Suriye: Dera'da müzakereler başarısız oldu yeni çatışmalar ve göçler yaşanıyor

Suriye: Dera'da müzakereler başarısız oldu yeni çatışmalar ve göçler yaşanıyor
TT

Suriye: Dera'da müzakereler başarısız oldu yeni çatışmalar ve göçler yaşanıyor

Suriye: Dera'da müzakereler başarısız oldu yeni çatışmalar ve göçler yaşanıyor

Dera kentinden yerel kaynaklar, Suriye rejim güçlerinin Dera el-Beled bölgesindeki el-Bahar mahallesini dün çok sayıda havan mermisiyle hedef aldığını bildirdi. Bu olayın ardından bölge halkı ile rejim güçleri arasında karşılıklı çatışmalar yaşandığı kaydedildi. Bununla eşzamanlı olarak, Beşşar Esed'in kardeşi Mahir Esed komutasındaki 4. Tümen askerleri bölgede konuşlandırılırken, 15. Tümen askerleri ise bölgenin etrafında konuşlandı. Ayrıca rejim güçlerinin girdiği bölgede, Suriye-Ürdün sınırındaki Dera şehrinin güneyinde yer alan En-Nahle ve Eş-Şeyah'daki ev ve çiftliklerde arama yapıldı. Arama sırasında silah seslerinin duyulduğu belirtildi.
Bunun üzerine Dera kentinde, Suriye rejimi ile "akşam müzakereleri" düzenlendi. Bu müzakerelerin başarısız olmasının ardından Suriye'nin güneyindeki Dera bölgelerinde gergin bir durum ve temkinli bir beklenti hakim oldu.
Dera'daki Uzlaşı Merkezi (Deralı Merkezi Komite) önceki gün (Salı) bir bildiri yayınlayarak Dara el-Beled, Es-Sed Yolu ve Dera Kampı’ndaki ailelerden 50 bin kişinin güvenli bölgelere nakledilmesi ve Suriye rejim güçlerinin boşaltılmış Dera el-Beled şehrine girmesi çağrısında bulundu.
Açıklamaya göre bu talepler, Suriye rejim güçlerinin Pazartesi günü gerçekleşen ilk anlaşmayı ihlal etmesi sonrasında geldi. Suriye rejim güçleri, kontrol ve güvenlik noktaları kurmak için Dera bölgesine girdi, ancak bu şekilde Esed rejimi güçleri heyeti ile Dera'daki Uzlaşı Merkezi arasında imzalanan ve şehrin çevresinde arama yapılması sürecinde şehirden ileri gelenlerin ve Merkezi Komite’nin varlığını şart koşan son anlaşmayı ihlal ettiler. Suriye rejim güçleri, Deralı Merkezi Komite olmadan Dera çevresindeki çiftlikleri aradı ve bazı evlere baskın düzenledi. Daha sonra es-Sed Yolu ve Dera bölgelerinin etrafında konuşlandı ve çevredeki çiftliklere ayrım gözetmeksizin ateş açtı.
Dera'daki Uzlaşı Merkezi’nin açıklamasının devamında şu ifadeler yer aldı: “Biz Dera halkı, genci, yaşlısı, barışın savunucusuyduk ve hala da öyleyiz ve asla savaş istemiyoruz. Bu nedenle geçtiğimiz günlerde Suriye rejimi ile akan kanı durdurmak, insanların güvenliğini sağlamak ve onurlarını korumak için bir anlaşma imzaladık. Bu sabah, anlaşmanın şartlarının ihlali bizi şaşırttı. Rejim, iki sivilin ölmesi ve çok sayıda kişinin yaralanması ile sonuçlanan Dera el-Beled çevresine yönelik büyük saldırısı ile bizi şaşırttı. Başkalarını öldürmeyi ve kendimiz için ölmeyi reddettiğimiz ve anlaşmanın şartlarını yerine getirdiğimiz için, biz Dera halkı, başımıza bela olacak bu savaştan kaçınmak için güvenli bir yere nakledilmeyi talep ediyoruz.”
Dera kentinden aktivist Abdullah Eba Zeyd, Şarku'l-Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Beşşar Esed'in kardeşi Mahir Esed komutasındaki 4. Tümen askerleri es-Sed Yolu ve Filistin mülteci kampı bölgelerinde konuşlandırılırken, Kaplan Kuvvetleri ve 15. Tümen askerleri ise bölgenin etrafında konuşlandı. Suriye-Ürdün sınırındaki Dera şehrinin güneyinde yer alan en-Nahle ve eş-Şeyah'daki ev ve çiftliklerde arama yapıldı. Bu mahallelere bakan yüksek binalara keskin nişancılar yerleştirildi. Dera el-Beled halkı ile 4. Tümen askerleri arasında dün sabah saatlerinde el-Menşiyye mahallesinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Diğer yandan Dera el-Mahatta'daki Busra Meydanı civarında Suriye rejim güçlerine ait bir askeri araç hedef alındı. Bunun üzerine Filistinli mültecilerin kaldığı Dera Kampı’nın eteklerinde çatışmalar yaşandı. Bu çatışmaların ardından bölgede Dera Kampı, Es-Sad Yolu ve Dera el-Beled mahalleleri üzerinde keşif uçakları uçuş yaptı. Bu gelişme üzerine savaş uçakları ve helikopterlerin bu bölgelerdeki yerleşim yerlerini bombalayacağı korkusu hakim oldu.  Dera el-Beled, Es-Sed Yolu ve Dera Kampı’ndan yüzlerce aile, bölgenin bombalanması ve işgal korkusu ve tanık olduğu büyük askeri tırmanıştan sonra Dera el-Mahatta bölgelerine göç etti.”
Dera el-Beled'deki merkez komitesine yakın bir kaynak, Şarku'l-Evsat'a verdiği demeçte şunları söyledi: “4. Tümen askerleri, şehirde savaş ve askeri tırmanışı önlemek amacıyla Pazartesi günü yapılan anlaşmayı ihlal etti. Bu güçler dün Dera el-Beled kentini kuşattı, tarım alanlarında arama tarama faaliyetleri yürüttü, çevredeki çiftliklere ayrım gözetmeksizin ateş açarak sivillerin ölümüne neden oldu ve Dera el-Beled'de çatışmalara maruz kaldığı bahanesiyle geri çekilmeyi reddetti. Bölge çok sayıda havan mermisi ve ağır makineli tüfeklerle bombalanırken, Dera el-Beled kentindeki alanları ele geçiren subay dahi bölgenin bu denli bombalanması karşısında şaşkına döndü. Söz konusu subay, bunların, 4. Tümen liderliğinin bilgisi dahilinde olmayan rastgele bireysel eylemler olduğunu söylerken, liderliğin Dera el-Beled'de ele geçirdiği noktalarda konuşlanmış kuvvetlere anlaşmanın şartlarının uygulanması bağlamında geri çekilme emri verdiğini ileri sürdü. Dera el-Beled ve Es-Sed Yolu çevresinde yerleşim bölgelerine yönelik havan topları ve makineli tüfeklerle evleri hedef alan saldırılar düzenlendi. Bu saldırı sonucunda genç bir adam ve bir çocuk öldü.”
Söz konusu kaynak açıklamalarına şöyle devam etti: “Bundan sonra, Dera'nın doğu ve batı kırsalında Merkez Müzakere Komitesi'nin ve Rus destekli Beşinci Kolordu'nun da katıldığı birkaç müzakere turu yapıldı. Bu müzakerelerin hepsi, Suriye rejimine bağlı Güvenlik Komitesi’nin Dera el-Beled kentindeki 15 kişiyi zorunlu göçe tabi tutmak ve askeri noktaları ve güvenlik müfrezelerini artırmak konularında ısrar etmesi nedeniyle başarısız oldu.”
Özel kaynaklar, Rus subayları eşliğinde Rus kuvvetlerinin bir kısmının Dera el-Mahatta şehrine girmesi ve bir kısmının Suriye'nin güneyindeki Beşinci Kolordu güçlerinin kalesi Busra eş-Şam şehrine yönelmesiyle birlikte bölgede temkinli sakinliğin hüküm sürdüğünü söyledi. Kaynak, Beşinci Kolordu Kuvvetleri’nin ve Rus tarafının Dera el-Mahatta şehrinde yeni bir müzakere turuna katılacağını öne sürdü.
Yerel Dera şehri haberlerini bildiren "Nebe" haber sitesi şunları söyledi: “Dera el-Beled, Dera Kampı ve Es-Sed Yolu sakinleri, bulundukları bölgeden Dera el-Mahatta bölgesine göç etmeye devam ediyor. Söz konusu mahallelerin sakinlerinin yaklaşık üçte biri, yani yaklaşık 15 bin kişi, rejimin bir askeri operasyon düzenleyeceği korkusuyla Dera şehrinin merkezine göç etti. 4. ve 9. Tümen yüzlerce unsur, tanklar, paletli araçlar, orta ve ağır makineli tüfekler de dahil olmak üzere askeri teçhizatlarıyla Dera mahallelerinin güney ve doğu eteklerinde varlığını sürdürmeye devam ediyor. 4. Tümen askerleri Dera el-Beled mahallelerini kapattı ve Dera'nın güneyindeki Eş-Şeyyah ve El-Haşşabi çiftliklerinde düzinelerce evi ele geçirdi. Rejim güçleri, Müzakere Komitesi ile rejim arasında birkaç gün önce imzalanan yerleşim anlaşmasının şartlarına aykırı olarak mutlak kontrol sağlamak için çok sayıda unsurla iki eksenden Dera mahallelerine doğru ilerlemeye çalıştı.”
Anlaşmanın şartlarından biri ise 5.Tümen ve Askeri Güvenlik Şubesinden grupların, bölgedeki çeşitli yerlere ağır askeri teçhizat olmadan konuşlandırılmasını şart koşuyor.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”