Kovid-19 Delta varyantı pandemi ile mücadeleyi geriletiyor

Çin’de yeni bir salgın odak noktasına dönüştü. Japonya’da rekor Kovid-19 verileri Fransa’da ise öfke var

Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
TT

Kovid-19 Delta varyantı pandemi ile mücadeleyi geriletiyor

Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)
Dün Çin’in Henan eyaletinde bir kız Kovid-19 testi olurken (AFP)

Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) Delta varyantının Çin’in 14 bölgesinde yayılması ülkede büyük bir endişeye neden olurken, diğer Asya ülkeleri de vaka sayılarında bir önemli bir artışa tanık oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Delta varyantının dünyanın virüse karşı elde ettiği başarıları kaybetmesine neden olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus cuma günü düzenlediği basın toplantısında “Ortalama olarak, 6 WHO bölgesinin 5’inde vaka sayıları son 4 hafta içerisinde yüzde 80 yükseldi (neredeyse iki katı). Aynı zamanda Afrika’da can kayıpları yüzde 80 arttı.” açıklamasında bulundu.
WHO Genel Direktörü, zorluklarla elde edilen başarıların kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını ve birçok ülkedeki sağlık sistemleri aşırı baskı altında olduğu uyarısında bulundu.

Delta uyarısı
WHO, dünyanın birçok ülkesinde yeni salgın dalgaların ortaya çıkmasına neden olmasının ardından Delta varyantının, daha tehlikeli varyantların ortaya çıkmasını önlemek üzere yoğun çabalar sarf edilmesi için bir uyarı olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre, WHO Acil Program Direktörü Dr. Mike Ryan, Cenevre’deki bir basın toplantısında, “Delta varyantı virüsün evrimleştiğine yönelik bir uyarı, ancak aynı zamanda daha tehlikeli varyantlar ortaya çıkmadan önce harekete geçmemize yönelik çağrı.” ifadelerini kullandı.
Ryan aynı zamanda, 2019 yılının sonlarına doğru ortaya çıkmasından bu yana dünya çapında 4 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan virüsün mutasyona uğramış varyantının ortaya çıkmasının sonuçlarının en aza indirmek için çalışması gerektiğini belirtti. Ryan etkili koruyucu önlemlerin uygulanmaya devam etmesinin önemini ve virüs daha öldürücü ve daha hızlı yayılan hale geldiği için daha fazla çalışması gerektiğine dikkat çekerek “Başta aşılama olmak üzere daha önce uyguladığımız önlemlerin aynıların uygulanması bu varyantı durduracak” açıklamasında bulundu.
Ryan açıklamasında sosyal mesafe, maske takma ve el yıkama gibi enfeksiyonun yayılmasını azaltan önlemleri uygulamaya devam ederek ve havalandırması yetersiz yerlerde çok sayıda kişi ile uzun süre geçirilmediğinden emin olunarak salgını durdurmadıkça, Delta varyantı ile enfekte olan bir kişinin, enfeksiyonu daha fazla sayıda insana bulaştırmanın mümkün olduğunu belirtti. WHO yetkilisi aynı zamanda, çaresizlik duygusuna neden olan bir şekilde, aşı olan kişilerde hafif semptomların olduğu enfeksiyonların sayısındaki şaşırtıcı bir artış yaşandığına dikkat çekti.
Yeni vaka sayılarının WHO’nun stratejisini değiştirmeyeceğini belirten Ryan’a “Strateji hala geçerli ancak bunu şimdiye kadar yaptığımızdan daha etkili bir şekilde uygulamamız gerekiyor ve bu da daha fazla aşı sağlamak anlamına geliyor.” dedi. Yetkili aşıların tek sihirli çözüm olduğunu ve sorunun aşıları tüm dünyaya aynı şekilde dağıtılmaması olduğunu belirterek, “Kendimize karşı çalışıyoruz” dedi. WHO, aylardır salgınla mücadelenin en iyi yolunun, aşıların acilen dünya çapında dağıtılması olduğunu vurguladı ancak bu konuda başarı, hala çok uzakta duruyor.

Çin’de salgın odak noktası
Çin, Temmuz ayında 328 yeni vaka kaydetti. Bu sayı neredeyse, Şubat- Haziran ayları arasında kaydedilen toplam vaka sayısına denk geliyordu. Vaka sayılarındaki artış, hükümetin bu konuya yönelik endişesinin bir göstergesi olarak, Pekin’den çok uzak olmayan Jiangsu eyaletinin yüz binlerce sakininin karantinaya alınmasına ve birkaç şehirde yoğun test kampanyalarının yürütülmesine yol açtı.
Fransız haber ajansı AFP’ye göre, Çin yetkilileri dün (Cumartesi) biri 31 milyonluk nüfuslu bir şehri içeren iki bölgede daha koronavirüsünün yeni epidemiyolojik odak noktası tespit edildiğini duyurdu. Ulusal Sağlık Komisyonu, Fujian eyaleti ve Chongqing şehrinde yeni vakaların tespit edildiğini ve bu iki bölgeyi başkent Pekin’e ve daha önce Delta varyantı ile vakaların bildirildiği diğer 4 eyalete eklediğini söyledi.
Söz konusu bölgelerde kaydedilen yeni vaka sayısı toplam 55’e ulaştı böylece 20 Temmuz’dan bu yana Çin’de kaydedilen vaka sayısı 200’ü aştı. Diğer yandan Jiangsu eyaletinin doğrusunda ilk salgın odak noktası tespit edilirken, Nanjing Havalimanı’nda 9 çalışanın virüse yakalandığı bildirildi.
Nanjing’deki yetkililer dün, ulusal düzeyde yüksek vaka oranı nedeniyle tüm turistik ve kültürel mekanlara kapılarını açmamalarına yönelik direktif verdi. Yetkililer, başkenti Nanjing olan Jiangsu eyaletinde yüz binlerce sakini karantinaya alırken, şehrin 9,2 milyon sakinine iki kez Kovid-19 testi uyguladı.
Hunan eyaletindeki turizm şehri Zhangjiajie’de enfekte olmuş birkaç kişinin bir tiyatro gösterisine katıldığı tespit edildi ardından yetkililer cuma günü, şehrin tüm 1,5 milyon sakinine karantina uygulayarak turistik mekanları kapattı. Başkentin kırsal alanlarında bulunan ve iki vakasının tespit edildiği Changping bölgesi yetkilileri perşembe günü 41 bin kişiye karantina uyguladı. Bu, 20 milyondan fazla insanın yaşadığı başkent Pekin’de 6 aydır görülen ilk yerel salgın oldu.
Virüs dünyada ilk olarak 2019 yılı sonuna doğru Çin’in orta bölgelerinde yer alan Wuhan şehrinde ortaya çıkmış olsa da, Çin, salgından etkilenen bölgelerin sakinlerine uyguladığı sıkı karantina ve kapanma önlemleri sayesinde salgını büyük ölçüde kontrol edebildi.
Bu önlemler sayesinde, Çin’de hayat 2020 baharında normale yakın bir duruma döndü. 2020 Nisan ayından bu yana ülke Kovid-19’a bağlı olarak sadece iki can kaybı kaydetti.

Asya’da vaka sayılarında sıçrama
Diğer Asya ülkelerinde ise, Başkent Tokyo’da Olimpiyat Oyunları’nın gerçekleştirildiği Japonya’nın yanı sıra Tayland ve Malezya dün rekor sayıda vaka sayısı kaydetti. Vakaların çoğu Delta varyantı ile enfekte olmuştu.
Reuters haber ajansının aktardığına göre, Avusturalya’nın başkenti Sidney’de de vaka sayıları yükseldi. Polis, Ağustos ayı sonuna kadar devam edecek sıkı kapanma önlemlerine karşı düzenlenecek bir protestoyu engellemek için şehir merkezindeki ticaret bölgesini güvenlik şeridine aldı.
Sidney polisi ayrıca tren istasyonlarını kapattı, taksilerin şehir merkezinde yolcu indirmesine engel oldu ve kontrol noktaları kurmak ve bir araya toplanan insanları dağıtmak için yaklaşık bin polisi konuşlandırdı. Avustralya’nın Yeni Güney Galler hükümeti, Sidney ve çevresinde Delta varyantı ile enfekte olan 210 yeni vaka kaydetti.
Japonya’nın başkenti Tokyo yetkilileri, son 24 saat içinde 4 bin 58 vakanın kaydedildiğini ve ülkedeki vaka sayısının ilk kez 4 bini aştığını duyurdu. Olimpiyat Oyunlarının organizatörleri, 21 yeni vakanın tespit ettiklerini böylece Temmuz ayının başından bu yana toplam vaka sayısının 241’e çıktığını belirttiler.
Rekor seviyedeki bu yeni artış, Japonya’nın vaka sayılarındaki son artışı göz önüne alarak Tokyo’daki olağanüstü hali (OHAL) Ağustos ayının sonuna kadar uzatmaya karar vermesinin yanı sıra Tokyo ve batı Osaka Eyaleti yakınlarındaki 3 eyaletin OHAL kapsamına girmesinin ardından geldi.
Olimpiyat Oyunları organizatörleri, pandeminin ortasında müsabakaların güvenli bir şekilde yapılabilmesini sağlamak için alınan önlemleri ihlal ederek şehri görmek için Olimpiyat köyünden ayrılmak isteyen kişi veya kişilerin kartlarının onayının geri çekildiğini söyledi. Organizatörler bu kişilerin sporcu olup olmadıklarını, ihlallerin ne zaman gerçekleştiğini veya kaç kişinin giriş kartının onayının geri çekildiğini açıklamadı.
Asya’da salgının odak noktalarından biri olan Malezya, dün (Cumartesi) rekor bir sayı olarak 17 bin 786 vaka kaydetti. Başkent Kuala Lumpur’un merkezinde yüzden fazla kişi hükümetin pandemi yönetiminden duydukları memnuniyetsizliği ifade etmek için bir araya gelerek Başbakan Muhyiddin Yassin’e istifa çağrısında bulundular.
Tayland, rekor bir artışla 18 bin 912 vaka kaydetti böylece toplam vaka sayısı 597 bin 287’ye ulaştı. Tayland aynı zamanda günlük can kaybında da bir rekor olarak 178 ölüm kaydetti. Böylece salgının başlangıcından bu yana ülkede kaydedilen toplam can kaybı 4 bin 857’ye yükseldi. Hükümet tarafından yapılan açıklamada, Delta varyantının ülkede kaydedilen vakaların yüzde 60’ından fazlasını ve başkent Bangkok’taki vakaların ise yüzde 80’ini oluşturduğunu belirtti.
Şu anda Kovid-19 salgının en kötü yayılımı ile mücadele eden Vietnam daha katı önlemler alacağını açıklayarak, pazartesi günü itibariyle, ülkenin güneyindeki 19 şehir ve ilçede iki hafta boyunca hareket kısıtlamalarının uygulanacağını belirtti.
5 Ağustos’a kadar karantina uygulama kararı alınan Bangladeş’te ise hükümet, ülke ekonomisi için çok önemli olan konfeksiyon atölyelerini yeniden açtı. Bu durum köylerine giden çok sayıda işçinin işyerlerine geri dönmesine neden oldu.

Fransızların kısıtlamalara karşı öfkesi
Salgının yayılması, Delta varyantının tatil bölgelerinde özellikle de denizaşırı topraklarda yayıldığı Fransa’da endişeye neden oluyor. Epidemiyolojik durum, kapanma önlemlerinin yeniden uygulandığı Martinik ve Reunion adalarının yanı sıra, vaka sayılarının iki hafta içinde 100 bin kişi başına 6 vakadan 267’ye yükseldiği Fransız Polinezyası’nda hızla kötüleşti. Bölgedeki yetkililer, Delta varyantının yayılmasını önlemek üzere virüse karşı alınan sağlık önlemlerinin geri döndüğünü duyurdu.
Bununla birlikte, Fransa’nın, geçen hafta 161 bin, önceki hafta ise 110 bin kişinin katıldığı protestolara tanık olmasına rağmen, sağlık sertifikası zorunluluğunun genişletilmesi ve bazı mesleklerde çalışanların zorunlu aşılanması kararından vazgeçmesi beklenmiyor.
Kamuoyu anketleri, Fransızların büyük bir çoğunluğun halka açık yerlere girmek için sağlık sertifikası sunulmasını destekliyor. Fransa Başbakanı Jean Castex cuma günü, yaptığı açıklamada aşının gerekli olduğunu vurguladı. Fransa ne pahasına olursa olsun, ülkede felaket senaryosunun tekrarlanmasını önlemeye çalışıyor. Hükümet bu çabalar kapsamında 9 Ağustos’tan itibaren sağlık sertifikasını uygulamaya koyma kararı aldı

Hamilelerin aşılanması
Delta varyantının topraklarındaki yayılımında yavaşlamaya tanık olan Birleşik Krallık’ta yetkililer, hamile kadınlara koronavirüse karşı aşı olma çağrısında bulundu. Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların gerçekleştirdiği bir çalışma, varyant nedeniyle hamile kadınlarda artan risklere dikkat çekti.
Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre, İngiltere’de Ebelik Şefi Jacqueline Dunkley-Bent, Kovid-19 semptomları sebebiyle hastaneye başvuran hamile kadınlarda ciddi semptomların olduğu enfeksiyonlarda artış olduğunu gösteren yeni verilerin yayınlanmasının ardından hamilelere aşı olma çağrısında bulundu.
Jacqueline Dunkley-Bent doktorlara ve ebelere, hamile kadınları aşı almaya teşvik etme çağrısında bulundu. Dunkley-Bent, hamile kadınları kendilerini ve çocuklarını korumaya çağırdığını belirtti. Kraliyet Kadın Doğum Uzmanları ve Jinekologlar Koleji (RCOG) ve Kraliyet Ebeler Koleji (RCM) hamile kadınların aşılanması için benzer tavsiyelerde bulundu. İngiltere Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS), Moderna ve Pfizer aşıların kullanılmasını önerdiğini zira söz konusu aşıların ABD’de 130 binden fazla hamile kadına uygulandığını belirtti.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.