Suriye rejimi binlerce sivilin kaçtığı Dera el-Beled’i kuşatmaya hız verdi

Dera el-Beled'de yıkılan evler (arşiv - AFP)
Dera el-Beled'de yıkılan evler (arşiv - AFP)
TT

Suriye rejimi binlerce sivilin kaçtığı Dera el-Beled’i kuşatmaya hız verdi

Dera el-Beled'de yıkılan evler (arşiv - AFP)
Dera el-Beled'de yıkılan evler (arşiv - AFP)

Şam rejimi, Suriye'nin güneyindeki Dera el-Beled'den binlerce sivilin kaçmasının ardından bölgeye yönelik kuşatma hamlelerini hızlandırdı.
Diğer yandan yeni bir müzakere turu beklentisin hakim olduğu bölgede temkinli bir sakinlik var.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi dün yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Şimdiye kadar bir çözüm bulunamadı. Bölgedeki aşiretlerin dün yaptıkları açıklamalarla ortaya çıkan gergin atmosfer ile Dera’da şu an temkinli bir sakinlik hüküm sürüyor. Ayrıca Saraya yolu halen kapalı durumda ve Dera bölgesi rejimin taleplerine boyun eğdirmek için kuşatılıyor.”
Gözlemevi dün rejim güçleri ve Dördüncü Tümen'in Dera el-Beled'deki yerleşim bölgelerine ağır makineli tüfekler ve topçu mermileriyle düzenlediği saldırı sonucu çok sayıda sivilin yaralandığını aktardı. Önceki gün de kenti çevreleyen kontrol noktalarından onlarca top atışı yapıldı. Dera kırsalındaki Nahite kasabasına yaklaşık 20 top mermisi isabet etti.

Rejim güçleri, bölgede toprak bariyerler inşa ederek askeri müdahalelerin artması sebebiyle Dera'nın çeşitli mahallelerinden kaçmaya çalışan vatandaşların kullanabileceği tek yolu da kapattı.
Dera halkı ile rejim güçleri arasında Rus himayesinde devam eden müzakerelerde çözüme ulaşılamaması bölgede tansiyonun yükselmesine sebep oluyor. Horan aşiretleri önceki gün şu açıklamada bulundu:
"Çeşitli bahanelerle Horan topraklarında artan askeri yığınağı kınıyoruz. Dera'nın kuzeybatı kırsalındaki el-Beled ve Casim'i kentlerinin halkına uygulanan haksız kuşatmaya karşıyız. Sürekli ölüm, yıkım, fırtına ve yerinden etme tehdidini var. Bunları herhangi bir ülkenin kendi vatandaşlarına uygulamaması gereken saldırganlık eylemleri olarak görüyoruz."
Açıklamada, Dera el-Beled ve kuşatma altındaki tüm şehir ve köylerden kuşatmanın kaldırılması, Horan topraklarındaki tüm askeri eylemlerin durdurulması, güneyde İranlı milislerin ve Hizbullah'ın her ne isim altında olursa olsun tehdidine son verilmesi, insani yardımın derhal girişinin sağlanması ve 2018 yerleşim anlaşmasının garantörü olan Rusya’nın taahhütlerine bağlılık gösterilmesi çağrısında bulunuldu.”
Birleşmiş Milletler'in yaptığı açıklamaya göre rejim güçleriyle birkaç gündür yaşanan askeri gerginlik sonucu Suriye'nin güneyindeki Dera kentinden, yerel savaşçıların kontrolündeki bölgelerden 18 bin sivil kaçtı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği perşembe günü yaptığı açıklamada, düşmanca eylemlerin artmasının 28 Temmuz'dan bu yana en az 18 bin sivili Dara el-Beled'den kaçmaya zorlandığı aktarıldı. Rejim güçleriyle anlaşma yapmış olan muhalif savaşçılar ise Dera’nın güney mahallerindeki varlıklarını sürdürüyorlar.

Açıklamada, şehirde rejim güçlerinin kontrolü altındaki bölgelere atıfta bulunularak “Birçok sivil Dera merkezine ve çevredeki bölgelere kaçtı. Dera el-Mahatta'daki okullara sığınan yüzlerce kişi var"  ifadelerine yer verildi.
Dera şehri, rejim güçlerinin Temmuz 2018'de kontrolü yeniden ele geçirmesinden sonra muhalif grupların savaşçılarının ayrılmadığı tek bölge. Zira Moskova'nın garantörlüğünde yapılan uzlaşma anlaşması ile askeri operasyonlara son verildi. Böylece rejim güçleri şehrin belirli bölgelerine konuşlanırken hafif silahlı muhalif savaşçılar ise Dera şehrinin güney mahallerindeki birkaç alanda varlıklarını sürdürdüler. Bazı eski muhalif savaşçılar, Suriye ordusunda Rusya tarafından desteklenen bir grup olan Beşinci Kolordu'ya katıldılar.
Dera şehri 2018'den bu yana rejim güçleri ile ülkenin kuzeybatısına göçmüş olan muhalif savaşçı gruplar arasında yaşanan çatışmalara tanık oluyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet perşembe günü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Dera el-Beled ve diğer mahallelerde görmüş olduğumuz iç karartıcı tablo, bu bölgelerdeki sivillere yönelik ciddi tehlikeler olduğunu teyit ediyor. Bölgedeki siviller, tekrar tekrar çatışmalara ve şiddet olaylarına maruz kalıyorlar. Gerçekten de kuşatma altına alınmış durumdalar. Dera'daki sivillerin acısını dindirmek için bir an önce ateşkes uygulanmalıdır. Ayrıca çatışmanın taraflarını hızlı ve engelsiz insani yardım erişimine izin vermeye ve kolaylık sağlamaya davet ediyorum.”
Rejim güçleri geçtiğimiz haftalarda Dera el-Beled üzerindeki kısıtlamaları kademeli olarak artırdı. Birleşmiş Milletler'e göre, bölge sakinlerinin şehre giriş ve çıkışları için kullandıkları tek yolu "sıkı güvenlik kontrolleri" altında ve yaya olarak kullanmalarına izin veriliyor.



Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
TT

Iraklı gruplardan silahların sınırlandırılması planına yeni şart: Peşmerge de kapsama alınsın

 Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)
Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat'ta düzenlenen güvenlik koordinasyon toplantısında. (Hükümet medyası)

Irak'taki silahlı gruplar, Kürdistan Bölgesi'ndeki Peşmerge güçlerinin de yeni bir yasayla yürürlüğe konulması planlanan "silahların sınırlandırılması" kapsamına alınmasını şart koştu. Buna karşılık, geçtiğimiz ay silahlarını teslim ettiğini açıklayan Asaib Ehlil-Hak grubunun lideri Kays el-Hazali, Kürt güçlerinin "anayasal olduğunu ve yasalar çerçevesinde tanındığını" belirtti.

İran'a yakın Iraklı gruplar, silahların sınırlandırılması planını kabul etmek için farklı şartlar öne sürüyor. Gözlemciler ise bu grupların bölgedeki İran-ABD çatışmasının sona ermesini bekleyerek, zaman kazanmaya çalıştığı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi ittifakının önde gelen isimlerinden Hazali, dün gece televizyonda yaptığı açıklamada, "Peşmerge anayasal bir kurumdur ve silahların sınırlandırılması kriterlerine tabi değildir" dedi. Hazali, söz konusu güçlerin yasalar kapsamında tanındığını belirtti.

Hazali, "Silahların devletin elinde toplanması, devlet kurumlarının istikrarı açısından meşru bir hedeftir" ifadelerini kullanırken, Şii siyasetçilerin bu projede diğer kesimlerden daha fazla sorumluluk taşıdığını söyledi.

Silahların devlet kurumlarına devredilmesi sürecinin "gerçek ve göstermelik olmayan" bir şekilde yürütüldüğünü savunan Hazali, "Asaib Ehlil-Hak'ın silahları Haşdi Şabi bünyesinde sınırlandırıldı" dedi.

Hazali'nin Peşmerge güçlerine ilişkin tutumu, Kürt silahlı oluşumlarının silahsızlandırılmasını şart koşan silahlı grupların da dahil olduğu Şii güçler arasındaki keskin görüş ayrılığını ortaya koydu.

Başbakan Ali ez Zeydi'nin hükümet programının temel başlıklarından biri olarak "silahların sınırlandırılmasını" belirlediği, Asaib Ehlil-Hak'ın da diğer bazı silahlı gruplarla birlikte bu uzlaşma sürecine katıldığı belirtiliyor. Grupların bu adımla üzerlerindeki uluslararası baskıyı azaltmayı, siyasi ve yürütme organlarında yer alma imkanlarını genişletmeyi umduğu ifade ediliyor.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan ise dün yaptığı açıklamada, silahların akıbetinin belirlenmesi konusunda silahlı gruplarla "üst düzeyde görüşmeler yürütüldüğünü" söyledi. Ancak uygulamanın, Uluslararası Koalisyon'un 30 Eylül'de sona erecek görevinin tamamlanmasının ardından başlayacağını belirtti.

Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)
Asaib Ehl el-Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali. (AFP)

Herkesi kapsayan yasa

Hazali'nin açıklamaları, Irak basınında silahlı gruplarla yürütülen görüşmelerin perde arkasına ilişkin yayımlanan haberlerin sonrasında geldi.

Bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan haberlerde, silahlı grupların Peşmerge güçlerini de kapsayacak şekilde herkesin silahlarını sınırlandırmasını öngören yeni bir yasanın çıkarılmasını şart koştuğu bildirildi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Bazı grup yetkilileri, Koordinasyon Çerçevesi'ndeki siyasilere silahların sınırlandırılmasının herkes için uygulanması gerektiğini iletti. Öneri, ülke genelindeki bütün silahların tek bir hukuki çerçeve kapsamında sınırlandırılmasını, düzenlenmesini ve yönetilmesini; böylece uygulamaların bir tarafa karşı yürütülürken diğer tarafa karşı seçici biçimde uygulanmasının önüne geçilmesini amaçlıyor" dedi.

Kaynaklara göre önümüzdeki dönemde silahların sınırlandırılması, düzenlenmesi ve yönetilmesine ilişkin özel bir yasa taslağı hazırlamak üzere bir komisyon kurulacak. Taslak, hukuki incelemenin ardından siyasi güçlerin katılımıyla oylanmak üzere Temsilciler Meclisine sunulacak.

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) liderinin medya danışmanı Kifah Mahmud, "Irak Anayasası Peşmerge'nin silahlarının meşruiyetini kabul ediyor" dedi ve Hazali'nin açıklamasını "gecikmiş bir kabul" olarak nitelendirdi.

Mahmud, federal hükümetin Peşmerge'nin silahları, teçhizatı ve askeri birlikleri hakkında tam bilgi sahibi olduğunu belirterek, Peşmerge'nin "Irak'ın resmi askeri yapılanmasının temel bir parçası" olduğunu söyledi.

Mahmud, Bağdat'taki silahların sınırlandırılması tartışmasına Peşmerge dosyasının dahil edilmesinin, iktidar koalisyonu içindeki anlaşmazlıkların derinliğini gösterdiğini ve dikkatleri krizin asıl nedenlerinden uzaklaştırma çabasını yansıttığını söyledi.

Bu kapsamda siyasi bir kaynak da hükümetin silahların sınırlandırılması planının önündeki en önemli engelin, iktidar koalisyonunun kendi içindeki bazı isimlerin silahsızlandırma konusunda uzlaşamaması olduğunu kaydetti.

Kaynağa göre bazı siyasi aktörler, söz konusu grupların "güç ve nüfuzlarından mahrum bırakılmaması gerektiği" görüşünde.


ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
TT

ABD’nin Iraklı Kürtleri yüzüstü bırakması İran’ın işine yarıyor

 Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)
Trump yönetimi geçtiğimiz günlerde Kürt yetkililere yardımların 30 Eylül’de sona ereceğini bildirdi. (Getty Images)

John Bolton

ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri; Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki askeri varlığı azaltmayı hedefleyen izolasyon yanlısı Amerikalı yetkililerin yürüttüğü politikanın son kurbanı oldu.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) yönelik ABD askeri yardımları daha önce görülmemiş bir tehdit altında. BBC tarafından hazırlanan bir rapora göre Amerikalı yetkililer, Kürt makamlarına yardımların -bütün ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesine paralel olarak- 30 Eylül’de kesileceğini bildirdi. Daha önceki raporlarda güvenlik yardımlarının sonlandırılabileceği ihtimalinden bahsedilmiş olsa da net bir son tarihin belirlenmesi, bu ihtimali uygulanmaya her zamankinden daha yakın hale getiriyor.

Washington’un İran ile savaş sonrası döneme ilişkin strateji geliştirmesi beklenen bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş sürecinde net hedeflerden yoksun olması bu yöndeki her türlü ciddi çabayı engelliyor gibi görünüyor. Bölgeye yönelik tutarlı bir vizyon hazırlamak yerine, yönetim içindeki izolasyon yanlısı yetkililer, Trump’ın ‘bitmeyen savaşları sona erdirme’ vaadini yerine getirme kılıfı altında, Ortadoğu’daki ABD askeri varlığını ne pahasına olursa olsun azaltmaya çalışıyor. ABD’nin tarihsel müttefiki olan Kürt Peşmerge güçleri de bu politikanın son kurbanı olmuş gibi görünüyor.

Gözlemciler, kademeli ABD çekilmesinin sadece devam eden İran tehditleri nedeniyle değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel hırsları sonucunda da büyük riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Bölgede devam eden çatışmalar ve manevralar gölgesinde, bölgesel veya uluslararası güçlerin Kürtlerin bir asırlık acılarını yeniden değerlendirmeye niyetli olmadığı görülüyor. Ancak aynı zamanda, başta ABD olmak üzere etkili aktörler, İran rejiminin 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en zayıf döneminden geçtiği bir sırada, Tahran’ın çıkarına hizmet edecek kararlar almanın sonuçlarını göz ardı edemez.

ABD’deki ara seçim kampanyaları şu anda Beyaz Saray’ın tüm dikkatini çekse de bu süreç 3 Kasım’da sona erecek ve Trump’ın Ortadoğu’daki çalkantılarla yüzleşmekten başka seçeneği kalmayacak.

İran’ın, İsrail ve Körfez Arap ülkelerine karşı uyguladığı ‘ateş çemberi’ stratejisi artık bir enkazdan ibaret; askeri-endüstriyel kompleksinin büyük bir kısmı ise felç olmuş veya imha edilmiş durumda. Buna rağmen Washington’un kafa karışıklığı ve çelişkilerle dolu hamleleri, tatmin edici olmaktan çok uzak bir sonuç doğurdu. ABD’nin hedefleri belirsizdi; saldırı öncesi hazırlıklar, planlama ve siyasi destek toplama çabalarının tamamı yetersiz kaldı. Askeri eylemlerin kendisi tamamlanmamış olarak kalırken, İran içindeki geniş muhalefeti harekete geçirmedeki başarısızlık, belirgin bir siyasi ve askeri üstünlüğe sahip olmalarına rağmen ABD ve İsrail’i kesin bir zafer kazanmaktan mahrum bıraktı. Tahran’a karşı savaş bu derece kötü yönetilmiş olsa da rejim değişikliği ihtimali dahil olmak üzere başarıya ulaşmak hâlâ mümkün.

İranlı Kürtlerin, rejime karşı iç muhalefeti mobilize etmeyi amaçlayan her türlü çabaya dahil edilmesi, bu yaklaşımı savunanların gözünde kritik bir unsur olarak görülüyor. Nitekim Kürtler, İran nüfusunun yüzde 8 ila 10’unu oluşturuyor ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatısında yoğunlaşmış durumdalar.

İsrail’in, diğer muhalif unsurlara dağıtılacak silahlar da dahil olmak üzere Kürtlerin bu doğrultuda hareket etmesine yardım etmeyi ve onlara silah sağlamayı planladığı bildirilmişti. Ancak aktarılanlara göre Erdoğan, Trump’ı arayarak operasyonu durdurması konusunda ikna etti ve bu planı boşa çıkardı.

Böylece Kürt kartı devreye sokulmadığı gibi Washington veya Tel Aviv iç muhalefeti harekete geçirecek alternatif bir program da başlatmadı. Önlenmesi mümkün olan bu başarısızlıklara rağmen, ABD ve İsrail hava saldırıları, henüz dengesini kazanamamış olan rejimde derin çatlaklar yarattı.

Bu bağlamda Peşmerge güçlerine sağlanan yardımın kesilmesi, ABD’nin bölge genelinde Kürtlerle olan bağlarını koparma sürecinde olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilecektir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Erdoğan gibi politikalar izleyen diğer liderler de konuyu aynı şekilde görecektir; zira zor zamanlarda müttefikleri terk etmek asla akılcı bir karar değildir.

Gerek İran içinde gerekse dışında Kürt askeri kapasitesinin zayıflatılması, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve rejim içindeki şahin kanadın çıkarına hizmet edecektir. Bu kesim, ABD’nin iradesindeki gerilemenin Washington içindeki izolasyonist seslerin nüfuzuyla birleştiğinde, ABD’nin kendileriyle yüzleşme yeteneğini azalttığına inanıyor.

Bu durum, şahinlerin iktidara tutunma ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı ile Ortadoğu’nun daha geniş alanlarında hakimiyet kurma, ayrıca İslam dünyasındaki varlıklarını güçlendirme şeklindeki uzun vadeli hedeflerine ulaşma kararlılığını artıracaktır. Kısa vadede bu gelişme, İran’ın IKBY’deki hedeflere yönelik saldırılarını artırmasına da yol açabilir.

Irak içinde ise Peşmerge’nin zayıflaması Kudüs Gücü için Tahran’ın tüm terör kolları arasında en az zarar gören grubu olan Haşdi Şabi güçlerini güçlendirmeye devam etme yönünde bir teşvik oluşturacaktır.

Haşdi Şabi, özellikle kalan ABD askeri personelinin 30 Eylül’e kadar ülkeden ayrılmaya hazırlandığı bu dönemde, ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya çalışan Irak toplumunun tüm farklı unsurları için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçilerin aynı süre zarfında İran yanlısı milislerin silahsızlandırılması yönündeki çağrılarına rağmen, bu hedefe ulaşılması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.

Tahran bir yandan İran içindeki kapasitesini yeniden inşa etmeyi, diğer yandan da Haşdi Şabi’yi Hizbullah’ın daha güçlü ve etkili versiyonuna dönüştürerek pekiştirmeyi başarırsa, ‘ateş çemberi’ yapılanmasını çok daha güçlü bir şekilde yeniden kurma yolunda büyük bir mesafe kat etmiş olacak.

Olası yansımalar yalnızca İran’ın nüfuzuyla da sınırlı değil; Kürt güçlerinin zayıflatılması, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de saflarını yeniden toparlamasına yardımcı olacak koşulları da hazırlayabilir.

Bu perspektiften bakıldığında, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre edilmesi ilave bir endişe kaynağı yaratıyor. Önümüzdeki süreçte Kürt çıkarlarının yeterince korunup korunmayacağı ve Kürt lider Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın danışmanı sıfatıyla gerçekten etkili bir rol oynayıp oynamayacağı belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, Kürtlerin konumunu zayıflatan ABD adımlarının uzun vadeli vahim sonuçları olacaktır. IKBY onlarca yıldır çalkantılı bir bölgede istikrar vahası olmayı sürdürmüştür; bu da ABD’nin bölgeye sağladığı askeri desteğin vazgeçilmek yerine, korunması gereken stratejik bir tercih olduğunu göstermektedir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir arada

Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
TT

Suriye'nin Süveyda kentinde "yol haritası" yeniden gündemde: Çözüm umudu ve yönteme ilişkin endişeler bir arada

Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)
Eylül 2025'te Süveyda yol haritasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında Şeybani, Safedi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack bir arada. (Arşiv-EPA)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki krizin çözümüne yönelik "yol haritası" sürecinin son günlerde ABD, bölge ülkeleri ve yerel aktörlerin diplomasi gündemine güçlü biçimde yeniden dönmesi, vilayet halkının büyük bölümünde olumlu karşılandı. Sürecin yeniden canlanması çözümün yakın olduğu yönünde umut yaratırken, "çözümün nasıl uygulanacağına" ilişkin endişeler de devam ediyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 18 Ocak 2026'da Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile tokalaşırken. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 18 Ocak 2026'da Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile tokalaşırken. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu" ise ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın geçen pazar günü krizin çözüm sürecine ilişkin açıklamalarından sonra yaptığı ilk değerlendirmede, "radikal güçler" olarak nitelendirdiği gruplarla "zorla entegrasyon çözümleri" dayatılması veya dışarıdan vesayet kurulmasına yönelik her türlü girişimin "başarısız olmaya mahkûm olduğunu ve sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacağını" belirtti.

Suriye'nin Süveyda kentinin girişinden bir görüntü. (SANA)
Suriye'nin Süveyda kentinin girişinden bir görüntü. (SANA)

Yol haritası yeniden canlanıyor

Süveyda krizinin, ABD ve Ürdün'ün desteğiyle Eylül 2025'in ortalarında Şam'da açıklanan "yol haritası" doğrultusunda çözümüne yönelik sürecin yeniden canlandığı değerlendirmeleri yapılırken, Barrack geçen pazar günü X hesabından yaptığı paylaşımda, "yol haritasının Süveyda vilayetinin onurunu koruyarak, Suriye'ye yeniden entegre edilmesine yönelik bir süreç olduğunu" ifade etti.

Barrack, Dürzi toplumunun bütün haklara sahip olması ve vatandaşlık yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini ifade ederek, bunun "sorunlara geri dönmek dışında herhangi bir yere ulaşmanın tek yolu" olduğunu kaydetti.

Bu açıklamanın ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani de ertesi gün Şam'ın "Süveyda'da barışı tesis etmek ve istikrarı güvence altına almak amacıyla yol haritasını kararlılıkla uygulamaya devam ettiğini" belirtti.

Şeybani, hükümetin vilayetin ulusal bütünleşme içindeki yerini yeniden tesis etmek ve bu asli topluluğun üyelerinin bütün vatandaşlık haklarından yararlanmasını ve yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için çalıştığını kaydetti. Devletin bu süreci baltalamaya yönelik girişimlere karşı kararlı biçimde duracağını vurgulayan Şeybani, "silahın tek elde bulunması ve caydırıcılık kararının yalnızca devlete ait olmasının mutlak bir egemenlik hakkı" olduğunu ifade etti.

Süveyda kentinde Hicri'ye bağlı silahlı gruplardan militanlar. (Süveyda 24 Ağı)
Süveyda kentinde Hicri'ye bağlı silahlı gruplardan militanlar. (Süveyda 24 Ağı)

Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur'un salı günü yaptığı açıklama da iyimserliği artırdı. El-Bekkur, "Çözüm yönünde ciddi adımlar var. Yavaş ilerlese de umut mevcut ve gelecek daha iyi olacak" ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü ise "yol haritasının" uygulanması, Şam'da Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi'nin katılımıyla gerçekleştirilen iki ülke hükümetleri arasındaki "Yüksek Koordinasyon Konseyi"nin üçüncü toplantısının ana gündem maddelerinden biri oldu.

Süveyda'nın bazı bölgeleri hâlâ yerel silahlı grupların kontrolünde

Temmuz 2025'te Dürziler ile bölgede yaşayan aşiretler arasında çıkan ve hükümet güçlerinin de müdahil olduğu çatışmaların şiddet olaylarına dönüşmesinden bu yana Süveyda kentinin yanı sıra vilayetin bazı bölgeleri yerel silahlı grupların kontrolünde bulunuyor.

Süveyda, ülkenin tamamında kontrolünü tesis etmeye çalışan yeni Suriye yönetiminin hâlen tam anlamıyla hâkimiyet kuramadığı son bölgeler arasında yer alıyor.

Bu gruplardan biri, yeni Suriye yönetiminin en sert muhaliflerinden biri olan Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri'ye bağlı "Ulusal Muhafızlar". Hicri, "kendi kaderini tayin etme hakkı" talep ediyor ve İsrail'in desteğiyle Süveyda'da "Başan Devleti" olarak adlandırdığı bir yapı kurulmasını savunuyor. Hicri ayrıca kısa süre önce Dürzi topluluğunun "İsrail Devleti'nin ayrılmaz bir parçası" olduğunu ileri sürdü.

Halkta çözüm umudu, yönteme ilişkin kaygı

Süveyda kentindeki yerel kaynaklar, Barrack ve Şeybani'nin açıklamalarının "olumlu bir etki yarattığını" belirtti.

Yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, "Yol haritasının yeniden gündeme gelmesi, çözümün bu çerçevede yakın olduğu yönündeki umudu yeniden canlandırdı. Şeybani'nin ciddi çözüm çabalarının sürdüğünü vurgulaması da genel bir rahatlama yarattı" değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte bazı yerel kaynaklar, halk arasında "önümüzde ne olacağına ilişkin bir kaygının" hâkim olduğunu aktardı.

Kaynaklardan biri, "Herkes çözümün artık yakın olduğuna ikna olmuş durumda, ancak çözümün yöntemine ilişkin endişeler var. Bazıları Temmuz 2025'te yaşananların tekrarlanmasından, bazıları ise iç çatışmadan korkuyor" dedi.

Kaynak, kendi kaderini tayin hakkını savunan kesimlerde ise "kışkırtma, kaygı yaratma, çatışma çağrıları ve diyaloğu reddetme tutumunun" sürdüğünü belirterek, bu grupların "çözümün kendi sonları anlamına geleceğine inandıkları" değerlendirmesinde bulundu.

Yol haritasının maddeleri

Daha önce Hicri ve "Ulusal Muhafızlar" tarafından reddedilen yol haritası, aralarında sivillere ve onların mülklerine saldıranların hesap vermesinin sağlanması, insani ve tıbbi yardımların sürdürülmesi, zarar görenlerin zararlarının tazmin edilmesi ve köy ile kasabaların yeniden imar edilmesinin de bulunduğu bir dizi madde içeriyor.

Plan ayrıca temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını, normal yaşamın yeniden başlaması için gerekli koşulların oluşturulmasını, yolların korunması ve ulaşım ile ticaretin güvence altına alınması amacıyla hükümet güçlerinin konuşlandırılmasını öngörüyor.

Bunun yanı sıra kayıp kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, gözaltında tutulan ve kaçırılan kişilerin ailelerine teslim edilmesi ve Süveyda'nın bütün topluluklarından halkın katılımıyla bir iç uzlaşma sürecinin başlatılması da yol haritasında bulunuyor.

Barrack'ın pazar günkü paylaşımında "Yönetimin olmadığı yerde boşluğu çeteler doldurur" ifadelerini kullanmasına ilişkin Süveyda'daki kaynaklar, Barrack'ın "mevcut durumu doğru teşhis ettiğini" belirtti.

Kaynaklar, Barrack'ın "diyaloğun alternatifinin uzun sürecek bir yas olacağı" yönündeki sözlerinin, özellikle diyaloğu reddeden tarafların tutumu nedeniyle ciddi endişelere yol açtığını ifade etti.

Dürzi gruptan zorla entegrasyon tepkisi

Öte yandan Süveyda'daki "Dürzi Tevhidciler Dış Bürosu", bölgesel ve uluslararası siyasi aktörlerin, Süveyda'nın "radikal ve terörist güçlerin devamı olarak gördükleri bir yönetim sistemine zorla yeniden entegre edilmesine" yönelik açıklamalar yaptığını belirtti.

Süveyda'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafı ile Şeyh Hikmet el-Hicri'nin fotoğrafı birlikte. (Arşiv – sosyal medyada dolaşımda)
Süveyda'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafı ile Şeyh Hikmet el-Hicri'nin fotoğrafı birlikte. (Arşiv – sosyal medyada dolaşımda)

Büro, bu açıklamaların "halkın iradesini ve verdiği mücadeleyi kasıtlı olarak görmezden geldiğini" savundu.

Yazılı açıklamada, "Süveyda halkı, evlatlarının kanı ve güvenliği uğruna ağır bedeller ödedi. Süveyda'nın bir kurban veya Temmuz 2025 öncesine döndürecek bölgesel anlaşmaların pazarlık kozu olarak kullanılmasını kabul etmeyeceğiz" ifadeleri kullanıldı.

Büro, "bağların koparılması ve kendi kaderini tayin etme seçeneğinin bir müzakere manevrası değil, varoluşsal bir gereklilik ve toplumlarını ve topraklarını terör tehdidi ile zorunlu bağımlılıktan korumak için doğal bir hak" olduğunu savundu.

Açıklamada, dışarıdan vesayet kurulmasına veya "radikal güçler" olarak tanımlanan taraflarla "entegrasyon çözümlerinin" zorla dayatılmasına yönelik her türlü girişimin "sahadaki güçlü iradeyle karşılaşacak başarısız bir girişim" olacağı kaydedildi.

Büro, "Dağın geleceğine yalnızca kendi topraklarındaki evlatları karar verir; büyükelçilikler veya kapalı kapılar ardında hazırlanan anlaşmalar değil" ifadelerini kullandı.