Kabil hükümeti Taliban’ın şartları ile barış yapmak veya yenilgiyi kabullenmek arasında sıkıştı

Pakistan sınırındaki çatışmaları haber yapan Hint bir gazeteci öldürüldü.

Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
TT

Kabil hükümeti Taliban’ın şartları ile barış yapmak veya yenilgiyi kabullenmek arasında sıkıştı

Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)
Pakistan-Afganistan sınırındaki Spin Boldak kapısında dün devam eden çatışmalar nedeniyle vatandaşlar mahsur kaldı (EPA)

Afgan hükümet güçleri dün Afganistan’ın güneyindeki Kandahar’da, Pakistan’a açılan önemli bir sınır kapısını geri almak için saldırı başlattı. Ancak Taliban savaşçıları bu güçleri pusuya düşürerek çok sayıda askeri ve Reuters ile çalışan uluslararası ödüllü bir Hint foto muhabirini öldürdü. Taliban’ın ülkenin kuzeyindeki Cüzcan eyaletinin başkenti Şibirgan kenti yakınlarında, Raşid Dostum'un evinde savaşçılarına milislerin geri çekildiğini gösteren video görüntüleri dağıttı.  Bu da Taliban’ın en şiddetli rakiplerinden olan Dostum’un kalesinde daha fazla ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
AFP, bölgedeki Amerikan kuvvetlerinin neredeyse tamamının geri çekilmesiyle Taliban’ın hamlelerine hız verdiğini aktardı. Bu durumun hükümeti ya isyancıların şartlarına göre barışa teslim olmaya ya da tam bir askeri yenilgiyle yüzleşmeye zorlamayı amaçladığı kaydedildi.
Taliban'ın askeri harekâtının ölçeği ve hızı, hükümet güçlerinin isyancıların ilerleyişini engelleyememesiyle birleştiğinde ABD'nin ağustos ayından tamamlanacak askeri geri çekilmesinden önce güç paylaşımına dair bir çerçeve oluşturması düşünülen aralıklı barış görüşmelerine dair tüm umutları yerle bir etti.
AFP’ye göre Taliban, güvenlik güçleriyle nerede ve ne zaman savaşacaklarını kendileri belirlerken yetkililer ise hareketi engellemekte güçlük çekiyor. Moralleri yükselen isyancılar eyalet başkentlerini kuşatmayı ve büyük sınır geçişlerine saldırmayı sürdürüyorlar.
Ancak uzmanlar Taliban sadece hafif silahlara sahipken Afgan ordusunun isyancıları püskürtebilecek hava kuvvetlerine ve ağır silahları olduğuna dikkat çekiyorlar. Taliban’ın bu nedenle  sıkı koruma tedbirleri alınan Kabil'e giremeyeceğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte Taliban, başkentin kaynaklarını kesme ve finansal olarak sıkıntıya düşürme politikasını benimsiyor. Özellikle kırsal kesimde güvenlik güçlerinin moralini bozduktan sonra hükümeti devirme konusunda da daha yetenekli görünüyor.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan araştırmacı İbrahim, AFP’ye verdiği demeçte, "Taliban'ın tüm hedeflerine ulaşamasa da halen siyasi yolu tercih ettiğine" inandığını söyledi. “Ancak siyasi yol mümkün olmadığında askeri seçeneği de devrede tutmak istiyorlar” ifadesini kullandı.
Afganistan'daki geri kalan operasyonları ABD'deki karargahından denetleyen ABD'li General Kenneth McKenzie, "Taliban'ın hedeflerinin askeri zafer elde etmek olmadığını kanıtlamasını bekliyoruz" dedi.
Birçok eyalet ve askeri üs, Taliban'ın, savaşma iradesini kaybetmiş gibi görünen zayıf donanımlı Afgan güçlerinin teslim olması için arabuluculuk yapmak üzere aşiret liderlerini göndermesinden sonra herhangi bir savaş olmadan düştü.
Afgan Hava Kuvvetleri eski komutanı Tümgeneral Atikullah Emirhel "Güvenlik güçlerinin Taliban karşısındaki zayıflığı şaşırtıcıydı. Çok az kişi  kısmen de olsa bu kadar hızlı bir çöküş bekliyordu” ifadesini kullandı.
Taliban ilerlemesine hızla devam ediyor. Ülkenin kuzeybatısındaki bir eyaletin başkentini ele geçirmek üzereler. Yakın bir zamanda güneydeki Kandahar’ın girişlerine varacaklar ve stratejik sınır limanlarının ve kuru mal depolarının kontrolünü ele geçirecekler. Taliban, benimsediği bu strateji ile hava kuvvetlerini ve hükümet güçlerindeki özel birimleri tüketmek ve Kabil'i çok ihtiyaç duyulan gelirden mahrum bırakmayı hedefliyor.

Çatışmalar sürüyor
Afgan ordusundan bir komutanı dün, Reuters gazetecisi Daniş Sıddıki'nin Pakistan sınırı yakınında Afgan güvenlik güçleri ile Taliban savaşçıları arasında çıkan çatışmayı haber yaparken öldürüldüğünü aktardı.
Söz konusu komutan Reuters'e verdiği demeçte, Afgan özel kuvvetlerinin Spin Boldak bölgesini geri almak için savaştığını, Sıddıki ve üst düzey bir Afgan subayının Taliban ile girilen silahlı çatışma sırasında öldürüldüğünü söyledi. Sıddıki, bu hafta güneydeki Kandahar eyaletindeki Afgan Özel Kuvvetleri’ne gazeteci olarak katılmıştı. Verilen mücadeleye ilişkin haber yapıyordu. Reuters Haber Ajansı Başkanı Michael Frydenberg ve Yazı İşleri Müdürü Alessandra Galoni tarafından yapılan açıklamada yaptığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Daha fazla bilgiye ulaşmaya çalışıyoruz. Bölgedeki yetkililerle birlikte çalışıyoruz. Daniş Sıddıki seçkin bir gazeteci, sadık bir koca, baba ve çok sevilen bir meslektaştı. Bu zor zamanda kalbimiz ailesiyle birlikte.”
Sıddıki, Cuma günü erken saatlerde Reuters'e, çatışmayı takip ederken şarapnel tarafından vurularak kolundan yara aldığını aktarmıştı. Tedavi gören Sıddıki, Taliban’ın Spin Boldak'taki çatışmalardan geri çekildiği sırada iyileşiyordu.
Afgan komutan, Taliban taarruza yeniden başladığı sırada Sıddık'ın esnafla röportaj yaptığını aktardı. Sıddıki, Arakanlıların maruz kaldığı mülteci krizini belgelemesi dolayısıyla, 2018'de Pulitzer Ödülü kazanan Reuters fotoğraf ekibindeydi. 2010'dan ölümüne kadar Reuters için foto muhabiri olarak çalıştı. Afganistan ve Irak'taki savaşları, Rohingya mülteci krizini, Hong Kong protestolarını ve Nepal'deki depremleri de kapsayan bir dizi çalışmaya katıldı.
Taliban savaşçıları çarşamba günü, Pakistan’a açılan en büyük ikinci sınır kapısının bulunduğu Spin Boldak sınır bölgesinin kontrolünü ele geçirdi.
Ülkenin kuzeyinde dün, Taliban’ın kendilerine karşı olan Maraşel Raşid Dostum'un kalesini ele geçirmeye çalıştığı bildirildi. Vali Yardımcısı’nın açıkladığına göre Mareşal Raşid Dostum'un kalesi olan Afganistan'ın kuzeyindeki Cüzcan eyaletinin başkenti Şibirgan kenti yakınlarında Afgan güçleri ile Taliban savaşçıları arasında çatışmalar yaşanıyor.
Kadir Malya AFP'ye verdiği demeçte şunları söyledi:
"Taliban önce komşu Sari Pul eyaleti yolundan Şibirgan'ın girişini ele geçirdi. Ancak kasabaya girmedi. Hükümet güçleri şimdi Taliban ile karşı karşıya. İki taraf da vur-kaç operasyonları yürütüyor ancak şehir kapılarının kontrolünü tam olarak ele geçiremiyorlar.”
Türkmenistan'a komşu olan Cüzcan eyaleti, başkenti ile aynı adı taşıyan ve kuzey Afganistan'ın en büyük eyaleti olan Mezar-ı Şerif'in yanında yer alıyor.
Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, AFP'ye yaptığı açıklamada, Taliban’ın Şibirgan Kapısı'nı ele geçirdiğini ve şehre ulaştığını söyledi. Raşid Dostum’un milislerinin bölgeden kaçtığını kaydetti. Mücahid, ayrıca Taliban’ın, Dostum'un Şibirgan yakınlarındaki evinin bahçesinde savaşçılarına, “eski savaş ağası Dostum’un” milislerinin havaalanına doğru çekildiğini gösteren video görüntüleri dağıttığını aktardı.
Ancak sahadaki durum henüz doğrulanamadı. 67 yaşındaki Özbek lider Dostum, 2001 yılında 2 bin Taliban savaşçısının konteynerlerde boğularak öldürülmesi de dahil olmak üzere birçok savaş suçuyla itham edilmişti. Ancak AFP’ye göre Afgan siyaset sahnesinde büyük etkisi olan Dostum bu suçlamaları reddediyor.
Dostum, özellikle 1979 ve 1989 yılları arasında Sovyet varlığına karşı yürütülen çatışma sırasında zulmü ve öngörülemeyen hamleleri ile ün yaptı. 2014-2020 yılları arasında Afganistan Devlet Başkan Eşref Gani’nin yardımcısıydı. Temmuz 2020'de Afgan ordusunun en yüksek rütbesi olan mareşalliğe layık görüldü.

Afganistan-Pakistan gerilimi
Afganistan Başkan Yardımcısı’nın Pakistan ordusunu "belirli bölgelerde Taliban'a hava desteği sağlamakla" suçlamasının ardından Kabil hükümeti ile İslamabad arasındaki sözlü savaş da şiddetleniyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı, ülkesiningüçlerini ve halkını korumak için kendi topraklarında gerekli önlemleri aldığını belirten bir açıklama yayınlayarak Taliban’a destek verme iddialarını yalanladı. Açıklamada, "Afgan hükümetinin kendi egemen topraklarında harekete geçme hakkını kabul ediyoruz" denildi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da cuma günü yaptığı açıklamada, Amerikalıların Afganistan'dan "aceleyle" ayrılmaları sebebiyle ülkedeki durumun bozulmasından sorumlu olduklarını belirtti. Lavrov, Rus bir haber ajansına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Herkes ABD misyonunun başarısız olduğunu biliyor. ABD de dahil olmak üzere herkes bunu kabul ediyor. Son günlerde Afganistan'daki durumun hızla kötüleştiğine tanık olduk. ABD ve NATO birliklerinin hızla geri çekilmesinin ışığında ülke içinde ve çevresinde askeri ve siyasi belirsizlik durumu çarpıcı biçimde arttı."
Özbekistan'ın Taşkent şehrini ziyareti sırasında Orta Asya ülkeleriyle düzenlenen bölgesel bir konferansa katılan Lavrov, ayrıca "Mevcut koşullar göz önüne alındığında Afganistan’daki bu istikrarsızlığın komşu ülkelere yayılma tehlikesi var" uyarısında bulundu.

 


İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizm

Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
TT

İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizm

Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)

Alex Vatanka

İsrail'in Ali Laricani ve Kemal Harrazi'ye yönelik suikastı, İslam Cumhuriyeti'nin siyasi sahnesinden iki önemli ismin uzaklaştırılmasıyla sınırlı değildi. Tahran'daki bazı siyasi ve analitik çevreler bunu daha az görünür ve geniş kapsamlı bir şeyi, rejimin uzlaşı dili ile konuşma yeteneğini silme girişimi olarak anladı. Bu iki suikast aynı zamanda Tahran'ın yıllardır dış dünyaya hitap etmesine yardımcı olan kişilerin etkisiz hale getirilmesiyle ilgili daha geniş bir bağlama da dahildi.

Uzun yıllar boyunca Laricani, İran'ın sert gücü ile onu yurt dışında yönetmek için gereken diplomatik dil arasında tercüman rolünü oynadı. Onlarca yıllık deneyime sahip eski Dışişleri Bakanı Harrazi ise, rejimin stratejik sinyallerinin koruyucusuydu ve bu sinyallerin sırları ve bunları iletmenin yolları konusunda bilgi sahibiydi. Yıllarca bu iki adam merhum Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in en önemli dış politika danışmanları olarak hizmet etti. Suikastları ilk bakışta, diplomasinin yerini saha mantığına bıraktığı daha kapalı ve daha katı bir rejime doğru bir geçişi teyit ediyormuş gibi görünüyordu.

Ancak suikastın ardından yaşananlar daha karmaşıktı. Rejim dimdik ayakta kaldı ve karar alma mekanizmaları aksamadı. Onlarca yıldır İran devlet yönetimini karakterize eden dolaylı kanallar, siyasi sinyaller ve dikkatli hesaplar gibi kırılgan ateşkesten önce savaş da devam etti. Bu sonraki aşama, İslam Cumhuriyeti hakkında temel bir gerçeği ortaya çıkardı: Direncinin kişisel olmaktan ziyade kurumsal olduğu. Otorite, statüsü ne kadar yüksek olursa olsun tek bir kişinin elinde değil, bu tür şokları absorbe etmek için tasarlanmış kademeli bir yapının elinde. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Devrim Muhafızları gibi kurumlar ve güvenliği siyasete bağlayan daha geniş ağ, İran stratejisinin temel itici güçleri olmaya devam ediyor. Laricani ve Harrazi'nin yokluğu zamanla siyasetin tonunu ve sunumunu değiştirebilir, ancak temel yönünü değiştirmedi.

Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi de işte burada yatıyor. Savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmak kolay. Sahne aynı zamanda hem net hem de sert görünüyor: Yeni Dini Lider Mücteba Hamaney, merhum babasının sahip olduğu bağımsızlık ve nüfuzdan yoksun; bu durum, kendisi konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken de büyük olasılıkla devam edecek. Ayrıca ortada en deneyimli siyasi ve askeri figürlerinin çoğunu kaybettikten sonra küçülen bir siyasi sınıf var. Dahası Devrim Muhafızları liderliğindeki güvenlik kurumları karar alma süreçlerinde daha aktif ve kendi vizyonlarını empoze etmeye daha yatkın hale geldi. Rejimin resmi söylemi artık daha disiplinli ve belirsizliğe veya dışarıya taviz verme yönündeki herhangi bir belirtiye karşı daha az toleranslı. Bu tablonun ışığında, yaşananları ideolojik katılığın, yani kendisini daha İslamcı olarak tanımlayan, ülke içinde baskıya daha yatkın, Batı ve İsrail'e karşı daha da düşman bir rejimin kanıtı olarak değerlendirmek kolay görünüyor.

Fakat şu ana kadar elde edilen veriler bu sonucu tam olarak desteklemiyor, aksine daha açık bir şekilde baskıların dayattığı bir iç bütünlüğe işaret ediyor. Savaş ve iktidarın devri, sürekliliği sağlama konusunda en yetenekli kurumların, özellikle de Devrim Muhafızları'nın, istihbarat servislerinin ve onlarla müttefik siyasi figürlerin konumunu güçlendirdi. Bu da alternatif yaklaşımları kamuoyuna sunabilecek daha az sesin olduğu, daha dar bir yönetim ortamı yarattı.  Uzlaşıcı dile gelince, o da ortadan kaybolmadı, baskı ve denetime maruz kaldı ve her şeyden önce kişisel doğasından arındırıldı.

dvfvbf
Ali Laricani, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki İran büyükelçiliğinde, merhum İranlı General Kasım Süleymani'nin fotoğrafının önünde, 17 Şubat 2020 (AFP)

Donald Trump'ın Tahran'da bir “rejim değişikliği” gerçekleştiği iddiası ne kadar doğru olursa olsun, buradaki ayrım önemli çünkü İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik çekirdeği fiili bir dönüşüme tanık olmadı. Batı hegemonyasına karşı direniş, İsrail düşmanlığı ve İslami referanslı rejime dayalı egemenlik anlayışı gibi kurucu unsurları, mevcut savaştan çok önce iyice kökleşmişti.

Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi, savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmakta yatıyor

Bunlar, çatışmanın ateşinde doğan yeni doktrinler değil, daha ziyade 1979'dan bu yana rejimin yapısına yerleşmiş ve onlarca yıldır süren çatışma ve uyumla pekişmiş, miras alınmış normlardır. Değişmekte olan bu ideolojinin içeriği değil, kendisini ifade ettiği koşullardır. Aynı şekilde rejimin hem içeride hem de dış baskılar karşısında taviz vermeye hazır olduğunu gösterdiği şartlardır. Bugün İran'ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kartına güvenmesi, siber baskıları ve asimetrik askeri tırmandırması, ideolojik çekirdeğindeki bir değişimi yansıtmaktan ziyade, savaş yürüten bir devletin araçlarını yansıtıyor.

Mücteba Hamaney'in yükselişi bu değişimi açıkça somutlaştırıyor. Uzun yıllar süren yönetimi ona çeşitli kanatlar arasında benzersiz bir otorite kazandıran babasının aksine, kendisi büyük ölçüde Devrim Muhafızlarına güveniyor. Yükselişini kolaylaştıran güvenlik teşkilatıyla daha yakından bağlantılı. Bu, kendi başına onu daha ideolojik kılmıyor ama ideolojinin ifadesinin, kimliği şimdiye kadar söylem disiplinine, toplum üzerindeki kontrolün sıkılaştırılmasına ve dış düşmanlarla mücadele ruhuna dayanan kurumlara daha fazla bağlı hale geldiği anlamına geliyor. Böyle bir ortamda, pratikte var olsa bile esnekliğin gösterilmesi zorlaşır.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a davranış şekli de bu sonucu destekliyor. Savaş sırasında Körfez Arap ülkeleriyle gerilimi hafifletmeye yönelik erken girişimi - ki bu, İran'ın bölgesel diplomasisinin pratiğinden temel bir sapma teşkil etmiyordu - hızlı ve sert bir tepkiyle karşılandı. Bu hadise, söylemi yeniden kalibre etmek için mevcut marjın ne kadar dar olduğunu ortaya koydu. Önceki aşamalarda bu tür sinyalleri, rejimin mesajlarını yönlendirmek için kullandığı daha geniş bir sicile yerleştirmek mümkündü. Bugün ise zayıflığın kanıtı olarak okunma tehlikesi taşıyor. Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler sadece kendileri hakkında açıkladıkları ile değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar. Bu, daha derin bir ideolojik değişimin kanıtı olmasa da, rejimin baskı altında olduğunun, saflarını sıklaştırdığının ve iç sınırlarındaki kontrolleri sıkılaştırdığının bir göstergesidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Laricani ve Harrazi gibi isimlerin yokluğu bu süreci daha da netleştiriyor. Her iki adam da rejimin çekirdek üyeleriydi ve İslam Cumhuriyeti içindeki güç yapılarının derinlerine kök salmışlardı. Ancak bu rejim içinde, direniş söylemini sürdürürken bile diplomasiyi çatışmayı yönetmenin bir aracı olarak gören özel bir geleneği de temsil ediyorlardı. Onların yokluğu bu geleneğin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi gibi isimler hâlâ mevcut ve Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf gibi diğer isimler de güvenlik arka planını siyasi pragmatizmle birleştiriyor. Ancak denge değişti. İran diplomasisinin en belirgin yüzünü oluşturan siyasi sınıf küçüldü ve bununla birlikte kamusal alanda esneklik de azaldı. Bu dengeleyici ağırlığın ortadan kalkmasıyla rejim, doğası gereği artık daha ağır ve daha sağlam bileşenlere doğru meylediyor.

dfvfdv
İranlı bir kadın, Washington ile Tahran arasındaki barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Tahran'da Mücteba Hamaney'in posterinin yanından geçiyor, 13 Nisan 2026 (AFP)

Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler de sadece kendileri hakkında açıkladıklarıyla değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar

Burada öne çıkan diplomasinin ortadan kalkması değil, dönüşümüdür. Müzakereler, İslamabad'daki son ABD-İran görüşmelerinde olduğu gibi, nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, gittikçe daha fazla güvenlik ve siyasetin kesişim noktasında duran ve her iki alanda da rahat hareket eden, melez olarak tanımlanabilecek isimler tarafından yürütülüyor. Onlar için uzlaşma bir taviz değil, gücün bir uzantısı olarak sunuluyor. Kelime dağarcığı değişir ama derin hesaplar aynı kalır.

Bu, mevcut anın paradoksunu açıklamaya yardımcı olabilir. Zira yüzeyde rejim daha katı, daha baskıcı, daha merkezi ve belki de dışarıyla ilişki kurmada daha isteksiz görünüyor. Ancak bu yüzeyin altındaki stratejik mantık, açık bir süreklilik düzeyini ortaya koyuyor. İran hâlâ bir kısıtlamalar sistemi içerisinde hareket ediyor. Ekonomik baskı, askeri güç dengesizliği ve bölgesel karışıklıkların tümü, saf bir direniş politikasının başarabileceklerine sınırlamalar getiriyor. Hayatta kalmak en büyük öncelik olmaya devam ediyor ve hayatta kalmak her zaman bir dereceye kadar dikkatli kalibrasyon gerektirmiştir. Pakistan'da Amerikalılarla müzakere için büyük ve üst düzey bir İran heyetinin gönderilmesi de bu değerlendirmeyi pekiştiriyor.

Bütün bunlara rağmen rejimin ideolojik aşırılık aşamasına girdiği sonucuna varmak için henüz çok erken görünüyor. Aşırılığın tezahürleri gerçektir, ancak bunların doktrinin kendisindeki bir değişiklikten ziyade kurumsal ve prosedürel değişiklikler olarak anlaşılması daha doğrudur. Kimliği diplomasiyle bağlantılı olan isimlerin azalmasının ardından rejim, daha fazla güvenlik servislerinin hakimiyeti altına girerken, retorik sapmalara karşı daha az toleranslı ve dengede daha zayıf hale geldi. Bu değişiklikler devlete daha ideolojik bir görünüm kazandırır ancak bu görünüm daha derin bir sürekliliği maskeleyebilir. Daralma dönüşümle eş anlamlı değildir.

Bununla birlikte bu süreç geniş kapsamlı riskler taşıyor. İç alanları aşırı daralan rejimler zamanla hem ifade esnekliğini hem de düşünce esnekliğini kaybedebilir. Diplomatik seslerin ikinci plana itilmesi, güvenlik aktörlerinin statüsünün yükselmesi ve yumuşak olarak yorumlanabilecek her şeye karşı duyarlılığın artması, zamanla uyumun zorlaştığı bir ortamın zeminini hazırlar. Savaşın dayattığı birlik olarak başlayan şey, uzun sürerse sertleşerek daha yerleşik ve kalıcı bir özelliğe dönüşebilir.

Şu anda yapılabilecek en dengeli değerlendirme, İslam Cumhuriyeti'nin doktrinlerinin özünde açıkça daha ideolojik bir hale gelmediğidir. Değişen, bu doktrinlerin nasıl yönetilip ifade edildiğine odaklanma düzeyidir. Sonuç olarak Laricani ve Harrazi'nin diğer birçok yetkiliyle birlikte suikasta uğraması, rejimin müzakere kabiliyetini ortadan kaldırmadı, aksine bu görevi yürütenlerin kimliğini değiştirdi. 28 Şubat'tan bu yana yaşanan gerçek dönüşüm, yeni ve daha sert bir ideolojinin ortaya çıkması değil, ideolojinin kendisinin artık daha az sayıda ve en sağlam, sert aktörler tarafından empoze edilmesi ve ifade edilmesidir.


ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var
TT

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

ABD ve İran görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirtiyor... Nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda ise anlaşmazlıklar var

Ateşkesin sona ermesine birkaç gün kala, İranlı baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, son dönemde ABD ile yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini, ancak nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı konusunda önemli anlaşmazlıkların sürdüğünü açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise Tahran ile ‘çok iyi görüşmeler’ yapıldığını belirtirken, hayati öneme sahip deniz ticaret koridoru konusunda ‘şantaj’ girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

İran dün Hürmüz Boğazı’nı bir gün açık tutmasının ardından yeniden kapattığını duyurdu. Tahran yönetimi, bu adımın İran limanlarına yönelik ABD ablukasına yanıt olduğunu ve söz konusu ablukanın ateşkesin ihlali anlamına geldiğini savundu. İran Dini Lideri Mücteba Hamaney ise ülkenin donanmasının düşmanlarına ‘yeni ve ağır yenilgiler’ yaşatmaya hazır olduğunu söyledi.

Diğer taraftan Trump, diplomatik temaslara olumlu yaklaşmasına rağmen boğazın kapatılmasını sert şekilde eleştirdi ve uzun vadeli bir anlaşmaya varılamaması halinde yeniden ‘bombalama operasyonlarına başlanabileceği’ yönünde tehditte bulundu.


Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.