Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
TT

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kumarı

ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)
ÇKP'nin 100’üncü yıl kutlamalarında yoğun parti propagandası vardı. (cfr.org)

Jude Blanchette
Şi Cinping, bir görev adamı. 2012 yılının sonlarında iktidara geldikten sonra siyasi gücünü hızla pekiştirerek Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP), içerisinde yaygın hale gelen yolsuzluktan arındırdı. Düşmanlarını uzaklaştırıp başarılı Çinli teknoloji ve finans şirketlerini boyunduruğu altına alarak iç muhalefeti ezdi. Ayrıca uluslararası arenada güçlü bir Çin etkisi dayattı. Şi, Çin’in ‘temel çıkarlarını’ korumak adı altında başta ABD olmak üzere uzağında bulunanla da komşularıyla da bir savaşa girdi. Selefleri Çin’in uygun fırsatı beklemesine ve hızlı ekonomik büyümeye ve mevcut küresel sisteme taktiksel entegrasyon yoluyla etkisinin sistematik olarak genişletilmesine odaklanmak gerektiğine inanıyor. Devlet Başkanı Şi Cinping’in hızlı davranma isteği yüksek derecede risk taşıyor. Açık bir şekilde görülüyor ki uluslararası düzene meydan okuma konusunda acil bir ihtiyaç hissediyor.
Peki, neden bu kadar acele ediyor? Gözlemcilerin büyük çoğunluğu, taban tabana zıt iki hipotezden biri üzerinde duruyor. İlk hipoteze göre Şi Cinping, dünya düzenini Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) lehine koşullarla yeniden şekillendirmekten daha azını amaçlayan çok çeşitli kamu politikası girişimlerine öncülük ediyor. İkinciye göre ise iktidardaki hakimiyetini sürdürmek için mücadele ederken, çatlamış ve büyük bir kısmı yok olmuş Leninist bir siyasi rejimi endişeyle yönetiyor. Her iki varsayımın da haklı yanları olmakla beraber hiçbiri Cinping’in aceleciliği konusunda tatmin edici bir açıklama sağlamıyor.
Daha doğru açıklama ise Şi’nin hesaplarının beklenti ve korkuları tarafından değil, zaman çizelgesi tarafından belirlendiğidir. Basitçe söylemek gerekirse; Şi Cinping gücünü önemli ölçüde pekiştirdi. Bu güçle de statükoyu istikrarsızlaştırdı. Çünkü Pekin’in birçok önemli teknolojik ve jeopolitik değişimden yararlanabileceği ve aynı zamanda büyük içi zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak 10 ila 15 yıllık dar bir pencere görüyor. Şi’ye göre demografik değişimlerin yakınsaması, yapısal ekonomik yavaşlama, dijital teknolojilerdeki hızlı ilerlemeler ve küresel güç dengesinde ABD'den uzaklaşan belirgin bir değişim acil ve cesur yanıtlar gerektiren, ‘bir asırdır görülmeyen derin değişiklikleri’ temsil ediyor.
Şi vizyonunu önümüzdeki 10 ila 15 yıla odaklayarak Çin siyasi sistemine bir kararlılık olgusu getirdi. Bu durum, Çin’in uzun vadeli iç zorlukların üstesinden gelmesini ve yeni bir küresel merkezileşme düzeyine ulaşmasını sağlayabilir. Başarılı olursa Çin kendisini gelişmekte olan çok kutuplu çağın mimarı olarak konumlandıracak. Ayrıca ekonomisi, ortak gelir isimli tuzaktan kurtulacak. İmalat sektörü ve ordunun teknolojik kapasitesi daha gelişmiş ülkelerle rekabet edecek.
Diğer yandan hırs ve bunu uygulama arasında fark var. Şi Cinping, ülkesini tehlikelerle çevrili bir yola soktu. Hatta Çin Devlet Başkanı ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mao Zedong sonrası dönemdeki seleflerinin başarılarını baltalamakla tehdit ediyor. Çin Komünist Partisi’nin ekonomiyi yönlendirmesi gerektiğine olan inancı ve Pekin'in özel sektörü dizginleme ihtiyacı, ülkenin gelecekteki ekonomik büyümesini kısıtlayacak. Parti kadrolarının ideolojik inanca bağlı kalmalarını ve kendisine kişisel bağlılık göstermelerini talep etmesi, rejimin esnekliğini ve etkinliğini zayıflatıyor. Genişletilmiş bir ulusal güvenlik kavramına odaklanması, ülkeyi iç endişe ve şüphe durumuna götürecek ve ‘kurt savaşçı milliyetçiliği’ daha da agresif ve izole bir Çin'e yol açacaktır. Son olarak, Şi’nin Çin siyasi sistemi içindeki karar alma rolünü giderek daha fazla tekelleştirmesi, politika alternatiflerini ve rotayı düzeltme girişimlerini boşa çıkaracak. Nitekim devlet başkanlığı dönemine getirilen kısıtlamaların kaldırılması ve süresiz olarak iktidara devam etme olasılığı ile bu sorun daha da kötüleşti.
Şi ayrıca ülkenin eski imparatorlarının yaptığı gibi Çin'in geleceğini şekillendirebileceğine inanıyor. Ancak küstahlığı güvenle karıştırıyor ve kimse ona aksini söylemeye cesaret edemiyor. Güçlü, kararlı bir liderin rahatsız edici gerçekleri duyamayacağı bir ortam, Çin'in yakın tarihinin çok iyi gösterdiği gibi bir felaket alametidir.

İşlerinde aceleci bir adam
Geriye dönüp bakıldığında Şi Cinping’in odaklandığı kısıtlı zaman çizelgesinin, görev süresinin başlamasıyla birlikte ortaya çıktığı açıkça görülüyor. Çin, selefi Hu Cintao’nun yavaşlık ve sessizliğine alışık. Birçok kişi Şi’nin ekonomik reforma daha fazla odaklanarak aynı şeyi yapmasının bekliyordu. Bununla birlikte Şi, 2012 yılında iktidara geldikten sonraki aylarda iç siyasi ve ekonomik sahneleri yeniden düzenlemeye başladı. Başlangıç noktası, ÇKP’nin içini tepeden tırnağa temizlemek oldu. Parti, iç fırtınalara dayanma yeteneğini daha önce defalarca kanıtladı. Ancak rejim içindeki baskı artıyor ve yolsuzluk yaygınlaşıyordu. Bu, halkın hoşnutsuzluğuna ve örgütsel disiplinin bozulmasına yol açtı. Parti safları hızla kalkındı. Ancak gittikçe artan bir şekilde Şi’nin etrafı, ÇKP’nin benzersiz ve özel olduğu konusundaki inancını paylaşmayan kişilerle doldu. Atalet ve kargaşa devlete ait işletmeleri, özel şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını ve partiyi sardı. Üst düzey karar alma organı parçalanmış ve koordinasyonsuz bir hale geldi. Bu nedenle partinin propaganda aygıtı, mesajlarını teknolojik konularda gittikçe daha karamsar bir hale gelen kabiliyetli vatandaşlara ulaştırmak için mücadele verdi.
Şi Cinping, tüm bu sorunlara aynı anda göğüs gerdi. Sadece 2013 yılında bile kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele kampanyası başlattı. Kitle Çizgisi adı verilen bu kampanya kamuoyunda siyasi çoğulculuğu ve liberal ideolojileri ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ayrıca parti üyeliği konusundaki artışı kısıtlayan yeni yönergeler yayınladı. Potansiyel parti üyeleri için yeni ideolojik koşullar ekledi. Şi’ye göre eğer gerçek inananlardan oluşmuyorsa parti üyelerinin çokluğunun bir önemi yoktu. Sovyet Komünist Partisi 1990’lı yılların başında, Sovyetler Birliği neredeyse çöktüğünde Çin Komünist Partisi’ne oranla daha fazla üyeye sahipti. Fakat hiçbirinin gerçekten ayağa kalkıp direnmeye cesareti yoktu.

Şi Cinping bir görev adamı
Şİ Cinping’in gündemindeki bir sonraki adımın, Çin'in çıkarlarını dünya sahnesinde savunma ihtiyacını vurgulamak olduğu görülüyor. Şi, Güney Çin Denizi'ndeki toprakları ele geçirmek ve bir hava savunma tanımlama bölgesi kurmak için hızla çalışmalara başladı. Oraya kim girecek olursa kendisini Doğu Çin Denizi'nde bulunan tartışmalı bölgeler üzerindeki Çin hava savunma sistemine tanıtması gerekecek. Yeni Kalkınma Bankası'nın (bazen BRICS Bankası olarak da adlandırılır) kurulmasına yardımcı oldu. Bir Kuşak ve Bir Yol Girişimi (BRI) olarak bilinen devasa uluslararası altyapı projesini açıkladı. Asya’ya ait Altyapı Yatırım Bankası'nın kurulmasını önerdi.
Birinci görev döneminin geri kalanında da mevcut durumu sürdürmeye devam etti. İkinci döneminin sonuna yaklaşırken herhangi bir geri adım atma belirtisi de göstermedi. Gerçek siyasi rakiplere sahip olmaması nedeni ile gücünü kesintisiz olarak pekiştirmeye devam etti. Devlet Başkanlığı süresinin sınırlarını kaldırdı. Müttefikleri ve destekçilerini önemli pozisyonlara atadı. Ayrıca yazışmalarını ve konuşmalarını incelemek için yeni araştırma merkezleri tahsis etti. Parti yetkilileri, onun bilgeliğine ve erdemine açık bir şekilde övgülerde bulunuyorlar. Parti düzenlemeleri ve hükümet planlama belgeleri giderek artan bir şekilde Şi Cinping’in düşüncelerine dayandığını ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra ÇKP’nin egemenliği Çin toplumunun ve ekonomik yaşamının büyük bir bölümüne etki ediyor. Hatta güçlü iş ve teknoloji devlerini partiye yeterince bağlı olmamaları nedeni ile af dilemeye zorladı. Diğer yandan aşırı güç, ekonomik baskı kullanımı, ayrıca uluslararası ve çok taraflı kuruluşlara derin entegrasyon yoluyla Çin'in uluslararası arenada etki alanını genişletmeye devam etti.
Başlangıçta ben de dahil olmak üzere çok sayıda yabancı gözlemci, partinin koronavirüs (Kovid-19) salgınını kontrol altına alamamasının Çin rejimindeki kusurları ortaya çıkardığını düşündü. Fakat 2020 yılının yazına gelindiğinde Şi Cinping, salgının yerel boyutta yayılmasını hakimiyet altına alma konusunda merkezi kontrolün başarısını vurgulayabildi. Şimdi ise Pekin’in virüsle mücadele konusundaki kararlı yaklaşımı, Şi’nin siyasi otoritesini baltalama aracından çok ulusal bir gurur kaynağı haline geldi.

Eşsiz bir an
Şi Cinping’in hızlı temposu jeopolitik, demografik, ekonomik, çevresel ve teknolojik değişkenlerin bir kombinasyonunun sonucudur. Bu değişkenler büyük riskler taşır. Ancak henüz varoluşsal bir tehlike oluşturma noktasına gelmedi. Bu nedenle Pekin, ölümcül hale gelmeden önce bununla başa çıkma ve devasa potansiyel faydalarından yararlanma şansına sahip.
İlk önemli değişiklik, Pekin’in Batı’nın gücünün ve etkisinin hızlı bir düşüş dönemine girdiği yönündeki değerlendirmesidir. Bunun sonucunda Çin’in sevdiği şeylerle daha uyumlu hale getirebileceği yeni bir çok kutupluluk dönemi başladı. Bu görüş, Afganistan ve Irak'taki Amerikan savaşlarının bir bataklığa dönüşmesiyle sağlamlaştı. Çin yönetiminin, ABD'nin küresel düzeydeki prestijinin ölümünün bir işareti olarak gördüğü 2008 mali krizinin ardından da iyice yerleşti.
İngilizlerin 2016 yılında düzenlediği Avrupa Birliği’inden (AB) ayrılma (Brexit) oylaması ve Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi; ABD’nin ve genel olarak Batı’nın bir geri çekilme hali içinde olduğu yönündeki hakim görüşü güçlendirdi. Bu, Çin'in stratejik sabrı seçebileceğini ve Amerikan gücünün azalmasına izin verebileceğini gösterebilir. Diğer yandan Başkan Joe Biden yönetiminin gelişiyle ABD liderliğinin yenilenmesi olasılığı ve 2035'te 82 yaşına girecek olan Şi'nin olası ölümüyle ilgili endişeler söz konusu. Bu, Pekin'in, Batı'nın içinde bulunduğu gerileme aşamasının ne kadar süreceğini bekleyip görmek istemediği anlamına geliyor.
Şi'nin karşı karşıya olduğu ikinci önemli baskı, göreve geldiğinde Çin'in demografik ve ekonomik beklentilerinin bozulmasıdır. Çin nüfusu aynı anda hem yaşlanıyor hem de azalıyordu. Ülke, yakın bir zamanda emekli sayısında büyük bir artışla karşı karşıya kaldı. Bu, ülkenin nispeten zayıf olan sağlık ve emeklilik sistemlerine aşırı yük bindirecektir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi, ülke nüfusunun 2029 yılında zirve noktasına ulaşacağı tahmininde bulundu. Ancak The Lancet Dergisi’nde yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, Çin nüfusunun bu yüzyılın sonuna kadar yaklaşık yüzde 50 oranında azalacağını öngördü. Pekin, katı bir şekilde uyguladığı tek çocuk politikasını 2016 yılında sonlandırmasına rağmen (nüfusu aile başına bir çocukla yetinmeye zorlamıştı) ülke halen doğum oranında düşüş kaydediyor. Bu oran, son 12 ayda yüzde 15’e ulaştı. Bu arada hükümet, 2033 yılına kadar nüfusun yaklaşık üçte birinin 60 yaşın üzerinde olacağını öngörüyor.
Ayrıca bu tablo, küçülen işgücü ve 2005'ten bu yana ortalama yüzde 10 artan ücretler ile daha da kötüleşiyor. Daha yüksek ücretler işçiler için faydalı olsa da küresel üreticilerin faaliyetlerini Çin'de giderek artan sayıda vasıfsız işçiyi geride bırakarak, düşük maliyetli ülkelere taşımasına neden oluyor. Bu durum da işsizlerin veya düşük maaşlı işçilerin sayısının artmasına yol açıyor. Çin iş gücünün en fazla yüzde 12,5’i üniversite mezunu. ABD’de ise bu oran yüzde 24’e ulaşıyor. Ülkenin, gelecekte işgücünün büyük kısmını yüksek vasıflı işler için rekabet edebilecek bir konuma yükseltmesi çok zor olacak.
Çin ekonomisindeki yavaşlama, bu endişe verici demografik tabloyla doğrudan ilişkilidir. 2007'de yüzde 14 olan yıllık GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde 5’e düşmesiyle birlikte uzun süredir ele almaktan kaçındığı birçok sorun, şimdi Pekin’i dikkat ve çabasını ekonomik ve siyasi sıkıntılara odaklamaya zorluyor. Söz konusu sorunlar, borç yükü altındaki çok sayıda şirketin tasfiyesinden başlayarak şirketler ve bireylerin devletin vergi kasalarına daha fazla para aktarmalarını talep etmeye kadar uzanıyor. Düşük üretkenlik, Çin'in büyüme sorunlarının merkezinde yer alıyor. Mao sonrası reform döneminin ilk birkaç on yılı boyunca verimlilik kazanımlarına ulaşmak nispeten kolay görünüyordu. Planlı ekonomi piyasa güçleri lehine dağılırken çok sayıda vatandaş, daha yüksek ücretli işler vaadi ile gönüllü olarak kırsal kesimden kentsel ve kıyı bölgelere göç etti. Daha sonra yabancı şirketlerin ülkeye yatırım, teknoloji ve bilgi getirmesiyle endüstriyel verimlilik artmaya devam etti. Son olarak altyapıya, özellikle karayollarına ve demiryollarına yapılan büyük harcamalar, ulaşımı ve dolayısıyla üretkenliği artırdı. Bütün bunlar tarıma dayalı ve zayıf ülke ekonomisinin, daha gelişmiş ekonomileri hızla yakalamasına yardımcı oldu.
Diğer yandan, Şi'nin hükümetin dizginlerini ele geçirmesiyle birlikte politikacılar tıpkı 2008 küresel mali krizinde olduğu gibi yüksek borçlanma olmaksızın büyüme ivmesini sürdürmenin giderek daha zorlaştığı bir durumla karşılaştılar. Dahası ülke zaten ulaşım altyapısına doymuştu. Bu nedenle bir mil karayolu veya yüksek hızlı demiryolu eklemek, büyümeye fazla bir şey katmayacaktı. Neredeyse tüm güçlü işçiler zaten kırsal kesimden kentsel alanlara taşınmış olduğundan emeğin yeniden konumlandırılması da üretkenlikteki düşüşü durduramazdı. Son olarak, Çin'in önceki büyüme modelinin sosyal ve çevresel maliyetleri, şaşırtıcı hava kirliliği, çevresel yıkım ve Çin vatandaşları arasında şiddetli bir öfkeye yol açtığı için hem sürdürülemez hem de istikrarsız hale gelmişti.
Şi’nin iktidarındaki en fazla sonuç alınan değişimler, yapay zekâ, robotik ve biyomedikal mühendislik ve benzeri yeni teknolojilerdeki ilerlemelerdir. Şi, bu yeni aletlerin ‘hâkim tepelerini’ ele geçirmenin Çin’in ekonomisinde, askeri gücü ve jeopolitik kaderinde kritik bir rol oynayacağını düşünüyor. Ülkeyi ileri teknoloji üretim santrali hâline getirmek için ÇKP’de seferberlik ilan etti. Bu program, yarı iletkenlerden bataryalara kadar millî güvenlikte kritik kabul edilen alanlarda ülkenin Ar-Ge üretim kapasitesini geliştirmek için büyük meblağları harcamayı da kapsıyor. Şi Cinping’in 2014’te dediği gibi; ilk davranma üstünlüğü “bilim ve teknoloji inovasyonu öküzünün burnunu tutanın olacaktır.”
Şi ayrıca yeni teknolojilerin, ülkenin karşı karşıya olduğu iç zorlukların neredeyse tamamının üstesinden gelme veya en azından hafifletilmesi konusunda ÇKP’ye yardımcı olacağını umut ediyor. Küçülen bir iş gücünün olumsuz etkilerinin, endüstriye doğru güçlü bir baskıyla hafifletilebileceğine ve geleneksel endüstrilerdeki iş kayıplarının daha yeni, yüksek teknoloji sektörlerindeki fırsatlarla dengelenebileceğine inanıyor. Bu bağlamda Şi, 2014'te yaptığı açıklamada “Uluslararası arenada direnme ve 'orta gelir tuzağını' atlatabilme yeteneğimizin büyük ölçüde bilim ve teknolojide yenilik yapma yeteneğimizi geliştirmemize bağlı” ifadelerini kullanmıştı.
Yeni teknolojiler başka amaçlara da hizmet eder. Yüz tanıma araçları ve yapay zeka, Çin'in iç güvenlik organlarına vatandaşları denetlemek ve muhalefeti bastırma konusunda yeni imkanlar sunuyor. Partinin ‘askeri-sivil entegrasyon’ stratejisi bu yeni teknolojileri, Çin ordusunun savaş yeteneklerini önemli ölçüde desteklemek için kullanmaya çalışıyor. Yeşil teknolojideki ilerlemeler aynı zamanda hem ekonomik büyüme hem de kirliliğin azaltılması için potansiyel sunuyor. Bunlar da Pekin'in genel olarak uyumsuz olduğunu düşündüğü iki hedef olarak ön plana çıkıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping dünyaya karşı açıklık imajını korurken içeride ise gücü elinde toplamaya çalışıyor. (HRW)
Çİn siyaseti ve Paranoya

Genel çerçevede bu değişim ve gelişmeler, 2012 yılında kimin iktidara geldiğine bakılmaksızın gerçekleşecekti. Belki de başka bir lider de benzer şekilde cesur bir gündem üstlenirdi. Yine de çağdaş Çin siyasi figürleri arasında Şi, bürokratik iç çatışmalar konusunda rakipsiz bir beceri sergiledi. Şi Cinping açıkça ÇKP'nin kaderinin bağlı olduğu tarihi öneme sahip bir figür olduğuna inanıyor.
Şi, önemli bir değişimi ilerletmek için ÇKP’nin gücünde ve otoritesinde büyük bir artışla desteklenen yeni bir siyasi düzenin inşasını denetledi. Ancak belki de Şi'nin en önemli mirası, parti gücünün bu yükselişinin ötesinde ulusal güvenliği kapsamlı bir şekilde yeniden tanımlaması olacak. ‘Kapsamlı bir ulusal güvenlik konsepti’ savunuculuğu 2014 yılının başlarında ortaya çıktı. O yılın nisan ayında yaptığı konuşmada Çin’in tarihindeki en karmaşık iç ve dış faktörlerle karşı karşıya olduğunu duyurdu. Bu açıkça abartı olsa da – Kore’de ABD ile yapılan savaş ve 1950’lerin sonunda ülke genelinde yaşanan kıtlık daha karmaşıktı- Şi’nin siyasi sisteme mesajı Parti’nin yeni bir risk ve belirsizlik çağı ile karşı karşıya olduğudur.
Diğer yandan ÇKP’den ayrılmalar, darbe denemeleri ve dış güçler tarafından zayıflatılmaya çalışılması konularındaki deneyimleri, onu Mao döneminde doruk noktasına ulaşan şiddetli paranoyaya karşı savunmasız hale getiriyor. Ve şimdi Şi bu paranoyayı kurumsallaştırma riskiyle karşı karşıya. İç ve dış güvenliği birbirine karıştırılmasının sonuçlarından biri de tehdidin abartılmasına neden olmaktadır. Şu an parti kadroları risklerin ve suçların düşük olduğu alanlarda çalışmakta, terörizm, ‘renkli devrimler’ ve ‘Hıristiyan nüfuzu’ uyarıları yapmaktadırlar.
Sincan'da, tüm bölgeyi distopik bir yüksek teknoloji hapishanesine çevirmeyi haklı çıkarmak için ayrılıkçılık korkusu kullanıldı. Şi, Hong Kong'da yerel yasaları görmezden gelebilecek ve Pekin'in demir yumruklu yönetimine yönelik algılanan tehditleri ortadan kaldırırken tam bir gizlilik içinde çalışabilecek bir "ulusal güvenlik" bürokrasisi kurdu. Şi Cinping her iki bölgede de partinin temel çıkarlarının tehlikede olduğunu hissettiğinde, uluslararası öfkeye direnmeye istekli olduğunu gösterdi. Ülke içinde Çin’i düşmanlar tarafından kuşatılmış olarak tasvir ederek milliyetçi duyguları harekete geçiriyor. Bunu yaparken de geçmişe yönelik oldukça çarpıtılmış duygusal bakış açısını kullanıyor. Şi ayrıca Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nda Japonlara, Kore Savaşı’nda ise ABD’ye karşı elde ettiği zaferlerle övünüyor. Şi Cinping Çin’in ‘düşman yabancı güçlerin’ neden olduğu bir tehlike dönemine girdiği konusunda uyarıda bulunarak vatandaşlarını gelecekte daha zor koşullarla karşı karşıya kalma ve ÇKP’yi istikrarın garantörü olarak görme fikrine adapte etmeye çalışıyor.
Diğer yandan Pekin, ABD’nin küresel meselelerden geri çekilmesiyle ortaya çıkan fırsattan yararlanmak amacı ile birden fazla dış politika cephesinde güçlü adımlar attı. Bunlar arasında Güney Çin Denizi’ndeki bölgesel çıkarlarını savunmak için ticari balıkçı tekneleri kullanmak ve Cibuti’de Çin’in ilk denizaşırı askeri üssünü kurmak gibi ‘gri bölge’ taktiklerinin kullanımı da yer alıyor. Ayrıca Çin’in geniş iç pazarı, Şi’nin kendisine siyasi ve diplomatik olarak itaat etmeyen ülkeleri tehdit etmesine olanak sağladı. Pekin’in Kanberra’nın koronavirüs (Kovid-19) salgınına neden olan virüsün kökenlerine ilişkin bağımsız bir soruşturma çağrısına yanıt olarak Avustralya’ya yönelik yürüttüğü uygulama ve son ekonomik baskı kampanyası bunu kanıtlıyor. Benzer bir şekilde Şi, Çinli diplomatlardan oluşan ‘kurt savaşçılarını’ Çin’i eleştiren ve düşmanlık eden ülkeleri sindirmeye ve taciz etmeye teşvik etti. Pekin bu yılın başlarında Sincan'ı inceleyen İngiliz antropolog ve siyaset bilimci Jo Smith Finley ve bir Alman düşünce kuruluşu olan, ayrıca ÇKP’nin çalışmalarının ‘Çin'in egemenliğine ve çıkarlarına ciddi şekilde zarar verdiğini’ iddia ettiği Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü'ne yaptırım uygulamıştı.
Mao Zedong ve Deng Şiaoping (Mao Zedong sonrası, Çin'in 1970'lerdeki ekonomik açılım politikasıyla anılır) uluslararası arenada Çin'in çıkarlarını savunmada stratejik sabır gösterdiler. Nitekim Mao, ABD Başkanı Richard Nixon'a Çin'in Tayvan'ı geri almak için 100 yıl bekleyebileceğini söylemişti. Deng de vaadi gereğince Hong Kong’un iadesi konusunda müzakerelerde bulundu. Ardından Şi, bölgeye 50 yıl boyunca özerklik verdi. Her iki lider de Çin'in göreceli kırılganlığına ve dikkatli, incelikli devlet adamlığının önemine dair derin bir anlayışa sahipti. Ancak Başkan Şi, onların ayıklığı ve uzun vadeli çözümler konusundaki güvenine sahip değil.
Bu durum, Şi Cinping’in Halk Kurtuluş Ordusu'nun kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2027 yılına kadar Tayvan'ı zorla ele geçirmek için son derece tehlikeli bir manevraya girişeceği yönündeki korkuları artırdı. Bununla birlikte Çin kıyılarının yaklaşık 110 mil açığında ABD ile askeri bir çatışmaya girmesi pek de olası görünmüyor. Halk Kurtuluş Ordusu'nun Tayvan'ın savunması ve ayrıca olası ABD müdahalesinin üstesinden gelmede başarılı olduğunu varsayarak Şi, belirsiz bir direniş karşısında askeri bir işgal yürütmek zorunda kalacak. Tayvan'ı ele geçirme girişimi, Şi'nin neredeyse tüm diğer küresel ve yerel emellerini baltalayacaktır. Şimdilik daha uç senaryolar olası değil. Ancak Şi, Çin'in kendi bölgesinde gücünü sergilemeye ve çıkarlarının peşinden dışarıya doğru ilerlemeye devam edecek. Görev süresi boyunca birçok sorununun nihai bir çözüme kavuştuğunu görmek istiyor gibi görünüyor.

Sistem adamı
Şi'nin Çin'in gidişatını doğru bir şekilde belirleyebileceğine olan inancı akla ekonomist Adam Smith'in 'sistem adamı' tanımını getiriyor. Bu tanıma göre söz konusu lider, 'kendi ideal hükümet planının sözde güzelliğine o kadar aşıktır ki onun herhangi bir kısmından en ufak bir sapmaya tahammül edemez.'  Şi, kısa vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için piyasanın 'görünmez eli olma' fikrinden vazgeçti. Bu, piyasa güçlerinin birbirleriyle etkileştiği ve otomatik olarak dengeye yol açtığı fikriydi. Önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak amacıyla hükümet aktörlerine dayanan bir ekonomik sistem formüle etti.

Şi Cinping, 2018 yılının kasım ayında Papua Yeni Gine’yi ziyaret etti. (Reuters)
Bu tabloyla devam edersek; Şi'nin sanayi politikasına güvenmesi, bu dönüşüm için çok önemliydi. Bu politika, selefi Hu Cintao'nun görev süresinin sonuna doğru, Pekin teknolojik inovasyona kendi yaklaşımını şekillendirmeye başladığında ilginin azaldığı bir ekonomik devlet idaresi aracıdır. 2015 yılı, sanayi politikasında yalnızca teknoloji sektörünün veya belirli bir endüstrinin ilerlemesiyle sınırlı olmayan devasa programların benimsenmesiyle önemli bir dönüm noktası oldu. Hatta tüm ekonomik yapı yeniden şekillendirildi. Bu, birçok önemli sektörde üretim kapasitesini yükseltmeyi amaçlayan 'Made in China 2025' planını, bilgi teknolojisini geleneksel endüstrilere entegre etmeyi amaçlayan bir planı temsil eden 'Internet Plus' stratejisini ve Çin'in yabancı teknoloji girdilerine bağımlılığını azaltmak için iddialı bir gündemin ana hatlarını çizen 14'üncü Beş Yıllık Planı içeriyordu.
Pekin bu politikalar aracılığıyla stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü şirketlere, teknolojilere ve sektörlere onlarca trilyon yuan kanalize ediyor. Bunu da doğrudan sübvansiyonlar, vergi indirimleri ve yanlış bir şekilde pazar odaklı gibi görünen ancak aslında risk sermayeli devlete ait şirketlere benzeyen 'hükümet rehberlik fonları' aracılığıyla yapıyor. Pekin'in bu alandaki sicili halen kesinlikle çok karışık. Birçok durumda yapılan büyük yatırımlar çok az getiri sağladı. Ancak ekonomist Barry Naughton, “Çin sanayi politikaları o kadar büyük ve o kadar yeni ki henüz onları değerlendirecek durumda değiliz. Başarılı olabilirler ancak felakete dönüşmeleri de mümkündür” uyarısında bulunmuştu.
Şi’nin birkaç yıl önce gözlemcilerin siyasi ve sosyal değişimin potansiyel ajanları olarak gördüğü bir dizi teknoloji ve finans devi de dahil olmak üzere Çinli özel sektör şirketlerine yaklaşımı bu sanayi politikasıyla bağlantılı. Teknolojik yenilik, Ant Group ve Tencent gibi firmalara önemli yeni veri akışlarının ve finansal teknolojinin kontrolünü sağlıyor. Şi Cinping’in bunun kabul edilemez bir tehdit oluşturduğunun farkında olduğu açık. Çin Komünist Partisi’nin, kurucusu Jack Ma ve birçok kişi tarafından yapılan partiyi eleştiren yorumların ardından Ant Group'un ilk halka arzını engellemeye başvurması da bunun bir göstergesi oldu.
Bir başka açıdan bakacak olursak Başkan Şi, ÇKP'nin çıkarlarını korumak ve iş dünyasının seçkinlerine, partinin öncelikli olduğuna dair bir sinyal göndermek için Çin'in uluslararası mali konumundan vazgeçmeye hazır görünüyor. Ancak bu bir Davud ve Golyat hikayesi değil. Özel Çinli şirketler arasındaki isim ve siyasi sistem açısından yakın ve kalıcı bağlar göz önüne alındığında bu daha çok bir aile kavgasına benziyor. Gerçekten de Çin'in en başarılı girişimcilerinin neredeyse tamamı ÇKP üyesidir ve birçok şirket için başarı, yabancı rekabetten korunma da dahil olmak üzere parti tarafından sağlanan iyiliklere bağlıdır. Önceki Çinli liderler özel sektöre geniş özgürlük tanırken Şi bu ise katı sınırlar koydu. Bu da ülkenin yenilik yeteneğini daha da kısıtladı. Pekin'in politikacıları ve hükümet yatırımcıları ne kadar sofistike olursa olsun canlı bir özel sektör olmadan sürdürülebilir inovasyon ve üretim kazanımları yaratılamaz.

Büyük strateji mi yoksa büyük trajedi mi?
Şi, geçici avantajlardan yararlanmak ve iç zorluklarla mücadele etmek için kendini 15 yıllık bir yarış mücadelesi ile karşı karşıya getirdi. Ayrıca şu an rakipsiz bir şekilde yönettiği rejimin muazzam yeteneklere sahip olmasını sağladı. Başkan Şi’nin dar zaman çizelgesi hızla ilerlerken Pekin'in politika gündemini, risk toleransını ve uzlaşmaya istekliliğini tanımlayacak bir aciliyet duygusunu zorunlu kılıyor. Bu, Çin'in davranışını şekillendirmeyi ümit eden veya ‘kurt savaşçısı’ tavrının doğal olarak geri çekileceğini ümit eden ülkelere sunulan seçenekleri daraltacaktır.
ABD, Amerikan toplumunun direncini güçlendirerek ve Amerikan hükümetinin verimliliğini artırarak Pekin'in demokrasisinin zayıfladığı ve Washington'ın yıldızının söndüğü iddiasını çürütebilir. ABD ve müttefikleri, inovasyona ve insan sermayesine yatırım yaparsa, Şi'nin gelişmekte olan ve önemli teknolojilerde ilk hamle avantajını elde etme çabalarını önleyebilirler. Aynı şekilde küresel düzeni şekillendirmede daha aktif ve ileriye dönük bir ABD rolü, Pekin'in liberal olmayan fikirleri ve Çin sınırlarının ötesine yayma yeteneğini sınırlayacaktır.
Şi, farkında olmadan ülkenin birçok güçlü yönünün kendisinin rejime soktuğu hastalıkların ne ölçüde üstesinden geleceğini belirleyecek bir yarışta Çin’i kendisiyle karşı karşıya getirdi. İktidara geldiğinde ÇKP, gücün düzenli ve barışçıl geçişi için oldukça öngörülebilir bir süreç oluşturmuştu. Önümüzdeki sonbaharda partinin 20’inci kongresi yapılacak. Başkan Şi ile benzer bir süre boyunca görev yapan liderler genelde böyle bir kongrede görevden ayrılırlar. Bununla birlikte Şi’nin görevi bırakması beklenmiyor. Aslında bu yalnızca ÇKP için değil tüm ülke açısından oldukça riskli bir senaryo. Görünürde bir halefi bulunmayan Şi’nin önümüzdeki 10 yıl içinde ölmesi durumunda ülke kaosa sürüklenebilir.
Şi, sağlık durumu iyi olsa ve iktidarda kalsa bile görev süresi uzadıkça ÇKP, Mao döneminde olduğu gibi, bir kişilik kültüne benzeyecektir. Bu eğilimin işaretleri şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Çin'in siyasi sınıfı arasında dalkavukluk gözle görülür bir şekilde yaygınlaştı. ‘Şi Cinping Düşüncesi’nin büyüklüğüne övgüler, yabancılara sadece ilginç ve hatta komik gelebilir. Ancak parti içindeki karar verme ve bilgi akışının kalitesi üzerinde gerçekten zararlı bir etkiye sahip.
Partiyi ve ülkeyi kurtarma misyonuna sahip bir lider olan Şi'nin her ikisini de tehlikeye atması ironik ve trajik olurdu. Çin Devlet Başkanı’nın mevcut rotası, ülkenin son kırk yılda kaydettiği büyük ilerlemeyi baltalamakla tehdit ediyor. Sonuç olarak Şi, önümüzdeki on yılın Çin'in uzun vadeli başarısını belirleyeceği konusunda haklı olabilir. Fakat Şi’nin muhtemelen anlamadığı şey, bu başarıya en büyük engelin yine kendisinin olabileceğidir.

*Independent Arabia’da yer alan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir.

 


Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
TT

Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)

ABD’nin başkenti Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için dikkat çekici bir karşılama hazırlığı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’nde karşılayacağı Şi’yi perşembe günü Beyaz Saray’da ağırlayacak. Burada iki liderin görüşmeleri öncesinde geniş kapsamlı bir devlet töreni düzenlenecek. Söz konusu görüşmeler, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri arasındaki en önemli temaslardan biri olarak görülüyor.

Gözler, protokol kapsamındaki görkemli karşılamanın Washington ile Pekin arasındaki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırıp daha istikrarlı bir mutabakata dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrildi. Aksi halde bu törenlerin, çözümü hâlâ mümkün olmayan derin stratejik anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını yalnızca ertelemesi bekleniyor.

Beyaz Saray tarafından açıklanan programa göre Şi ve eşi Peng Liyuan, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’ne ulaşacak. Trump ise alışılmadık bir adım atarak çifti bizzat karşılamak üzere üsse gidecek.

Perşembe günü ise ABD Başkanı ve First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’da resmi karşılama törenine ev sahipliği yapacak. Törene ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinden 479 asker katılacak. Programda iki ülkenin milli marşlarının çalınması, iki liderin konuşmaları ve Gül Bahçesi’nde askeri geçit töreninin yanı sıra bir B-2 bombardıman uçağı ile dört F-22 savaş uçağının katılacağı hava gösterisi de yer alacak.

gthyju
Çin Devlet Konseyi Başkan Yardımcısı He Lifeng (solda), 20 Eylül 2026’da New York’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmenin ardından ayrılırken (AFP)

Törenin ardından Trump ile Şi arasındaki kapalı görüşmeler başlayacak. Bu sırada Melania Trump ve Peng Liyuan, Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni ziyaret edecek. Çin Devlet Başkanı perşembe akşamı Beyaz Saray’a dönerek Doğu Salonu’nda düzenlenecek yemeğe katılacak. Ziyaret programı cuma günü Trump ve eşinin ev sahipliğinde düzenlenecek özel çay davetiyle devam edecek. Ardından iki lider Ulusal Arşiv’i birlikte ziyaret edecek ve Şi için uğurlama töreni düzenlenecek.

Bu törenlerin sembolik anlamı, geleneksel bir çalışma ziyareti çerçevesinin ötesine geçiyor. Trump, Şi ile arasındaki ilişkinin kişisel boyutunu öne çıkarmaya çalışırken Çin Devlet Başkanı, Washington’a on yılı aşkın sürenin ardından ilk kez geliyor. İki güç, ekonomik ve teknolojik rekabetlerinin açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Beş kritik dosya

Askeri geçit töreni ve kırmızı halının ardında, tek bir zirvede çözülmesi zor çok sayıda anlaşmazlık başlığı bulunuyor. Gümrük vergileri ve ticaretten nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a ve İran savaşına kadar uzanan bu dosyalar, iki liderin görüşmelerinin ana gündemini oluşturuyor.

Ticaret dosyası, mevcut gümrük ateşkesinin 10 Kasım’da sona ermesine yaklaşılması nedeniyle görüşmelerin ilk sırasında yer alıyor. Washington, Pekin’in ABD tarım ürünleri ve uçaklarına yönelik alımlarını artırmasını sağlamaya çalışırken Çin ise bazı gümrük vergileri ile teknoloji alanındaki kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre daha önce varılan mutabakatların uygulanması konusunda iki tarafın performansı farklılık gösteriyor. Çin’in ABD’den tarım ürünleri alımları beklenen seviyelerin altında kalırken Boeing’den 200 uçak satın alınmasına ilişkin anlaşma da henüz sonuçlanmadı. Karşılıklı güvenlik endişelerinin devam etmesi nedeniyle yatırım konseyi kurulması yönündeki girişim de sekteye uğradı.

Ancak müzakerelerde güç dengesini yeniden şekillendiren asıl konu nadir toprak elementleri oldu. Reuters’ın haberine göre Çin’in küresel madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü ve rafinaj kapasitesinin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmesi, Pekin’e Washington’ın tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı bir baskı aracı sağladı.

Çin’in daha önce uyguladığı kısıtlamalar, ABD’nin gümrük vergilerine verilecek karşılığın yalnızca misilleme niteliğinde vergilerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi. Pekin, otomobillerden çiplere ve ABD savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde kullanılan malzemelerin tedarikini de kısıtlayabiliyor.

fgt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 16 Eylül’deki resmi ziyareti öncesinde Beyaz Saray’ın kuzey revakında hazırlıklar (AP)

Yapay zekâ ise rekabet ile iş birliği ihtimalini aynı anda barındıran dosyalardan biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirve öncesinde New York’ta yaptıkları görüşmede, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ kaynaklı ciddi gelişmeler konusunda tarafların birbirini bilgilendirmesine yönelik bir mekanizma kurulmasını ele aldı. Bu girişim, iki güç arasında bir tür “güvenlik bariyeri” oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Tayvan ise özellikle ABD’nin adaya silah satışları konusunda devam eden anlaşmazlık ve Pekin’in Washington’ı kendi taleplerini daha fazla dikkate alan bir tutum benimsemeye yöneltme çabaları nedeniyle en hassas konu olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra İran dosyası da Trump yönetiminin Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde gündeme geliyor. Çin ise İran’ın başlıca ticaret ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Washington Post’a göre ABD Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yürüttüğü diplomatik temaslara, bir dizi müttefikiyle ilişkilerinde gerilimin yaşandığı bir dönemin ardından giriyor. Şi ise diğer ülkelere Çin’i daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak olarak sunmaya çalışıyor.

Çin Devlet Başkanı Washington’a Kırgızistan, Mısır ve Hindistan’ı kapsayan bir turun ardından geliyor. Bu ziyaret, Pekin’in ülkesini geniş seçeneklere ve ortaklıklara sahip istikrarlı bir güç olarak konumlandırma ve ekonomik büyümesinin küresel ekonomiye katkı sağladığı, güvenilir bir ortak olarak sunma çabasının daha geniş bir parçasını oluşturuyor.

New York Times ise iki liderin sahip olduğu zaman perspektiflerinin farklılığına dikkat çekti. Trump, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin yarattığı siyasi baskı ve İran’la yürütülen yıpratıcı savaşın maliyetiyle hareket ederken Şi, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin başındaki dördüncü dönemine hazırlanıyor. Böylece beş yıl daha liderlik koltuğunda kalması bekleniyor. Bu farklılık, iki lidere ilişkilerin yeni bir karşılıklı tırmanma sürecine sürüklenmesini önlemek konusunda farklı ancak kesişen motivasyonlar sağlıyor.

Beklentiler sınırlı

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Scott Kennedy, dünyanın en büyük iki gücünün ilişkilerin tamamen çökmesini engellemek konusunda doğrudan çıkarı bulunduğu için zirvenin başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Kennedy’ye göre zirve, ekonomi ve teknolojiden savaşlara ve küresel güvenliğe kadar uzanan sorunların büyüklüğü karşısında yetersiz kalacak kadar da sınırlı.

Kennedy, görüşmenin gerçekleşmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının dahi başlı başına bir kazanım olduğunu düşünüyor. Ancak karşı karşıya olunan sorunların büyüklüğü ile beklenen sonuçların sınırlılığı arasındaki farkın küresel liderlikte daha geniş bir boşluğa işaret ettiğini belirtiyor. Merkezdeki bazı araştırmacılar da zirvenin teknoloji rekabetini kapsamlı biçimde düzenleyen bir anlaşmaya ulaşmaktan ziyade risklerin yönetilmesine yönelik sınırlı kuralların oluşturulması için fırsat sağlayabileceğini düşünüyor.

Merkezin bir başka analizinde ise Asya’da denizlerde artan sürtüşmelerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor. Analize göre güvenlik meseleleri diyalog çerçevesinin dışında kaldığı sürece yalnızca ticaret, uzun vadeli istikrarı güvence altına almaya yetmeyecek.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Ryan Hass ise Pekin’in Trump’tan gelen uzlaşmacı mesajlara kanmadığını ve ABD ile stratejik rekabeti uzun vadeli bir gerçeklik olarak gördüğünü belirtiyor. Enstitüde yayımlanan analizinde Hass, bir çelişkiye dikkat çekiyor: Trump, Şi’ye yönelik daha olumlu bir dil kullanırken yönetimi Çinli şirketlere yönelik kısıtlamaları sürdürüyor, teknoloji kontrollerini sıkılaştırıyor ve diğer ülkeler üzerinde Çin tedarik zincirlerine bağımlılıklarını azaltmaları için baskı kuruyor.

Buna karşılık Pekin de nadir toprak elementlerinin tedariki ve ABD’den yapılacak alımlar dahil olmak üzere ekonomik taahhütlerinin bir bölümünü tam olarak yerine getirmiş değil. Hass’a göre iki ülke ilişkileri “rahatsız edici bir sakinlik” döneminden geçiyor. Zirvenin en muhtemel sonucu mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi değil, ticaret ateşkesinin uzatılması ve kırılgan istikrarın korunması. Buna ek olarak yapay zekânın oluşturduğu riskler konusunda sınırlı bir diyaloğun başlatılması da mümkün.

Ticaret ateşkesinin uzatılması

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) de beklentileri düşük tutuyor. Enstitünün değerlendirmesine göre zirve ticaret ateşkesinin uzatılmasını sağlayabilir ancak rekabetin temel yönünü değiştirmesi beklenmiyor. Washington’ın gümrük vergilerinden ve gelişmiş çiplere yönelik kısıtlamalardan kolayca vazgeçmeye hazır olmadığı, Pekin’in de kritik mineraller kozundan taviz vermeye yanaşmadığı görülüyor.

Buna karşılık İran, Tayvan ve diğer jeopolitik başlıklarda büyük ilerleme sağlanması ihtimali sınırlı görünüyor. Enstitüye göre en gerçekçi olumlu sonuç, rahatsız edici bir ateşkesin sürdürülmesi ve ticaret savaşının yeniden alevlenmesinin önlenmesi olacak.

Şi’nin ziyaretini çevreleyen temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Karşılama töreni ne kadar görkemli olursa, elde edilebilecek sonuçların sınırlılığı da o kadar belirginleşiyor.

Trump, Çin’in ABD’den yaptığı alımları artırmasını, fiyatların ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşmasını, nadir toprak elementlerinin tedarikinin güvence altına alınmasını ve belki de İran konusunda Çin’in iş birliğini veya en azından itidal göstermesini istiyor.

Şi ise ABD’nin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamalarını hafifletmesini, Çin ekonomisi için daha geniş bir hareket alanı oluşturulmasını ve Tayvan konusunda güvence verilmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra Pekin’in Washington’ın tek taraflı şartlar dayatamayacağı bir güç haline geldiğinin ABD tarafından fiilen kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor.


Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
TT

Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer, bugün (salı) yayımlanan ve günlerdir İngiliz basınında geniş yankı uyandıran kitabında, Galler Prensesi’nin ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra İngiliz kraliyet ailesiyle, özellikle de Kral 3. Charles’la hesaplaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre kitapta kraliyet ailesine yönelik dikkat çekici suçlamalar yer alıyor.

Ulusal gazeteler 16 Eylül’den bu yana “Swan Song: Diana, My Sister” (Kuğu Şarkısı: Diana, Kız Kardeşim) adlı kitaptan bölümler yayımlıyor. Bu bölümlerden biri Buckingham Sarayı’nın yanıt vermesine yol açtı.

3. Charles’a suçlama

Spencer, Diana’nın eski eşi ve prensesin hayatını kaybettiği sırada İngiliz tahtının veliahtı olan Charles’ın, 31 Ağustos 1997’de Paris’te Diana’nın ölümüne yol açan kazanın ardından kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde dikkat çekici ölçüde neşeli göründüğünü ve adeta piyangoyu kazanmış gibi davrandığını belirtiyor.

Diana, Ağustos 1997’de Fransa’nın başkenti Paris’teki Alma Tüneli’nde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, kendisine eşlik eden Mısırlı milyarder Muhammed el-Fayed’in oğlu İmad Dodi el-Fayed de kazada yaşamını yitirmişti.

Dünya genelinde büyük üzüntüye yol açan ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Diana, hayatını kaybettiğinde 36 yaşındaydı.

Spencer’a göre Charles, Diana’nın ölümünü “sevdiği kadınla”, yani mevcut Kraliçe Camilla ile evlenebilmek için bir fırsat olarak gördü.

Diana’nın kardeşi kitabın başka bir bölümünde, Prensler William ve Harry’nin annelerinin cenaze töreninde tabutun arkasından yürümesi konusunda Charles’la yaşadığı anlaşmazlığı anlatıyor. Spencer, Charles’ı “Diana’yı küçümsemekle” ve prensesin “yakında unutulacağını” söylemekle suçluyor.

Buckingham Sarayı, nadir görülen bir adımla bu suçlamalara yanıt vererek iddiaları kesin bir dille reddetti.

cdfgthy
İngiltere Prensesi Diana’nın kardeşi Charles Spencer (Reuters)

Kralın sözcüsü yaptığı açıklamada, “Bir erkek veya kız kardeşini kaybetmenin acısı zihni bulanıklaştırabilir, olaylara ilişkin muhakemeyi etkileyebilir ve hatıraları değiştirebilir” dedi.

Spencer (62), basına verdiği röportajda ise sözlerinin arkasında durdu ve kralın anlattıklarını sorgulamasını eleştirdi.

Spencer, Diana’nın Charles’ın Camilla için satın aldığı bir bilekliği bulmasının ardından prensle olan evliliğini sona erdirmeyi düşündüğünü de belirtti.

Ayrıca intiharı düşündüğü dönemlerde Diana’nın İngiltere’nin güneyinde bulunan ve denize doğru uzanan Beachy Head kayalıklarına birkaç kez otomobiliyle gittiğini aktardı. Ancak yazdığına göre Diana’nın oğullarına duyduğu sevgi, “daha ileri gitmesini engelledi”.

Elizabeth’e de eleştiriler

Spencer, 2022’de hayatını kaybeden Kraliçe 2. Elizabeth’in Diana’nın kazasını ilk öğrendiğinde öfkelendiğini ve durumun ciddiyetini anlamadan önce “Başka ne yaptı?” diye sorduğunu aktarıyor.

Diana’nın ölümünün ardından 2. Elizabeth’in, 1996’da Charles’tan boşanmasının ardından elinden alınan “Kraliyet Altesleri” unvanını yeniden vermeyi teklif ettiği öne sürülmüştü. Ancak Diana’nın kardeşi bu öneriyi reddetti.

O dönemde kraliçe, Diana’nın ölümünün ardından sergilediği görünen soğukkanlılık nedeniyle eleştirilmişti. Elizabeth’in tutumu, Diana’nın ölümünün dünya genelinde yarattığı büyük üzüntüyle tezat oluşturmuştu.

Saraydan yanıt

Buckingham Sarayı, Charles’ı hedef alan açıklamalara verdiği yanıt dışında Spencer’ın kitabının içeriği ve özellikle BBC’ye verdiği röportajlar konusunda sessizliğini korudu.

Bazı medya kuruluşları, saraya yakın kaynakların Diana’nın kardeşini “ikiyüzlülükle” suçladığını aktardı. Bu kaynaklar, Spencer’ın hayatı boyunca Diana’yı rahatsız etmekle suçladığı gazetelere şimdi onun özel hayatına ilişkin ayrıntıları açıklamasını eleştirdi.

Spencer ise Diana’nın kardeşi ve olaylara tanıklık etmiş biri olarak bu kitabı yazmanın “görevi” olduğunu düşünüyor. Ayrıca zaman içinde yerleşen “yalanları düzeltmek” istediğini belirtiyor.

Spencer, kitabı kaleme alırken “Diana’nın adına konuşmayı ve bunu açık, olumlu bir dille yapmayı” hedeflediğini belirterek, çalışmanın amacını “Diana hakkındaki gerçeği kardeşinin gözünden ortaya koymak” şeklinde ifade etmişti.

Spencer ayrıca kitabın, Diana’yı şöhretinin zirvesinde olduğu dönemde hatırlamayan gençlerin de ilgisini çekmesini umduğunu söyledi.

Harry ve Meghan

Spencer, pazar günü yayımlanan BBC röportajında, İngiliz magazin basınının Prenses Diana’ya yönelik tutumuyla son yıllarda küçük oğlu Harry ve eşi Meghan’a yönelik tutumunu karşılaştırdı. Harry ve Meghan kısa süre önce İngiltere’ye dönmüştü.

Spencer, kız kardeşinin cenazesinde yaptığı konuşmada da dile getirdiği yıpratıcı ve zehirleyici olarak nitelendirdiği etkiden duyduğu rahatsızlığı ifade etti.

Kraliyet görevlerinden çekilmesinin ardından güvenlik korumasından mahrum kalan Harry’nin güvenliği konusunda endişeli olduğunu belirten Spencer, bu durumun kendisini kaygılandırdığını söyledi.

Spencer kitabında ayrıca Diana’nın, kazada hayatını kaybeden Dodi’nin babası Muhammed el-Fayed’i “sevmediğini” yazdı.


ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
TT

ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)

ABD'nin İran hava yolu şirketleri ile İran'a uçuş düzenleyen şirketlere yönelik öngördüğü yaptırım yarın (çarşamba) yürürlüğe giriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'ın İran havacılık sektörüne yönelik uyguladığı ikincil yaptırımlar nedeniyle İran'da faaliyet gösteren tüm hava yolu şirketlerinin önümüzdeki iki gün içinde faaliyetlerini durdurmasını beklediğini söyledi.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile pazartesi günü gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ABD merkezli CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül'den itibaren faaliyetlerini durduracağını söyledi.

Bessent, “Bir İran uçağı herhangi bir havalimanına indiğinde ona yakıt sağlayamaz, iniş hizmeti veremez veya bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar merkezli finans sisteminden dışlanırsınız” dedi.

Uçuşlar sürüyor

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre bugün (Salı) Iran Air şirketi, Türkiye, Azerbaycan ve Irak'taki sivil havacılık kurumlarından İstanbul, Bakü ve Necef seferlerinin durdurulması veya askıya alınmasına ilişkin şu ana kadar herhangi bir bildirim almadı.

Iran Air'in açıklamasına göre söz konusu destinasyonlara uçuş izinlerinde veya seferlerin gerçekleştirilme koşullarında herhangi bir değişiklik olması halinde bu durum, ilgili havacılık makamlarının karar almasının ardından şirkete resmi bildirim yoluyla iletilecek.

Açıklamada, mevcut koşullar dikkate alındığında ve herhangi bir resmi bildirim alınana kadar İran hava yolu şirketinin İstanbul, Bakü ve Necef hatlarındaki uçuş programının mevcut prosedürler doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı.

Iran Air ayrıca resmi bir bildirim alınması ve uçuş programında değişiklik yapılması halinde yolcuların şirketin resmi kanalları aracılığıyla bilgilendirileceğini belirtti.

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Şirvan Doberdeni ise Iran International'a yaptığı açıklamada, Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasının ardından Irak'ın İran'ın dolara erişimi için geriye kalan tek güzergâh haline geldiğini söyledi.

Yaptırımların arka planı

Bu gelişme, ABD Hazine Bakanlığı'nın 8 Eylül'de aldığı ve 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulanmasını öngören kararın ardından yaşandı. Bakanlık söz konusu adımı ekonomik izolasyon operasyonu olarak nitelendirdiği baskı politikasının bir parçası olarak açıkladı.

Listede Iran Air Tour, Iran Aseman, Qeshm Air, Kish Air ve Sepehran gibi büyük şirketler de yer aldı. Şirketler İran hükümetine ve askeri faaliyetlere destek vermekle, aralarında silah, personel ve yasa dışı sevkiyatların taşınmasının da bulunduğu faaliyetlere katılmakla suçlandı.

Buna paralel olarak Bakanlık, İran hava sahası üzerinden bazı uçuşlara izin veren üç havacılık yetkisini de askıya aldı. Söz konusu izinler, ABD dışındaki hava yolu şirketlerinin ABD menşeli ticari uçakları İran'a yapılan seferlerde kullanmasına da olanak sağlıyordu. Bakanlık, hava güvenliğine ilişkin başvuruların ise her vaka özelinde değerlendirileceğini belirtti.

Bakanlık ayrıca listede yer alan İran hava yolu şirketlerine uçak taşımacılığı, kargo hizmetleri ve satış acentesi desteği de dahil olmak üzere hizmet sağlayan yabancı şirketlerin de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Bölgesel yansımalar

Sahada kararın etkileri kısa sürede görülmeye başladı. İran medyasında yer alan haberlere göre Irak hükümeti, 23 Eylül'den itibaren İran'la tüm hava yolu seferlerini durdurma ve İranlı hava yolu şirketlerine yer hizmeti sunmayı kesme kararı aldı. Kaynaklar, bu adımın ABD yaptırımlarına uyma ve ikincil yaptırımlara maruz kalma endişesinden kaynaklandığını belirtti.

Türkiye ve Gürcistan da İranlı hava yolu şirketlerine yönelik hizmetlerini durdurarak benzer adımlar attı.

Pekin'le koordinasyon

Bessent, Tahran'ın en önemli ekonomik ortağı olan Çin'in yeni kısıtlamalara uymasını sağlamak amacıyla Pekin'le yoğun görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Çinli yetkililerin İran'a yönelik ekonomik baskı sürecine büyük ölçüde dahil olduğunu belirten Bessent, Washington'ın Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng'in de aralarında bulunduğu Çinli mali yetkililerle İran'a yönelik ABD yaptırımlarına uyulması konusunda olumlu görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Washington'da yapılması beklenen zirveden iki gün önce yaşanıyor. İran'a yönelik yaptırımlar, ticari anlaşmazlığın yanı sıra zirvenin gündemindeki başlıklardan birini oluşturuyor.

İran'ın havacılık sektörü, uzun yıllardır uygulanan ve ülkenin yeni uçak ve yedek parça satın almasını engelleyen yaptırımlar nedeniyle zaten ciddi ölçüde yıpranmış durumda. Yeni yaptırım paketi, ülkenin hava filosundan geriye kalan kapasitenin de büyük ölçüde devre dışı kalması riskini beraberinde getiriyor.