Seçkinler yeni ABD-Irak diyalogunu nasıl görüyor?

Dördüncü ve son diyalog turu terörle mücadele dosyalarına, enerji ve doğalgaz sorununa, yatırım fırsatlarının geliştirilmesine odaklanacak.

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
TT

Seçkinler yeni ABD-Irak diyalogunu nasıl görüyor?

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)

Sabah Nahi
ABD ve Irak arasında 26 Temmuz'da düzenlenecek dördüncü ve son stratejik diyalog turu için Washington’u ziyaret edecek olan Iraklı müzakereci Mustafa Kazimi büyük umutlar taşıyor. Bu sırada Washington, Yeşil Bölge’nin merkezinde bulunan dünyadaki en büyük büyükelçiliklerinden birinin İran'a bağlı milisler tarafından defalarca hedef alınmasına öfkeli.
Bu milis gruplar, Demir Kubbe'ye sığınmış büyükelçilik çalışanlarının başlarına Katyuşa füzeleri yağdırmayı, seksenli yılların başında Tahran’da ABD Büyükelçiliği binasına düzenlenen baskın ve çalışanlarının rehin alınması hadisesini hatırlatırcasına büyükelçilik binasının önünde gösteri yapmayı, Yeşil Bölge’yi basıp içeri girme girişiminde bulunmayı alışkanlık haline getirdiler. Bu tür girişimler, dönemin ABD başkanı Jimmy Carter'ın ikinci dönem başkanlığı kaybetmesi gibi, herhangi bir Amerikan başkanının kamuoyu önündeki pozisyonuna ve prestijine bir tehdit oluşturuyorlar.

Irak’ın talepleri
Kazimi Washington'a ulaşmadan önce, eski Irak başbakanı Haydar İbadi liderliğindeki Zafer Koalisyonu, Irak heyetine taleplerini içeren bir bildiri yayınladı. Bildiri, Koalisyonun baskılardan ve mevcut kriz anı olarak adlandırdığı şeyden kurtuluş, diğer tüm çıkarlardan uzakta Irak'ın çıkarlarını gerçekleştiren akıllı ve cesur stratejik pozisyonların benimsenmesi taleplerini de içeriyordu.
Zafer Koalisyonu, Kazimi’ye ulusal çıkarları ve egemenliği koruyan, devletin birliğini ve kurumlarının prestijini pekiştiren, Irak'ı bölgesel ve uluslararası çatışma tehlikelerinden koruyan kapsamlı bir yol haritası olarak İbadi’nin önerdiği 10 eksenli “Irak’ın egemenliği” inisiyatifine bağlı kalınması çağrısı yaptı.
Birçok Iraklı politikacı ve gözlemci, yabancı (muharip) kuvvetlerin Irak ordusunun eğitimi, muharebe yeteneklerinin geliştirilmesi ve danışmanlık görevleriyle ilgili açık ve yasal bir anlaşma ile birlikte Irak'tan çekilmesi için bağlayıcı bir zaman çizelgesi benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ayrıca terörle mücadele için bir istihbarat iş birliğini öngörmesi, iki ülke arasında imzalanan “stratejik anlaşma”nın şartlarının, özellikle ekonomi ve ticaretle ilgili olanların aktifleştirilmesini, tüm alanlarda yeni bir yapıcı iş birliği aşamasının başlatılmasını içermesi gerektiğini de vurguluyorlar.

Geri çekilme tahliye anlamına gelmiyor
Irak Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Gazi Faysal el-Sukuti, "Muharip güçlerin geri çekilmesi, danışmanlar ve eğitmenler gibi muharip olmayan güçlerin geri çekilmesi anlamına gelmiyor. Yine ABD’nin Irak’a desteği ve askeri yardımları, başta hava kuvvetleri ve savunması olmak üzere Irak ordusunun çeşitli sınıflarının askeri yeteneklerinin geliştirilmesi için yaptığı yardımı keseceği anlamına da gelmiyor” dedi.
Bunun, Irak’ta muhtemelen ABD kuvvetlerinin yerini alacak NATO kuvvetleri ve Uluslararası Koalisyona katılan ülkeler için de geçerli olduğunu belirtti. Gazi Faysal’a göre onlar da muharip olmayan kuvvetlerini çekmeyecekler, ancak bu, operasyonlarda ve misyonların yerine getirilmesinde Irak kuvvetlerine daha çok güvenileceği anlamına geliyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Gözlemciler, müzakere turlarının terörle mücadele, enerji ve doğalgaz, Irak'taki Amerikan şirketleri, yatırım fırsatlarının geliştirilmesi konularının yanı sıra eski eserlerle ilgili kültürel yönlere, bilimsel ve eğitimsel iş birliğine, ülkenin yeniden inşasına odaklanacağını tahmin ediyorlar.

Irak'tan çekilme Afganistan gibi olmayacak
Gallup Danışmanlık Şirketi’nin Direktörü Munkız Dagir, Independent Arabia’ya, “Bence bu önceki yaklaşımı tamamlamaya dönük bir tur, ancak geri çekilme mutabık kalınan bir şekilde gerçekleşecek ve Amerikan güçlerini içeren NATO güçleri Irak’ta var olmaya devam edecek” diye konuştu. Ayrıca Irak'ın Afganistan olmadığını ve oradaki geri çekilme sahnesinin tekrarlanamayacağını vurguladı.  
Pek çok gözlemci, 2003'ten bu yana Irak'taki siyasi sürecin sponsoru olan ABD'nin deneyimlerini sunmasını umuyor. Ülkedeki yaygın yolsuzluğa karşı mücadeleye, Irak'ın kaynaklarını çalma konusunda uluslararası deneyime sahip yozlaşmışların kovuşturulmasına, yurtdışına kaçırılan ve Irak'ın kontrolü dışındaki bankalara yatırılan devlet fonlarının iade edilmesine katkıda bulunmasını bekliyorlar. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’in parlamentoya “çalınan fonları iade etme” adında bir yasa tasarısını sunduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim. Yasa tasarısı üst düzey görevler üstlenen tüm Iraklı devlet görevlilerinin sorgulanmasını içeriyordu ve o dönemde yasa tasarısının uluslararası talep üzerine hazırlandığı söyleniyordu.
Öte yandan, bulaşıcı hastalıklarla mücadele danışmanı Doktor Hüseyin Casim el-Şimri, mevcut korona dalgasıyla yüzleşmek için Kazimi’ye sağlıkla ilgili bazı fikir ve önerileri gündemine dahil etme çağrısında bulundu.
Doktor Hüseyin, Irak'ta bulunan mutant varyantları tespit edecek bir cihaz sağlaması için Amerikan tarafı ile anlaşmanın gerekliliğine işaret etti ve şunu ekledi, “Kazimi'nin önümüzdeki Ekim ve Kasım aylarındaki şiddetli dalgayla yüzleşmek için Amerikalıları Irak’a milyonlarca doz Pfizer ve Moderna aşısı tedarik etme konusunda ikna etmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Keza Iraklı doktorlar için bazı Amerikan kuruluşlarında eğitim kursları ve atölyeleri düzenlenmesi ve doktorların burada elde edecekleri deneyimleri diğer Iraklı meslektaşlarına ve sağlık ekiplerine aktarmaları gerektiğini de.”

Çeşitli bakış açıları ve farklı niyetler
Washington’a giden Irak delegasyonu ortak bir perspektif taşımıyor. Toplum dördüncü tura güvenenler ile kötüleyenler arasında bölünmüş durumda. Sözgelimi kendisini reddedenler arasında yer alan yazar Hüseyin Tahir bu turu sert bir şekilde, “Sınırlı bir algıya sahip, safça hareketlerde bulunan bir başbakan ile söz ve vaatlerini yerine getirme açısından etik sadakatleri şüpheli kişilerden oluşan kabinesinin bir mekik gezisi” olarak niteledi.
Ardından şunu ekledi, “Şimdiki delegasyon bize, imparatorluklara bağlılıklarını beyan etmek için küçük bölgelerden gelen itaat heyetlerini hatırlatıyor ve devleti bizim iyiliğimizi istemeyenlere altın bir tabakta teslim edilebilecek tüm devlet kurumlarını içermesi ile öne çıkıyor”.
Independent Arabia’ın görüşüne başvurduğu yazar Hamad Şahap ise, “Son turda, kalıcı askeri varlıktan danışmanlara kadar terimler üzerinde manipülasyona odaklanılacak. Askeri üsler ise oldukları gibi kalacaklar çünkü İsrail, kendisi için bir tehdit kaynağı bulunduğundan ABD'nin Irak'tan çekilmesini kabul etmeyecek. Bu yeni tehdit kaynağı, İranlı milisler. Ziyaretin ne bir ilerleme ne de gerilemenin kaydedilmeyeceği bir protokol ziyareti olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
2003-2011 yılları arasında Irak'ı işgal eden ve ardından geri dönmemecesine çekilen ABD, bugün iki ülke arasında stratejik ortaklık adını verdiği bir şeyin peşinde. Bu ortaklık kesinlikle eşitsiz ve birçok zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Bunların en önemlisi, Iraklıların ülkelerinde yaşanan tam yıkımın bu işgalin ürünü olduğu hissi. Milyonlarca Iraklının bakış açısına göre bu işgal, gerçek olmadığı kanıtlanmış kitle imha silahlarının var olduğu iddiasını temel almıştı.
Stratejik İttifak Anlaşması ile onaylanan iş birliği projesinin, Iraklıların günlük yaşamlarında hiçbir etkisinin görülmemesi ise işleri daha da kötü hale getirdi. Halbuki Başkan Joe Biden pek çok kez, “Irak ile siyasi, ekonomik ve güvenlik konularında ikili iş birliğini güçlendirmeye can attığını” vurguladı. Ancak, Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi üyesi Zafer el-Ani'nin, "Irak'ı ikinci bir Afganistan'a dönüştürecek ve resmen milislerin kontrolüne sokacak" olarak tarif ettiği bir geri çekilmeden, pek çok Iraklı ve özellikle de Sünniler korkuyor.
Zafer Ani’nin açıklamaları, bilhassa içeriği, diyalogun dördüncü turunu özellikle Şii güçler için bir çıkış yolu olarak gören birçok Iraklı gücün çabalarıyla kesiştiği için halen devam eden bir suçlama ve saldırı dizisi başlattı. Söz konusu güçlerin böyle düşünmelerinin nedeni, ABD ile ilişkilerin diplomatik yönlerle sınırlanması, büyükelçiliğin boyutunun küçültülmesi taleplerini Şii güçler için bir çıkış yolu olarak görmeleri. Keza önde gelen ılımlı Şii koalisyonlarından biri olan Zafer Koalisyonu'nun talep ettiği kuralları da. Bu kurallar arasında şunlar bulunuyor; herkesin gerek iç gerekse dış konularda devletin askeri ve güvenlik bağlamlarına bağlı kalması. Irak’ın güvenlik, askeri ve siyasi iç meselelerine hiçbir yabancı müdahalenin kabul edilmemesi. Diplomatik misyonlara yönelik herhangi bir saldırıdan tamamen kaçınılması. Irak egemenliğinin herhangi bir şekilde ihlal edilmesi halinde uluslararası bağlamlara başvurulması.
Ancak Irak kota kuvvetlerinin farklı eğilimleri var. Tek bir parlamento ve kabine içinde yer alsalar da diyalog konusunda onlar için şu ünlü Irak atasözü geçerli “Dost yüzler, ayrı kalpler.”



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.