Tahran, Washington ve Londra’yı ‘tarafgirlikle' suçladı ve ‘her türlü maceraya’ karşı uyardı

2020’de Bender Abbas şehrinde düzenlenen Devrim Muhafızları silahları sergisinde, Ebabil türü bir insansız hava aracı ile donatılmış hızlı tekneler (Fars)
2020’de Bender Abbas şehrinde düzenlenen Devrim Muhafızları silahları sergisinde, Ebabil türü bir insansız hava aracı ile donatılmış hızlı tekneler (Fars)
TT

Tahran, Washington ve Londra’yı ‘tarafgirlikle' suçladı ve ‘her türlü maceraya’ karşı uyardı

2020’de Bender Abbas şehrinde düzenlenen Devrim Muhafızları silahları sergisinde, Ebabil türü bir insansız hava aracı ile donatılmış hızlı tekneler (Fars)
2020’de Bender Abbas şehrinde düzenlenen Devrim Muhafızları silahları sergisinde, Ebabil türü bir insansız hava aracı ile donatılmış hızlı tekneler (Fars)

Tahran, geçen hafta Umman açıklarında İsrail tarafından işletilen bir petrol tankerine düzenlenen saldırıya karışma suçlamalarının arka planına karşı, Londra ve Washington’u ‘siyasi tarafgirlik’ ile suçladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, uluslararası tavırların hızlanması sonrasında, olaydan bu yana ikinci kez ülkesinin, ‘güvenliğini ve çıkarlarını korumaktan çekinmediğini’ ve ‘her türlü maceraya derhal ve kararlı bir şekilde yanıt vereceğini’ yineledi.
İngiltere ve Romanya, kanlı saldırıyı sorgulamak için İran büyükelçisini çağırdı. Bu durum, ABD, İngiltere ve İsrail’in tankere saldırdığı için İran’ı suçlamasının ardından gelişti. İran, perşembe günü biri İngiliz diğer Romanyalı olmak üzere iki mürettebatın öldüğü saldırıda herhangi bir rolü olduğunu reddetti.

İngiltere’den tepkiler
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İran’ın saldırının sonuçlarına katlanması gerektiğini belirtti. Gazetecilere konuşan Johnson, “İran yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmeli. Bu, açıkça ticari gemiciliğe karşı kabul edilemez ve çirkin bir saldırıdır” dedi. İngiltere Başbakanı, “Saldırıda, bir İngiliz vatandaşı öldürüldü. İran’ın ve diğer tüm ülkelerin, dünya genelinde seyrüsefer özgürlüğüne saygı duyması kesinlikle hayati önem taşıyor. İngiltere bu konuda ısrarını sürdürmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.
İran’ın Londra büyükelçisinin bakanlığa çağrılması sonrasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly’nin Büyükelçi Muhsin Baharvand’a ‘İran’ın küresel barışı ve güvenliği tehdit eden eylemleri derhal durdurması gerektiğini’ bildirdiğini söyledi. Cleverly ayrıca, uluslararası hukuka uygun olarak gemilerin serbestçe yelken açmasına izin verilmesi gerektiğini vurguladı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, İngiltere’nin yaptığı değerlendirmelerin, İran’ın bir veya daha fazla insansız hava aracı kullanarak tankere ‘acımasız ve yasadışı bir saldırı’ başlatmış olma olasılığının, ‘yüksek’ olduğu sonucuna vardığını duyurdu. Raab, “Bu saldırının önceden planlanmış ve hedeflenmiş olduğuna inanıyoruz ki bu İran tarafından uluslararası hukukun açık bir ihlalidir” dedi. Reuters’a göre Bakan, “İngiltere, bu kabul edilemez saldırıya koordineli bir yanıt vermek için uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Romanya: Cevap bekliyoruz
İngiltere’nin tavrına paralel olarak Romanya Dışişleri Bakanlığı da “Uluslararası ortaklarımız tarafından sağlanan ve İran tarafından düzenlenen kasıtlı bir saldırıya işaret eden unsurlar ışığında Romanya, İranlı yetkilileri gecikmeksizin bir açıklama yapmaya çağırıyor” açıklaması yaptı. Fransız Haber Ajansı’na (AFP) göre kaynaklar, İran’ın Bükreş Büyükelçisinin acilen bakanlığa çağrıldığını söylerken, Romanya’nın ‘uygun yanıtları belirlemek için ortaklarıyla istişare ettiğini’ vurguladı.
Saldırı, İsrailli iş adamı Eyal Ofer’in sahibi olduğu İngiltere merkezli Zodiac Maritime Denizcilik şirketine ait Mercer Street isimli petrol tankerine yönelik gerçekleştirildi. Derin sularda aylarca süren İsrail- İran gölge savaşından sonra gelen bu ilk kanlı saldırı, iki ülke arasındaki artan gerilimin bir yansıması olarak gelişti.

İran’dan açıklama
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, 2 Ağustos’ta, İngiliz Dışişleri Bakanı’nın ve ABD’li mevkidaşı tarafından da tekrarlanan suçlamaları eleştirdi. Sözcü Hatibzade, ‘suçlamaların temelsiz’ olduğunu söylerken, “Suçlamalar, çelişkili içerik barındırıyor” dedi.
Hatibzade, ülkesinin ‘Körfez ve uluslararası sulardaki gemilere zarar vermeden güvenli geçişi korumayı savunduğunu’ dile getirdi. Deniz seyrüseferini güvence altına almak için bölge ülkeleriyle iş birliğine hazır olduklarını söyleyen Said Hatibzade, bölge dışı güçlerin Körfez sularındaki varlığının ve müdahalelerinin, bölgenin istikrarı ve güvenliği için zararlı olduğunu belirtti.
İranlı yetkili, “Ne yazık ki Kızıldeniz’de ve uluslararası sularda İran ticaret gemilerine yönelik terör saldırılarına ve sabotajlara destek konusunda sessizliği seçen bu ülkeler, İran’a karşı açık bir siyasi tarafgirlikle temelsiz suçlamalarda bulunuyor” dedi. Hatibzade, “Bu ülkelerin asılsız iddialarını destekleyecek kanıtları varsa, bunları sunmaları gerekir” dedi.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün tavrı, 2 Ağustos’ta erken saatlerde Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin medya platformu olan ‘Nournews’ ajansı tarafından resmi bir kaynağa atfedilen benzer bir tavra paralel olarak gelişti. Öyle ki kaynak, ABD- İngiltere tehdidi hakkında ‘yakın bir tepki’ vererek, “İslam Cumhuriyeti, Batılı yetkililerin ve Siyonist rejimin tehditlerini propaganda hareketi olarak görse de İran’ın ulusal çıkarlarına ve güvenliğine karşı her türlü hamleyi güçlü ve kararlı bir yanıtla karşılayacaktır. Sonuçlardan doğrudan Washington ve Londra sorumlu olacaktır” dedi.
Ajans, ABD ve İngiltere’nin tutumunu ‘şu ana kadar hiçbir kanıt sunulmayan, Batılı ve Siyonist yetkililerin İranlılara karşı yanlış suçlamalar dalgasına yol açan gerçekçi olmayan iddialar’ olarak nitelendirdi. Bu tavırların, ‘nükleer anlaşma müzakerelerinde abartılı talepler dayatmak için İran’ yıldırma projesi’ olarak anlaşılabileceğini, ama aynı zamanda Batı istihbaratının zayıflığını ve siyasi hedefler için sürekli kriz üretildiğini de gösterdiğini dile getirdi.
Ajans, Batılı yetkililerin deniz güvenliğinin bozulmasıyla ilgili endişelerine dikkati çekerken, “Endişeler, ABD ve İngiltere’nin yalnızca uzun bir korsanlık geçmişine sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda Siyonistlerin ‘denizcilik hatlarının güvenliğini tehdit etme ve diğer ülkelere karşı terör eylemleri gerçekleştirme’ konusunda devam eden zararlarına da göz yumduğu bir zamanda ortaya çıkıyor” ifadelerine yer verdi. Ayrıca, İsrail’in Kızıldeniz ve Akdeniz’de Suriye ve Lübnan kıyılarında İran gemilerine ve tankerlerine tacizde ‘bir numaralı şüpheli’ olduğuna vurgu yapıldı.

Romanya Büyükelçisi bakanlığa çağrıldı
Öte yandan Tahran, Romanya büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı ve Romanya’nın ‘saldırının ardından İran’ın olduğu’ suçlamalarına karşı protestosunu bildirdi.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ise İsrail’i 12 İran petrol tankerini hedef almak ve onlara hasar vermekle suçladı. Cihangiri, İsrail’in tankerlere adam göndererek içlerinde patlamalara yol açtığını söylerken, “Kimse bize petrolü nasıl sattığınızı sormadı. (Eski ABD Başkanı Donald) Trump, durdu ve bir varil petrol satmamıza bile izin vermedi” dedi.
İngiltere ile birlikte dün ABD de, müttefikleriyle birlikte İran’a ‘toplu yanıt’ verileceği sözü verdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dün ABD’nin İran’ın tankere drone saldırısı düzenlediğinden emin olduğunu söyledi. Reuters’a göre Blinken, “Cuma günü ticaret gemisine yapılan saldırıyı tekrar kınıyorum. Kapsamlı bir inceleme yaptık ve İran’ın bu saldırıyı gerçekleştirdiğinden eminiz” dedi. ABD’li Bakan, “İngiltere, İsrail, Romanya ve diğer ülkelerle yakın temas ve koordinasyon halindeyiz. Cevap toplu olacaktır” ifadelerini kullandı.



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.