma eğiliminde olduğunu belirtti.

Merkez ve taraflar
Biden yönetimi, Berlin, Brüksel ve Paris’te Avrupa’nın kalbi ile ilişkilerini pekiştirmeye ve sağlamlaştırmaya önem verse de Çin ve Rusya’nın ticari ve stratejik başarılar elde ettiği Avrupa’nın bazı bölgelerinde nüfuz için rekabet etme ihtiyacı nedeniyle tarafları da görmezden gelmemek zorunda. Zira büyük güçlerin rekabetinde ana arena olan bölgeler ihmal edilirken, sadece Avrupa’nın merkeziyle ilişkilere odaklanmak büyük bir hata. Aynı şekilde bu yaklaşım, ters tepecek ve ABD’nin ulusal çıkarlarına uzun vadeli zararlar verecek.
Bununla birlikte Biden’ın ziyaretinin, geride hala yarım kalmış bir iş bıraktığına dair bir his var. Avrupalılar, bazı tartışmalı konularda anlaşmaya vararak mevcut ticaret anlaşmazlıklarından meyve almayı umuyordu. Ancak yalnızca Avrupa merkezli ‘Airbus’ ve ABD merkezli ‘Boeing’ arasındaki anlaşmazlığın askıya alınmasına karar verildi.
Ancak nihayetinde fırsatın kaçırıldığı hissi tamamen kaybolmadı. Aktif iş birliği ve pratikte Washington ile iş birliğinin ne anlama geldiğinin net bir şekilde anlaşılması için hala bahisler mevcut. Atlantik’teki iyi niyet, iki taraf arasındaki kafa karışıklığı ve olası çekişmelerden etkilenme riskiyle de karşı karşıya kalacak.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.

 


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.