Rusya-Batı çatışmasında Karadeniz’in stratejik önemi

Sivastopol’daki Rus filosu. (Rusya Savunma Bakanlığı’nın internet sitesi)
Sivastopol’daki Rus filosu. (Rusya Savunma Bakanlığı’nın internet sitesi)
TT

Rusya-Batı çatışmasında Karadeniz’in stratejik önemi

Sivastopol’daki Rus filosu. (Rusya Savunma Bakanlığı’nın internet sitesi)
Sivastopol’daki Rus filosu. (Rusya Savunma Bakanlığı’nın internet sitesi)

İnci Mecdi (Gazeteci)
İngiliz yönetmen Kevin Macdonald’ın 2014 yapımı Kara Deniz adlı filminde Rus ve İngiliz denizciler, Karadeniz’de Soğuk Savaş’tan kalma batık denizaltının taşıdığı altın külçeleri için yarışırken Batı ile Rusya arasında, bu deniz için verilen mücadele de tarih boyunca hiç dinmedi. Rusya açısından Karadeniz, jeopolitik öneme sahip özel bir etki alanı olarak görülürken aynı zamanda Batılı rakiplerinden uzakta bir güvenlik tamponu olarak da nitelendiriliyor.
Karedeniz, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında önemli bir kavşakta yer alıyor. Güneydoğu Avrupa için stratejik bir konuma sahip. Asya’ya doğru Rusya ve Gürcistan’a kadar uzanıyor ve Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna ile de sınıra sahip. Denizin güneybatı köşesi İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Ege Denizi ile Akdeniz üzerinden Atlantik Okyanusu’na bağlanıyor. Aynı şekilde Kerç Boğazı üzerinden Azak Denizi ile de doğu bağlantısına sahip. Deniz tabanı boyunca uzanan petrol ve gaz boru hatlarının ve fiber optik kabloların yanı sıra her gün insan ve mal taşıyan yüzlerce gemi, Karadeniz yüzerinden geçiyor.

Kırım ve askeri gerginlikler
Rusya’nın 2014’ten beri işgal ettiği Kırım Yarımadası açıklarında geçen ay, Rus güçleri ile bir İngiliz destroyeri arasında bir çatışma patlak verdi. Moskova, Kırım açıklarında karasularına giren bir İngiliz destroyerinin yoluna uyarı ateşi açtığını ve bombalar attığını duyurdu. İngiltere ve çok sayıda ülke ise söz konusu karasuların Ukrayna’ya ait olduğunu savunuyor. Olayın ardından İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Kraliyet Donanması’na bağlı ‘HMS Defender’ savaş gemisi tarafından kullanılan deniz yolunu savundu. Johnson, İngiltere’deki medya organlarından gelen sorulara yanıt olarak, “Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz. Bu yasa dışıdır. Burası, Ukrayna karasularıdır ve bir noktadan diğerine girmek için bu karasuları kullanmak zararsızdır” dedi.
Söz konusu olay, Karadeniz’de ABD, diğer NATO ülkeleri ve Ukrayna’nın katılımıyla 28 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında ‘Sea Breeze 2021’ askeri tatbikatlarının başlamasından birkaç gün önce gelişti. Tatbikat, Karadeniz ve Rusya’nın güneybatısında paralel manevralar yapan Moskova’nın itirazına ve hoşnutsuzluğuna yol açtı. Tatbikat sırasında savaş uçakları, sahili korumak için bombardıman ve uzun menzilli hava savunma füzelerini konuşlandırma konusunda eğitim aldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta yaptığı açıklamada, Rusya gemiyi batırmış olsaydı bile İngiliz destroyeri olayının, küresel bir çatışmaya yol açmayacağını dile getirdi. Putin, sözlerinin devamında “Çünkü Batı böyle bir savaşı kazanamayacağını biliyor” dedi. AP’ye göre söz konusu ifadeler, gelecekte benzer bir olayın yaşanması halinde Putin’in riskleri artırma kararlılığını gösteriyor.

Tarihsel mücadele
Dünyanın belli başlı imparatorluklarından bazıları yüzyıllar boyunca Karadeniz’de savaş verdi. Karadeniz tarih boyunca, Avrasya bölgesinde jeopolitik ve ekonomik açıdan en önemli yerlerden biri olduğunu kanıtladı. Gözlemciler, Rusya’nın Karadeniz ile ilgili yaklaşımının, Avrupa’daki büyük güçlerle uzun bir çatışma geçmişine ve Türkiye ile jeopolitik rekabete dayandığı görüşündeler. Rusya’nın hedefi ise Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nden (NATO) Rus topraklarına veya Kırım’daki stratejik kalesine yönelecek her türlü tehdidi ortadan kaldırmak. Aynı şekilde Karadeniz’deki üyeleri arasında bölünmeleri alevlendirmeye ve Ukrayna ile Gürcistan’ın NATO’ya katılmasını engellemeye çalışarak örgüt içindeki uyumu baltalamak istiyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Üyesi Paul Stronski, konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Moskova, Karadeniz bölgesini ‘Rus gücünü ve etkisini Akdeniz’e yansıtmak, büyük Avrupa pazarlarıyla ekonomik ve ticari bağlarını korumak ve Güney Avrupa’yı Rusya’dan gelen petrol ve gaza daha bağımlı kılmak amacıyla jeo- ekonomik stratejisi için’ hayati öneme sahip olarak görüyor. Rusya, Ortadoğu’dan gelen gerginliklerin, özellikle Kuzey ve Güney Kafkasya olmak üzere iç bölgelerine akma olasılığının da gayet farkında. Bu su kütlesini, önemli bir güvenlik tampon bölgesi olarak görmekte ve güneyden kaynaklanabilecek dalgalanmalardan korumaktadır. Moskova, ister yakın çevresi dışındaki askeri operasyonlar açısından isterse de büyük Rus mallarının (hidrokarbonlar) ihracı açısından olsun, Akdeniz’in ve ötesinin ılık sularına erişmek için Karadeniz’e bağımlıdır. Moskova, Akdeniz’in büyük ölçüde NATO tarafından kontrol edildiğine inanıyor. Ancak Suriye’de olduğu gibi kilit bölge ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve askeri iş birliği fırsatlarını sağlamayı umuyor. Örneğin Rusya Güney Kıbrıs, Mısır, İsrail, Libya ve Türkiye gibi Akdeniz yönetimleriyle etkisini genişletmek için fırsatlar arıyor.”

Rusya ve NATO ülkeleri
Gözlemciler, ister Avrupa isterse ABD gibi binlerce kilometre uzaktaki olsun NATO ülkeleri açısından Karadeniz’in oldukça önemli bir alan olduğuna inanıyor. Washington’daki Heritage Foundation (Miras Vakfı) kuruluşundan Douglas ve Sarah Allison Dış Politika Merkezi Direktörü Luke Coffey’in konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:
“ABD açısından Karadeniz’in stratejik önemi iki durumdan kaynaklanıyor. İlk olarak, Washington’ın NATO Antlaşması kapsamındaki taahhüdü. Öyle ki Karadeniz’e kıyısı olan altı ülkeden üçü (Türkiye, Bulgaristan ve Romanya) ittifakın birer üyesi. Diğer iki ülke (Ukrayna ve Gürcistan) ise NATO Barış İçin Ortaklık programı kapsamında yer alıyor. Özellikle de Gürcistan, NATO üyeliği için resmi olarak aday statüsünde. İkinci olarak, ABD’nin en büyük jeopolitik rakiplerinden biri olan Rusya, enerji, ticaret, güvenlik ve ekonomi alanlarında Karadeniz bölgesine bağımlıdır. Bu nedenle Karadeniz bölgesi üzerindeki hegemonyası, uzun süredir ulusal bir beka meselesi olarak görülmektedir. Rusya ayrıca çoğu Kırım’da bulunan Karadeniz’deki üslerini, örneğin Suriye’de daha uzaklara askeri operasyonlar başlatmak için kullanıyor.”
Luke Coffey, Karadeniz kıyılarındaki tek Rus işgalinin Kırım olmadığının unutulmaması gerektiğini belirtti:
“Moskova, 2008’de Gürcistan’ı işgalinden bu yana Karadeniz kıyısından yüzlerce mil öteye uzanan Gürcistan’ın Abhazya bölgesinde büyük askeri varlığını (yaklaşık 4 bin asker) sürdürüyor.”
Fakat Moskova, Coffey’in bahsettiği aynı nedenlerle Gürcistan ve Ukrayna ile savaşlarının, ‘(her iki ülke de Batı ittifakına katılmaya çalışırsa) stratejik dengenin NATO lehine kararlı bir şekilde değişmesini önlemek’ ve ‘diğer eski Sovyet devletlerini Batı ile yakın bir ittifak kurmaktan yıldırmak’ için gerekli olduğunu savunuyor. Bu bağlamda Paul Stronski, Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’ya karşı tutumunun, Moskova’nın başka herhangi bir eski Sovyet ülkesinin (2004’te NATO'ya katılan Baltık ülkeleri dışında) ittifaka resmen katılmasını engellemek için aktif savaş yürütme isteğini gösterdiğini söyledi.

Montrö Sözleşmesi
1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesi, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin varlığını sınırlıyor. Anlaşma, Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol hakkı veriyor, Karadeniz’e sınır olmayan ülkelerin donanmalarına ait gemilerin sayısı, geçiş süresi ve ağırlığına kısıtlamalar getiriyor. Örneğin, anlaşmaya göre boğazda Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelere ait gemilerin ağırlığının 15 bin tonu geçmemesi gerekiyor. Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelere ait, toplam tonajı 30 bin ton olan dokuz savaş gemisinden fazlasının geçişine izin vermiyor. Bunların, herhangi bir zamanda ve 21 günü aşmamak kaydıyla Karadeniz’de kalmalarına izin veriliyor. Bu durum ise hem ABD donanması hem de Karadeniz’e kıyıdaş olmayan NATO üyelerinin operasyonlarına kısıtlamalar getiriyor.
Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde misafir öğretim üyesi Boris Tokas, söz konusu duruma dair şu açıklamalarda bulundu:
“Moskova, Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında İkinci Dünya Savaşı sonunda gerginlik patlak verdiğinde Ankara’ya Montrö Sözleşmesi’ni yeniden müzakere etmesi ve böylece Sovyetler Birliği’nin İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü Türkiye ile paylaşabilmesi için baskı yaptı. Sovyetler Birliği, Karadeniz'deki askeri varlığını artırdı ve Türkiye hükümetine 1946’da ‘Türk Boğazları Krizi’ olarak bilinen, Türk topraklarında askeri üsler talebini kabul etmesi için baskı yaptı.”
Tokas’a Türkiye tüm bu hamlelere rağmen Sovyet baskısından korunmak için ABD’den yardım istedi ve Washington bölgeye savaş gemileri gönderdi. Sovyetler Birliği sonunda geri çekilmiş olsa da durum NATO üyesi olarak Türkiye ve Yunanistan aracılığıyla, Akdeniz’de büyüyen Sovyet tehdidini kontrol altına almaya çalışan 1947’deki Truman Doktrini için motive edici faktörlerden biri olarak ön plana çıktı. Bölge Soğuk Savaş boyunca Türkiye, NATO, ABD ve Sovyetler Birliği arasında istikrarsız bir dengeye tanık oldu. Ancak 1976’dan bu yana Türkiye, Ukrayna yapımı Sovyet uçak gemilerinin (Kiev sınıfı ve Kuznetsov sınıfı) boğazlardan geçmesine izin verdi.
Karadeniz bölgesi, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından Batı görüşünde jeo- stratejik açıdan daha az öneme sahipti. Ancak Rusya’nın ‘yakın yurt dışı’ kavramını şekillendirmede etkili olmaya devam etti. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonraki en önemli stratejik mesele, 1994 Budapeşte Mutabakatı’nda özetlenen, nükleer silahların Ukrayna’dan izole edilmesiydi. Bu tarihte Ukrayna, toprak bütünlüğünü korumak için Fransa ve Çin’in desteğiyle Rusya, ABD ve İngiltere’nin güvenlik garantileri karşılığında nükleer silahlarını kaldırmayı kabul etti. Ancak Kırım, başta Karadeniz operasyonları için gerekli olan Sivastopol’daki üssü olmak üzere eski askeri altyapısını elinde tutan Moskova ve Kiev arasında sürekli bir pazarlık kozu olarak kaldı. Moskova, 1997 Ukrayna- Rusya Dostluk Antlaşması uyarınca Sivastopol’daki üssünü 2010 yılında alınan bir kararla 2042 yılına kadar, 20 yıllığına kiraladı.

Etkili strateji
Gözlemcilere göre Rusya, Karadeniz’de artan ve sertleşen nüfuzu doğrultusunda Türk boğazlarından daha fazla yararlanmak için Ankara ile yakınlaşmaya çalışacak. Boris Tokas onuya dair şunları söyledi:
“Rusya için Karadeniz bölgesinin jeo-stratejik faktörleri 1853’ten bu yana değişmedi. NATO ve ABD, başlıca jeopolitik rakipleri olarak bireysel Avrupa devletlerinin yerini aldı. Daha sonra Kırım askeri bir kaynak, Türkiye ise eksen oldu. Türk boğazları, stratejik üretkenlik olarak kabul edildi. Nihai hedef ise ABD ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesine, Ege ve Orta Karadeniz’deki varlıklarına paralel bir güç olarak Doğu Akdeniz’e ve buradaki askeri varlığa ulaşmaktır.”
Bu durum, NATO ülkeleri açısından bir meydan okuma olarak sayılırken ABD’li gözlemciler de NATO’nun Rusya’ya karşı daha sağlam bir strateji geliştirmesini ve bölgesel güvenliği güçlendirmek için Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerle çalışmanın uygun yollarını bulmasını gerekli bir eylem olarak nitelendirdi. Örneğin ABD’nin NATO’yu Baltık Denizi’ndeki ‘başarılı’ hava polisi misyonu doğrultusunda Karadeniz’de bir deniz devriye görevi kurmaya teşvik etmesi gerektiğini savunan Luke Coffey “Bu durum, Karadeniz’e kıyıdaş olup NATO üyesi olmayan müttefikler aracılığıyla, Montrö Sözleşmesi doğrultusunda Karadeniz’de güçlü bir NATO varlığını sürdürmek içindir” değerlendirmesinde bulundu.

*Independent Arabia’da yer alan bu makalenin çevirisi Şarku’l Avsat tarafından yapılmıştır.



Lavrov: Esad’ın yargılanması meselesi uzun zaman önce kapandı

Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
TT

Lavrov: Esad’ın yargılanması meselesi uzun zaman önce kapandı

Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yargılanması meselesinin uzun zaman önce kapandığını ve Rusya’nın ortaklarının, Esad’ın Rusya’ya geliş koşullarını tamamen bildiğini söyledi.

Lavrov, Türkiye gazetesi ve TGRT televizyonuna verdiği röportajda, eski Cumhurbaşkanı’nın yargılanması talepleriyle ilgili bir soruya yanıt olarak şunları kaydetti:

“Bu konu uzun zaman önce kapandı. Ortaklarımız, her şeyin nasıl gerçekleştiğini ve Beşşer Esad ile ailesinin Aralık 2024’te Rusya’ya nasıl geldiğini çok iyi biliyor.”

Bakan, Esad’ın gerçekten ölüm tehdidi aldığını ve insani gerekçelerle kendisine tanınan bu fırsatı değerlendirdiğini belirterek, “Bildiğiniz gibi iç işlerimizi takip ediyorsanız, Esad Suriye’nin iç işlerine müdahale etmiyor” dedi.

uıko
Suriye’deki cephe hatlarındaki dramatik değişiklikler, Rusya’nın Tartus Üssü’nü tehlikeye atabilir (DPA)

Lavrov ayrıca, Rusya ve Türkiye’nin uzun süredir Suriye Kürtlerini ülke siyasetinde entegre etme planları yaptığını ve bu sürecin şu anda uygulanmaya başlandığını açıkladı.

“Uzun süredir dostlarımızla planladığımız bu operasyonlar, günümüz Suriye’sinde şekillenmeye başladı. Burada Kürtlerin siyasi hayata, güvenlik yapıları ve Suriye Arap Cumhuriyeti ordusuna katılımından söz ediyorum” dedi.

gtyhu
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’da daha önceki bir görüşmede (AFP)

Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri konusunun, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında Moskova’da yapılan görüşmelerin gündeminde olduğunu söyledi.

Putin, Çarşamba günü Şara Suriye topraklarının birliğini yeniden sağlama çabaları nedeniyle tebrik etti.

cdfgth
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Kremlin’de el sıkışırken(DPA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Aralık 2024’te Esad’ın yerine geçmesinden bu yana ikinci Rusya ziyaretini yaparken, Putin’e Suriye ve bölgedeki istikrarı desteklediği için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Salı günü yaptığı açıklamada, Suriye’de Kürtlerin haklarının, Şara’nın 16 Ocak’ta çıkardığı geçiş dönemi Cumhurbaşkanlığı kararına göre güvence altına alındığını ve Suriye’de devlet içinde devlet kurulamayacağını, paralel ordu veya ayrı silahlı güç var olamayacağını vurguladı.

Erdoğan, Ankara’da düzenlenen Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri töreninde, 18 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkes anlaşmasının önemine dikkat çekerek, Suriye’de terörün “geçerliliğini yitirdiğini” söyledi.

Cumhurbaşkanı, SDG ile hükümet arasındaki barışçıl çözümün, 18 Ocak anlaşmasının ruhuna uygun olarak mevcut çıkmazdan çıkmanın tek yolu olduğunu belirtti.


Trump: Hamas, Gazze’den rehinelerin geri alınmasında önemli rol oynadı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (AFP)
TT

Trump: Hamas, Gazze’den rehinelerin geri alınmasında önemli rol oynadı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Hamas’ın Gazze’den rehinelerin geri alınmasında önemli bir rol oynadığını söyledi. Trump, “Görünüşe göre Hamas silahsızlanacak” dedi.

İsrail ordusu pazartesi günü yaptığı açıklamada, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği saldırıdan bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan son rehine olan İsrailli polis memuru Ran Gvili’nin naaşının geri alındığını duyurdu.

İsrail ordusu, Gazze’de hayatta olan ve yaşamını yitiren tüm rehinelerin geri getirilmesinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında yer alan temel bir maddeyi tamamladığını bildirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Gazze’de tutulan “son rehinenin” naaşının geri alınmasını memnuniyetle karşıladı.

Venezuela’nın hava sahası açılıyor

Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen kabine toplantısında, geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez ile bugün (perşembe) yaptığı görüşmenin ardından Venezuela’nın hava sahasını açmayı planladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Trump, büyük ABD petrol şirketlerinin yatırım fırsatlarını araştırmak üzere Venezuela’ya gideceğini de belirtti.

ABD Başkanı, Ulaştırma Bakanı Sean Duffy ile ABD ordusunun üst düzey komutanlarına gün sonuna kadar Venezuela hava sahasının açılması talimatını verdiğini ifade ederek, “Amerikan vatandaşları çok yakında Venezuela’ya gidebilecek ve orada güvende olacaklar” dedi.

Trump yönetimi, bu hafta başında Kongre’yi, Venezuela ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesini değerlendirdiğini ve kapalı olan ABD Büyükelçiliği’nin yeniden açılmasına yönelik ilk adımların atıldığını bildirmişti. Bu gelişme, ayın başında ABD’nin düzenlediği askeri operasyonla dönemin Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun görevden uzaklaştırılmasının ardından geldi.

Maduro, iddianameye göre “dünyanın en şiddetli ve en üretken uyuşturucu kartelleri ve narkoteröristleriyle iş birliği yaparak ABD’ye tonlarca kokain sevk etmek” suçlamasıyla yargılanmak üzere ABD’ye götürülmüştü.

Fed başkan adayı haftaya açıklanacak

Trump ayrıca, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın Mayıs 2026’da sona erecek görev süresinin ardından yerine geçecek adayını gelecek hafta açıklayacağını duyurdu. Böylece haftalardır süren spekülasyonların sona ereceğini söyledi.

“Fed Başkanı’nı açıklayacağız… Bu kişi iyi bir iş çıkaracak” diyen Trump, faiz oranlarının hâlâ çok yüksek olduğunu belirterek Fed yönetimine yönelik eleştirilerini yineledi.


Çin'den uyarı: Amerika'nın bizi çevreleme girişimleri başarısızlığa mahkumdur

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
TT

Çin'den uyarı: Amerika'nın bizi çevreleme girişimleri başarısızlığa mahkumdur

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)

Pekin, ABD Savunma Bakanlığı'nın bu yıl Çin'i caydırmaya öncelik vereceğini ve dostane ikili ilişkileri sürdüreceğini açıklamasından günler sonra bugün yaptığı açıklamada, Çin'i çevreleme girişimlerinin "başarısızlığa mahkum" olduğunu belirtti.

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin basın toplantısında, "Gerçekler, Çin'i çevreleme veya kısıtlama girişimlerinin başarısızlığa mahkum olduğunu kanıtlamıştır" dedi.

Ancak, Başkan Donald Trump'ın nisan ayında mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmek üzere Çin'i ziyaret etmesi beklendiğini belirterek, Pekin'in bağları güçlendirmek için "ABD tarafıyla çalışmaya hazır" olduğunu ifade etti.

Geçen hafta yayınlanan ABD Ulusal Savunma Stratejisi 2026'da Washington'un "Hint-Pasifik bölgesinde Çin'i çatışmayla değil, güç kullanarak caydıracağı" belirtiliyor.

Bu strateji, hem ABD müttefiklerinin kendi savunmaları için daha büyük sorumluluk üstlenmeleri gerektiği vurgusu açısından, hem de ABD'nin geleneksel rakipleri Çin ve Rusya'ya karşı daha ılımlı bir tavır benimseme açısından, Pentagon'un önceki politikalarından önemli bir sapmayı temsil etmektedir.

Önceki Ulusal Savunma Stratejisi, Başkan Joe Biden döneminde yayımlanmış ve Çin'i Washington'un en büyük meydan okuması olarak tanımlamıştı.

Ancak yeni strateji, Çin'in kendi topraklarının bir parçası olarak gördüğü ABD müttefiki Tayvan'dan hiç bahsetmeden, Pekin ile "saygılı ilişkiler" kurulmasını öngörüyor.

Ancak bu, Washington'un Japonya ve Tayvan'ı da içeren Birinci Adalar zincirinde "güçlü bir caydırıcı savunma" kurma planlarını yeniden teyit etti.

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü, ABD'yi "Çin'in temel çıkarlarını ilgilendiren konularda bir şey söyleyip başka bir şey yapmaktan vazgeçmeye" çağırdı ve bu çıkarları "kararlı bir şekilde koruyacaklarını" ifade etti.

Pekin aralık ayında, başlıca güvenlik destekçisi olan Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı büyük silah anlaşmasının ardından, demokratik olarak yönetilen Tayvan çevresinde gerçek mühimmatlı askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.