Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Taliban’ın Afganistan'daki ilerleyişi İran'ı Irak'taki vekillerini kontrol etmeye zorluyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
TT

Irak’ta silahlı gruplar Kaani ateşkesine baş kaldırarak seçimleri ertelemeye çalışıyor

Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)
Musul’un dün DEAŞ'dan geri alınmasının yıl dönümünde duvara asılan kurbanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıt levha (AFP)

Irak’ta Haşdi Şabi çatısı altındaki Şii liderler, ABD’nin buradaki çıkarlarına karşı gerginliği sürdürmek için silahlı gruplar arasında kapsamlı bir anlaşma olduğu iddialarını reddettiler. Öte yandan Afganistan’da Taliban tehdidi artarken, İranlı subayların, ülkede açık bir savaş cephesi açılmasına ilişkin duydukları korkular gün yüzüne çıktı.
Basında yer alan haberlere göre Haşdi Şabi gruplarının, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Erbil Uluslararası Havaalanı’nın ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’nün hedef alınmasının ardından ateşkes ile ilgili direktiflerine ‘baş kaldırdılar’. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, geçtiğimiz hafta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda DMO subayları ile Iraklı Şii liderler arasında yapılan bir toplantıda ateşkes konusunda bir anlaşmaya varıldığını, ancak Hizbullah Tugayları ve Seyyid eş-Şuheda Tugayları’nın ateşkesi onaylamadığını vurguladılar.
Kaynaklar, Fetih Koalisyonu ve Asaib Ehl-i Hak liderlerinin DMO subayları ile yaptıkları son görüşmede ateşkes kararını desteklediklerini söylediler. Seyyid eş- Şuheda Tugayları Sözcüsü Kazım el-Fartusi, Irak’taki ‘İslami Direnişi'n Amerikan kuvvetlerine karşı askeri operasyonları durdurmaya yönelik herhangi bir arabuluculuğu şiddetle reddettiğini duyurdu. Fartusi, “Amerikan kuvvetlerine yönelik askeri tırmanış, söz konusu güçlerin Irak topraklarından tamamen çıkarılması içindir. Aksi bir durumda ne ateşkes olacak ne de gruplara nasıl bir baskı uygulanırsa uygulansın ne tırmanış duracaktır” ifadelerini kullandı.
Toplantıya katılan Iraklı kaynaklara göre İran'ın ateşkes önerisi bir meydan okuma ve muhalefetle karşılandı. Toplantıda konuşan altı grubun liderlerinden biri, selefi Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin eski lideri Ebu Mehdi el-Muhendis'in ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine karşısında kimse intikam almazken sessiz ve sakin kalamayacaklarını söyledi.
Üç Şii siyasi yetkili ve iki üst düzey milis grup yetkilisi tarafından Associated Press'e (AP) anlatılan toplantının ayrıntıları, İran'la müttefik olan Iraklı milislerin, nasıl bir bağımsızlık düzeyi ileri sürdüklerini ve bazen de Tahran'dan gelen emirlerle alay ettiğini ortaya koyuyordu. İran, şuan Iraklı milisleri dizginlemek için Lübnan’daki Hizbullah’a güveniyor. İran’ın yeni cumhurbaşkanının da aynı süreçte rol oynayabileceği düşünülüyor.
AP’a göre Ebu Ali el-Askeri liderliğindeki Hizbullah Tugayları’nın Haşdi Şabi çatısı altındaki diğer gruplarla herhangi bir siyasi anlaşmaya katkıda bulunmadan, doğrudan ve maceralı bir tırmanışı benimseyerek diğerlerinden farklı bir yol izlediği görülüyor. Bu arada yine AP’ın haberine göre Seyyid eş-Şuhada Tugayları lideri, önümüzdeki aylarda yapılması planlanan seçimleri Nisan 2022'ye ertelemekle tehdit ediyor.
İranlı yetkililerin Şii grupların liderlerini ‘güvenlik geriliminin devam etmesinin Şii yönetimi deneyimini hızla sona erdireceği ve yaklaşan seçimlerin hiçbir anlamı olmayacağı’ konusunda uyardığını söyleyen kaynaklar, ateşkesin gerekliliği hakkında uzun uzun konuşan hükümet yetkililerinin de son toplantıda yer aldığına işaret ettiler.
Kaynaklar, İranlı yetkililerin, milis grupların liderlerine ‘yaklaşan seçimlerde işler lehlerine giderken gerginliğin atmasının gerekçelerini’ sorduklarını aktardılar. Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu’ndaki bir lidere ve Nuri el-Maliki liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu’ndaki bir siyasi danışmana göre bölgedeki durum tehlikeli boyutlara ulaşırken İranlılar, Taliban'ın ilerlediği Afganistan sınırındaki durumun doğu ekseninde özellikle Irak’ta istikrarlı bir cephe gerektirdiği konusunda Iraklılara net mesajlar gönderdiler.
Taliban geçtiğimiz hafta Bagram Hava Üssü’nün ve İran sınırındaki bir sınır kapısının bulunduğu Parvan vilayetindeki iki bölgeyi kontrol altına aldı. Fetih Koalisyonu’ndan olan lider, önde gelen Şii aktörlerin, Irak seçimlerine kadar ateşkesi asgari düzeyde sabitleme konusunda anlaştıklarını, ancak krizin, grupların faaliyet gösterdiği ademi merkeziyetçilik yöntemiyle daha da karmaşıklaştığını söyledi.
Fakat Şii liderlerin açıklamaları sahadaki gerçeği yansıtmıyor. Gerginliği durdurma anlaşmasına rağmen, ülkedeki diplomatik misyonlara ve askeri üslere yönelik füze saldırılarının durdurulacağına dair kesin bir işaret bulunmuyor.
Milis gruplar sistemi için ‘yaratıcı kaos’ politikasında üç ana faktör rol oynuyor. Bunlardan ilkini, İranlılarla doğrudan temas olmaksızın geleneksel grupların liderleriyle birlikte çalışan ve özellikle silah transferi ve füze fırlatma gibi özel operasyonlar yürüten yeni ortaya çıkan Şii hücreleri tarafından temsil ediliyor. Bu yeni ilişki, İranlı bir arabulucu veya üst denetçi olmadan oluşurken Haşdi Şabi içindeki karmaşık Şii hiyerarşisi, bu gruplara geniş bir hareket ve manevra alanı sağladı.
Ancak İran'ın sık sık gerçekleşen Bağdat ziyaretleri ve grup liderleriyle tekrar tekrar yapılan görüşmeler, genellikle alt hücrelerin hareketlerinin bölgedeki olayların gidişatından ve İran'ın buradaki çıkarlarından tamamen bağımsız hale geldiği korkularını yansıtıyor.
Saha çalışması konusunda gruplar arasındaki kesişmeyi ortaya koyan ikinci faktör, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi hükümeti ve ABD aleyhine gerilimi tırmandırma kararının tek bir mesaj barındırmamasıdır. Milis grupların stratejisi, Kazımi ile olan rekabetlerini Amerikan güçlerini ortadan kaldırma gündeminden ayırırken Amerikalılara karşı tırmanış haftalarca sürdürüldü. Çünkü milis gruplar arasında genel olarak Kazımi ile ateşkes eğilimi gösteren bir ruh hali hakimdir.
Üçüncü faktör ise milis gruplar arasındaki iç denklemleri değiştirmede belirleyici bir unsur gibi görünüyor. Bu faktör, bir boşluğun nasıl doldurulacağı ya da diğer bir deyişle Mehdi el-Muhendis'in yerine kimin geçeceği ve İran’ın kendi kanallarıyla sınırlandırdığı Irak’taki Şii gruplarla iletişimi üzerinde kimin nüfuz sahibi olacağı ile ilgili yaşanan yoğun rekabettir.
Haşdi Şabi liderlerinden biri, grup liderleri arasındaki ilişkinin, kamuoyuna göründüğü gibi olmadığını, yoğun rekabetin bazen boykot boyutuna ulaştığını söyledi. Lider, “Her şey kaotik görünebilir, ancak Irak’ta asıl etkili olan kaostur” ifadelerini kullandı.
Bazı gruplar İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yerine İbrahim Reisi'nin iktidara gelmesini, Haşdi Şabi’nin tıpkı DMO gibi konumunu güçlendirmek ve nüfuzunu pekiştirmek için büyük bir fırsat olarak görüyorlar.
Reisi henüz görevi teslim almadı. Fakat bazı gruplar, özellikle ikincil silahlı hücreler kuranlar, Irak dosyasına Dini Lider Ali Hamaney'den eşi benzeri görülmemiş bir etki sağlayacak olan İran’ın yeni Cumhurbaşkanının benimseyeceği bir saha çalışması modeli sunmak istiyorlar.
Haşdi Şabi’den lider bu konuda ise şunları söyledi:
“Irak sahasındaki bozulma ve işlerin tamamen ortaya çıkması konusu, özellikle gruplar içindeki çalışma sisteminin özelliklerini şekillendiren bu faktörlerle bağlantılıdır.”
Genel olarak toparlayacak olursak, Irak hükümetine veya Amerikan çıkarlarına karşı tırmanışı benimseyen gruplar, Adil Abdulmehdi hükümeti döneminde belirgin olmayan temel bir değişimi yansıtıyor ve Irak'taki emniyet ve siyaset denklemine yeni bir gerçekliğin dayatılması için yapılan bir saha hazırlığını temsil ediyorlar.



Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP
TT

Suriye, Hizbullah'a karşı kırmızı çizgilerini çiziyor

Fotoğraf: Al Majalla/AFP
Fotoğraf: Al Majalla/AFP

Subhi Franjieh

Suriye-Lübnan sınırı, Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihindeki çöküşünün ardından eşi ve benzeri görülmemiş bir gerilime sahne oldu. Suriye hükümeti, Lübnan’daki Hizbullah'ın gerçekleştirdiği kaçakçılık faaliyetlerine karşı koymak amacıyla sınıra yoğun takviye güçler sevk ederken Hizbullah da Şam'ın Lübnan topraklarına olası askeri müdahalesini engelleme gerekçesiyle yüzlerce üyesini sınır bölgelerine konuşlandırıyor. Tüm bunlar, Hizbullah'ın sınırın her iki yakasından silah ve savaşçı transfer etme girişimlerini sürdürdüğü bir ortamda yaşanıyor. Al Majalla’nın çeşitli saha kaynaklarından edindiği bilgilere göre Hizbullah’a bağlı hücreler, Esed dönemi Hizbullah saflarında ve İran destekli milislerde görev yapmış Suriyeli savaşçıları yeniden bünyelerine katmak için aktif bir şekilde faaliyet yürütüyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almak ve Hizbullah'ın silah sevkiyatı ile milislerin geçişini sağlamak amacıyla sınırı kullanmasının önüne geçmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor. Suriye hükümeti sınır güvenliğini büyük ölçüde sağlamış olsa da Al Majalla'ya konuşan kaynaklara göre kaçakçılık faaliyetlerinin tümüyle önüne geçilemiyor. Aynı kaynaklar, Suriye hükümetinin aldığı tüm tedbirlere karşın son iki hafta içinde Suriye'den Lübnan'a yönelik birçok kaçakçılık operasyonunun başarıyla gerçekleştirildiğini belirtiyor. Kaynaklara göre sınırın tamamen kontrol altına alınması mümkün değil. Bunu zorlaştıran etkenler arasında lojistik güçlükler, sınırın her iki yakasındaki toprakların ve ailelerin iç içe geçmiş yapısı ve Esed rejimi ile Hizbullah'ın uzun yıllar boyunca inşa ettiği karmaşık tünel ağı sayılabilir.

Tehdidin yalnızca Suriye-Lübnan sınırıyla sınırlı olmadığını, Suriye şehirlerinin içlerine kadar uzandığını değerlendiren hükümet, Şam ve çevresi, Humus, Deyrezzor, Dera, Tartus, Zebedani, Kusayr ve diğer şehirlerdeki güvenlik önlemlerini yoğunlaştırdı. Suriye’de Hizbullah ve diğer İran destekli milislerle bağlantısını sürdüren hücrelere karşı haftalık bazda güvenlik operasyonları ve baskınlar düzenleniyor. Suriye İçişleri Bakanlığı, 19 Nisan Pazar günü ülkedeki istikrarı ve kamu güvenliğini tehdit etmeyi hedefleyen girişimlerin engellendiğini açıkladı. Bu girişimlerin arkasında eski rejimden kişilerle Hizbullah'a bağlı hücrelerin bulunduğunu belirten bakanlık ayrıca engellenen girişimlerden birinin Kuneytra’da gerçekleştiğini, burada Hizbullah bağlantılı ve sınır dışındaki bölgeden saldırı planlamakta olan bir hücrenin tutuklandığını duyurdu. Bu açıklama, söz konusu hücrenin Suriye topraklarından İsrail'i hedef almaya çalıştığına işaret etti. İçişleri Bakanlığı'na göre ele geçirilen silahlar arasında ‘profesyonelce hazırlanmış ve bir sivil araçta gizlenmiş’ roketler ve roket fırlatma rampaları da bulunuyor.

Suriye hükümeti aynı zamanda Esed rejiminin çöküşünün ardından Suriye'den Irak'a geçen Hizbullah üyelerinin ve İran destekli milislerin Suriye'deki hücre yapılanmalarını yeniden oluşturmak amacıyla yürüttüğü adam toplama ağlarını çözmeye yönelik kapsamlı istihbarat çalışmaları da sürdürüyor. Al Majalla'nın edindiği bilgilere göre üye kazanma faaliyetleri, aylık 300 dolara kadar ulaşabilen maaş teklifleriyle söz konusu milislerin eski savaşçılarını hedef alıyor.

Suriye hükümeti, özellikle geçtiğimiz şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmalarıyla son haftalarda Suriye-Lübnan sınırındaki kuvvetlerini belirgin biçimde artırdı. Şam'ın bu hamlesi, sınırı kontrol altına almanın yanı sıra Hizbullah'ın silah sevkiyatı yapmasını ve milislerin geçişini engellemeyi amaçlıyor.

Suriye hükümeti, güçlerini ve kaynaklarını seferber etti

Suriye-Lübnan sınırında Al Majalla ile görüşen Suriyeli güvenlik kaynakları, Suriye ordusunun son iki hafta içinde sınır bölgesine yüzlerce personel sevk ettiğini doğruladı. Bu takviyeye Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçler, sınır güvenliği, terörle mücadele ve kaçakçılıkla mücadele ekipleri de eşlik ederken tüm bu adımlar sınır denetimini sıkılaştırmayı ve kaçakçılık operasyonlarını engellemeyi amaçlıyor.

Kaynaklara göre bu takviyeler, Hizbullah'ın kendi adına çalışan Suriyeli unsurları sınırdan Lübnan'a geçirmeye çalıştığına dair istihbarat bilgileriyle eş zamanlı olarak hayata geçirildi. Öte yandan Hizbullah, Suriye'de bıraktığı ve henüz Suriye hükümetinin eline geçmemiş silahları Lübnan topraklarına taşımaya çalışıyor. Bu amaçla yıllardır güvendiği kaçakçılara başvuran Hizbullah, Suriyeli ve Lübnanlı ailelerin iç içe geçtiği ve Hizbullah'a hizmet ettiği bazı sınır noktalarını da kullanıyor.

fdgbhyj
Şam yakınlarındaki bir tünelin girişini açan Suriyeli bir asker (AFP)

Al Majalla'ya konuşan Suriyeli bir güvenlik yetkilisi, Suriye hükümetinin Suriye-Lübnan sınırında haftalık bazda birden fazla kaçakçılık operasyonunu engellediğini açıkladı. Sınırın tam anlamıyla kontrol altına alınmasının son derece güç bir iş olduğunu, bunun için daha büyük kuvvetlere, daha gelişmiş teçhizata ve Lübnan tarafıyla güvenli ve güvenilir iletişim kanallarına ihtiyaç duyulduğunu belirten yetkili, bazı kaçakçılık faaliyetlerinin başarıya ulaşmış olabileceğini de sözlerine ekledi. Ancak aynı yetkili, Suriye ordusu, İstihbarat Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerin kaçakçılığa dair kendilerine ulaşan her bilgiyi kararlı ve anında bir tutumla değerlendirdiğinin de altını çizdi.

Al Majalla, birkaç gün önce Hizbullah'ın Suriye'de bıraktığı ve henüz müsadere edilmemiş silahlarını, geçtiğimiz haftalarda İsrail saldırılarının hedef aldığı silah depolarındaki eksiği kapatmak amacıyla Lübnan'daki kontrolündeki bölgelere kaçırmaya çalışmayı sürdürdüğünü öğrendi.

Edinilen bilgilere göre Hizbullah'ın kaçırmaya çalıştığı silahlar arasında roketler, makineli tüfekler ve mayınlar yer alıyor. Öte yandan Hizbullah’ın hafif ve bireysel silahları kaçırmak gibi bir girişimi söz konusu değil. Çünkü bu tür silahların kaçırılmasının getireceği risk, sağlayacağı faydanın çok daha üzerinde olarak değerlendiriliyor.

Şam hükümeti, her hafta Suriye-Lübnan sınırındaki birçok kaçakçılık girişimini engelliyor.

Suriye hükümeti, sadece kaçakçılıkla mücadele ve hücrelere baskın düzenlemekle kalmıyor, aynı zamanda yakın vadede Suriye içinde ya da Suriye topraklarından İsrail'e yönelik eylem gerçekleştirebilecek hücrelerin bir an önce tespit edilip tutuklanması amacıyla sorgu operasyonlarını yoğunlaştırıyor ve istihbarat bilgileri topluyor. Edinilen bilgilere göre geçtiğimiz mart ayı sonlarında Deyrizor'da tutuklanan Hizbullah hücresiyle yürütülen soruşturmalar, akabinde farklı Suriye bölgelerine yayılmış ve birbirleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen dörtten fazla hücrenin daha çökertilmesini sağladı. Söz konusu hücrelerin tamamının Hizbullah adına faaliyet yürüttüğü belirlendi.

Suriye İçişleri Bakanlığı tarafından 18 Nisan Cumartesi günü yapılan açıklamada güvenlik birimlerinin ‘birleşik bir güvenlik operasyonu’ gerçekleştirerek ‘birçok köy ve kasabada’ faaliyet yürüten bir ‘terör hücresini’ çökerttiklerini duyurdu. Bakanlık, söz konusu hücrenin ‘araçlara bomba yerleştirme, patlayıcı düzenek hazırlama ve mayın döşeme’ eylemlerine karıştığını belirtti. Suriye İçişleri Bakanlığı soruşturmalarına göre hücre üyeleri, yurt dışında uzman eğiticiler tarafından patlayıcı yerleştirme ve imalatı konularında özel eğitim almıştı.

Hizbullah sınır yakınlarında varlığını yoğunlaştırırken Suriyelileri kendi saflarına katıyor

Şarku'l Avsat Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hizbullah liderlerinin rejimin çöküşünün ardından örgütün Suriye’nin iç işlerine karışmayacağını defalarca kez dile getirmesine karşın sahadaki faaliyetleri bu açıklamaların tersini yansıtıyor. Suriye hükümeti, Suriye'nin iç bölgelerinde ve sınırlarında Hizbullah bağlantılı hücrelerin tutuklandığını sürekli olarak kamuoyuyla paylaşıyor. Bunun yanı sıra eski rejimin çöküşünden önce İran destekli milislerin saflarında yer alan bazı kişilerin, Suriye'deki İran destekli milisler ve Hizbullah'a bağlı grupların eski liderleri tarafından arandığı da biliniyor. Al Majalla'nın iki ayrı kaynaktan edindiği bilgilere göre bu temas girişimleri, söz konusu kişileri yeniden saflarına kazanmaya yönelik bir çabadan ibaret.

dfvbgtrhyj
Suriye-Lübnan sınırında devriye gezen Suriyeli askerler (AFP)

Hizbullah'ın son iki hafta içinde yüzlerce üyesini Şam kırsalı ve Humus'a karşı cephede yer alan Suriye sınır bölgelerine sevk etmesinin ardından Suriye ordusunun Lübnan topraklarına girerek örgütün silahlarını ele geçirebileceğine dair haberleri ciddiye aldığı anlaşılıyor. Al Majalla'nın edindiği bilgilere göre bölgeye gönderilen üyeler arasında eski rejim saflarında ve Hizbullah ile İran bağlantılı milislere katılan ve Beşşar Esed'in 2024 yılının aralık ayında ülkeden kaçmasının ve rejimin çökmesinin ardından Suriye'den firar eden Suriyeliler de bulunuyor. Bu kişilerin Suriye-Lübnan sınırına yakın bölgelerdeki varlıkları, Suriye hükümetinin Lübnan topraklarında herhangi bir askeri operasyon başlatmaya karar vermesi ihtimaline karşı ‘önleyici bir tedbir almayı’ ve ‘karşılık vermeye hazır olmayı’ amaçlıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 13 Nisan'da yayımlanan görüntülü konuşmasında şunları söyledi:

“İsrail'in Lübnan'a saldırı halinde olduğu bir dönemde, Suriye ordusunun ya da Suriye'den birinin Lübnan'ın sorununa müdahil olması için sorun çıkarmak amacıyla zehir saçanlar büyük bir suç işliyor. Suriye liderliğinin ve Suriye halkının, ABD, İsrail ve bu ülkelerin Suriye ile Lübnan arasında sorun çıkarmak istediğinin farkında olduğuna inanıyorum."

Hizbullah'ın Suriye ile bir sorunu olmadığını ve tek düşmanlarının ‘ABD himayesi altındaki İsrail’ olduğunu vurgulayan Kasım, kendi saflarındaki savaşçıları İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye bölgelerine sevk etmesinin olağan bir durum olup olmadığına ve bunun Hizbullah'ı doğrudan karşısına almaya yönelik bir kışkırtma olmayıp Suriye hükümetinin kendi güvenliğini koruma çabası çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ise değinmedi.

Suriye hükümeti şimdiye kadar Hizbullah ile herhangi bir doğrudan çatışmaya girmekten kaçınarak daha çok sınırlarını koruma ve Suriye'yi İsrail ile savaşa sürüklemeye çalışan Hizbullah hücrelerini çökertmeye yöneldi. Al Majalla'nın edindiği bilgilere göre Suriye hükümeti, çeşitli Lübnanlı liderlerle yaptığı görüşmelerde Hizbullah ile doğrudan bir çatışma istemediğini ve Suriye'nin Lübnan'a müdahalesinin Şam'ın gündeminde yer almadığını defalarca kez teyit etti. Aynı zamanda, Lübnan hükümetinin Suriye ile olan sınırını güvence altına almak ve Hizbullah'ın gündemini hayata geçirmesinin ve saldırılarını Suriye sınırından yürütmesinin önüne geçmek için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi gerektiğini de vurguladı. Lübnan ordusu ve hükümetine sınır güvenliğinin sağlanması konusunda her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu da bildiren Şam, sınırlarını ve güvenliğini korumak için hiçbir çabadan kaçınmayacağını da teyit etti. Öte yandan birçok analiste göre Lübnan ordusu şu an sınırı kontrol altına alabilecek kapasiteden yoksun. Bunun başlıca nedeni, Lübnan hükümeti ve ordusunun İsrail ile olası bir anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Güney Lübnan'da güvenliğin tesisi için tüm güçlerini seferber etmiş olması. Bunun yanında Hizbullah, Şam ve Humus’a karşı cephede yer alan sınır bölgelerinde tam kontrol sağlıyor. Lübnan ordusunun bu bölgelerdeki kontrolü ele geçirebilmesi ise büyük zaman, çaba ve kaynak gerektiriyor. Analistlere göre silahların yalnızca Lübnan devletinin elinde toplanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması, bölgedeki pek çok düğümün çözülmesinde vazgeçilmez bir anahtar olmaya devam ediyor.


Haseke'deki düzenlemelerin tamamlanamaması en büyük engel

Cumhurbaşkanı Ahmed Al Şara'nın Temmuz 2025'te Halk Meclisi seçimleri Yüksek Komitesi üyeleriyle yaptığı görüşme (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Ahmed Al Şara'nın Temmuz 2025'te Halk Meclisi seçimleri Yüksek Komitesi üyeleriyle yaptığı görüşme (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Haseke'deki düzenlemelerin tamamlanamaması en büyük engel

Cumhurbaşkanı Ahmed Al Şara'nın Temmuz 2025'te Halk Meclisi seçimleri Yüksek Komitesi üyeleriyle yaptığı görüşme (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Ahmed Al Şara'nın Temmuz 2025'te Halk Meclisi seçimleri Yüksek Komitesi üyeleriyle yaptığı görüşme (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye’de, parlamentonun (Halk Meclisi) oturumlarının ne zaman başlayacağına ilişkin tartışmalar sürüyor. Özellikle kuzeydoğudaki Haseke ilinde hazırlıkların henüz tamamlanmamış olması, sürecin önündeki en önemli engel olarak öne çıkıyor. Bu tartışmalar, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed al-Şara’nın birkaç gün önce Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı ve Halk Meclisi’nin ilk oturumlarının nisan ayı sonunda başlayacağını belirttiği açıklamanın ardından gündeme geldi.

Araştırmacı Samir el-Ahmed, Haseke’deki kültürel ve siyasi çeşitliliğin, geciken seçimlere özel bir hassasiyet kazandırdığını ifade etti. El-Ahmed, bu durumun 29 Ocak’ta Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan mutabakatlarla bağlantılı olduğunu belirterek, “Birkaç gün önce Kamışlı’da idari binalar ve adliye sarayının devrinin reddedilmesinde olduğu gibi aksaklıklar yaşanabilir. Bunlar dikkate alınmalı ve yeterli zaman tanınmalıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar ise Suriye yönetiminin açıklanan tarihe bağlı kalacağı ve daha uzun bir uzatma taleplerini kabul edeceği" ihtimalini dışladılar. Kaynaklar, Halk Meclisi’nin açılışının muhtemelen mayıs ayının ilk haftasının sonunda gerçekleşeceğini öngördüler.

Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin, Haseke seçimlerinin onaylanmasının ardından meclis sandalyelerinin üçte birini oluşturacak temsilcilerinin isimlerini açıklaması bekleniyor. Böylece meclisin toplantı yeter sayısı tamamlanarak ilk parlamento oturumları için hazır hale gelmesi bekleniyor.


ABD, Irak'taki "Seyyid el-Şuhada Tugayları" liderinin yakalanmasını sağlayacak bilgi verenlere 10 milyon dolarlık ödül teklif etti

Irak Hizbullah Tugayları, Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)
Irak Hizbullah Tugayları, Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)
TT

ABD, Irak'taki "Seyyid el-Şuhada Tugayları" liderinin yakalanmasını sağlayacak bilgi verenlere 10 milyon dolarlık ödül teklif etti

Irak Hizbullah Tugayları, Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)
Irak Hizbullah Tugayları, Bağdat'ın merkezinde örgütün bayrağını taşıyor (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran’a yakın ve Washington tarafından “terör örgütü” olarak değerlendirilen Iraklı silahlı grup “Ketaib Seyyid eş-Şuheda”nın genel sekreteri Haşim Fenyan Rahimi es-Serraci hakkında bilgi verenlere 10 milyon dolara kadar ödül teklif etti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Bakanlık dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Ebu Ala el-Velai olarak da bilinen Serraci’nin arandığını duyurdu.

Paylaşımda, “Ketaib Seyyid eş-Şuheda”nın Iraklı sivilleri öldürdüğü, Irak’taki ABD diplomatik tesislerine saldırdığı, ayrıca Irak ile Suriye’de ABD askeri üsleri ve personelini hedef aldığı ifade edildi.

Açıklamada, Serraci hakkında bilgi sağlayanlara maddi ödülün yanı sıra ABD’de ikamet imkânı da sunulabileceği belirtildi.

Serraci, İran’a yakın Şii partilerden oluşan ve parlamentodaki en büyük blok olan “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakının önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyor.

İran destekli gruplar, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile havalimanındaki diplomatik ve lojistik tesislerin yanı sıra yabancı şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını da hedef alıyor.

Irak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ve 40 günden fazla süren saldırılarının etkilerinden kaçamadı. Bu süreçte, Haşdi Şabi’ye ve İran yanlısı Iraklı silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen hava saldırılarının hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Washington yönetimi, İran’a yakın silahlı gruplarla mücadele etmesi için Bağdat üzerindeki baskısını artırarak nakit sevkiyatlarını askıya aldı ve Irak’taki bazı güvenlik programlarının finansmanını dondurdu.