Kovid-19 Delta varyantı pandemi ile mücadeleyi geriletiyor

Çin’de yeni bir salgın odak noktasına dönüştü. Japonya’da rekor Kovid-19 verileri Fransa’da ise öfke var

Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
TT

Kovid-19 Delta varyantı pandemi ile mücadeleyi geriletiyor

Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)

Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) Delta varyantının Çin’in 14 bölgesinde yayılması ülkede büyük bir endişeye neden olurken, diğer Asya ülkeleri de vaka sayılarında bir önemli bir artışa tanık oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Delta varyantının dünyanın virüse karşı elde ettiği başarıları kaybetmesine neden olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus cuma günü düzenlediği basın toplantısında “Ortalama olarak, 6 WHO bölgesinin 5’inde vaka sayıları son 4 hafta içerisinde yüzde 80 yükseldi (neredeyse iki katı). Aynı zamanda Afrika’da can kayıpları yüzde 80 arttı.” açıklamasında bulundu.
WHO Genel Direktörü, zorluklarla elde edilen başarıların kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını ve birçok ülkedeki sağlık sistemleri aşırı baskı altında olduğu uyarısında bulundu.

Delta uyarısı
WHO, dünyanın birçok ülkesinde yeni salgın dalgaların ortaya çıkmasına neden olmasının ardından Delta varyantının, daha tehlikeli varyantların ortaya çıkmasını önlemek üzere yoğun çabalar sarf edilmesi için bir uyarı olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre, WHO Acil Program Direktörü Dr. Mike Ryan, Cenevre’deki bir basın toplantısında, “Delta varyantı virüsün evrimleştiğine yönelik bir uyarı, ancak aynı zamanda daha tehlikeli varyantlar ortaya çıkmadan önce harekete geçmemize yönelik çağrı.” ifadelerini kullandı.
Ryan aynı zamanda, 2019 yılının sonlarına doğru ortaya çıkmasından bu yana dünya çapında 4 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan virüsün mutasyona uğramış varyantının ortaya çıkmasının sonuçlarının en aza indirmek için çalışması gerektiğini belirtti. Ryan etkili koruyucu önlemlerin uygulanmaya devam etmesinin önemini ve virüs daha öldürücü ve daha hızlı yayılan hale geldiği için daha fazla çalışması gerektiğine dikkat çekerek “Başta aşılama olmak üzere daha önce uyguladığımız önlemlerin aynıların uygulanması bu varyantı durduracak” açıklamasında bulundu.
Ryan açıklamasında sosyal mesafe, maske takma ve el yıkama gibi enfeksiyonun yayılmasını azaltan önlemleri uygulamaya devam ederek ve havalandırması yetersiz yerlerde çok sayıda kişi ile uzun süre geçirilmediğinden emin olunarak salgını durdurmadıkça, Delta varyantı ile enfekte olan bir kişinin, enfeksiyonu daha fazla sayıda insana bulaştırmanın mümkün olduğunu belirtti. WHO yetkilisi aynı zamanda, çaresizlik duygusuna neden olan bir şekilde, aşı olan kişilerde hafif semptomların olduğu enfeksiyonların sayısındaki şaşırtıcı bir artış yaşandığına dikkat çekti.
Yeni vaka sayılarının WHO’nun stratejisini değiştirmeyeceğini belirten Ryan’a “Strateji hala geçerli ancak bunu şimdiye kadar yaptığımızdan daha etkili bir şekilde uygulamamız gerekiyor ve bu da daha fazla aşı sağlamak anlamına geliyor.” dedi. Yetkili aşıların tek sihirli çözüm olduğunu ve sorunun aşıları tüm dünyaya aynı şekilde dağıtılmaması olduğunu belirterek, “Kendimize karşı çalışıyoruz” dedi. WHO, aylardır salgınla mücadelenin en iyi yolunun, aşıların acilen dünya çapında dağıtılması olduğunu vurguladı ancak bu konuda başarı, hala çok uzakta duruyor.

Çin’de salgın odak noktası
Çin, Temmuz ayında 328 yeni vaka kaydetti. Bu sayı neredeyse, Şubat- Haziran ayları arasında kaydedilen toplam vaka sayısına denk geliyordu. Vaka sayılarındaki artış, hükümetin bu konuya yönelik endişesinin bir göstergesi olarak, Pekin’den çok uzak olmayan Jiangsu eyaletinin yüz binlerce sakininin karantinaya alınmasına ve birkaç şehirde yoğun test kampanyalarının yürütülmesine yol açtı.
Fransız haber ajansı AFP’ye göre, Çin yetkilileri dün (Cumartesi) biri 31 milyonluk nüfuslu bir şehri içeren iki bölgede daha koronavirüsünün yeni epidemiyolojik odak noktası tespit edildiğini duyurdu. Ulusal Sağlık Komisyonu, Fujian eyaleti ve Chongqing şehrinde yeni vakaların tespit edildiğini ve bu iki bölgeyi başkent Pekin’e ve daha önce Delta varyantı ile vakaların bildirildiği diğer 4 eyalete eklediğini söyledi.
Söz konusu bölgelerde kaydedilen yeni vaka sayısı toplam 55’e ulaştı böylece 20 Temmuz’dan bu yana Çin’de kaydedilen vaka sayısı 200’ü aştı. Diğer yandan Jiangsu eyaletinin doğrusunda ilk salgın odak noktası tespit edilirken, Nanjing Havalimanı’nda 9 çalışanın virüse yakalandığı bildirildi.
Nanjing’deki yetkililer dün, ulusal düzeyde yüksek vaka oranı nedeniyle tüm turistik ve kültürel mekanlara kapılarını açmamalarına yönelik direktif verdi. Yetkililer, başkenti Nanjing olan Jiangsu eyaletinde yüz binlerce sakini karantinaya alırken, şehrin 9,2 milyon sakinine iki kez Kovid-19 testi uyguladı.
Hunan eyaletindeki turizm şehri Zhangjiajie’de enfekte olmuş birkaç kişinin bir tiyatro gösterisine katıldığı tespit edildi ardından yetkililer cuma günü, şehrin tüm 1,5 milyon sakinine karantina uygulayarak turistik mekanları kapattı. Başkentin kırsal alanlarında bulunan ve iki vakasının tespit edildiği Changping bölgesi yetkilileri perşembe günü 41 bin kişiye karantina uyguladı. Bu, 20 milyondan fazla insanın yaşadığı başkent Pekin’de 6 aydır görülen ilk yerel salgın oldu.
Virüs dünyada ilk olarak 2019 yılı sonuna doğru Çin’in orta bölgelerinde yer alan Wuhan şehrinde ortaya çıkmış olsa da, Çin, salgından etkilenen bölgelerin sakinlerine uyguladığı sıkı karantina ve kapanma önlemleri sayesinde salgını büyük ölçüde kontrol edebildi.
Bu önlemler sayesinde, Çin’de hayat 2020 baharında normale yakın bir duruma döndü. 2020 Nisan ayından bu yana ülke Kovid-19’a bağlı olarak sadece iki can kaybı kaydetti.

Asya’da vaka sayılarında sıçrama
Diğer Asya ülkelerinde ise, Başkent Tokyo’da Olimpiyat Oyunları’nın gerçekleştirildiği Japonya’nın yanı sıra Tayland ve Malezya dün rekor sayıda vaka sayısı kaydetti. Vakaların çoğu Delta varyantı ile enfekte olmuştu.
Reuters haber ajansının aktardığına göre, Avusturalya’nın başkenti Sidney’de de vaka sayıları yükseldi. Polis, Ağustos ayı sonuna kadar devam edecek sıkı kapanma önlemlerine karşı düzenlenecek bir protestoyu engellemek için şehir merkezindeki ticaret bölgesini güvenlik şeridine aldı.
Sidney polisi ayrıca tren istasyonlarını kapattı, taksilerin şehir merkezinde yolcu indirmesine engel oldu ve kontrol noktaları kurmak ve bir araya toplanan insanları dağıtmak için yaklaşık bin polisi konuşlandırdı. Avustralya’nın Yeni Güney Galler hükümeti, Sidney ve çevresinde Delta varyantı ile enfekte olan 210 yeni vaka kaydetti.
Japonya’nın başkenti Tokyo yetkilileri, son 24 saat içinde 4 bin 58 vakanın kaydedildiğini ve ülkedeki vaka sayısının ilk kez 4 bini aştığını duyurdu. Olimpiyat Oyunlarının organizatörleri, 21 yeni vakanın tespit ettiklerini böylece Temmuz ayının başından bu yana toplam vaka sayısının 241’e çıktığını belirttiler.
Rekor seviyedeki bu yeni artış, Japonya’nın vaka sayılarındaki son artışı göz önüne alarak Tokyo’daki olağanüstü hali (OHAL) Ağustos ayının sonuna kadar uzatmaya karar vermesinin yanı sıra Tokyo ve batı Osaka Eyaleti yakınlarındaki 3 eyaletin OHAL kapsamına girmesinin ardından geldi.
Olimpiyat Oyunları organizatörleri, pandeminin ortasında müsabakaların güvenli bir şekilde yapılabilmesini sağlamak için alınan önlemleri ihlal ederek şehri görmek için Olimpiyat köyünden ayrılmak isteyen kişi veya kişilerin kartlarının onayının geri çekildiğini söyledi. Organizatörler bu kişilerin sporcu olup olmadıklarını, ihlallerin ne zaman gerçekleştiğini veya kaç kişinin giriş kartının onayının geri çekildiğini açıklamadı.
Asya’da salgının odak noktalarından biri olan Malezya, dün (Cumartesi) rekor bir sayı olarak 17 bin 786 vaka kaydetti. Başkent Kuala Lumpur’un merkezinde yüzden fazla kişi hükümetin pandemi yönetiminden duydukları memnuniyetsizliği ifade etmek için bir araya gelerek Başbakan Muhyiddin Yassin’e istifa çağrısında bulundular.
Tayland, rekor bir artışla 18 bin 912 vaka kaydetti böylece toplam vaka sayısı 597 bin 287’ye ulaştı. Tayland aynı zamanda günlük can kaybında da bir rekor olarak 178 ölüm kaydetti. Böylece salgının başlangıcından bu yana ülkede kaydedilen toplam can kaybı 4 bin 857’ye yükseldi. Hükümet tarafından yapılan açıklamada, Delta varyantının ülkede kaydedilen vakaların yüzde 60’ından fazlasını ve başkent Bangkok’taki vakaların ise yüzde 80’ini oluşturduğunu belirtti.
Şu anda Kovid-19 salgının en kötü yayılımı ile mücadele eden Vietnam daha katı önlemler alacağını açıklayarak, pazartesi günü itibariyle, ülkenin güneyindeki 19 şehir ve ilçede iki hafta boyunca hareket kısıtlamalarının uygulanacağını belirtti.
5 Ağustos’a kadar karantina uygulama kararı alınan Bangladeş’te ise hükümet, ülke ekonomisi için çok önemli olan konfeksiyon atölyelerini yeniden açtı. Bu durum köylerine giden çok sayıda işçinin işyerlerine geri dönmesine neden oldu.

Fransızların kısıtlamalara karşı öfkesi
Salgının yayılması, Delta varyantının tatil bölgelerinde özellikle de denizaşırı topraklarda yayıldığı Fransa’da endişeye neden oluyor. Epidemiyolojik durum, kapanma önlemlerinin yeniden uygulandığı Martinik ve Reunion adalarının yanı sıra, vaka sayılarının iki hafta içinde 100 bin kişi başına 6 vakadan 267’ye yükseldiği Fransız Polinezyası’nda hızla kötüleşti. Bölgedeki yetkililer, Delta varyantının yayılmasını önlemek üzere virüse karşı alınan sağlık önlemlerinin geri döndüğünü duyurdu.
Bununla birlikte, Fransa’nın, geçen hafta 161 bin, önceki hafta ise 110 bin kişinin katıldığı protestolara tanık olmasına rağmen, sağlık sertifikası zorunluluğunun genişletilmesi ve bazı mesleklerde çalışanların zorunlu aşılanması kararından vazgeçmesi beklenmiyor.
Kamuoyu anketleri, Fransızların büyük bir çoğunluğun halka açık yerlere girmek için sağlık sertifikası sunulmasını destekliyor. Fransa Başbakanı Jean Castex cuma günü, yaptığı açıklamada aşının gerekli olduğunu vurguladı. Fransa ne pahasına olursa olsun, ülkede felaket senaryosunun tekrarlanmasını önlemeye çalışıyor. Hükümet bu çabalar kapsamında 9 Ağustos’tan itibaren sağlık sertifikasını uygulamaya koyma kararı aldı

Hamilelerin aşılanması
Delta varyantının topraklarındaki yayılımında yavaşlamaya tanık olan Birleşik Krallık’ta yetkililer, hamile kadınlara koronavirüse karşı aşı olma çağrısında bulundu. Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların gerçekleştirdiği bir çalışma, varyant nedeniyle hamile kadınlarda artan risklere dikkat çekti.
Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre, İngiltere’de Ebelik Şefi Jacqueline Dunkley-Bent, Kovid-19 semptomları sebebiyle hastaneye başvuran hamile kadınlarda ciddi semptomların olduğu enfeksiyonlarda artış olduğunu gösteren yeni verilerin yayınlanmasının ardından hamilelere aşı olma çağrısında bulundu.
Jacqueline Dunkley-Bent doktorlara ve ebelere, hamile kadınları aşı almaya teşvik etme çağrısında bulundu. Dunkley-Bent, hamile kadınları kendilerini ve çocuklarını korumaya çağırdığını belirtti. Kraliyet Kadın Doğum Uzmanları ve Jinekologlar Koleji (RCOG) ve Kraliyet Ebeler Koleji (RCM) hamile kadınların aşılanması için benzer tavsiyelerde bulundu. İngiltere Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS), Moderna ve Pfizer aşıların kullanılmasını önerdiğini zira söz konusu aşıların ABD’de 130 binden fazla hamile kadına uygulandığını belirtti.



Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Süreyya Şahin

İki taraf arasında devam eden müzakereler göz önüne alındığında, İran meselesine dair Amerikan yaklaşımında ekonomik boyutlar siyasi ve güvenlik boyutlarından ayrılamaz. Amerikalıların enerji kaynaklarını güvence altına alma odağı, müzakerelerin siyasi seyrinin hemen arkasında duruyor.

İki heyet arasındaki ikinci tur görüşmelerin başlamasından günler önce, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı (Ekonomik İşlerden Sorumlu) Hamid Kanbari'nin Tahran'ın her iki taraf için de ekonomik faydalar sağlayacak bir nükleer anlaşmaya varmayı hedeflediğini açıklaması dikkat çekiciydi. Cenevre müzakerelerinin arifesinde yapılan ve önemli bir değişime işaret eden bu açıklamasında, anlaşmanın sürdürülebilirliğini sağlamak için ABD'nin de yüksek ve hızlı ekonomik getiriler sağlayan alanlarda fayda elde etmesinin şart olduğunu belirtti.

Dolayısıyla, müzakereler artık petrol ve doğalgaz sahalarındaki ortak çıkarları, madencilik yatırımlarını ve hatta uçak alımlarını da içeriyor. Bu ekonomik yaklaşım, İran'da benimsenen siyasi ve güvenlik yaklaşım ile birlikte sessizce incelendi. Peki ekonomik çıkarların buluşması siyasi engelleri kaldırabilir ve bunlarla başa çıkmak için umut vadeden bir giriş noktası sunabilir mi?

Jeopolitik bir kaldıraç olarak İran'ın zenginlikleri

İran'ın coğrafi konumunun stratejik olduğu şüphesizdir. Batı Asya'nın kalbinde yer alan ülke, doğuda Afganistan ve Pakistan'ı, batıda ise Irak ve Türkiye'yi birbirine bağlıyor. Kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan ve Türkmenistan arasında yer alıyor. Güneyinde ise Arap Körfezi ve Hint Okyanusu'na açılan kapı olan Umman Denizi bulunuyor. Başka bir deyişle, İran, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya arasında bir bağlantı noktasıdır. Dahası, İran coğrafi olarak Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısını kontrol ediyor ve bu boğazdan küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sini temsil eden günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve doğal gaz kondensatı geçiyor.

Nükleer mesele artık müzakerelerin tek önceliği değil; ekonomi ve petrol, müzakerelerin, nüfuz denkleminin ve uluslararası çatışmanın temel bileşenleri haline geldi

ABD yönetimi tüm bunların tamamen farkında. İran ekonomisine olan Amerikan ilgisi, en başından itibaren devam eden müzakerelerin biçiminde, heyette Amerikan nükleer uzmanlarının bulunmaması, buna karşılık Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanların bulunmasıyla açıkça görülüyordu. İran Maden ve Maden Sanayileri Geliştirme ve Yenileme Örgütü'ne göre, İran, 60 milyar ton olarak tahmin edilen maden rezervleri açısından dünyada 15’inci sırada yer alıyor. Ülke, on binden fazla aktif madene ve demir cevheri, bakır, çinko ve diğer nadir elementler de dahil olmak üzere 68'den fazla maden türüne sahip.

İran Jeoloji ve Maden Araştırmaları Kurumu Başkanı Daryuş İsmaili, İran'ın doğal kaynaklar ve maden rezervleri açısından dünyada beşinci sırada yer aldığını, ancak bu potansiyelinin yalnızca yaklaşık yüzde 2'sini keşfetmiş olduğunu belirtti. Ülkenin doğal kaynakları ile maden rezervlerinin değerinin yaklaşık 27,3 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini, bunun yaklaşık 1,4 trilyon dolarının madencilik sektörüne ait olduğunu, fiilen keşfedilen rezervlerin değerinin ise 29 milyar doları aşmadığını açıkladı.

cdfv cf
İran petrolü nükleer müzakerelerin temel taşı (Reuters)

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tahminlerine göre İran, dünya rezervlerinin yüzde 1,9'una denk gelen 3,8 milyar metrik ton demir cevherine sahip. İran Maden Örgütü'ne göre İran, dünya bakır rezervlerinin yüzde 5'ine denk gelen 2,6 milyar metrik ton bakıra sahip. İran ayrıca, yaklaşık 15 milyon ton olarak tahmin edilen önemli çinko rezervlerine sahip olup, küresel çinko pazarında önemli bir oyuncu. Ülkenin en büyük madenindeki boksit rezervlerinin ise 10,6 milyon metrik ton olduğu tahmin ediliyor.

Altına gelince, 24 madende yaklaşık 340 milyon ton kanıtlanmış altın yatağı bulunuyor. İran, son olarak Horasan’da ülkenin en büyük madenlerinden biri olan Şadan madeninde altın yatakları keşfetti. Son yıllarda İran, 125 milyon ton potansiyel yatak ve 85 milyon ton kanıtlanmış kaynak tespit etti; bunların bazılarında lantan ve seryum gibi nadir toprak elementleri bulunabilir. İran'ın kurşun rezervlerinin de milyonlarca ton olduğu tahmin ediliyor.

Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu'na (GECF) göre, 2023 yılında doğal gaz rezervleri 33,9 milyar metreküptü. Doğal gaz ihracatının ise 16 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyor.

Yaptırımlar hiçbir zaman kendi başlarına bir amaç olmamış, aksine İran'ı boyun eğdirmek ve kaynaklarını devrimini ihraç etmek için kullanmasını engellemek için bir araç olmuştur

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran, Hamedan şehrinde ilk lityum rezervlerinin (yaklaşık 8,5 milyon ton lityum cevheri) keşfedildiğini duyurdu. Zencan ve Kerman bölgelerinde kobalt ve nikelin varlığı doğrulandı. Bu madenler, uçak, silah, elektronik çipler, otomobil aküleri, inşaat ve tıp endüstrileri gibi teknolojik ve askeri endüstrilerde kullanılıyor. Madenler arasında ayrıca kömür, metalik madenler, Horasan'daki kum, çakıl, metalik olmayan madenler ve tuzun yanı sıra, bir kısmını yüzde 60'ın üzerinde zenginleştirmiş olduğu uranyum da bulunuyor; bu seviye, teknik olarak nükleer silah üretimi için gerekli olan yaklaşık yüzde 90'lık zenginleştirme seviyesine yakın.

Petrol zenginliği açısından İran, Suudi Arabistan ve Irak'tan sonra OPEC içindeki üçüncü büyük petrol üreticisi. OPEC'in son raporuna göre, İran'ın petrol üretimi Aralık 2025'te günlük yaklaşık 19,3 milyon varil seviyesine ulaştı. OPEC istatistiklerine göre İran, 208,6 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahip.

Enerji güvenliği ve nüfuz mücadelesi arasında İran’ın zenginlikleri

ABD'nin İran'ın doğal kaynaklarına olan ilgisi iki faktörle bağlantılı. Birinci faktör; Amerikan çıkarlarının dünyadaki üç stratejik dayanak ile bağlantısıdır. Bunlar, küresel enerji güvenliğini korumak, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail olmak üzere Amerikan müttefiklerini korumak, Çin ile Rusya'nın İran'ın geniş petrol, doğal gaz ve maden rezervlerini kullanarak nüfuzlarını genişletmelerini önlemek. Bunlar, İran'a karşı devam eden yaptırım sisteminin yanı sıra, jeopolitik amaçlarla kullanılan askeri ve siyasi baskı araçları aracılığıyla kendini göstermektedir. Bu kaynaklar önemli olmasaydı, İran, Amerikan ve Avrupa yaptırımlarına ve BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uygulanan yaptırımlara maruz kalmazdı. Devam eden müzakerelerde ekonominin önemine dair ilk gösterge, İranlı yetkililerin ülkelerine uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını talep etmeleridir.

c vcv
Tahran'ın merkezinde Amerikan karşıtı sloganlar yazılı bir reklam panosu, 17 Şubat 2026 (AFP)

İkinci faktör; Washington'un İran'ın zenginliklerini kontrol etme planından açıkça bahsetmemesidir. Buna karşılık, Amerikalı uzmanlar Washington'un yaptırımlar yoluyla baskı uyguladığını, İran'ın kapasitesine daha iyi yatırım yapılmasını engellediğini ve onu boğduğunu söylüyor. Nükleer anlaşma etrafındaki görüşmelere paralel olarak, İran, büyük güçler arasındaki daha geniş bir çatışmanın parçası haline gelen zenginlikleri nedeniyle de görüşmelerde ekonomiyi ele alacaktır. Rusya, İran'ı Batı'ya karşı taktiksel bir ortak olarak görüyor, ancak tamamen açık bir ekonomik ortak olarak görmüyor.

İran enerji denkleminde Çin merkezde

Çin şu anda İran'da bulunan ve ihraç edebileceği enerji kaynaklarından en büyük faydalanıcı konumunda. Çin dosyası, Amerikan yönetimi içinde İran meselesini ele alma konusunda ciddi bir baskı uyguluyor. Trump geçen hafta, “Nisan ayında Çin'e gideceğim ve İran ile bir anlaşmaya varmak istiyoruz. İran ile anlaşma başarısız olursa, başka bir seçeneği değerlendireceğiz” dedi. Bir yıl önce, 5 Şubat 2025'te TruthSocial'da yaptığı bir paylaşımda ise Trump, “İran'ın büyük ve başarılı bir ülke olmasını istiyorum, ancak nükleer silaha sahip olamaz” imasında bulunmuştu. Bu paylaşım, göreve geldiğinden beri uyguladığı İran'a yönelik “azami baskı” politikasını yeniden yürürlüğe koyan bir kararname imzalamasının ardından gelmişti. “Zorlayıcı diplomasi” olarak bilinen bu politikayı, askeri harekâta başvurmadan önce son çare olarak İran'ı müzakere masasına zorlamak için modern ve ağır silahlarla dolu çeşitli savaş gemilerini İran'ın yakınlarına konuşlandırarak sürdürüyor. Trump, “nükleer barış anlaşması sayesinde İran'ın barışçıl bir şekilde büyüyüp gelişebileceğine” inanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi

ABD'nin İran'ın kaynaklarını ele geçirmesi, ülkeye ilişkin siyasi hedefleriyle karşılaştırılabilir. Zira İran, doğalgaz, petrol ve demir üretimini büyük miktarlarda Çin'e ihraç ediyor. Ancak Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi'ye göre, “ABD, Çin almadan önce İran'ın doğalgazını, petrolünü ve stratejik madenlerini istiyor.” El-Mecelle'ye verdiği röportajda Musevi, “ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda” dedi.

“Bu konuda yaşananlar uluslararası diplomasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum. İran, sadece ABD için değil, tüm dünya için stratejik kaynaklara sahip bir ülkedir. İran da bu stratejik ekonomik varlığının önemini anlıyor ve bu nedenle onu kolayca teslim etmeyecektir, kaldı ki halkı da böyle bir şeyi kabul etmeyecektir. Ancak, Washington ve Tahran arasında yapılacak herhangi bir siyasi-güvenlik anlaşması kapsamında yaptırımlar kaldırılacaktır. İki taraf arasındaki değişim sürecinin nasıl gelişeceği şu anda belirsiz” diye de açıkladı.

cdfgt
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyet görüşmeler öncesinde Maskat'a vardı, 6 Şubat 2026 (AFP)

Musevi, “Trump, Çin dünyayı kontrol etmeden önce onu domine etmek istediğini dile getirdi. Eğer stratejik madenleri kontrol etmezse, Çin kontrol edecektir. Bu nedenle, dünyanın enerji kaynakları ABD için son derece önemli ve ABD, bunu yapmasına izin verecek siyasi koşulları oluşturmaya çalışıyor. Washington buna önem veriyor çünkü başta Çin olmak üzere rakiplerini kontrol etmek istiyor. Siyasi anlaşmadan sonra İran alanını, Çin-İran ilişkileri göz önüne alındığında, bu hedefe ulaşmanın kesin bir yolu olarak görüyor” dedi.

Tahran, Washington'un kâr mantığına bahis oynuyor

Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Profesör Khodr Zaarour, Mecelle'ye verdiği demeçte, İran'ın “Cumhuriyetçi Parti'nin tüm önde gelen, özellikle de şu anda iktidarda olan yüzlerinin, dünyanın her yerinde yatırım ve kâr peşinde olduğunu anladığını” söyledi.

Şunu da ekledi: “Bu açıdan bakıldığında, İranlılar Amerikan Başkanı’nın duymak istediği müzakere mantığından bahsettiler. İran, bu yolla kendisine karşı bir savaş olasılığını azaltmanın veya en kötü ihtimalle herhangi bir saldırının zararlarını hafifletmenin yollarından birini sunduğuna inanıyor.” İran, ekonomi ve yatırım müzakereleri önererek, Amerikalıları ekonomi ve yatırım konusunda karşılıklı uzlaşı yoluyla kâr elde edebileceklerine ve savaşın bunu başarmanın yolu olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Trump, ekonomik görüşmelerin müzakerelerin vitrinine yerleşmesini kabul edebilir, ancak yalnızca İran’ın nükleer programını durdurması ve bölgedeki vekil güçleri ile müttefiklerinden uzaklaşması karşılığında. İran için en önemli olansa, Trump'ın kendisiyle ticaret yapma ve yatırım arzusunu kullanarak bir saldırıyı önleyip rejimini korumaktır. Zaarour'a göre, bu durumda bir anlaşmaya varılırsa, İran füzelerini kullanmayacaktır.

Büyük güç rekabetinde İran artık sadece siyasi bir mesele değil; stratejik bir petrol, doğal gaz, madenler ve doğal zenginlikler deposudur

Zaarour, “İran, Trump'ın görev süresinin geri kalanını atlatıp sistemini yeniden inşa etmeye geri dönmek istiyor. Burada Trump için de bir yarış söz konusu; Trump, gelecek kasım ayındaki ara seçimlerden önce İran ile bir anlaşma yapmak istiyor” diye açıkladı. Yine Zaarour, “İran'ın Avrupa yerine ABD ile ticarete odaklanmasının Trump'ın hoşuna gidebileceğine, bu durumda kendi çıkarlarını İsrail'in çıkarlarının önüne koyacağına” inanıyor.

Yaptırımların kaldırılması, Amerikan şirketlerinin geri dönüşü için bir kapıdır

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü Dr. Basem Bavvab, Mecelle'ye verdiği röportajda İran ekonomisinin son yıllarda biriken uluslararası yaptırımlar nedeniyle önemli ölçüde gerilediğini ve acil bir kalkınmaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Bu bağlamda, ABD'nin ağır ekipman, otomotiv ve uçak imalatı sektörleri ile yapay zeka gibi büyük sektörlerde veya nadir toprak madenciliği ve enerji alanlarında yatırım arenasına güçlü bir şekilde girebileceğine inanıyor. İran'da üretim maliyetlerinin, ham petrol ve madenlerin bolluğu, düşük işçilik maliyetleri ve kalabalık bir nüfustan kaynaklanan büyük tüketici pazarı göz önüne alındığında, diğer ülkelere kıyasla düşük olduğunun altını çizdi. Daha önce Avrupalı şirketlerin İran pazarına hakim olduğunu belirtti.

sd
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, İsviçre'nin Cenevre şehri, 16 Şubat 2026 (Reuters)

Bavvab, eğer ABD yaptırım kararından vazgeçerse bu durumun Amerikan şirketlerinin de bu pazardan faydalanmasının önünü açabileceğini, uluslararası çatışmaların temel itici gücünün siyaset ve ekonomi olduğunu, bunların aynı madalyonun iki yüzü olduğunu belirtti. Özünde ise doğal kaynakları ve zenginlikleri kontrol etme çabası ve böylece hızla artan nüfusa sahip bir dünyada ekonomik güvenliği güvence altına almak yatmaktadır.

Bavvab, ABD ve İran arasındaki ekonomik ve yatırım görüşmelerinin henüz başlangıç ​​aşamasında olduğunu, ancak daha uzun bir sürece giriş ​​noktası oluşturduğunu ifade etti. Ona göre, Washington stratejik ekonomik çıkarlarına dayanarak hareket ediyor; bunların başında da Çin'i kontrol altına alma ve hızlı ekonomik genişlemesini dizginleme çabası geliyor. Bu açıdan bakıldığında, ABD, özellikle Çin'in petrolünün yaklaşık yüzde 80'ini İran'dan ithal etmesi nedeniyle, İran'ı Çin ve Rusya'dan ayırmaya çalışıyor. Ancak temel soru, bu çözümün askeri bir saldırıdan sonra mı yoksa saldırıdan kaçınarak mı sağlanacağıdır. Savaşlardan sonraki çözümlerin maliyetinin, savaşsız çözümlerin maliyetinden her zaman çok daha yüksek olduğunu da dikkat çekti.


Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden oldu

Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
TT

Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden oldu

Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)

Fransa'da Ramazan'ın başlangıç ​​tarihiyle ilgili iki çelişkili açıklama, Müslümanlar arasında kafa karışıklığına neden oldu. Fransız Müslümanlar Konseyi (CFCM), hilalin 18 Şubat akşamına kadar görünmeyeceğini gösteren bilimsel verilere dayanarak, 1447 Hicri yılı için Ramazan'ın ilk gününün 19 Şubat 2026 Perşembe (yarın) olacağını duyurdu. Öte yandan, Paris Ulu Camii, Ramazan'ın ilk günü olarak 18 Şubat Çarşamba (bugün) olarak ilan etti.

CFCM açıklamasında, bazı İslam ülkelerinin kararlarının Fransız Müslümanları için bağlayıcı olmadığını vurgulayarak, ayın başlangıcının ülkede kullanılan astronomik hesaplamalara göre belirlendiğini belirtti. Ayrıca, 20 Mart 2026 Cuma gününü Ramazan Bayramı olarak ilan etti.

Fransa Müslüman İslam Konseyi (CFCM), Fransa'daki Müslümanları temsil eden resmi kuruluştur ve yaklaşık 2 bin 500 cami ve ibadethaneyi temsil etmektedir. Başkanı açık seçimlerle atanır ve konsey, uzmanlaşmış dini ve akademik komitelerin uzmanlığından yararlanır.

Bunun aksine, Paris Ulu Camii'nin dini komitesi, astronomik hesaplamalar ve yasal veriler arasındaki ortak çalışmanın sonuçlarını esas alarak, 18 Şubat Çarşamba gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Paris Camii'nin durumu, resmi konseyden farklıdır; zira başkanı seçilmez, doğrudan Cezayir'den atanır ve Fransa'daki yalnızca bir camiyi temsil eder, kararını vermeden önce genellikle diğer ülkelerden gelecek açıklamaları bekler.

Buna göre, gözlemciler Fransa'daki Müslümanlar için resmi referans noktasının Fransa İslam Dini Konseyi olduğunu ve bu nedenle de Konseyin kararlarına uyulmasının ülke içinde benimsenen yasal ve dini çerçeve olmaya devam ettiğini vurguluyor.


Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
TT

Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Japonya'nın enerji ve temel madenler projelerine yaptığı ilk yatırımları duyurdu. Bu açıklama, Başbakan Sanae Takaichi'nin ABD ziyaretinden önce iki ülke arasında ticaret anlaşmasının ilerletilmesi kapsamında yapıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Japonya, Amerika Birleşik Devletleri'ne yatırım yapma taahhüdü olan 550 milyar dolarlık yatırımların ilk aşamasına resmi ve mali olarak adım atıyor" dedi. Bu yatırımların üç projeyi kapsadığını açıkladı: biri Teksas'ta petrol ve doğalgaz, diğeri Ohio'da elektrik üretimi ve üçüncüsü Georgia'da nadir toprak mineralleriyle ilgili.

12 Şubat'ta Japon basını, toplamda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir yatırım için üç proje hakkında ileri düzeyde görüşmeler yapıldığını bildirmişti.

Trump, projelerin gümrük vergileri olmadan hayata geçmeyeceğini savundu. "Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için çok heyecan verici ve tarihi bir dönem" ifadesini kullandı.

İki ülke, temmuz ayı sonunda, ABD'nin ithal Japon mallarına %15 gümrük vergisi uygulayacağı ve karşılığında Japon şirketlerinin toplam 550 milyar dolarlık yatırım yapacağı bir ticaret anlaşması imzaladıklarını duyurmuştu.

Protokol, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yatırımlarının nereye yönlendirileceğine ilişkin kararın Washington'a ait olduğunu öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ortak bir Japon-Amerikan komitesi önerilen projeleri inceleyecek, ancak nihai karar Trump'a ait olacak.

Projeler seçildikten sonra, Tokyo'dan 45 gün içinde gerekli fonu sağlaması istenecek. Protokole göre, Japonya yatırımının değerini geri kazanana kadar, Japonlar ve Amerikalılar her projenin karını eşit olarak paylaşacaklar.