John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
TT

John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)

İsa Nehari (Gazeteci)
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı görev süresi boyunca, İran'a karşı en sert Cumhuriyetçi şahinlerin başında John Bolton geliyordu. Bu yüzden Kuzey Kore liderine bile müsamaha gösterse İranlılara göstermeyeceği söylendi. 1960'lı yıllarda ‘mollalar yönetimini’ yıkmak amacıyla kurulan Halkın Mücahitleri Hareketi’nin önde gelen destekçilerinden biri olan Bolton’ın 2018 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması, Tahran için tam bir kabustu. İran muhalefetinin konferanslarına düzenli bir şekilde konuşmacı olarak katılan Bolton, yaklaşık dört yıl önce, bu konferanslardan birinde, 2019 yılında Tahran’da rejimin düşüşünün kutlanacağını müjdeledi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Independent Arabia'ya verdiği röportajda, İran rejiminin düşüşüne ilişkin öngörüsünün neden henüz gerçekleşmediğini ve neyin değiştiğini anlattı. Nasıl Başkan Trump’a ABD’ye ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürülmesine ve Tahran'ın Washington'ın müttefiklerine karşı düşmanca uygulamalarına karşılık olarak İran’a hava saldırıları düzenleme önerisinde bulunduğunu da anlatan Bolton, Trump’ın önerisine kulak asmadığını, bunun yerine kendisine karşı daha fazla tavır aldığını ve daha sonra onu ABD'yi Ortadoğu'da yeni bir savaşa itmekle suçladığını söyledi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Bolton, eski ve mevcut ABD yönetimlerinin, Irak, Suriye ve Yemen’deki sıcak çatışma bölgelerine yönelik politikalarına ilişkin tutumunu da açıkladı. ‘Stratejik bir hata’ olarak gördüğü ABD ordusunun Afganistan'dan çekilmesi kararını eleştiren Bolton, Çin tehdidine odaklanmanın ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına mal olmaması gerektiğinin altını çizdi. Bolton, röportajda ABD Genelkurmay Başkanı’nın Başkan Trump'ın 2020’deki başkanlık seçimlerinden sonra iktidarı barışçıl bir şekilde devretmemesinden duyduğu endişeye ilişkin olarak, eski Başkan’ın bir darbe planlayıp planlamadığı, bunu uygulayıp uygulayamayacağı da dahil olmak üzere bir takım iç meselelere değindi.

Trump, İran rejimini değiştirmeyi düşündü mü?
Amerikalılar, Bolton'ı İran’ın Washington ve müttefiklerine yönelik faaliyetlerini durdurmak için askeri müdahaleye olan tutkusuyla tanıyorlar. Bolton açık açık Tahran'daki teokrasiyi devirmek için rejim değişikliğini bir çözüm olarak görüyor. Trump, uzun bir süre, ‘ABD’yi yeni bir savaşa itmeye çalışmakla’ suçladığı Bolton'ı dinlememekle övündü. Bazıları 70 yaşındaki diplomatın, başta İran ile ilgili olanlar olmak üzere, fikirlerini aktarmak umuduyla Trump yönetimine katıldığına, ama Trump’ın birçok dosyada onu dinlemeyi reddetmesinin Bolton’ı istifaya ittiğine inanıyorlar.
Bolton'ın, ABD’nin İran’a uyguladığı azami baskı stratejisinin, Tahran'ın davranışlarını kontrol etmede yeterli olacağını düşünmediğinden Trump yönetiminin İran'la ilişkilerinde bir rejim değişikliği politikası izlemesini istediği açıktı. Ancak Bolton, özellikle 2017 yazında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmasından aylar önce Trump’ı fikirlerini benimsemeye ve bunları Ortadoğu'da İran rejiminin olmadığı yeni bir gerçekliğe dönüştürmeye ikna etme yeteneğini biraz abartmış olabilir. Bolton, 2017 yazında Paris'te İran muhalefeti tarafından düzenlenen konferansa katılan binlerce kişiye, “Rejimin düşünü 2019 yılında Tahran'da birlikte kutlayacağız” dedi ve ABD’nin İran rejimine karşı olan bir başkan seçtiğini vurguladı.
Bolton, rejimi devirmekten neden bu kadar emin olduğu ve şimdi neyin değiştiği sorusuna, “Böyle olacağını tahmin etmemiştim. Humeyni'yi iktidara getiren 1979 devriminin 40. yıl dönümünde hedefin rejimi devirmek olması gerektiğini söyledim” yanıtını verdi. Bolton, her ne kadar o zamanlar, özellikle çok taraflı yaptırımlar daha önce başarısız olduğundan ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ve İran'a yönelik tek taraflı yaptırımların etkili olup olmayacağı konusunda bazı şüpheler olsa da “Trump yönetiminin 2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi doğru yönde atılmış önemli bir adımdı. ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının yeniden uygulanmaya başlaması, rejimin kendisi üzerinde yıkıcı bir etki yarattı” dedi.
İran muhalefetine verdiği destekle bilinen Bolton, İran’da rejimin düşmesi için onun davranışlarından etkilenen ülkeler arasında güçlü bir koordinasyon kurulması ve halkın içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının farkında olduklarından ordu içinde Devrim Muhafızları’nın çekirdeğinde bölünmeler aranması gerektiğine inanıyor. Bolton, popülaritesi 1979 devriminden bu yana tüm zamanların en düşük seviyesinde olan rejimin, insanların düşündüğünden daha zayıf hale geldiğini vurguladı.
Trump yönetiminin bir rejim değişikliği politikası için baskı yapmayı düşünüp düşünmediği sorulduğunda ise Bolton şu yanıtı verdi:
"Hayır, ama benim birkaç yıldır tutumum bu yönde. Ancak Trump bunu dikkate almaya hazır değildi. Diğerleri ise sadece uzun bir süre boyunca ekonomik baskı uygulamanın yeterli olmasını umuyordu. Belki de yeterli olabilirdi. Fakat Avrupa Birliği (AB) nükleer anlaşmaya bağlı kalsın ya da kalmasın İran’ın anlaşmanın şartlarını ihlal edeceğinden endişeliydim ve hala da endişeliyim.”
Bolton, ABD’nin önceki yönetiminin kurduğu uygulama mekanizmaları sayesinde yaptırımların rejim üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu doğrularken yaptırım politikasının yeterli olmadığına inandığı belirterek, “Tahran’daki mollalar, güçleri olduğu sürece politikalarını değiştirmeyecekler” dedi. AB’yi, İran halkının ne tür bir hükümet istediklerini seçmelerini sağlamak için bir rejim değişikliği politikasını benimsemeye çağıran Bolton, ‘sivil ve insan haklarını ihlal eden resmi bir katil’ olarak nitelendirdiği İbrahim Reisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesini ise kınadı.
İran’da sadece Dini Lider ve birkaç kişinin karar mercii olmasından ötürü yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin İran rejiminin politikalarını değiştirmeyeceğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Tahran rejiminin yüzü en az birkaç yıl daha gülmeyecek. Şuan Huzistan ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan büyük su sıkıntısı çerçevesinde, rejimin gerçek yüzünü ve hükümetin başarısız olamaya devam ettiğini görüyoruz” dedi.
İran rejiminin uranyum zenginleştirmeye ve nükleer savaş başlığı taşımak amacıyla balistik füzeler geliştirilmeye devam ettiği konusunda uyaran ABD’li diplomat, İran’ın Ortadoğu'da süregelen çatışmalara ve dünya çapında terörizme verdiği desteğin yanı sıra bu çalışmalarının daha iyi hava durumu tahminleri için geliştirilmiş uyduların uzaya fırlatılması değil, daha ziyade İran tehdidinin nükleer ve füze alanlarında büyümesi anlamına geldiğini söyledi.

İran’daki patlamalar
İsrail'in İran’ın nükleer tesislerini hedef almak için belirlediği, bir takım olası askeri planları hakkında ortada dolaşan söylentilere ilişkin tutumu sorulduğunda Bolton, “Bunları destekliyorum. Aslında, tıpkı Natanz Nükleer Tesisi’nde olduğu gibi, şuan İran tesislerini hedef alanlar var. İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğuna inanılan başka tesislere de sabotaj saldırıları olduğuna dair haberler geliyor” ifadelerini kullandı.
 
Bolton, krizler karşısında askeri seçeneklere yöneliyor (Getty)
İran’ın nükleer tesislerindeki patlamaların ve yangınların sayısındaki artışın, bunların tesadüfen meydana gelmediklerini gösterdiğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, bunların arkasında kimin olduğuyla ilgili olarak ise şunları söyledi:
“Bu olayların arkasında kesinlikle İsrailliler var. Arap dünyasından başka aktörler de işin içinde olabilir. Sadece şunu söyleyebilirim: İyi şanslar, devam edin!”

2019 gerginlikleri
Bolton, yaklaşık iki yıl önce ABD ile İran arasındaki gerilim ve o tarihte iki ülke arasında bir savaşın eşiğine gelinip gelinmediği sorusuna verdiği yanıtta, “ABD’nin, İran'ın bir Amerikan İHA'sını düşürerek, Hürmüz Boğazı çevresinde petrol tankerlerine karşı sabotaj saldırıları düzenleyerek ve Suudi Arabistan'daki petrol altyapısını hedef almanın yanı sıra Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sivil noktalara saldırarak kabul edilemez davranışlarda bulunmasına karşılık olarak atması gereken adımlar olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.
İran’ın, Irak'taki Şii milisleri kullanarak ABD’ye ait tesislere yönelik saldırılarının, Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarını hedef alan sabotaj saldırılarıyla kesiştiğini vurgulayan ve bu saldırıların özellikle ABD’ye karşı yapıldığı değerlendirmesinde bulunan Bolton, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine işaret ederek bunun İran'a yönelik misilleme için yeterli olduğunu söyledi. Başka isimleri de ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna dikkati çeken Bolton, “Çünkü rejim yaptıklarının yanına kar kalacağını ne kadar hissederse, İran tehdidi de o kadar artacaktır” dedi.
Bolton sözlerini tasdik etmek için, Trump, İran'a yönelik hava saldırıları konusunda kendisini dinlemiş olsaydı, 2019’un Eylül ayında Suudi Arabistan'daki iki petrol tesisini hedef alan saldırıların gerçekleşmeyebileceğini söyledi.
ABD’li diplomata şöyle devam etti:
“ABD, İranlıların düşmanca saldırılarını püskürtmüş olsaydı, daha sakin ve daha makul olanı tercih edilebilirlerdi ve ABD’nin imkanlarının kendi imkanlarından çok daha büyük olduğunu anlayabilirlerdi.”
Karşı saldırıların amacının İran'la bir çatışmaya girmek değil, onu caydırmak olduğunu vurgulayan Bolton, “Tahran rejimi, ciddi yaptırımlarla karşılaşmadan Suudi Arabistan ve BAE'deki sivil hedeflere İHA’lar ve kruz (seyir) füzelerle saldıramayacağını anlamalı. Bunlar bir terör devletinin eylemleridir” yorumunda bulundu.

2019 yılında Saudi Aramco tesislerini hedef alan füzelerin kalıntıları (Reuters)
Trump’ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran’ın nükleer bomba edinmesini önleme stratejisi ve ABD yönetiminin askeri seçeneğe yönelmeyi tercih etmemesi hakkında yaptığı değerlendirme ise azami baskı politikasının, ABD’nin Cumhuriyetçi yönetiminin stratejisi olduğunu ve bunun işe yarayacağını düşünmediğini söyledi. Bolton, “Azami baskı politikasının başarılı olmasını umuyorum. Belirttiğiniz gibi uzun bir süre sonra başarılı olabilir. Ancak rejimin davranışını geçici olarak değiştirmenin yeterli olacağını düşünmüyorum. Bence rejimin kendisini değiştirmeniz ve İran halkının ne tür bir hükümet istediğini kendisinin seçmesini sağlamanın bir yolunu bulmanız gerekiyor” şeklinde konuştu.
İran’ın sadece nükleer alanda tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda rejim iktidarda kalmaya devam ettiği sürece ‘terör ve geleneksel düşmanlık tehditlerini’ de sürdüreceği konusunda uyaran Bolton, "İran'da 1979 devrimi halen gücünü koruyor. Bu, ideolojik bir devrimdir. Sadece bir dini hayat biçiminden ibaret değildir, kendi ideolojisini de geliştirmiştir. Daha uzun süre ideolojisi şiddetle savunabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin geleceği
İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin kartların yeniden dağıtılmasına neden olduğu Viyana'daki dolaylı müzakere turlarının ardından Bolton, “Biden yönetimi, bir geri dönüş yolu bulmak için İran'ın tehditlerini ve mevcut anlaşmaya yönelik ihlallerini umutsuzca görmezden gelerek 6 ay boyunca tavizler verdi. Bence onlar (Biden yönetimi yetkilileri) bunu, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi sona ermeden ve Cevad Zarif dışişleri bakanlığı görevinden ayrılmadan önce başarmaya çalıştılar” diyerek mevcut ABD yönetimini eleştirdi.
Seçilmiş Cumhurbaşkanı Reisi’nin, 3 Ağustos'ta göreve başlamadan önce yaptığı açıklamalarda, müzakerelere daha fazla devam etmek istemediğini söylediğine dikkati çeken Bolton, “Son olarak ABD’de bir İran vatandaşına yönelik suikast girişiminde bulunulmasıyla İran'ın terörist davranışlarının devam ettiğine dair örnekler görüyoruz. Bu, birkaç yıl önce İranlıların ABD'ye darbe vurmaya çalıştığı diğer bir suikast girişimine benzer bir başka vakadan ibaretti. Bu, rejimin gerçek yüzünü ve nükleer programla ilgili verdiği taahhütlere neden güvenilemeyeceğini gösteren bir davranış türüdür” dedi.

Washington, İran'ın Irak'taki vekillerini güçlendirdi
Bolton, Biden yönetimini, ‘İranlıların Şii milisleri silahlandırmasına ve onları Lübnan'daki Hizbullah gibi bir yapıya dönüştürmeye çalışmasına izin veren ve tüm bölgeyi gerçekten çok farklı bir El Kaide türü olan DEAŞ terör örgütü tehdidine maruz bırakan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2019 yılında aldığı Irak’taki ABD güçlerini geri çekme kararını’ hatırlatarak Irak’taki ABD güçlerini geri çekme konusunda uyardı. ABD’li diplomata göre DEAŞ’ın ortaya çıkışı, ABD güçlerinin yeniden Irak'a geri dönmesini gerektirirken ironik bir şekilde, Şii milisler ve Kürtlerle, DEAŞ’ı püskürtmek için iş birliği yapmak zorunda bıraktı.
Bolton, DEAŞ yenilgiye uğratılmış olsa da ABD’nin, İran'ın Irak'taki kolu olan Şii milislerin güçlendirilmesine yardımcı olduğunu söyledi. Bolton’a göre eğer ABD güçleri 2011 yılında Irak’ta kalsaydı ne olurdu tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da ayrılmaktan ve geri dönmek zorunda kalmaktan daha kötü bir politikanın olacağını düşünmenin güç olduğunu söyledi. Aynı senaryonun Afganistan'da tekrarlanmasından büyük endişe duyduğunu ifade eden Bolton, “Bir lamba düğmesi gibi açılıp kapatılamayan bu soruna sürekli dikkat etmelisiniz” ifadelerini kullandı.

Yeni terör örgütlerinin doğuşu
ABD Başkanı Joe Biden'ın Afganistan ile ilgili bir açıklamasında “Afganistan, ABD’nin sorunu değil” şeklindeki ifadesine de değinen Bolton, “Afganistan, Taliban tarafından kontrol edilen bir ülkeden kaynaklanan terör tehdidi olması nedeniyle tüm dünyanın sorunu olacak” dedi. ABD’li diplomat, ülkesi ve NATO güçleri için tercüman olarak çalışan çok sayıda Afgan'a sığınma sağlanmasının, doğru bir adım olmasına rağmen bunun Afgan hükümetinin kırılganlığını yansıttığı konusunda uyardı.
John Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beklenen son, Afganistan hükümetinin düşmesi ve Taliban’ın ülkenin topraklarının çoğunu veya tamamını yeniden kontrol altına alması değildi. Çünkü bu, oradaki El Kaide ve DEAŞ üyelerinin Taliban ile temasa geçmeleri ve Afganistan’ın terör eylemleri için bir kez daha teröristlere güvenli bir sığınak ve üs olacağı anlamına geliyor. Daha kötüsü ise teröristlerin eğitildiği, ABD'yi, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini tehdit etmeye başladığı Afganistan'daki erişilemeyen bölgelerin varlığından yararlanmak isteyen ve daha ​​önce adını dahi duymadığımız yeni terör örgütlerinin ortaya çıkması olacak.”
Askerlerin, onlarca yıldır Afganistan’daki yabancı güçlere ev sahipliği yapan Bagram Hava Üssü’nü yeni Afgan yönetimine haber vermeden terk etmeleri ve hırsızların üsse saldırmalarına ve Afgan askerlerinin gelmesinden önce üste ne varsa yağmalamasına izin vermeleri hakkında ise Bolton, Afganistan'ı karanlık bir geleceğin beklediğini söyledi. Bolton, “Sonunda, ABD’nin Irak'taki muharebe güçlerinin geri çekileceği duyuruldu. Fakat bu sadece bir isim değişikliğinden ibaretti. Irak’ta gerçekten büyük bir Amerikan muharebe kuvveti yok. DEAŞ’ın bölgesel olarak yok edilmesinden bu yana Amerikan askerleri başka görevler üstleniyorlar” şeklinde konuştu.
ABD’deki AB ve müttefiklerine yönelik 21. yüzyılın en büyük tehdidinin Çin'den kaynaklandığına dair hakim görüşü destekleyen ABD'li eski yetkiliye göre ABD’nin küresel sorumluluklarının yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki dostlarıyla kesişen çıkarlara sahip olması nedeniyle Pekin'e odaklanırken diğer bölgeleri ihmal etmemeli.
AB’ye Çin'in yarattığı tehditlere odaklanırken Ortadoğu'daki mevcut tehditleri ve stratejik çıkarları görmezden geldiği eleştirisinde bulunan Bolton, ABD’de sık kullanılan bir ifade olan “Aynı anda hem yürüyebilmeli hem de sakız çiğneyebilmelisiniz” deyimini kullanarak Washington'ın ise hem Çin hem de diğer bölgelerle aynı anda başa çıkabileceğini vurguladı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilme kararından en çok yararlanan ülke Türkiye oldu
Bolton'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunduğu Cumhuriyetçi yönetim, Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Amerikan güçlerinin geri çekilmesi kararıyla Demokrat Obama yönetiminin Irak'ta yaptığına benzer bir adım attı. Peki, bu askeri geri çekilme Rusya'ya bir zafer kazandırdı mı?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“(ABD’nin geri çekilmesi) Türkiye'ye diğerlerinden daha fazla zafer kazandırdığını düşünüyorum. Bu yanlıştı. Çünkü (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'a istediğini verdi. Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası tarihe bakıldığında Türklerin uzun zamandır Suriye-Türkiye sınırındaki bölgenin Türkiye’nin egemenliğinde kalması gerektiğine inandıklarını görebiliriz.”
ABD'li yetkiliye göre daha da önemlisi güçleri geri çekme kararı, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesini Ruslara ve İranlılara açık bıraktı. Bu da Esed rejiminin güçlenmesine yardımcı oldu.
Bolton, Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmenin, ABD’nin düşmanlarının bu bölgede başka türlü sahip olamayacakları bir avantaj elde etmelerine izin veren ‘aptalca ve hiçbir hedefi olmayan bir hata’ olduğunu vurguladı. ABD’li diplomat, Suriye'nin kuzeydoğusunun artık ABD ordusu ve müttefiki olan ülkelerin güçlerinin bulunduğu zamanki kadar istikrarlı olmadığını da sözlerine ekledi.

“Suriye krizinin çözümü, İran sorununu çözmekle başlar”
ABD'nin DEAŞ’ı kalıcı olarak ortadan kaldırmak isterse Beşşar Esed rejimine yönelik yaklaşımını değiştirmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan ABD'li eski yetkili, “Sorunu Esed yaratıyor. İran ve Rusya Esed rejimini destekliyor. Eğer Tahran'daki ana sorunla ilgilenirsek Suriye'deki durum tamamen farklı olacak. Ruslar, deniz ve hava üsleri için Suriye'de kalmayı ve onların kalmasına izin verecek bir yöneticinin olmasını istiyorlar. Bunun ABD'nin çıkarına olduğunu düşünmüyorum, ama Suriye’de istikrarı yeniden sağlamanın olası yolu bu. Bu da ancak İran'a bağlı olmayan birinin iktidarda olmasıyla gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı. İran’ın Suriye’deki birinci tehdit olduğunu, Rusya tehdidinin ikinci sırada geldiğini vurgulayan Bolton, ABD'nin ikisiyle de etkili bir şekilde ilgilenmediği konusunda uyardı.

Trump ve Biden'ın Yemen ile ilgili anlamadıkları konular
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Biden yönetiminin Yemen savaşını sona erdirme politikasını eleştirirken, görev aldığı Trump yönetimi, son günlerinde, Husileri Yabancı Terör Örgütleri Listesi’ne ekleme kararı dışında Yemen kriziyle ilgili hiçbir şey yapmadı. Bolton, “Trump yönetimi Yemen dosyasını farklı şekilde ele almalı mıydı?” sorusunu, “Evet, bu konu çok tartışıldı” diye yanıtladı.
İranlıların Suudi Arabistan, BAE ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin arka bahçelerindeki varlıklarını stratejik açıdan önemli gördüklerini söyleyen Bolton, “Trump yönetiminin bunu fark ettiğini veya buna göre hareket ettiğini sanmıyorum. Elbette aynı durum Biden yönetimi için de geçerli” dedi.
Yemen’deki insani krizi mümkün olan en kısa sürede çözmenin yollarından birinin, ülkedeki istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı yürüttükleri savaşı tamamlamasından geçtiğini vurgulayan ABD’li diplomat, “Washington ve Birleşmiş Milletler'in (BM) New York'taki merkezinde Yemen’deki insani krizle ilgili duyduğumuz genel anlatı, başta İranlılar ve Husiler olmak üzere bazı tarafların amaçlarına ulaşmak için gıda sıkıntısını silah olarak kullandıkları, halkı tecrit ettikleri ve onları canlı kalkan yapmak için rehin aldıkları yönündeydi ve bu hiç kimse tarafından kabul edilemezdi. Husiler, İran'dan eğitim alanında ve mali olarak destek almasaydı, herkesin bildiği gibi, büyük bir tehlike oluşturmazlardı” dedi.

Yıllardır devam eden Yemen savaşı, sorunları çözme çabalarını engelleyen bir takım sorunlar barındırıyor (Getty)
Bolton şöyle devam etti:
“Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yönetimindeyken de Yemen bir insan hakları cenneti değildi. Ama istikrarlıydı ve insanların günlük hayatları iç savaştan etkilenmiyordu. Fakat bu da Husilerin ve İranlıların, oyunu uluslararası savaş kurallarına göre oynamak için değil, sivilleri canlı kalkan yapmak için rehine haline getirebildikleri bir ortam oluşturdu.”
İran'ın Yemen'deki askeri varlığı devam ettiği sürece ülkenin barışa ve istikrara kavuşamayacağı konusunda uyaran Bolton, aynı zamanda ‘yurtdışındaki birçok insanın insani duygularını sömürdüklerine’ dikkati çekti.
John Bolton, Biden yönetiminin Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satışlarını dondurma kararının riskleri ve ABD’nin müttefiklerinin bu boşluğu doldurmak için Rusya veya Çin'e yönelmesi ihtimali ile ilgili değerlendirmesinde, “ABD’nin silah satış kurallarıyla uğraşmanın sinir bozucu olabileceğini biliyorum, ancak bu satışların gerçekleşmesi için büyük bir destek var” dedi. Rusya ve Çin’in çok fazla koşul öne sürmedikleri için cazip alternatifler gibi görünebileceğini söyleyen Bolton,  ancak burada iki noktaya dikkati çekti. İlk olarak ‘ABD’den çalıntı kopyalar ve kötü imal edilmiş ürünler’ olduğunu düşündüğü Çinlilerin silahları hakkında uyarıda bulunan Bolton, ikinci olarak Pekin ya da Moskova ile anlaşma imzalamanın siyasi bir bedeli olduğunu vurgulayarak bu konuda ABD ile uğraşmak diğer alternatif sağlayıcılarla uğraşmaktan daha kolay olduğundan Körfez ülkelerini ABD’nin silahlarına yönelmeye çağırdı.
Bolton, ABD’nin yeni üslerle ilgili planına ve Katar'daki üslerini kapatarak Ürdün'e taşınmasına ilişkin ortada dolaşan söylentilerle ilgili olarak, değişikliklerin zaman içinde tüm dünyadaki askeri üsleri etkileyeceğini öne sürdü. Almanya ve Avrupa'daki ABD güçlerinin dünyanın diğer bölgelerine sevk edilmesini isteyenlerin olduğuna dikkati çeken Bolton, bu değişikliklerin ‘stratejik veya kasıtlı olduklarını’ düşünüyor. Bolton, “Sonunda Biden’ın Afganistan’da olduğu gibi Irak’tan çekilme kararı almasından korkuluyor. ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını azaltması büyük bir hata olur” diye konuştu.

Üç devletli çözüm
Eski ABD yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili politikasının geçtiğimiz Mayıs ayındaki en son askeri gerilimin önünü açtığına dair söylentilere de cevap veren eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Bu varsayımı doğrulayacak somut bir kanıt olmadığı için bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Lakin asıl sorun İran'ın silah temin ederek ve mali olarak desteklendiği terörist grup Hamas'tır.  İran'ın azmettiriciliğine son verirseniz, pek çok soruna çözüm bulabilirsiniz” dedi.
Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını öngören iki devletli çözüme dair umudunu yitirdiğini söyleyen Bolton, Gazze Şeridi'nin yeniden Mısır’ın egemenliği altına girmesini sağlayan, Batı Şeria üzerindeki egemenliği Ürdün ve İsrail'e paylaştıran ‘üç devletli bir çözüm’ önerisinde bulundu.
Sunduğu alternatif öneri ile ilgili olarak Bolton, “Evet, bu öneri pek çok nedenden ötürü birçok kişi tarafından kabul görmüyor, nedenini anlıyorum, ama başka önerilere de açığım. Uzun zamandır iki devletli çözümü uygulamaya çalışıyoruz ve hiçbir ilerleme olmadı. Bu yüzden bir noktada politika yapıcılar belki alternatiflere bakmalıyız demeliler. Bu nedenle ben de alternatif olarak üç devletli bir çözüm önerisinde bulundum” ifadelerini kullandı.

ABD Mike Pence’e borçlu
Bolton, geçtiğimiz yaz yayınlanan "The Room Where It Happened" (Olayın Gerçekleştiği Oda) adlı kitabı Donald Trump'a yönelik sert bir dille yapılmış eleştirileriyle gündemi sarsmıştı. Kitap ABD’de bir tartışma fırtınasına neden oldu. Bolton’ın, Trump'a karşı olduğu biliniyor. Çünkü ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden Trump’ın politikalarına itiraz ederek istifa etmişti. Ancak basına verdiği son röportajlardan birinde, Trump’ın yardımcısı Mike Pence'in, özellikle görev süresinin bitiminden önceki son günlerde, Trump ile arasının iyi olmadığını ima etti. Peki, Pence istifa etmeyi düşündü mü?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“Bunun cevabını bilmiyorum, çünkü Eylül 2019 sonlarında görevimden ayrıldım. Fakat biliyorsunuz (eski) Başkan Yardımcısı yönetimdeki herkesten farklıydı.  O seçilmiş bir yetkiliydi.  Biz (Beyaz Saray'ın) Batı Kanadı'nda Trump'ın istifa edemeyen tek danışmanının Başkan Yardımcısı olduğu konusunda şaka yapardık. Pence, başkan ve başkan yardımcısı arasındaki yakın ilişkinin önemini anlamıştı. Başkan yardımcısının görevi devralmasını gerektiren bir durum olduğunda, buna tamamen hazırlıklı olması gerektiğini kavramıştı.”
Eski Başkan Yardımcı Pence’in dört yıl boyunca Trump'ın yanında yer aldığını ve Trump yönetimi altında ABD'yi doğru yolda tutmak için dünyanın bilmediği birçok şeyi Trump için yaptığını vurgulayan Bolton, “Amerikan halkı ona borçludur” dedi.

“Trump, darbe planı yapacak kapasitede değil”
Eski ABD Başkanı Trump, her ne kadar 2024 yılında ikinci kez başkan olmak için aday olma niyetinde olduğunu ima etse de Bolton, Trump’ın aday olmayacağına inanıyor.  Ancak Trump’ın seçimlere kadar sürekli olarak bunu dile getireceğini de belirten Bolton, “Çünkü (Trump’ın) hayatta istediği tek şey kaybeden olmamaktır. Muhtemelen dört yıl sonra başkanlık seçimine girerse kaybedeceğini de biliyor. Trump, gündemde kalmak için aday olmaktan bahsetmeye devam edecek. Fakat arka planda asıl yapmak istediği, Cumhuriyetçi Parti’de büyük bir desteğe sahip olan Florida Valisi Ron DeSantis gibi birçok potansiyel aday arasında Cumhuriyetçi Parti'nin kralı olmak. Ancak henüz çok erken ve elbette çok sayıda aday göreceğiz” yorumunda bulundu.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’nin, Trump'ın 2020 yılındaki başkanlık seçimlerinin ardından bir darbe gerçekleştirmeyi planladığına dair endişeleriyle ilgili son açıklama ve bunun Amerikan demokrasisinin sağlığına yansımasına ilişkin değerlendirmesinde Bolton, “Trump’ın anormal bir durum olduğuna inanıyorum. Dünyanın dört bir yanında insanlar, özellikle de Amerikalıların dostları, onun kendisinden başka bir şeyi temsil etmediğini anlamalılar. Onun Beyaz Saray’da kalmak istediğini siz de biliyorsunuz” şeklinde konuştu.

Bolton, Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlendi (Reuters)
Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun (Trump) bir darbe planlayabilecek veya bu planı uygulayabilecek kapasitede olduğunu düşünmüyorum. 6 Ocak olayı ABD için bir trajedi ve çok üzücü bir gündü, ama demokratik düzene veya anayasaya yönelik bir tehdit değildi.”
Trump’ın görevden azledilmesi sürecinde onun aleyhine ifade vermediğinizde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerine maruz kalan ve eski Başkanı devirme şansı olmasına ve görevini yaparken birçok zahmetten kendisini kurtarabilecek bir fırsat yakalamasına rağmen bunu kullanmayan Bolton’a Trump aleyhine tanıklık etmediği için pişman olup olmadığı sorulduğunda ise şu yanıtı verdi:
“Hayır, pişman olmadım, çünkü tüm suçlama sürecinin kötü bir şekilde yönetildiğini düşünüyorum. Kaldı ki sonuç ana amaca aykırıydı. Bu da bir sorun olduğuna işaret ediyordu.”
Trump’ın görevden azledilmesini savunanların, aynı zamanda Trump'ı cezalandırmak veya ona bazı kısıtlamalar getirmek istediklerine de dikkati çeken Bolton, “Buna rağmen tıpkı seçimlerden sonra da olduğu gibi, eski Başkan’ı caydırmayan, aksine daha da cesaretlendiren Senato'da onu cezalandıramadılar” dedi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Sonunda, Senato'ya duruşmada tanıklık edeceğimi söyledim, ama onlar tanıklık etmem yönünde oy kullandılar. Bunun birçok insan için sinir bozucu olduğunu biliyorum, benim için de sinir bozucuydu. Ama doğru bir sonla bittiğine inanıyorum.”



Trump, İran’a kara harekatını değerlendiriyor: ABD tarihinin en riskli operasyonu olur

İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
TT

Trump, İran’a kara harekatını değerlendiriyor: ABD tarihinin en riskli operasyonu olur

İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)
İran'ın kayıplarla ilgili 12 Mart'ta paylaştığı bilgilere göre ABD - İsrail saldırılarında 1400'e yakın kişi yaşamını yitirdi (Reuters)

ABD, İran'ın elindeki nükleer yakıt stokunu ele geçirmek veya imha etmek için yüksek riskli bir kara harekatı düzenleyebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmadan önce Tahran'ın kısa sürede nükleer silah geliştirebileceğini ve bunlarla ABD'yi vurabileceğini öne sürmüştü.

Cumhuriyetçi lider, pazartesi ve salı günkü açıklamalarında da bu iddiaları hiçbir delil ortaya koymadan yineledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da 2 Mart'ta Kongre'deki konuşmasında, İran'ın elindeki nükleer yakıtın ancak ülkeye özel harekatçıların gönderilmesiyle ele geçirilebileceğini söylemişti.

Trump, salı günkü basın toplantısında kara operasyonu ihtimaline dair "Bu seçenek beni endişelendirmiyor. Hiçbir şeyden korkmuyorum" dedi.

Amerikan istihbaratı, Tahran yönetiminin nükleer malzeme stokunun İsfahan'daki yeraltı tesisinde depolandığını düşünüyor. Ancak yakıt Fordo ve Natanz'daki tesislerde de tutuluyor olabilir. ABD ve İsrail ordusu, geçen yıl haziranda bu bölgelere saldırı düzenlemişti.

ABD'li düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin raporunda göre İran'da yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogramlık uranyum bulunduğu, ancak bunun ülkenin farklı yerlerindeki gizli tesislere dağılmış olabileceği değerlendiriliyor.  

New York Times'ın analizinde, İran'a kara harekatının "her açıdan modern Amerikan tarihinin en cüretkar ve en riskli askeri operasyonlarından biri olacağı" vurgulanıyor.

Bunun, 2011'de Usame bin Ladin'in öldürülmesi ya da ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen baskınla Nicolas Maduro'nun kaçırılmasından çok daha karmaşık ve tehlikeli olacağı yazılıyor.

Nükleer malzemelerin saklandığı özel kapların delinmesi halinde radyoaktif sızıntı riski doğabileceği de hatırlatılıyor.

Bunun yanı sıra nükleer malzemenin tam konumu ve dağılımının net olarak bilinmemesi de operasyonu zorlaştıracak etkenlerden biri.  

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan George Perkovich, İran ordusunun buralara sahte konteyner ve çeşitli tuzaklar yerleştirmiş olabileceğine işaret ediyor.

ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah üretmeyi hedeflediğini ileri sürse de Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 28 Şubat öncesinde ABD heyetiyle müzakerelerde uranyum zenginleştirme oranlarında değişikliğe gidilebileceğini söylemiş ancak zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulmasına veya nükleer yakıtın ülke dışına çıkarılmasına yanaşmayacaklarını söylemişti.

ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner ve Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ise nükleer yakıtın İran'da kalmasını kabul etmeyeceklerini belirtmişti.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan iki yetkili, bunun yerine ABD'nin İran'a reaktörlerde kullanması için düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyumu ücretsiz vermeyi teklif ettiğini belirtiyor. Arakçi'nin ise teklifi reddettiği aktarılıyor.

Analizde, ABD'nin nükleer yakıtı ele geçirmek için İran'a kara harekatı başlatması ve bundan sonuç alamaması halinde Arakçi'nin bu teklifini yeniden değerlendirebileceği yazılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, CSIS


ABD, İran ile savaşın yeni bir aşamaya girme olasılığı karşısında askeri takviye göndermeyi değerlendiriyor

ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
TT

ABD, İran ile savaşın yeni bir aşamaya girme olasılığı karşısında askeri takviye göndermeyi değerlendiriyor

ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)
ABD’li pilotlar ve askerler, 5 Ocak’ta Ortadoğu'daki Merkez Komutanlığı bölgesine gönderilmek üzere bir Boeing C-17 Globemaster askeri nakliye uçağından yükleri boşaltıyor. (ABD ordusu)

Bir ABD’li yetkili ve konuya yakın üç kaynağa göre Trump yönetimi, İran’a karşı yürütülen savaşta olası yeni adımlar kapsamında Ortadoğu’daki operasyonlarını güçlendirmek amacıyla binlerce Amerikan askerinin konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Söz konusu konuşlandırmanın, İran ile savaşın üçüncü haftasına girildiği bir dönemde, Trump’a ABD operasyonlarını genişletme konusunda daha fazla seçenek sunabileceği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre bu seçenekler arasında, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinin güvenli geçişinin sağlanması da yer alıyor. Kaynaklar, bu görevin ağırlıklı olarak hava ve deniz kuvvetleri aracılığıyla yürütüleceğini belirtirken, dört kaynağa göre -bunlar arasında iki ABD’li yetkili de bulunuyor- boğazın güvenliğinin sağlanması için İran kıyılarına Amerikan askerlerinin konuşlandırılması da gerekebilir.

Üç bilgi sahibi kaynak ve üç ABD’li yetkiliye göre, Trump yönetimi ayrıca İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının gerçekleştirildiği Harg Adası’na kara birlikleri gönderme seçeneklerini de değerlendiriyor. Yetkililerden biri, İran’ın ada üzerinde füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) etkili olabilme kapasitesine sahip olması nedeniyle böyle bir operasyonun yüksek risk taşıyacağını vurguladı.

ABD’nin 13 Mart’ta adadaki askeri hedeflere saldırılar düzenlediği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın hayati petrol altyapısını hedef alma tehdidinde bulunduğu belirtildi. Uzmanlar, İran ekonomisi açısından kritik öneme sahip olması nedeniyle adanın yok edilmesinden ziyade kontrol altına alınmasının daha olası bir seçenek olduğunu değerlendiriyor.

ABD kara kuvvetlerinin, sınırlı bir görev kapsamında dahi kullanılması, İran’a yönelik operasyona ABD kamuoyundaki düşük destek ve Trump’ın seçim döneminde Ortadoğu’da yeni çatışmalardan kaçınma vaatleri göz önüne alındığında, siyasi riskler barındırıyor.

Konuya yakın bir kaynak, Trump yönetimindeki yetkililerin İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının güvence altına alınması amacıyla Amerikan askerlerinin konuşlandırılması ihtimalini de görüştüğünü aktardı.

Kaynaklar, İran topraklarında herhangi bir noktaya kara kuvveti gönderilmesinin yakın vadede beklenmediğini ifade ederken, operasyonel planlamaya ilişkin ayrıntı paylaşmaktan kaçındı. Uzmanlara göre, İran’ın uranyum stoklarının güvenliğinin sağlanması görevi, ABD özel kuvvetleri için dahi son derece karmaşık ve riskli.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Beyaz Saray’dan bir yetkili, “Şu aşamada kara kuvveti gönderilmesine yönelik herhangi bir karar alınmış değil, ancak Başkan Trump tüm seçenekleri masada tutuyor” dedi.

Yetkili, Trump’ın hedefinin ‘İran’ın balistik füze kapasitesinin yok edilmesi, deniz gücünün ortadan kaldırılması, bölgedeki müttefik unsurlarının istikrarsızlık yaratmasının engellenmesi ve İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasının sağlanması’ olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı ise konuya ilişkin yorum yapmadı.

Bu değerlendirmeler, ABD ordusunun İran’ın deniz unsurlarına, füze ve İHA stoklarına ve savunma sanayisine yönelik saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi.

ABD’nin 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından bugüne kadar 7 bin 800’den fazla hava saldırısı gerçekleştirdiği ve 120’den fazla İran deniz unsuruna zarar verdiği veya bunları imha ettiği bildirildi. Bu bilgiler, Ortadoğu’da yaklaşık 50 bin ABD askerinden sorumlu olan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından dün yapılan açıklamada yer aldı.

ABD kuvvetlerinin kayıpları

ABD Başkanı Donald Trump, hedeflerinin yalnızca İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin sağlanması ve İran’ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesini de kapsayabileceğini belirtti.

bgtr
Delaware’de düzenlenen resmi bir tören sırasında, ABD askerlerinden oluşan bir ekip, askerlerin naaşlarını taşıyan bayraklarla örtülü tabutların önünde duruyor. (AFP)

Bu hedeflere ulaşmak için kara kuvvetlerinin devreye sokulmasının Trump’ın elindeki seçenekleri genişletebileceği, ancak bunun ciddi riskler barındırdığı ifade ediliyor. İran topraklarında doğrudan bir çatışmaya girilmemesine rağmen, savaşta şu ana kadar 13 ABD askerinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 200 askerin yaralandığı bildirildi. ABD ordusu, yaralanmaların büyük çoğunluğunun hafif olduğunu açıkladı.

Trump, geçmişte ABD’nin dış çatışmalara dahil olmasını eleştirmiş ve ülkeyi yeni savaşlardan uzak tutma sözü vermişti. Ancak son dönemde İran’a kara birlikleri gönderilmesi ihtimalini tamamen dışlamaktan kaçındı.

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın İran’ın nükleer materyallerini kontrol altına almak için birden fazla seçeneğe sahip olduğunu, ancak henüz nasıl ilerleyeceğine karar vermediğini söyledi. Yetkili, “Bunu kontrol altına almanın kesinlikle yolları var, ancak henüz bir karar verilmiş değil” dedi.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard dün yasa yapıcılara sunduğu yazılı ifadede, İran’ın nükleer zenginleştirme programının haziran ayında düzenlenen hava saldırıları sonucu yok edildiğini ve yer altındaki tesislerin girişlerinin kapatılarak betonla doldurulduğunu belirtti.

Kaynaklar, ABD’nin askeri takviyelerine ilişkin değerlendirmelerin, gelecek hafta Ortadoğu’ya ulaşması beklenen ve 2 binden fazla deniz piyadesi taşıyan amfibi hazır görev grubunun ötesine geçtiğini ifade etti.

Kaynaklardan biri, ABD ordusunun, gemide çıkan yangının ardından USS Gerald R. Ford uçak gemisini bakım için Yunanistan’a gönderme kararı nedeniyle önemli sayıda kuvvet kaybı yaşadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması konusundaki tutumunun ise değişkenlik gösterdiği ifade ediliyor.

Başlangıçta ABD donanmasının ticari gemilere eşlik edebileceğini söyleyen Trump’ın, daha sonra bu kritik su yolunun açık tutulması için diğer ülkeleri de sürece dahil olmaya çağırdığı, ancak müttefiklerin isteksiz kalması üzerine dün bu sorumluluğu tamamen bırakmayı gündemine aldığı aktarıldı.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran’daki terörist devlet yapısından geriye kalanları ortadan kaldırırsak ve bu boğazı kullanan ülkelerin sorumluluğu üstlenmesine izin verirsek ne olur diye merak ediyorum” ifadesini kullandı.


MAGA, İran savaşında Trump'ın arkasında

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

MAGA, İran savaşında Trump'ın arkasında

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Donald Trump'ın "Amerika'yı Yeniden Harika Yap" (Make America Great Again) tabanının destekçileri, anketlere göre İran'daki savaşı ezici bir çoğunlukla destekliyor; neredeyse yüzde 90'ı başkanın askeri saldırılarını onaylıyor.

CNN'in Baş Veri Analisti Harry Enten, salı günü MAGA'nın İran'daki askeri harekata yönelik onay oranına ilişkin son anket sonuçlarını paylaştı. Katılımcıların ortalama yüzde 89'u savaşı onaylarken, sadece yüzde 9'u karşı çıkıyor.

Enten, iki haftadan fazla süre önce başlayan ABD - İsrail saldırıları hakkında, "Bu, Cumhuriyetçi taban arasında son derece popüler" dedi.

Enten'ın verileri, Gabe Fleisher'ın geçen hafta yayımlanan Wake Up To Politics Substack gönderisine dayanıyordu. Fleisher'ın gönderisinde, MAGA destekçilerinin yüzde 90'ının askeri saldırıları desteklediğini ortaya koyan bir NBC News anketine atıfta bulunuldu.

Fleisher'ın bahsettiği CNN anketi, Cumhuriyetçilerin yüzde 77'sinin saldırıları onayladığını gösterdi. MAGA Cumhuriyetçilerinin, MAGA olmayan Cumhuriyetçilere göre Trump'ın İran'a saldırma kararına güçlü bir şekilde onay verme olasılığı 30 puan daha yüksek.

Bu anketlerdeki MAGA destekçileri saldırıları destekliyor gibi görünse de bazı önde gelen Trump yanlısı medya figürleri, ne zaman sona ereceği belirsiz savaşa karşı çıkıyor.

Tucker Carlson, 28 Şubat'ta ABC News'dan Jonathan Karl'a yaptığı açıklamada askeri harekatı "kesinlikle iğrenç ve şeytani" diye nitelendirmişti. Trump daha sonra Karl'a, "Tucker yolunu kaybetti" demişti.

Trump, eski Fox News sunucusu hakkında, "Bunu uzun zaman önce biliyordum ve o MAGA değil. MAGA ülkemizi kurtarıyor. MAGA ülkemizi yeniden harika yapıyor. MAGA, önce Amerika demektir ve Tucker bunların hiçbirini temsil etmiyor" demişti.

efvgfr
Önde gelen muhafazakar medya figürlerinin başkana karşı çıksa da MAGA, Trump'ın İran'daki savaşına destek veriyor (AFP)

Radyo sunucusu Megyn Kelly, SiriusXM'deki programının başlamasından kısa süre sonra savaş hakkında "ciddi şüpheleri" olduğunu söyledi.

"Başkanı destekliyorum. Başkana oy verdim. Başkan için kampanya yürüttüm. Ama bu... Başka bir Ortadoğu savaşını sorgusuz sualsiz kabul etmeniz gerektiği anlamına gelmiyor" dedi.

Başka bir muhafazakar yorumcu Mark Levin, hafta sonu X'te Kelly'yi İran savaşı eleştirisi nedeniyle "duygusal olarak dengesiz, ahlaktan yoksun ve huysuz bir enkaz" diyerek eleştirdi.

Kelly, X'te, "Mikropenis Mark Levin, müstehcenliğin tekelini elinde tuttuğunu düşünüyor. Benim hakkımda en kaba, en iğrenç terimlerle takıntılı bir şekilde tweet atıyor" diye yanıt verdi.

Trump'la arası bozulduktan sonra istifa eden Georgia Cumhuriyetçi eski Kongre Üyesi Marjorie Taylor Greene, Kelly'yi destekleyerek X'te şunları yazdı:

Megyn Kelly'nin dünyaya Mark Levin'in mikropenisi olduğunu söylemesini gönülden destekliyorum… Ve Trump'ın Levin'i muazzam boyutta savunması, tabanı daha da öfkelendirdi. İnsanlar BIKTI. MAGA, mikropenisli Mark Levin tarafından yok edildi.

Trump, Kelly'yle sosyal medyada yaşadığı tartışmanın ortasında Levin'i savunmak için Truth Social'a başvurdu ve şunları yazdı:

Gerçekten Büyük bir Amerikan Vatanseveri olan Mark Levin, çok daha az Zekaya, Yeteneğe ve Ülkemize olan sevgiye sahip diğer insanlar tarafından bir nevi kuşatma altında.

Trump, tabanının ya da en azından anketlere katılanların desteğine sahip olsa da Amerikalıların çoğu İran savaşındaki tutumunu onaylamıyor.

The Economist/YouGov'un yeni anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 56'sı Trump'ın İran'daki durumu ele alış biçimini onaylamazken, yüzde 36'sı onaylıyor.

Independent Türkçe