IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü
TT

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

IKB eski Yahudi Temsilcisi ve KJV Başkanı Şerzad Mamnasi: Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü

Irak Kürdistan Bölgesi Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire eski Başkanı ve İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu (KJC) Başkanı Şerzad Ömer Mamnasi, Tevrat'ta Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Mezopotamya'ya sürüldüğünü belirterek, "Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor" diyor.
Mamnasi, IKB'deki Yahudilerin "Kürt" kimliklerini "Yahudi"kimliğinden önce kullandığını belirterek, "Kürt Yahudilerin Kürdistan Bölgesi'ni ikinci ülke olarak gördüklerini" söylüyor ve ekliyor, "Biz bilimsel düşünüyoruz. Olması gereken de budur. Kürt bir Müslüman'ın da bunu yapması gerekiyor."
Mamnasi, PKK'ya dair ise, "PKK de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan ‘halkların kardeşliğinden' söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içinde, ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. Çünkü PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu?" sözlerini kullandı.
2015-2017 yılları arasında IKB Diyanet İşleri Bakanlığı Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüten ve halen KJC Başkanlığı görevini sürdüren Şerzad Mamnasi, Indepentend Türkçe'nin sorularını yanıtladı…

"Yahudiler, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldü"
Yahudilerin, Irak ve Irak Kürdistan Bölgesi'nde geçmişten günümüze varlığına değinerek, sohbetimize başlayalım…
Elbette, Irak'ta 1938 -1956 yılları sonrası Yahudi topluluğuna dair bir varlık kalmadı. Kürdistan'da (günümüzde IKB) ise 1956'da Kürt Yahudiler İsrail'e döndüler. Yahudilerin Irak'taki varlığı 1700 yıl öncesine dayanırken, Kürt Yahudilerin Kürdistan'da varlığı en az 2700 yıla dayanıyor. Örneğin; Nahun Peygamber Elkuş'ta yaşamış ve Asur İmparatorluğu yıkılmadan 100 yıl önce Tevrat'ta Nahun bölümünde, Asur İmparatorluğu'nun yıkılacağına yer veriyor. Bir diğer anlamda tarihi kaynaklar ve hepimizin bildiği gibi 2800 yıl önce Kürt Med (Midya) İmparatorluğu, Asur İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olduğuna yer veriyor.
Kürdistan'ın en eski ve ilk dini de Yahudilik'tir. Allah, Tevrat'ta Dicle-Fırat arasından (Mezopotamya) "mukaddes bir yer" olarak tanımlıyor ve "7 gün 7 gecede dünyanı kurdum. 3'üncü günde de Dicle-Fırat'ta insanı yarattım" diyor. Başka bir bölümde de, "Ey İsrailoğulları, Allah'a sırtınızı çevirdiğiniz için, Allah'ı tekrar tanımanız için sizi Asur İmparatorluğu aracılığıyla Habur'a sürdüm!" deniliyor. Habur neresi? Habur, Kürdistan! Bir diğer anlamda Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürülüyorlar. Yine başka bir bölümde de Allah, Hz. İbrahim'e seslenerek, "Ey İbrahim, Asuriler'in zulmünden dolayı zorda kalma. Asur İmparatorluğu'nu yok etmesi için Med İmparatorluğu'nu önüne çıkartacağım" diyor. Yani Tevrat'ta İnsanlığın ilk yeri "Kürdistan" olarak belirtiliyor.

Şerzad Ömer Mamnasi
Fazla uzatmadan Kürdistan topraklarındaki Yahudiler, Irak toprağındaki Yahudilerden farklı olmasının nedenlerinden biri de budur. Irak'taki Yahudiler, dönemin hükümeti tarafından 1941 Temmuz'unda Iraklıların desteğiyle ülkeden çıkarılmıştır. Ancak Kürdistan'daki Yahudiler yine dönemin Irak hükümeti tarafından 1952'de çıkarılmaya çalıştığında Kürtler buna şiddetle karşı çıktı. Saddam öncesi ve sonrası hükümetler de bu amacı güttü. Ayrıca Yahudi Kürtlerine ait tüm tarihi mekânlar, mal ve mülkleri de günümüze kadar korundu.

"İslam Kürtlere birlikte yaşamı aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarih ve kültürüyle ilişkilidir"
Biz Yahudi Kürtlere, ne Müslüman ne Kakai ne Zerdeşt ve ne de Ezidi Kürtler hiçbir zaman düşmanlık yapmadı. Kürtlerin tek tanrıya inanan halk olması ve çok kültürlüğe olan inancıyla birlikte yaşama örnek olmuştur. Bunu da İslam Kürtlere aşılamadı, Kürtlerin sahip olduğu köklü tarihi ve kültürle ilişkilidir. 1948-2015 yılına kadar da Irak'ta bir şekilde kanunların değişmesini beklerken, Irak'ın gün be gün geriye gitmesine tanık olduk. Bunun da nedeni "zorla birlikte yaşam" üzerine kurulmak istenmesidir. Bu bir nevi 18 yaşındaki kız çocuğunun, 80 yaşındaki bir yaşlı adamla zorla evlendirilmesi gibi bir durumdur. Irak'ta bu durumda bir ülkedir.
Kildan, Asuri, Zerdeşt, Yahudi ve Ezidilerin varlığı üzerinden de Irak'ta birlikte yaşam kültürü olduğu söylenildi oysaki bu kültür olmadı. Saddam, Arapların bu bölgedeki varlıklarıyla asimilasyonu doğurdu ve ilk katliamı da Yahudi Kürtlerine yaptı. 2015 yılından sonra Irak daha çok karıştı. Şii ve Sünnilere kalan Irak'ta IŞİD ortaya çıktı. Şii grupların güçlenmesiyle mezhepsel çatışmalar arttı. Sadece Ezidiler değil, Hristiyan, Sabai-Mendai, Kakai ve diğer azınlıklar da saldırı ve çatışmaların hedefinde oldu.

"Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur"
Peki, Irak bu çatışma ortamından nasıl kurtulacak?
Bir Kürt Yahudi olarak bu benim sorum değilim. Bu Sykes-Picot Anlaşması'nı yapan bölgedeki haritayı çizen Britanya ve Fransa'nın sorunudur. 1200 yıl önce temeli atılan bir sorundur. Öncelikle Arapların ardından da İngilizlerin sorunudur. Britanya bölgedeki kontrolünü sürdürmek için Sünni ve Şiileri de destekliyor. Bunu onlara sormak gerekiyor…

İslami bir ülke olan Irak'ta, IKB Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesinde ilk Yahudi İşleri Daire Başkanlığı görevini yürüttünüz. Görev süreniz nasıl geçti?
Evet, 22 Nisan 2015 yılında Kürdistan Parlamentosu'nda "dini ve etnik azınlık hakları çoklu kültür ve dinlerin birlikte yaşamına" yönelik oy çokluğuyla bir yasa kabul edildi. Bu yasa Sayın Mesud Barzani'nin destek ve girişimleriyle onaylandı. Yasa gereği Kürdistan Bölgesi'ndeki her din ve inanç kendi temsilciliğini açma hakkına sahiptir.
Bizde, Temmuz 2015 yılında büyük bir çaba göstererek, Yahudilerin de bakanlık bünyesinde temsilciliğinin açılmasını talep ettik. O dönem Diyanet İşleri Bakanı Değişim Hareketi'nden (Goran) Ömer Muslim idi ve parti olarak Bağdat ile diyalogları sıkı olması nedeniyle de yaklaşık sekiz ay uğraştıktan sonra ancak temsilcilik açabildik. Hatta bizim temsilciliğimiz görev süresi dolmadan bir gün önce onayladı. Bu süre içerisinde Yahudi toplumunu gerek iç gerekse dış toplantı ve çalışmalarda temsil etmenin yanı sıra birlikte yaşama dair tüm etkinlik ve anmalarda yer aldık. Benim için oldukça deneyimli bir süreç oldu. Bu girişim sayesinde Kürdistan Bölgesi'ndeki etnik ve dini oluşumlar bir birilerine daha çok yakınlaştı.

Kürt Yahudiler Rewandız 1905
"Irak'ta 4, Kürdistan Bölgesi'nde kimliğini saklayan çok sayıda Yahudi var"
Günümüzde Irak ve IKB'de Yahudilerin nüfusu ne kadar?

Irak'ın genelinde 1986'dan sonra resmi olarak nüfus sayımı yapılmadı. Yapıldığı söylenilen nüfus sayımlarının hepsi de siyasi ve faşist bir baskınlığın sonucunda, ülkedeki diğer millet ve azınlıkların nüfusunu sindirmeye yönelik yapılmıştır. Örneğin; yapılan sayımlarda Yahudiler, Musevi olarak yazılmış, Museviler de bir nevi Şiilerin bir kolu gibidir ve onların Musevi mi, Şii mi, Yahudi olduğu tam olarak belirleyemiyoruz. Bir nevi "beyaz katliam" olarak da tanımlayabiliriz. Irak'ta tam olarak ne kadar Şii, Sünni, Zerdeşt, Bahai vs. olduğunu bilemediğimiz gibi Yahudilerin de gerçek sayısını bilemiyoruz. Şu anda ise Bağdat'ta kimliğini saklamayan ve koruyanlar arasında dört Yahudi kaldı.
Kürdistan Bölgesi'nde ise çok sayıda Yahudi var ancak bunlar resmi olarak bilinmiyor, bunun da nedeni dönemsel olarak radikal terör ve İslami grupların (El Kaide, Haşdi Şabi, IŞİD…) ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle de Yahudiler dinlerine bağlı ve kimliklerini saklamayı tercih ediyor. Bir diğer anlamda Ezidiler gibi katledilmek, Kakailer gibi öldürülmek ve Zerdeştler gibi ölümle tehdit edilmek istemiyorlar.
Şunu da eklemek istiyorum. Yüzlerce Yahudi aile Müslüman olmak zorunda kalmıştır. Bunlara Kürtçe "Bin Cu" diyoruz. Yani melez olan Yahudiler, annesi Yahudi ya da sadece babası Yahudi olan Yahudiler var. Ayrıca 1991 devriminden sonra birçok Yahudi, İsrail'e döndü. Ve döndükten sonra İsrail'de yaşamlarını sürdürmek istemeyip, tekrar Kürdistan Bölgesi'ne dönüp bir Yahudi gibi yaşıyor. Bir diğer anlamda dinsel disiplin faaliyetlerini toplu olarak sürdüren Yahudiler yok, ancak köken olarak var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayinleri için Sinegog ve hahamın olması gerekiyor. Melez olan binlerce Yahudi ve kendi kimliği saklayan yüzlerce Yahudi aile var. 

Mamnasi-Zalmay Halilzad
Can güvenliklerinin sağlanmaması konusunda endişeli ve bulundukları topluma güvenmiyor diyebilir miyiz?
Kürdistan Bölgesi hükümetine, Kürt Müslüman toplumuna güvenleri var ancak, radikal İslami gruplar, terör ve komşu ülkelere güvenleri yok. Kaldı ki bu komşular açık bir şekilde Kürdistan Bölgesi'ne de saldırıyor. Sırf Ermeni ve Kürt oldukları için çok sayıda kişi öldürüldü. İran'da Bahai,Zerdeşt ve Sünni oldukları için çok sayıda kişi açık bir şekilde idam ediliyor. Etrafımız birlikte yaşam ve torelans kültürüne düşman ülkelerle çevrilidir. Yani Kürt Yahudiler can güvenliklerinin korunması açısında halen korku ve endişeye sahip. Saddam gitti, El-Kaide geldi, El-Kaide gitti, IŞİD geldi, Haşdi Şabi geldi. Farklı ad ve sloganlarla yeni radikal ve terör grupları çıkacaktır. Bölgede ne Saddam'ın, ne El Kaide'nin ne de IŞİD'in ne de Haşdi Şabi'nin ideolojisi son bulmayacaktır.

İsrail'de Kürt nüfusunun oranı belli mi?
Elbette, yaklaşık bir oran var. 2000 yılında yapılan nüfus sayımında İsrail'de, 220 bin Kürt Yahudi var. Günümüzde ise yaklaşık 350 bin Kürt olduğu tahmin ediliyor.

İsrail-Kürdistan Dostluk Topluluğu
"3 kez suikastte uğradım, bir elim ve bacağımdan oldum"
Bildiğim kadarıyla geçmiş yıllarda birkaç kez suikaste uğradığınız…

Evet, üç kez suikaste uğradım ve ölümden döndüm. Bedenimde halen şarapnel parçaları var. Bir suikastte bir elimi ve bacağımı kaybettim. Benim tek mesajım birlikte yaşam idi, sadece Yahudiler için değil, toplumun her kesimi için birlikte barış için yaşam mesajı idi. Bir Kürt Yahudi olarak, annemin ve babamdan bana kalan din ve kültürü sahiplenmemdi. Amacımız bir insan, bir Kürt ve Yahudi olarak yaşamaktır. Yaşamamamıza tahammül edemeyen radikal ideolojilerin hedefinde oldum.

Bağdat'ta Yahudi bir aile
"Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı"
IKB'deki Kürt Yahudilerin, Türkiye ve diaspora Yahudileri arasında farklar var mı?

İspanya'da Yahudilere karşı katliam olduğu sırada, İspanya'daki Yahudilerin büyük bölümü Türkiye'ye yerleşti. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Yahudileri destekleyerek oraya yerleşmelerine izin verdiler. Şu da bir gerçek Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerden özellikle ekonomik açıdan büyük fayda sağladı. Nitekim o Yahudilerin hepsi iş ve zanaat sahibiydiler.
Osmanlı Ordusuna top, tüfek ve kılıçları Yahudiler yapıyordu. İspanya'nın zengin ailelerinden biri olan Alfandari ailesi tüm varlıklarını o dönemde Osmanlı'ya taşıdı. Bunun gibi birçok aile var. Günümüze kadar da Yahudi aileleri Türkiye ekonomisine büyük katkıları olmuştur. Bunu Türkiye'dekiler daha iyi biliyor.
Kürdistan'daki Yahudiler ise çiftçiydiler ve tarımla uğraşıyorlardı. Kendilerine ait toprak ve bağları vardı. Kürdistan'daki Yahudilere de "Ortadoğulu Yahudiler" deniliyor. Avrupa'da yaşayan Yahudilerin büyük bölümü de Ortadoğulular. Dini olarak; farklı coğrafyalardan olan Yahudiler arasında hiçbir fark yoktur. Aynı dilde ibadetlerini yapıyor, kutsal kitaplarını okuyorlar ancak bölgesel farklılıklardan dolayı aksağan farkına sahipler.
Yaşam kültürü olarak evet aralarında fark olabilir. Nasıl ki ABD'de yetişen bir Kürt ile Ortadoğu'da yetişen bir Kürt'ün bir ölçüye yemek kültürü vb. farklar olduğu gibi Yahudiler arasında da farklar vardır.

"Kürt Yahudiler Kürdistan'ı ikinci ülke kabul ediyor"
Kürdistan Bölgesi'ndeki Yahudiler, Türkiye'deki Yahudilere kıyasla kendilerini "Kürt Yahudi" olarak tanımlıyor, yani Kürt kimliğini Yahudilikten önce kullanıyor. Bunu nedeni bulundukları coğrafya mı? nitekim konuşmanızın başında "Yahudilerin, Allah'ı tanıması için Kürdistan'a sürüldüğüne de" dikkat çektiniz…

Evet, Kürt Yahudiler, Kürdistan'ı ikinci ülkeleri olarak kabul ediyor. Bunun da nedeni anne, baba ve ataları Kürdistan topraklarında yaşamlarını sürdürmesidir. Başta da belirttiğim gibi 2700 yıl önce Orşelim'den Mezopotamya'ya gönderildiler. Bir de Yahudiler ikiye ayrılıyor. Med İmparatorluğu döneminin padişahlarından Hesmani Padişahı, Asuriler ile savaşmak için imparatorluğu Yahudiliğe geçiyor. Yani tüm Yahudi topluluğu -Kildani, Süryani ve Aramiler-. Dinimize göre Yahudi doğulur ve sonradan Yahudi olunamaz. Ancak Haham Meclisi dönemin şartlarını göz önüne alarak böyle bir karar almış. Zerdeşt biri Yahudi olabilir, bunun da nedeni Zerdeştler de tek tanrıya inanıyor. Yahudiler de tek tanrıya inanıyor. Yani çok sayıda Yahudi Med İmparatorluğu'nun torunudur.
Bu nedenle de Kürt Yahudiler deniliyor. Yani "Türk Yahudi" diye bir tanımla yapılmıyor çünkü yoklar. Türkiye'deki Yahudiler de İbraniler, Türk değiller. Yahudi biri, Türk ile evlenebilir ancak doğan çocuklar İbranidir Türk değildir. Çünkü Türkler saf ırk değil, Kürtler Ari ırkındalar, Ari Faxş'in oğludur, Fexş Asur'un oğludur, Asur Sam'in oğludur, Sam'da Nuh'un oğludur. Yahudilerin ise hepsi Sami'dir. İsrail'de Kürtlerin kendi dillerini ve kültürlerini her yönden koruduğunu görüyoruz. Newroz Bayramı gibi birçok ulusal ve kutsal bayramı birlikte kutluyorlar. Ayrıca Türkiye'deki Yahudilerin, bulundukları ülkede milli bayramlara vs. önem vermediğini de görüyoruz.

"Kürt bir Müslüman'ın, ‘Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım' demesi gerekiyor"
IKB'de Yahudiler dışında, diğer dini ve etnik topluluklar "Kürt kimliklerini" öne alma konusunda ikiye bölünmüş durumdalar…

Çünkü biz bilimsel düşünüyoruz (Gülerek). Dünyada hiçbir din çocukların 12-13 yaşına basmadan ibadet etmesini zorunlu kılmıyor. Çocukların ilk öğrendiği dil de ana dilidir. Bir çocuk annesi onunla Arapça, ya da Türkçe ya da Kürtçe konuşursa ilk o dili öğrenir yani ana dilini öğrenir. Dil, ulusunun kimliğidir. İnsan olarak ilk öğrendiği; sahip olduğu beden ve kültürel varlığıdır. Rüyalarını da konuştuğu, baskın olan dilde görür. Üçüncü aşamada ise; anne ve babasının sahip olduğu dine bağlı olarak dinini öğrenir/öğretiyor.
Normal olan Kürt bir Müslüman'ın da, "Önce Kürt'üm sonra Müslüman'ım" demesidir. Ancak bu tür kişilere göre öyle söylediklerinde "kâfir" olacaklarını sanıyor, oysaki yanlış düşünüyorlar. İslam dini şeffaf bir dindir ve bu söylediğimle de çelişmiyor. Şayet İslam'ın kıstasına göre düşünseler, önce insan, sonra Kürt daha sonra da Müslüman olduklarını söylemeleri gerekiyor.

"İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlar Kürtleri, İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söylüyor"
Zaman zaman "İsrail'in, IKB'ye yardım ve destek" söylemlerine tanık oluyoruz. İki tarafa da yakın biri olarak bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Evet. Irak'ın kuruluşundan beri Kürdistan'a ve Kürtlere yönelik bu tür suçlamalar yapılıyor. Saddam; Kürtler ile savaştığında "Kürdistan'ın ikinci İsrail olduğu" sözlerini kullanırdı. Türkler, medya organlarında "Mesud Barzani ailesi Yahudi'dir İsrail onlara ve Kürdistan'a yardım ediyor" sözlerine yer veriyor...Yalnız bu tarafların unuttuğu; Türkler, İsrail'in dronları ile Kürtleri öldürüyor. Taraflar arasında bu ve buna benzer askeri ve ticari anlaşmalar var ve gelin görün Türkiye kamuoyu bunları görmek istemiyor. Şayet İsrail Kürdistan'a yardım ediyorsa da kendisi için bunu yapıyor, çünkü eğer Kürdistan'ın varlığı olmasa ya da Kürdistan Bölgesi İran'ın desteklediği terör gruplarının elinde olsa daha büyük bir tehditle karşılarında olacaktı. Bu da sadece İsrail'e değil, Türkiye'ye de tehdittir. İsrail'in Kürdistan'a yardımı, yardım değil, kendi çıkarına hizmettir.
İsrail'in gerçek anlamda Kürtlere yardım etmesi gerekiyor. Sorun şu ki; İsrail'de de iki blok var, sağcılar ve solcular. Komünist ve sosyal demokratların Türkiye ile ilişkileri iyidir. Şimon Peres, İshak Rabin gibiler Türkiye'ye birçok kez borç para ve farklı yardımlarda bulundu, günümüzde de böyledir. Teröre destek veren ülkelere yardım ettiler. Barzani'yi de cumhuriyetçiler destekliyor. Şunu kesin olarak söyleyeyim, Kürtleri İsrail ile bağdaştırıp, destek aldıklarını söyleyenler, İsrail ile ilişkilerini saklamaya çalışanlardır. İsrail, sadece uluslararası lobi çalışmalarında Kürtleri destekliyor.

"Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu"
Kürdistan Bölgesi hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuz gibi, Türkiye'de Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi kent ve köyler ile tarihi mekânları hakkında geniş bilgiye sahip olduğunuzu biliyorum. Keza bu Suriye ve İran'daki Kürtler için de geçerli. Tüm Yahudiler mi öyle yoksa bu sadece sizin kişisel merakınız mı?

Ulusunuzu, halkınızı sevdiğinizde, onunla ilgili tarihi mekânları, folklorik özellikleri, mutfak kültürü dahi her türlü bilgiyi de öğrenmek isteyip, araştırıyorsunuz. Benim için de bu denli köklü bir tarihe sahip olan halkımıza dair bilgi sahibi olmak için araştırma yapmak çok önemlidir. Güvenlik nedeniyle İran'a hiç gitmedim ancak elime geçen tüm kaynaklardan oradaki Kürtlere dair her konuyla ilgilendim. Evet, dediğiniz gibi Irak Kürdistanı gezdiğim gibi Suriye ve Türkiye'yi de gezdim. Gidemediğim köyler hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Aşiretleri, dengbejleri kimlerdi, yemekleri nasıl, kültürleri vs. bir çeşit merak, keyif ve öğrenme arzusu diyebiliriz. Bir diğer anlamda, insani, Kürtlük ve Yahudi hissiyatı da diyebiliriz.
Dünyanın farklı ülkelerinde tanıdığım tüm Yahudiler de böyledir. Köklerini ve bağlı olan her şeyi öğrenme merakı hâkimdir. Bu dünyada misafiriz, 100 yıl yaşamayabiliriz, en azından imkânlarımız doğrultusunda öğrenmeye çalışmamız gerektiğine inanıyorum. İki kızım var, çocuklarım bana sorduğunda verecek cevabım olsun, mümkün olduğu kadar onları da gezdiriyorum, bildiklerimi de onlarla paylaşıyorum. Dinim ne kadar önemli ise halkım ve tarihi de bu denli önemlidir. Bir Kürt olarak, Zazaca, Kurmanci ve Hewrami anlamamam benim için büyük bir ayıp olurdu.

"Papa'nın ziyareti Beni İbrahim projesine destek ve tarihleri birer kod"
Papa'nın Irak ve IKB'ye ziyareti "tarihi" olarak tanımlandı. Bu ziyareti siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu ziyaret özellikle Türkiye'deki bazı faşist parti ve kesimler tarafından "üslupsuz" bir şekilde kullanıldı. Türk ve Kürt halkının tabanından söz etmiyorum. Tabii bu kesimlerin bu kadar tepkili olması da kendilerince haklılık payı var çünkü Türkiye "Beni İbrahim Projesinin" dışındadır. Bu proje Donald Trump ve Binyamin Netenyahu tarafından Arap ülkeleriyle oluşturulan bir projedir. Papa'nın ziyareti ise bu projede yer alanlara destek niteliğinde aslında.
Papa'nın ziyaret gün ve tarihlerini hatırlayalım; Cuma günü Irak'ı (Bağdat) yani Müslümanları ziyaret etti. Şabbat'ta da yani Cumartesi günü Ur kentinde peygamberlerin babası İbrahim Peygamberi ziyaret etti. Pazar günü de Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret etti, ki Pazar dünyadaki tüm Hristiyanların kutsal günüdür. Bunu şu şekilde yorumluyoruz; Pazar (Sunday) yani "Sun" İngilizce de güneş demek, bu bir kodtur. Yani Kürdistan bayrağında yer alan güneş...Papa 5 Mart'ta Bağdat'ı, 7 Mart'a da Kürdistan'ı ziyaret etti. Rönesanstan önce seküler ve dindarların arasında sürekli sorun yaşanırdı. Birlikte yaşamdan yana olanlar, ayın 7'sinde bir araya gelirdi. Radikal dinciler arasında ise ayın 5'inde çatışmalar yaşanırdı…Kürdistan'da büyük ayini düzenlemelerinin bir diğer anlamı Kürdistan'da Beni İbrahim Projesinin içinde yer almasıdır.
Türkiye'de çok basit bir pul üzerinde dahi büyük tartışmalar yaşandı. O pulun üzerindeki harita Osmanlı arşivlerinde de olan bir haritadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemini hayata geçirmek isteyen Türkler de var. Şayet onu istiyorlarsa gerçekten haritada Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Mısır'da var ve bu ülkelere karşı da tepki göstermeleri gerekiyor. Ancak bildiğimiz gibi bu ülkelere öyle belirgin tepkiler yok! Söz konusu Kürdistan olunca çok basit bir konuda dahi bağırıp, çağırabiliyorlar. Bu tür davranışlar ne Türklere ne de Kürtlere hizmet ediyor. Aklıselim bir şekilde davranılması gerekiyor. Şu anda İsrail'in Erbil'de konsolosluk veya her hangi bir temsilciliği yok ancak Türkiye'de büyükelçiliği var!

"PKK da siyasetinin ne olduğunu bilmiyor"
Son olarak PKK'ya nasıl bakıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, PKK taraflarında İsrail'in Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi katkısı olduğu suçlaması var. PKK'lı yetkili ve taraftarlarının unuttuğu veya görmek istemediği, PKK, 1983'te Hizbullah, Yaser Arafat, İran ve Sovyet'e yakın tüm komünist, sosyalist ve sosyal demokrat partilerin hepsi ile bir olup İsrail'e karşı savaştı. Sonradan birçok esir alınan kişi de itiraf etti zaten.
Dünyadaki tüm Yahudiler, Kürtlerin haklarının barışçıl yoldan almasından yanadır. Bir Yahudi olarak Türkiye ve PKK'nin teröre başvurmadan Kürtlerin haklarını vermesinden yanayız. Kaldı ki PKK'de siyasetinin ne olduğunu bilmiyor. Daha Kürtler arasında barışı kurmadan "halkların kardeşliğinden" söz ediyor. Büyük bir yanlışlıktır. Görünüşte Türkiye'ye karşı İran, Suriye ve Irak'a dostluk içine giriyor ancak gel gör ki; Türkiye ile de sıkı ilişkilere sahip. PKK olmasaydı, Türk askerleri Kürdistan Bölgesi'ne girmeyecekti, PKK'nin girdiği her yere TSK giriyor ve çıkmıyor o bölgelerden, bunu PKK bilmiyor mu? Bu kadar mı tesadüf olur. PKK, bir nevi Türkiye'nin elindeki Kürt hareketini yok etme ve işgal etme kartıdır. PKK olmasa Kobani ve Afrin'e girmeyecekti.
Avrupa'da PKK'nin faaliyetleri ölmüş durumda, neden? Çünkü insanlar onların gerçek niyetini anladı. Kürtler, tarihleri boyunca silahlı mücadele vermiştir ancak hiçbir zaman "terörist" tanımlamasına maruz kalmadı. Hiçbir Kürt örgütü PKK gibi de olmadı, onlara katılanın ne akibeti ne yaşamı belli. Evet, Kürtler öldürüldü, ancak Kürtler kendilerini savunma dışında kimseyi öldürmedi. Bu yüzden de devletsizler…
Independent Türkçe



Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.


Liberman safını seçti, Eisenkot'un hükümet yolu açıldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
TT

Liberman safını seçti, Eisenkot'un hükümet yolu açıldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu destekleyen sağcı İsrailli aktivistler, Pazar akşamı İsrail'in Hayfa kentinde yeni seçimler yapılması talebiyle gösteri düzenledi (EPA)

İsrail'de seçim sonuçlarının kesin bir tablo ortaya koymamasının ardından yaşanan siyasi tıkanıklıkta dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi artık büyük ölçüde kesinleşti. Rus Yahudilerinin partisi İsrail Evimiz'in lideri Avigdor Liberman, pazartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'a hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceğini duyurdu.

Liberman'ın partisi, geçen hafta yapılan İsrail parlamento (Knesset) seçimlerinde yarışılan 120 sandalyeden yalnızca 7'sini kazanmıştı. Ancak mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ ittifak, Eisenkot'a yönelik sert eleştirileri nedeniyle Liberman'ı kendi saflarına çekmeyi ve muhalefetin 48 sandalyelik bloğundan iktidar ittifakına geçmesini sağlamayı umuyordu.

İsrail seçimleri, iki ana rakip olan Netanyahu ve Eisenkot'tan hiçbirine 61 sandalyelik çoğunluğu kazandıramadı. Oy sayımının kesinleşen sonuçlarına göre Netanyahu'nun bloku 53 sandalyeyle ilk sırada yer alırken, Liberman'ın partisini de içeren Eisenkot liderliğindeki blok 48 sandalye elde etti. Arap partileri ise 19 sandalye kazanarak "tarihi" olarak nitelendirilen bir başarıya imza attı.

gthyjukı
İsrail vatandaşı Filistinli bir kadın, Umm el-Fahm kentindeki seçim merkezinde oy kullanıyor (AP)

Liberman, pazartesi günü yaptığı açıklamada Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını kesin bir dille ifade etti. Herzog'un çarşamba günü başlatacağı istişarelerde, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesini tavsiye edeceğini bildirdi.

Liberman'ın Netanyahu ile ittifak kurmayacağını açıklamasıyla Eisenkot, muhalefetin 48 sandalyesine Arap partilerinin 19 sandalyesinden gelen desteğin eklenmesiyle toplam 67 milletvekilinin tavsiyesini almayı garantiledi. Böylece Herzog'un hükümeti kurma görevini Netanyahu'ya değil, Eisenkot'a vermesi neredeyse kesinleşti.

Ancak iki devletli çözüm seçeneğini reddeden Eisenkot ve Demokratlar Partisi (8 sandalye) dışındaki muhalefet partileri, Siyonist destekçi blokları kışkırtmamak amacıyla Arap partileriyle ittifak kurmayacaklarını taahhüt etti.

Arap partileri ise ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceklerini duyurdu. Ancak bu partilerin hükümete katılıp katılmaması konusunda kendi içlerinde görüş ayrılığı bulunuyor. Siyasi İslam çizgisine yakın Mansur Abbas'ın liderliğindeki parti daha önce hükümette yer alırken, sol ve Arap milliyetçisi çizgideki Ortak Liste partileri hükümete katılmayı kesin biçimde reddediyor.

Netanyahu ekibinden yayılan söylentiler

Liberman, Netanyahu'nun yardımcıları tarafından ortaya atılan, kendisini sağ koalisyona katmak için müzakereler yürütüldüğü ve Netanyahu'nun hükümetin dört yıllık görev süresinin ilk iki yılında başbakanlığı Liberman'a bırakmayı kabul ettiği yönündeki söylentilere son verdi.

Liberman, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, başbakanlığın dönüşümlü olarak paylaşılması, hatta Netanyahu'nun ilk iki yıl için başbakanlık görevini kendisine bırakması durumunda bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Liberman, muhalefet bloğunda Knesset'in yeni başkanının seçilmesi konusunda varılan adımlara bağlı olduğunu da belirtti. Bu makamın kendi partisine verilmesini istemediğini, Yair Lapid'in Birlikte Listesi'nin adayını destekleyeceğini açıkladı.

Liberman ayrıca hükümet sistemi ve yargı düzenini değiştirmeyi amaçlayan yasaların iptal edilmesi başta olmak üzere muhalefetin üzerinde uzlaştığı diğer adımları da destekleyeceğini belirterek muhalefet cephesine bir ölçüde güvence verdi.

dvfgbhyj
İsrail'in eski Maliye Bakanı Avigdor Liberman (X hesabı)

Liberman, Eisenkot'a yönelik eleştirilerinden ise vazgeçmedi. Eisenkot'tan da seçim sonuçlarından da memnun olmadığını belirten Liberman, sonuçların Siyonist muhalefet partileri açısından "büyük bir başarısızlık" olduğunu söyledi.

Liberman, "Birlikte 41 sandalye kazandık. İki devletli çözümü destekleyen sol Demokratlar Partisi'ni bu hesaba dahil etmedik. 48 sandalyeden daha fazlasını elde etmeyi beklediğimizi kabul etmeliyiz" dedi.

Seçim başarısızlığının en büyük sorumluluğunu doğrudan Eisenkot'a yükleyen Liberman, onun "bencil bir seçim kampanyası yürüttüğünü ve bu nedenle 7-8 sandalye kaybettiklerini" savundu.

Buna rağmen Netanyahu'nun istediği gibi ülkenin yeniden seçime gitmesini önlemek için muhalefet bloğunun yanında duracağını belirten Liberman, "İran'la savaş çıksa bile Netanyahu hükümetine katılmayacağız ancak elbette dışarıdan destek vereceğiz" ifadelerini kullandı.

Mevcut siyasi tablonun görünümü

Beyahad / B'Yachad  (Birlikte Partisi) lideri Naftali Bennett ile Arap partilerinin temsilcileri, çarşamba gününden itibaren Herzog ile yapacakları görüşmelerde hükümeti kurma görevinin Eisenkot'a verilmesini tavsiye edeceklerini resmen açıklamıştı.

Liberman'ın da bu karara katılmasıyla Eisenkot'un toplam 67 milletvekilinin desteğini alması kesinleşti. Bu destek; kendi partisinden 21, Bennett-Lapid ittifakından 12, Demokratlar Partisi'nden 8, Arap partilerinden 19 ve Liberman'ın partisinden 7 milletvekilinden oluşuyor.

Netanyahu'nun hükümeti kurmasını tavsiye edecek milletvekillerinin sayısı ise Aşkenaz Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği'nin (7 milletvekili) adaylardan hiçbirini desteklememe kararı almasının ardından 53'ten 46'ya geriledi.

Muhalefet liderlerine yakın kaynaklara göre, muhalefet cephesinin öncelikli hedefi Knesset'te yönetim değişikliğini sağlayacak bir hükümet kurmak. Bu kapsamda Netanyahu'nun partisi Likud'dan mevcut Meclis Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi ve komisyon başkanlıklarının yeniden düzenlenmesi planlanıyor.

Yeni yönetimin öncelikli ve acil görevleri arasında 7 Ekim 2023'teki başarısızlıkları soruşturacak bir komisyon kurulması ve Knesset'in yönetim sisteminde köklü değişiklikler öngören düzenlemelerinin iptal edilmesi bulunuyor. Söz konusu yasaların 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girmesi bekleniyor. Bu nedenle düzenlemelerin bu tarihten önce kaldırılması gerekiyor.

İsrail'de hükümet kurma sürecinin bundan sonraki aşamasında Cumhurbaşkanı Herzog'un, 11 Kasım'da hükümeti kurmakla görevlendireceği kişinin adını açıklaması gerekiyor. Knesset'in ilk oturumunun ise bu ayın 10'unda yapılması bekleniyor.

Hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakana kabineyi oluşturması için 28 gün süre verilecek. Bu süre 14 gün daha uzatılabilecek. Eisenkot'un başarısız olması halinde Herzog, görevi başka bir milletvekiline verebilecek. Netanyahu ise Liberman'a ortaklık teklif etmeyi planlıyordu.

İran savaşı ve "Nazi söylemi" yeniden gündemde

Eisenkot'un Netanyahu yönetimini sona erdirme konusundaki kararlılığı ve kamuoyunun geniş kesimleriyle devletin bazı kurumlarından aldığı destek karşısında Netanyahu'nun Likud Partisi, "kıyamet silahı" olarak nitelendirilen İran savaşı ve diğer cephelerdeki çatışmaları yeniden gündeme taşımaya çalışıyor.

Netanyahu, bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump'ı en güçlü destekçisi haline getirmeyi hedefliyor. Savaşın İsrail'de bir ulusal birlik hükümetini zorunlu kılacağını savunan Netanyahu, Washington'dan ortak ya da tek taraflı bir askeri operasyon düzenlemesini istiyor. Eski Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot'un da böyle bir durumda savaşın gerekliliklerine uymak zorunda kalacağı değerlendiriliyor.

Bu arada Likud, Eisenkot'u Arap partileriyle hükümet kurmaktan vazgeçirmek ve korkutmak amacıyla baskılarını sürdürüyor.

Pazar akşamı Eisenkot'un evinin önünde düzenlenen sağcı gösteride bir protestocu, mikrofon aracılığıyla Eisenkot'un eşine yönelik ağır ifadeler kullandı.

Gösterici, "Kocan bir katil, acımasız bir cani. Oğlunu öldüren de o (Eisenkot'un Gazze'deki çatışmalarda hayatını kaybeden oğluna atıfta bulunuyor). Kardeşlerinin iki oğlunu da o öldürdü (onlar da Gazze savaşında hayatını kaybetmişti). Oğlunun katiliyle, bütün çocuklarımızın katiliyle ve devleti terörist Araplara satan biriyle aynı yatakta nasıl yaşayabiliyorsun?" diye bağırdı.

xhjk
Kudüs'te Likud Partisi'nin seçim afişinde Netanyahu ve Trump, İbranice "Kazanmak için tek bir şansımız var" sloganıyla birlikte yer alıyor (AP).

Bu provokatif gösteriden önce, cumartesi akşamı onlarca protestocuyla birlikte Eisenkot'un evinin önüne gelen başka bir sağcı aktivist de mikrofon aracılığıyla Nazi söylemi kullandı.

Eisenkot'u destekleyen Yahudi göstericilere seslenen aktivist, "Sizi yeniden Auschwitz'in barakalarına göndermeliyiz" dedi. İsrail anlatısına göre İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya'daki Nazi imha kampında 1,5 milyon Yahudi öldürülmüştü.

Aktivist sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir Filistin devleti kurmadan önce sizi ezeceğiz. Tamamen sağcı bir hükümet kuracağız. Size Auschwitz'dekiler gibi mezbahalar kuracağımıza söz veriyorum. Çünkü bizim en büyük düşmanlarımız sizsiniz."

Yashar Partisi, bu kanlı kışkırtıcı söylemin 1995 yılına, yani Netanyahu'nun dönemin Başbakanı İzak Rabin'e karşı gösterilere öncülük ettiği döneme dönüş anlamına geldiğini belirtti.

O dönemde Rabin'in Nazi subayı üniformasıyla gösterildiği fotoğraflar yayımlanmış, göstericiler "Hain, hain" sloganları atmıştı. Bu kışkırtıcı atmosferin ardından aşırı sağcı Yahudi bir öğrenci, Rabin'e suikast düzenleyerek onu öldürmüştü.


Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.