IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü
TT

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

Irak Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire eski Başkanı ve İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu (KJC) Başkanı Şerzad Ömer Mamnasi, Tevrat'ta Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Mezopotamya'ya sürüldüğünü belirterek, "Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor" diyor.
Mamnasi, IKB'deki Yahudilerin "Kürt" kimliklerini "Yahudi"kimliğinden önce kullandığını belirterek, "Kürt Yahudilerin Kürdistan Bölgesi'ni ikinci ülke olarak gördüklerini" söylüyor ve ekliyor, "Biz bilimsel düşünüyoruz. Olması gereken de budur. Kürt bir Müslüman'ın da bunu yapması gerekiyor."
Mamnasi, PKK'ya dair ise, "PKK de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan ‘halkların kardeşliğinden' söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içinde, ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. Çünkü PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu?" sözlerini kullandı.
2015-2017 yılları arasında IKB Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüten ve halen KJC Başkanlığı görevini sürdüren Şerzad Mamnasi, Indepentend Türkçe'nin sorularını yanıtladı…

"Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü"
Yahudilerin, Irak ve Irak Kürdistan Bölgesi'nde geçmişten günümüze varlığına değinerek, sohbetimize başlayalım…
Elbette, Irak'ta 1938 -1956 yılları sonrası Yahudi topluluğuna dair bir varlık kalmadı. Kürdistan'da (günümüzde IKB) ise 1956'da Kürt Yahudiler İsrail'e döndüler. Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor. Örneğin; Nahun Peygamber Elkuş'ta yaşamış ve Asur İmparatorluğu yıkılmadan 100 yıl önce Tevrat'ta Nahun bölümünde, Asur İmparatorluğu'nun yıkılacağına yer veriyor. Bir diğer anlamda tarihi kaynaklar ve hepimizin bildiği gibi 2800 yıl önce Kürt Med (Midya) İmparatorluğu, Asur İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olduğuna yer veriyor.
Kürdistan'ın en eski ve ilk dini de Yahudilik'tir. Allah, Tevrat'ta Dicle-Fırat arasından (Mezopotamya) "mukaddes bir yer" olarak tanımlıyor ve "7 gün 7 gecede dünyanı kurdum. 3'üncü günde de Dicle-Fırat'ta insanı yarattım" diyor. Başka bir bölümde de, "Ey İsrailoğulları, Allah'a sırtınızı çevirdiğiniz için, Allah'ı tekrar tanımanız için sizi Asur İmparatorluğu aracılığıyla Habur'a sürdüm!" deniliyor. Habur neresi? Habur, Kürdistan! Bir diğer anlamda Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürülüyorlar. Yine başka bir bölümde de Allah, Hz. İbrahim'e seslenerek, "Ey İbrahim, Asuriler'in zulmünden dolayı zorda kalma. Asur İmparatorluğu'nu yok etmesi için Med İmparatorluğu'nu önüne çıkartacağım" diyor. Yani Tevrat'ta İnsanlığın ilk yeri "Kürdistan" olarak belirtiliyor.

Şerzad Ömer Mamnasi
Fazla uzatmadan Kürdistan topraklarındaki Yahudiler, Irak toprağındaki Yahudilerden farklı olmasının nedenlerinden biri de budur. Irak'taki Yahudiler, dönemin hükümeti tarafından 1941 Temmuz'unda Iraklıların desteğiyle ülkeden çıkarılmıştır. Ancak Kürdistan'daki Yahudiler yine dönemin Irak hükümeti tarafından 1952'de çıkarılmaya çalıştığında Kürtler buna şiddetle karşı çıktı. Saddam öncesi ve sonrası hükümetler de bu amacı güttü. Ayrıca Yahudi Kürtlerine ait tüm tarihi mekânlar, mal ve mülkleri de günümüze kadar korundu.

"İslam Kürtlere birlikte yaşamı aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarih ve kültürüyle ilişkilidir"
Biz Yahudi Kürtlere, ne Müslüman ne Kakai ne Zerdeşt ve ne de Ezidi Kürtler hiçbir zaman düşmanlık yapmadı. Kürtlerin tek tanrıya inanan halk olması ve çok kültürlüğe olan inancıyla birlikte yaşama örnek olmuştur. Bunu da İslam Kürtlere aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarihi ve kültürle ilişkilidir. 1948-2015 yılına kadar da Irak'ta bir şekilde kanunların değişmesini beklerken, Irak'ın gün be gün geriye gitmesine tanık olduk. Bunun da nedeni "zorla birlikte yaşam" üzerine kurulmak istenmesidir. Bu bir nevi 18 yaşındaki kız çocuğunun, 80 yaşındaki bir yaşlı adamla zorla evlendirilmesi gibi bir durumdur. Irak'ta bu durumda bir ülkedir.
Kildan, Asuri, Zerdeşt, Yahudi ve Ezidilerin varlığı üzerinden de Irak'ta birlikte yaşam kültürü olduğu söylenildi oysaki bu kültür olmadı. Saddam, Arapların bu bölgedeki varlıklarıyla asimilasyonu doğurdu ve ilk katliamı da Yahudi Kürtlerine yaptı. 2015 yılından sonra Irak daha çok karıştı. Şii ve Sünnilere kalan Irak'ta IŞİD ortaya çıktı. Şii grupların güçlenmesiyle mezhepsel çatışmalar arttı. Sadece Ezidiler değil, Hristiyan, Sabai-Mendai, Kakai ve diğer azınlıklar da saldırı ve çatışmaların hedefinde oldu.

"Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur"
Peki, Irak bu çatışma ortamından nasıl kurtulacak?
Bir Kürt Yahudi olarak bu benim sorum değilim. Bu Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur. 1200 yıl önce temeli atılan bir sorundur. Öncelikle Arapların ardından da İngilizlerin sorunudur. Britanya bölgedeki kontrolünü sürdürmek için Sünni ve Şiileri de destekliyor. Bunu onlara sormak gerekiyor…

İslami bir ülke olan Irak'ta, IKB Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde ilk Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüttünüz. Görev süreniz nasıl geçti?
Evet, 22 Nisan 2015 yılında Kürdistan Parlamentosu'nda "dini ve etnik azınlık hakları çoklu kültür ve dinlerin birlikte yaşamına" yönelik oy çokluğuyla bir yasa kabul edildi. Bu yasa Sayın Mesud Barzani'nin destek ve girişimleriyle onaylandı. Yasa gereği Kürdistan Bölgesi'ndeki her din ve inanç kendi temsilciliğini açma hakkına sahiptir.
Bizde, Temmuz 2015 yılında büyük bir çaba göstererek, Yahudilerin de bakanlık bünyesinde temsilciliğinin açılmasını talep ettik. O dönem Diyanet İşleri Bakanı Değişim Hareketi'nden (Goran) Ömer Muslim idi ve parti olarak Bağdat ile diyalogları sıkı olması nedeniyle de yaklaşık sekiz ay uğraştıktan sonra ancak temsilcilik açabildik. Hatta bizim temsilciliğimiz görev süresi dolmadan bir gün önce onayladı. Bu süre içerisinde Yahudi toplumunu gerek iç gerekse dış toplantı ve çalışmalarda temsil etmenin yanı sıra birlikte yaşama dair tüm etkinlik ve anmalarda yer aldık. Benim için oldukça deneyimli bir süreç oldu. Bu girişim sayesinde Kürdistan Bölgesi'ndeki etnik ve dini oluşumlar bir birilerine daha çok yakınlaştı.

Kürt Yahudiler Rewandız 1905
"Irak'ta 4, Kürdistan Bölgesi'nde kimliğini saklayan çok sayıda Yahudi var"
Günümüzde Irak ve IKB'de Yahudilerin nüfusu ne kadar?

Irak'ın genelinde 1986'dan sonra resmi olarak nüfus sayımı yapılmadı. Yapıldığı söylenilen nüfus sayımlarının hepsi de siyasi ve faşist bir baskınlığın sonucunda, ülkedeki diğer millet ve azınlıkların nüfusunu sindirmeye yönelik yapılmıştır. Örneğin; yapılan sayımlarda Yahudiler, Musevi olarak yazılmış, Museviler de bir nevi Şiilerin bir kolu gibidir ve onların Musevi mi, Şii mi, Yahudi olduğu tam olarak belirleyemiyoruz. Bir nevi "beyaz katliam" olarak da tanımlayabiliriz. Irak'ta tam olarak ne kadar Şii, Sünni, Zerdeşt, Bahai vs. olduğunu bilemediğimiz gibi Yahudilerin de gerçek sayısını bilemiyoruz. Şu anda ise Bağdat'ta kimliğini saklamayan ve koruyanlar arasında dört Yahudi kaldı.
Kürdistan Bölgesi'nde ise çok sayıda Yahudi var ancak bunlar resmi olarak bilinmiyor, bunun da nedeni dönemsel olarak radikal terör ve İslami grupların (El Kaide, Haşdi Şabi, IŞİD…) ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle de Yahudiler dinlerine bağlı ve kimliklerini saklamayı tercih ediyor. Bir diğer anlamda Ezidiler gibi katledilmek, Kakailer gibi öldürülmek ve Zerdeştler gibi ölümle tehdit edilmek istemiyorlar.
Şunu da eklemek istiyorum. Yüzlerce Yahudi aile Müslüman olmak zorunda kalmıştır. Bunlara Kürtçe "Bin Cu" diyoruz. Yani melez olan Yahudiler, annesi Yahudi ya da sadece babası Yahudi olan Yahudiler var. Ayrıca 1991 devriminden sonra birçok Yahudi, İsrail'e döndü. Ve döndükten sonra İsrail'de yaşamlarını sürdürmek istemeyip, tekrar Kürdistan Bölgesi'ne dönüp bir Yahudi gibi yaşıyor. Bir diğer anlamda dinsel disiplin faaliyetlerini toplu olarak sürdüren Yahudiler yok, ancak köken olarak var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayinleri için Sinegog ve hahamın olması gerekiyor. Melez olan binlerce Yahudi ve kendi kimliği saklayan yüzlerce Yahudi aile var. 

Mamnasi-Zalmay Halilzad
Can güvenliklerinin sağlanmaması konusunda endişeli ve bulundukları topluma güvenmiyor diyebilir miyiz?
Kürdistan Bölgesi hükümetine, Kürt Müslüman toplumuna güvenleri var ancak, radikal İslami gruplar, terör ve komşu ülkelere güvenleri yok. Kaldı ki bu komşular açık bir şekilde Kürdistan Bölgesi'ne de saldırıyor. Sırf Ermeni ve Kürt oldukları için çok sayıda kişi öldürüldü. İran'da Bahai,Zerdeşt ve Sünni oldukları için çok sayıda kişi açık bir şekilde idam ediliyor. Etrafımız birlikte yaşam ve torelans kültürüne düşman ülkelerle çevrilidir. Yani Kürt Yahudiler can güvenliklerinin korunması açısında halen korku ve endişeye sahip. Saddam gitti, El-Kaide geldi, El-Kaide gitti, IŞİD geldi, Haşdi Şabi geldi. Farklı ad ve sloganlarla yeni radikal ve terör grupları çıkacaktır. Bölgede ne Saddam'ın, ne El Kaide'nin ne de IŞİD'in ne de Haşdi Şabi'nin ideolojisi son bulmayacaktır.

İsrail'de Kürt nüfusunun oranı belli mi?
Elbette, yaklaşık bir oran var. 2000 yılında yapılan nüfus sayımında İsrail'de, 220 bin Kürt Yahudi var. Günümüzde ise yaklaşık 350 bin Kürt olduğu tahmin ediliyor.

İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu
"3 kez suikastte uğradım, bir elim ve bacağımdan oldum"
Bildiğim kadarıyla geçmiş yıllarda birkaç kez suikaste uğradığınız…

Evet, üç kez suikaste uğradım ve ölümden döndüm. Bedenimde halen şarapnel parçaları var. Bir suikastte bir elimi ve bacağımı kaybettim. Benim tek mesajım birlikte yaşam idi, sadece Yahudiler için değil, toplumun her kesimi için birlikte barış için yaşam mesajı idi. Bir Kürt Yahudi olarak, annemin ve babamdan bana kalan din ve kültürü sahiplenmemdi. Amacımız bir insan, bir Kürt ve Yahudi olarak yaşamaktır. Yaşamamamıza tahammül edemeyen radikal ideolojilerin hedefinde oldum.

Bağdat'ta Yahudi bir aile
"Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı"
IKB'deki Kürt Yahudilerin, Türkiye ve diaspora Yahudileri arasında farklar var mı?

İspanya'da Yahudilere karşı katliam olduğu sırada, İspanya'daki Yahudilerin büyük bölümü Türkiye'ye yerleşti. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Yahudileri destekleyerek oraya yerleşmelerine izin verdiler. Şu da bir gerçek Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı. Nitekim o Yahudilerin hepsi iş ve zanaat sahibiydiler.
Osmanlı Ordusuna top, tüfek ve kılıçları Yahudiler yapıyordu. İspanya'nın zengin ailelerinden biri olan Alfandari ailesi tüm varlıklarını o dönemde Osmanlı'ya taşıdı. Bunun gibi birçok aile var. Günümüze kadar da Yahudi aileleri Türkiye ekonomisine büyük katkıları olmuştur. Bunu Türkiye'dekiler daha iyi biliyor.
Kürdistan'daki Yahudiler ise çiftçiydiler ve tarımla uğraşıyorlardı. Kendilerine ait toprak ve bağları vardı. Kürdistan'daki Yahudilere de "Ortadoğulu Yahudiler" deniliyor. Avrupa'da yaşayan Yahudilerin büyük bölümü de Ortadoğulular. Dini olarak; farklı coğrafyalardan olan Yahudiler arasında hiçbir fark yoktur. Aynı dilde ibadetlerini yapıyor, kutsal kitaplarını okuyorlar ancak bölgesel farklılıklardan dolayı aksağan farkına sahipler.
Yaşam kültürü olarak evet aralarında fark olabilir. Nasıl ki ABD'de yetişen bir Kürt ile Ortadoğu'da yetişen bir Kürt'ün bir ölçüye yemek kültürü vb. farklar olduğu gibi Yahudiler arasında da farklar vardır.

"Kürt Yahudiler Kürdistan'ı ikinci ülke kabul ediyor"
Kürdistan Bölgesi'ndeki Yahudiler, Türkiye'deki Yahudilere kıyasla kendilerini "Kürt Yahudi" olarak tanımlıyor, yani Kürt kimliğini Yahudilikten önce kullanıyor. Bunu nedeni bulundukları coğrafya mı? nitekim konuşmanızın başında "Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldüğüne de" dikkat çektiniz…

Evet, Kürt Yahudiler, Kürdistan'ı ikinci ülkeleri olarak kabul ediyor. Bunun da nedeni anne, baba ve ataları Kürdistan topraklarında yaşamlarını sürdürmesidir. Başta da belirttiğim gibi 2700 yıl önce Orşelim'den Mezopotamya'ya gönderildiler. Bir de Yahudiler ikiye ayrılıyor. Med İmparatorluğu döneminin padişahlarından Hesmani Padişahı, Asuriler ile savaşmak için imparatorluğu Yahudiliğe geçiyor. Yani tüm Yahudi topluluğu -Kildani, Süryani ve Aramiler-. Dinimize göre Yahudi doğulur ve sonradan Yahudi olunamaz. Ancak Haham Meclisi dönemin şartlarını göz önüne alarak böyle bir karar almış. Zerdeşt biri Yahudi olabilir, bunun da nedeni Zerdeştler de tek tanrıya inanıyor. Yahudiler de tek tanrıya inanıyor. Yani çok sayıda Yahudi Med İmparatorluğu'nun torunudur.
Bu nedenle de Kürt Yahudiler deniliyor. Yani "Türk Yahudi" diye bir tanımla yapılmıyor çünkü yoklar. Türkiye'deki Yahudiler de İbraniler, Türk değiller. Yahudi biri, Türk ile evlenebilir ancak doğan çocuklar İbranidir Türk değildir. Çünkü Türkler saf ırk değil, Kürtler Ari ırkındalar, Ari Faxş'in oğludur, Fexş Asur'un oğludur, Asur Sam'in oğludur, Sam'da Nuh'un oğludur. Yahudilerin ise hepsi Sami'dir. İsrail'de Kürtlerin kendi dillerini ve kültürlerini her yönden koruduğunu görüyoruz. Newroz Bayramı gibi birçok ulusal ve kutsal bayramı birlikte kutluyorlar. Ayrıca Türkiye'deki Yahudilerin, bulundukları ülkede milli bayramlara vs. önem vermediğini de görüyoruz.

"Kürt bir Müslüman'ın, ‘Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım' demesi gerekiyor"
IKB'de Yahudiler dışında, diğer dini ve etnik topluluklar "Kürt kimliklerini" öne alma konusunda ikiye bölünmüş durumdalar…

Çünkü biz bilimsel düşünüyoruz (Gülerek). Dünyada hiçbir din çocukların 12-13 yaşına basmadan ibadet etmesini zorunlu kılmıyor. Çocukların ilk öğrendiği dil de ana dilidir. Bir çocuk annesi onunla Arapça, ya da Türkçe ya da Kürtçe konuşursa ilk o dili öğrenir yani ana dilini öğrenir. Dil, ulusunun kimliğidir. İnsan olarak ilk öğrendiği; sahip olduğu beden ve kültürel varlığıdır. Rüyalarını da konuştuğu, baskın olan dilde görür. Üçüncü aşamada ise; anne ve babasının sahip olduğu dine bağlı olarak dinini öğrenir/öğretiyor.
Normal olan Kürt bir Müslüman'ın da, "Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım" demesidir. Ancak bu tür kişilere göre öyle söylediklerinde "kâfir" olacaklarını sanıyor, oysaki yanlış düşünüyorlar. İslam dini şeffaf bir dindir ve bu söylediğimle de çelişmiyor. Şayet İslam'ın kıstasına göre düşünseler, önce insan, sonra Kürt daha sonra da Müslüman olduklarını söylemeleri gerekiyor.

"İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlar Kürtleri, İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söylüyor"
Zaman zaman "İsrail'in, IKB'ye yardım ve destek" söylemlerine tanık oluyoruz. İki tarafa da yakın biri olarak bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Evet. Irak'ın kuruluşundan beri Kürdistan'a ve Kürtlere yönelik bu tür suçlamalar yapılıyor. Saddam; Kürtler ile savaştığında "Kürdistan'ın ikinci İsrail olduğu" sözlerini kullanırdı. Türkler, medya organlarında "Mesud Barzani ailesi Yahudi'dir İsrail onlara ve Kürdistan'a yardım ediyor" sözlerine yer veriyor...Yalnız bu tarafların unuttuğu; Türkler, İsrail'in dronları ile Kürtleri öldürüyor. Taraflar arasında bu ve buna benzer askeri ve ticari anlaşmalar var ve gelin görün Türkiye kamuoyu bunları görmek istemiyor. Şayet İsrail Kürdistan'a yardım ediyorsa da kendisi için bunu yapıyor, çünkü eğer Kürdistan'ın varlığı olmasa ya da Kürdistan Bölgesi İran'ın desteklediği terör gruplarının elinde olsa daha büyük bir tehditle karşılarında olacaktı. Bu da sadece İsrail'e değil, Türkiye'ye de tehdittir. İsrail'in Kürdistan'a yardımı, yardım değil, kendi çıkarına hizmettir.
İsrail'in gerçek anlamda Kürtlere yardım etmesi gerekiyor. Sorun şu ki; İsrail'de de iki blok var, sağcılar ve solcular. Komünist ve sosyal demokratların Türkiye ile ilişkileri iyidir. Şimon Peres, İshak Rabin gibiler Türkiye'ye birçok kez borç para ve farklı yardımlarda bulundu, günümüzde de böyledir. Teröre destek veren ülkelere yardım ettiler. Barzani'yi de cumhuriyetçiler destekliyor. Şunu kesin olarak söyleyeyim, Kürtleri İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söyleyenler, İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlardır. İsrail, sadece uluslararası lobi çalışmalarında Kürtleri destekliyor.

"Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu"
Kürdistan Bölgesi hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuz gibi, Türkiye'de Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi kent ve köyler ile tarihi mekânları hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuzu biliyorum. Keza bu Suriye ve İran'daki Kürtler için de geçerli. Tüm Yahudiler mi öyle yoksa bu sadece sizin kişisel merakınız mı?

Ulusunuzu, halkınızı sevdiğinizde, onunla ilgili tarihi mekânları, folklorik özellikleri, mutfak kültürü dahi her türlü bilgiyi de öğrenmek isteyip, araştırıyorsunuz. Benim için de bu denli köklü bir tarihe sahip olan halkımıza dair bilgi sahibi olmak için araştırma yapmak çok önemlidir. Güvenlik nedeniyle İran'a hiç gitmedim ancak elime geçen tüm kaynaklardan oradaki Kürtlere dair her konuyla ilgilendim. Evet, dediğiniz gibi Irak Kürdistanı gezdiğim gibi Suriye ve Türkiye'yi de gezdim. Gidemediğim köyler hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Aşiretleri, dengbejleri kimlerdi, yemekleri nasıl, kültürleri vs. bir çeşit merak, keyif ve öğrenme arzusu diyebiliriz. Bir diğer anlamda, insani, Kürtlük ve Yahudi hissiyatı da diyebiliriz.
Dünyanın farklı ülkelerinde tanıdığım tüm Yahudiler de böyledir. Köklerini ve bağlı olan her şeyi öğrenme merakı hâkimdir. Bu dünyada misafiriz, 100 yıl yaşamayabiliriz, en azından imkânlarımız doğrultusunda öğrenmeye çalışmamız gerektiğine inanıyorum. İki kızım var, çocuklarım bana sorduğunda verecek cevabım olsun, mümkün olduğu kadar onları da gezdiriyorum, bildiklerimi de onlarla paylaşıyorum. Dinim ne kadar önemli ise halkım ve tarihi de bu denli önemlidir. Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu.

"Papa'nın ziyareti Beni İbrahim projesine destek ve tarihleri birer kod"
Papa'nın Irak ve IKB'ye ziyareti "tarihi" olarak tanımlandı. Bu ziyareti siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu ziyaret özellikle Türkiye'deki bazı faşist parti ve kesimler tarafından "üslupsuz" bir şekilde kullanıldı. Türk ve Kürt halkının tabanından söz etmiyorum. Tabii bu kesimlerin bu kadar tepkili olması da kendilerince haklılık payı var çünkü Türkiye "Beni İbrahim Projesinin" dışındadır. Bu proje Donald Trump ve Binyamin Netenyahu tarafından Arap ülkeleriyle oluşturulan bir projedir. Papa'nın ziyareti ise bu projede yer alanlara destek niteliğinde aslında.
Papa'nın ziyaret gün ve tarihlerini hatırlayalım; Cuma günü Irak'ı (Bağdat) yani Müslümanları ziyaret etti. Şabbat'ta da yani Cumartesi günü Ur kentinde peygamberlerin babası İbrahim Peygamberi ziyaret etti. Pazar günü de Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret etti, ki Pazar dünyadaki tüm Hristiyanların kutsal günüdür. Bunu şu şekilde yorumluyoruz; Pazar (Sunday) yani "Sun" İngilizce de güneş demek, bu bir kodtur. Yani Kürdistan bayrağında yer alan güneş...Papa 5 Mart'ta Bağdat'ı, 7 Mart'a da Kürdistan'ı ziyaret etti. Rönesanstan önce seküler ve dindarların arasında sürekli sorun yaşanırdı. Birlikte yaşamdan yana olanlar, ayın 7'sinde bir araya gelirdi. Radikal dinciler arasında ise ayın 5'inde çatışmalar yaşanırdı…Kürdistan'da büyük ayini düzenlemelerinin bir diğer anlamı Kürdistan'da Beni İbrahim Projesinin içinde yer almasıdır.
Türkiye'de çok basit bir pul üzerinde dahi büyük tartışmalar yaşandı. O pulun üzerindeki harita Osmanlı arşivlerinde de olan bir haritadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemini hayata geçirmek isteyen Türkler de var. Şayet onu istiyorlarsa gerçekten haritada Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Mısır'da var ve bu ülkelere karşı da tepki göstermeleri gerekiyor. Ancak bildiğimiz gibi bu ülkelere öyle belirgin tepkiler yok! Söz konusu Kürdistan olunca çok basit bir konuda dahi bağırıp, çağırabiliyorlar. Bu tür davranışlar ne Türklere ne de Kürtlere hizmet ediyor. Aklıselim bir şekilde davranılması gerekiyor. Şu anda İsrail'in Erbil'de konsolosluk veya her hangi bir temsilciliği yok ancak Türkiye'de büyükelçiliği var!

"PKK da siyasetinin ne olduğunu bilmiyor"
Son olarak PKK'ya nasıl bakıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, PKK taraflarında İsrail'in Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi katkısı olduğu suçlaması var. PKK'lı yetkili ve taraftarlarının unuttuğu veya görmek istemediği, PKK, 1983'te Hizbullah, Yaser Arafat, İran ve Sovyet'e yakın tüm komünist, sosyalist ve sosyal demokrat partilerin hepsi ile bir olup İsrail'e karşı savaştı. Sonradan birçok esir alınan kişi de itiraf etti zaten.
Dünyadaki tüm Yahudiler, Kürtlerin haklarının barışçıl yoldan almasından yanadır. Bir Yahudi olarak Türkiye ve PKK'nin teröre başvurmadan Kürtlerin haklarını vermesinden yanayız. Kaldı ki PKK'de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan "halkların kardeşliğinden" söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içine giriyor ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu? Bu kadar mı tesadüf olur. PKK, bir nevi Türkiye'nin elindeki Kürt hareketini yok etme ve işgal etme kartıdır. PKK olmasa Kobani ve Afrin'e girmeyecekti.
Avrupa'da PKK'nin faaliyetleri ölmüş durumda, neden? Çünkü insanlar onların gerçek niyetini anladı. Kürtler, tarihleri boyunca silahlı mücadele vermiştir ancak hiçbir zaman "terörist" tanımlamasına maruz kalmadı. Hiçbir Kürt örgütü PKK gibi de olmadı, onlara katılanın ne akibeti ne yaşamı belli. Evet, Kürtler öldürüldü, ancak Kürtler kendilerini savunma dışında kimseyi öldürmedi. Bu yüzden de devletsizler…
Independent Türkçe



Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
TT

Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan anlaşmayı yönetme biçimine yönelik İsrail'deki tepki, son dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington, Tel Aviv'in İran ile imzalanacak mutabakat zaptını inceleme talebini reddederken, askerî kaynaklardan sızan bilgiler Trump'ın son anda İsrail'in İran'a yönelik kapsamlı bir saldırısını engellediğini ortaya koydu.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray ile gerilimin daha da artmasını önlemek amacıyla Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınsa da kendisine yakın bakanların açıklamaları ile İsrail medyasındaki yorumlar, siyasi ve güvenlik çevrelerinde artan rahatsızlığa işaret ediyor. İsrailli yetkililer arasında, Netanyahu'nun Trump'a neredeyse tamamen dayanan stratejisinin siyasi ve stratejik açıdan ters tepmeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail'in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Tel Aviv yönetimi, ABD'den İran ile yapılan mutabakat zaptının içeriğini görmek istedi, ancak Washington bu talebi geri çevirdi. İsrail medyası, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinde İsrail'in dışarıda bırakıldığını ve bunun ülkede "büyük hayal kırıklığı" yarattığını bildirdi.

Öte yandan İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Omer Tişler, personeline gönderdiği mesajda, 8'inde İran'a yönelik geniş çaplı bir saldırının planlandığını ancak operasyona bir saatten az süre kala Trump'ın doğrudan müdahalesiyle iptal edildiğini açıkladı.

Tişler mesajında, "Bütün hava kuvvetleri geniş kapsamlı bir bombardıman görevi için havalanmaya hazırdı. İran'ın merkezinde yüzlerce hedef belirlenmişti. Filolara görev detaylarını anlattığımız sırada, kalkıştan yalnızca bir saat önce operasyon durduruldu" ifadelerini kullandı.

The Times of Israel gazetesi de Netanyahu'nun, savaş uçakları kalkış hazırlığında iken Trump'ın İran ile gerilimin artırılmaması yönündeki talimatı üzerine saldırıyı iptal ettiğini yazdı.

İsrailli bazı bakanlar da İran anlaşması nedeniyle Trump'a doğrudan ve dolaylı eleştiriler yöneltti. İsrail Miras Bakanı Amihay Eliyahu, anlaşmadan memnun olmadığını belirterek, "Umarım Trump bizi şaşırtır ve son sözünü gerçekten söylememiştir" dedi. Eliyahu, Trump'a "görevi tamamlaması" ve "tarihin doğru tarafında yer alması" çağrısında bulundu.

Eliyahu ayrıca, "Litani Nehri'ne kadar ilerlemeli ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Çevre Koruma Bakanı İdit Silman ise İsrail'in Trump ile İran arasındaki anlaşmanın tarafı olmadığını vurgulayarak, Tel Aviv'in "İsrail devleti için doğru olanı yapacağını" söyledi.

Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısına ilişkin soruya Silman, "Arayabilir ve istediğini söyleyebilir" yanıtını verdi. Netanyahu'nun bu baskılara direnmesinden gurur duyduğunu da ifade etti.

İsrail'in fiilen ABD'nin İran'la vardığı mutabakata bağlı olup olmadığı sorusuna ise "Biz bu anlaşmanın tarafı değiliz. Kendini bağlamak isteyen bağlansın" şeklinde cevap verdi.

Silman'ın açıklamaları, İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN'ın, Netanyahu'nun kapalı bir toplantıda "İsrail bu anlaşmanın tarafı değil" dediğini aktarmasının ardından geldi. Yerel medya bu ifadeleri, Washington'un müzakereleri yürütme biçimine yönelik örtülü bir tepki olarak değerlendirdi.

cdfvgth
İsrail ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in geçen mart ayında operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izliyor

Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, İran ile varılan anlaşmanın ayrıntılarını fiilen bilmediğini söyledi. İsrailli yetkililer ise ABD ile ilişkilerde "ciddi bir kriz" yaşandığını savunarak, Washington'un "İran'ın taleplerine boyun eğdiğini" öne sürdü.

Maariv gazetesi askerî yorumcusu Avi Aşkenazi, İsrail güvenlik kurumlarındaki hayal kırıklığının zirveye ulaştığını yazdı. Aşkenazi, İsrail ordusu, Şin Bet ve Mossad'ın 7 Ekim'den bu yana tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptığını, ancak siyasi liderliğin "felç olmuş ve etkisiz" durumda olduğunu savundu.

Aşkenazi'ye göre bazı güvenlik yetkilileri, Trump'a aşırı bağımlılığın riskleri konusunda daha önce uyarılarda bulunmuştu.

İsmi açıklanmayan bir kaynak, "Donald Trump'a bütünüyle güvenmenin tehlikeli olduğunu söyledik. Kişiliğini ve bir anda sabrını kaybedip tavrını değiştirebileceğini anlattık. Ancak kimse bizi dinlemedi" diyerek, "Trump'ın anlaşmanın tüm maddelerini gerçekten bildiğinden de şüpheliyim" ifadelerini kullandı.

Yedioth Ahronoth yazarı Ben Dror Yemini ise kaleme aldığı makalede, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zayıflık" sergilediğini savundu. Yemini, "Söz artık söz değil, güç artık güç değil, ambargo da artık ambargo değil" değerlendirmesinde bulundu.

Anlaşmanın basına sızan maddelerini "bir fantezi" olarak nitelendiren Yemini, "Dünyanın en büyük süper gücünün, tamamen yenilgiye uğradığı varsayılan bir ülke karşısında böylesine ürkütücü bir zayıflık sergilediğine daha önce hiç tanık olmadık" ifadelerini kullandı.


ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
TT

ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)

Washington'daki karar alma çevreleriyle yakın ilişkilere sahip iki Amerikalı uzman, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptına varılmasına yönelik işaretlerin artmasına rağmen, İsrail ile Hizbullah arasında halen devam eden savaşın yakın gelecekte sona ermesinin beklenmediğini değerlendirdi. Uzmanlara göre Lübnan, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah'ın askerî rolü ve İran'ın bölgesel stratejisi arasında sıkışmış durumda bulunuyor.

Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) Ortadoğu ekibi başkanı Kelly Campa ile RAND Corporation Ulusal Güvenlik ve Strateji Programları Direktörü Raphael Cohen, Şarku’l Avsat verdikleri demeçlerde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında savaşın temel nedenlerini ele almak ve iki ülke arasında barış sağlamak amacıyla yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen çatışmaların farklı yoğunluk seviyelerinde devam edeceğini belirtti.

İsrail'in Hizbullah'a yönelik mevcut askerî operasyonlarının başlamasının üzerinden 100 günden fazla süre geçtiğini hatırlatan ve ABD askerî istihbaratında Albay Cohen, “Geri sayım 100 gün önce başlamadı. İsrail açısından bu, çok daha uzun bir mücadelenin parçası; ateşkes anlaşmalarıyla bölünen ayrı savaşlar dizisi değil” dedi.

dsvbht
Kelly Campa, Washington'daki Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde Ortadoğu ekibinin başkanı (Şarku’l Avsat)

Cohen, İsrail'in kuzey sınırlarının güvenliğinden tamamen emin olana kadar Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Aynı zamanda İsrail'in Hizbullah'ı tamamen yenilgiye uğratmasının ya da İran destekli örgütün İsrail'i hedeflerinden vazgeçirmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade ederek, “Uzun vadeli bir çatışmayla karşı karşıyayız. Taraflardan hiçbirinin nihai hedeflerine ulaşabilecek durumda görünmediği bir tablo söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan ve Levant bölgesi güvenliği üzerine çalışan Kelly Campa da benzer görüşler dile getirerek, çatışmanın yakın dönemde çözülemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin bölgesel politikalar ve özellikle İran'ın hesapları olduğunu belirten Campa, “Bu çatışmanın kısa sürede çözüleceğini düşünmüyorum. İran, bölgedeki ortaklarından birine yönelik herhangi bir Amerikan veya İsrail saldırısının daha geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir gerçeklik oluşturmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

sdvghtyj
RAND Corporation'ın Strateji ve Ulusal Güvenlik Programları Direktörü (Şarku’l Avsat)

Campa'ya göre Tahran, Lübnan'daki gelişmeleri Washington ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirmek için kullanıyor. İran'ın, Levant bölgesindeki en önemli ortağı olmaya devam eden Hizbullah'ı korumaya çalıştığını belirten Campa, aynı zamanda Tahran'ın taviz vermek istemediği konuların görüşülmesini ertelemek için mevcut durumdan yararlandığını söyledi.

Askerî çözüm yeterli değil

Her iki uzman da askerî operasyonların tek başına kalıcı bir sonuç sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı.

Cohen, İsrail'in elde ettiği bölgesel kazanımların Hizbullah'ın temel tutumunu değiştirmesinin zor olduğunu belirterek, “İsrail, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Ancak Hizbullah mensubuysanız bunu kabul etmeye yatkın olmazsınız. Bu nedenle çıkmazdayız” dedi.

Güney Lübnan'daki köy, kasaba ve şehirlerde meydana gelen büyük yıkım konusunda Campa yorum yapmaktan kaçınırken, Cohen askerî operasyonların genellikle hassas ve hedef odaklı yürütüldüğünde daha etkili olduğunu söyledi.

Cohen, “Amaç yıkımın kendisi değil. Sorun, Hizbullah'ın onlarca yıl boyunca Güney Lübnan'daki yerel topluluklar ve altyapı içinde kök salmış olmasıdır” dedi. Bununla birlikte savaş sırasında askerî gereklilik konusunda ortaya atılan karşıt iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasının son derece zor olduğuna dikkat çekti.

Uzman, savaşın sonunda kesin bir zafer tablosu beklenmemesi gerektiğini de vurgulayarak, “Sonunda bir zafer geçidi olmayacak. En gerçekçi sonuç, çatışmaların tamamen sona ermesinden ziyade şiddetin azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.

Benzer şekilde Campa da İsrail'in ne zaman duracağının ancak siyasi bir uzlaşmayla cevaplanabilecek bir soru olduğunu belirterek, çatışmanın nihai olarak diplomasi yoluyla çözülebileceğini savundu.

Diplomasinin sınırları

Uzmanlar, İsrail ile Lübnan arasında devam eden görüşmelerin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte bunların sınırlı etkisine dikkat çekti.

Cohen, “Konuşuyor olmaları olumlu. Ancak bu çatışmanın önemli bir tarafı daha var: Hizbullah. Ve o müzakere masasında bulunmuyor” dedi.

Campa ise ABD arabuluculuğunda Washington'da Lübnan ve İsrail heyetleri arasında yürütülen doğrudan görüşmeleri “tarihî öneme sahip” olarak nitelendirdi. Ancak kalıcı bir anlaşmanın ancak Lübnan devletinin otoritesinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

fvhyju
Hizbullah destekçileri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonlarını protesto ederken İran bayrakları salladı (AP)

Önceki düzenlemelerin büyük ölçüde Hizbullah'ın davranışlarına bağlı olduğu için kırılgan kaldığını ifade eden Campa, kalıcı bir anlaşma için Lübnan devletinin otoritesini kullanabileceğine ve İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebileceğine yönelik güven oluşturulması gerektiğini belirtti.

Birçok Lübnanlının İsrail'in gerçek rakibinin Lübnan hükümeti değil Hizbullah olduğunu düşündüğünü söyleyen Campa, buna karşın Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan temas kurulmasına sürekli karşı çıktığını hatırlattı.

Lübnan devletinin son bir yıl içinde otoritesini güçlendirmek ve Hizbullah'ın askerî varlığını sınırlandırmak yönünde adımlar attığını belirten Campa, bu çabaların önemli olduğunu ancak kalıcı bir çözüm için Lübnan, İsrail ve ABD arasında iş birliği gerektiğini söyledi.

İran faktörü

Cohen, Washington ile Tahran arasında yürütülen diplomasinin Hizbullah'ın geleceği sorununu çözebileceği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“İsrail'in yakın zamanda İran ile doğrudan müzakere edeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütülmesidir” diyen Cohen, kamuoyuna yansıyan görüşmelerin büyük ölçüde İran'ın nükleer programına odaklandığını, İran'ın bölgesel silahlı gruplar ağının ise geri planda kaldığını söyledi.

Bu nedenle olası bir anlaşmanın Hizbullah meselesine uzun vadeli bir çözüm getireceğinden kuşku duyduğunu belirten Cohen, İran'ın Hizbullah'ı hâlâ stratejik bir değer olarak gördüğünü ifade etti.

“Hizbullah belki de 7 Ekim 2023 öncesindeki kadar önemli değil; ancak Tahran'ın ondan vazgeçmeyeceği kadar değerli olmaya devam ediyor” dedi.

cdy6ujk
ABD Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay Başkanı Daniel Hoeller, İsrail'in ABD Büyükelçisi Yehiel Leiter, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ve Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ile birlikte, Washington DC'deki Dışişleri Bakanlığı merkezinde İsrail ve Lübnan heyetleri arasında gerçekleşen bir görüşmeden bir kare (AFP)

Yakın zamanda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın eski muhalifler ve müttefikleri kapsayan yeni bir ordu kurma çabalarını inceleyen bir rapora katkı sunan Campa ise, Donald Trump'ın önerilerine rağmen Suriye'nin Hizbullah'ı zayıflatma girişimlerinde önemli bir rol üstlenip üstlenemeyeceğini sorguladı.

Suriye hükümetinin ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini ve önceliğinin devlet kurumları ile güvenlik güçlerini yeniden inşa etmek olduğunu belirten Campa, “Şam'ın bundan daha büyük bir rol üstlenebileceğine şaşırırım” dedi.

Zorlu yol

Lübnan liderlerinin önündeki seçeneklere ilişkin değerlendirmelerinde her iki uzman da devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ülke için en iyi uzun vadeli seçenek olduğu konusunda birleşti.

Campa, mevcut Lübnan yönetiminin geçmiş yıllarda hayal edilmesi zor olan zorlu meselelerle yüzleşmeye hazır göründüğünü belirterek, Lübnanlı yetkililere “baskılara rağmen bu çizgiyi sürdürmeleri” tavsiyesinde bulundu.

Cohen ise Lübnan açısından en olumlu senaryonun Hizbullah'ın savaştan ciddi ölçüde zayıflamış şekilde çıkması olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin devlet otoritesini ülke genelinde daha fazla tesis edebileceğini ifade etti.

“Bu çatışmanın olumlu sayılabilecek tek yönü varsa, o da Hizbullah'ın Lübnan ordusunun daha fazla kontrol sağlamasına imkân verecek ölçüde zayıflayabilmesidir” dedi.

Bununla birlikte iki uzman da bu sonucun kesin olmadığını ve Lübnan'ın geleceğinin büyük ölçüde ülke dışındaki gelişmelere bağlı kalacağını kabul etti.

Şimdilik her ikisinin de üzerinde uzlaştığı nokta ise şu: Savaşın yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor ve Lübnan, uzun süreli askerî çatışma ile İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan daha geniş bölgesel mücadelenin ortasında kalmaya devam ediyor.


Eisenkot, İsrail Başbakanlığı yarışında tüm rakiplerinin önünde

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
TT

Eisenkot, İsrail Başbakanlığı yarışında tüm rakiplerinin önünde

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot (İsrail ordusu)

İsrail’de sağ görüşlü Yisrael Hayom gazetesinde yayımlanan yeni bir kamuoyu yoklaması, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimleri kazanma ve hükümetini ayakta tutma hesaplarının giderek karmaşıklaştığını ortaya koydu. Netanyahu’nun, son dört yılda kaybettiği sağ seçmen oylarını yeniden kazanmak ve bu oyların Naftali Bennett, Yair Lapid ve Gadi Eisenkot’un öncülük ettiği muhalif ittifaklara yönelmesini engellemek amacıyla yeni bir sağ parti kurmayı planladığı belirtiliyor. Ancak anket sonuçları, bu stratejinin Netanyahu’nun beklediği sonucu vermediğine işaret ediyor. Aksine, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, hem Netanyahu hem de muhalefetin önde gelen isimlerinden Bennett açısından en ciddi rakiplerden biri olarak öne çıkıyor.

Gazetenin bugün yayımladığı ankete göre Eisenkot, yalnızca popülerlik açısından değil, sandalye sayısında da Bennett’i geride bırakmayı başardı. Eisenkot’un liderliğindeki oluşumun ilk kez 20 sandalyeye ulaştığı görülürken, Bennett ve Lapid’in öncülük ettiği Beyahad ittifakı ise 19 sandalyeye geriledi.

gthyjuk
Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail Güvenlik Kabinesi toplantısına başkanlık ederken (Arşiv – DPA)

Maariv gazetesinin bugün yayımladığı haftalık kamuoyu yoklamasında ise Eisenkot’un, Netanyahu da dahil olmak üzere tüm rakiplerini geride bıraktığı görüldü. Ankete göre Netanyahu ile doğrudan bir yarışta Eisenkot yüzde 44 destek alırken, Netanyahu’nun desteği yüzde 40’ta kaldı. Kanal 12 tarafından muhalif seçmenler arasında gerçekleştirilen bir başka araştırmada ise Eisenkot ile Bennett karşılaştırıldı. Bu ankette Eisenkot yüzde 46 destek oranına ulaşırken, Bennett yüzde 36’da kaldı.

Netanyahu ile Bennett’in karşı karşıya getirildiği senaryoda ise Netanyahu yüzde 37 destek alırken, Bennett yüzde 33’te kaldı. Netanyahu ile Avigdor Liberman’ın karşılaştırıldığı ankette de Netanyahu yüzde 38 destek oranına ulaşırken, Liberman’ın desteği yüzde 25 olarak ölçüldü.

Anketi hazırlayanlar, Eisenkot’un yükselişini son dönemde yaptığı açıklamalara ve aldığı isabetli siyasi pozisyonlara bağladı. Bunların başında, muhalefet partilerinin seçimlerden sonraki sürece ilişkin ortak bir taahhütte bulunması yönündeki girişimi geliyor. Söz konusu öneriye göre, Netanyahu karşıtı blok içinde seçimlerden birinci çıkan partinin lideri hükümeti kurmakla görevlendirilecek ve diğer muhalefet partileri de bu sürece destek verecek. Araştırmacılar, bu yaklaşımın Eisenkot’un kamuoyu nezdindeki siyasi konumunu daha da güçlendirdiğini belirtti.

gthy7
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Tel Aviv’de düzenlenen bir gösteride (Reuters)

Anket sonuçları yalnızca destek oranları haftadan haftaya gerileyen Bennett ve Lapid’i değil, Başbakan Netanyahu’yu da endişelendiriyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, Netanyahu’nun seçim stratejisinde değişikliğe giderek ana hedefini Bennett’ten Eisenkot’a çevirmeyi planladığını yazdı. Habere göre Netanyahu, yeni stratejisi kapsamında Eisenkot’u 7 Ekim 2023’te yaşanan güvenlik ve istihbarat başarısızlıklarının sorumluları arasında göstermeyi hedefliyor. Bu çerçevede Netanyahu’nun, Eisenkot’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde İsrail ordusunun ‘küçük ama akıllı bir ordu’ anlayışıyla yeniden yapılandırılmasının savunulduğunu öne sürdüğü belirtiliyor. Netanyahu’ya göre bu yaklaşım, Hamas’ın askerî kapasitesindeki artışın yeterince ciddiye alınmamasına ve ordunun tehdit karşısında hazırlıksız yakalanmasına zemin hazırladı.

Gazete, konuyla ilgili olarak Eisenkot’la da bir söyleşi gerçekleştirdi. Eisenkot, Netanyahu’nun suçlamalarına yanıt verirken, “Netanyahu’nun İsrail ordusundaki başarılarımı övdüğü çok sayıda görüntü ve ses kaydı elimde bulunuyor. Bunu bir ya da iki kez değil, onlarca kez yaptı” dedi. Eisenkot ayrıca, “7 Ekim başarısızlığının birinci ve en büyük sorumlusu Netanyahu’dur. Ben de bu başarısızlıkların siyasi bedelini seçimlerde ödemesi için çalışacağım” ifadelerini kullandı.

kı8l
Netanyahu ve hükümetine karşı protesto düzenleyen İsrailliler, Tel Aviv, 25 Nisan 2026 (Reuters)

Kamuoyu yoklamalarına göre bugün bir Knesset seçimi yapılması halinde sandalye dağılımı şu şekilde oluşacak:

Likud: 22 sandalye (şu an 36 sandalyeye sahip)

Beyahad (Bennett-Lapid ittifakı): 20 sandalye (Bennett’in partisi yeni kurulurken, Lapid’in partisinin şu anda 24 sandalyesi bulunuyor)

Yaşar: 20 sandalye (ilk kez seçime katılacak yeni bir parti)

Demokratlar (sol eğilimli İşçi Partisi ile Meretz ittifakı): 11 sandalye (şu an 4 sandalyeye sahip)

Doğulu dindar Yahudileri temsil eden Şas Partisi: 9 sandalye (şu an 11 sandalyesi bulunuyor)

Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit: 9 sandalye (şu an 6 sandalyesi bulunuyor)

Avigdor Liberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu: 8 sandalye (şu an 6 sandalyesi bulunuyor)

Aşkenaz ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden Yahadut HaTorah: 7 sandalye

Hadaş-Ta’al İttifakı: 5 sandalye (Şu an 5 sandalyeye sahip. Yisrael Hayom anketine göre ise sandalye sayısı 6’ya çıkıyor)

Birleşik Arap Listesi (Ra’am): 5 sandalye (şu an 5 sandalyeye sahip)

Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisi: 4 sandalye

Bu tabloya göre Netanyahu liderliğindeki koalisyonun toplam sandalye sayısı 51’e geriliyor. Mevcut durumda koalisyonun 68 sandalyesi bulunuyor. Muhalefet bloğu ise Arap partilerine ait 10 sandalyenin de dahil edilmesiyle 69 sandalyeye ulaşıyor. Başka bir ankette ise dağılım muhalefet lehine 70’e 50 olarak ölçüldü.

Öte yandan, Arap partilerinin ortak bir liste altında birleşmesine yönelik girişimlerin sonuçsuz kalabileceğine ilişkin haberlerin ardından ankette seçmenlere, partilerin iki ayrı listeyle seçime girmesi durumunda nasıl oy kullanacakları da soruldu. Sonuçlara göre Hadaş-Ta’al İttifakı’nın, Balad (Ulusal Demokratik Topluluk) ile ortak liste kurması yalnızca bir sandalye ek kazanç sağlıyor ve ittifakın sandalye sayısı 6’ya yükseliyor. Birleşik Arap Listesi ise 5 sandalyede kalıyor. Bu durumda ortaya çıkan ek sandalye, Demokratlar ittifakının hanesinden düşüyor ve partinin sandalye sayısı 11’den 10’a geriliyor. Diğer partilerin sandalye dağılımında ise herhangi bir değişiklik yaşanmıyor. Genel tablo da değişmiyor; muhalefet bloğu 69 sandalyeye ulaşırken, Netanyahu liderliğindeki koalisyon 51 sandalyede kalıyor.