Taliban Hareketi neden askeri seçeneği tercih ediyor?

150'nin üzerinde bölgeye hakim olan Taliban Hareketi, güvenlik noktalarını, silahları, araçları ve askeri teçhizatı ele geçirdi.

Taliban askeri seçeneğin sahada varlığını sürdürmesini istiyor. (Reuters)
Taliban askeri seçeneğin sahada varlığını sürdürmesini istiyor. (Reuters)
TT

Taliban Hareketi neden askeri seçeneği tercih ediyor?

Taliban askeri seçeneğin sahada varlığını sürdürmesini istiyor. (Reuters)
Taliban askeri seçeneğin sahada varlığını sürdürmesini istiyor. (Reuters)

Taliban Hareketi, sahanın ABD askerlerinden neredeyse tamamen arınması ile birlikte  Afganistan’da daha sert saldırılara imza atıyor. Ülkenin geniş bölgelerini kontrol altına alıyor. Görünen o ki Taliban Hareketi amacı hükümeti ya isyancıların şartlarına göre barışa razı olmaya ya da tam bir askeri yenilgi ile karşı karşıya kalmaya itmek olan bir operasyon yürütüyor.
Hükümet güçlerinin isyancıların ilerlemesini durduramamasının yanı sıra Taliban’ın başlattığı operasyonun büyüklüğü ve hızı, ABD ordusunun ağustos ayının sonuna kadar geri çekilme sürecini tamamlamadan önce, barış görüşmeleri yapılmasına yönelik umutları söndürdü.
Yetkililer, isyancıların ilerlemesini durdurmakta güçlük çekerken hükümet güçleri ile yapılacak savaşların zamanını ve yerlerini belirleyen de genelde Taliban oluyor. Hareket, morallerinin yükselmesiyle birlikte yönetim merkezlerini kuşatmaya ve başlıca sınır kapılarına saldırmaya başladı.
Ancak uzmanlar, Afganistan ordusu isyancıları engelleyebilecek ağır silahlara ve hava gücüne sahipken teçhizatı hafif silahlarla sınırlı olan Taliban’ın sıkı güvenlik önlemlerine tabi olan Kabil kentine girme olasılığını düşük görüyor.
Ne var ki başkenti mali açıdan boğma ve kaynaklarını kesme politikasını benimseyen Taliban’ın kırsal kesimde güvenlik güçlerinin moralini düşürdükten sonra hükümeti çökertme olasılığı daha yüksek.
Uluslararası Kriz Grubu’nda analist olan İbrahim, AFP’ye verdiği demeçte Taliban her hedefini gerçekleştiremese de hareketin “halen siyasi yolu tercih ettiğini” düşündüğünü söyledi. “Ancak bu mümkün olmazsa askeri seçeneğin kalmasını istiyorlar” dedi.
Önceki dönemlerde Taliban ile müzakere yoluyla anlaşmaya varılabileceğine dair uzun uzun açıklamlarda bulunan ABD’li yetkililer şu an isyancıların uluslararası toplumun taleplerini görmezden gelerek kendi yollarını çizdiklerini söylemeye başladılar.
Afganistan'da geri kalan operasyonları ABD'deki karargahından denetleyen ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, “Taliban’ın amacının askeri zafer elde etmek olmadığını kanıtlamasını bekliyoruz” dedi.

Taliban onlarca eyaleti kontrol ediyor
Taliban birkaç hafta içinde, harcanan on milyarlarca dolara ve yaklaşık 20 yıllık bir uluslararası denetime rağmen  Afgan güvenlik güçlerini ağır kayba uğrattı.
Taliban savaşçıları, ABD'nin hava desteğinin büyük bir kısmını çekmesinin ardından, son iki ay içerisinde 150'den fazla bölgeye hakim oldu ve güvenlik noktalarını, silahları, araçları ve askeri teçhizatı ele geçirdi.
Taliban'ın savaşma azmini yitirmiş gibi görünen zayıf donanımlı Afgan güçlerinin teslim olması için arabuluculuk yapmak üzere kabilelerin önde gelenlerini göndermesinin ardından birçok eyalet ve askeri üs herhangi bir savaş olmadan verildi.
Afganistan Hava Kuvvetleri Eski Komutanı General Atikullah Amerhil konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Güvenlik güçlerinin Taliban karşısındaki zayıflığı şaşırtıcıydı. Kısmen de olsa çok azının bu kadar hızlı çökmesi bekleniyordu” diye konuştu.
Kabil, Taliban’ın saldırısından önce yaklaşık 20 yıldır uluslararası kalkınmadan en çok faydalananları koruma gücüne duyulan güveni sarsmak amacıyla sivil aktivistleri, gazetecileri, politikacıları ve askeri pilotları hedef alan bir suikast kampanyasına sahen oldu.
Analistler çoğu üstlenilmeyen suikastlardan Taliban’ı sorumlu tutuyor.
Afganistan Analistler Ağı tarafından temmuz ayında yayınlanan bir raporda şu ifadelere yer verildi:
“Taliban, Kabil gibi şehirlerde sivil ve siyasi bir muhalefet ile karşılaşmayı bekliyor. Bu nedenle, daha sonra başkenti ele geçirmek üzere bağımsız aktivistlerin önceden hedef alınmasının altında askeri bir amaç yatıyor.”
Taliban’dan yapılan açıklamalarda ise sivillerin öldürülmesinde parmakları olmadığı yönünde. Bu eylemlerden bazılarını DEAŞ’ın üstlendiği biliniyor.

Şehirleri savunma savaşı
Özellikle soğuk havanın büyük savaş operasyonlarını engellediği kış mevsimine kadar, yani çatışmaların sona ermesine aylar varken isyancıların ilerlemesini engellemek Afgan hükümeti için kritik bir önem taşıyor.
Taliban, kuşattığı şehirlere saldırma niyetinde olup olmadığını açıkça bildirmedi. Ancak hareketin liderleri, savaşçıları eyalet başkentlerinin kırsal kesimlerine şiddetli saldırılar başlatmasına rağmen net bir şekilde şehirlerde savaşmayacaklarına dair söz verdiler.
Bununla birlikte Afganistan'da Taliban’ın kontrolündeki bölgelerin sayısı eşi görülmemiş bir şekilde arttı.
Taliban her an yayılma alanını genişletiyor. Zira bir gün ülkenin kuzeybatısındaki bir eyaletin başkentini ele geçirmenin eşiğindelerken ertesi gün stratejik öneme sahip sınır kapılarının ve kuru limanların (mal depolama için kullanılan iç noktalar) üzerindeki kontrollerini sıkılaştırıp güneydeki Kandahar girişlerinde oluyorlar.
Görünen o ki Taliban Hareketi, hükümet güçlerindeki hava kuvvetlerini ve özel birimleri yormak ve Kabil’i oldukça ihtiyacı olan gelirden mahrum bırakmaya yönelik bir strateji benimsemiş durumda.
Taliban ayrıca merkezi hükümeti hareket karşıtı kalelerinden de çıkardı. Kabil bu kalelerin yetkilere vereceği desteğe güveniyordu.
Demokrasileri Savunma Vakfı'nın kıdemli üyesi Bill Roggio duruma dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Taliban saldırısındaki en şaşırtıcı şey, kuzeye ve batıya odaklanılması. Taliban, savaş alanını Afganistan'daki karr mercilerinin eşiğine kadar genişletiyor. Komutanlar ve diğer nüfuzlu liderler ülkenin kuzeyinde ve batısında kendilerini destekleyen üslerden mahrum kalırsa Afgan hükümeti düşer.”

 


Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal