Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
TT

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)

Jude Blanchette
Şi Cinping, bir görev adamı. 2012 yılının sonlarında iktidara geldikten sonra siyasi gücünü hızla pekiştirerek Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP), içerisinde yaygın hale gelen yolsuzluktan arındırdı. Düşmanlarını uzaklaştırıp başarılı Çinli teknoloji ve finans şirketlerini boyunduruğu altına alarak iç muhalefeti ezdi. Ayrıca uluslararası arenada güçlü bir Çin etkisi dayattı. Şi, Çin’in ‘temel çıkarlarını’ korumak adı altında başta ABD olmak üzere uzağında bulunanla da komşularıyla da bir savaşa girdi. Selefleri Çin’in uygun fırsatı beklemesine ve hızlı ekonomik büyümeye ve mevcut küresel sisteme taktiksel entegrasyon yoluyla etkisinin sistematik olarak genişletilmesine odaklanmak gerektiğine inanıyor. Devlet Başkanı Şi Cinping’in hızlı davranma isteği yüksek derecede risk taşıyor. Açık bir şekilde görülüyor ki uluslararası düzene meydan okuma konusunda acil bir ihtiyaç hissediyor.
Peki, neden bu kadar acele ediyor? Gözlemcilerin büyük çoğunluğu, taban tabana zıt iki hipotezden biri üzerinde duruyor. İlk hipoteze göre Şi Cinping, dünya düzenini Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) lehine koşullarla yeniden şekillendirmekten daha azını amaçlayan çok çeşitli kamu politikası girişimlerine öncülük ediyor. İkinciye göre ise iktidardaki hakimiyetini sürdürmek için mücadele ederken, çatlamış ve büyük bir kısmı yok olmuş Leninist bir siyasi rejimi endişeyle yönetiyor. Her iki varsayımın da haklı yanları olmakla beraber hiçbiri Cinping’in aceleciliği konusunda tatmin edici bir açıklama sağlamıyor.
Daha doğru açıklama ise Şi’nin hesaplarının beklenti ve korkuları tarafından değil, zaman çizelgesi tarafından belirlendiğidir. Basitçe söylemek gerekirse; Şi Cinping gücünü önemli ölçüde pekiştirdi. Bu güçle de statükoyu istikrarsızlaştırdı. Çünkü Pekin’in birçok önemli teknolojik ve jeopolitik değişimden yararlanabileceği ve aynı zamanda büyük içi zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak 10 ila 15 yıllık dar bir pencere görüyor. Şi’ye göre demografik değişimlerin yakınsaması, yapısal ekonomik yavaşlama, dijital teknolojilerdeki hızlı ilerlemeler ve küresel güç dengesinde ABD'den uzaklaşan belirgin bir değişim acil ve cesur yanıtlar gerektiren, ‘bir asırdır görülmeyen derin değişiklikleri’ temsil ediyor.
Şi vizyonunu önümüzdeki 10 ila 15 yıla odaklayarak Çin siyasi sistemine bir kararlılık olgusu getirdi. Bu durum, Çin’in uzun vadeli iç zorlukların üstesinden gelmesini ve yeni bir küresel merkezileşme düzeyine ulaşmasını sağlayabilir. Başarılı olursa Çin kendisini gelişmekte olan çok kutuplu çağın mimarı olarak konumlandıracak. Ayrıca ekonomisi, ortak gelir isimli tuzaktan kurtulacak. İmalat sektörü ve ordunun teknolojik kapasitesi daha gelişmiş ülkelerle rekabet edecek.
Diğer yandan hırs ve bunu uygulama arasında fark var. Şi Cinping, ülkesini tehlikelerle çevrili bir yola soktu. Hatta Çin Devlet Başkanı ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mao Zedong sonrası dönemdeki seleflerinin başarılarını baltalamakla tehdit ediyor. Çin Komünist Partisi’nin ekonomiyi yönlendirmesi gerektiğine olan inancı ve Pekin'in özel sektörü dizginleme ihtiyacı, ülkenin gelecekteki ekonomik büyümesini kısıtlayacak. Parti kadrolarının ideolojik inanca bağlı kalmalarını ve kendisine kişisel bağlılık göstermelerini talep etmesi, rejimin esnekliğini ve etkinliğini zayıflatıyor. Genişletilmiş bir ulusal güvenlik kavramına odaklanması, ülkeyi iç endişe ve şüphe durumuna götürecek ve ‘kurt savaşçı milliyetçiliği’ daha da agresif ve izole bir Çin'e yol açacaktır. Son olarak, Şi’nin Çin siyasi sistemi içindeki karar alma rolünü giderek daha fazla tekelleştirmesi, politika alternatiflerini ve rotayı düzeltme girişimlerini boşa çıkaracak. Nitekim devlet başkanlığı dönemine getirilen kısıtlamaların kaldırılması ve süresiz olarak iktidara devam etme olasılığı ile bu sorun daha da kötüleşti.
Şi ayrıca ülkenin eski imparatorlarının yaptığı gibi Çin'in geleceğini şekillendirebileceğine inanıyor. Ancak küstahlığı güvenle karıştırıyor ve kimse ona aksini söylemeye cesaret edemiyor. Güçlü, kararlı bir liderin rahatsız edici gerçekleri duyamayacağı bir ortam, Çin'in yakın tarihinin çok iyi gösterdiği gibi bir felaket alametidir.

İşlerinde aceleci bir adam
Geriye dönüp bakıldığında Şi Cinping’in odaklandığı kısıtlı zaman çizelgesinin, görev süresinin başlamasıyla birlikte ortaya çıktığı açıkça görülüyor. Çin, selefi Hu Cintao’nun yavaşlık ve sessizliğine alışık. Birçok kişi Şi’nin ekonomik reforma daha fazla odaklanarak aynı şeyi yapmasının bekliyordu. Bununla birlikte Şi, 2012 yılında iktidara geldikten sonraki aylarda iç siyasi ve ekonomik sahneleri yeniden düzenlemeye başladı. Başlangıç noktası, ÇKP’nin içini tepeden tırnağa temizlemek oldu. Parti, iç fırtınalara dayanma yeteneğini daha önce defalarca kanıtladı. Ancak rejim içindeki baskı artıyor ve yolsuzluk yaygınlaşıyordu. Bu, halkın hoşnutsuzluğuna ve örgütsel disiplinin bozulmasına yol açtı. Parti safları hızla kalkındı. Ancak gittikçe artan bir şekilde Şi’nin etrafı, ÇKP’nin benzersiz ve özel olduğu konusundaki inancını paylaşmayan kişilerle doldu. Atalet ve kargaşa devlete ait işletmeleri, özel şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını ve partiyi sardı. Üst düzey karar alma organı parçalanmış ve koordinasyonsuz bir hale geldi. Bu nedenle partinin propaganda aygıtı, mesajlarını teknolojik konularda gittikçe daha karamsar bir hale gelen kabiliyetli vatandaşlara ulaştırmak için mücadele verdi.
Şi Cinping, tüm bu sorunlara aynı anda göğüs gerdi. Sadece 2013 yılında bile kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele kampanyası başlattı. Kitle Çizgisi adı verilen bu kampanya kamuoyunda siyasi çoğulculuğu ve liberal ideolojileri ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ayrıca parti üyeliği konusundaki artışı kısıtlayan yeni yönergeler yayınladı. Potansiyel parti üyeleri için yeni ideolojik koşullar ekledi. Şi’ye göre eğer gerçek inananlardan oluşmuyorsa parti üyelerinin çokluğunun bir önemi yoktu. Sovyet Komünist Partisi 1990’lı yılların başında, Sovyetler Birliği neredeyse çöktüğünde Çin Komünist Partisi’ne oranla daha fazla üyeye sahipti. Fakat hiçbirinin gerçekten ayağa kalkıp direnmeye cesareti yoktu.

Şi Cinping bir görev adamı
Şİ Cinping’in gündemindeki bir sonraki adımın, Çin'in çıkarlarını dünya sahnesinde savunma ihtiyacını vurgulamak olduğu görülüyor. Şi, Güney Çin Denizi'ndeki toprakları ele geçirmek ve bir hava savunma tanımlama bölgesi kurmak için hızla çalışmalara başladı. Oraya kim girecek olursa kendisini Doğu Çin Denizi'nde bulunan tartışmalı bölgeler üzerindeki Çin hava savunma sistemine tanıtması gerekecek. Yeni Kalkınma Bankası'nın (bazen BRICS Bankası olarak da adlandırılır) kurulmasına yardımcı oldu. Bir Kuşak ve Bir Yol Girişimi (BRI) olarak bilinen devasa uluslararası altyapı projesini açıkladı. Asya’ya ait Altyapı Yatırım Bankası'nın kurulmasını önerdi.
Birinci görev döneminin geri kalanında da mevcut durumu sürdürmeye devam etti. İkinci döneminin sonuna yaklaşırken herhangi bir geri adım atma belirtisi de göstermedi. Gerçek siyasi rakiplere sahip olmaması nedeni ile gücünü kesintisiz olarak pekiştirmeye devam etti. Devlet Başkanlığı süresinin sınırlarını kaldırdı. Müttefikleri ve destekçilerini önemli pozisyonlara atadı. Ayrıca yazışmalarını ve konuşmalarını incelemek için yeni araştırma merkezleri tahsis etti. Parti yetkilileri, onun bilgeliğine ve erdemine açık bir şekilde övgülerde bulunuyorlar. Parti düzenlemeleri ve hükümet planlama belgeleri giderek artan bir şekilde Şi Cinping’in düşüncelerine dayandığını ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra ÇKP’nin egemenliği Çin toplumunun ve ekonomik yaşamının büyük bir bölümüne etki ediyor. Hatta güçlü iş ve teknoloji devlerini partiye yeterince bağlı olmamaları nedeni ile af dilemeye zorladı. Diğer yandan aşırı güç, ekonomik baskı kullanımı, ayrıca uluslararası ve çok taraflı kuruluşlara derin entegrasyon yoluyla Çin'in uluslararası arenada etki alanını genişletmeye devam etti.
Başlangıçta ben de dahil olmak üzere çok sayıda yabancı gözlemci, partinin koronavirüs (Kovid-19) salgınını kontrol altına alamamasının Çin rejimindeki kusurları ortaya çıkardığını düşündü. Fakat 2020 yılının yazına gelindiğinde Şi Cinping, salgının yerel boyutta yayılmasını hakimiyet altına alma konusunda merkezi kontrolün başarısını vurgulayabildi. Şimdi ise Pekin’in virüsle mücadele konusundaki kararlı yaklaşımı, Şi’nin siyasi otoritesini baltalama aracından çok ulusal bir gurur kaynağı haline geldi.

Eşsiz bir an
Şi Cinping’in hızlı temposu jeopolitik, demografik, ekonomik, çevresel ve teknolojik değişkenlerin bir kombinasyonunun sonucudur. Bu değişkenler büyük riskler taşır. Ancak henüz varoluşsal bir tehlike oluşturma noktasına gelmedi. Bu nedenle Pekin, ölümcül hale gelmeden önce bununla başa çıkma ve devasa potansiyel faydalarından yararlanma şansına sahip.
İlk önemli değişiklik, Pekin’in Batı’nın gücünün ve etkisinin hızlı bir düşüş dönemine girdiği yönündeki değerlendirmesidir. Bunun sonucunda Çin’in sevdiği şeylerle daha uyumlu hale getirebileceği yeni bir çok kutupluluk dönemi başladı. Bu görüş, Afganistan ve Irak'taki Amerikan savaşlarının bir bataklığa dönüşmesiyle sağlamlaştı. Çin yönetiminin, ABD'nin küresel düzeydeki prestijinin ölümünün bir işareti olarak gördüğü 2008 mali krizinin ardından da iyice yerleşti.
İngilizlerin 2016 yılında düzenlediği Avrupa Birliği’inden (AB) ayrılma (Brexit) oylaması ve Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi; ABD’nin ve genel olarak Batı’nın bir geri çekilme hali içinde olduğu yönündeki hakim görüşü güçlendirdi. Bu, Çin'in stratejik sabrı seçebileceğini ve Amerikan gücünün azalmasına izin verebileceğini gösterebilir. Diğer yandan Başkan Joe Biden yönetiminin gelişiyle ABD liderliğinin yenilenmesi olasılığı ve 2035'te 82 yaşına girecek olan Şi'nin olası ölümüyle ilgili endişeler söz konusu. Bu, Pekin'in, Batı'nın içinde bulunduğu gerileme aşamasının ne kadar süreceğini bekleyip görmek istemediği anlamına geliyor.
Şi'nin karşı karşıya olduğu ikinci önemli baskı, göreve geldiğinde Çin'in demografik ve ekonomik beklentilerinin bozulmasıdır. Çin nüfusu aynı anda hem yaşlanıyor hem de azalıyordu. Ülke, yakın bir zamanda emekli sayısında büyük bir artışla karşı karşıya kaldı. Bu, ülkenin nispeten zayıf olan sağlık ve emeklilik sistemlerine aşırı yük bindirecektir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi, ülke nüfusunun 2029 yılında zirve noktasına ulaşacağı tahmininde bulundu. Ancak The Lancet Dergisi’nde yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, Çin nüfusunun bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık yüzde 50 oranında azalacağını öngördü. Pekin, katı bir şekilde uyguladığı tek çocuk politikasını 2016 yılında sonlandırmasına rağmen (nüfusu aile başına bir çocukla yetinmeye zorlamıştı) ülke halen doğum oranında düşüş kaydediyor. Bu oran, son 12 ayda yüzde 15’e ulaştı. Bu arada hükümet, 2033 yılına kadar nüfusun yaklaşık üçte birinin 60 yaşın üzerinde olacağını öngörüyor.
Ayrıca bu tablo, küçülen işgücü ve 2005'ten bu yana ortalama yüzde 10 artan ücretler ile daha da kötüleşiyor. Daha yüksek ücretler işçiler için faydalı olsa da küresel üreticilerin faaliyetlerini Çin'de giderek artan sayıda vasıfsız işçiyi geride bırakarak, düşük maliyetli ülkelere taşımasına neden oluyor. Bu durum da işsizlerin veya düşük maaşlı işçilerin sayısının artmasına yol açıyor. Çin iş gücünün en fazla yüzde 12,5’i üniversite mezunu. ABD’de ise bu oran yüzde 24’e ulaşıyor. Ülkenin, gelecekte işgücünün büyük kısmını yüksek vasıflı işler için rekabet edebilecek bir konuma yükseltmesi çok zor olacak.
Çin ekonomisindeki yavaşlama, bu endişe verici demografik tabloyla doğrudan ilişkilidir. 2007'de yüzde 14 olan yıllık GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde 5’e düşmesiyle birlikte uzun süredir ele almaktan kaçındığı birçok sorun, şimdi Pekin’i dikkat ve çabasını ekonomik ve siyasi sıkıntılara odaklamaya zorluyor. Söz konusu sorunlar, borç yükü altındaki çok sayıda şirketin tasfiyesinden başlayarak şirketler ve bireylerin devletin vergi kasalarına daha fazla para aktarmalarını talep etmeye kadar uzanıyor. Düşük üretkenlik, Çin'in büyüme sorunlarının merkezinde yer alıyor. Mao sonrası reform döneminin ilk birkaç on yılı boyunca verimlilik kazanımlarına ulaşmak nispeten kolay görünüyordu. Planlı ekonomi piyasa güçleri lehine dağılırken çok sayıda vatandaş, daha yüksek ücretli işler vaadi ile gönüllü olarak kırsal kesimden kentsel ve kıyı bölgelere göç etti. Daha sonra yabancı şirketlerin ülkeye yatırım, teknoloji ve bilgi getirmesiyle endüstriyel verimlilik artmaya devam etti. Son olarak altyapıya, özellikle karayollarına ve demiryollarına yapılan büyük harcamalar, ulaşımı ve dolayısıyla üretkenliği artırdı. Bütün bunlar tarıma dayalı ve zayıf ülke ekonomisinin, daha gelişmiş ekonomileri hızla yakalamasına yardımcı oldu.
Diğer yandan, Şi'nin hükümetin dizginlerini ele geçirmesiyle birlikte politikacılar tıpkı 2008 küresel mali krizinde olduğu gibi yüksek borçlanma olmaksızın büyüme ivmesini sürdürmenin giderek daha zorlaştığı bir durumla karşılaştılar. Dahası ülke zaten ulaşım altyapısına doymuştu. Bu nedenle bir mil karayolu veya yüksek hızlı demiryolu eklemek, büyümeye fazla bir şey katmayacaktı. Neredeyse tüm güçlü işçiler zaten kırsal kesimden kentsel alanlara taşınmış olduğundan emeğin yeniden konumlandırılması da üretkenlikteki düşüşü durduramazdı. Son olarak, Çin'in önceki büyüme modelinin sosyal ve çevresel maliyetleri, şaşırtıcı hava kirliliği, çevresel yıkım ve Çin vatandaşları arasında şiddetli bir öfkeye yol açtığı için hem sürdürülemez hem de istikrarsız hale gelmişti.
Şi’nin iktidarındaki en fazla sonuç alınan değişimler, yapay zekâ, robotik ve biyomedikal mühendislik ve benzeri yeni teknolojilerdeki ilerlemelerdir. Şi, bu yeni aletlerin ‘hâkim tepelerini’ ele geçirmenin Çin’in ekonomisinde, askeri gücü ve jeopolitik kaderinde kritik bir rol oynayacağını düşünüyor. Ülkeyi ileri teknoloji üretim santrali hâline getirmek için ÇKP’de seferberlik ilan etti. Bu program, yarı iletkenlerden bataryalara kadar millî güvenlikte kritik kabul edilen alanlarda ülkenin Ar-Ge üretim kapasitesini geliştirmek için büyük meblağları harcamayı da kapsıyor. Şi Cinping’in 2014’te dediği gibi; ilk davranma üstünlüğü “bilim ve teknoloji inovasyonu öküzünün burnunu tutanın olacaktır.”
Şi ayrıca yeni teknolojilerin, ülkenin karşı karşıya olduğu iç zorlukların neredeyse tamamının üstesinden gelme veya en azından hafifletilmesi konusunda ÇKP’ye yardımcı olacağını umut ediyor. Küçülen bir iş gücünün olumsuz etkilerinin, endüstriye doğru güçlü bir baskıyla hafifletilebileceğine ve geleneksel endüstrilerdeki iş kayıplarının daha yeni, yüksek teknoloji sektörlerindeki fırsatlarla dengelenebileceğine inanıyor. Bu bağlamda Şi, 2014'te yaptığı açıklamada “Uluslararası arenada direnme ve 'orta gelir tuzağını' atlatabilme yeteneğimizin büyük ölçüde bilim ve teknolojide yenilik yapma yeteneğimizi geliştirmemize bağlı” ifadelerini kullanmıştı.
Yeni teknolojiler başka amaçlara da hizmet eder. Yüz tanıma araçları ve yapay zeka, Çin'in iç güvenlik organlarına vatandaşları denetlemek ve muhalefeti bastırma konusunda yeni imkanlar sunuyor. Partinin ‘askeri-sivil entegrasyon’ stratejisi bu yeni teknolojileri, Çin ordusunun savaş yeteneklerini önemli ölçüde desteklemek için kullanmaya çalışıyor. Yeşil teknolojideki ilerlemeler aynı zamanda hem ekonomik büyüme hem de kirliliğin azaltılması için potansiyel sunuyor. Bunlar da Pekin'in genel olarak uyumsuz olduğunu düşündüğü iki hedef olarak ön plana çıkıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dünyaya karşı açıklık imajını korurken içeride ise gücü elinde toplamaya çalışıyor. (HRW)
Çİn siyaseti ve Paranoya

Genel çerçevede bu değişim ve gelişmeler, 2012 yılında kimin iktidara geldiğine bakılmaksızın gerçekleşecekti. Belki de başka bir lider de benzer şekilde cesur bir gündem üstlenirdi. Yine de çağdaş Çin siyasi figürleri arasında Şi, bürokratik iç çatışmalar konusunda rakipsiz bir beceri sergiledi. Şi Cinping açıkça ÇKP'nin kaderinin bağlı olduğu tarihi öneme sahip bir figür olduğuna inanıyor.
Şi, önemli bir değişimi ilerletmek için ÇKP’nin gücünde ve otoritesinde büyük bir artışla desteklenen yeni bir siyasi düzenin inşasını denetledi. Ancak belki de Şi'nin en önemli mirası, parti gücünün bu yükselişinin ötesinde ulusal güvenliği kapsamlı bir şekilde yeniden tanımlaması olacak. ‘Kapsamlı bir ulusal güvenlik konsepti’ savunuculuğu 2014 yılının başlarında ortaya çıktı. O yılın nisan ayında yaptığı konuşmada Çin’in tarihindeki en karmaşık iç ve dış faktörlerle karşı karşıya olduğunu duyurdu. Bu açıkça abartı olsa da – Kore’de ABD ile yapılan savaş ve 1950’lerin sonunda ülke genelinde yaşanan kıtlık daha karmaşıktı- Şi’nin siyasi sisteme mesajı Parti’nin yeni bir risk ve belirsizlik çağı ile karşı karşıya olduğudur.
Diğer yandan ÇKP’den ayrılmalar, darbe denemeleri ve dış güçler tarafından zayıflatılmaya çalışılması konularındaki deneyimleri, onu Mao döneminde doruk noktasına ulaşan şiddetli paranoyaya karşı savunmasız hale getiriyor. Ve şimdi Şi bu paranoyayı kurumsallaştırma riskiyle karşı karşıya. İç ve dış güvenliği birbirine karıştırılmasının sonuçlarından biri de tehdidin abartılmasına neden olmaktadır. Şu an parti kadroları risklerin ve suçların düşük olduğu alanlarda çalışmakta, terörizm, ‘renkli devrimler’ ve ‘Hıristiyan nüfuzu’ uyarıları yapmaktadırlar.
Sincan'da, tüm bölgeyi distopik bir yüksek teknoloji hapishanesine çevirmeyi haklı çıkarmak için ayrılıkçılık korkusu kullanıldı. Şi, Hong Kong'da yerel yasaları görmezden gelebilecek ve Pekin'in demir yumruklu yönetimine yönelik algılanan tehditleri ortadan kaldırırken tam bir gizlilik içinde çalışabilecek bir "ulusal güvenlik" bürokrasisi kurdu. Şi Cinping her iki bölgede de partinin temel çıkarlarının tehlikede olduğunu hissettiğinde, uluslararası öfkeye direnmeye istekli olduğunu gösterdi. Ülke içinde Çin’i düşmanlar tarafından kuşatılmış olarak tasvir ederek milliyetçi duyguları harekete geçiriyor. Bunu yaparken de geçmişe yönelik oldukça çarpıtılmış duygusal bakış açısını kullanıyor. Şi ayrıca Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nda Japonlara, Kore Savaşı’nda ise ABD’ye karşı elde ettiği zaferlerle övünüyor. Şi Cinping Çin’in ‘düşman yabancı güçlerin’ neden olduğu bir tehlike dönemine girdiği konusunda uyarıda bulunarak vatandaşlarını gelecekte daha zor koşullarla karşı karşıya kalma ve ÇKP’yi istikrarın garantörü olarak görme fikrine adapte etmeye çalışıyor.
Diğer yandan Pekin, ABD’nin küresel meselelerden geri çekilmesiyle ortaya çıkan fırsattan yararlanmak amacı ile birden fazla dış politika cephesinde güçlü adımlar attı. Bunlar arasında Güney Çin Denizi’ndeki bölgesel çıkarlarını savunmak için ticari balıkçı tekneleri kullanmak ve Cibuti’de Çin’in ilk denizaşırı askeri üssünü kurmak gibi ‘gri bölge’ taktiklerinin kullanımı da yer alıyor. Ayrıca Çin’in geniş iç pazarı, Şi’nin kendisine siyasi ve diplomatik olarak itaat etmeyen ülkeleri tehdit etmesine olanak sağladı. Pekin’in Kanberra’nın koronavirüs (Kovid-19) salgınına neden olan virüsün kökenlerine ilişkin bağımsız bir soruşturma çağrısına yanıt olarak Avustralya’ya yönelik yürüttüğü uygulama ve son ekonomik baskı kampanyası bunu kanıtlıyor. Benzer bir şekilde Şi, Çinli diplomatlardan oluşan ‘kurt savaşçılarını’ Çin’i eleştiren ve düşmanlık eden ülkeleri sindirmeye ve taciz etmeye teşvik etti. Pekin bu yılın başlarında Sincan'ı inceleyen İngiliz antropolog ve siyaset bilimci Jo Smith Finley ve bir Alman düşünce kuruluşu olan, ayrıca ÇKP’nin çalışmalarının ‘Çin'in egemenliğine ve çıkarlarına ciddi şekilde zarar verdiğini’ iddia ettiği Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü'ne yaptırım uygulamıştı.
Mao Zedong ve Deng Şiaoping (Mao Zedong sonrası, Çin'in 1970'lerdeki ekonomik açılım politikasıyla anılır) uluslararası arenada Çin'in çıkarlarını savunmada stratejik sabır gösterdiler. Nitekim Mao, ABD Başkanı Richard Nixon'a Çin'in Tayvan'ı geri almak için 100 yıl bekleyebileceğini söylemişti. Deng de vaadi gereğince Hong Kong’un iadesi konusunda müzakerelerde bulundu. Ardından Şi, bölgeye 50 yıl boyunca özerklik verdi. Her iki lider de Çin'in göreceli kırılganlığına ve dikkatli, incelikli devlet adamlığının önemine dair derin bir anlayışa sahipti. Ancak Başkan Şi, onların ayıklığı ve uzun vadeli çözümler konusundaki güvenine sahip değil.
Bu durum, Şi Cinping’in Halk Kurtuluş Ordusu'nun kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2027 yılına kadar Tayvan'ı zorla ele geçirmek için son derece tehlikeli bir manevraya girişeceği yönündeki korkuları artırdı. Bununla birlikte Çin kıyılarının yaklaşık 110 mil açığında ABD ile askeri bir çatışmaya girmesi pek de olası görünmüyor. Halk Kurtuluş Ordusu'nun Tayvan'ın savunması ve ayrıca olası ABD müdahalesinin üstesinden gelmede başarılı olduğunu varsayarak Şi, belirsiz bir direniş karşısında askeri bir işgal yürütmek zorunda kalacak. Tayvan'ı ele geçirme girişimi, Şi'nin neredeyse tüm diğer küresel ve yerel emellerini baltalayacaktır. Şimdilik daha uç senaryolar olası değil. Ancak Şi, Çin'in kendi bölgesinde gücünü sergilemeye ve çıkarlarının peşinden dışarıya doğru ilerlemeye devam edecek. Görev süresi boyunca birçok sorununun nihai bir çözüme kavuştuğunu görmek istiyor gibi görünüyor.

Sistem adamı
Şi'nin Çin'in gidişatını doğru bir şekilde belirleyebileceğine olan inancı akla ekonomist Adam Smith'in 'sistem adamı' tanımını getiriyor. Bu tanıma göre söz konusu lider, 'kendi ideal hükümet planının sözde güzelliğine o kadar aşıktır ki onun herhangi bir kısmından en ufak bir sapmaya tahammül edemez.'  Şi, kısa vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için piyasanın 'görünmez eli olma' fikrinden vazgeçti. Bu, piyasa güçlerinin birbirleriyle etkileştiği ve otomatik olarak dengeye yol açtığı fikriydi. Önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak amacıyla hükümet aktörlerine dayanan bir ekonomik sistem formüle etti.

Şi Cinping, 2018 yılının kasım ayında Papua Yeni Gine’yi ziyaret etti. (Reuters)
Bu tabloyla devam edersek; Şi'nin sanayi politikasına güvenmesi, bu dönüşüm için çok önemliydi. Bu politika, selefi Hu Cintao'nun görev süresinin sonuna doğru, Pekin teknolojik inovasyona kendi yaklaşımını şekillendirmeye başladığında ilginin azaldığı bir ekonomik devlet idaresi aracıdır. 2015 yılı, sanayi politikasında yalnızca teknoloji sektörünün veya belirli bir endüstrinin ilerlemesiyle sınırlı olmayan devasa programların benimsenmesiyle önemli bir dönüm noktası oldu. Hatta tüm ekonomik yapı yeniden şekillendirildi. Bu, birçok önemli sektörde üretim kapasitesini yükseltmeyi amaçlayan 'Made in China 2025' planını, bilgi teknolojisini geleneksel endüstrilere entegre etmeyi amaçlayan bir planı temsil eden 'Internet Plus' stratejisini ve Çin'in yabancı teknoloji girdilerine bağımlılığını azaltmak için iddialı bir gündemin ana hatlarını çizen 14'üncü Beş Yıllık Planı içeriyordu.
Pekin bu politikalar aracılığıyla stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü şirketlere, teknolojilere ve sektörlere onlarca trilyon yuan kanalize ediyor. Bunu da doğrudan sübvansiyonlar, vergi indirimleri ve yanlış bir şekilde pazar odaklı gibi görünen ancak aslında risk sermayeli devlete ait şirketlere benzeyen 'hükümet rehberlik fonları' aracılığıyla yapıyor. Pekin'in bu alandaki sicili halen kesinlikle çok karışık. Birçok durumda yapılan büyük yatırımlar çok az getiri sağladı. Ancak ekonomist Barry Naughton, “Çin sanayi politikaları o kadar büyük ve o kadar yeni ki henüz onları değerlendirecek durumda değiliz. Başarılı olabilirler ancak felakete dönüşmeleri de mümkündür” uyarısında bulunmuştu.
Şi’nin birkaç yıl önce gözlemcilerin siyasi ve sosyal değişimin potansiyel ajanları olarak gördüğü bir dizi teknoloji ve finans devi de dahil olmak üzere Çinli özel sektör şirketlerine yaklaşımı bu sanayi politikasıyla bağlantılı. Teknolojik yenilik, Ant Group ve Tencent gibi firmalara önemli yeni veri akışlarının ve finansal teknolojinin kontrolünü sağlıyor. Şi Cinping’in bunun kabul edilemez bir tehdit oluşturduğunun farkında olduğu açık. Çin Komünist Partisi’nin, kurucusu Jack Ma ve birçok kişi tarafından yapılan partiyi eleştiren yorumların ardından Ant Group'un ilk halka arzını engellemeye başvurması da bunun bir göstergesi oldu.
Bir başka açıdan bakacak olursak Başkan Şi, ÇKP'nin çıkarlarını korumak ve iş dünyasının seçkinlerine, partinin öncelikli olduğuna dair bir sinyal göndermek için Çin'in uluslararası mali konumundan vazgeçmeye hazır görünüyor. Ancak bu bir Davud ve Golyat hikayesi değil. Özel Çinli şirketler arasındaki isim ve siyasi sistem açısından yakın ve kalıcı bağlar göz önüne alındığında bu daha çok bir aile kavgasına benziyor. Gerçekten de Çin'in en başarılı girişimcilerinin neredeyse tamamı ÇKP üyesidir ve birçok şirket için başarı, yabancı rekabetten korunma da dahil olmak üzere parti tarafından sağlanan iyiliklere bağlıdır. Önceki Çinli liderler özel sektöre geniş özgürlük tanırken Şi bu ise katı sınırlar koydu. Bu da ülkenin yenilik yeteneğini daha da kısıtladı. Pekin'in politikacıları ve hükümet yatırımcıları ne kadar sofistike olursa olsun canlı bir özel sektör olmadan sürdürülebilir inovasyon ve üretim kazanımları yaratılamaz.

Büyük strateji mi yoksa büyük trajedi mi?
Şi, geçici avantajlardan yararlanmak ve iç zorluklarla mücadele etmek için kendini 15 yıllık bir yarış mücadelesi ile karşı karşıya getirdi. Ayrıca şu an rakipsiz bir şekilde yönettiği rejimin muazzam yeteneklere sahip olmasını sağladı. Başkan Şi’nin dar zaman çizelgesi hızla ilerlerken Pekin'in politika gündemini, risk toleransını ve uzlaşmaya istekliliğini tanımlayacak bir aciliyet duygusunu zorunlu kılıyor. Bu, Çin'in davranışını şekillendirmeyi ümit eden veya ‘kurt savaşçısı’ tavrının doğal olarak geri çekileceğini ümit eden ülkelere sunulan seçenekleri daraltacaktır.
ABD, Amerikan toplumunun direncini güçlendirerek ve Amerikan hükümetinin verimliliğini artırarak Pekin'in demokrasisinin zayıfladığı ve Washington'ın yıldızının söndüğü iddiasını çürütebilir. ABD ve müttefikleri, inovasyona ve insan sermayesine yatırım yaparsa, Şi'nin gelişmekte olan ve önemli teknolojilerde ilk hamle avantajını elde etme çabalarını önleyebilirler. Aynı şekilde küresel düzeni şekillendirmede daha aktif ve ileriye dönük bir ABD rolü, Pekin'in liberal olmayan fikirleri ve Çin sınırlarının ötesine yayma yeteneğini sınırlayacaktır.
Şi, farkında olmadan ülkenin birçok güçlü yönünün kendisinin rejime soktuğu hastalıkların ne ölçüde üstesinden geleceğini belirleyecek bir yarışta Çin’i kendisiyle karşı karşıya getirdi. İktidara geldiğinde ÇKP, gücün düzenli ve barışçıl geçişi için oldukça öngörülebilir bir süreç oluşturmuştu. Önümüzdeki sonbaharda partinin 20’inci kongresi yapılacak. Başkan Şi ile benzer bir süre boyunca görev yapan liderler genelde böyle bir kongrede görevden ayrılırlar. Bununla birlikte Şi’nin görevi bırakması beklenmiyor. Aslında bu yalnızca ÇKP için değil tüm ülke açısından oldukça riskli bir senaryo. Görünürde bir halefi bulunmayan Şi’nin önümüzdeki 10 yıl içinde ölmesi durumunda ülke kaosa sürüklenebilir.
Şi, sağlık durumu iyi olsa ve iktidarda kalsa bile görev süresi uzadıkça ÇKP, Mao döneminde olduğu gibi, bir kişilik kültüne benzeyecektir. Bu eğilimin işaretleri şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Çin'in siyasi sınıfı arasında dalkavukluk gözle görülür bir şekilde yaygınlaştı. ‘Şi Cinping Düşüncesi’nin büyüklüğüne övgüler, yabancılara sadece ilginç ve hatta komik gelebilir. Ancak parti içindeki karar verme ve bilgi akışının kalitesi üzerinde gerçekten zararlı bir etkiye sahip.
Partiyi ve ülkeyi kurtarma misyonuna sahip bir lider olan Şi'nin her ikisini de tehlikeye atması ironik ve trajik olurdu. Çin Devlet Başkanı’nın mevcut rotası, ülkenin son kırk yılda kaydettiği büyük ilerlemeyi baltalamakla tehdit ediyor. Sonuç olarak Şi, önümüzdeki on yılın Çin'in uzun vadeli başarısını belirleyeceği konusunda haklı olabilir. Fakat Şi’nin muhtemelen anlamadığı şey, bu başarıya en büyük engelin yine kendisinin olabileceğidir.

*Independent Arabia’da yer alan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir.

 


Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
TT

Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Uruguaylı mevkidaşı Yamandu Orsi'ye, iki ülkenin "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünya"ya doğru ilerlemek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

İki ülke, ticaret ve çevre de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzaladı.

Orsi'nin ziyareti, ABD'nin geçen ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasından bu yana bir Güney Amerika liderinin Çin başkentine yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Medyada yer alan bir haberde Şi'nin, Çin'in Latin Amerika ve Karayip ülkelerini egemenliklerini, güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada ve uluslararası gerilimleri hafifletmeye yardımcı olmada desteklediğini söylediği belirtildi.

Şi, Çin ve Uruguay'ın "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ve kapsayıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik küreselleşmeye doğru ilerlemek için iş birliği yapması" gerektiğini ifade etti.

Bu görüşme, bu yıl Batılı başbakanların Çin'e yaptığı bir dizi ziyaretin ardından gerçekleşti.

Haberde, Orsi'nin Çin ve Uruguay arasındaki stratejik ortaklığın "en iyi noktasında" olduğunu söylediği ve her iki ülkeyi de "ortaklığı yeni bir seviyeye yükseltmeye kararlı olmaya" çağırdığı belirtildi.

Çin ve Uruguay bugün, stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir bildiri imzaladı ve bilim ve teknolojiden çevreye, fikri mülkiyete ve et ticaretine kadar çeşitli alanları kapsayan 12 iş birliği belgesini imzaladı.


İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmaya varılmaması halinde ‘kötü sonuçlar’ doğabileceği yönündeki uyarısının ardından, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye ABD ile müzakereler için gerekli zeminin hazırlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformundaki paylaşımında, Dışişleri Bakanı’nı ‘adil ve eşitlikçi müzakerelere’ hazırlıkla görevlendirdiğini belirterek, bunun tehditten arındırılmış ve gerçekçi olmayan beklentilerden uzak bir ortamda, ‘ulusal çıkarlar ile izzet, hikmet ve maslahat ilkeleri’ gözetilerek yapılması gerektiğini vurguladı. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Cafer Gaimpenah da X hesabından yaptığı açıklamada, “İyi bir savaş yoktur, her barış da teslimiyet değildir” ifadesini kullandı.

Washington, İran yönetiminin geçen ay zirveye ulaşan hükümet karşıtı protestolara sert müdahalesinin ardından Ortadoğu’ya uçak gemileri göndermişti. ABD Başkanı Donald Trump, saatler önce yaptığı açıklamada, büyük savaş gemilerinin İran’a doğru yola çıktığını duyurarak, temsilcilerinin Tahran’la görüşmeler yürüttüğünü ve bu temasların olumlu sonuçlar doğurmasını umduğunu söyledi. Trump dün, anlaşmaya varılamaması halinde ‘kötü şeyler’ yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Bu gelişmelerin ardından gözler İstanbul’a çevrildi. ABD ve İranlı kaynakların doğruladığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla İstanbul’da Abbas Arakçi ile bir araya gelmesi bekleniyor. Söz konusu görüşmeler, İsrail’in haziran ayında İran’ın askeri ve nükleer tesislerine saldırması ve ABD’nin de bu operasyona katılmasıyla patlak veren 12 günlük savaş nedeniyle kesintiye uğramıştı.

Buna karşılık Tahran, diplomatik bir çözüme ulaşmak istediğini belirtirken, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya sert karşılık verileceği uyarısında bulundu. İran yönetimi, görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı olması gerektiğini vurgulayarak, füze programı ya da savunma kapasitesine ilişkin herhangi bir müzakereyi reddetti.

Bölgesel bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, bu hafta İstanbul’da İran ile ABD arasında yapılması öngörülen görüşmelerin önceliğinin, olası bir çatışmanın önlenmesi ve iki taraf arasındaki gerilimin düşürülmesi olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, dışişleri bakanları düzeyinde görüşmelere davet edilen ülkeler arasında Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ın bulunduğunu aktardı.

Kaynak, görüşmelerin çerçevesinin henüz netleşmediğini, ancak ‘ana toplantının’ cuma günü yapılmasının planlandığını belirterek, daha fazla gerilimin önüne geçilmesi için taraflar arasında diyaloğun başlatılmasının önemine dikkat çekti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu söyledi. CNN’e konuşan Arakçi, “Başkan Trump nükleer silah istemediğini söyledi, biz de buna tamamen katılıyoruz. Bu çok iyi bir anlaşma olabilir” dedi. Arakçi, Tahran’ın beklentisinin yaptırımların kaldırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Birkaç gün önce İran Dini Lideri Ali Hamaney, ABD’nin ülkesine yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde ‘bölgesel bir savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.

Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani ise İran’ın beş tur önceki müzakerelerde nükleer silah edinme peşinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, ancak ‘bunun bir bedeli olması gerektiğini’ söyledi.

Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokunun miktarının şu aşamada bilinmediğini belirterek, ‘Stok enkaz altında kaldığı için, tehlikeli olması nedeniyle şu ana kadar çıkarılmasına yönelik bir girişim bulunmuyor” ifadesini kullandı.

Şemhani, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile güvenliğin korunması ve risk oluşturulmaması kaydıyla zenginleştirilmiş uranyum stokuna erişim ve miktarın tahmin edilmesine ilişkin müzakerelerin sürdüğünü kaydetti.

Şemhani, İran’ın ABD ile doğrudan ve somut müzakerelere hazır olduğunu, başka taraflarla yürütülecek görüşmeleri ise kabul etmediğini vurguladı.

Paris, ‘baskıya son verilmesi’ çağrısında bulundu

Bu arada Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin, nükleer dosyaya geçilmeden önce İran’daki baskı meselesine odaklanması gerektiğini söyledi.

Barrot bugün France Televisions’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Elbette alınması gereken ilk kararlar, bu kanlı baskıya son verilmesi, gözaltındakilerin serbest bırakılması, iletişimin yeniden sağlanması ve İran halkına özgürlüklerin iade edilmesidir. Bundan sonra nükleer meseleler, füzeler ve terör örgütlerine verilen destek ele alınmalıdır” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı da İran’ın nükleer dosyasına yönelik bir çözümün, İran halkı pahasına olmaması gerektiğini vurguladı.

cdfrgt
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel'de düzenlenen bakanlar toplantısının oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile görüştü. (EPA)

Barrot, “Bir kez daha vurguluyorum ki öncelik, devlet tarafından uygulanan bu baskı ve şiddetin sona ermesi ve cezasız kalmaması gereken bu geniş çaplı suçların durdurulmasıdır” dedi.

Barrot, bundan iki gün önce pazar günü yayımlanan Liberation gazetesine verdiği röportajda ise İran’ın topraklarına yönelik olası ABD saldırılarını önlemek için diplomatik müzakereler kapsamında ‘büyük tavizler’ vermesi gerektiğini söyledi. Barrot, ABD’nin ‘İran’a karşı askeri operasyon başlatabilecek bir konuma geldiğini’ belirterek, aynı zamanda rejimin değerlendirmesi gereken bir müzakere yolunun da sunulduğunu ifade etti. Barrot sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Rejimin bu fırsatı değerlendirmesi, büyük tavizleri kabul etmesi ve yaklaşımında köklü bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. İran, bölgesel komşuları ve bizim güvenlik çıkarlarımız için bir tehdit kaynağı olmaktan çıkmalı. İran halkı özgürlüğünü yeniden kazanmalı.”


Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
TT

Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)

ABD Adalet Bakanlığı dün, Jeffrey Epstein ile ilgili birkaç bin belge ve ‘medya’ materyalini geri çektiğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, New York’ta bir mahkemeye başvuran avukatlar, hükümetin son yayınladığı belgelerdeki hassas bilgilerin sansürlenmesinde yapılan hatalar nedeniyle yaklaşık 100 mağdurun hayatının ‘alt üst olduğunu’ öne sürmüştü.

Yanlışlıkla ifşa edilen materyaller arasında mağdurların yüzlerinin göründüğü çıplak fotoğraflar, isimler, e-posta adresleri ve tam olarak gizlenmemiş diğer tanımlayıcı bilgiler yer alıyordu. Bakanlık, bunun ‘teknik veya insan hatasından’ kaynaklandığını belirtti.

ABD Başsavcısı Jay Clayton, Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell’e karşı açılan insan ticareti davalarını denetleyen yargıçlara yazdığı mektupta, bakanlığın mağdurların veya avukatlarının belirttiği materyallerin neredeyse tamamını, ayrıca hükümetin bağımsız olarak belirlediği ‘çok sayıda’ belgeyi geri çektiğini bildirdi.

Clayton, mağdurlar ve avukatlarının değişiklik talebinin ardından, bakanlığın ‘rapor edilen belgelerle ilgili protokollerini’ revize ettiğini açıkladı.

Yeni mekanizmaya göre, belgeler mağdurlar tarafından bildirildiği anda geri çekiliyor, ardından gözden geçirilip düzeltilmiş bir kopya yeniden yayımlanıyor ve işlemin ‘24 ila 36 saat içinde tamamlanması’ hedefleniyor.

Epstein mağdurlarını temsil eden iki avukat pazar günü, hükümetin isimleri ve diğer kişisel bilgileri gizleme konusundaki binlerce hatayı gerekçe göstererek mahkemeden ‘acil yargı müdahalesi’ talebinde bulundu.

Sekiz kadın, kendilerini Epstein mağduru olarak tanıtarak, yargıç Richard M. Berman’a gönderilen mektuba yorum ekledi. Kadınlardan biri, belgelerin açıklanmasının ‘hayatını tehdit ettiğini’ yazdı. Bir diğeri ise 51 materyalde banka bilgilerinin yer alması nedeniyle ölüm tehditleri aldığını, bunun sonucunda kredi kartlarını ve banka hesaplarını dondurmak zorunda kaldığını belirtti.

ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, pazar günü ABC’nin ‘This Week’ programına verdiği röportajda, hassas bilgilerin gizlenmesi sürecinde bazı hataların meydana geldiğini, ancak Adalet Bakanlığı’nın hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalıştığını söyledi.

Blanche, “Bir mağdur ya da avukatı, adının doğru şekilde gizlenmediğini bildirdiğinde, bunu derhal düzeltiyoruz. Bahsettiğimiz sayı, Amerikalıların anlayabilmesi için, toplam materyalin yüzde 0,001’ini geçmiyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın, AP’den onlarca gazeteci dosyaları inceleyerek, bazı belgelerde isimlerin gizlenmiş olmasına rağmen aynı dosyanın diğer kopyalarında açık bırakıldığını tespit etti.