ABD’li ünlü oyuncu Matt Damon, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Avatar filmi için teklif edilen başrolü kabul etmediğime pişmanım’

Matt Damon
Matt Damon
TT

ABD’li ünlü oyuncu Matt Damon, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Avatar filmi için teklif edilen başrolü kabul etmediğime pişmanım’

Matt Damon
Matt Damon

Matt Damon’un Sillwater filminde canlandırdığı karakter olan Bill Baker filmin başında bir kasırga tarafından yıkılan bir eve bakıyor. Olanları inceliyor ancak olay karşısında hiçbir şey yapamıyor. Fırtınanın yıktığı bu ev önemli işaretler taşıyor: Yıkılan ev ABD, fırtınanın adı ise Donald Trump.
Bu, bir önceki Spotlight filmi 2016'da En İyi Film ve En İyi Özgün Senaryo dallarında olmak üzere iki Oscar kazanan Tom McCarthy'nin yeni filminin açılış sahnesinden okunabiliyor. McCarthy'nin Spotlight filmi ise, Katolik Kilisesi’nin örtbas etmeye çalıştığı çocuklara yönelik cinsel taciz skandalını ortaya çıkaran “The Boston Globe“daki bir grup gazetecinin hikayesini konu alıyordu.
Ancak her ne kadar Stillwater filminin ilk sahnesi bunu okumak için uygun olsa da önceki ABD başkanlık dönemini eleştirmeye yönelik bir film değil. Film, inşaat sektöründe çalışan ve yaşadığı hayatın içinde neredeyse ölmek üzere olan ortalama bir ABD’lin etrafında geçiyor. Bir petrol şirketinde işe girmeyi uman Bill Baker, işsizlikten ve alkol bağımlılığından muzdarip. Filmde bu iki sorunun halkın büyük bir kesimi için söz konusu olduğuna dair işaretler var. Baker filmde, ABD ile hiçbir ilgisi olmayan (en azından doğrudan) birdenbire daha büyük bir denklemle karşı karşıya kalıyor. Kızı Allison (Abigail Breslin) bir arkadaşını öldürdüğü gerekçesiyle bir Amerikan hapishanesinde değil, Marsilya şehrindeki bir Fransız hapishanesinde mahkum ediliyor. Baker uçakla Marsilya’ya kızının yanına gidiyor ve onunla görüşerek bir avukatla iletişime geçmesini istiyor. Baker belki de yeni bir şey keşfedecektir: Kızını korumasız bıraktığı tüm bu yılları telafi etmek için çabalamayı.
Film, masum bir sanık ve kızını hapisten çıkarmak ve onunla ayrı geçirdiği yıllarını telafi etmek isteyen inatçı bir baba hakkında entrikalarla dolu bir filme dönüşüyor. Stillwater, özellikle öğretilerini, ilkelerini ve kültürünü, yeni ve farklı bir kültürle karşılaştığı bir ülkeye getiren bir Amerikalı hakkındaki temel sorunları işleyen bir suç drama filmi olarak karşımıza çıkıyor. 

Fırtınalara karşı mücadele
Filmdeki bir sahnede Bill, avukatıyla (Anne Le Ny) bir kafede otururken masum bir Arabı cinayetle suçlamak isteyen bir adamı dinliyorlar. Bill, adamın söylediklerini anlamak isteyince avukatı adamın dediklerini tercüme ediyor. Aniden öfkelenen avukat kafeden ayrılıyor. Bill avukatın peşinden koşarak ona neden gittiğini sorduğunda avukat Bill’e dönerek adamın masum bir Arapbı suçlamak istediğini, onun ırkçı olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Bill, "ABD’de her gün bir sürü ırkçıyla karşılaşıyorum" diye yanıtını veriyor.
Filmde, yerine başka bir masum insan atılırsa durumun neye yol açacağına bakılmaksızın kızını hapisten kurtaracak birinin şahitliğine ihtiyaç duyduğu sahne, iki kültürdeki bu farklılığın bir kısmını ortaya koyuyor. Filmi şüphesiz yöneten fikir de bu. Ancak arka planda ve zeminde, birlikte yaşayan çeşitli ırklar arasında yaşanan sorunları ve ırkçılığı ile dikkat çeken bir şehirdeki Arap toplumsal çevresi işleniyor.
Matt Damon, tüm bunların ortasında karşılaştığı yeni durumun yanı sıra içinden ve geçmişinden gelen fırtınaların karşısında durmaya çalışıyor. Damon, mevcut Amerikan ekran yıldızları arasında sıradan bir adam rolünü oynayan en iyi oyunculardan biri olarak kabul ediliyor. Karakterinin oradaki dövüş deneyimlerine dayanan Bourne film serisinde bile, görünüşüne bariz bir alçakgönüllülükle yaklaşıyor ve filmin her serisinde karşılaştığı sorunlar, karakterini güvence altına almasına yardımcı oluyor.

“Oyuncu görevini gerektiği kadar yerine getirir”
Damon, seyircinin yaklaşık beş dakika ayakta alkışladığı ve gözyaşlarını tutamadığı Cannes Film Festivali’ne gitmeden önce kendisiyle video-konferans yoluyla bir röportaj gerçekleştirdik. Damon röportajda Şarku’l Avsat’a oyunculuğu ve yeni filmi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Damon o sırada Cannes Festivali'nin başlamasından birkaç hafta, yani New York'a dönüp büyük festivale katılmadan önce halen başkent Sidney'deydi..

Şu anda Avustralya'da neler yapıyorsunuz?
Yoğun değilim. Aslında burada harika zaman geçirdim. Thor: Love and Thunder'ın çekimlerini tamamladım ve odamda dinlenerek veya yürüyüş yaparak zaman geçirdim. 

Bu, başrolde oynadığınız serilerdeki ikinci film. Rol aldığınız filmlerdeki rollerin hepsinden çok farklı...
Neye göre farklı?

Bu büyük, bir seri film. Ancak oynadığınız filmler genellikle bağımsız bir film ruhuna sahip...
Doğru. Ancak oyuncu kabul ederse görevini gerektiği kadar yerine getirir. Aslında dört yıl önce film için ilk teklifi aldığımda biraz tereddüt etmiştim.

James Cameron'un Avatar filminde size başrol teklif edildi ve kabul etmediniz. Neden?
Pişman olduğumu belirtmekten başka söyleyecek pek bir şeyim yok (gülüyor). O zaman bana sadece başrol değil, kârın yüzde 10’u da teklif edildi. Reddetmekte haklı olmadığımı söylemekten korkuyorum.

Ancak başrolünde oynadığınız harika Bourne serisi var...
Evet. Aslında Cameron'ın teklifini kabul etmememin nedeni bu filmle yetineceğimi düşünmemdi. Ayrıca daha önce anlaştığım işler vardı ve bunlarda Avatar filminde oynayarak başarılı olamazdım. The Informant, The Green Zone ve Eternity gibi filmlerden bahsediyorum.

Stillwater filmi hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?
Filmde kızı arayıp yardım isteyene kadar Oklahoma'da inşaat projelerinde çalışan bir babayı canlandırıyorum Arkadaşını öldürmekten tutuklanan kızım için umut vadeden bir iş de dahil olmak üzere her şeyi bırakıyorum ve masumiyetini kanıtlamasına yardımcı olmak için filmin çoğunun geçtiği Marsilya'ya gidiyorum. Stillwater bence bir gerilim filminden daha fazlası. Sıradan bir Amerikan vatandaşının hiç yaşamadığı ve bilmediği bir dünyayla ilişkisini inceleyen bir film.

Filmin gerçek bir olaydan uyarlandığı söyleniyor…
Filmin yönetmeni Tom McCarthy, sanırım 2007'de benzer şekilde cinayetle suçlanan bir öğrencinin başına gelen bir hikayeden ilham aldı. Ama Tom'un olaydan sadece ilham aldığını ve ona farklı bir senaryo yazarak yeni bir bakış açısı getirdiğini biliyorum. 

Siz, Ben Affleck ve özellikle yönetmenliğini yaptığı birden fazla filmde rol almanız için sizi işe alan George Clooney ile başarılı bir üçlü oluşturdunuz…
Tabii Clooney ile Ocean’s Eleven filminde ve sonrasında birlikte oynamamız dışında. Clooney filmleri hakkında ne düşündüğümü soracak mısınız?

Evet, en azından oynadıklarınız onun tarafından yönetildi…
Bence bir yönetmen ve oyuncu olarak Clooney'e güvenilebilir. O, üst düzey bir sanatçı ve Suburbicon'da olduğu gibi dünyanın geleceği ve ırkçılık gibi konuları ele aldığında hepimizin desteklemeye çalıştığı bir konumda yer alıyor. Evet, Downsizing filminin yönetmeni değildi. Ama o büyük filmlerin yanı sıra oynamayı sevdiğim filmlerden biriydi. Bu açıdan bir film diğerine yardımcı olur. Yani büyük ve küçük filmler aslında birbirini dışlamaz, iç içedirler.

Tüm dünyada yayılan salgını nasıl değerlendiriyorsunuz? En fazla yayıldığı zor dönemi nasıl geçirdiniz?
Hepimizin yaptığı gibi; evde kaldım. İki yeni filmim; Thor: Love and Thunder ve The Last Duel’de dahil olmak üzere birçok proje için çalışamadım. Ama bence durum yeterince anlaşıldı ki artık hepimiz sinemalara ve işe dönebiliriz. Bundan dolayı mutluyum. 

Stillwater filmi ne olacak? Galası Cannes'da yapılacak ve siz de orada olacaksınız…
Evet tabii ki. Film bir yıldan fazla bir süre önce çekildi ancak herhangi bir gösterim yapılmadı. Bence Tom (yönetmen), filmin galasının ilk kez Cannes'da gerçekleşmesi konusunda doğru bir seçim yaptı. İstediğim şey halkın sinemalara geri dönmesi. Son çalışmalarımızı sizlere sunmak için hazırız.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety