IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü
TT

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

Irak Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire eski Başkanı ve İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu (KJC) Başkanı Şerzad Ömer Mamnasi, Tevrat'ta Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Mezopotamya'ya sürüldüğünü belirterek, "Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor" diyor.
Mamnasi, IKB'deki Yahudilerin "Kürt" kimliklerini "Yahudi"kimliğinden önce kullandığını belirterek, "Kürt Yahudilerin Kürdistan Bölgesi'ni ikinci ülke olarak gördüklerini" söylüyor ve ekliyor, "Biz bilimsel düşünüyoruz. Olması gereken de budur. Kürt bir Müslüman'ın da bunu yapması gerekiyor."
Mamnasi, PKK'ya dair ise, "PKK de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan ‘halkların kardeşliğinden' söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içinde, ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. Çünkü PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu?" sözlerini kullandı.
2015-2017 yılları arasında IKB Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüten ve halen KJC Başkanlığı görevini sürdüren Şerzad Mamnasi, Indepentend Türkçe'nin sorularını yanıtladı…

"Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü"
Yahudilerin, Irak ve Irak Kürdistan Bölgesi'nde geçmişten günümüze varlığına değinerek, sohbetimize başlayalım…
Elbette, Irak'ta 1938 -1956 yılları sonrası Yahudi topluluğuna dair bir varlık kalmadı. Kürdistan'da (günümüzde IKB) ise 1956'da Kürt Yahudiler İsrail'e döndüler. Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor. Örneğin; Nahun Peygamber Elkuş'ta yaşamış ve Asur İmparatorluğu yıkılmadan 100 yıl önce Tevrat'ta Nahun bölümünde, Asur İmparatorluğu'nun yıkılacağına yer veriyor. Bir diğer anlamda tarihi kaynaklar ve hepimizin bildiği gibi 2800 yıl önce Kürt Med (Midya) İmparatorluğu, Asur İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olduğuna yer veriyor.
Kürdistan'ın en eski ve ilk dini de Yahudilik'tir. Allah, Tevrat'ta Dicle-Fırat arasından (Mezopotamya) "mukaddes bir yer" olarak tanımlıyor ve "7 gün 7 gecede dünyanı kurdum. 3'üncü günde de Dicle-Fırat'ta insanı yarattım" diyor. Başka bir bölümde de, "Ey İsrailoğulları, Allah'a sırtınızı çevirdiğiniz için, Allah'ı tekrar tanımanız için sizi Asur İmparatorluğu aracılığıyla Habur'a sürdüm!" deniliyor. Habur neresi? Habur, Kürdistan! Bir diğer anlamda Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürülüyorlar. Yine başka bir bölümde de Allah, Hz. İbrahim'e seslenerek, "Ey İbrahim, Asuriler'in zulmünden dolayı zorda kalma. Asur İmparatorluğu'nu yok etmesi için Med İmparatorluğu'nu önüne çıkartacağım" diyor. Yani Tevrat'ta İnsanlığın ilk yeri "Kürdistan" olarak belirtiliyor.

Şerzad Ömer Mamnasi
Fazla uzatmadan Kürdistan topraklarındaki Yahudiler, Irak toprağındaki Yahudilerden farklı olmasının nedenlerinden biri de budur. Irak'taki Yahudiler, dönemin hükümeti tarafından 1941 Temmuz'unda Iraklıların desteğiyle ülkeden çıkarılmıştır. Ancak Kürdistan'daki Yahudiler yine dönemin Irak hükümeti tarafından 1952'de çıkarılmaya çalıştığında Kürtler buna şiddetle karşı çıktı. Saddam öncesi ve sonrası hükümetler de bu amacı güttü. Ayrıca Yahudi Kürtlerine ait tüm tarihi mekânlar, mal ve mülkleri de günümüze kadar korundu.

"İslam Kürtlere birlikte yaşamı aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarih ve kültürüyle ilişkilidir"
Biz Yahudi Kürtlere, ne Müslüman ne Kakai ne Zerdeşt ve ne de Ezidi Kürtler hiçbir zaman düşmanlık yapmadı. Kürtlerin tek tanrıya inanan halk olması ve çok kültürlüğe olan inancıyla birlikte yaşama örnek olmuştur. Bunu da İslam Kürtlere aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarihi ve kültürle ilişkilidir. 1948-2015 yılına kadar da Irak'ta bir şekilde kanunların değişmesini beklerken, Irak'ın gün be gün geriye gitmesine tanık olduk. Bunun da nedeni "zorla birlikte yaşam" üzerine kurulmak istenmesidir. Bu bir nevi 18 yaşındaki kız çocuğunun, 80 yaşındaki bir yaşlı adamla zorla evlendirilmesi gibi bir durumdur. Irak'ta bu durumda bir ülkedir.
Kildan, Asuri, Zerdeşt, Yahudi ve Ezidilerin varlığı üzerinden de Irak'ta birlikte yaşam kültürü olduğu söylenildi oysaki bu kültür olmadı. Saddam, Arapların bu bölgedeki varlıklarıyla asimilasyonu doğurdu ve ilk katliamı da Yahudi Kürtlerine yaptı. 2015 yılından sonra Irak daha çok karıştı. Şii ve Sünnilere kalan Irak'ta IŞİD ortaya çıktı. Şii grupların güçlenmesiyle mezhepsel çatışmalar arttı. Sadece Ezidiler değil, Hristiyan, Sabai-Mendai, Kakai ve diğer azınlıklar da saldırı ve çatışmaların hedefinde oldu.

"Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur"
Peki, Irak bu çatışma ortamından nasıl kurtulacak?
Bir Kürt Yahudi olarak bu benim sorum değilim. Bu Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur. 1200 yıl önce temeli atılan bir sorundur. Öncelikle Arapların ardından da İngilizlerin sorunudur. Britanya bölgedeki kontrolünü sürdürmek için Sünni ve Şiileri de destekliyor. Bunu onlara sormak gerekiyor…

İslami bir ülke olan Irak'ta, IKB Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde ilk Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüttünüz. Görev süreniz nasıl geçti?
Evet, 22 Nisan 2015 yılında Kürdistan Parlamentosu'nda "dini ve etnik azınlık hakları çoklu kültür ve dinlerin birlikte yaşamına" yönelik oy çokluğuyla bir yasa kabul edildi. Bu yasa Sayın Mesud Barzani'nin destek ve girişimleriyle onaylandı. Yasa gereği Kürdistan Bölgesi'ndeki her din ve inanç kendi temsilciliğini açma hakkına sahiptir.
Bizde, Temmuz 2015 yılında büyük bir çaba göstererek, Yahudilerin de bakanlık bünyesinde temsilciliğinin açılmasını talep ettik. O dönem Diyanet İşleri Bakanı Değişim Hareketi'nden (Goran) Ömer Muslim idi ve parti olarak Bağdat ile diyalogları sıkı olması nedeniyle de yaklaşık sekiz ay uğraştıktan sonra ancak temsilcilik açabildik. Hatta bizim temsilciliğimiz görev süresi dolmadan bir gün önce onayladı. Bu süre içerisinde Yahudi toplumunu gerek iç gerekse dış toplantı ve çalışmalarda temsil etmenin yanı sıra birlikte yaşama dair tüm etkinlik ve anmalarda yer aldık. Benim için oldukça deneyimli bir süreç oldu. Bu girişim sayesinde Kürdistan Bölgesi'ndeki etnik ve dini oluşumlar bir birilerine daha çok yakınlaştı.

Kürt Yahudiler Rewandız 1905
"Irak'ta 4, Kürdistan Bölgesi'nde kimliğini saklayan çok sayıda Yahudi var"
Günümüzde Irak ve IKB'de Yahudilerin nüfusu ne kadar?

Irak'ın genelinde 1986'dan sonra resmi olarak nüfus sayımı yapılmadı. Yapıldığı söylenilen nüfus sayımlarının hepsi de siyasi ve faşist bir baskınlığın sonucunda, ülkedeki diğer millet ve azınlıkların nüfusunu sindirmeye yönelik yapılmıştır. Örneğin; yapılan sayımlarda Yahudiler, Musevi olarak yazılmış, Museviler de bir nevi Şiilerin bir kolu gibidir ve onların Musevi mi, Şii mi, Yahudi olduğu tam olarak belirleyemiyoruz. Bir nevi "beyaz katliam" olarak da tanımlayabiliriz. Irak'ta tam olarak ne kadar Şii, Sünni, Zerdeşt, Bahai vs. olduğunu bilemediğimiz gibi Yahudilerin de gerçek sayısını bilemiyoruz. Şu anda ise Bağdat'ta kimliğini saklamayan ve koruyanlar arasında dört Yahudi kaldı.
Kürdistan Bölgesi'nde ise çok sayıda Yahudi var ancak bunlar resmi olarak bilinmiyor, bunun da nedeni dönemsel olarak radikal terör ve İslami grupların (El Kaide, Haşdi Şabi, IŞİD…) ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle de Yahudiler dinlerine bağlı ve kimliklerini saklamayı tercih ediyor. Bir diğer anlamda Ezidiler gibi katledilmek, Kakailer gibi öldürülmek ve Zerdeştler gibi ölümle tehdit edilmek istemiyorlar.
Şunu da eklemek istiyorum. Yüzlerce Yahudi aile Müslüman olmak zorunda kalmıştır. Bunlara Kürtçe "Bin Cu" diyoruz. Yani melez olan Yahudiler, annesi Yahudi ya da sadece babası Yahudi olan Yahudiler var. Ayrıca 1991 devriminden sonra birçok Yahudi, İsrail'e döndü. Ve döndükten sonra İsrail'de yaşamlarını sürdürmek istemeyip, tekrar Kürdistan Bölgesi'ne dönüp bir Yahudi gibi yaşıyor. Bir diğer anlamda dinsel disiplin faaliyetlerini toplu olarak sürdüren Yahudiler yok, ancak köken olarak var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayinleri için Sinegog ve hahamın olması gerekiyor. Melez olan binlerce Yahudi ve kendi kimliği saklayan yüzlerce Yahudi aile var. 

Mamnasi-Zalmay Halilzad
Can güvenliklerinin sağlanmaması konusunda endişeli ve bulundukları topluma güvenmiyor diyebilir miyiz?
Kürdistan Bölgesi hükümetine, Kürt Müslüman toplumuna güvenleri var ancak, radikal İslami gruplar, terör ve komşu ülkelere güvenleri yok. Kaldı ki bu komşular açık bir şekilde Kürdistan Bölgesi'ne de saldırıyor. Sırf Ermeni ve Kürt oldukları için çok sayıda kişi öldürüldü. İran'da Bahai,Zerdeşt ve Sünni oldukları için çok sayıda kişi açık bir şekilde idam ediliyor. Etrafımız birlikte yaşam ve torelans kültürüne düşman ülkelerle çevrilidir. Yani Kürt Yahudiler can güvenliklerinin korunması açısında halen korku ve endişeye sahip. Saddam gitti, El-Kaide geldi, El-Kaide gitti, IŞİD geldi, Haşdi Şabi geldi. Farklı ad ve sloganlarla yeni radikal ve terör grupları çıkacaktır. Bölgede ne Saddam'ın, ne El Kaide'nin ne de IŞİD'in ne de Haşdi Şabi'nin ideolojisi son bulmayacaktır.

İsrail'de Kürt nüfusunun oranı belli mi?
Elbette, yaklaşık bir oran var. 2000 yılında yapılan nüfus sayımında İsrail'de, 220 bin Kürt Yahudi var. Günümüzde ise yaklaşık 350 bin Kürt olduğu tahmin ediliyor.

İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu
"3 kez suikastte uğradım, bir elim ve bacağımdan oldum"
Bildiğim kadarıyla geçmiş yıllarda birkaç kez suikaste uğradığınız…

Evet, üç kez suikaste uğradım ve ölümden döndüm. Bedenimde halen şarapnel parçaları var. Bir suikastte bir elimi ve bacağımı kaybettim. Benim tek mesajım birlikte yaşam idi, sadece Yahudiler için değil, toplumun her kesimi için birlikte barış için yaşam mesajı idi. Bir Kürt Yahudi olarak, annemin ve babamdan bana kalan din ve kültürü sahiplenmemdi. Amacımız bir insan, bir Kürt ve Yahudi olarak yaşamaktır. Yaşamamamıza tahammül edemeyen radikal ideolojilerin hedefinde oldum.

Bağdat'ta Yahudi bir aile
"Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı"
IKB'deki Kürt Yahudilerin, Türkiye ve diaspora Yahudileri arasında farklar var mı?

İspanya'da Yahudilere karşı katliam olduğu sırada, İspanya'daki Yahudilerin büyük bölümü Türkiye'ye yerleşti. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Yahudileri destekleyerek oraya yerleşmelerine izin verdiler. Şu da bir gerçek Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı. Nitekim o Yahudilerin hepsi iş ve zanaat sahibiydiler.
Osmanlı Ordusuna top, tüfek ve kılıçları Yahudiler yapıyordu. İspanya'nın zengin ailelerinden biri olan Alfandari ailesi tüm varlıklarını o dönemde Osmanlı'ya taşıdı. Bunun gibi birçok aile var. Günümüze kadar da Yahudi aileleri Türkiye ekonomisine büyük katkıları olmuştur. Bunu Türkiye'dekiler daha iyi biliyor.
Kürdistan'daki Yahudiler ise çiftçiydiler ve tarımla uğraşıyorlardı. Kendilerine ait toprak ve bağları vardı. Kürdistan'daki Yahudilere de "Ortadoğulu Yahudiler" deniliyor. Avrupa'da yaşayan Yahudilerin büyük bölümü de Ortadoğulular. Dini olarak; farklı coğrafyalardan olan Yahudiler arasında hiçbir fark yoktur. Aynı dilde ibadetlerini yapıyor, kutsal kitaplarını okuyorlar ancak bölgesel farklılıklardan dolayı aksağan farkına sahipler.
Yaşam kültürü olarak evet aralarında fark olabilir. Nasıl ki ABD'de yetişen bir Kürt ile Ortadoğu'da yetişen bir Kürt'ün bir ölçüye yemek kültürü vb. farklar olduğu gibi Yahudiler arasında da farklar vardır.

"Kürt Yahudiler Kürdistan'ı ikinci ülke kabul ediyor"
Kürdistan Bölgesi'ndeki Yahudiler, Türkiye'deki Yahudilere kıyasla kendilerini "Kürt Yahudi" olarak tanımlıyor, yani Kürt kimliğini Yahudilikten önce kullanıyor. Bunu nedeni bulundukları coğrafya mı? nitekim konuşmanızın başında "Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldüğüne de" dikkat çektiniz…

Evet, Kürt Yahudiler, Kürdistan'ı ikinci ülkeleri olarak kabul ediyor. Bunun da nedeni anne, baba ve ataları Kürdistan topraklarında yaşamlarını sürdürmesidir. Başta da belirttiğim gibi 2700 yıl önce Orşelim'den Mezopotamya'ya gönderildiler. Bir de Yahudiler ikiye ayrılıyor. Med İmparatorluğu döneminin padişahlarından Hesmani Padişahı, Asuriler ile savaşmak için imparatorluğu Yahudiliğe geçiyor. Yani tüm Yahudi topluluğu -Kildani, Süryani ve Aramiler-. Dinimize göre Yahudi doğulur ve sonradan Yahudi olunamaz. Ancak Haham Meclisi dönemin şartlarını göz önüne alarak böyle bir karar almış. Zerdeşt biri Yahudi olabilir, bunun da nedeni Zerdeştler de tek tanrıya inanıyor. Yahudiler de tek tanrıya inanıyor. Yani çok sayıda Yahudi Med İmparatorluğu'nun torunudur.
Bu nedenle de Kürt Yahudiler deniliyor. Yani "Türk Yahudi" diye bir tanımla yapılmıyor çünkü yoklar. Türkiye'deki Yahudiler de İbraniler, Türk değiller. Yahudi biri, Türk ile evlenebilir ancak doğan çocuklar İbranidir Türk değildir. Çünkü Türkler saf ırk değil, Kürtler Ari ırkındalar, Ari Faxş'in oğludur, Fexş Asur'un oğludur, Asur Sam'in oğludur, Sam'da Nuh'un oğludur. Yahudilerin ise hepsi Sami'dir. İsrail'de Kürtlerin kendi dillerini ve kültürlerini her yönden koruduğunu görüyoruz. Newroz Bayramı gibi birçok ulusal ve kutsal bayramı birlikte kutluyorlar. Ayrıca Türkiye'deki Yahudilerin, bulundukları ülkede milli bayramlara vs. önem vermediğini de görüyoruz.

"Kürt bir Müslüman'ın, ‘Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım' demesi gerekiyor"
IKB'de Yahudiler dışında, diğer dini ve etnik topluluklar "Kürt kimliklerini" öne alma konusunda ikiye bölünmüş durumdalar…

Çünkü biz bilimsel düşünüyoruz (Gülerek). Dünyada hiçbir din çocukların 12-13 yaşına basmadan ibadet etmesini zorunlu kılmıyor. Çocukların ilk öğrendiği dil de ana dilidir. Bir çocuk annesi onunla Arapça, ya da Türkçe ya da Kürtçe konuşursa ilk o dili öğrenir yani ana dilini öğrenir. Dil, ulusunun kimliğidir. İnsan olarak ilk öğrendiği; sahip olduğu beden ve kültürel varlığıdır. Rüyalarını da konuştuğu, baskın olan dilde görür. Üçüncü aşamada ise; anne ve babasının sahip olduğu dine bağlı olarak dinini öğrenir/öğretiyor.
Normal olan Kürt bir Müslüman'ın da, "Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım" demesidir. Ancak bu tür kişilere göre öyle söylediklerinde "kâfir" olacaklarını sanıyor, oysaki yanlış düşünüyorlar. İslam dini şeffaf bir dindir ve bu söylediğimle de çelişmiyor. Şayet İslam'ın kıstasına göre düşünseler, önce insan, sonra Kürt daha sonra da Müslüman olduklarını söylemeleri gerekiyor.

"İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlar Kürtleri, İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söylüyor"
Zaman zaman "İsrail'in, IKB'ye yardım ve destek" söylemlerine tanık oluyoruz. İki tarafa da yakın biri olarak bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Evet. Irak'ın kuruluşundan beri Kürdistan'a ve Kürtlere yönelik bu tür suçlamalar yapılıyor. Saddam; Kürtler ile savaştığında "Kürdistan'ın ikinci İsrail olduğu" sözlerini kullanırdı. Türkler, medya organlarında "Mesud Barzani ailesi Yahudi'dir İsrail onlara ve Kürdistan'a yardım ediyor" sözlerine yer veriyor...Yalnız bu tarafların unuttuğu; Türkler, İsrail'in dronları ile Kürtleri öldürüyor. Taraflar arasında bu ve buna benzer askeri ve ticari anlaşmalar var ve gelin görün Türkiye kamuoyu bunları görmek istemiyor. Şayet İsrail Kürdistan'a yardım ediyorsa da kendisi için bunu yapıyor, çünkü eğer Kürdistan'ın varlığı olmasa ya da Kürdistan Bölgesi İran'ın desteklediği terör gruplarının elinde olsa daha büyük bir tehditle karşılarında olacaktı. Bu da sadece İsrail'e değil, Türkiye'ye de tehdittir. İsrail'in Kürdistan'a yardımı, yardım değil, kendi çıkarına hizmettir.
İsrail'in gerçek anlamda Kürtlere yardım etmesi gerekiyor. Sorun şu ki; İsrail'de de iki blok var, sağcılar ve solcular. Komünist ve sosyal demokratların Türkiye ile ilişkileri iyidir. Şimon Peres, İshak Rabin gibiler Türkiye'ye birçok kez borç para ve farklı yardımlarda bulundu, günümüzde de böyledir. Teröre destek veren ülkelere yardım ettiler. Barzani'yi de cumhuriyetçiler destekliyor. Şunu kesin olarak söyleyeyim, Kürtleri İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söyleyenler, İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlardır. İsrail, sadece uluslararası lobi çalışmalarında Kürtleri destekliyor.

"Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu"
Kürdistan Bölgesi hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuz gibi, Türkiye'de Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi kent ve köyler ile tarihi mekânları hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuzu biliyorum. Keza bu Suriye ve İran'daki Kürtler için de geçerli. Tüm Yahudiler mi öyle yoksa bu sadece sizin kişisel merakınız mı?

Ulusunuzu, halkınızı sevdiğinizde, onunla ilgili tarihi mekânları, folklorik özellikleri, mutfak kültürü dahi her türlü bilgiyi de öğrenmek isteyip, araştırıyorsunuz. Benim için de bu denli köklü bir tarihe sahip olan halkımıza dair bilgi sahibi olmak için araştırma yapmak çok önemlidir. Güvenlik nedeniyle İran'a hiç gitmedim ancak elime geçen tüm kaynaklardan oradaki Kürtlere dair her konuyla ilgilendim. Evet, dediğiniz gibi Irak Kürdistanı gezdiğim gibi Suriye ve Türkiye'yi de gezdim. Gidemediğim köyler hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Aşiretleri, dengbejleri kimlerdi, yemekleri nasıl, kültürleri vs. bir çeşit merak, keyif ve öğrenme arzusu diyebiliriz. Bir diğer anlamda, insani, Kürtlük ve Yahudi hissiyatı da diyebiliriz.
Dünyanın farklı ülkelerinde tanıdığım tüm Yahudiler de böyledir. Köklerini ve bağlı olan her şeyi öğrenme merakı hâkimdir. Bu dünyada misafiriz, 100 yıl yaşamayabiliriz, en azından imkânlarımız doğrultusunda öğrenmeye çalışmamız gerektiğine inanıyorum. İki kızım var, çocuklarım bana sorduğunda verecek cevabım olsun, mümkün olduğu kadar onları da gezdiriyorum, bildiklerimi de onlarla paylaşıyorum. Dinim ne kadar önemli ise halkım ve tarihi de bu denli önemlidir. Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu.

"Papa'nın ziyareti Beni İbrahim projesine destek ve tarihleri birer kod"
Papa'nın Irak ve IKB'ye ziyareti "tarihi" olarak tanımlandı. Bu ziyareti siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu ziyaret özellikle Türkiye'deki bazı faşist parti ve kesimler tarafından "üslupsuz" bir şekilde kullanıldı. Türk ve Kürt halkının tabanından söz etmiyorum. Tabii bu kesimlerin bu kadar tepkili olması da kendilerince haklılık payı var çünkü Türkiye "Beni İbrahim Projesinin" dışındadır. Bu proje Donald Trump ve Binyamin Netenyahu tarafından Arap ülkeleriyle oluşturulan bir projedir. Papa'nın ziyareti ise bu projede yer alanlara destek niteliğinde aslında.
Papa'nın ziyaret gün ve tarihlerini hatırlayalım; Cuma günü Irak'ı (Bağdat) yani Müslümanları ziyaret etti. Şabbat'ta da yani Cumartesi günü Ur kentinde peygamberlerin babası İbrahim Peygamberi ziyaret etti. Pazar günü de Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret etti, ki Pazar dünyadaki tüm Hristiyanların kutsal günüdür. Bunu şu şekilde yorumluyoruz; Pazar (Sunday) yani "Sun" İngilizce de güneş demek, bu bir kodtur. Yani Kürdistan bayrağında yer alan güneş...Papa 5 Mart'ta Bağdat'ı, 7 Mart'a da Kürdistan'ı ziyaret etti. Rönesanstan önce seküler ve dindarların arasında sürekli sorun yaşanırdı. Birlikte yaşamdan yana olanlar, ayın 7'sinde bir araya gelirdi. Radikal dinciler arasında ise ayın 5'inde çatışmalar yaşanırdı…Kürdistan'da büyük ayini düzenlemelerinin bir diğer anlamı Kürdistan'da Beni İbrahim Projesinin içinde yer almasıdır.
Türkiye'de çok basit bir pul üzerinde dahi büyük tartışmalar yaşandı. O pulun üzerindeki harita Osmanlı arşivlerinde de olan bir haritadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemini hayata geçirmek isteyen Türkler de var. Şayet onu istiyorlarsa gerçekten haritada Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Mısır'da var ve bu ülkelere karşı da tepki göstermeleri gerekiyor. Ancak bildiğimiz gibi bu ülkelere öyle belirgin tepkiler yok! Söz konusu Kürdistan olunca çok basit bir konuda dahi bağırıp, çağırabiliyorlar. Bu tür davranışlar ne Türklere ne de Kürtlere hizmet ediyor. Aklıselim bir şekilde davranılması gerekiyor. Şu anda İsrail'in Erbil'de konsolosluk veya her hangi bir temsilciliği yok ancak Türkiye'de büyükelçiliği var!

"PKK da siyasetinin ne olduğunu bilmiyor"
Son olarak PKK'ya nasıl bakıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, PKK taraflarında İsrail'in Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi katkısı olduğu suçlaması var. PKK'lı yetkili ve taraftarlarının unuttuğu veya görmek istemediği, PKK, 1983'te Hizbullah, Yaser Arafat, İran ve Sovyet'e yakın tüm komünist, sosyalist ve sosyal demokrat partilerin hepsi ile bir olup İsrail'e karşı savaştı. Sonradan birçok esir alınan kişi de itiraf etti zaten.
Dünyadaki tüm Yahudiler, Kürtlerin haklarının barışçıl yoldan almasından yanadır. Bir Yahudi olarak Türkiye ve PKK'nin teröre başvurmadan Kürtlerin haklarını vermesinden yanayız. Kaldı ki PKK'de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan "halkların kardeşliğinden" söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içine giriyor ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu? Bu kadar mı tesadüf olur. PKK, bir nevi Türkiye'nin elindeki Kürt hareketini yok etme ve işgal etme kartıdır. PKK olmasa Kobani ve Afrin'e girmeyecekti.
Avrupa'da PKK'nin faaliyetleri ölmüş durumda, neden? Çünkü insanlar onların gerçek niyetini anladı. Kürtler, tarihleri boyunca silahlı mücadele vermiştir ancak hiçbir zaman "terörist" tanımlamasına maruz kalmadı. Hiçbir Kürt örgütü PKK gibi de olmadı, onlara katılanın ne akibeti ne yaşamı belli. Evet, Kürtler öldürüldü, ancak Kürtler kendilerini savunma dışında kimseyi öldürmedi. Bu yüzden de devletsizler…
Independent Türkçe



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Kassam Tugayları komutanına yönelik suikast Gazze'nin silahsızlandırılmasını nasıl etkileyecek?

Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
TT

Kassam Tugayları komutanına yönelik suikast Gazze'nin silahsızlandırılmasını nasıl etkileyecek?

Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)

Salem el-Rayes

İsrail'in İzzeddin el-Haddad'ı öldürmesi, Gazze Şeridi'nin silahsızlandırılması şartını Kahire'de devam eden müzakerelerde yeniden öne çıkardı ve Hamas'ın silahlarını teslim etmesini reddeden engelin ortadan kalktığı yönündeki spekülasyonları körükledi. Bu durum, İsrail ve ABD'nin Hamas'a dayatmaya çalıştığı anlaşmanın önümüzdeki haftalarda sorunsuz bir şekilde ilerleyeceği yönündeki tartışmalara da kapıyı açtı.

Ancak İsrail, Haddad suikastının ardından silahsızlanma şartını dayatmayı gerçekten başardı mı?

Haddad, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'ne sınır komşusu olan İsrailli yerleşim yerlerine düzenlenen baskın hazırlıkları sırasında İzzeddin Kassam Tugayları'nın Gazze Şehri Tugayı komutanıydı. Baskın gerçekleşti ve Hamas onlarca İsrailliyi esir alarak Gazze'ye götürdü. Çoğu daha sonra İsrail ile yapılan esir takası anlaşmalarıyla serbest bırakıldı.

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail, Hamas'ın birçok askeri komutanını baskını planlamak ve gerçekleştirmekle suçladı ve onları tek tek öldürmeye çalıştı. Nihayetinde İsrail, İzzeddin Kassam Tugayları Askeri Konseyi’nin liderlerinin çoğunu öldürdüğünü duyurdu, ancak Haddad'ın adı dillendirilmeye devam etti. İsrail, onu İsraillilerin esir alınmasını organize etmek ve Mısır, Katar ve Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğuyla bir önceki yıl Hamas ve İsrail arasında varılan esir takası anlaşmaları dışında serbest bırakılmalarını engellemekle suçladı.

Ekim 2025'te ateşkes ilan edildikten ve sorunun çözümü için esir takasları gerçekleştirildikten sonra bile İsrail, anlaşmanın uygulanmasının ikinci aşamasında Gazze'nin silahsızlandırılması talebinde ısrar etti. Hamas ise silahsızlanmanın İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesiyle eş zamanlı olmaması nedeniyle bu talebi reddetti; zira İsrail ordusu hâlâ Gazze Şeridi’nin 365 kilometrekarelik alanının yüzde 60'ından fazlasını kontrol ediyor. Ayrıca Hamas, Dünya Barış Konseyi tarafından yönetimi üstlenmek üzere kurulan ulusal komitenin, silahsızlanma ve çekilme şartlarının uygulanmasıyla eş zamanlı olarak ve hatta öncesinde Gazze'ye girmesini de şart koştu. Böylece Hamas, anlaşmanın uygulama aşamalarında Gazze'de herhangi bir güvenlik boşluğu oluşmayacağından emin olmak istiyor.  

bhtnh
 15 Mayıs'ta Gazze'deki Rimal mahallesinde İsrail bombardımanı sonucu çıkan yangından kaçan Filistinliler (AP)

Son birkaç aydır, Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerde anlaşmazlıklar yoğunlaşırken ve Dünya Barış Konseyi’nin Başkanı ABD Başkanı Donald Trump ve Konsey’in Direktörü Nikolay Mladenov'un açıklamalarıyla Hamas'tan silahlarını teslim etmesini ve koşulsuz olarak Gazze'yi yönetmekten çekilmesini açıkça talep etmesiyle birlikte, İsrail ve Batı medyasında sızdırılan bir dizi haberde Haddad Hamas içindeki anlaşmazlığın başını çekmekle suçlandı. Silahları teslim etme ve taleplere uyma şartını kabul etmeyi reddettiği öne sürüldü ve bu da İsrail medyasında kendisine yönelik suikast çağrılarının artmasına neden oldu.

15 Mayıs Cuma akşamı, İsrail uçakları Gazze şehrinin merkezinde bulunan bir binadaki daireleri hedef alan yoğun hava saldırıları düzenledi. Bunları bir sivil araca yapılan hava saldırısı izledi. İsrail medyası, güvenlik kaynaklarına atıfta bulunarak, aracın hedef alınan binanın önünden hareket ettiğini ve saldırıların hedefindeki kişinin öldürüldüğünden emin olmak için aracın da hedef alındığını bildirdi. Filistin sağlık kaynaklarına göre, altı konut dairesini yerle bir edip alevler içinde yanmasına, sekizden fazla kişinin ölümüne ve yaklaşık 45 kişinin yaralanmasına neden olan hava saldırılarından dakikalar sonra, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, saldırının hedefinin İzzeddin Kassam Tugayları Komutanı İzzeddin Haddad olduğunu açıkladı.

Katz, Haddad'ı üç yıl önce 7 Ekim olaylarını organize etmekle ve onlarca İsraillinin öldürülmesinden ve esir alınmasından sorumlu olmakla suçladı. Haddad'ın, Hamas'ın silahsızlandırılması ve Gazze'nin silahtan arındırılmasıyla ilgili madde başta olmak üzere, ABD Başkanı Trump'ın arabuluculuğuyla yapılan anlaşmayı uygulamayı reddettiğini vurguladı. Suikastın ertesi günü Hamas, İsrail'in sivillerin yaşadığı bir konut binasına yönelik kasıtlı ve önceden haber verilmeksizin düzenlediği hava saldırısında Haddad'ın öldürüldüğünü ilan etti.

İsrail ordusu hâlâ Gazze Şeridi'nin 365 kilometrekarelik alanının yüzde 60'ından fazlasını kontrol ediyor

Bu bağlamda ne Hamas ne de siyasi veya askeri liderlerinden herhangi biri, belirli bir ismin silahsızlanmaya karşı olduğunu belirten herhangi bir açıklama yapmadı. Aksine, her zaman resmi açıklamalarda ve beyanlarda silahsızlanma karşıtı tutumdan, Hamas'ın tüm liderleri tarafından benimsenen bir tutum olarak bahsedildi. Ancak Kassam Tugayları’nın eski komutanın ablası Mahitab Haddad, al-Majalla'ya yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Önceki başarısız suikast girişimlerinden sonra, Allah onu dilediği zamanda yanına almayı seçti. Kardeşim silahını teslim etmek için cihat etmiyordu; her zaman 'ya şehitlik ya da zafer' derdi.” Ablasının açıklamaları, Haddad'ın silahını teslim etmeye değil, Allah yolunda ve Filistin'in kurtuluşuna kadar cihat etmeye devam etmeye inandığını gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu da işgal devam ettiği sürece gerçekten de silahsızlanmayı veya teslim olmayı kabul etmediğini gösteriyor. Nitekim ablası sözlerine şöyle devam etti: “Ateşkes ve müzakerelerden bahsediyorlar, ancak sahada her gün hava saldırıları ve silahlı çatışmalar yaşanıyor. Bu nedenle siviller ölmeye ve yaralanmaya devam ediyor. Halen insanlar yerinden ediliyor. Bu durumda ateşkes nerede, bahsettikleri anlaşmalar ve uygulama aşamaları nerede?”

Haddad'ın kız kardeşinin sözlerinin, İsrail medyasının Hamas içindeki müzakereler ve anlaşmazlıklar hakkındaki haberlerinde bahsettiği veya değindiği ihtilafa dair bir itiraf olduğunu düşünenler olabilir. Ancak durum tam olarak böyle değil. Yaklaşık iki hafta önce Mladenov'un Hamas liderleri ve arabulucular (Mısır ve Katar) ile yaptığı görüşmenin ardından, Hamas’ın Mladenov'un silahsızlanma önerisine verdiği yanıt olumsuz olarak değerlendirildi. Bu da İsrail'e, zihniyeti ve yaklaşımıyla tutarlı olarak, önde gelen bir figüre suikast düzenleyerek öldürme taktiğini uygulama fırsatı verdi. Haddad da kendisine karşı yoğun bir kışkırtma kampanyasından sonra büyük ölçüde birincil hedef haline geldi.

frgthyj
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Barış Konseyi'nin ilk toplantısına gelişinde, 19 Şubat (AFP)

Filistinli yazar ve siyasi analist Sufyan Ebu Zayda'nın verdiği bilgilere göre, Gazze'deki İzzeddin Kassam Tugayları'nda tek bir yetkili bile silahsızlanmayı kabul etmiyor. Bu durum sadece Haddad için değil, son iki buçuk yılda suikasta kurban gidenlerin yerine askeri konseye atanan tüm liderler için de geçerli. Şunları da belirtti: “Bunun nedeni, silahın kutsal olması veya işgale direnme haklarının olması değil, aksine silahın İsrail'in son zamanlarda kurduğu ve silahla donattığı milis gruplar ve kaos karşısında onlara kişisel koruma sağlamasıdır.”

Haddad suikastı ne Hamas'ın silahsızlanma konusundaki tutumunda ne de İsrail'in tepkilerinde gerçekte hiçbir şeyi değiştirmeyecektir

Savunma Bakanı Katz'ın suikastla aynı zamana denk gelen “X” platformundaki paylaşımında Haddad’ı suçladığı gibi, Trump’ın planını uygulamayı reddetmesi nedeniyle öldürüldüğü iddiasına ilişkin olarak Filistinli siyasi analist, İsrail'in kendisinin de Başkan Trump'ın planını ve maddelerini uygulamak istemediğini belirtti. Şöyle devam etti: “Özetle Trump’ın planı, Filistinliler için tüm dezavantajlarına rağmen, İsrail'i Gazze Şeridi'nin tamamından ordusunu çekmeye zorlayacak ve yeniden inşa sürecini dayatacak; İsrail şu anda sorumluluktan kaçmak ve Hamas ile Filistinlileri anlaşmanın uygulanmasına engel olmakla suçlamak amacıyla bu süreci geciktiriyor.”

Trump’ın planı ayrıca, Gazze'nin yönetiminin Ulusal Yönetim ve Yeniden İnşa Komitesi'ne devredilmesinin ardından Filistin siyasi sisteminin birleştirilmesini ve akabinde de Filistin seçimlerinin yapılmasını öngörüyor. Mladenov yakın zamanda Hamas'a Gazze'nin yönetimini devretmesinden sonra siyasi bir hareket olarak bu seçimlere katılmasını tavsiye etmişti. Ebu Zayda, yukarıdakilerin hiçbirinin İsrail'in çıkarlarına hizmet etmediğini, bu nedenle bunlardan kaçınmaya çalıştığını ve Haddad'ı silahsızlanmayı, anlaşmayı ve Trump'ın planını reddetmekle suçlayıp, ardından onu öldürerek sorumlu tutmak gibi bahanelere başvurduğunu, onun ölümü sanki planının derhal uygulanmasını sağlayacakmış izlenimi verdiğini vurguladı.

Ona göre, Haddad suikastı ne Hamas'ın silahsızlanma konusundaki tutumunda ne de İsrail'in tepkilerinde gerçekte hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Özellikle bu hassas aşamada, Hamas'ın siyasi büro başkanını belirlemek için iç seçimler yapmaya devam ettiği bir dönemde, geleceğin belirsiz ve tahmin edilemez olduğunu vurguladı. Seçim şu anda Hamas’ın Gazze'deki mevcut lideri ve müzakere heyeti başkanı Dr. Halil el-Hayye ile eski siyasi büro lideri Halid Meşal arasında tıkanmış durumda. İsrail, liderlerine yönelik daha fazla suikast düzenlemediği sürece, bu durum Hamas’ın önümüzdeki dönemdeki gidişatını ve tercihlerini önemli ölçüde etkileyecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
TT

İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)

İsrail, cuma günü yaptığı açıklamada, Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında, Filistinli Hamas hareketinin askeri kanadının lideri olarak tanımladığı İzzeddin el-Haddad’ı hedef aldığını duyurdu.

İsrail Savunma Bakanlığı açıklamasında, “Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın talimatıyla İsrail ordusu, Gazze’de Hamas’ın askeri kanadının komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırılarının başlıca planlayıcılarından biri olan tehlikeli terörist İzzeddin el-Haddad’ı hedef alan bir hava saldırısı gerçekleştirdi” denildi.

Açıklamada, AFP’ye göre, “Haddad’ın binlerce İsrailli sivilin ve askerin öldürülmesi, kaçırılması ve zarar görmesinden sorumlu olduğu” ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Rehinelerimizi vahşi koşullar altında tuttu, güçlerimize yönelik terör saldırıları planladı ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından önerilen Hamas’ın silahsızlandırılması ile Gazze Şeridi’nin silahtan arındırılması anlaşmasını uygulamayı reddetti” açıklamasında bulundu.

Hamas ise, Mayıs 2025’te İsrail’in hareketin liderlerinden Muhammed Sinvar’ı öldürmesinin ardından Gazze’de hareketin askeri liderliğini üstlenen Haddad’ın akıbetine ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Haddad, ABD arabuluculuğunda geçen ekim ayında varılan Gazze’de çatışmaların durdurulması anlaşmasından bu yana İsrail’in hava saldırısıyla hedef aldığı en üst düzey Hamas yetkilisi oldu.

Söz konusu saldırı, Hamas’ın Gazze Şeridi kıyısındaki dar bir alan üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı bir dönemde gerçekleşti.

Gazze’deki sağlık görevlileri ve görgü tanıkları, Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde bir konut binasının hava saldırısıyla hedef alındığını, saldırıda en az bir kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin yaralandığını söyledi. Ölen kişinin kimliği henüz belirlenemedi.

Görgü tanıkları ayrıca kısa süre sonra yakındaki bir caddede bulunan bir aracın ikinci bir İsrail hava saldırısıyla hedef alındığını aktardı. İkinci saldırıda ölü ya da yaralı olup olmadığına dair henüz bilgi verilmedi.