Politik doğruculuk yahut tarih ve gelecek üzerinde tekelcilik

Muhafazakar çizgideki bazı eleştirmenler politik doğruculuğun, komünizmin Batı değerlerini baltalama yollarından biri olduğunu iddia ediyorlar

Politik doğruculuk teriminin çağrıştırdıkları zaman içinde değişime uğradı (Getty)
Politik doğruculuk teriminin çağrıştırdıkları zaman içinde değişime uğradı (Getty)
TT

Politik doğruculuk yahut tarih ve gelecek üzerinde tekelcilik

Politik doğruculuk teriminin çağrıştırdıkları zaman içinde değişime uğradı (Getty)
Politik doğruculuk teriminin çağrıştırdıkları zaman içinde değişime uğradı (Getty)

Fidel Spiti
Her siyasi düzen, devlet veya siyasi grup, eylemlerinin, çalışmalarının ve kararlarının kendi koşulları çerçevesinde doğru olduğunu ve doğruluğunun da mevcut sonuçlardan çıkarıldığını söyleyerek ‘politik doğruculuğu’ (siyaseten doğruculuk) tekelleştirmek ister.
Bu da, tarihin anlatımı üzerinde bir tekele yol açar. Savaşlarda, anlaşmalarda, dünyaya açıklıkta ya da kapalılıkta ve totaliter rejimlerde olduğu gibi halkı cezalandırmada, hatalar ne kadar büyük olursa olsun, bu sistemler yaptıkları her şeyi politik doğruculuk temelinde meşrulaştırır ve sonra da tarihi olduğu gibi değil, kendi açılarından anlatırlar.

Bir bakış açısı olarak politik doğruculuk
Tarih açısından dünya ülkeleri; tarihi metinlerin otoritenin emriyle yazıldığı ülkeler ve tarihi metinlerin tarafsız veya otorite karşıtı kişiler tarafından yazıldığı ülkeler olarak ikiye ayrılır. Asur'dan Mısır'a kadim Doğu'nun tüm tarihi, hükümdar tarafından bizzat görevlendirilen tarihçiler tarafından saray ve tapınak duvarlarına yazılan metinlerde bize ulaşmış ve bu tarihçiler tarihi hükümdarın gördüğü gibi anlatmışlardır. Dinler tarihinde de olaylar, salt tarihsel bir perspektiften değil, inananların olayları kendi perspektiflerinden ağızdan ağza aktardıkları rivayetlere göre anlatılır.
Modern çağda, örneğin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yönetimindeki Kremlin, Sovyetler Birliği döneminde komünist rejim tarafından özellikle İkinci Dünya Savaşı tarihi ve Nazizmin yenilgisindeki rolüyle ilgili uygulanan politik doğruculuğu savunmak ve tarihin çarpıtılması olarak nitelediği duruma karşı koymak için çetin bir mücadele veriyor. Aynı mücadeleyi Sovyet halkları arasında ayrımcılığın yapıldığı, milyonlarca insanın tutuklanıp Sibirya'ya sürüldüğü Stalinist dönemdeki diğer trajik olayları, içeride eski rejimin ‘devrimci’ meşruiyetini, dışarıda fikri ahlakını düşmanlarına malzeme etmemek için gizlemek için de veriyor.
Rus Novaya Gazetesi’nin ‘Tarihe karşı işlenen suçlar: Rusya geçmişi nasıl tekelleştiriyor?(yani kendisine göre hangi tarih doğru?)’ başlıklı analiz haberine göre ‘Kremlinist’ veya ‘Putinist’ tarihsel anlatıyı ve doğruculuğu teyit etmek için, 2012 yılından bu yana Sovyet dönemi tarihçiliğindeki farklı görüşlerin cezalandırıldığı bir takım yasalar çıkarıldı. Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH), Rusya'nın, iktidarın kendisini meşrulaştırmak için giderek daha fazla sömürmeye başladığı Sovyetler Birliği'nin ‘doğru tarihini’ sürdürmek için kurumlarla ve tarihçilerle nasıl savaştığına, yetkililerin tarihi hafızayı savunmak için nasıl sözde toplumsal örgütler kurduklarına, nasıl bağımsız araştırmacılar üzerinde baskı kurulmasını yasalar çıkardıklarına ve geçmişi tartışmayı nasıl sadece kendi takdirlerine bıraktıklarına dair bir rapor hazırladı. Rus devletinin tarihi tekelleştirme yaklaşımı, 2012 yılında internette ya da başka bir mecrada bilgi ya da haber yayan ve ülke dışından finansal destek alan her sivil toplum kuruluşunun veya bireyin ‘yabancı ajan’ olarak tanınmasını öngören Yabancı Ajan Kanunu’nun onaylanmasından itibaren başladı. Sovyetler Birliği'ndeki siyasi baskıları araştırmak amacıyla kurulmuş olan Rusya merkezli Uluslararası Memorial Derneği kanun çerçevesinde, yabancı ajan olarak sınıflandırıldı. Aynı listede, Ural Dağları’nda ağır işlerde çalıştırılarak cezalandırılan mahkumlar için bir Sovyet kampının kurulduğu bölgede açılan özel bir müze de yer alıyor.
Rusya’nın siyasi sistemi, tarih boyunca Slav halkları arasındaki ilişkilerin yanı sıra Sovyetler Birliği döneminin tarihi anlatısını da sürdürmek ve ayrıca Ukrayna'yı Rusya Federasyonu'nun birliğini bozmak için hatayla kurulmuş bir devlet olarak görmek istiyor.

Diktatörlükte ve demokraside
Böyle bir tarih okumasını ve politik doğruculuk yaklaşımını sadece Ruslar izlemiyor. Çin’in de ülkedeki rönesansın ilk Komünist Devlet Başkanı Mao Zedong tarafından başlatılan ‘Maoist Kültür Devrimi’nin sonucu olarak başladığı şeklinde bir anlatısı var. Oysa bunun tam tersi bir durum söz konusu. Yani esasen Çin’de rönesans, Mao'nun kavramlarının devrilmesi sonrasında başladı.
(Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan da tarihte, Osmanlı İmparatorluğu’nun Müslümanların dünyadaki temsilcisi ve yüzyıllar boyunca ülkelerinin hükümdarı olduğu zamanlara gidiyor ve geçmişin ihtişamını yeniden canlandırmak için bu tür siyasi bir ‘ütopyayı’ halkı arasında yeniden canlandırmak için aktif olarak çalışıyor. Türkiye’de kadınlara üniversitelerde ve kamu dairelerinde getirilen başörtüsü yasağını kaldıran Erdoğan, kendi politik doğruculuk anlayışını benimseyen popülist bir söylemle Ayasofya Müzesi'ni de camiye dönüştürdü.
Bu durum aynı zamanda tarihi muhalifleri yani Pers İmparatorluğu ve uygarlığı ve İslam'ın başlangıcından beri tartışmalı kökleri olan Şii İslam Hilafeti’ni genel siyasi projesine dahil eden İran İslam Cumhuriyeti için de geçerli. Tarih ve gelecek hakkında mutlak hakikate sahip olan totaliter rejimlere daha onlarca örnek verilebilir.
Ancak bu yaklaşım, ihtişamını yeniden kazanma hayali kuran totaliter rejimlerle sınırlı değil. Demokratik rejimlerde de geçerlidir. ABD’de, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler (genellikle muhafazakar eğilimli olan taraf) arasında, politik doğruculuğun ifade ettiği anlam ve bunun sahada nasıl uygulanacağı konusundaki onlarca yıldır süren bir çekişme söz konusu. Elbette iki tarafın da, kendi bakış açılarının doğru olduğuna dair kanıtları var. Örneğin, Mayıs 1991'de dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Michigan Üniversitesi'ndeki yüksek lisans öğrencilerine hitaben yaptığı bir konuşmada, politik doğruculuk kavramını kullandı. Bush, “Politik doğruculuk fikri, ülke genelinde tartışmalara yol açtı. Bu kavram esasen ırkçılığa, cinsiyetçiliğe ve nefret söylemine karşı övgüye değer bir arzudan ortaya çıkmış olsa da tersi bir anlamda kullanılmaya başlandı” ifadelerini kullandı.
ABD’li siyaset analistlerine göre politik doğruculuk özgür düşünceyi öldürür. Çünkü siyaseten doğruculuk belirli bir konuda doğru görüşü ifade etmek yerine, ana konuyu ahlaki sloganların gerisine iter ve orada gizler. Sorun, politik doğruculuğun dayattığı ahlaka uymak zorunda kalanların kalbinde saklı halde kalır. Siyahi bir insana renkli olduğunu söylersek ırkçılık bitmez. Ya da sınır ötesi kaçaklara mülteciler dersek ülkeye yasadışı yollardan yapılan girişler son bulmaz. Veya evsizlerden ‘geçici olarak evsiz’ diye bahsedersek iş olanakları sağlayamaz veya yoksulluğu ortadan kaldıramayız. Siyasi söylemlerini dile getiremeyip yutan insanlar, onları söylemeye ve ifade etmeye motive eden duyguları terk etmeyeceklerdir. Aksine bu duyguları iltihaplanıp, daha zehirli ve zararlı hale gelene kadar içlerinde tutacaklardır.

Politik doğruculuk teriminin tarihi
Politik doğruculuk teriminin çağrışımları zaman içinde değişmiş, anlamı ve neyi ifade ettiğiyle ilgili bu değişiklik, terimin tam olarak ortaya çıkış ​​zamanını öğrenmeyi zorlaştırmıştır. Ancak dünyanın dört bir yanındaki liberaller, bu terimi, kişinin kültüründe, davranışında ve dilinde partinin siyasi çizgisine bağlılığı veya sadakatini vurgulayan öncü komünistlere veya eski muhafızlara atfetseler de 1970’li yıllarda bir grup Avrupalı ​​düşünür ve aydın tarafından bu terim, solcuların kendilerini dil kadar tarih üzerinde de tekelleri varmış gibi gördüklerinden solcuların ‘ilerici’ olarak adlandırdıkları davranış ve dile olan ideolojik bağlılıklarıyla alay etmek için kullanıldı. Aynı durum, ilerici, rönesans, radikal, doktrinsel, uluslararası ve diğerleri gibi siyasi fikir ve deneyimlere atfedilen tanımlamalar için de geçerlidir.
Daha sonra 1980’lerde ABD’li yeni muhafazakarlar (Neo-cons), ülkedeki üniversitelerde ‘birleşik bir siyasi kimlik ve fikir etrafında ortak bir siyasi nesil üretmediği için’ çok kültürlü ve ‘ilerici’ eğitim müfredatına karşı mücadelelerinde bu terimle alay ettiler. Aynı zamanda mücadelesini verdikleri politik doğruculuk yaklaşımlarını yücelttiler.
Muhafazakar çizgideki bazı eleştirmenler politik doğruculuğun, komünizmin Batı değerlerini baltalama yollarından biri olduğunu iddia ediyorlar.  William S. Lind ve Patrick J. Buchanan, politik doğruculuğu, Buchanan'ın ifadesiyle ‘kültürel Marksizm’ aracılığıyla Frankfurt Okulu sol düşüncesinden doğan bir teknik olarak tanımlıyorlar.  Buchanan, ‘Death of the West’ (Batı’nın Ölümü) adlı kitabında politik doğruculuğu, tıpkı Engizisyon’un dini sapkınlıklarla ve onların hoşgörüsüzlük belirtileriyle savaştığı gibi, muhalifleri cezalandırmaya ve toplumsal sapkınlıklarla savaşmaya yönelik bir sistem olarak tanımladı.
Bu durumda mesele, politik doğruculuk teriminin anlamının ve ifade ettiklerinin değişmesinden kaynaklanıyor. Siyaseten doğruculuk, İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer dillerde, bir konuda kamuoyu ile birlikte hareket etmeyi dikkate alan bir kişi tarafından yapılan herhangi bir eylem veya açıklamayı ifade ediyordu. Sanki dindar bir toplumda laik bir politikacının, vatandaşlarının dini duygularını incitmemek ve dolayısıyla partisine olan sempatilerini kaybetmemek için dengeli cümleler söylemesi gibi. Böyle bir politikacı kelime ve ifadelerini seçerken büyük özen gösterir. Dini duygulara dokunan, din ve benzeri konulardaki hassasiyetini gösteren şeyler söyler.
American Heritage adlı İngilizce sözlük, politik doğruculuk terimini, etnik kökenleri, siyasi yönelimleri, sınıf aidiyetleri, cinsel kimlikleri nedeniyle bazı grupların uğradığı tarihi adaletsizlikleri düzeltmek için sosyal, politik ve eğitimsel değişimle ilişkilendirilmek, katkıda bulunmak veya bu değişime yardımcı olmak olarak tanımlar.
Logran Robert sözlüğü ise terimi, etnik bir azınlığı küçük düşüren ve aynı zamanda toplumun genel ahlakını yansıtan ifadelere göz yuman bir söylem veya davranış olarak açıklıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre politik doğruculuğu destekleyenler, başkalarına yönelik algılarımızın, onlar hakkında duyduğumuz ve kullandığımız dil tarafından şekillendirildiğini ve büyük ölçüde etkilendiğini savunuyorlar. Dolayısıyla dil dikkatsizce kullanıldığında farklı kimliklere sahip gruplara karşı önyargılarımız ortaya çıkabilir. Bu nedenle onlara göre politik olarak doğru dilin dikkatle kullanılması, söz konusu grupların ötekileştirilmesini ve toplumdan dışlanmasını önlemeye yardımcı olur.
Politik doğruculuğu savunan önde gelen isimlerinden biri olan Stanley Fish, terimi, iyiyi ve doğruyu yaratmada anahtar bir araç olarak görüyor. Dilin, gerçeklikle ilişkimize aracılık ettiğini, dilin ve söylemin toplumda gücün dağıtılmasındaki temeli oluşturduğunu düşünen Fish’e göre dil, doğası gereği örneğin azınlıklara, kadınlara ve eşcinsellere karşı adaletsizdir ve bunun için siyaseten doğruculuğa ihtiyacımız vardır.



ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
TT

ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)

ABD'nin İran hava yolu şirketleri ile İran'a uçuş düzenleyen şirketlere yönelik öngördüğü yaptırım yarın (çarşamba) yürürlüğe giriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'ın İran havacılık sektörüne yönelik uyguladığı ikincil yaptırımlar nedeniyle İran'da faaliyet gösteren tüm hava yolu şirketlerinin önümüzdeki iki gün içinde faaliyetlerini durdurmasını beklediğini söyledi.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile pazartesi günü gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ABD merkezli CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül'den itibaren faaliyetlerini durduracağını söyledi.

Bessent, “Bir İran uçağı herhangi bir havalimanına indiğinde ona yakıt sağlayamaz, iniş hizmeti veremez veya bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar merkezli finans sisteminden dışlanırsınız” dedi.

Uçuşlar sürüyor

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre bugün (Salı) Iran Air şirketi, Türkiye, Azerbaycan ve Irak'taki sivil havacılık kurumlarından İstanbul, Bakü ve Necef seferlerinin durdurulması veya askıya alınmasına ilişkin şu ana kadar herhangi bir bildirim almadı.

Iran Air'in açıklamasına göre söz konusu destinasyonlara uçuş izinlerinde veya seferlerin gerçekleştirilme koşullarında herhangi bir değişiklik olması halinde bu durum, ilgili havacılık makamlarının karar almasının ardından şirkete resmi bildirim yoluyla iletilecek.

Açıklamada, mevcut koşullar dikkate alındığında ve herhangi bir resmi bildirim alınana kadar İran hava yolu şirketinin İstanbul, Bakü ve Necef hatlarındaki uçuş programının mevcut prosedürler doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı.

Iran Air ayrıca resmi bir bildirim alınması ve uçuş programında değişiklik yapılması halinde yolcuların şirketin resmi kanalları aracılığıyla bilgilendirileceğini belirtti.

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Şirvan Doberdeni ise Iran International'a yaptığı açıklamada, Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasının ardından Irak'ın İran'ın dolara erişimi için geriye kalan tek güzergâh haline geldiğini söyledi.

Yaptırımların arka planı

Bu gelişme, ABD Hazine Bakanlığı'nın 8 Eylül'de aldığı ve 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulanmasını öngören kararın ardından yaşandı. Bakanlık söz konusu adımı ekonomik izolasyon operasyonu olarak nitelendirdiği baskı politikasının bir parçası olarak açıkladı.

Listede Iran Air Tour, Iran Aseman, Qeshm Air, Kish Air ve Sepehran gibi büyük şirketler de yer aldı. Şirketler İran hükümetine ve askeri faaliyetlere destek vermekle, aralarında silah, personel ve yasa dışı sevkiyatların taşınmasının da bulunduğu faaliyetlere katılmakla suçlandı.

Buna paralel olarak Bakanlık, İran hava sahası üzerinden bazı uçuşlara izin veren üç havacılık yetkisini de askıya aldı. Söz konusu izinler, ABD dışındaki hava yolu şirketlerinin ABD menşeli ticari uçakları İran'a yapılan seferlerde kullanmasına da olanak sağlıyordu. Bakanlık, hava güvenliğine ilişkin başvuruların ise her vaka özelinde değerlendirileceğini belirtti.

Bakanlık ayrıca listede yer alan İran hava yolu şirketlerine uçak taşımacılığı, kargo hizmetleri ve satış acentesi desteği de dahil olmak üzere hizmet sağlayan yabancı şirketlerin de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Bölgesel yansımalar

Sahada kararın etkileri kısa sürede görülmeye başladı. İran medyasında yer alan haberlere göre Irak hükümeti, 23 Eylül'den itibaren İran'la tüm hava yolu seferlerini durdurma ve İranlı hava yolu şirketlerine yer hizmeti sunmayı kesme kararı aldı. Kaynaklar, bu adımın ABD yaptırımlarına uyma ve ikincil yaptırımlara maruz kalma endişesinden kaynaklandığını belirtti.

Türkiye ve Gürcistan da İranlı hava yolu şirketlerine yönelik hizmetlerini durdurarak benzer adımlar attı.

Pekin'le koordinasyon

Bessent, Tahran'ın en önemli ekonomik ortağı olan Çin'in yeni kısıtlamalara uymasını sağlamak amacıyla Pekin'le yoğun görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Çinli yetkililerin İran'a yönelik ekonomik baskı sürecine büyük ölçüde dahil olduğunu belirten Bessent, Washington'ın Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng'in de aralarında bulunduğu Çinli mali yetkililerle İran'a yönelik ABD yaptırımlarına uyulması konusunda olumlu görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Washington'da yapılması beklenen zirveden iki gün önce yaşanıyor. İran'a yönelik yaptırımlar, ticari anlaşmazlığın yanı sıra zirvenin gündemindeki başlıklardan birini oluşturuyor.

İran'ın havacılık sektörü, uzun yıllardır uygulanan ve ülkenin yeni uçak ve yedek parça satın almasını engelleyen yaptırımlar nedeniyle zaten ciddi ölçüde yıpranmış durumda. Yeni yaptırım paketi, ülkenin hava filosundan geriye kalan kapasitenin de büyük ölçüde devre dışı kalması riskini beraberinde getiriyor.


Trump: İran'la anlaşma ya da onu cehenneme gönderme seçeneğini değerlendiriyorum

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
TT

Trump: İran'la anlaşma ya da onu cehenneme gönderme seçeneğini değerlendiriyorum

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (salı) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada İran'la anlaşmaya varmak ile İran'ı cehenneme göndermek arasında bir seçim yapmayı değerlendirdiğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın  Fransız Haber  Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Trump, Tahran'la anlaşmaya varma ihtimalini de gündeminde tutuyor.

ABD Başkanı, Tahran'la anlaşma ihtimalinin kasım ayındaki ara seçimlerden sonra güçlenebileceğini ifade etti.

Trump, bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmaya ABD ekonomisinin gücüne övgüde bulunarak başladı. Katılımcılara hitaben, “Size gururla şunu söyleyebilirim: Amerika geri döndü ve ülkemiz bugün her zamankinden daha güçlü” ifadelerini kullandı.

ghyj
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AFP)

Rusya ve Ukrayna arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya yakın gelecekte varılabileceğini belirten Trump, “Rusya ve Ukrayna liderleriyle yakın bir şekilde çalışıyoruz ve bu işi tamamlayacağız. Bunun insanların düşündüğünden daha hızlı gerçekleşeceğine inanıyorum. Bu durumdan bıktılar” dedi.

UCM'den çekilme çağrısı

ABD Başkanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) üye ülkelere mahkemeden çekilme çağrısında bulundu. Trump, UCM'yi kontrolden çıkmış bir kurum» ve «kötü niyetli bir grup insan olarak nitelendirdi.

Washington'ın ABD ordusu mensuplarının ABD karşıtı olarak nitelendirdiği bir kurum tarafından yürütülen dayanaksız davalara tabi tutulmasına izin vermeyeceğini belirten Trump, “Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin tüm üye ülkelerini bu başına buyruk kurumdan derhal resmen çekilmeye çağırıyorum” dedi.

Küba'daki komünist rejim düşecek

Trump konuşmasında ABD ablukası altındaki Küba'ya da değinerek ülkenin düşeceğini söyledi ve yönetiminin komünist yönetim altındaki adada köklü bir değişim görmek istediğini belirtti.

ABD Başkanı, “Küba'daki komünist rejim, şimdiye kadar karşılaştığı en güçlü baskıyla karşı karşıya... Düşecek” dedi. “Özgürlük Küba'ya ulaşacak” ifadesini kullanan Trump, Washington'ın Havana ile müzakereler yürüttüğünü de belirtti.

cvfgbhj
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)

Trump, geçen yıl Birleşmiş Milletler'deki konuşmasında çatışmacı üslubuyla gündeme gelmiş ve aralarında iklim politikaları ile kitlesel göçün de bulunduğu çeşitli konular nedeniyle başka ülkelerin cehenneme gittiğini söylemişti.

Trump'ın konuşması, Orta Doğu'da istikrarsızlığın sürdüğü ve yaklaşık beşinci yılına yaklaşan Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde yoğun diplomatik temasların yaşandığı sırada gerçekleşti. Trump, savaşları sona erdirmek amacıyla defalarca arabuluculuk girişiminde bulunmuştu.

ABD Başkanı'nın konuşmasının ardından ikili görüşmeler veya grup toplantıları kapsamında en az 11 dünya lideriyle bir araya gelmesi planlanıyor.

Trump'ın planlanan görüşmeleri

Trump'ın bugün ilerleyen saatlerde İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Körfez ülkeleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman, Kuveyt ve Katar'ın temsilcileriyle görüşmesi bekleniyor.

bg
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen 81. Genel Kurul oturumunda konuşurken (AFP)

Trump'ın akşam saatlerinde düzenlenecek liderler resepsiyonunda da çok sayıda liderle kısa görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Trump, pazartesi günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmüştü. Bugünkü programına yeni görüşmelerin eklenmesi de muhtemel.

Çok sayıdaki lider görüşmesi, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde dış politikaya verdiği önemi yansıtıyor. Trump bu dönemde çeşitli savaşlara müdahil olurken uzun süredir devam eden ittifakları sorguladı, müttefiklerini işgal etmekle tehdit etti ve 10'dan fazla çatışmada arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu girişimler farklı düzeylerde sonuç verdi.

Ancak ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın etkileri özellikle geniş kapsamlı oldu. Savaş küresel akaryakıt fiyatlarının yükselmesine, Trump'ın kamuoyu desteğinin gerilemesine ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde yarışacak Cumhuriyetçiler açısından zorluklara yol açtı.

Reuters-Ipsos tarafından pazartesi günü yayımlanan bir ankete göre Trump'ın görev onayı yüzde 32'ye gerileyerek şimdiye kadarki en düşük seviyeye düştü. Ankette Cumhuriyetçiler arasındaki memnuniyetsizliğin, Trump'ın hayat pahalılığıyla mücadele yöntemine yönelik tepkilerden kaynaklandığı belirtildi.

Müttefikleri ve siyasi rakipleri ayrıca Trump'ın Venezuela'nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ile gerçekleştireceği ilk görüşmeyi de yakından izleyecek. Rodriguez, ABD güçlerinin ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yakalayarak uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanmak üzere New York'a götürdüğü operasyonun ardından Trump yönetiminin desteğiyle iktidara geldi.

vbghyju
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026'da New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'i işaret ederken (AP)

Trump'ın müttefikleri, ABD'nin Venezuela'nın petrol sektörünü Amerikan yatırımlarına açmak için Rodriguez yönetimiyle birlikte çalıştığını söylüyor. Ancak Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesinde yeni seçimlerin yapılması için yeterli baskıyı uygulamadığını savunuyor.

Trump, Danimarka ve Grönland liderleriyle gerçekleştireceği görüşmede, adadaki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi ve jeopolitik rakiplerin varlığını sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşma imzalayacak.

Danimarka ve Grönland yetkilileri, anlaşmanın Trump'ın daha önce Grönland'ı güç kullanarak ele geçirme ihtimaline işaret eden açıklamalarına son vermesini umuyor.


Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."